İyi Yazarlar
İyi Okurlar

Kürşat Koyuncu

1 / Puan: 15.87

Ankara

Bulut Sever

3 / Puan: 8.5

İstanbul

Abdullah Fakiroğlu

4 / Puan: 6.57

İstanbul

Ömer Poyraz

6 / Puan: 5.2

İstanbul

Aykut Giray

7 / Puan: 5.06

Yozgat

Sıla Münir

12 / Puan: 3.97

İstanbul

Minel Alya Bayrak

30 / Puan: 2.73

Erzurum

Ömer Faruk Yaman

37 / Puan: 2.53

Sakarya

Yusuf Esad Öz

44 / Puan: 2.22

Konya

Nida Tandoğan

46 / Puan: 2.13

Adana

Ali Şahan Avsuz

62 / Puan: 1.87

Adana

Akis_07

64 / Puan: 1.78

Antalya
Ankara

Atç ♛

80 / Puan: 1.59

Eskişehir

Dogunun Oglu

83 / Puan: 1.54

İstanbul

Burhan Çekici

85 / Puan: 1.53

Ordu

Sevdaşrn

88 / Puan: 1.5

İstanbul

Osman

107 / Puan: 1.33

Gaziantep

Mücahit Kılıç

110 / Puan: 1.28

İstanbul

Buket Pehlivan

353 / Puan: 0.88

Yalova

Mutsuz

358 / Puan: 0.85

Sakarya

Ahmet Lalbek

371 / Puan: 0.8

Erzincan

Eyyubi Eyyp'koca

382 / Puan: 0.75

Elazığ

Hasan Şahin

445 / Puan: 0.46

Ankara
Ali Şahan Avsuz yazdı, 21 kez okundu, 2 misafir beğendi, 2 yorum yapıldı.
25 Eyl 18:00
Yağmur Hikayesinde Şemsiye

Sarı sıcak günler geçti ömrümden,

Mutlu oldum mu bilmiyorum,

Ama geçti bir devir,biraz benden,

Yaklaşıyor sanırım kış günleri,

Rengini de bilirdi annem bu mevsimin,

Kara derdi,kış mevsimi geldi işte bilemiyorum rengini.

Susuzluk var sanki benliğimin çoraklığında,

Kavuşmaya can atıyor bir yanım,

Yağmur tanelerinin zerresine dahi,

İhtiyacım var sanki kuru kalmamaya.

Bir yanım korkuyor yağmurdan,

Hüzün veriyor olmadık zamanlarda,

Bir şemsiye açıyorum ya bir başıma,

Yalnızlığımı hatırlatıyor galiba,

Minicik,mini minicik bir şemsiye,

Yağmurdan korumak yerine,

Sular içine atıyor,boğulmakla tehdit ediyor,

Yalnızlığımı hatırlatırken yine bana.

Küçük bir şemsiye,tek kişilik,

Yanına kimseyi istemiyor aslında,

Sana seni emanet ediyor,

Bir kara kış sabahı,bilmem hangi renk kış akşamında.

Yazlarına aşıktım ben anlaşılan,

Yalnız olsam da olmasam da,

Sokakta yürümekten çekinmiyordum en azından,

Hatırlamıyordum bir başınalığımı,

Bakmadıysam şayet alelade bir vitrinin camına.

Kış mı geliyor,gelsin,

Yağmur mu yağacak yoksa,

Sevinenler olacaktır elbet,

Bir yerlerde ektiğinin çıkmasını beklerken bir çiftçi,

El ele tutuşup,ıslanarak yürümeyi düşlerken iki sevgili,

Kim neylesin benim bu boş hüznümü,

Geçer dedikleri musibetlerden değil miydi,

Bir başına yaşamak çaresizliği,

Her yağmur yağdığında hatırlatmasa ya kendini.

Kavuşuyor yağmur bile,

Yeryüzünde onu bekleyen sevdiğine,

Kalmıyor hiç bir kimse,

Kuytu bir kış köşesinde,

Ortada bir ben yalnız kalmış,bir de su şişesi bilindik bir tekerlemede.

Yağmur hikayesi, şemsiye hissizliği,

Kış geliyor buralara anlaşıldı,

Bilseydi eğer böyle yaşayacağımı,

Gölgem bile kayıtsız,benden uzaklaşırdı.

25 Eyl 18:22

Misafir

Yağmur hikayesi, şemsiye hissizliği...

Burhan Çekici yazdı, 3 kez okundu, henüz yorum yapılmadı.
25 Eyl 14:00

Burhan Çekici

Puan: 1.53

Sonu Olmayan Masallar

Gün geçtikçe anlıyor insan,farkına varıyor bazı şeylerin. Yıpranışların,çöküntülerin.. Olmaması gereken ne varsa hepsinin. Son sayfasına erişemediğimiz onca masallarımız var bizim. Mutlu bir sonla bitmiyor masallarımız. Her gün başka bir çıkmaz sokağa giriyoruz. Girdiğimiz o çıkmazda son nefesimize kadar direniyoruz. Aslına bakarsanız direnişlerimiz nafile, bilmiyoruz. Kaybetmeye korktuğumuz bir umudun ipine tutunmuş, yol alıyoruz. Hiçbir yol kat etmiyor berbat bir bataklığa saplanıp kalıyoruz. Her gün batımında ömrümüzden bir gün daha eksiliyor. Güneş kızıla çalarken içimiz kan ağlıyor, deniz vahşi bir aslan gibi köpürüyor. Ya içimizde kopan fırtınalara ne demeli.. Dinmek bilmeyen fırtınalar... Kaybetmeye mahkum olan bir bedenin içinde, dövünmelerin yersiz olduğu bir masal bizimkisi. Kazanmak için boy gösterdiğimiz dünyada asıl kaybedenler sadece bizleriz. Bu masal hiçbir zaman son bulmayacak,son bulacak olan ise sadece bedenlerimiz. Tam bitti derken yarım kalacak masallara sahibiz. Son sayfasına erişemeden yok olup gideceğiz.
Bir döngü misali masallarımız, ne başı belli ne sonu...

