İyi Yazarlar
İyi Okurlar

Kürşat Koyuncu

1 / Puan: 24799

Ankara

Abdullah Fakiroğlu

2 / Puan: 7843

İstanbul

Ömer Poyraz

3 / Puan: 4948

İstanbul

Bulut Sever

4 / Puan: 4397

İstanbul

Mümin Yolcu

5 / Puan: 3694

İstanbul
İstanbul

Mustafa Karayel

7 / Puan: 2941

İstanbul

Sezer Emlik

8 / Puan: 2769

Bartın

Ozan Bilican

9 / Puan: 1956

İstanbul

Detroitli Kızıl

10 / Puan: 1590

İstanbul

Salieri Alt Tire

11 / Puan: 1585

İstanbul

Vlad Emir

12 / Puan: 1519

İstanbul

Sıla Münir

13 / Puan: 1346

İstanbul

Osman Batur Akbulut

14 / Puan: 1335

Kırıkkale

Mustafa Kılıç

15 / Puan: 1280

İstanbul

Ferit Çaydangeldi

16 / Puan: 991

Ankara

Ali Turan

17 / Puan: 973

İstanbul

Mücahid Cesur

18 / Puan: 928

İstanbul

Ahmet Demir

19 / Puan: 837

İstanbul

Müsemma Şahin

20 / Puan: 822

İstanbul

Yamanduruş

21 / Puan: 806

Sakarya

Lagari Alıntılar

22 / Puan: 778

İstanbul

Ahmet Lalbek

23 / Puan: 769

Erzincan

Mesut Toprak

24 / Puan: 751

Ankara

Muharrem Morkoç

25 / Puan: 739

İstanbul

Emre Keleş

26 / Puan: 709

Ankara

Alpay Gökçe

27 / Puan: 683

İstanbul
İstanbul

Reşit Akpınar

29 / Puan: 615

Erzurum

Ali Osman Rothschild

30 / Puan: 562

Ankara

Bir sonraki paylaşıma yaklaşık 03 saat 38 dakika kaldı.

Beyoğlu İnisiyatif Hareketi yazdı, 664 kez açıldı, 199 misafir beğendi, 33 yorum yapıldı.
7 Ara 18 17:00
Unutturulmak İstenen Tarihi Hacı Piri (Tekke) Cami!

Tophane’nin Kâdiriler yokuşunda bulunan ve 2 Nisan 1997 yılında “muamma” bir şekilde yanan Hacı Piri (Tekke) Cami, aradan geçen 22 yıla rağmen hala ibadete açılmış değil...

Yandıktan sonra Neredeyse 15 yıl hiç kimse (ne devlet nede tekke müdavimleri) bu camiyi ayağa kaldırmak için bir müdahalede bulun(a)madı...

15 yıl boyunca tamamen çürümeye ve yıkılmaya bırakılan Camiye il özel idaresi el atıyor ve 5 yıl içerisinde Hacı Piri Cami'ni Restore ediyor...

2017 yılında Tekke Cami, Tekke’nin müdavimleri tarafından haftanın 1 günü sadece zikir için açılmaya başlanıyor. Haftanın 1 günü akşam 19:00 ile 24:00 arasında zikir için Cami’nin kapısı aralanıyor...

Haftanın sadece bir günü açık olan Hacı piri Cami, Müminleri günde 5 kez Namaza davet eden Ezan’dan mahrum. Dinin direği olan Namaz ibadeti için ise faaliyet göstermiyor. Başta CİMER ve Diyanet olmak üzere bir çok kuruma restorasyonu biten bu Cami’nin neden ibadete açılmadığı soruluyor?

Bir netice alamayan mahalleli bu sefer Beyoğlu Müftüsü sayın Aydın Yığman Bey’i devreye sokuyor. Beyoğlu Müftüsü ve beraberinde bulunan mahalleliler Tekke Cami'ni ziyaret ediyorlar...

Beyoğlu Müftüsü Aydın Bey, Tekke’nin Şeyhi olan Eren Erkmenkul Bey’e “Bu Cami’de neden Ezan okunmadığı, restorasyonu bittiği halde hâlâ neden beş vakit namaz kılınmadığı ile ilgili sorular soruyor”... Tekke Şeyhi Eren bey, “Caminin henüz bakım çalışmalarının bitmediğini söylüyor.” Namaz ibadeti için her hangi bir engel olmamasına rağmen, Tekke Şeyhi’nin bahsettiği “bitmek bilmeyen Cami Restorasyonunu” ne Müftü Bey nede mahalleli tam olarak anlayamıyor.

Müftü Bey, Cami minaresine merkezi ezan sistemini yollayacağını ve ezan okunması gerektiğini tekke şeyhine iletti. Tekke şeyhi de buna itirazda bulunmadı.

Aradan geçen 6 aya rağmen hâlâ Ezan okunmuyor!

Garip ama koskoca Beyoğlu Müftüsü kendi uhdesinde olan bir camide 6 aydır ezan okutamıyor!

Beyoğlu Müftülüğünü hatta diyaneti bile aşan bir durumla mı karşı karşıyayız!?

Son olarak Müftü bey Şeyh efendiye; “Millet bu Caminin açılmasını istiyor ve bir çok şikayetler alıyorum” sözüne karşılık Şeyh Efendi; “Millet ilk başta Ekmekçibaşı Camini bir doldursun, tüm camilerimiz boş” yanıtını veriyor! Müftü ve mahalleli Şeyh Efendinin bu patavatsız yorumu ve azarını işitip camiden ayrılıyorlar...

Tüm bu yaşananlardan sonra zihnimize üşüşen bazı soruları soralım:

1) Tekke Cami gerçekten elektrik kontağı yüzünden çıkan bir yangın ile mi yandı yoksa bir sabotaj mı yapıldı?

2) 15 yıl boyunca neden Tekke Cami’ne müdahale edilmedi? Eğer “Devlet bu iş ile ilgilenmedi” denilirse peki nasıl oluyor da Tekke’nin müdavimlerinin oturduğu 20 odalı devasa ev restore edildi?

3) Bu tarihi yapı nasıl oldu da Vakıflar Genel Müdürlüğünden alınıp İl Özel İdaresine verildi?

4) Cami’nin arka duvarını yüksek bir şekilde örüp, Cami havasından uzaklaştırıp, ön girişine de kilit vurarak özel bir mülk havası verilmek isteniyor, neden?

5) “Zaten burası Cami değildi, Cumhuriyetin Baskı ve zorlaması ile Camiye çevrildi, aslında burası Tekkedir” diyen şeyh Efendi dilinin altındaki baklayı ne zaman çıkaracak?

6) Diyaneti ve Vakıflar Genel Müdürlüğünü aşan bir durumla mı karşı karşıyayız?

7) Yaşanan bu büyük sorunun ortadan kalkması için illa Sayın Erdoğan’ın devreye girmesi mi lazım?

Son olarak:

Tophane’de Tarihi eskilere dayanan Tekke Cami diye bir Cami vardı! Unutmayın ve unutturmayın!

(Beyoğlu İnisiyatif Hareketi)

Sizce bu yazı dergimizin Ocak sayısında yayınlansın mı?
Mutlaka yayınlansın.
Yayınlansın.
Fark etmez.
Yayınlanmasın.
Yahya Cengiz yazdı, 89 kez açıldı, 7 misafir beğendi, 7 yorum yapıldı.
19 Eyl 18 17:00

Yahya Cengiz

Puan: 379

Torpil mi Yok Canım Daha Neler !

Merhaba sevgili dostlar. Son yıllarda canımı epeyce sıkan hadisat üzre yazmak zaruruiyeti peyda oldu.

Dünya varolageldiğinden bu yana kafile kafile insanlar bu Dünya'dan gelip geçtiler ve hala da bu süreç devam etmekte ki kıyamet sabahı bu yolculuğun son bulacağı aşikar. Efendim neyse konuyu fazla dağıtmayalım. Bu insanlar bu dünyadan gelip geçmekte iken elbette yaşamlarının idamesi için bir takım işlerle meşgul olmuş ve neticesinde maddi kazançlar elde etmişlerdir.

Gelgelim aynı insancıklar arasında herhangi bir emek vermeden de yemek istemişler ve bu minvalde modern dönemde adına torpil dediğimiz alçakça bir sistemi kullanmışlardır. Yemeğin emekle olması gerektiğini bilen veya bilmeyen bu zatlar garibin,fakirin,muhtacın gelmesi gereken yerlere sırf oralarda bir vesileleri olduğu içün böyle yerlere gelmektedirler.

İşin acı kısmı ise bunun haram olduğunu bilip de bu işi yapanların olmasıdır. Ki onların hangi camiadan olduğunu söylemeye gerek yoktur.

Torpile vesile dediler ama Cehennem hala cehennem. Vesselam

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Moda Blogger yazdı, 116 kez açıldı, 4 misafir beğendi, henüz yorum yapılmadı.
10 Eyl 18 21:00
Türk Moda Blogger Listesi (10+)

Bu yazı içerisinde mutlaka takip etmeniz gereken Türkiye’nin en iyi moda ikonlarını sizlerle paylaşmak istiyoruz. Stil sahibi Blogger’lardan makyaj ipuçları, kişisel bakım önerileri, kozmetik ve alışveriş tavsiyeleri, indirimler kısacası kadınsal her şey..

