İyi Yazarlar
İyi Okurlar

Abdulhamid Osmanoğlu

13 / Puan: 4.69

İstanbul

Muharrem Morkoç

50 / Puan: 2.26

İstanbul

Sema Yilmaz

386 / Puan: 0.8

Karabük

Sevdaşrn

399 / Puan: 0.71

İstanbul

Yusuf Basat

495 / Puan: 0.27

İstanbul

Hafız Mustafa

502 / Puan: 0.2

Ankara

Bir sonraki paylaşıma yaklaşık 03 saat 09 dakika kaldı.

Yusuf Basat yazdı, 16 kez okundu, 4 misafir beğendi, 1 yorum yapıldı.
19 Sep 21:00

Yusuf Basat

Puan: 0.27

Penceredeki Çiçekler 

Bir bağ bahçe güzelliğinde nitelendirdik aşkı ve sürekli hiç bitmeyecek gibi yaşayıp özlemek dediğimiz kavramı da daima birlikteliğin bir yapı taşı olarak gördük. Özlemek... Nice insanlar tanıyorum özlemini delicesine kör kütük kusan, nice insanlar var özlediği halde ölse de özlediğini söyleyemeyen. Pencereden süzülen rüzgarın azizliği ile masada duran küllükten bir anda genzime savruldu özlem. Lakin diyorum ya ölüyoruz da özlediğimizi söyleyemiyoruz. Ağzımızı açsak bir bıçak yarası kaplayacak hissi kelimeleri zindan ediyor içimizde. Zindana tabi tuttuğumuz her bir kelime günü gelince ya bizleri acıtır hale geliyor yada karşımızdakini, çünkü kelimeler kimi zaman zehirli bir yılan gibi süzülürken dudaklarımızdan kimi zaman ise içten içe bizi kemiren bir fare gibi zedeleyip duruyor. Özlüyoruz. Neden özlediğimiz ile ilgilenmeksizin özlemimizin verdiği acıya tutunup oradan güç alıyoruz, çünkü özlediğimizi özlediğimize ölüyoruz da söyleyemiyoruz. Kimi zaman narin kalplerimiz isyan bayrağını açmaya yeltense de her seferinde ailesi için ayakta durup güçlü görünmeye çalışan bir baba misali yüreğimiz o bayrağı içi acıya acıya indirmeyi başarıyor. İçinde bulunduğumuz durumdan artık yüreğimizin de memnun olmadığını tamda o an anlıyoruz ve anladığımızda her şey için geç mi yoksa bir şeyler için erken mi bunun kararını bir türlü veremiyoruz. Özlemek bizi zorluyor, gururlu yüreğimiz sayesinde ayakta tuttuğumuz umudumuz ise yıkılmaya başlıyor, hatta bunlara köstek olan aklımız ise büyük bir karanlığın içinde "acaba bir ışık arasam mı, aramasam mı?" kararsızlığı ile bizi koca bir karanlığa hapsediyor. Gündüz yüzü ile yaşadığımız özlemin acısını artık karanlıkta yaşamaya başlıyoruz.

Karanlıklar bir bakıma insana iyi gelirken, öte yandan karamsarlığa sürükleyen yanı insan zihninde daha ağır basıyor, bir noktadan sonra düşmeye ve tutunamamaya alıştığımız için karanlıktan medet ummaya başlıyoruz. Fakat insan silkelenme sevgili iç ses, insan kendini silkelemeli... Çünkü insan ne kadar karanlığa alışırsa o kadar zor olur aydınlığa çıkması. Oysa pencere önüne dizeceğimiz çiçeklerin hayalini besliyorduk, bizler ne zaman pencere önüne dizeceğimiz çiçeklerin hayalinden karanlığa sürüklenir olduk? Fakat insan bunu da haykırmak istiyor sevgili iç ses, sevdiğine sevdiğini söylemekten ziyade, pencere önüne dizeceğimiz çiçeklerin hayalini söylemek istiyor ama ne demiştik; ölüyoruz da özlediğimizi söyleyemiyoruz. Bir noktadan sonra; "bir özleyişi haykırmak bu kadar mı zor be?!" diye düşünüp kendimize kızmaya başlıyoruz ve unutulmamalıdır ki insanın kendine kızması özgüvenini zedeleyen başlıca unsurlardır biridir. Bizler güçlü olmak zorunda bırakılıp, güçsüzleştirilmeye mahkum edilen insanlar olarak özlediğimizi ölsek de söyleyemeyeceğiz belki ama hiçbir zamanda vazgeçmeyeceğimiz onurlu bir özlemi pencere önüne dizdiğimiz çiçeklerimize ekip orada umut diye yeşerteceğiz.

20 Sep 13:20

Misafir

Cokguzel yayinlansin

Recep Yılmaz yazdı, 12 kez okundu, henüz yorum yapılmadı.
18 Sep 13:00

Recep Yılmaz

Puan: 0.44

İlk Olasılık (Harabe Küre )

Kıyamet dünyevi varlıkların yokoluşu aşaması ve yokolması ile sonuçlanması durumudur. Öncelikle yokoluş aşamasını tahmin sınamaları ile bulmaya çalışalım .

İlk soru Allah (cc) kendi eliyle kıyameti bize sunmaz ise kıyamet nasıl gelebilir ?

Cevap oksijenin tükenmesi olabilir . Oksijensiz yaşam yoktur ve oksijenin hammadesi ağaç, geniş anlamda bitkilerdir . İnsanlık alemi betonlaşma ve sanayileşme ile bunları yok etmekte ve dünyamızı marsa dönüştürmektedir . Son ağaç kesildiğinde çölleşme ve oksijensizlik ortaya çıkacak ,hayvan ve böcek ekolojisi yok olurken doğal denge bozulacak, büyük sel felaketleri ve kitlesel facialar  gercekleşecek.