Ali Şahan Avsuz yazdı, 23 kez okundu, 3 misafir beğendi, 1 yorum yapıldı.
24 Eyl 02:00
Sar Beni

Sar beni sevdiğim,sar beni sıkıca,

Yolumuz uzun ve çetin,

Dirayetim yetersiz sen olmayınca,

Kuşlar gökte eşlik ediyor bize,

Yaptığımız çok açık aptalca,

Gönül treninde lokomotif biziz,

Ya alıp gidelim başımızı ya da kalalım umutsuzca.

Eşkıyalar kesecek bir yerlerde önümüzü,

Kurşuna dizecekler belki de aciz vücudumuzu,

Salıverirler değil mi ruhumuzu usulca?

Sar beni sevdiğim,sar beni sıkıca,

Kaçamam elinden kaçamazdım,

Fuzuli o sebepten uğraşmadım,

Seninle olurum ya da seninle ölürüm anca.

Kalemim yazmıyor,bıçağım kesmiyor,

Senden ayrı kalmak içime hiç mi hiç sinmiyor,

Kaçalım sevdiğim buralardan,

Nasıl yaşarım ben uzaklarda,sen buralarda kalınca.

Sar beni sevdiğim,

Kırk yıllık hasretim sanki,

Yanımda olduğunda bile bir hayli uzakta,

Sar beni sevdiğim,

Sar beni,kemiklerimi bana hatırlatırcasına.

24 Eyl 13:01

Misafir

Kırk yıllık hasretim sanki

Mücahit Kılıç yazdı, 82 kez okundu, 4 misafir olmak üzere 5 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
22 Eyl 02:00
Türk Kimleri Rahatsız Eder?

Türk kimleri rahatsız etmiştir ve kimleri rahatsız etmektedir? Bu soruyu tarihe sorduğumuzda cevabını en güzel şekilde almaktayız.

Türk, korkuyla Çin'e, Çin Seddi'ni yaptırıp rahatsız etmiştir.

Türk, Kür Şad ve 40 çerisi ile yine Çin'i rahatsız etmiştir.

Türk, Malazgirt'te yüzbinlerce kişilik Bizans ordusunu rahatsız etmiştir.

Türk, yine 1453 yılında Bizans'ı rahatsız etmiştir. Rahatsız olan Bizans ise tarihin tozlu sayfalarına karışmıştır.

Türk, yine bir zamanlar Viyana'yı rahatsız etmiştir.

Sakarya'da, Çanakkale'de, Maraş'ta, Antep'te ağzı salya akıtan Batı'yı rahatsız etmiştir.

Türk İzmir'de Yunan'ı rahatsız etmiştir.

Türk Kıbrıs'ta Amerika ve İngiliz'i rahatız etmiştir.

Tarihin her bir sayfasını açıp baktığımızda Türk kimi ve kimleri rahatsız etmiş görürüz. Peki Türk'ün yüzyıllardır rahatız ettikleri âşikâr iken, şimdi farklı yerleri mi rahatsız ediyor dersiniz? Hiç sanmam. Çünkü bir millet tarihiyle ve tarihten bugüne getirdikleriyle varolur.

O halde bugün daha gür bir ses ile; Tanrı Türk'ü korusun. Ne mutlu Türk'üm diyene!

Sıla Münir yazdı, 70 kez okundu, 3 misafir beğendi, henüz yorum yapılmadı.
20 Eyl 18:00

Sıla Münir

Puan: 3.97

Yalnız Kalınca Ben

Yine kederle başbaşa,

Hüzn ile cân içreyim.

İçiniz kararmasın,

Mütebessim haldeyim.

Öyle ya, hüznüm artık,

Kadim dost oldu bana,

Çat kapı misafirim,

Canımdan da bir parça.

Azalınca muhabbet,

Gönlümün bağırında,

Geceye gömdüm hüznü,

Bilmem, bu hangi safha?

Kelimelere çattım,

Derdimi onlara sattım,

Bakalım ne marifet,

Gösterirler bir zahmet.

Kurdum bir darağacı,

Hangisi boşa gitse,

Geçecektir ilmeğe,

Acımam emanetse!

Delilik mi; baştayım.

Akıl dersen; boştayım.

Hastalık; bilmiyorum,

Yalnızlık: kulağıma

Okunan adım sanki...

Esasen her vakitte,

Mütevekkil olmalı.

Ümit; tek sermaye,

Unutmaksa baş tâcı...

Not: Bu şiir fotoğrafdaki civciv ve onun nezdinde tüm yalnızlara ithafımdır. :)

Abdullah Fakiroğlu yazdı, 542 kez okundu, 34 misafir olmak üzere 35 kişi beğendi, 2 yorum yapıldı.
20 Eyl 10:00
Mehmet Görmez'in Çözüm Önerilerinin Akla Getirdiği Sorular

Hikâye meşhurdur; Çölde seyahat etmekte olan bir adam yerde baygın yatmakta olan birini görür ve yardım etmek için durur. Tam bayılana yardım edecekken yerde yatan tarafından etkisiz hale getirilir ve soyulur. Soyguncu adamın atına atlarken, yardım etmek için durup soyulan şahıs soyguncuya “beni soymana kızmıyorum, senin yüzünden bir daha yerde baygın yatan birine yardım edemeyeceğim ona kızıyorum” der.

15 Temmuz Sonrası Cemaat/ Tarikat yapılanmalarının toplumsal yeri tartışmalarını takip ederken bu hikâye sürekli aklıma geliyor. FETÖ’nün yaptıkları bizi o kadar kızdırdı ve güven kaybına itti ki, diğer tüm tarikat/cemaatlere şüphe ile yaklaşmaya başladık ve onların faaliyetlerini kısıtlamayı konuşuyoruz. Diyanet İşleri Başkanımız bu konuda daha da ileriye giderek “Tarikatların siyasetin göbeğinde olmamaları, ticaretle uğraşmamaları spora el atmamaları ve deklare ettikleri hizmet alanlarının dışına çıkmamalarını” önerdi. Öneriyi yapan Diyanet İşleri Başkanı olunca ciddiye alınması gereken sözler bunlar.