1- Melodi Elbirliler (Instagram +312 bin)

2- Nil Ertürk (Instagram +135B)

3- Elvin Levinler (Instagram +680 bin)

4- Billur Saatçi (Instagram +155 bin)

5- cocobolinho (Instagram +227 bin)

6- Tuğba Tunçkaya (Instagram +158 bin)

7- Buse Terim (Instagram +1.7 milyon)

8- Nur Bilen Yavuzer (Instagram +372 bin)

9- ZetFashion (Instagram +50 bin)

10- Ferhan Talib (Instagram +138 bin)

Kaynak : https://efendim.xyz/moda-blog/

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Rana Gül Dilekçi yazdı, 66 kez açıldı, 4 misafir olmak üzere 7 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
6 Eyl 18 17:00
Yasak Elma

Bazen sadece susarsın.

Söyleyecek bir şey bulamadığında

Bunun için beni suçlayamazsın.

Hayır. Yasak elman ben oldukça...

Şimdi farklı yerlerdeyiz.

Farklı elmalarla avutuyoruz kendimizi.

Soğuk zeminde yapayalnız ağlarken

Bir anda gülüyorum hatırlayıp geçmişi.

Pişman olmak için güzel bir gün değil mi?

Sence de doğru hatırlıyor muyum seni?

Yıktın,geçtin, darmadağın ettin.

Sen kuralları çiğnemeyi değil

Kurallar,kurallar demeyi seçtin.

Ah o kurallar, içi boş laflar...

Şimdi pişmansın sanki yanıma gelmiyorsun.

Şimdi doğru hatırlıyorum seni.

Bende pek gelmiyorum şimdi.

Kurallar vardır bilirsin.

Kurallar kurallar...

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Sadettin Macit yazdı, 423 kez açıldı, 59 misafir olmak üzere 61 kişi beğendi, 5 yorum yapıldı.
3 Eyl 18 17:00
Azınlığın Çoğunluğa Tahakkümü! Barlar ve Yükselen Müzik Sesi

Tophane semtinin artık bir çok yeni sorunu var; son 10-15 yıldır sistematik bir şekilde açılan Sanat Galerileri ve Cafe’lerin semtimizi mutasyona uğratmasından tutunda, Camilerin hemen yanı başına açılan içkili mekanlara, mahalle aralarında mantar gibi biten apart otellerden, sabahlara kadar devam eden yüksek seviyeli müzik sesine kadar artık bir çok yeni sorunumuz var...

Bu sıraladığımız sorunların Hepsi ayrı bir sorun ancak “sorumluların sorumsuzlukları” tüm bu sorunlarında “fevkinde” olan bir sorun! Bu sorunu daha sonra konuşmak üzere şimdilik bir kenara bırakıyoruz.

Şimdi, Yukarıda saymış olduğumuz sorunlardan; “Eğlence mekanlarından çıkan Yüksek seviyeli müzik problemine” değinelim.

Tophane halkı Uzun yıllardır, Beyoğlun'da bulunan bazı eğlence! Mekanlarından gelen yüksek seviyeli müzik sesi ile taciz ediliyoruz.

Evet, yanlış okumadınız resmen “Taciz” ediliyoruz... Taciz kelimesi canını sıkma, rahatsızlık vermek anlamına geliyor. Yıllardır bu mekanların mahalleliye vermiş olduğu rahatsızlık / Taciz artarak devam etmekte!

Bu mekan sahipleri gelen müşterilerini eğlendirebilmek için sabahlara kadar müzik seviyesini açabildikleri kadar açıyorlar. Açtıkları yüksek sesin taciz ettiği mahallelerde bir hasta, yaşlı veya çocuğun uyuyamaması veyahut bu sesten ciddi anlamda rahatsız olanların şikayetinin hiç bir değeri yok...

Peki bu süreç nasıl başladı?

Fransız Sokağı bir milattır...

2004 yılında bizzat İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanı Kadir Toptaş tarafından restore edilip açılan bu sokak, Açıldığı günden beri yüksek seviyeli müzik sesi ile özellikle Çukurcuma bölgesinde oturan mahalleliyi ilk başta bezdirmiş daha sonra bir çok ailenin taşınmalarına sebebiyet vermiştir.

2007 yılında ismi “Cezayir Sokağı” olarak değiştirilen Fransız Sokağında restoranlar, barlar, cafeler, sanat atölyeleri ve sergi salonları bulunmakta.

Fransız sokağı içerisindeki barların ve Cafe’lerin vermiş olduğu rahatsızlık (yüksek seviyeli müzik sesi, sabahlara kadar atılan kahkahalar, bağırışmalar v.s) mahalleli tarafından yüzlerce kez şikayet edildi ama hiç bir netice alınamadı.

Fransız sokağı’nın modası bitince (yada misyonu tamamlanınca) son 5- 6 yıldır istiklal caddesinden taksime kadar uzanan Beyoğlu sokaklarında bulunan yüksek binaların teras katlarında Cafe açmak moda oldu.

Bu cafeler ilk açıldıklarında etrafa rahatsızlık vermediler, daha sonra haftanın bazı günleri gece 12’ye kadar Yüksek seviyeli müzik sesini duymaya başladık. Yetkililere bu rahatsızlığımızı ilettiğimizde bize: “ Gece 12’ye kadar izinleri var” dediler. Yani anlayacağınız bu cafeler, yetkililerden gece saat 12’ye kadar mahalleliye eziyet etme izni ve hakkı’nı almışlardı!

Son zamanlarda ise gece saat 4’de kadar yüksek seviyeli müzik sesi ile yaşamak zorunda bırakıldık...

Tophane halkı olarak, gece saat 4’de kadar evlerimizin içerisine giren ve halkı ciddi anlamda rahatsız eden bu müziği dinlemek zorunda mıyız!?

Teraslarda cafe açan bu makanlara neden ses geçirmez cam takmayı zorunlu kılmıyorsunuz?

Bugüne kadar yaptığımız bunca şikayet, Belediye tarafından bir Cafe veya Bar’a verilen ruhsat kadar kıymetli olmadı bugüne kadar!? Neden!?

Kulaklarımızı tırmalayan, yaz aylarında bize pencere açtırmayan bu sesi hiç bir saatte duymak istemiyoruz!

Yaşadığımız bu sorunu şikayet etmediğimiz kimse kalmadı neredeyse.

14 yıldır aralıksız bir şekilde Beyoğlunu yöneten Beyoğlu Belediye Başkanı ahmet misbah demircan’a yaşanan bu sorunu birebir ve yüzyüze defalarca anlattık. Yüzümüze gülüp sırtımızı sıvazlayıp tatlı sözlerle mahalleliyi yolcu etti. Mahallelinin sırtını sıvazladıkça müzik sesi dahada artmaya devam etti.

Beyoğlu belediye başkan yardımcılarından Erol Ökten Bey’e de birebir anlatıldı yaşadığımız bu iğreti durum. Erol Ökten bey yaşanan bu sorunu birebir kültür ve turzim bakanlığı ile görüştüğünü bazı madde veya tüzüklerde değişiklik yapıldığını ve problemi giderecekleri ile alakalı söz verdiysede değişen hiç birşey olmadı.

Beyoğlu ilçe başkanı Harun Muş'a da bire bir ilettik bu problemi. Bize “hele 24 Haziran seçimleri bi geçsin bu problemi çözeceğiz” diye söz verdi. Seçimler bitti Erdoğan ve Ak Parti kazandı, aradan aylar geçmesine rağmen müzik sesi hiç kesilmedi! Verilen bu söz’de diğer sözler gibi hiç oldu.

Cimer’e şikayet ettik olmadı. Bimer’e şikayet ettik olmadı. Twitter’dan sesimizi duyurmaya çalıştık olmadı.

Bu kokuşmuşluğu ve vurdum duymazlığı nasıl gidereceğiz?

Soruyoruz: Yapılan onca şikayetten netice alamayan mahalleli, netice almak için, ses çıkartan bu Cafe ve Barları basıp olay mı çıkartmalı? Bu mu isteniyor?

Kendi göbek bağımızı kendimiz mi keselim?

Bunca şikayetin sümen altı edilmesini nasıl anlamalıyız?

Son olarak:

Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğanın bu konu hakkında ne kadar malumatı var bilemiyorum, ancak bu meselenin kendi belediyesine ciddi bir şekilde zarar verdiğini çok iyi görüyorum!

Görünen o ki; belediyecilik ile iktidara gelen bir parti, yine belediyecilik ile iktidara veda edecek!

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Yusuf Basat yazdı, 94 kez açıldı, 5 misafir olmak üzere 6 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
23 Ağu 18 01:00

Yusuf Basat

Puan: 467

Kayıp

Her şey duyguyu sonlandırmakla başladı. Samimi gelen hissin bir düşman cephesine dönüştüğünü gördüğümüz gün.

