Türkiye

25

Ağustos

2016

Perşembe

Bir sonraki paylaşıma yaklaşık 40 dakika kaldı.

Minel Alya Bayrak yazdı, 120 kez okundu, 8 misafir olmak üzere 10 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
24 Ağu 06:00

Minel Alya Bayrak

Puan: 2.43

Ben Bir Kadınım!

Yaşım önemli değil. Her yaşta olabilirim kadın olmak için. Kadın olmayı seviyorum ben. Şiir kokarken küfre gitse de adım. Şiddetli sevilmelere kurban gitti canım, ama ben bir kadınım.

Ayakta duracak halim olmayabilir bazen, ama hayatta duracak nedenlerim hep vardır, bir erkekten çocuk sahibi olmak için önce o erkeği adam yapmam onu büyütmem gerek ama ben bir kadınım. Hah doğru, erkekler gibi patlatamam kahkahayı sokak ortasında. Bin mana yüklenir bir gülüşüme sokak kadınına çıkar adım. Mutluluktan ağlayan kadınlar vardı bir ara bilir misiniz? Hani gülüşleri tuzlu olan kadınlar? Bilirsiniz, bilirsiniz.. Hepsini tuz buz ettiniz. Yargılarınıza göre 90 60 90 bedenler çizdiniz. Sonra o bedenlere yaslanmayı red ettiniz. Bakımlı olmayı şart biçtiniz. En güzel makyajı siz bildiniz. Yılının trend morlarına boyadınız. Ama ben bir kadınım, bedenim ruhumdan önce gelir. Küçük yaşta da evlendirilebilirim. Makina, inşaat, elektronik mühendisliği bölümlerinde tek kız da olabilirim.

Ama ben bir kadınım eteğimle ya da baş örtümle bir sokaktan geçerken rahatsız bakışlara seviyesiz cümlelere maruz kalabilirim her daim. Kocam kadın kısmı evde oturur diyebilir demese bile başardığım işleri kıskanabilir , sokak kadını olduğum gibi ev kadınına da geçiş yapabilirim bir anda. Özgürüm de aslında, Anne olmayı ben seçebiliyorsam eğer.

Ama ben bir kadınım zorla da alınabilir namusum, zihniyetsiz bir dile de düşebilir ruhum. Ben kadınım bir teste bakar katilimin cezası. Kör alfabesi değilim dokunarak tanıyacağın. Bacaklara degil, bedenime değil ruha ve yüze bakmaktır adamlık anlayacağın. Ben bir kadınım, dünya da bir kez, bir gün, bu gün kadınım...

"8 Mart' a ithafen..."

Nida Tandoğan yazdı, 11 kez okundu, 2 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
24 Ağu 02:00

Nida Tandoğan

Puan: 2

Biraz Da

Ah o an!

Elimin kaleme gitmediği

Gözümün dolunaya yetmediği

Sana veda edemediğim

Amin dediğim dua

Yaz gecesi ellerim ufukta

Ne söylesem

Ne ağlasam

Yalnızım

Aşığım biraz da

Ömer Poyraz yazdı, 58 kez okundu, 5 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
23 Ağu 18:00

Ömer Poyraz

Puan: 5.2

Gerekli Dersi Aldık!

Etyen Mahçupyan'ın 23.08.2016 tarihli Karar  gazetesindeki (http://www.karar.com/yazarlar/etyen-mahcupyan/gerekli-dersi-aldik-mi-1927) yazısına dair.

"Bir yıl önce CHP ile koalisyona karşı çıkan bazı AK Partililerin şimdi CHP’yi yanlarına çekmeyi önemsemeleri çok olumlu bir durum. Çünkü CHP ile koalisyon yapmamanın önemli gerekçelerinden biri bu partinin Gülen örgütü ile yakın ilişki içinde olduğu iddiasıydı. Herhalde bir yıl içinde CHP’de radikal bir değişim olmadı… Gülen’in ne olup ne olmadığını 2013 sonundan bu yana zaten biliyorlardı. Açıkçası Gülen hem CHP’nin hem de AK Parti’nin farklı dönemlerde işine yaramış ama 2015 yılına gelindiğinde her ikisi için de çok maliyetli olmuştu." İlk paragraf bu!