Sayın Mehmet Görmez’in bu görüşlerini nasıl detaylandıracak merak içerisindeyim. Kafamda bu açıklamayı okuyunca bazı sorular zihnimde belirdi.

Tarikatlar siyasetin göbeğinden nasıl uzaklaşacak? Tarikat mensuplarının seçimlerde oy kullanmaları mı yasaklanacak? Yoksa siyasetçilerin Şeyh efendileri ziyareti mi engellenecek? Bu sadece tarikatlarla mı sınırlı kalacak? Söz gelimi Mustafa İslamoğlu cemaati bir tarikat değil, onlar siyasetle uğraşabilir mi?

Tarikatların Ticaretle uğraşmamaları nasıl sağlanacak? Tarikat müntesipleri ellerindeki ticari işletmeleri kapatıp ücretli mi çalışacaklar. Yoksa daha önceden açılan işletmeler devam edip yenilerin açılması mı engellenecek? Sadece Tarikatlarla mı sınırlı kalacak? Mehmet Görmez’in mütevelli heyeti başkanı olduğu Diyanet Vakfı’nın Ticari işletmeleri faaliyetlerine devam edecek mi?

Sporla nasıl uğraşmayacak Tarikatlar? Taraftar seviyesinde sporla ilgilenenler Tarikatlara girebilir mi? Tarikat mensupları arasında kalp yetmezliği olanlar varsa, yürüyüş yapabilir mi? Yoksa bu kısıtlamaya sadece faal sporcular mı dahil olacak? Sanat dünyasında kötü örnek olmaması sayesinde Tarikatların sanat dünyasıyla ilgilenmesinin önü mü açıldı?

Mehmet Görmez’in açıklamasında “Tarikatların deklare ettikleri hizmet alanlarının dışına çıkmaması önerisi” de üzerinde konuşulması gereken konulardan biri. Mensuplarının Seyri Sülüklerini tamamlamaya yardımcı olma amacındaki tarikatlar bu görevi paylaşacaklar mı?

Diyanet İşleri Başkanı keşke bu basitlikte açıklamalar yapmak yerine, Fethullahçıların sapkınlıklarını net bir şekilde ortaya koyacak eserler basılmasını sağlasaydı. Zira Fethullah Gülen Fıkhını Anlamak kitabı bile var.

Tarikat ve Cemaat eleştirilerinin haklı olduğu noktaları yazacakken konu farklı gelişti. Bu değirmen daha çok su alacağa benziyor. Hayırlısı…

21 Eyl 16:25

Mehmed Görmez hocayı çok severim. İtibar da ederim. Ama böyle dediyse ayıp etmiş. Hangi el ile yemek yiyeceğimizi bile belirleyen bir dinin müntesiplerine "ona girmeyin, buna karışmayın, şuna dokunmayın" demek hiç yakışık olmamış.

Sevdaşrn yazdı, 90 kez okundu, 3 misafir olmak üzere 5 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
20 Eyl 02:00

Sevdaşrn

Puan: 1.5

Etrafına Bak
13aa90515eecdcd3abb8b91e59522fbd1474319146

Bu sefer ince eğirip sık dokum ayacağım sevgili dostlar.Şimdi bu yazıyı bile planlı yazmıyorum.Zira ne zaman işin içine plan girse mutluluk oradan çıkar.Bunu geç de olsa anladım.Şu günlerde hayata bakış açımın değiştiğini düşünüyorum.İyi ki değişmiş.İşsizliğimden ve gözlemciliğimden olsa gerek hayatın her anını kaydediyorum kendimce.Evimizde bir çift muhabbet kuşu var.Kardeşim sağolsun.Onlara baktıkça mutlu oluyorum.Zorla da olsa kafesin içinden alıp seviyorum.Ara ara bakıyorum birbirlerinin tüylerini temizliyolarlar.Özeniyorum onlara çünkü mutlu bir çiftler.Bu mutlu çiftler rahat uyusun diye yuva aldım.Gelgelelim planım plan olarak kaldı.Meraklı dişi kuş yuvayı bir mühendis gibi kontrol ettikten sonra yumurtalarını çıkarmaya başladı.Her gün bakıyorduk kaç tane oldu diye.Kuşcu on tane yumurtlar dediği için.Ama altı tane oldu.O parmak ucu kadar yumurtalara bakıp bunun içinde bir canlının nasıl oluşacağını hayal ederken kendimden geçiyordum.Düşünsenize parmak ucu kadar bir yumurta içinde belli bir sıvı var.Anne kuş üç hafta üzerinde yatınca canlanacak.Gözleri,ayakları,burnu,bacakları...olan mini mini minnoş bir canlı çıkacak.Bak sen şu dişi kuşa!

  Tatil dönüşü ilk işim yumurtalara bakmak oldu.Aman Allah'ım iki tanesi çıkmış yumurtadan.Kardeşimin benzetmesiyle jelibonlar.Başparmak uzunluğunda bu yavrular.Bugün yeni bir yavru gördüm galiba Adını ip yavru koydum çünkü ip kadar zayıf.Ama o haliyle bile çok tatlı.Onu ilk  gördüğümde ayaklarını oynatıyordu sadece şimdi ise emekliyor diyebilirim.Bir mucizeye tanık olmak bunun adı.Bunları niye mi anlattım.Belki milyarlarca söylendi yazıldı çizildi ama bir de ben söyleyeyim istedim.Bundan sonraki hayat felsefem;bir gün aç bir insana da yemekten karnı burnuna varmış bir insana da derdliye de mutluya da geçiyor.Bir şekilde geçiyor yani.Sevdiğim bir söz vardır;Allah deldiği kursağı aç bırakmaz diye.Veren Hüda olduktan sonra geçim sıkıntısı çürük bir kelimedir.Önemli olan önce sağlık önce sağlık ve sevdiklerimizin kıymetini,yaşadığımız anı doyasıya tatmak.Çünkü ömür su gibi akıp gidiyor.Küçük şeylerden mutlu olmak lazım.Hayatımda içten içe en çok sevindiğim şey küçük şeylerle mutlu olabilmem.Hamdolsun.Yoksa bulunduğum duruma bakıp karalar bağlamalıydım.Türkiyemin şartları altında atanmaya çalışan bir öğretmen olarak.Şuraya da kucaklar dolusu huzur yazıyorum önce Türkiyeme sonra dünyaya.