Kıyamet tarihinin belirsizliği de belki bu yüzdendir . Ne de olsa Allah (cc) kendi kaderimizi kendi ellerimize bırakmıştır.

Bu kurama göre istatistiksel veriler ile bir tahmini sonuç çıkaralım.

Ortalama olarak dünya ormanlarının 10 yılda  %2 si yok olmakta (FAO, State of the World’s Forests 2001 Raporu.)

Şuan da ormanlar (kara parçasının)  dünyanın %30  nu  kapsamaktadır ve 4 milyar hektar civarındadır . 7 Milyar insan %70 ni işgal ediyor ise 10 milyara ulaşıldığında dünya taşa dönüşecek gibi. Ve matematiksel veriler insan nüfusunun 10 milyara ulaşmasını 2050-2100 yılları arasına işaret ediyor . Bu sadece bir olasılık lakin önlem alınmadığı sürece küçük kıyametimiz pek yakınlarda ...

Filiz Akogul yazdı, 10 kez okundu, henüz yorum yapılmadı.
18 Sep 01:00

Filiz Akogul

Puan: 0.07

Evrenin Ezel Parcaciklari

Evet , ben evrenin ezel parcaciklariyim

Aşk parçacıkları zevk parçacıkları

Barındıran bi gece lambasiyim

Evet , ben şarap şişesini

Renksiz saydam şeffaf

Paramparça olmaya yüz tutmuş

Evet ,ben tanrının haykırışlariyim

Sevgi parcaciklari kasvet parçacıkları

Barındıran bir gece lambasiyim

Reşit Akpınar yazdı, 37 kez okundu, 1 misafir beğendi, henüz yorum yapılmadı.
15 Sep 01:00
Ahmet Nesin ve 15 Temmuz

Bundan belki 1 ay belki de 2 ay önceydi.T24 adlı haber sitesinde haberleştirilmiş bir yazı okudum.Ahmet Nesin'e ait olan yazıyı " Ahmet Nesin: Abdülkadir Selvi darbe gecesi olan biteni neredeyse saniye saniye biliyor" başlığını kullanmışlardı.Haberin özet kısmında şu yazıyordu;

"Şimdi bu darbeyi kim, ne zaman ve ne için yaptı, kim, ne zaman haberdar oldu. Bu arada salaların Erdoğan'ın emriyle verilmediğini de öğrendik. Alayı temiz, pırıl pırıl..."

Yazıda ilginç iddialara yer veriyordu.İddialarından en ilginci Selvi'nin yazısını alıntılayarak şunu söyledi;

"Görmez'le Muaz el Hatib aynı arabaya binip, nasıl zıt yönlere gidiyorlar, ben buraya takıntılı kaldım işte."

Peki Selvi ne demişti yazısının ilgili bölümünde;

" MİT'in zırhlı araçlarından birini verdiler, Muaz el Hatib ise Görmez'in aracıyla hareket etti. İkisi zıt yönlere gittiler. Araç, MİT'in iki No'lu kapısından Formula 1 yarışındaki gibi fırlayarak çıktı."

Yani Muaz El Hatib ve Mehmet Görmez farklı araçlara binmişler.Yani Ahmet Nesin denen zat okuduğundan birşey anlamamış.

Bu muhteremin iddianameyi okumamış, davaları takip etmemiş.Sadece basından çıkan haber ve yorumları takip etmiş.Yazılarından anlaşıldığı kadarıyla bu işleri de doğru düzgün yapmamış.

Sanık ifadelerinden yola çıkarak tam 11 tane yazı yazmış. Karakoldaki ifadelerin işkence ile alındığını da yazmayı unutmamış.İşkence iddialarının doğru olup olmadığını bilemem. Akıncı üssü iddianamesini açıp okusa ifadelerin safsatadan ibaret olduğunu anlardı.Çünkü sadece tek delil ifadeler değil.

Keşke yazdığı bu 11 yazılık seride Whatsapp konuşmalarından, telsiz kayıtlarından, kamera görüntülerinden de bahsetseydi ben de derdim ki Ahmet Nesin yazılarında objektif ve tarafsız davranmış.Elbette ki sorgulamak ve eleştirmek gazetecinin vazifesidir.Ama kendi önyargısını eleştiri ve yahut sorgulama olarak ortaya atmayacak.

Bunları bilinçli mi yapıyor yoksa ciddi mi bilemiyorum.Ama yazdıkları gerçekleri yansıtmıyor.Onun iddialarını tek tek konuşacağız.Tabi başka yazılarda...

Filiz Akogul yazdı, 15 kez okundu, henüz yorum yapılmadı.
14 Sep 21:00

Filiz Akogul

Puan: 0.07

Çığlık

Ruhun,bulutların yığıldığı siyah bir çarşaf gibi . Üzerinin örtüldüğü karanlık ve yağmurlu bir gecede yalınayak yürüyor. Tepemdeki dolunayda senin değiminle senin kadar dolu ama aydınlık .Ne tarafa yöenlsen kapılar yüzüne kapanıyor bunu görüyorum ama sende beni gör sonun kadar açık kapılarımı görüpte öylece geçme önümden . Ölmeden gözlerini bir görsem gece güneşe kavuşucak kupkuru bahçem papatyalara bezenicek . Gözlerin gözlerime ah bir değse ruhumuz bir olsa gözlerimdeki hırçın deniz durulucak . Seni ruhumda istiyorum sen kusursuzsun ve güçlü . Gel beraber yığın bulutlardan nehre akalım .Açık kapılarımı görüpte öylece geçme sevgilim . O zaman kendimi taşıyamam . Kendimi kendi omuzlarımda bile taşıyacak gücüm tahammülüm kalmaz . Sıcak bir nefes üflesen sönücem sanki .Çok değerli süslü mücevherlerle dolu bir elbise var ruhumda  ama hareket edemiyorum hem ağır hem de ayağıma dolanıyor . Kurtulmaksa mümkün değil gibi gözüküyor .Ama bir okyanusa dalsam yada papatyalarla dolu bir bahçeye uzansam mis kokular sarsa her yanımı kuşlar dans etse tepemde . Atım olsa bembeyaz tıpkı papatyalar kadar sonsuzluga şahlansa atım o tatlı meltemi yüzümde şaçlarımda tüm bedenimde hissedebilsem işte o zaman ruhumdaki parıltılı ağırlığı sıyırıp atıcam .