Bundan iki sene öncesi, esintili ve mahur bir Ağustos günün yeşilliği içerisinde… Uğruna, savaş verdiğim kadim bir insanın arayışını sürdürdüğüm bir Ağustos günü. Değişen ve eksilen zerre bir şeyin olmayışı gibi, tıpkı o gün olduğu gibi, yeşillikler içerisinde savaşın ana kaynağını aradığım o Ağustos’un günü. Fakat şimdilerde o yeşilliğin içerisindeki arayışım kendi benliğimi bulma ümidinden başka bir şey değil. İnsan kendisinden başka kimi ararsa, şüphesiz kendini o yolda kaybeder. Kaybettim… Fikrimi, zikrimi, kadim duygularımın onurunu, her şeyden önemlisi zihnimi… Kaybettim. Uğruna feda edebileceğim ne varsa, adadım. Uğruna heba edebileceğim ne varsa, ettim. Uğruna kaybedebileceğim ne varsa, kaybettim. Şimdilerde o Ağustos gününe dönüp baktığımda, geçmişten bu günüme yayılan o gururlu umudumun sıcaklığı altında serinlemekten başka bir şey yapamadığımı görüyorum. Görüyorum, her şeyden önemlisi yaşamam gereken ne varsa, ilkokul sıralarındaki çekingenlik altında ezilişim gibi ezildiğini görüyorum. Ben münzevi bir kalem oynatıcısı, huzurlarınıza huzursuzluğumu yayıyorum… Bitmek tükenmek bilmeyen bir savaşın içerisinde geleceğime ışık tutacak olan umudun eskimeyişi, şüphesiz ayakta kalmamın en güçlü sebeplerindendir. Bu gün o umudun aralığından kendime fısıldadım usulca. Bir kadının boynuna, bir bebeğin kokusuna, bir annenin şefkatine sokulur gibi, her şeyden habersiz ve bir o kadarda merhametli… Artık karşımda başka bir insandan ziyade, kırılacak kalbi olan bir ben duruyorum. İnsan, kendi kalbini kırabiliyormuş, bir yolda hassaslaştırınca…

Her şey duyguyu sonlandırmakla başladı. Sahte bir duyguyu kendi cephemizde gördüğümüz gün. Şimdilerde kendime sorduğum tek sual; ‘ben kimim?’ ellerimden alınandan başka…

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Turfan Şam yazdı, 121 kez açıldı, 6 misafir beğendi, 2 yorum yapıldı.
30 Haz 18 17:00

Turfan Şam

Puan: 72

Diğer Seçim Arefesinde İktidar Cephesi

Artık seçim geride bırakıldığına göre silkelenmenin vakti geldi.

Rehaveti bir kenara bırakıp özeleştiri yapılmalı. Muhalefet bloğuna ilk kez bu denli rahat seçim yapabilme imkanı verildi. İnsanlar nezdinde muhalefetin özellikle ekonomi ile alakalı olan eleştirileri karşılık buldu. Bir takım MHP’ye kayan oylar bunu gösteriyor. Ancak millet Erdoğanın; hatrına ve 16 yıllık içerde ve dışardaki mücadelesinden ötürü desteklemeye devam etti. Sadece Erdoğan’dan ötürü zoraki seçim kazanma lüksü ve alışkanlığı devam ederse yeni 7 Haziran’lar içten bile olmayacak. Teşkilatların, üst düzey bürokrasinin cep düşünür vaziyette olduğu, imkanlar sayesinde gitgide tabandan yaşam tarzı vs uzaklaşması hatta fil dişi kulelerinde yaşayanlara karşı millet ile başlatılan bu yolculukta yıkılan kuleler yerine yenilerinin inşa edilmesi ve millete kulelerden bakılması bu vakitten sonra risk ve tehlikeleri kuşkusuz maksimize edecek.

Muhalefetin milleti küçük ve hor görme alışkanlığını seçim sürecince kenara bırakabilme rol ve kabiliyeti (bu seçimde biraz ilerleme şağladılar) elde edemiyor olması kimseyi yanıltmasın.

Tüm dünyada bilinen 16 yıllık iktidarın aşırı yıpratıyor olması, insanların artık yeni değişimler isteyebilir vaziyette bulunması ve de aşırı politize yeni genç seçmenlerin yoğunluğu bir takım yeni politikaların konuşulmasını elzem kılıyor.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Abdulhamid Osmanoğlu yazdı, 483 kez açıldı, 51 misafir beğendi, 4 yorum yapıldı.
30 Haz 18 13:00
Erdoğan Kazanırken Ak Parti Neden Kaybetti?

Aylardır Tv’ler de, sosyal medyada, evlerde, sokaklarda hasılı her alanda konuştuğumuz ve gündemimizden hiç düşmeyen seçimleri geri bıraktık...

Cumhur ittifakı (Ak parti ve MHP), millet ittifakını (CHP, İP, SP... Birde chp ve İP’in desteklediği HDP) ağır bir yenilgiye uğrattı. Neredeyse 5 yıldır Recep Tayyip Erdoğanı Başkan yapmamak için elininden gelini yapanlar başarısız oldu... Elhamdulillah.

Ak Parti ise %42,5 oranına oy aldı ve tek başına iktidar olma imkanını yakalayamadı. Peki Ak Parti neden istenilen oy oranını alamadı? Erdoğan (mhp’nin desteği ile bile olsa) %52,5 alırken kendi partisi neden 42,5 lardı kaldı?

Aklımıza gelen bazı eksik ve aksaklıkları yazalım:

*Fetö’cü olmadığı halde haksız yere fetö ile irtibatlandırılarak ihrac edilen insanlar... Bu ihraçlar ister fetö’nün oyunu olsun, ister fetö dışındaki yapıların ihraç etmek istedikleri kişilere fetö etiketi vurup kendi adamlarını yerleştirmek için yaptıkları ihraçlar olsun fark etmez. Yaşanan mağduriyetler var...

*Belediyelerdeki işçi alımlarında yaşanan Torpil veya referans problemi. Referans veya torpilleri olmayanların işe aylardır hatta yıllardır alınmaması..

*Ak parti il ve ilçe teşkilatlarında görev yapan kimi yetkililerin burunların kıl aldırmaması. Kibir enaniyet ve kendini beğenmişliğin ayyukaya çıkması.

*Öyle yada böyle rüşvet olaylarının devam etmesi...

*Adamın varsa işini yaptırabilirsin anlayışının hakim olması...

*Toplum nazarında itibarlı olan kimi hocaların hedef gösterilmesi (ihsan şenocak, nureddin yıldız)...

*Toplum ahlakını ifsat eden fuhuş, alkol, batı hayranlığı, aile kurumunun zayıflatılması, faiz ve kumar ile tam anlamı ile mücadele edilmemesi...

*Özellikle Ak parti içerisindeki yalakaların ve menfaat perestlerin parti imajını ciddi anlamda bozması... vs. vs.

Tüm bu saydığımız eksik ve noksanlıklar iktidara oy kaybettirdi kanaatindeyiz. Peki milletin kahir ekseriyeti neden başka partilere (chp, İP, hdp, sp) fırsat vermiyor? Millet şu hakikati çok iyi biliyor ki bu ismi verilen partiler, yukarıda saymış olduğumuz eksiklikleri gider(e)meyecek ve daha kötü bir gidişe imza atacaklar...

Tabiki de Ak partinin yaptığı başta belediyecilik hizmetleri, Türkiyeye kazandırmış olduğu büyük projeler, dini yaşama özgürlüğü ve başka hizmetler yadsınamaz ve inkar edilemez. Zaten bunları yapmasaydı hiç seçilemezdi. Biz burada Ak partinin 1 kasım 2015 yılında almış olduğu %49,5 oy oranına neden ulaşamadığını araştırıyoruz...

Yukarıda saymış olduğumuz problemlerden hareketle, hatırı sayılır büyük bir çoğunluk Ak partiyi “Ehvei şer” çerçevesinde değerlendirmekte ve ona göre oy vermekte. Yani chp, İP ve hdp gelmesin diye Ak parti destekleniyor...

Anladığımız kadarıyla Başkan Recep Tayyip Erdoğan 8 aydır partideki mental yorgunluğu atmaya çalıştı ama muvaffak olamadı.

Millet: “Erdoğan madem Ak Parti üzerindeki bu mental yorgunluğu atamıyor” dedi ve kendi partisinin göbek bağını kendisi kesti. Erdoğanın başaramadığı şeyi millet yaptı. Ak Partiye %42,5 luk bir oy oranı vererek parti üzerindeki mental yorgunluğu, Ak partiyi tek başına iktidar yapmayarak yaşattığı büyük bir şok etkisi ile ortadan kaldırdı!

Önümüzde kritik bir belediye seçimi var. Belkide Erdoğan başkanlık seçimini kazandığı ilk gece acilen belediyeler için birşeyler yapılması gerektiğini düşünmüştür...

Belediyelerde kangren olmuş meseleleri çözüme kavuşturmadan seçime girmek, belediyecilik hizmetleri ile tarih yazmış bir partinin, önümüzdeki seçimlerde alacağı bir hezimet ile tarih olması çok uzak bir ihtimal değil...

Görelim mevlam neyler neylerse güzel eyler...

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Bulut Sever yazdı, 174 kez açıldı, 8 misafir olmak üzere 9 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
3 May 18 09:00

Bulut Sever

Puan: 4397

Emir Yazısını Gönderdiler Sonunda!
49fb30cb3edea8e6cb5b67161dcc38a61525335142

49fb30cb3edea8e6cb5b67161dcc38a61525335142

CHP, Cumhurbaşkanı adayını yarın açıklayacak. Erken seçimin olacağı kesinleştikten bu yana hala düşünüyorlar, istişare ediyorlar! Ne kadar da geçmiş, geleceği demokrat bir parti…

Mahut Genel Başkanları Cumhurbaşkanı adaylarını kimsenin bilmediğini, hatta eşinin dahi bilmediğini ifade etti bu bekleme sürecinde.

Boşuna değildir bu açıklama; zira genel başkan oluş sürecinden de öte siyasette yükseliş hikâyesi, şahsi istidat ve çabaları ile değil kontrollü olmasındandır.

CHP aday göstermek için mütemadiyen istişare ediyor dedik fakat genel başkanlarının hikâyesi bilindiği için bu hallerinin bir istişare süreci olmadığını, başkanlarının yukarılardan bir yerden emir beklediğini rahatlıkla söyleyebiliriz.

Kemal Başkanları önce 10 küsur sene önce sayıp sövdükleri, etmedikleri hakaret bırakmadıkları Gül’e bel bağladılar.

Endirek bir şekilde binde 68’lik, yine sayıp sövdükleri, Sivas Katliamı’nın azmettiricisi, müsebbibi gördükleri Temel Başkanları vesilesiyle elbette.