13aa90515eecdcd3abb8b91e59522fbd1474319146


Ali Şahan Avsuz yazdı, 76 kez okundu, 7 misafir beğendi, 1 yorum yapıldı.
18 Eyl 14:00
Ayrılalım Vecihe

Ayrılalım deme şimdi bana,

Bilmiyorsun ne anlama geldiğini,

Tırnakların etine bitişikken üstelik,

Vecihe, alma üstüne bu suçu,

Ne kaldı şunun şurası ölmeme,

Ayrılacağız muhakkak ama birlikte kalalım şimdilik.

Savunmuyorum kendimi mümkün mü?

Ne dört olabildim bu hayatta ne dörtlük,

Sevdim lakin seni en Yeşilçam'ından,

Bıyıklarım yok incesinden şöyle Ayhan abimiz gibi,

Yakışıklı ama kalbim,gönlüm tutuşuklu,

Söyle Vecihe, ayrılmak mı hala bu işin sonu.

Sigara içmemi sevmiyordun ya bıraktım,

İzmarit topluyorum sokaktan içiyorum bir nefes,

Kuş olup uçma,avuçlarımdasın bulamadım bir kafes,

Güzelsin tamam da aşık olmasaydım eğer sana,

Neye yarardı güzelliğin,gel işte kal yanımda etme bana garez.

Ne sevdim ne sevildim seni tanıyana kadar,

Doğru düzgün ilişkiler görmedim anlayacağın,

Şimdi sen de dersen,ne ben düzgün biriyim ne de sen doğru kişi,

Anlarım Vecihe, bu sevda işleri benlik değil bırakırım peşini.

Kuru üzerine fasulye,

Yakışırdık aslında senle be Vecihe,

Ben avareyim,divaneyim,

Olsun ayrılıksa ayrılık ne diyeyim,

Ayrılmak da aşktandır senin içinse.

Eyyubi Eyyp'koca yazdı, 23 kez okundu, 3 misafir olmak üzere 4 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
17 Eyl 02:00
Fe Eyne Tezhebun/bu Gidiş Nereye

Sağcılar Tarik akan'ı Cehenneme e (Cennete kombine almş sagcılar )Solcular Tarik akan'ı Cennet e gönder'di (Cehennem yasağı Yargıtayda,. Cehennem e engelli kadrosundan 7bin zeban'i Alınacak Başvurular f tipi klavye üzerinden güneş batıdan doğduğunda yapılacak.. Cennet kadrosu Soru önergesiyle meclise sunuldu .. Ülke olarak oksijen travması yaşıyoruz , Bu hızla karşıt gruplarımız kutupları'da geçerek mars'ta genel seçim çalışmalarına başlayacak..

Mücahit Kılıç yazdı, 76 kez okundu, 5 misafir olmak üzere 7 kişi beğendi, 2 yorum yapıldı.
15 Eyl 10:00
Mazlumlar Manifestosu

Köşesiz acılarımız var ömür yokuşunda yuvarlanan. Kaşesiz umutlarımız hayat denen müdürden aldığımız. Yarınlar yüzbinlerce lira borç yaptığımız bir tefeci gibi. Zaman ise kavgayı uzaktan izleyen sinsi arkadaş. Ecel tuzak, emel uzak. Haydi uçun desek hayaller tutsak. Yersiz yurtsuz bir ucube gözüyle bakılırken, ümitler yakılırken, mezarlara taşlar çakılırken, çocuklara çukurlar kazılırken, vurulan uçurtma semada süzülürken, neden hep sessizlik tesadüf eder gecelerimize? Ben saçlarımın arasından isyankar bir tavırla kendini gösteren aklara dahi müsamaha ederken, feleğin bu acımasızlığı da neyin nesi? Gülüşlerimize faiz koyan mutluluk baronları her tebessüme karşılık bir acı ekliyor tarifemize. Operatörler fazladan konuşma hakkı vermektense faturamıza ek kahkaha vermeli. Huzurumuzun KDV'si biraz olsun düşürülmeli. Bindiğimiz ümit taşıtlarının akbiline zam gelmemeli. Yetkililer bizi dinlemeli. Gerekirse ortamı germeli ancak önümüze bir parça umut sermeli. Kabadayılığı hep mazluma tutan bu dünya, biraz da onlara diklenmeli. Onlara söylenmeli; bir gün tüm hüzün fabrikatörleri batacak. Ne demiştik? Hayat umurlarımıza kaşe vurmadı. Şimdi biz yarınları nasıl inandıracağız?

15 Eyl 12:58

Yüreğine sağlık.

15 Eyl 12:46

Nasıl inandıracağız gerçekten bilinmez.. Kaleminize, yüreğinize sağlık...

Abdullah Fakiroğlu yazdı, 709 kez okundu, 44 misafir olmak üzere 47 kişi beğendi, 2 yorum yapıldı.
15 Eyl 06:00
15 Temmuz Sonrası Tarikat Cemaat Tartışmalarına Giriş 

Cumhuriyet dönemi tarikat ve cemaatlerin siyaset ile kurdukları ilişkileri anlatılırken Şeyh Rahmi Baba’nın meşhur Kahhariyye hadisesi örnek olarak gösterilir. İsmail Kara’nın Hem Cumhuriyet Türkiye’sinde Bir Mesele Olarak İslam kitabında anlattığı hem de Şeyhefendinin Rüyasındaki Türkiye kitabına ad olarak koyduğu olayın özeti, Mustafa Kemal’e Kahhariye çekmek için toplaşacak şeyh efendilerin, davetin sahibi Şeyh Rahmi Baba’nın gördüğü rüya üzerine vazgeçmesi hikâyesidir.