Yusuf Basat yazdı, 20 kez okundu, 3 misafir beğendi, henüz yorum yapılmadı.
13 Sep 13:00

Yusuf Basat

Puan: 0.27

Gece Yarısı

Gecenin yarısı yaşanırken tattım ben acıyı. Geceler... Ah bu gecelerde ne olmasa ne olurdu bizim halimiz? Mesela bir gece ansızın gelmişti içsesim benimle sohbet etmeye, bir gece yarısı öğrenmiştim aşık olduğumu, gecenin en kör vaktinde yağdı gökten şimşekler yüreğime. Bu öyle bir acı ki bir zaman sonra ne şimşek kalıyor nede gece. Oysa bir gece yarısı fark etmiştim elimin kalem tuttuğunu ve ben bir gece yarısı müsaade etmiştim insanların bilmediği aşkımı satırların bilmesine. Gönlümün karalığı geceden değil kalemden gelmişti. Ben öyle bir anlattım ki onu kaleme, kalem kırıldı gözlerimin önünde. Taki bir gece yarısı onu yazmaya başladığımda oldu her şey fakat artık yazamıyorum. Ondan başka hiçbir cümleyi ne okuyabiliyorum nede yazabiliyorum. Bir gece yarısı şahit olmuştu yalnızlığıma duvarlar, hayattan kalkışını izledi onsuz yaşanan tüm hatıralar. Sokaklar ona çıkmaz oldu, vapura bindiğimde aynı gökyüzü altında olmadığımızı öğrendim. Diyorum ya; sonu gelmek bilmeyen koca bir geceyi sabaha çıkartma arzusuyla işittim aynı topraklarda olup kilometrelerce uzakta olduğumuzu.

Kapı çalıyor. Ama açamam, fakat açmam gerek. Hoş geldin içses. -Hoş bulduk efendim. Erken geldin. -Boş verin şimdi erkeni geçi, siz neden aşık olmayı bir lütuf olarak görüyorsunuz sevgili benlik? Çünkü aşk insanın başına gelmiş en yüce lütuftur içses. -Bakın sevgili benlik, satırlara aşık olun, kelimelere aşık olun, kitaplara, sıcak bir çaya, mürekkebe, gıcırdayan eski bir iskemleye, günde iki kez doğruyu gösteren bozuk bir saat ve bozuk plakta dönüp duran bir şarkıya aşık olun, fakat kadınlara aşık olmayın efendim olmayın.

Belkide kadınlara olan aşkımız bizim tüm nesnelere duyacağımız aşkın temelidir içses. Ve kadınlar hor görülmemeli, sonuna kadar yaşanmalıdır. Bir sabah kalkıp hak edip etmediğini sorgulamadan bir kadına değer vermek istiyorum mesela, geçici bir mutluluktan sonra terk edilmek ve verdiğim değer ile bir başıma başsız kalakalmak istiyorum. Bizler bir kadına aşık olmayı değil, aşkı seviyoruz içses, aşkı seviyoruz...

Hafız Mustafa yazdı, 20 kez okundu, 7 misafir beğendi, henüz yorum yapılmadı.
12 Sep 09:00
Irkçılık Hastalıktır

Bu hastalığı bünyesinde barındıran kişi ilk başlarda hastalığını kabul etmez. freud'un öne sürdüğü savunma mekanizmalarından bazılarına fazlasıyla sahiptir. bunların başında yadsıma/inkar etme, mantığa bürünme, karşıt tepki geliştirme, değersizleştirme, çocuksu davranış, fiksasyon, yansıtma, çarpıtma ve en belirgin olarak da asetizm görülür. Hacısından, hocasından herkes bu hastalığa kapılmış.

Yusuf Basat yazdı, 22 kez okundu, 6 misafir beğendi, 1 yorum yapıldı.
12 Sep 01:00

Yusuf Basat

Puan: 0.27

Neydi Aşk? 

Neydi bizi bizliğimizden koparan o hiçlik? Neydi sabır denen en yüce taşı parçalayan o aciz şüphe? Aşka ölmek de dahil ise eğer, aşk yoluna baş ile çıkmak aşık adama mubahtır o vakit. Aşk bir ecel vakti ise ayrılık ecelden korkmaktır, aşk bir musalla taşı ise ayrılık cenazelerden nefret etmektir, aşk bir hayır ise, ayrılık bir şerdir. Bu ve bunun gibi birçok çelişki üzerine yazıldı aşk, bu güne kadar uğruna birçok kalem oynatıldı aşk için.