Aksi takdirde çağdaş ve de laik ve de ilerici ve de düşünen ve de sorgulayıcı seçmenlerine böylesine bir girişimi nasıl kabul ettirebilirlerdi?!

Ettirebildiler de yoksa ben mi yanılıyorum!

Gül’ümü soldurma projesi, her yerde sulh ilan edip Başbakan olacak hanımefendinin bir inat uğruna ya Rabbi ne Güleşler batıyor açıklamalarıyla akamete uğradı.

Yukarılara bakıp bakıp suflesini bekleyen Kemal Bey tam da boyun ağrılarından şikâyete başlamıştı ki, elbette bir B planı olmadığı için yine gelen emir üzerine ağababalarının B planını devreye soktu.

Çok çok çok çağdaş, laik, ilerici, düşünen ve sorgulayıcı seçmenlerinin pek düşünerek ve sorgulayarak bir önceki Cumhurbaşkanlığı seçiminde yaptıkları fakat sonradan Ekmek için Ekmeleddin sendromunu yakalandıkları ve bir daha yakalanamamaları için partili bir arkadaş bulmaya girişti.

Tabi bu plan işlerken sağdan ve de bir zamanlar AKP’li aday adayları piyasa ekranlarından geçmedi değil.

CHP’li seçmenlere Yalova’da adı partili bir kadına taciz vakasına karışmış arkadaşlarından birini aday göstermesinler de kadın ve hayvan haklarında da çok düşünceli ve ilerici ve rakip tanımaz CHP’li halk kitlesi sandığa tıpış tıpış gidip tacize adı karışmışlardan yana tercih yapmak zorunda kalmasınlar sonunda.

Gerçi seçime şunun şurasında ne kaldı ki, yarın açıklayacaklar!

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Bulut Sever yazdı, 173 kez açıldı, 10 misafir olmak üzere 12 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
29 Nis 18 13:00

Bulut Sever

Puan: 4397

Önce Devlet Sonra Siyaset
14ec7651936e9a428fe4ed47bb28c2e11524995974

14ec7651936e9a428fe4ed47bb28c2e11524995974

Siyaset kurumunun her daim var olması gerektiğini kanaatini taşıdım. Oy kullanma hakkına sahip olduğum sene bir seçim olmaması hasebiyle sandığa gidip oy kullanamadım ama 2003 seçimleri itibariyle önümüze getirilen her sandığa tereddütsüz gittim ve görevimi ifa ettim.

Lise yıllarım itibariyle tarihe ve siyasete merak salmış olsam da asla aktif siyasetin içinde yer almayı düşünmedim. Zira siyaset en pirüpak insanı dahi kirletecek bir mecraydı ve illa bir şekilde bulaşandan bir bedel isteyecekti.

Seçimlerin önemi içinde bulunduğunuz yönetim sistemini beğenmeseniz de sizi kaos ortamından koruyacak bir çatı olmasındadır. Seçimle beğendiklerinizi sistemin tepesine getirirsiniz. Beğenmediklerinizin sistemin yönetimine müdahale etmesini engellersiniz. Son kertede hiçbir tarafı beğenmiyor olsanız da sizin yaşantınıza en az “zarar”ı verebilecek siyasi oluşumu tercih etmiş olursunuz.

Siyaset kirden, pastan ve bunların oluşturduğu kokudan hiçbir zaman münezzeh olmamıştır. En temiz ve beğendiğiniz ve icraatları itibariyle de bunu destekleyen ve ispat eden siyasetçi(ler) bile kirden, çamurdan beri kalmaz; hiç olmazsa izi ve kokusu üzerine bulaşır.

“En kötü düzen, düzensizlikten iyidir.” Siyasetin olmadığı bir sistemde çatı çöker. İnsanların ne can ne mal ne de namus güvenliği kalır. İşte siyaset hem kirli bir “şey”dir, hem siyasetçi kirlenendir hem de bunlara rağmen siyaset/siyasetçi vazgeçilmez ve vatandaş için pek önemlidir.

Siyaset sıkıntıdır. Siyasetçi bedel ödemekle mükelleftir. Bedel ödemeyen siyaset oyuncusu siyasetçi değil, görevlidir.

Birkaç gündür yönetim sistemi değişikliği seçimine giderken siyasetin ve siyasetçinin ve ödedikleri/ödeyecekleri bedellerin ne olduğunu sarih bir şekilde görüyoruz.

Görüşmeler, gizli görüşmeler, muğlak ifadeler, açık/kapalı kapılar ardında bildiğimiz-bilmediğimiz pazarlıklar hepimizce malum. Tahmin edebiliyoruz.

Siyaset kurumu dün kirliydi, bugün de kirli, yarın da farklı olmayacak. Önümüzdeki seçimlere müteakip bu durumun değişeceğini sanmıyorum. En iyisinin siyaset denen mecranın kirine, tozuna toprağına bulaşmadan hayatını bu mecrada geçirmesi mümkün değil.

Siyasi tercihlerimiz ne olursa olsun, bizlerin ve çoluk çocuğumuzun can, mal ve namus güvenliği için sandıklara gidip ülkeyi güzel ve sağlıklı yönetebileceğine inandığımız siyasetçiye oy vermemiz bir hak olmanın ötesinde elzem bir durumdur.

Tercihler önemli ise de esas mesele devlet değimiz çatının sapasağlam durmasının herkesin hayrına olmasıdır.

Tekraren ifade etmek isterim ki sistemi beğenmesek de bir Büyük zatın buyurduğu gibi: “Müslüman kanunlara karşı gelerek suç işlemez, dine karşı gelerek günah işlemez.” Fitne çıkarmak, çıkaranlara destek olup fitneye bulaşmak haramdır, suçtur.

Ortak paydamız devlet denen mefhumdur; buna sahip çıkmalıyız.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Mahir Ünal yazdı, 134 kez açıldı, 6 misafir beğendi, henüz yorum yapılmadı.
26 Nis 18 09:00
Akran Zorbalığı

Çocuklar doğdukları andan itibaren sosyal etkileşim halindedirler. Başta ebeveynlerle olan bu etkileşim, okul dönemi başladığında arkadaşlarla olan etkileşime dönüşür.

Akran kavramı dediğimizde, aslında aynı yaş grubuna dahil olan çocuk ve ergenleri kastetmekteyiz. Araştırmalar bize göstermektedir ki, akranlarıyla olumlu ilişkiler sürdüren, akranları tarafından kabul gören çocuk ve ergenlerin gelecekteki sosyal ve akademik başarıları olumlu yönde etkilenmektedir.

Çocuklar akran ilişkileri kurarken, paylaşmayı, sorun çözmeyi, farklı düşüncelere saygı göstermeyi, uzlaşmayı deneyimlerler; bu becerileri gelişim gösterir. Sonrasında bu becerileri tüm hayatları boyunca da kullanırlar.

Genellikle akranların birbirleriyle kurdukları ilişkide her iki taraf da eşit düzeydedir; yani ilişkiye her iki taraf da aynı ölçüde katkı sağlar. Fakat özellikle okul ortamında bazen çocukların kurduğu arkadaşlık ilişkilerinde ciddi anlamda güç dengesizlikleri olduğu göze çarpmaktadır. Akran zorbalığı olarak adlandırdığımız ve çocukların duygusal dünyasını derinden etkileyen bu toplumsal sorun ise, genellikle çocukların ilişkilerindeki güç dengesizliği sebebiyle ortaya çıkmaktadır.

Akran zorbalığı dediğimiz sorun, tüm toplumlarda var olduğu gibi bizim toplumumuzda da mevcut olan bir sorundur. Bu sebeple siz ebeveynlerin bu konuda bilgi sahibi olması çok önemlidir ki bu sayede çocuklarınıza yardım edebilmeniz daha kolaylaşacaktır.

Bir söz ya da davranışın zorbalık olarak isimlendirilmesi için gereken bazı şartlar vardır. Bunlar;

Ø Söylenen söz yada sergilenen saldırgan davranışın kasıtlı olarak karşıdakine zarar verme amacının olması

Ø Zorba olarak nitelendirilen kişinin bu tür sözleri veya davranışları birden çok kez yapmış olması

Ø Zorbalığı uygulayan ve zorbalığa maruz kalan kişi arasında fiziksel veya psikolojik bir güç dengesizliğinin var olması; yani zorbalığa uğrayan kişinin kendisini çaresiz ve savunmasız hissetmesi gerekir.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Abdullah Fakiroğlu yazdı, 487 kez açıldı, 31 misafir olmak üzere 33 kişi beğendi, 8 yorum yapıldı.
15 Nis 18 21:00
 Allah'ım Önce İman Sonra Ciddiyet Nasip Et

Hükümet ile FETÖ'nün arasındaki gerilimin yükseldiği 2012 yılında FETÖ’cü Mümtaz Er Türköne bir iddia ortaya atmıştı: “İslamcılık öldü; Ali Bulaç son İslamcı.” Türköne iddiasına delil olarak İslamcılığın iktidarlara mesafeli olduğunu, İslamcıların artık iktidarın bir parçası olduğu bunun istisnasının ise Ali Bulaç olduğunu söylemişti.

Yazan 1980 sonrası İslamcılığın tarihini yazan ilk isimlerden biri olduğu için hemen değer gören bu söylem aslında FETÖ'nün nefes almak için geliştirdiği taktikti.

O dönem hiç kimse de çıkıp: “Başından sonuna kadar iktidarı amaçlayan bir yapının tetikçisi olarak muhalifliği yüceltmek sana mı kaldı?” sorusunu sormamış dahası "İslamcılığın iktidarı mutlak manada reddetmediğini amacını gerçekleştirmek için eninde sonunda iktidara ihtiyaç duyacağını" söylememişti.