 Modern İnsanın önemli özelliklerinden biri de herhangi bir şeyle kurduğu aşırı kuvvetli bağın zayıflamaya başladığında -özellikle ihanete uğradığını düşündüğü zamanlarda- kurduğu yakınlıktan çok daha şiddetli bir düşmanlığı donanmış olmasıdır. Bunun son örneğini 15 Temmuz Darbe Girişiminden sonra yaşanan cemaat ve tarikat düşmanlığı söylemlerinde görmekteyiz. 

 Yazının konusu olarak İslam’da tarikat /cemaat var mıdır seçilmediğinden bu tartışmalara hiç girmeksizin(ki ben bu tartışmalar için ehil değilim, ayrıca kendimi bir Nakşi şeyhine intisaplı olarak kabul ediyorum ) 15 Temmuz Sonrası Tarikat ve Cemaatlerin konumu, gelen eleştirilerin sebepleri ve belki olası çözümleri üzerine olacaktır. 

Öncelikle 15 Temmuz Darbe Girişimi bize cemaatlerin siyasetle uğraşmasının ne kadar kötü sonuçlar doğuracağını göstermiştir yargısı başından itibaren yanlış ve meseleyi anlamaktan uzak yaklaşımdır. Çünkü bu 

1- Fethullahçıların Ehli Sünnet içinde yer alan bir İslami cemaat olduğunu, 

2- İslamın/Müslümanların/Müslümanların oluşturdukları yapıların bu dünyaya ait bir söylemi olamayacağı Ön kabulünü getiriyor. 

Oysa Fethullahçıların ana sorunu kendi heva ve heveslerini tevil yetenekleriyle birleştirerek Ehli Sünnet akaidi ve fıkhından uzaklaşmalarıdır. Kendi liderlerinin sözünü Şeriattan üstün tutma sorunudur bu yaşadıklarımız.

Ayrıca biz biliyoruz ki İslam dini hem kişilerin hem de fertlerin gündelik hayatını, birbirleriyle /eşyayla/dünyayla kurdukları ilişkileri düzenler. Hayata dair her konu İslam’ın alanı içine girer ve siyasette bundan azade değildir. Müslümanlar ve onların oluşturdukları yapılar siyaset yapmasın demek bir anlamda söyleyecek sözünüz olmasın, demek değil midir? 

Eğer Fetullahçılar’ın yaptığı hainlik üzerinden bir genelleme yapacaksak, Mahmud Esad Coşan Hocaefendi ve Necmeddin Erbakan arasında yaşanan gerilimi, Süleymancıların Milli Görüş partilerine olan mesafesini ve Nurcuların yıllarca Merkez Sağ’a verdiği desteği nasıl değerlendireceğiz? Bu olayların hepsi aynı bakış açısıyla değerlendirilir mi? Ya da Sezai Karakoç’un Necip Fazıl Kısakürek’le ziyarete gittiği CHP mebusu Şeyh Selim efendi örnekliğini nereye koyacağız? Örnekleri çoğaltabiliriz. 

Fethullahçılık bir lider ve etrafında şekillenen kitle temel alındığında geleneksel bir cemaat gibi dursa da, İslam’ın tekrar hakim olması için İslam’ın temel kavramlarının tekrar düşünülmesi yorumlanması gerekliliği, tarihselciliği, devlet merkezli “ihya” hareketi, kendini Asrı Saadetle bir tutması,  Batının mutlak üstünlüğü kabul edip ona benzeyerek onu alt etmek gibi özellikleriyle modernist ve hatta İslamcı olarak tanımlayabiliriz. İslamcıların ve Fethullahçıların birbirinden nefret etmesi dayanak noktalarının benzediği gerçeğini örtmez.

Tarikat ve Cemaatlere yapılan eleştirilerin haklı olduğu birçok nokta var. Bunları inşallah bir sonraki yazımda anlatmaya çalışacağım.

Buket Pehlivan yazdı, 107 kez okundu, 10 misafir olmak üzere 13 kişi beğendi, 3 yorum yapıldı.
15 Eyl 02:00

Buket Pehlivan

Puan: 0.88

Bir Sen

Şiir yazmak her yiğidin Harcı değil derdi dedem

Herkes harmanlayamazmiş duygularıyla kelimeleri

Kelimeler satırlara yağmur damlalari gibi düşmeliymiş,

Yağmur yağarken güneş açmaliymis virgullerle.

Mısralar Gökkuşağı niteliğinde olmalıymış,

Gökkuşağı sislerden silinmiş gibi göstermeliymiş her rengini.

Duygular, toprak kokusu misali sinmeliymiş kelimelerin üzerine...

Bunların hepsini boşver de

Bana kalırsa;

Bir sen yeterdi şiire de şaire de...

16 Eyl 17:48

Çok teşekkür ederim.

15 Eyl 13:39

İlk adım,güzel bir adım devamı olmalı mutlaka.Kaleminize sağlık.

Ali Şahan Avsuz yazdı, 89 kez okundu, 7 misafir olmak üzere 8 kişi beğendi, 2 yorum yapıldı.
14 Eyl 06:00
Sonbaharda

Sonbahar diyordun,geldi işte,

Buluşmak için sözleşmiştik hani,

Kıvırcıktı saçların o zamanlar,

Konuşurken mutlaka bir tutam olurdu ellerinde.

Yüzünü gülerken hatırlıyorum,

Sonradan konulmuş gibi olan gamzelerini,

Bir de adını bile bilmediğim gözüne çektiğin şu şeyi,

Neyse zaten konu bu da değildi.