Nasıl sevmişti Nazım Piraye'yi veya tam tersi nasılda sevmişti Piraye Nazım'ı ve aşkından ölüp de ağzını dahi açmamıştı. Öbür taraftan nasılda masumdu Cemal'in Tomris'e bakışı. Peki ya Edip, Turgut... Nasıl demişti Edip Cansever; "Bir adın vardı senin, peşinde üç büyük şair" diye. Nasıl kurulabilirdi bu cümle, öylesine bir cümle ki içinde imkansızlığı, çaresizliği, güzelliği ve masum bir aşkı barındıyordu. Cemal güzel sevdi Tomris'i, Turgut canından can gidercesine sevdi Tomris'i, Edip bir beyefendi gibi sevdi Tomris'i... Gel gelelim Konya'ya. Bir aşk yatar Konya'da, yaşarken beşeriyetin arasına girdiği, ölünce de o beşerin yerini alan bir dikenin aralarında olduğu bir aşk. Ayrı yaşayıp, birlikte ölen ve birlikte gömülüp fakat yine ayrı kalan Tahir ile Zühre'nin o büyük aşkı yatar Konya'da. Bizim deli oğlan Nazım'ın da dediği gibi; "Tahir olmakta ayıp değil Zühre olmakta, hatta sevda yüzünden ölmekte ayıp değil." Kimilerinin kaderleri bir yazılır fakat o bir yazılan kader aslında aynı yolun yolcusu, olacakları yolun birliğidir. Kimileri birbirini Tahir ve Zühre gibi yaşarken de ölünce de yaşayamazlar.

Çöller Kays'ın aşkından dolayı çöl olmadı, çölü çöl yapan Kays'ların aşkının her bir kum tanesine işleyişidir.

12 Sep 04:43

Misafir

Aşk yazılmaz.

Dilek Aydın yazdı, 28 kez okundu, 2 misafir beğendi, 8 yorum yapıldı.
10 Sep 13:00

Dilek Aydın

Puan: 0.03

Hiçbir İnsana Acıma!

Dünyada çoğu insan vatanından ayrılıp başka bir yerde yaşamaya mahkum edilen insanlara yardım ediyordur. Peki neden yardım ediyorsun? Ona acıdığın için mi?

Hiçbir insan acınmayı hak etmez. Sizinle aynı eşitliğe sahip olmasına rağmen size acıyarak bakınması hoşunuza gider mi? Onlara, vatanından ayrılan insanlara en büyük  yardım onlara hepimizin eşit olduğunu hissettirmektir.  Onlara sırf para vererek  yükselmeye çalışmak değil. Hiçbir insanın düşüncesini sorgulamıyorum ama lütfen davranışlarınızın ne kadar doğru veya yanlış olduğunu düşünmek size kalmış.

10 Sep 15:48

Malesef toplumumuz çok bozul herşey çıkar ilişkisi oldu lakin gerçekten temiz bir kalple.yardim amacli veren insanlar var herkesi bir kefeyi koyamayiz.

10 Sep 15:46

Az önce misafir olarak cevapladim."göklerin ve yerin mülkü Allahindir.Allah herseye hakkıyla kadirdir"Ali İmran süresi.. Mülk Allahinken bizim.diyemeyiz Allahın olan mulku yine Kuluna dagitiyiru ve bu şerefe veren nail oluyor inşallah ..

Sema Yilmaz yazdı, 50 kez okundu, 14 misafir beğendi, 6 yorum yapıldı.
08 Sep 17:00

Sema Yilmaz

Puan: 0.8

Müslümanlara Yapılan Zulme Göz Yummamak

Abdullah İbnu Ömer radiyallahu anhuma anlatıyor: “Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdular ki: “Müslüman Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu tehlikede yalnız bırakmaz. Kim, kardeşinin bir ihtiyacını giderirse Allah da onun ihtiyacını giderir. Kim bir Müslümanı bir sıkıntıdan kurtarırsa, Allah da o sebeple onu Kıyamet gününün sıkıntısından kurtarır. Kim bir Müslümanın (kusurunu) örterse, Allah da kıyamet günü onun (kusurunu) örter.”

Bugün Filistin, Burma, Doğu Türkistan, Afganistan, Çeçenistan, Keşmir,Arakan,Suriye ve dünyanın pek çok yerinde müslümanlara zulüm uygulanmaktadır. Kardeşlerimizin yaşadıkları zoruklar, ancak medyaya yansıdığı zaman aklımıza gelir…

Bir çocuğun katliamdan önce annesine sorduğu soruda Müslümanların nasıl zulme altında olduğunun ,küçük çocuğun bakış açısında saklıdır.

-Anne küçük çocukları küçük kurşunla vururlar değilmi?Çünkü küçük kurşunlar canımızı acıtmaz

Bu durumda sadece ezilen kardeşlerimizin haline acizce gözyaşı dökmekten başka bir şey yapamıyoruz!

Ne çok acı var,ne çok zalim var.Ne çok firavun beyinli nemrut kalıntısı var.

Bugün hiçbir İslam devletinin gayri Müslimlere diz çöktürecek ve Müslümanların haklarını teslim etmeye zorlayacak bir gücü yok. Bu çağda cihad yapmak, cihad vazifesini yerine getirmek istiyorsak , zalimlerin zulümlerini dayandırdıkları fikir sistemlerini, materyalist ve darwinist zihniyeti bilimle, fikri savaş ile yok etmemiz ve Kuran ahlakını tüm dünyaya tebliğ etmemiz şarttır !

Müslümanlar olarak biz de yeniden dirilip kalbi, samimî ve fedakârca bir Müslümanlık anlayışıyla ayağa kalkmalıyız. Öncelikle Müslüman kardeşlerimizin elinden tutup,i sonra birlik beraberlik içinde İslam medeniyetini yeniden yükseltmeliyiz. Allah’ın dinini aziz kılmak niyetiyle dünyaya nizam vermeye talip olmalıyız.

Zalimler için yaşasın cehennem.

08.09.2017

12 Sep 07:11

Vatanimi seven bir insanim bana duseni elimden geldigince yaparim.Suan cagirsalar giderim savasa.Sizde evinizde otura bilirsiniz.Her konuda eleştiriye açığım,üslubu düzgün olanlara tabiki.