Bu tartışma o kadar büyümüştü ki en sonunda bir sempozyum düzenlendi. FETÖ’nün ülkeyi ele geçirmek için saldırdığı dönemlerde bu ülkenin Müslüman düşünürleri, entelektüel mesailerini “İslamcılık, İslamcılığın ölüp ölmediği, İslamcılığın iktidarla kurduğu/kurması gereken ilişkileri” konularında yazıp çizerek tüketmişti.

Benzer bir süreci şimdi yaşamak aslında beni pek mutlu etmiyor. “Türkiye'de Deizm yükseliyor " tartışmalarını kast ediyorum. Tartışma başladığından bu yana yazılan/söyleyenen çoğu söz midemde rahatsız edici bir ekşilik hissinden başka bir şey katmıyor.

Bir süredir kesin bir kabul olarak sunulan "Türkiye'de Deizm yükseliyor" tartışmalarının ne kadar sağlam bir zemine sahip olduğunu sayın @mister_nu konuyla ilgili ilk yazısında ortaya koydu. https://mrnuman.wordpress.com/2018/04/10/kacin-deizm-geliyooor/ Karşımızda kendini deist olarak kabul edilen ama Amentü’nün bazı şartlarına iman eden bazılarına iman etmeyen tuhaf bir insan topluluğu var. [Tabi sayın mister_nu’nun belirttiği üzere araştırmayı doğru kabul edersek]

Aynı yerlerde yemek yiyen, aynı AVM’lerde takılan, aynı tatil bölgesinde tatil yapan, sosyal medyada benzer takipçi listelerine sahip olan dar bir zümrenin, Allah, peygamber, İman konularında bir tereddüt içerisinde olduğu doğru olabilir. Ama bunlar alarm zilleri çalacak kadar toplumun geneline sirayet etmiş midir bilinmez. Yaşı yetenler hatırlar, Akmar pasajı ve çevresine baktığınızda bir dönem bu ülkede en büyük dini yapılanmanın kendini satanist zanneden rockcı ergen gençlerden oluştuğunu düşünürdünüz.

Deizm tartışmalarında elimizdeki argümanları biraz incelemek istiyorum:

Elimizdeki tek gerçekçi sayı İhsan Fazlıoğlu'nun açıklaması: “15 Temmuz'dan sonra başörtülü öğrencilerimden 17 tanesinin odama gelerek artık ateist olduğunu açıkladığını söyledi.”

Bu açıklamada İhsan Fazlıoğlu’nun 15 Temmuz vurgusu üzerinde durulmayı hak ediyor. 15 Temmuz özelinde ateist olan gençlerin nedenlerini düşünürken benim aklıma birkaç seçenek dışında bir şey gelmiyor.

1- Bu öğrenciler FETÖ gibi dini bir cemaatin bu derece barbarlaşması nedeniyle İslamdan soğumuş olabilirler. Bu da kendilerinin İslam tarihinden bi haber olduklarını gösterir.

2- Bu öğrenciler böyle bir kalkışmaya müsaade eden Allah'ın (haşa) iman edilmeye değer olmadığını düşünüyor olabilirler. Bu da kendilerinin temel akide bilgilerine bile sahip olmadığını gösterebilir.

3- Bu öğrenciler FETÖ'nün başarısız olmasından rahatsız olmuşlardır.

4- Bu öğrenciler hocalarının dikkatini çekmek için durduk yere ahiretlerini tehlikeye atmıştır.

Camiler mi sorun yoksa diliniz başka bir bakla mı saklıyor?

İddialardan bir diğeri memlekette açılan İmam Hatip ve Camilerin çokluğuyla uğraşacağımıza memlekette adaletin tesis edilmesi üzerinde çalışılsa memlekette deizmin bu kadar yükselmeyeceği yönünde. Sırf bu iddia bile tartışılan konunun aslında tartışılmaya layık olmadığını gösteriyor aslında ya neyse.

Sanki memleketimizde gençlerin büyük çoğunluğu 5 vakit namazlarını kılıyor, kılanlarında camide vakitlice namaz kılıyor da cemaatle kıldıkları namaz onları haşa Deizm ve Ateizme sürüklüyor. Oysa biz biliyoruz ki cemaatle namaz kılmaya özen gösterenlerimiz bile camide vaktinde namaz kılmayı pek önemsemiyor. Öyleyse camilerin olayla bir alakası yok. Birazcık iyi niyet ve sakin düşünen bir kafa yapısı bunu anlayabilecekken meseleyi camiye bağlamak art niyetlilik.

Ruşen Çakır'ın bulduğu maden

“Deizm denilen şey aslında İslam’ın kabuk bağlamamış halidir.” Büyük mütefekkir Mücahit Bilici’nin Ruşen Çakır’la konuşmasında söylediği sözler de bunlardı. Mücahit Bey daha sonra twitter üzerinde “bu dinin içinde riyakâr olmaktansa dışında günahkâr olmak evladır” sözüyle İslam’dan kastının bizim anlamadığımız bildiğimiz iman ettiğimiz İslam olmadığını açıklamış oldu. O yüzden onun sözlerinin burada incelemesini yapmayacağım.

Peki, sorun ciddi değil mi? Elbette ciddi. İman gibi üzerinde en çok hassasiyet göstermemiz gereken konuda konuşurken biraz ciddiyet gerekiyor sadece. Bir de “yaşasın Müslüman gençler deist oluyor, öyleyse heybemde sakladığım eleştirilerimi zerk edeyim” kolaycılığına kaçmamak gerekiyor.

Bu zamana kadar kimseden, -yediğimiz içtiğimize dikkat etmiyoruz, helal haram bizim için önemli değil- ya da -"Emrolunduğun gibi dost doğru ol" emri geldiğinde peygamberimiz ve ashabı bir telaş almışken biz kendimize çok güveniyoruz-  gibi eleştiriler görmedim.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Mümtaz Fuat yazdı, 182 kez açıldı, 8 misafir olmak üzere 10 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
14 Nis 18 09:00
Oğluma Mektuplar - 17
a38651c7696fa6df9db1de6e9fb074a01523691418

a38651c7696fa6df9db1de6e9fb074a01523691418

Kıymetli Oğlum.

Müdavimleri haricinde pek bilinmeyen bir şiir şöyle başlar:

“Hadi bana sor

Sevmek bu kadar mı zor”

Sevmekten başka yok bildiğim bir yol.

En son vatanımızın işgal edilmesine yol olsun diye yapılan darbe girişimini müteakip yazmışım sana. Epey olmuş. Ondan önce de, önceki değil bir evvel ki Ramazan-ı Şerif ayında…

Zaman su gibi akıp diyorlarsa da sen aldırma; eğer zaman akıp gitseydi yerine yeni bir şey gelirdi. Anlar her an yaratılırken aslında, o anların içinde yaşar gibi yapıyoruz.

Uykudayız!

Sevgili Oğlum.

Sana yazmadığım son tarihten bu yana pek de bir şey değişmedi. Kendi küçük dünyamızda her zaman ki muhtelif sorunlarla boğuşmaya devam ediyoruz. Çok şükür! Hepimizin sağlığı yerinde... Gerçek saadet, mutluluk ve huzur vesilesi sahiden de bu değil midir zaten?

Hem ülkemizin içi hem etrafımız hem de dünya her daim olduğu ve devam edeceği üzere yangın yeri.

Bitmedi hiç. Bitmeyecek.

Biteceği süslü hülya ve rüyaları satmaya çalışan dışı şeker kaplı içi zehirli söylemlerden ve bu söylem sahibi kişi ve kurumlardan yılandan kaçar gibi kaç, sakın ola bulaşma!

Senin yaşlarındayken ben vatanımızda darbeler olmaya devam ediyordu. Babam bana bakıyor, çalışıyordu. Ekonomik krizler oluyor, dolar çok önem arz ediyordu hala olduğu gibi… Ben oynuyordum. Babam ekmek alıyordu. Bakkala veresiye yazdırıyordu. Bakkallar vardı. NASA yeni uzay programları deniyor, yeni nesil uzay mekikleri göndermeye hazırlanıyordu dış uzaya. Ekonomik ve siyasi krizler olmaya devam ediyordu. Ben eski ama çok hoş bol desenli halının üzerinde oturup oynarken Saba marka renkli televizyon izliyordum sobanın yanında. Babam teknoloji meraklısıydı o zamanlar da. Tek kanal TRT’ye bakarken ilk hatırlarımı beynime kazıyordum: Challenger uzay mekiği kazasının görüntülerini ve ilk sivil astronotların ölümünün görüntüleri… Şimdi sen küçüksün; başka uzay mekikleri, uzaya çıkıp tekrar yere inen roketler, feza araştırmaları, buluşlar vs… O zamanda ülke için suni gündemlerle milletimiz uyuşturulmaya devam ediyordu. Krizlerin adı değişti, yöntem ise hiç değişmedi.

Üzülerek arz etmek isterim ki bütün çabalara rağmen bu devleti “BİZ” kurmadık. Şu hususa bana itimat etmeni isterim; derin devlet dedikleri mefhumunun da derininde İngilizler vardır bu topraklarda. İngiliz adı altında hem kendileri hem de günümüz adı ile ifade etmek gerekirse belki adına “Küresel Sermaye”ye de diyebiliriz.

Ne yapalım peki diye soracak olursan…

“Yanında kal!” Kimlerle? Kurtulanların yanında…

Ehli Sünnet Âlimlerinin işaret buyurdukları yoldan yönünü çevirmeden ilerlersen, ilerleyenlerin olduğu tarafta tarafını değiştirmez isen rahat eder, kurtuluşa erersin.