Geldim işte bir sonbahar vakti,

Gri ağacın yaprakları hala yeşil,

Hava tam da sevdiğin gibi,

Neden burayı seçtin anlamadım,

Sevmek için güzel bir yer burası,

Ayrılmak için pek değil gibi.

Burası bir duraktı bizim için,

Öpüşme durağı,tutuşma durağı,

Öyle deme uçsuz bir eylemdir öpüşmek,

Dur durak istemez doğru,duramamak için bir duraktı burası.

Aşıkları gördükçe inanıyorum kendime,

Geleceksin yine,güleceksin yüzüme,

Sonra tutacaksın elimi bileğime yakın yerinden,

Çekip götüreceksin bir bilinmeze.

Ama olmaz zaman uygun değil,haklısın,

Bahar sonbahar,gri ağaçta yeşil yapraklar,

Umudum olmasa gelmezdim biliyorsun,

Merak ediyorum bir de kıvırcık mı hâlâ saçların.

Saçmalıyorum açık veya seçik,

Buluşmasa mıydık yoksa bir daha asla,

Ya çocuğun olduysa,kız mı,erkek mi yoksa?

Adını sen koysaydın,ben beceremezdim bu işleri.

Utanıyorum şimdi kendimden,

Elimde hiçbir şey getirmedim çocuk için,

Oysa ne sevinirdi bir şekere,

Ya da bir oyuncak aklını alıverirdi başından.

Sabırsızlanıyorum sızlanmakla karışık,

Bir yanım ne bekliyorsun diyor,

Unutmuştur,yıllar önce bir bahar,

Buluşalım dedi işte,sıradan bir sonbahar.

Gelmeyecek olsa söylerdi elbet,

Kırmızı renk de çok yakışırdı,öyle gelir belki,

Kim bilir,bir mağazada bir şeyler bakınıyordur kendine şimdi,

Kırmızı şöyle,alev kırmızısı renkli.

Benimkisi hüsnü kuruntudan ibaret,

Ne yolda insan kaldı,ne de çöpçü süpürgesi elinde,

Anlaşıldı gelmeyecek yine,

Gelmesin,zaten hazır da değildim,

Ne yüzünü görmeye,ne de bir çift söz söylemeye.

Bahar,bu sonbahar değil belli,

Belki de çocuğu hastalandı ne bileyim,

Eşinin yıllık izni de denk gelmiştir olası,

Lanet olsun işte bilmiyorum uzaktasın,

Bir hayli uzakta,mantığımdan çok uzakta.

Hayallerim çözemiyor düğümü,

Gel dedin geldim yine bir sonbahar başı,

Ama gelmedin,gelmiyorsun yine,

Daha kaç sonbahar geçecek söyle.

Kızmıyorum,kızmam da biliyorsun,

Kavuşamamaktan da değil üzüntüm,

Tek bir isteğim var şu hayatta,seni tekrar görmek,

Ama korkuyorum bir bahar,sonbahar,

Ecel bana senden önce gelecek.

15 Eyl 13:35

Var olunuz.Çok teşekkür ediyorum.

15 Eyl 12:48

Uzun soluklu bir şiirdi, kaleminize sağlık !

Sıla Münir yazdı, 143 kez okundu, 7 misafir olmak üzere 9 kişi beğendi, 2 yorum yapıldı.
13 Eyl 06:00

Sıla Münir

Puan: 3.97

İyiler İyileri Bulur

Gün gelir gerçek bildiğiniz mutluluklarınızın aslında sahte olduğunu anlarsınız acı bir şekilde.

Üzülürsünüz.

Göğüs kafesinizden usulca salıverirsiniz son huzurlu nefesinizi.

Bundan sonraki soluklarınız ağrılı ve kesik kesiktir.

Hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır bilirsiniz.

Bilirsiniz, siz, eskisi gibi hatta daha iyi/güçlü olmak zorundasınızdır.

Çünkü sorumluluklarınız büyüktür.

Tanıdığınız kişilerin, aslında ne kadar da yabancı olduğunu anlamanız, boğazınızda bir yumru meydana getirir.

"Kalabalıklar içinde yalnızlık" sözü daha bir manidardır artık.

Herkes sizinle/yaptıklarınızla alakalı beğenmedikleri herşeyi söyler.

Geçmişte kalmışsa bile söyler...

Acıtsa bile söyler...

Kızdırsa bile söyler...

Onlar bu haklara sahip iken, siz herşeye mantıklı izah getirmek ve yüzünüzü ekşitmeden yolunuza devam etmek/unutmak mecburiyetindesiniz.

Aksini yapmak, asalete aykırı olur.

Zaten bütün bunları pervasızca, hatır/gönül tartmadan yapan bir insanı ikna edemezsiniz. Ve değmez zaten...

Erdemin gözünüzün önünde eriyip gitmesi, hayal kırıklıklarınıza bir yenisini daha ekler.

Ve bunca hüzünlü manzaranın tam ortasında, kocaman harflerle, 'İYİLER İYİLERİ BULUR' sözü yüzünüzde bir tokat tesiri yapar.

Bütün bu edebiyat parçalamalar, bir balonun havasının hızla inerken, duvarlara çarpa çarpa inmesini andırır.

 

15 Eyl 15:53

Sıla Münir

Puan: 3.97

Yazarlık? Estağfirullah. :) Teşekkür ederim.

15 Eyl 12:50

Göğüs kafesinden salınmamalı kim ne der ise desin salınmamalı huzur nefesi.. Kalemine, yüreğine sağlık sayın yazarım :)

Ali Şahan Avsuz yazdı, 103 kez okundu, 12 misafir olmak üzere 13 kişi beğendi, 4 yorum yapıldı.
12 Eyl 02:00
Nefes

Kuşlar toplanmışlar yine gökte,

Kanatları yeryüzüne denk,

Kuzular sessiz mi sessiz,

Ağaçların yaprakları hışırdamıyor niye.