12 Sep 05:54

Ne kadar da kolay di mi. Kalk git savaşa o zaman hanımefendi . Hint Edebiyatı yapma. Çözüm arayın anca fink atın

Muharrem Morkoç yazdı, 41 kez okundu, 11 misafir beğendi, 2 yorum yapıldı.
08 Sep 05:00
Veda

İtiraf etmeliyim ki hayatımda ilk kez bir veda yazısı yazıyorum. “Yahu gidiyorsan bize ne?!..” diyebilirsiniz. Doğru, neticede ben gidiyorum ama sen buradasın. Beğenenler de oldu, sövenler de…

Neyse, sözü fazla uzatmayalım…

“Hayırlısı İnşallah” diyelim…

Burada sizlerle buluşmama vesile olan, bana köşe açan ‘Geornalist’ ailesine çok teşekkür ediyorum…

Yeni yazılarımla başka bir yerde görüşmek üzere

Sağlıcakla kalın…Ves’selam

08 Sep 10:42

Misafir

aaa hocam neden :(

Muharrem Morkoç yazdı, 36 kez okundu, 12 misafir beğendi, 1 yorum yapıldı.
06 Sep 21:00
Ağladım

Aklıma düştü gözlerin

Boynumu büktüm ağladım

Elveda dediğin yerin

Yanına çöktüm ağladım

Anılar gezdi kanımda

Seni aradım yanımda

Tesbih gibi her anımda

Hasreti çektim ağladım

Her seven boyun eğmiş

Ayrılık ne yaman şeymiş

Gözden yaş dökmek neymiş

Gözümü döktüm ağladım

İçim garip gönlüm darda

Gözlerim karşı duvarda

Ben her akşam aynalarda

Yüzüne baktım ağladım

S. Tuncer

07 Sep 10:54

Misafir

:(

Sema Yilmaz yazdı, 42 kez okundu, 25 misafir beğendi, 2 yorum yapıldı.
03 Sep 17:00

Sema Yilmaz

Puan: 0.8

Hüznü Bilir Misiniz?

Ben bilirim.

Ben bilirim ki hüzün, bir uzun cümledir bitmeyen. Sonu gelmeyen bir gece o mahzun bakışlarda gizlidir hüzün. Elinde kalın bir kitap, uzaklara akıp giden gözlerinde duyumsatır kendini bize hüzün.

Bir şiir yazarsınız, hüznünüz bedene bürünür kâğıtta. Bir resim yaparsınız, köşesinde bir yerde mutlaka görürsünüz hüznü. Bir beste yaparken, illaki yerleşir bir notanın kuyruğuna hüzün. Romanlar hüzünsüz olmaz. Bazı binalarda, hüznün en güzel yansıması beliriverir aniden. Bütün bunlar belki bir farkındalıkla oluverir yahut dalgınlıkla, kim bilir belki de kasten yansıtılır hüzün…

Nereye gidiyorum, ne yapıyorum ben? Bilmiyorum, bilmek istemiyorum. Tek istediğim şey hüzünden kurtulup özgürlüğüme kavuşmak. Kuşlar gibi süzülmek, balıklar gibi keşfetmek. Yel gibi savurmak istiyorum herşeyi. Kurtulmak istiyorum bu hüzünlü hayattan. . Düşünmüyorum. Yazıyorum yalnızca. Zamanı kapı dışarı etmişim. Gözyaşlarımı mahsenlere kapatmışım. Hayattan nefes almak dışında bağımı koparmışım, yazıyorum. Yazdıkça rahatlıyorum. Satırlar doldukça içimdeki hüzün, acı azalmış gibi hissediyorum. Yazıyorum... Dilimin ucuna biriken herşeyi. Kalbinin kırılan parçalarını kağıtlara döküyorum. Yazıyorum. Acılarımı, mutluluklarımı, hüzünlerimi. Yaşadığım bütün o duygu selini döküyorum kağıtlara…

Sevda hüznüyle,kederiyle sevda olurdu uğruna savaşılsın diye…

Hüznü bilir misiniz?

Ben bilirim,ama anlatamam.

03 Sep 21:15

Misafir

Hüzün varsa lugatimizda uyku yoktur.

03 Sep 17:51

Misafir

Hayata dair çok bir şey bildiğimi iddia edemem ama benim kırgınlıktan gözüme uyku girmediği vakitlerdeki rahat uyuyuşları iyi biliyoru. Hüzün budur zannımca

Muharrem Morkoç yazdı, 50 kez okundu, 17 misafir beğendi, 7 yorum yapıldı.
31 Aug 21:00
1919'dan Başlayan Tarihi Kabul Etmiyorum!

1919’DAN SONRAKİ TARİHİ KABUL ETMİYORUM

Devletin idealliği denildiğinde şüphesiz akıllara gelen tek eser Platon’un ‘Devlet’ adlı kitabıdır. Bütün dinamikleriyle ayrıntılı olarak modelleri ve prensipleri bir arada toplamıştır. Anakroniğe düşmeden üzerinde durulması gereken bir isimdir Platon. Hocası Sokrates’ten öğrendiklerini çelişkili de olsa aktarmaya çalışmıştır. Ezcümle; Platon’un yolunda giden savucular ideal devleti aslında görmek istemiyorlar. Çünkü o bir felsefeci ve fikirleri oryantalizmi heyecana getirebilir. Yalnız burada Platon’u bir kenara bırakıp ideal devlet yapılanmasını asıl meydana getiren ona ruh veren Osmanlı Devleti’nin devlet anlayışından hatta ideal devlet nasıl olunur onu aktarmaya gayret edeceğim.

Evet dostlarım,

Göçmen kuşları bile düşünen bir devlete ütopya ve mitolojik vaka 1919’dan sonra dillere pelesenk ettirdiler. Tarihlerini 90 yıla sığdıran aslında bir öfke siyasetiyle günümüze kadar devam eden bir tarikatla karşı karşıyayız: Kemalizm Tarikatı. Kendi değerlerine ve geçmişine bu kadar düşman üstelik medeniyet sözcüğünü ağzından düşürmeyen bu tarikatın müritleri çürük bir diş gibi koku yayıyor etrafa. Osmanlı kelimesine dahi tahammül edemeyen bu coğrafyanın fertleri bize tek adam rejimini anlatmadan özgürlükten bahsetmesi abesle iştigaldir.