Elbet konuşacak mevzularımız bitmez. Bitmemeli de. Bir kılavuz hattı olarak bunları not düşüyorum sana.

Beni biliyorsun.

Bir kördüğüm var Oğlum.

Konuşmalıyız.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Sıla Münir yazdı, 177 kez açıldı, 8 misafir olmak üzere 11 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
12 Nis 18 17:00

Sıla Münir

Puan: 1346

Bö(Ğ)Rü'mde Bir Sızı
5343fdc0cfc399075a25af1df5cfea5a1523542469

Başlığından da anlaşılacağı üzere, muhteviyatı kesinlikle tenkid değil, sadece kalp kırıklığı olan bir yazıdır bu...

Bu arada, sadece izleyen olarak yazıyorum yoksa tv sektörüne ait bilgi birikimi ve tahsilim yok.

7. bölümü sinemalarda gösterilecek olan 6 bölümlük mini dizi Börü, Türkiye tarihinde gelmiş geçmiş en sahici, samimi, kaliteli, profesyonel bir dizi olarak kayıtlara geçmiştir. Bana göre diğer kanallardaki vatan-millet içerikli, yapmacık ve fantezi ürünü tüm dizileri silip süpürdü. Hele son bölümde 15 Temmuz'un canlandırması... Ağlamaksa; sahiden ağladık.. Öfke ve nefretimiz; sahiden tazelendi.. Tüm ekip yaşamış ve hissetmiş, hissettirdi...

Dağ filmlerinin yapımcılarından da böyle bir kalite beklenirdi. Hattâ nihayet hakkıyla bir Çanakkale filmi yapabilecek yapımcıların var olduğu ümidimi yeşerttiler...

Gelelim müteessir olduğum hususa...

Ahiretin varlığına inanmayan, ölüme böyle koşa koşa gitmez...

Hiçbir inancı olmayan kimse, vatan için ölmeye giderken "düğün" diyemez, "vazife" diyemez... Vatanını karşılıksız seven her nefer ölünce ot olmayacağını bilir...

Holywood filmlerinde bile şövalyelere öldükten sonra nasıl güzelliklerin beklediğini coşa coşa haykırır kumandanları.

Börü'de de şehadet yeri gelince ifade ediliyor.

Ama neden;

bu yapımlarda bir tane bile Kelime-i Şehadet getirerek vefat eden şehit yok?

Ama neden; hatırı sayılır miktarda Allah inancı taşıyan, yeri geldiğinde dağda bayırda, ayazda namaz kılan vatan evlatlarından bir tane bile göremedik bu yapımlarda.

Ben dinini temiz ihlaslı Anadolu dedelerinden, ninelerinden dinleyerek büyümüş ve öyle yaşamaya çalışan mütedeyyin bir kimseyim.

Bu dizide benden çok parça var. En başta o kusursuz vatan aşkı... Çünkü o dedelerim; " Vatan sevgisi imandandır." Hadis-i Şerifini gönlüme nakşettiler.

Ama en mühim parçamı her bölümde ümitle bekledim...

Maalesef bu cihetiyle boynumu bükük, yüreğimi mahzun bıraktı BÖRÜ...

5343fdc0cfc399075a25af1df5cfea5a1523542469

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Muhammed Emir Yavuz yazdı, 225 kez açıldı, 15 misafir olmak üzere 16 kişi beğendi, 3 yorum yapıldı.
28 Mar 18 17:00
Cemaat Sorgulaması

15 Temmuz’dan sonra cemaatlerin ve tarikatların fonksiyonları, işleyişleri ve kurumsallıkları tartışılır hale geldi. Fetönün yeri geldiğinde nasıl vahşileştiğini, eli kanlı bir örgüte dönüştüğünü görüp tecrübe eden bizler için bu sorgulama doğal olsa gerek. Bir ‘camia’ nasıl bir ‘terör örgütü’ konumuna geldi, bu ayrı bir konu. Lakin belli olan bir şey var ki, o da bu örgütün hiç olmadığı kadar güçlü olduğu gerçeğiydi. Yargıda, bürokraside, orduda ve daha birçok yerde milletin kendisine dişlerini geçirmeye çalıştılar ama başaramadılar. Hal böyle olunca kadim geleneğimizin manevi değerleri olan tarikatlarımız, cemaatlerimiz de daha çok sorgulanır, tartışılır, eleştirilir hale getirildi.

Tarikat ve cemaat yapılarının, ülkemiz için olmazsa olmazı olarak gördüğümü başta belirteyim. Fakat yolumuzu aydınlatan bu manevi fenerler için söyleyecek başka sözlerimiz de yok değil. Cemaatler, kendilerinden başka gruplarla etkileşime kapalı olmalarından dolayı cemaat içi yapılarının açık seçik olmadığı ve fonksiyonu hakkında kendi müntesiplerinden başka diğer insanların çok fazla bilgisinin olmadığı yönleriyle diğer gruplardan ayrılır. Yani şeffaf olmadıkları su götürmez gerçek. Aynı zamanda cemaatin işleyişi, yapısı, fikirleri hakkında ne kadar çok şey sorgulanırsa o kadar kötü olduğu da bir cemaat gerçeği olarak karşımıza çıkıyor. En önemlisi, bir ülkenin maddi ve manevi gelişmişliğinin göstergesi olan ehliyet ve liyakat ilkeleri kişinin cemaati söz konusu olduğunda geri plana atılıyor ve bu yanlış artık cemaat içinde doğru olarak telakki ediliyor. İtirazı ve tenkiti düşünen, ihanetle suçlanma kılıfını yanında taşıyor. Bu da sorgusuz sualsiz itaat kültürünü beraberinde getiriyor. Bütün bunlar bir araya gelince; ürkek, yalnız ve sütten ağzı yanmış insanlar artık aynı şeyleri düşünüyor: Fetönün yerini diğer cemaatler alacak.

Herhangi bir cemaat müntesibine, devlette kadrolaşmanın yanlış olduğunu, ehliyet ve liyakat göz ardı edilerek yapılanın haram olduğu gerçeği hatırlatıldığında genelde bu cevapları almak olası: Doğru ama bizimkiler de oraya gelmeli, 90 yıldır eziliyoruz, hem bu şekilde daha iyi hizmet ederiz. Her ne kadar yıllar yılı kemalizmin tahakkümünü görmezden gelmesek de yine de bu durum yapılanları meşrulaştırmaz. Hem o kadar karşısında durduğun, belki düşman bellediğin zihniyetten farkın ne olacak bunu yapınca güzel kardeşim? Sonra, cemaatin söylediği kabul ettiği bir fikir sana aykırı geldiğinde neden karşı çıkamıyorsun? Yanlış olma ihtimali yoksa, bunu istişareye sunacağın, yeri geldiğinde bu yanlışları söyleyebileceğin bir mekanizma yoksa kendi benliğini karakterini nasıl inşa edeceksin? Bediüzzaman’dan efsane cevabı dinle: ‘’Hiçbir müfsid ben müfsidim demez. Daima sûret-i haktan görünür. Yahut bâtılı hak görür. Evet, kimse demez ayranım ekşidir. Fakat siz mihenge vurmadan almayınız. Zira çok silik söz ticarette geziyor… İşte, size söylediğim sözler hayalin elinde kalsın, mihenge vurunuz. Eğer altın çıktıysa kalbde saklayınız. Bakır çıktıysa, çok gıybeti üstüne ve bedduayı arkasına takınız, bana reddediniz, gönderiniz.’’ (Münazarat, 19) O halde önce mihengi nerelerde kaybettik sorusunun cevabını bulmak gerekiyor. Kimlik ve karakter o mihengle oluşur, en evvel bunun farkına varmak gerek.

Tarikatlar için de, her önüne gelenin kendini şeyh ilan etmesi, dinin izzetini kırıyor olmasından ve çoğu hurafelerin din gibi algılanmasından doğan arızalar düzeltilmeden insanların cemaatlere ve tarikatlara güveni tazelenmez zannediyorum. Kadrolaşmanın önüne mutlak surette geçilmeden, ehliyetsiz ve liyakatsiz insanların torpille, referansla artık Rezzak-ı Mutlakı Allahta değil de, o torpilde, referansta bulduğu müddetçe biz bu mevzuları daha çok konuşuruz. Haram olması bir yana, itikadi problemleri de barındıran bu niyet ve ameller terk edilmeden istikameti tutturmak güç görünüyor. Halbuki, ‘’Ey iman edenler! İnsanlar arasında adâlet edin ve emaneti, işi ehline (uzmanına, lâyık olana) verin.” (Nisâ Sûresi, 58.) ayetinin nüzul sebebi şöyle nakledilir:

Mekke fethedilince Hz. Peygamber (asm), Kâbe’ye gelir ve kapının açılmasını ister. Anahtar; Kâbe’nin bekçilik, temizlik, bakım vs., gibi kutsal vazifeleri; yıllardan beri babadan oğula geçerek devam eden ve Müslüman olmayan Osman bin Talha’dadır. Osman bin Talha ilk başta anahtarı vermek istemez ve Hz.Ali’nin tepkisiyle karşılaşır. Sonunda anahtar alınır, Peygamberimiz içeri girer ve artık anahtarın Hz.Ali’de olması gerektiğini düşünür. İşte ayet o sırada iner: ‘’Ey iman edenler, emaneti ehline teslim ediniz’’

Yine Bediüzzaman, bu âyeti tefsir edip yorumlarken şöyle muhteşem bir ölçüyü nazara veriyor:

“Sual: Bazı nâs, senin gibi mânâ vermiyorlar. Hem de bazı Jön Türklerin a’mâl ve etvârı pis tefsir ediliyor. Zira bazı Ramazan’ı yer, rakı içer, namazı terk eder. Böyle, Allah’ın emrinde hıyanet eden, nasıl millete sadâkat edecektir?