Bir yıl evvel önerdiği "Büyük Koalisyon"u kabul etseymişiz, bütün bunlar başımıza gelmezmiş! Nerden mi biliyor? O kabul etmediği "üst akl"ı iyi tanımasından emin olun! Açıkça şunu diyor Mahçupyan; Amerikan politikaları CHP-AKP koalisyonunu öngörüyor idi, siz buna karşı çıkarak darbeye meşruiyet kazandırdınız. Ama aynı uzak öngörü sahibi entel kişi yıllarca çalıştığı adamların ne oldukları hakkında ancak 17/25 sonrası fikir sahibi olabildi. Sıradan halk gibi yani.

.....

"..AK Parti/CHP koalisyonu bir yandan siyasi gerilim sürdürülürken hayata geçirilseydi, AK Parti’ye Batı ile ilişkiler, ekonomi ve Kürt meselesinde yararlı olurdu ama Gülen’in üzerine gidilmesi mümkün olmazdı. Buna karşılık Gülen de koalisyon iktidarında darbeye zaten teşebbüs etmezdi. Çünkü AK Parti’ye karşı bir darbeyi dünya nezdinde ‘meşru’ göstermek kolaydır. Ama CHP’nin de içinde olduğu bir iktidara darbe yapmayı ‘meşru’ göstermekte çok zorlanırsınız." Evet yazıda aynen bunu söylüyor. 

Erdoğan/AK Parti olarak Gülen'le uğraşmasa idin darbe teşebbüsü olmazdı, diyor ama aynı paragrafta 'koalisyon olsaydı Gülen'in üzerine de gidilemezdi' diyerek, yutturulmaya çalışan zokanın boyutları hakkında fikir de veriyor. Tecavüz kaçınılmazsa demenin başka adı değil de nedir bu? Büyük öngörüsü ile şunu söylüyor büyük entelektüelimiz, "Amerika'nın sizi çekmeye çalıştığı noktaya gelseysdiniz, bu teşebbüsle karşılaşmazdınız", ve ben bunu bildim, söyledim, uyardım. Çözümü büyük biradere boyun eğmek olarak açıklıyordu, üstü kapalı da olsa. Öyle demedim dese de pratikte manası bu idi söylediğinin. Çünkü halkın böyle bir darbeyi püskürtebileceğine inancı sıfırdı. Bu kadar da iyi(!) tanıyordu halkı.

Vatanı için canını verebilecek, yiğitlerin hala vâr olduklarını unutmuştu. Ahlaksız FETÖ'cü profesör bozuntuları ile aynı hezeyana kapılmıştı zannedersem. Bu halk sokağa filan çıkmaz, imamlar lojmandan çıkıp ezan bile okumaz, demişti haysiyetini, namusunu satanlar.

Devam edelim.

"Peki, böyle bir koalisyonun Gülencileri devletten temizlemesi mümkün müydü? Söylediğim üzere, iki parti arasında gerilim devam etseydi imkansızdı. Ama ya koalisyon samimi, dürüst ve açık bir işbirliği üzerine otursaydı? Ya iki taraf da gerçekten bu işbirliğini isteseydi? Gülen tehlikesini, PKK ve IŞİD ile birlikte düşünür, bunlara ekonomi ve dış politika sorunlarını eklerseniz normali herhalde partilerin bu imkana ciddiyetle eğilmesi olurdu. Böyle bir zemin üzerinde kurulduğu takdirde de Gülencilerin devletten temizlenmesi tüm dünya için meşru hale gelirdi. Kimseler ölmeden, binlerce kişi sakatlanmadan…" 

Hayali olgular üzerinden güzelleme yapma konforu da bu olsa gerek. Herkes samimi olsa ne yazar! Sokaktaki çocuklar bile bilir bu koalisyonun başta o koalisyon isteyen ABD/Batı eliyle istismar edilerek ifsad edileceğini. Bunu bilmek için entel değil gerçekçi olmak yetişir. Bahsedilen örgütlerin networkleri aynı yerden yönetiliyorken, bu temizliğin nasıl olabileceği hakkında somut bir önerisi var mı acaba? Ne gerek var dediğinizi duyar gibiyim? Darbe geçirmiş bir ülkeyiz, ülke vatandaşının kahir ekserisi darbeyi FETÖ yaptı diyor. OHAL var. Bugün dahi temizlemekte zorlandığımız örgütü o zaman nasıl temizleyecektik Bay Mahçupyan? 