Karanlık bir mahzen,şarabı yok içinde,

Aram vaktinde suya hasret dudaklarım,

Sular akıyor akmasına,

Lakin serinliğinin faydası yok kendine.

Buğdaylar başak vermiştir,vaktidir,

İneklerin altında süt bekler teyzeler,

Köy yolunu kaplar keçi sürüleri,

Selam göndersem oralara tanır mı birileri.

Özledim her bir şeyi baştan sona,

Aşık olan gözleri,aşık olduğum gözleri,

Yer sofrasına kurulmuş envaiçeşit yemekleri,

Çay içmeyi bir de kaçağından şöyle tavşan kanı demli.

Özgürlük üstadım,özgürlük dedikleri,

Kimi kapılar ardında,kimi içinde gizli,

Nefes almak üstadım,nefes almak dedikleri,

Nefes verebildiğin sürece gerekli.

12 Eyl 14:45

Çok teşekkür ediyorum.

12 Eyl 14:33

Nefes verebildiğimiz sürece gerekli.. Nefis satırlar.. Kaleminize sağlık

Sıla Münir yazdı, 101 kez okundu, 3 misafir olmak üzere 9 kişi beğendi, 2 yorum yapıldı.
10 Eyl 02:00

Sıla Münir

Puan: 3.97

Asrın Yesevî'si

Seyyid Ahmed Arvasi,

İlim irfandı derdi.

Taht kurdu gönüllerde,

Asrın Yesevî'siydi!

Genci hassaten sever,

Hususi emek döker,

Çırpınırdı öyle ki,

Hiçbiri olmasın zâyi.

Vaktâ ki bir tayinde,

Köylü karşılar onu.

Müellim bey diyerek,

Hoş safâlar ederek.

Gel gör ki takar hoca,

Bu "müellim" lafına.

Anlar hatâen değil,

İradeyle söylenir.

Çünkü "müellim" demek,

Elem veren demekdi.

Hoca bildiği için,

Zihnini meşgul etti.

Aradan günler geçer,

Köylü "muallim bey" der,

Der hoca, "Dur hemşehrim.

Sen bana ilk geldiğimde,

Hep müellim diyordun,

Şimdi "muallim " dedin,

O vakit mânâsını

Bilerek mi söyledin?"

Köylü, "Ah, muallim bey,

Senden evvel gelenler,

Köylüyü beğenmedi.

Gayretsizlik bir yana,

Emeksiz, kibirliydi.

İkram ettiğimiz aşı,

Beğenmeyip dökerdi,

İşte bundan sebeb,

Mânâsı elem veren,

Bir nice müellimdi.

Fakat sen değilsin böyle,

Derdimizle dertlenen,

Soframızda beklenen,

El gibi değil, içten,

Muallimsin ebeden!!!

Fotoğraf:

Seyyid Ahmed Arvasi

Sahte Dindarlar Sahte Laikler

11 Eyl 20:10

Sıla Münir

Puan: 3.97

Teşekkür ederim.

11 Eyl 19:38

Yureginize kaleminize sağlık..

Bulut Sever yazdı, 97 kez okundu, 11 misafir olmak üzere 17 kişi beğendi, 3 yorum yapıldı.
09 Eyl 18:00

Bulut Sever

Puan: 8.5

Kul'dan Sultan'a, Yavuz'dan Şair'e Selim Han
811399383c0da9afe6e4c29d79f7d0051473427397

811399383c0da9afe6e4c29d79f7d0051473427397

Daha önce de yazdığımız üzere Osmanlı Padişahlarına, Padişah Efendilerime, kıymetli aile fertlerine, yani Osmanlı Hanedanı’na büyük bir muhabbet ve hürmetimiz var. Böyle bir iddiamız var ise de, layık olduğumuzu söyleyemeyiz tabi.

Onların, Sahabe Efendilerimiz’den sonra dinimize en büyük hizmeti ettiklerine inanırım.

Allah-ü Teâlâ hepsine çok büyük dereceler ihsan etsin. Bize de, inşallah Cennet’te tek tek ellerinden edep, hürmet ve muhabbetle öpmeyi nasip etsin.

Osmanlı Padişahları deyince aklımıza ne geliyor?

Savaşlar, fetihler, adalet, sömürü, katliamlar, hoşgörü…

Bunlar gibi birçok şeye sebep olmuş iktidar sahipleri geliyor akıllara, herkesin meşrebince tabi.

Kimilerince neredeyse hatasız, kusursuz insanlar. Kimilerince vahşetlere, kendi iktidarları için her türlü dalavereyi çevirmiş kötüler…

Her insan gibi hata yaptıkları kanaatinde olup, bu hatalarının bilerek ve isteyerek olmadığını bilip, gereken muhabbet ve hürmeti gösterenler, her halükârda ecdat bilenler…

Dedik ya, tıynet meselesi.

Bir de, hemen hepsinin şiirle iştigal etmesi, şairlikle…

Bilen bilir… Bilmeyen okusun. Şairliktir ya, mürekkebe kolay.

‘Merdüm-i dideme bilmem ne füsun etti felek

Giryemi kıldı füzûn eşkimi hûn etti felek

Şirler pençe-i kahrımdan olurken lerzan

Beni bir gözleri ahuya zebun etti felek’

Anlatılagelmiştir.

Muhtelif yazarlar anlatmışlar yazmışlar. Biz de biraz kendi ifadelerimizi eklemeye çalışarak alıntılayalım.

Rivayet odur ki, Yavuz Selim Han’a Mısır’a sefere çıktığında hizmetini görmesi için bir cariye verirler. Sefer sırasında Padişahın yatağını toplasın, yemeğini versin; yokluğunda bunları yapsın, çadırını toplasın, çevirsin. Cariye görevi icabı elbette Yavuz Sultan Selim Han’ın olmadığı zamanlar icra eder görevlerini. Kaderin bir cilvesi, nasıl olmuştur bilinmez; kim geç kalmıştır kim erken, göz göze gelirler bir gün. Yavuz Selim Han her ne kadar edebe riayet ederek gözlerini mühürlese de, cariye bil(e)meden haddi aşar ve Yavuz Selim Han’a âşık olur.