Cevap: Evet, neam, hakkınız var. Fakat hamiyet ayrı, iş ayrıdır. Bence bir kalb ve vicdan fezâil-i İslâmiye ile mütezeyyin olmazsa, ondan hakikî hamiyet ve sadâkat ve adalet beklenilmez. Fakat iş ve san’at başka olduğu için, fâsık bir adam güzel çobanlık edebilir. Ayyaş bir adam, ayyaş olmadığı vakitte iyi saat yapabilir. İşte, şimdi salâhat ve mahareti, tâbir-i âharla fazileti ve hamiyeti, nur-u kalb ve nur-u fikri cem edenler vezaife kifayet etmezler. Öyleyse, ya maharettir veya salâhattir. San’atta maharet ise müreccahtır. Hem de o sarhoş namazsızlar Jön Türk değiller, belki şeyn Türktürler. Yani fena ve çirkin Türktürler. Genç Türklerin râfızîleridirler. Herşeyin bir râfızîsi var. Hürriyetin râfızîsi de süfehâdır.” (Münazarat,56)

Unutmadan söylemek gerek ki; Bu satırları bir cemaat müntesibi olarak yazıyorum. Devrin cemaat devri olduğu görüşünü taşıyor; adaletten, ihlastan, doğru hürriyetten ve sırat-ı müstakimden ayrılmamak için her daim dua ediyorum..

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Bulut Sever yazdı, 180 kez açıldı, 8 misafir olmak üzere 9 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
22 Mar 18 09:00

Bulut Sever

Puan: 4397

Gök Gridir Yer Toprak
6cae51b8db56e003ad58dc41a936bd311521708777

6cae51b8db56e003ad58dc41a936bd311521708777

Sonbahar günlerinin en soğuğuna denk gelmiştik, sebebi saadetim bir büyüğüm ile yan yana duruyoruz. Birkaç günden beri hızını ve tanelerinin büyüklüğü arttırarak devam eden yağmur o gün sanki daha bir öfke ile karışık hüzünle ve soğuğun sertliğine aynı sertlikle mukavemet ederek yağıyordu.

Yağmur hüzündür. Gök gri, yer topraktır o gün.

Her şeyin bir rengi vardır. Yağmurun rengi saydamdır, renksizdir. Suyun rengi içine/üstüne düştüğünün rengini alır. Denizler mavi değildir oysa göğe bakışıyla utanarak sevdiğinin rengine bürünmesidir.

Her şeyin ve herkesin bir rengi vardır. Kiminin dışındadır rengi, kiminin iç rengi dışına aksetmiştir. Rengi dışında olanlar boya kaplıdır. Esas iç rengini saklamak için aslını gizlemektedir.

En bariz misal ile insanların öfkelendikleri zamanlarda, bağırıp çağırmaları, küfürler sarf etmeleri, kızgınlıkla beraber şiddete başvurabilmeleri boya ile gizledikleri renklerin sıra sıra ortaya çıkmasıdır.

İnsanlar aslının nasıl olduğu ile ilgili sınanmadıkları meseleler üzerine iddia sahibi olmamalıdır.

Seninle her mevzuda yanında olan arkadaşının, aç kaldığında sana dirsek çevirip sanki geçmiş o yılları hiç yaşamamışçasına hareket etmesi şaşırtabilir insanı. Vatana, millete tanklarla, uçaklarla, helikopterlerle ve silahlarla saldıranların karşısında dimdik çıkabilme iradesinde olup olmadığınla belli olur vatan sevginin hakikati.

Yağmurlu ve çok soğuk bir günde oğlunun cenazesini defnettikten sonra taziyeye gelenleri ağlayarak fakat dimdik ağırlayan bir babanın ne kadar asalet ve vakar sahibi olduğu gözyaşlarında belli olur.

Yüzüne gülüp tevazuu ile seninle her daim neşeli olan bir insanın, yarın öbür gün bir ev, bir araba ve bir de makam sahibi olduğunda anlarsın o bir zamanlar yüzüne gülücükler saçan adamın ne kadar mütevazı olduğunu.

Fakirken, zenginken, sağlıklı ya da hastayken, mal-makam sahibi iken ya da değilken belli olur… İnsanın rengi zor zamanda belli olur.

Ve her yaşanılanın bir imtihan olduğu sırrındadır gerçek renklerin ne olduğu.

Samimiyet bir çekimdir insan ilişkilerinde. Yapısı huysuz fakat insanlarla iletişiminde samimi, kalbi dilinde olan insanlar her daim çevresi için çekim merkezi olurlar. Zira samimiyet en güçlü bağlardan daha sıkı bağlar insanı insana.

Gök gridir, yer toprak. Aynaya bak lütfen. Gerçek rengimiz nedir?

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Yusuf Basat yazdı, 189 kez açıldı, 11 misafir olmak üzere 12 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
16 Mar 18 21:00

Yusuf Basat

Puan: 467

Sulak Mevsimler 

Her şey, her şey mi geçer? Diye sordum gözlerine bakarak ve gözleri, geçecek diye haykırdı. Duydum ve ruhumda hissettim o çığlığı. Çölün ortasında bir damla su ararcasına kaybettiğim yolumu bir çift gözde buldum. Neden veya nasıl olduğuyla ilgilenmeden daldım ve o vahadan içmeliyim dedim. Çünkü bakışlarında yatan çığlık, akşam karanlığı gibi çöktü yüreğime.

Bir kadın düşünün, sevdiğini en derinlerinde saklayıp orada yaşatan ve bakışlarının ardında koca bir hüzün saklayan bir kadın. Resmedemeyeceğim kadar gerçek, kelimelerle ifade etmekte zorlayan, gülüşün altında yatan kırıkları saklamakta güçlük çeken bir kadın. Normal bir zamanda herkes gibi ister ve bir an önce ona ulaşmak gayesi içerisine girebilirdim, lakin ona ulaşacak adımları tek bir bakışı ile geri iten bir kadın. Yüreğimde yanan alevleri bakışları ile dağladım, kalbimde kaynamakta olan suları hüznü ile taşırdım. O vahadan içebilsem her şey çok güzel olacak diye düşündüm ama vaha kurumamak için bir gölgeye ihtiyaç duymaktan ziyade, güneşi kendine siper edip çölün ortasında kendini kurumaya mahkûm etmişti. Esasen uzun uzun baktı gözlerimi kaçırdığım zamanlar da, baktığında ne düşündüğü ile ilgilenmeden sadece insanoğlunun güzel bakabildiğini bir kez daha anladım. İçimden bir yerlerden umut kafasını çıkardı, otur yerine! Diye bağırdım. Çünkü umudum ne zaman meydana çıksa bir şeyleri beklemeye koyuluyor ve güzel şeyler bir anda bozulacak kıvama geliyordu. Öyle hissizleştim ki, uzun zamandır umuduma dahi yabancılaşıp her şeyin geçici birer olgu dair beslediğim inancımı ayakta tutmakta zorlanıyorum. Fakat kadın, her ne kadar kendinden emin bir şekilde baksa da, arkasında sakladığı hüznüne bulaşmış bir çaresizlik hissi görülemeyecek kadar gizliydi. Gördüm, çünkü en başında bakışlarından yayılan çığlığı duydum. Neden veya nasıl baktığı ile değil, güzel bakışı ile ilgilendim. Bütün acılarına merhem olabilmek ümidiyle dokundum gözlerine, yanaklarından veya dudaklarından değil de yaralarından öpmek niyetiyle koştum ona, bütün dertlerini ve acılarını sırtlamak için bir kez baktım ona. Bunlara ihtiyaç duymayan hissizleşmiş bir duygu çerçevesinden o son bakışını gösterdi en zifiri akşam karanlığında. Oysa o karanlıkta Arnavut kaldırımlarını aydınlatan bir sokak lambasının şefkati ile dinledim gözlerini. Baktım, uzun uzun olabildiğince bir daha hiç bakmayacak olmanın burukluğu ile baktım ve aynı anda diktik bakışlarımızı er meydanındaki askerler gibi birbirimize. Her şey geçer ama benimle değil, dedi.

Her şey, her şey mi geçer? Diye sordum gözlerine bakarak ve gözleri, geçecek diye fısıldadı yalnızca. İşittim ve yüreğimde hissettim o derin fısıltıyı. Sulak mevsimleri karşılamak artık çok güç, çünkü gözlerimiz çetin yağmurlar barındırıyor kendi içinde. Umut, vazgeçme dedi, otur! Diye bağırdım. Bir devin uyanışı misali devirdiğim gözlerimi usulca yerden kaldırıp son kez dikim gözlerine.

“Başka bir hayatta olsak sana aşık olabilirdim…” diye fısıldadım, sonra umudumu çağırarak duymuştur diye beklemeye koyuldum.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Abdulhamid Osmanoğlu yazdı, 1182 kez açıldı, 94 misafir olmak üzere 96 kişi beğendi, 4 yorum yapıldı.
13 Mar 18 13:00
Nureddin Yıldız Kimin Güneşini Gölgeledi?
823f61aa36421666afc5d4495441ffaa1520944277

823f61aa36421666afc5d4495441ffaa1520944277

İhsan Şenocak ile başlayan, Nureddin Yıldız ile devam eden derin ve kirli bir operasyonla karşı karşıyayız...

İhsan Şenocak ile amacına ulaşanlar şimdilerde Nureddin Yıldız Hoca’yı da sahanın dışına itme gayretindeler...