.......

"Bugün bazı AK Partililer koalisyon olsaydı Gülencilerin ‘kazanacağını’ söyleyerek kendilerini rahatlatmaya çalışıyor. Unutmayalım ki Gülenciler asıl AK Parti iktidarı altında kazançlı çıktılar. Orada kendilerine doğal bir zemin buldular. Ne var ki ne iktidar ne de muhalefet soruna hak ettiği ciddiyetle yaklaşmadı. Ciddiyetin ima ettiği adımlar atılmayıp dar bir ‘siyaset’ anlayışıyla kalındı. Herhalde şimdi bunun sorumluluğunu birbirimize yıkacak halimiz yok..."

Ve ciddiyet meselesi. Evet ciddiyet. Meseleye tek ciddi yaklaşan kişi olan Sayın Cumhurbaşkanı'nı o hususta, meseleyi başkanlığa çekmeden bir defa samimi somut önerisiyle desteklediği görülmüş müdür, Etyen Mahçupyan'ın? Somut öneri diyorum yalnız, kuru laf kalabalığı değil!

"Gülenci darbeyi başta AK Partililer olmak üzere halkın özverisi ve bilinci durdurdu. Siyasetin zaafını yitirilen hayatlar kapadı. Ancak laik kesimin sıradan insanları, medyası ve partisi direnişe sahip çıkmasaydı, ya ölenler öldükleriyle kalır ve iktidar çöker, ya da iç savaşa gidilir ve ülke Suriye’den beter olurdu."

Ve darbeyi vuruyor yazarımız. Darbeyi çıplak elle durduran çoğunluğu azınlığa yem etmenin bundan güzel örneği var mıdır bilemiyorum. Kısaca sıradan laikler ahlaklı davranmasaydı Suriye'ye dönerdik, diyerek bizden laiklere madalya takmamızı istiyor olmalı! Ahlaklı olmanın doğal ve gerekli olduğuna inanan bir liberal entelektüelden beklenmeyen bir cümle. 

......

"AK Parti daha uzun süre tek başına iktidar olabilir. Ama ülkeyi yönetebilmek farklı bir iş… Muhalefetle sahici bir ilişkinin kurulması, Meclis’e bağımsız kişiliğinin teslim edilmesi ve siyasete bencilce bakma alışkanlığımızın kenara konması gerekiyor. "

İttihatçı ve elitçi bir zihniyetin tezahürü olsa gerek, "demokrasi sadece sandık değildir"in başka bir versiyonu karşımıza çıkıyor. Ülkeyi yönetmek için izin almamız gereken makamın neresi olduğuna dair bir fikir veriyor zannedersem. Muhalefetin, siyaseten bitme riski olmasa FETÖ ile ilgili tek bir eleştiri getirmeden Cumhurbaşkanı ve makama saldırdığını biliyoruz. Darbeden sonra, yapılan yorumları da biliyoruz. Bahçeli'nin net duruşunu CHP ve HDP'den göremedik. "Ne dikta ne darbe", Taksim konuşmasında bir kere bile o terörist başından bahsedilmemesi, parlamenter sistem atıfları ne kadar çıkarsız bir antidarbeci ana muhalefet partimiz olduğunu gösterdi bizlere. 

Demem o iki 'öyle tavada durduğu gibi durmuyor" o işler. 