Bir medeniyet/devlet düşünün; içinde yaşayanların hiçbiri sabah namazını kazaya bırakmıyor. Küçükten büyüğe kadar herkes hayrat düşünüyor. Adımlar günah-sevap taammümlerine göre atılıyor. Ve bir devir düşünün devrin en muttaki, en kabiliyetli din âlimleriyle dolup taşıyor. Askeriden mantık ilmine; tarihten dünya siyasetine kadar her alana hitap ediliyor. Osmanlı taşa bile ruh veren bir medeniyetti. Dişi çürük olan Kemalizm Tarikatı bu değerleri ve medeniyeti hiçe sayarak örseledi kendini artık. Medeniyet dedik, kültür dedik seküler bir bakış açısıyla anlam çıkardılar. Bir medeniyet düşünün(!) gençler milli kütüphanelerine girip okuyamıyor ve buna düşünce özgürlüğü kavramını dile getiriyor. Bu durumda eşine cihanda başka ülkede rastlanamaz. 1919’dan sonraki tarihi kabul etmiyorum demişti vaktiyle Cumhurbaşkanı Erdoğan. Tam da bu yakınmam ile alakalı güzel bir açıklama getirmişti Reis. Yine düşman oldular. Medeniyetinize sahip çıkın artık.

Düşmanları tarafından alkış alan başka bir medeniyet bulamazsınız. O sadece Osmanlı Devleti’dir. Altı asır boyunca İslam’a hadimlik yapan ulemaların emeğiyle yoğruldu ve Anadolu da karış karış gezildi. Osmanlı Devlet’i bu otoriteyi Şeyh Edebali’nin duasıyla, Emir Sultan’ın fikir dünyasıyla zirveye ulaştı.

Bir Yavuz Sultan Selim’i Yavuz yapan İbn-i Kemal’dir. Fatih, Akşemseddin ile müsterih oldu. Emir Sultan sayesinde Yıldırım Bayezid kemale erdi. Devletin dağılma dönemlerinde bile Sultan Abdülhamid Han âlimlerle konsey oluşturup meselelere şer’i manalar yüklüyordu. Bu metotlarla yaşayıp yaşattılar. Bu güç, ulemanın arkasında cem olunarak, bel bükülerek ve boyun eğerek Viyana kapılarına kadar götürdü. Dedik ya Osmanlı deyince tahammül dahi edemeyen tarikat 6 asırlık medeniyeti “efendim padişahlar diktatör!” gibi cılız bir sesle yeni nesle yutturmaya çalıştı. Araştırmayan, sorgulamayan bu oyuna aldandı. Ders kitaplarında dahi “ asarlar, keserler ve kimseye hesap vermeyen” olarak anlatıldı. Bilseler ki bir zamanlar Zembilli Ali Cemali Efendi adında bir âlim vardı. Yavuz Sultan Selim gibi celalli bir Sultan'a seni kılıcımla doğrulturum, ayağını denk al’ diyebilmişti. Bursa Kadısı vardı bir zamanlar Emir Sultan adında. Yıldırım Bayezid’in karşısında cehennem ayetleriyle sultanı tehdit ediyordu adeta. Devletin en elzem noktalarında memur ihtiyacını gidermek için muhatabına sordukları tek soru: Kimin öğrencisisin? Memur adayının dilekçesi alındığı vakit verdiği referansı araştırıp adayın ruh sicil dosyasını istiyoruz derlerdi. Nerde kaldı platon, hani 1919’dan sonraki tarih?

Muhterem kardeşlerim,

Bu medeniyeti mezarlığa çevirip kendileri de ülkeden kaçıp giden menfaatperestler batıyı hep güldürdü. Yaktılar yıktılar ve kaçtılar. “Özgürlük” bu ülkede hep kavram olarak kaldı ve öteye geçemedi.

Kaderullah’ın yardımı tekrar alınırsa, zamanın ruhu tekrar okunursa işte o zaman medeniyetimize döneriz. Korkmayın Osman isminden adı her ne olursa olsun gelecek de onun olacaktır.

NOT: İbrahimlerin kesiksiz soluklarını daha güçlü duymanızı diler, Kurban Bayramınızı kutlarım.

TEŞRİK TEKBİRLERİNİZİ UNUTMAYINIZ

Herkese selam SANA hasret…

Vesselam.

31.08.2017

Muharrem MORKOÇ

Sema Yilmaz yazdı, 48 kez okundu, 18 misafir beğendi, 4 yorum yapıldı.
28 Aug 21:00

Sema Yilmaz

Puan: 0.8

Aşk Nedir?

Bir zamanlar, bütün duyguların üzerinde yaşadığı bir ada varmış: Mutluluk, Üzüntü, Bilgi ve tüm diğerleri, Aşk dahil. Bir gün, adanın batmakta olduğu, duygulara haber verilmiş. Bunun üzerine hepsi adayı terk etmek için sandallarını hazırlamışlar.Aşk, adada en sona kalan duygu olmuş çünkü mümkün olan en son ana kadar beklemek istemiş.Ada neredeyse battığı zaman, Aşk yardım istemeye karar vermiş. Zenginlik, çok büyük bir teknenin içinde, geçmekteymiş.Aşk,

- "Zenginlik, beni de yanına alır mısın?" diye sormuş. Zenginlik,

- "Hayır, alamam. Teknemde çok fazla altın ve gümüş var, senin için yer yok." demiş.

Aşk, çok güzel bir yelkenlinin içindeki Kibir'den yardım istemiş.