Yaşanan bu süreçlerden sonra Müslümanların zihninde şöyle bir soru belirdi: “Sistematik bir şekilde yapılan bu operasyonlar, toplum nazarında itibarı olan başka hangi Hoca veya alimleri kapsayacak?” 28 Şubatın o ağır havasını geri getirme çabasında olanlar, bu gücü ve motivasyonu nereden alıyorlar?

Mesele Nureddin Yıldız Hoca’nın şahsı değildir. Nureddin Yıldız Hoca’nın bazı söylemlerine (ibn Teymiyye, bazı sahabe ile ilgili kantarın topuzunu kaçırması, arş meselesini vuzuha kavuşturmaması vs. vs. ) katılmak zaten mümkün değil. Burada asıl mesele Laik ve dinsiz çevrelerin, Müslüman bir alim üzerinden hem Dini mübine hemde Müslümanlara saldırma meselesidir...

Toplum nazarında itibarı olan Hocalarımız, yapılan bu kirli operasyona asla sessiz kalmamalılar... Herkes sesini yükseltmeli... Müslümanların Bugüne kadar elde etmiş olduğu kazanımlar bu şekilde yapılacak itibar suikastlarına ve karalamalara kurban edilmemeli...

15 Temmuz darbe girişiminden sonra yaşanan gelişmeler, Erdoğanı iç dinamikler bakımından daha ihtiyatlı olmaya zorladı...

Ancak, özellikle Erdoğan'ın Nureddin yıldız Hoca’ya yapılan bariz bir operasyonu gör(e)memesi bir yana bu operasyona ivme kazandıracak açıklamalar yapması tam bir hayal kırıklığıdır...

Bugün Nureddin yıldız Hoca’ya operasyon çekenler, bundan on sene öncede sayın Erdoğan'ın eski videolarını kırpıp kendisine operasyon çekiyorlardı! Önceden yapmış olduğu Demokrasiyi ve Laikliği reddeden, İslam Şeriatını öven konuşmaları özenle seçiliyor ve itibarsızlaştırılmaya çalışılıyordu!

Temenni ve beklentimiz odur ki: Sayın Erdoğan'ın bir daha Müslümanları üzen ve İslam düşmanlarını sevindiren her hangi bir açıklama yapmamasıdır... Nureddin Yıldız Hoca’ya ise acilen iadeyi itibar yapılmalıdır...

Halka Halka büyüyen Erdoğan, Halka Halka küçüleceğini asla unutmamalıdır!

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Gülşen Aslan yazdı, 206 kez açıldı, 19 misafir olmak üzere 20 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
25 Şub 18 21:00
<b>bir Çocuk Hayal Et Gelecekten Umutlu</b>
Bir çocuk hayal et,gülüyor.Arkadaşları ile saklambaç oynuyor ve sobelenmemek için gülen o masmavi gözleriyle delice koşuyor,içinde henüz acı yok.Hiç kazık yememiş,ağlamak nedir bilmiyor.Daha aşık olmamış hiç kimseyi sevmemiş.Okula bile gitmiyor.Belki mühendis, belki doktor, belki asker, belki öğretmen olacak ileride.Onu kucağına ilk verdiklerinde gözünden mutluluktan yaş gelen annesi,adı Umut olsun diyen bir babası vardı.Belki de tüm aileye umut oldu o...Sonra hayallerine,umut olamadan,aşk nedir? bilemeden,ahiretini,kalbini,dünyasını,ruhunu şeytana satan ,şeytanlaşmış,vicdansız tarafından tecavüze uğradı Umut..!Oysa Allah ikisini de insan olarak yaratmıştı.Biri umudu biri ise nefsini,şeytanı temsil ediyordu.Allah her ikisine de vicdanı,merhameti aklı vermişti.Biri temizdi diğeri ise vicdanını da,aklını da kirletmişti.İnsan olmanın kıymetini anlayamamıştı.İnsanlıktan çıkmıştı.İyi olan insanlarsa insanlıktan utanmıştı.Dünya faniydi,değmezdi alakaya.Umut cennete attı kendini.Vicdansız olan ise cehenneme.Hatta cehennem bile kabul etmezdi onu.

Resulullah görseydi sızlardı içi,

Ümmet ne hale geldi?

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Bulut Sever yazdı, 224 kez açıldı, 8 misafir olmak üzere 9 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
14 Şub 18 17:00

Bulut Sever

Puan: 4397

CHP'nin İnanılır Dönüşümü

Oldu/oluyor kısmını bıraktık zira olan oldu “Atatürk’ün Partisi”nde.

Çözüm süreci zamanları… Halkın teveccühü ile meşru ve seçilmiş hükümet ve bu hükümete hükümet eden insan Cumhuriyet tarihinin en riskli –evet evet, sadece siyasi riskten bahsetmiyoruz aynı zamanda tahkir edilerek “indirilmek” de muradımız-

Bir tercihte bulundu ve senelerce “kürt” meselesi diye sözde azınlık hakları savunucuları dış kaynaklı oyun kurucuları kenara iterek terör meselesini çözüm süreci adı ile başlattı.

Hatta herkesin bildiği üzere yeter ki hallolsundu, baldıran zehri bile ülkemizin, vatanımızın selameti için içilirdi.

Çözüm süreci ile başlayan Chp’nin “inanılır” dönüşümü konumuz elbette. Çözüm süreci devam ederken katı bir “kürt düşmanlığı” tavırlarına bürünmüş, hükümeti vatanın parçalanışına götürdüğünü yetkililerince her fırsatta ifade etmiş bir parti ne olduysa oldu ve Gezi olayları ile birlikte yavaş yavaş deri değiştirmeye başladı.

Başlangıç aslında Gezi kalkışmasından birkaç sene Kılıçdaroğlu’nun genel başkan seçilmesi ile başlamıştı fakat ivmelenmesi bu kalkışma ve devamına tekabül etmektedir. Bu süreçle birlikte Atatürkçü, Kemalist ve her şeye rağmen söz konusu devletin bekası olduğunda devletten yana tavır almasını bilen bu parti “aslına” aykırı gibi gözüken bir hale büründü. Belki de aslına dönüyordu…

Bizce bu değişim aslına aykırı bir dönüşüm değil zira İttihad ve Terakki’nin devamı olan bu parti onlarca sene önce kurucularının izlediği yolu takip ediyordu. Kurucuları da önce “hürriyet, halkın iradesi, istibdada son” gibi pek yüce(!) ideallerle yola çıkmıştı. Bir vakit geçtikten sonra ise önce “Turan”cı ardından “Halifeyi, Hilafeti ve Saltanatı kurtarıcı” rolüne bürünmüştü. Hatta bu vesile ile gelen yardım paraları ile neler yapıldığı herkesin malumudur ve bahsi diğerdir. Sonra ise “bazı kafaların kesilmesi” tehdidi ile “Cumhuriyet” ve pek sevdikleri “demokrasi”den önce halkın alıştırılması için İstiklal Mahkemeleri soslu “diktatörlük”. Sonrası peşi sıra krizler, darbeler vd. vd.

Bu süreçte birçok suni isyanlar; kürt vatandaşların tahkiri ve ezilmesi, hassaten Dersim olayı ile Alevilerin manevi kızların katılımıyla da katledilmesi!

Birazdan Alevi ifadeleri kullanacak olmamız mezhepçi bir yaklaşımdan sebep olmayacaktır. Dikkat buyurun lütfen.

Kılıçdaroğlu’nun genel başkan olması ile katiline âşık sol jargondan beslenen ve bir kısmının terör örgütleri ile organik bağı olmamasına rağmen pespembe, barışçı gönül bağları olan siyasiler tarafından partinin kılcal damarlarına kadar ele geçirildi. Son kurultayları bu mührün alenileşmesi olarak görülebilir.

Hala devam eden süreçte nerede devletin dibine dinamit koymak isteyen bir terör örgütü ya da sivil(!) toplum kuruluşu var ise onları savunan Chp’li yöneticiler ortaya çıktı. Artık onlar açıklama yaptığında ve ekranlarda görüldüğünde insanımızın pek de şaşırdığını zannetmiyorum. Nihayetinde Hdp ile birlikte iyi sallamışlardı. 15 Temmuz güzel planlanmış “Tayyibin” tiyatrosuydu ve Fetö’nün dış sesi gibi beyanatlar ise herkes için normalleşti.

Burada ki asıl mesele yıllarca babadan oğula aile geleneği haline gelmiş klasik Atatürkçü, laik ve çağdaş yaşamı savundukları için bu partiye oy vermiş vatanperver Anadolu insanının son 7-8 sene içinde gönül verdikleri bu partiye içleri acıyarak bakıp bakmadıklarıdır. Mesele seçim günü geldiğinde “tercih” mührünü terör örgütleri ile “gönül bağları” olan siyasilerin yöneticiliğinde olan çok sevdikleri partilerine, kendilerince bu hale getirilmiş “Atatürk”ün partisine basıp basmayacakları…

Siyasi görüşlerimizin farklı fakat vatan mefhumu ortak kıymetimiz olan Chp’li seçmenlerin Afrin Harekâtı ve Pkk terör örgütü uzantısı Ypg terör örgütü ve diğer alfabetik saçmalıklar için gönül verdikleri partinin yöneticilerinin ifadeleri zannediyorum ki onların da kanına dokunmuştur.

Chp’yi ele geçirmiş Alevi kökenli fakat terör mefhumu ile arasına kalın bir çizgi çekmemiş yöneticilerin yönettiği, “VATAN” ortak paydasında birleştiğimiz tüm hususlarda muhalif insanların senelerce gizli tuttukları intikam yeminlerini “intikam soğuk yenen bir yemektir!” sözünü esas alarak hayata geçirmiş olduklarını son kertede rahatlıkla söyleyebiliriz.

Bundan sonra ne olacak?

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.