Peki Mahçupyan neden darbeden geçen 40 günün ardından böyle bir yazıya imza attı? Neden  hiç görülmediği kadar birlik beraberlik sergileniyorken böyle bir yazı yazdı? Bu tavır bölücü mü birleştirici mi? "Büyük Koalisyon"u isteyerek, büyük öngörüyle ülkeyi felaketten döndürmek isteyen Etyen Mahçupyan, darbeyi önlemiş ve birlik beraberlik sınavını başarmış bir halkı neden ayrıştırmak istiyor? "Üst Akıl" yoksa da sıradan akıl da mı yok, bu halkta?

Minel Alya Bayrak yazdı, 88 kez okundu, 2 misafir olmak üzere 6 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
22 Ağu 22:00

Minel Alya Bayrak

Puan: 2.43

Cevizli Peynir

Ahu?

Cevap ver bana lütfen Ahu ?

Geç kaldım biliyordum....

Geç kaldım değil mi? Yine geç kaldım ? Doğru söylüyorlar uğursuzum ben! İşe yaramaz uğursuz! Hay cevizli peynir kaşalotu beni ! Cevizli peynir de nerden çıktı şimdi? Canım mı çekti ne? Amaaan hay bin kunduz ! Geç kaldın ya hu be adam ne diyorsunda böyle saçma sapan ! Ne olacak şimdi....

Ahu söyle hadi ne olacak şimdi,bilirsin sen ne olcağını ha söyle hadi?

Zaman...

Zaman, kapağı açık kalmış unutulmuş bir parfüm şişesidir...

Mis kokusu yayılır önce mest eder egzoz altı ciğerleri...

Bahar bahçe oldurur elleri

Zaman sonra azalır koku...

Azalır zaman...

Yalnızca şişe kalır başlı başına...

Doğumlara geç kalır zaman

Ölümlere geç kalır aman

Kendin olmaya geç kalır yaman

Belki geç kalır sana kalır

Belki geç kalır ona kalır

Bir sokak başında rast kalır

Kalır bir yerlerde

En eskilerde

En yeni kentlerde

İkisi bir yerde

Arbede vefasız kitaplarda

Ve yahutta

Köşe yazılarında

Bu sıralarda unutulmuştur parfümün kokusu

Şişe mi?

Şişeyi yalnızca

eski zaman koleksiyoncular

çöpçüler

götürürler..

instagram :

@daktilokizz

milliyetblog:

Minel Alya Bayrak/daktilokizz

Aykut Giray yazdı, 144 kez okundu, 10 misafir olmak üzere 21 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
22 Ağu 18:00

Aykut Giray

Puan: 5.06

Şehitler İçin Bir Slogan Bulamadım

ff06c13f628ff219f2596c358540041b1471875760

ff06c13f628ff219f2596c358540041b1471875760

H. İ. Y. (15): Darbe girişimin olduğu gece babasıyla birlikte milli mücadele için direnişe çıktı. Başına isabet eden kurşunla şehit oldu. Henüz on beş (15) yaşındaydı. Ailesi şehit çocuklarının organlarını bağışladı. (Yeni Şafak Gazetesi, ‘15 Temmuz Direnişi’ eki, 29 Temmuz 2016, Cuma.)

E.T. (16): Darbe girişimin olduğu gece Cumhurbaşkanının sokağa çıkın çağrısını dinleyen E.T. sokağa çıktı. Sultançiftliği’nde oturan on altı (16) yaşındaki E. T.’nin annesi zihinsel, babası fiziksel engelliydi. Ailesi bayram için Malatya’ya gitmişler, henüz dönmemişlerdi. Arkadaşlarıyla tankların önüne geçti, ertesi gün kışlanın önünde cenazesi bulundu. Tabutuna örtecek büyük bir bayrak bulunamadığı için iki bayrak yan yana örtüldü. (Türkiye Gazetesi, Yıldıray Oğur ‘Bir kışlanın önünde cesedi bulunmuş 16 yaşındaki bir çocuk...’, 22 Temmuz 2016, Cuma.)

M.A. (16): Darbe girişiminin olduğu gece on altı (16) M.A. arkadaşlarıyla birlikte gittiği Atatürk Havalimanı'na gitti. Bir askeri tanktan çıkarıp polise teslim etmeyi başarmış fakat asker daha sonra kaçmış. Ben gencim, en önde ben gideceğim diyen MA. Atatürk Havalimanında şehit oldu. (Yeni Şafak Gazetesi, 24 Temmuz 2016, Pazar.)