- "Kibir, lütfen bana yardım et!", Kibir

- "Sana yardım edemem, Aşk. Sırılsıklamsın ve yelkenlimi mahvedebilirsin." diye cevap vermiş.

Üzüntü yakınlardaymış ve Aşk yardım istemiş:

- "Üzüntü, seninle geleyim." Üzüntü

- "Of, Aşk, o kadar üzgünüm ki, yalnız kalmaya ihtiyacım var."

Mutluluk da Aşk'ın yanından geçmiş; ama o kadar mutluymuş ki Aşk'ın çağrısını duymamış. Aşk, birden bir ses duymuş.

- "Gel Aşk! Seni yanıma alacağım..."

Bu Aşk'tan daha yaşlıca birisiymiş. Aşk o kadar şanslı ve mutlu hissetmiş ki, onu yanına alanın kim olduğunu öğrenmeyi akıl edememiş. Yeni bir kara parçasına vardıklarında, Aşk'a yardım eden yoluna devam etmiş. Ona ne kadar borçlu olduğunu fark eden Aşk, Bilgi'ye sormuş:

- "Bana yardım eden kimdi?" Bilgi

- "O, Zaman'dı" diye cevap vermiş.

- "Zaman mı? Neden bana yardım etti ki?" diye sormuş Aşk.

Bilgi gülümsemiş:

- "Çünkü sadece Zaman Aşk'ın ne kadar büyük olduğunu anlayabilir"

30 Aug 20:44

Misafir

Aşk diye bir şey yktr. Saçma

30 Aug 16:30

Misafir

Eyvallah

Muharrem Morkoç yazdı, 44 kez okundu, 14 misafir beğendi, 4 yorum yapıldı.
28 Aug 17:00
Ey Fakirler!

EY FAKİRLER!

Saat gecenin bilmem kaçına geliyor. Herkesler kabuğuna çekilmiş uyku bile uykuda... Düşündüğüm tek bir cümle var : El-fakru fahrî ve bihî eftahiru. Düşünmeme sebebiyet veren hafzalamı meşgul eden onca şey varken neden bu cümle?

” Fakirlik benim övüncümdür. Ben onunla iftihâr ederim.” Muhaddis değilim hadîs-i şerif ne cihetle hangi minvalde denmiş orasını bilemem fakat gönül zenginliğinden söz etse gerek. Şerhini yapmaya ne ilim dayanır ne de gönül dayanır.

Maveraya yolculuk için dehlizlerden kurtulmanın yolları vardır. Bunların en büyüğü nefstir. Bundan dolayı nefsi aşarsak fakirliğe ulaşabiliriz. Fakirlik dediğimizde her zaman olumsuz anlamayalım. Rabbimiz bize fakirlik gibi bir nimet vermiş. En büyük zenginlik aslında fakirliktir. Bizler ne kadar fakir kalırsak yani ne kadar yalnız kalırsak Allah’a bir o kadar yaklaşıyoruz. Neyseler, keşkekler ve daha neler neler… Bunu yakınlık-uzaklık olarak da algılayabiliriz. Uzaklık dediğimiz zaman fiziki uzaklığı algılamamız gerekiyor. Mesela; nefis içimizdedir ama bize uzak olmalıdır ve gönül de içimizdedir bize dost olmalıdır der Savaş abi.

Bizler zengin miyiz fakir miyiz?

Bu sorunun cevabını asla öğrenemeyeceğiz. Maddi olarak denilmediği aşikar. İç alemimizin bizlere açtığı kapılardan girmek gerek. Masivayı geçip ‘Bir’ ile olmaktır niyet.

Nerde o yürek?

İnsanın benliğinde kaybolması!

Fakirliğe talibim diyenlerin yüreği dağınıktır. Toparlanması zaman alacaktır. Ama toparlanacaktır.

Çünkü ben de FAKİRLİĞE TALİBİM…

Ves’selam...

Muharrem Morkoç

Sevdaşrn yazdı, 33 kez okundu, 1 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
18 Aug 21:00

Sevdaşrn

Puan: 0.71

Miyavlı Yanak
5350bb9f327451c909cb71443b99acd51503088657

5350bb9f327451c909cb71443b99acd51503088657

Kendimi bildim bileli kediseverim.Ellerime bıraktığı tırnak izlerine zevkle bakarım.Çünkü o izler bana sevginin göstergesidir.Tombul yanak,ince bıyık,bilye göz,fındık burun kedileri…Hiçbir zaman kedileri severken cinsiyetini merak etmedim.Cinsiyetine göre sevmedim.Sanırsam kedilerin cinsiyetten de önde gelen bir duruşları olduğu için.Şöyle ufak bir araştırma yaparsınız kedileri en az benim kadar seversiniz.Onlar kalabalıklar halinde gezmeyi sevmezler.Sizin ona sevgiyle şefkatle baktığınızı anladıklarında hemen yanınıza yaklaşır ve sevilmeyi beklerler.

Söylendiği gibi nankör de değillerdir.Hiçbir nankörlüklerini görmedim hatta çok dobradırlar.Siz açıkmış bir kedi görüp hızla gidip marketten,bakkaldan o an aklınıza ne geldiyse alır ve verirsiniz.Kedicik önce koklar sonra hoşuna giderse yer.Yemeyince de nankör diyebilirsiniz.Oysa kediler kimse için rol yapmaz.Biz bize düşeni yapar ve iyiliğin karşılığını kediden değil Allah(c.c)’dan bekleriz ve kimse nankör olmaz.

Kedileri bu kadar sevmemin bir sebebi de bebek gibi olmalarıdır.Hele ufak olanları ufacık tırnaklarıyla size tutunmaya çalışırlar.Başını okşarsınız gözlerini yumarak memnuniyetini dile getirirler..Keşke bir de gülebilselerdi ne güzel olurdu.Ya da benim bilgim eksik.Hayvanların duyguları olduğuna inanıyorum belki gülümsüyorlardır da kendi hallerince.