Bu bir hata değil, belki bir kazadır.

Aşk taşınası bir yük değildir. Hele hele bir Sultan’a dair bir aşka boyun eğmemek mümkün değil. Bir gün cariye, bu yükün sıkıntısına dayanamaz ve işlerini bitirdik sonra yatağın üzerine bir not bırakır: ‘Derdi olan neylesin?’ Büyük Sultan, koca Padişah akşam olup çadırına geldiğinde notu görür, durumu anlar ve cevap yazar: ‘Hiç durmasın söylesin.’ Sabah olunca görevine gelen cariye duyduğu aşkın yükünün ağırlığına bir ağırlık katmanın hüznü ve merakı içinde hiç beklemeden cevabı okur ve bir not daha bırakır: ‘Korkuyorsa neylesin?’ Yavuz Selim Han yine akşam olup istirahate geldiğinde notu okur ve bir cevap daha bırakır usulca: ‘Hiç korkmasın söylesin.’

Artık Sultan yüz yüze bir cevap, bir itiraf beklemektedir cariyeden. Bir yandan isminin önüne Yavuz alacak kadar Yavuz olan, zamanının iki büyük devletinin adlarını silen ve en büyüğü ve en önemlisi Kutsal Toprakların Hizmetkârı olmakla şereflenmiş koca bir kul ve karşısında adını bir-iki kişinin bildiği belki de, bir cariyecik…

Sabah olur, cariye karşısında Yavuz Sultan Selim Han’ı görünce, dilinden bütün ruhunu alev alev sarmış bir hal ile sadece: ‘…şey Sultanım, ben sizi…’ sözleri dökülür ve canını cananın karşısında Rabbine teslim eder.

Kıyamete değin Yavuz ile anılacak olan Selim Han, sekiz senede devleti tam manasıyla İmparatorluğa çevirmiş, Ehli Sünnet’in en büyük hamilerinden, usta bir komutan olan Yavuz Selim Han, ustalığını şairliğinde de konuşturur ve sonu ‘Beni bir gözleri ahuya zebun etti felek’ mısraları söyler.

Aşk gökkuşağının başlangıç noktasına varamamak, rüyalarda öylesine bilmediğin bir menzile koşmak ya da sanki hiç bitmeyecek sıra sıra olayların peşinde kovala(n)mak gibi bir şey ise…

Yani, aşk elbette ötelerin ötesinde, ve yine ötelerin ötesinde ise… o sonu gelmeyecek, kavuşamayacağımız aslın yoluna meftunuz.

Talip olduğumuz hakikat ceddimiz gibi haddi aşmadan edebe riayet ederek durmadan yürümektir.

Yavuz gibi.

"Kırmızı Yavuzdur!"

14 Eyl 20:18

Misafir

Tebrik ederim.

10 Eyl 22:13

Teşekkür ederim.

Minel Alya Bayrak yazdı, 110 kez okundu, 7 misafir olmak üzere 10 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
09 Eyl 06:00
Eylül Evi 
3b7b7ef357b68412efa2e5e9a3b83f661473384081

Eylülden bir ev,

 

Bu evin her duvarı beklemenin renginde 

Bekliyor odalar,pencereler... 

Bekliyor kapıda ki pabuçlarım 

Fırtına götürüyor çatılarımı 


Sıcak, yerini kiremit rengi sonbahara bırakıyor kalbimin odalarında, 

Boyası akıyor gözlerimin, akıyor tavan 

Nem oranı yükseliyor nefesimin 

Küf tutuyor ciğerlerim, duvarlarım 

Kitleniyor parmaklarım, dikiliyor pencereme 

İşte tam orada asılı çocukluğum 


 Soba yakmaya başlıyoruz içeride 

Bir çıra yetiyor ruhumu tutuşturmaya 

Dökülüyor tek tek tuğlaları bedenimin 

Rüzgarın savurduğu çatıdan, 

Bir damla göz yaşı sızıyor içeriye 

Papatya bahçem,ellerim soluyor 


Açık kalıyor tüm kapılarım... 

Eylül;

Yine beklemek ile geçiyor...

3b7b7ef357b68412efa2e5e9a3b83f661473384081

Hasan Şahin yazdı, 89 kez okundu, 2 misafir olmak üzere 4 kişi beğendi, 2 yorum yapıldı.
08 Eyl 22:00

Hasan Şahin

Puan: 0.46

Dilime Dolanmış Şarkım

Bir gece ansızın çalsan kapımı

Hiç tereddüt etmem,buyur ederim.

İstesen senden kalan diğer yanımı.

Al senin olsun der ölüme giderim.

Sönmeye yüz tutmuş ateşe,

Son nefesimi verip yan derim

Unuturum gözümden dökülen yaşları

Sev desen yine seni severim

Oturup konuşsak iki kelime

Ne söyleyeceğimi bilemem

Susar dinlerim seni

Söyleyecek o kadar şey varken

Susarım hiç sevmemiş gibi

Sarmak gelirken içimden

Zincirler vurmak isterken gitme diye

Elinden gelen bir yabancı selamı

Ağlamaklı olsa da gözlerim

Yalandanda olsa sana sunarım

Gülüşlerin en gerçekcisini

Belki bir şarkı açar

Usulca dinleriz

Hiç bitmesin isterim

Hep kal diye belki

Çünkü şarkılarla gelenimsin

Başka türlü benim yolumu bilmezsin

Gel desemde gelmezsin

Sen benim dilime dolanmış şarkımsın

Bir şarkı kadar yakınımda,

Sessizlik kadar uzağımdasın.

Bitmeyen şarkılarla gel bana

Dönüşü olmayan yollardan gel

Hayallerden uyardır

Bana gerçeği göster

09 Eyl 10:58

Hasan Şahin

Puan: 0.46

Teşekkürler

09 Eyl 03:42

Yüreğinize sağlık