Allahu Teala,hayvanlar benim sessiz kullarım buyurmuştur. Bunca sessiz kul bizim için yaratıldı.Onları ürkütmeden sevelim,koruyalım,değer verelim özelikle bıyıklı minnoş kedilere.

Abdulhamid Osmanoğlu yazdı, 136 kez okundu, 4 misafir olmak üzere 5 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
04 Aug 21:00
" İman ve İmkan Meselesi "
7b816ddd4d1b9dc6e5230ca7324408231501867618

7b816ddd4d1b9dc6e5230ca7324408231501867618

Erdoğan Mescidi Aksanın önemini anlatmak için körfez ülkelerini gezdi..

Erdoğan Aradığı neticeyi bulamamış olacak ki:

“Müslümanlar İçin Mübarek Beldelerimizi Korumak İmkân Değil, İman Meselesidir” dedi.

Çünkü Körfez ülkelerinde ki Arap yöneticiler, olayın vahametini ya anlamıyorlar yada ısrarla anlamak istemiyorlar...

Erdoğanın mescdi aksa konusunda desteksiz kalması, şımarık siyonistleri dahada cüretlendirip, cesaretlendiryor.

ve olan oluyor: Mescidi aksa siyonist yahudiler tarafından bir gece ansızın işgal ediliyor...

şimdilik bu zilleti anlımızda ve boynumuzda taşıyoruz!

Ama yarınlarda sadece Mescidi aksa değil Kudus'te özgürlüğüne kavuşacak..

Bu bir hayal değil hakkattir...

Muharrem Morkoç yazdı, 84 kez okundu, 33 misafir olmak üzere 35 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
19 Jul 13:00
Ortadoğu'nun Kaderi
a60eccbccf5dbc42ce36a53f0189aebf1500460403

a60eccbccf5dbc42ce36a53f0189aebf1500460403

           Osmanlı yedi düvelde savaşırken en zor cephe Filistin-Hicaz cephesiydi. Arabistanlı Lawrence bölgedeki aşiretleri Osmanlıya karşı kışkırtıyor Büyük Özgür Arabistan vaadini yayıyordu. Ürdün Eski Başbakanı Maruf Bahid çıktığı programlarda tarihi anlatırken Osmanlıda Türk-Arap ayrışmasından devamlı söz ettiğini takip ettim. Yüreğindeki yangını şu şekil dile getirdi: “ Osmanlı Devletinin yıkılışından sonra her şey değişti. Önceleri Osmanlı tüm halkların üzerine İslam şemsiyesini açmıştı. Sonra milletçi akımlar baş gösterdi. Bu dalga Araplara da sirayet etti. Özellikle Sultan İkinci Abdulhamid’ten sonra bölge iyice parçalandı.”

İngiltere ve Fransa Başkanlarının adlarını taşıyan Sky-Picot Antlaşması Osmanlıya hedefleyen gizli bir anlaşmadır. Osmanlı toprakları harita üzerinde İngiltere ve Fransa arasında paylaşıldı. Emir Hüseyin’e para ve silah desteği sağlandı ve Arap ayaklanmaları başladı. Dört ay geçmeden Arap ülkelerinin kralı olduğunu ilan etti.

20.yüzyılın başında Ürdün diye bir ülke yoktu. Bu ülke 100 yıl önce BOP(Büyük Ortadoğu Projesi) çerçevesinde kuruldu. Sınırları İngiliz cetveli ile çizildi ve Şeria Nehri’nin doğusunda dertlere gark oldu. Bugün Ürdün’de yaşayan 5 milyon kişi Filistinli. Ortadoğu’nun kaderi belki de Ürdün ile belirlendi.

Bir asır önce İngiltere, Osmanlıya karşı Arap aşiretlerini ayaklandırmıştı. Bu bölgelerde sınırları değiştirilmiş ülkeler meydana getirdi resmen. Ayrı sınırlar arasında hapsedilmiş ülkeler ne zaman bir araya gelmeye kalksa aralarına nifak tohumu saçar uzun bacaklılar. Kızılderili atasözü zaten nifak tohumlarını başarılı bir şekilde anlatıyor. “Eğer bir nehirde iki balık kavga ediyorsa, bilin ki oradan az önce uzun bacaklı bir İngiliz geçmiştir”. Zaman değişti ve ikinci dünya savaşından sonra İngiltere’nin yerine Amerika geldi. İlginçtir ki bugün Ürdün, Amerikan’ın Ortadoğu’da en önemli müttefiklerinden biridir. Hatta İsrail ile barış antlaşması sağlamış iki Arap ülkesinden de biri.

Ürdün kraliyet ailesi zaten batıyla kaynaşmış bir aile. Kral Abdullah’ın annesi bir İngiliz. Babası Kral Hüseyin, son eşini ABD’den seçmişti. Batı kuklası demek yanlış olabilir çünkü batının ta kendisiydi. Bir yandan Batı-Suudi sermayesine dayanıyor öteki yandan ise 60 yıldır Filistinli göçmenleri topraklarında barındırıyor. Arap-İsrail sorununu en çok Ürdün halkı yaşıyor desek yanılmayız.

Dünya paylaşım savaşı vilayetlerde devam etti ve çok büyük katliamlar yaşandı ve çağımızda hala devam etmekte. Global sermaye oluşturularak ekonomik savaş ilan ettiler. Bu sefer oyuna iki kişi daha dâhil oldu: Rusya ve Almanya. Ortadoğu’nun kaderi tekrar kanla çizilmeye devam ediyor. Hedeflerinde Siyon Devleti var ve İsrail’e yeni yerler oluşturuluyor. Hedef Türkiye…

19.07.2017

MUHARREM MORKOÇ