U.C.K. (17): Darbe girişiminin olduğu gece on yedi (17) yaşındaki U.C.K, Cumhurbaşkanlığı Külliyesinin önünde darbe girişimini protesto ederken, darbecilerin açtığı ateş sonucu şehit oldu. (Hürriyet Gazetesi, 19 Temmuz 2016, Salı.)

U.K.I. (17): Darbe girişiminin olduğu gece on yedi (17) yaşındaki U.K.I., yaralılara yardım etmek için Genelkurmay Başkanlığı önüne gitti. Ancak kendisi şehit oldu. (http://www.haberler.com/yaralilarin-yardimina-kosarken-sehit-oldu-8628111-haberi/ 20 Temmuz 2016, Çarşamba.)

Ö.T. (20): Darbe girişimin olduğu gece Kazan’daki 4. Ana Jet Üssüne gitti. F-16 ve helikopterlerin kalkışını engellemeye gidenlerin arasındaydı. Askerlerin ateş açması sonucu şehit olan 7 kişiden biri de yirmi (20) yaşındaki Ö.T.’ydi. Şehit olmasaydı, Kasım’da askere gidecekti. (Star Gazetesi, ‘Milli İrade Destanı’ eki, 25 Temmuz 2016, Pazartesi.)

Ve daha niceleri, Allah hepsinden razı olsun, mekânları cennet olsun…

Ben burada şu “slogan” meselesiyle ilgili birkaç şey söylemek istiyorum. İlk olarak Salih Tuna’nın dillendirdiği ancak daha sonra hedefinden saptırılan bu “slogan” (sadece o kısımda, sonraki gençlik kolları, ihale falan beni ilgilendirmez) meselesinde, eğer başıma bir şey gelmeyecekse haklı olduğunu düşünüyorum.

Bugün size birisi, “Berkin” dediğinde kaçınızın aklına “ekmek” de gelmiyor? Nasıl bir propagandaya maruz kaldığımızı çoğunuz hatırlarsınız. Babası bile, “Oğlum ekmek almaya değil, eyleme gitti.” dediği halde, Berkin adı her geçtiğinde aklımıza ekmek de geliyor. Bu bize algı yönetiminin neresinde olduğumuzu da gösteriyor.

Yukarıdaki genç şehitleri yazarken bile o kadar az bir bilgi buldum. Buna gerçekten çok üzüldüm. İçlerinde en çok Yıldıray Oğur’un yazısına da konu olan E.T. var. Diğerleri hakkında doğru düzgün bir tane bile bilgi yok. Ben de bu şehitlerimizi yazarken bilinçli bir şekilde adlarının ve soyadlarının sadece ilk harfini yazdım. Bu aslında bizim içinde bir test, acaba kaç kişi “Google”lamadan bu gencecik şehitlerin adlarını hatırlayacak?

Bu gencecik çocukları da bir şekilde sloganla da olsa bir şekilde yaşatsak, iyi olmaz mı? Kahraman Şehit Ömer Halisdemir’in mezarını 100.000’den fazla insan ziyaret etmiş. Allah onlardan razı olsun. Keşke bu daha hayatının baharında şehit olan çocuklarında mezarları ve anne babaları ziyaret edilse ne kadar güzel olur, değil mi? Ki edenler vardır mutlaka, aksini düşünmek kalbimizi yaralar. Allah onlardan da razı olsun.

Özetle demek istediğim şu; “slogan” kötü bir şey değildir, hele ki bu modern çağda. Biliyorum, bu çocukların yaptıkları sloganlara sığmaz ama en azından aklımıza adlarını kazımak için bu yolu da denesek, fena olmaz mı?

Tekrar, Allah tüm “15 Temmuz” şehitlerimize rahmet eylesin, mekânları cennet olsun. Allah hepsinden razı olsun, aziz ruhlarına Fatiha…


Kürşat Koyuncu yazdı, 469 kez okundu, 40 misafir olmak üzere 53 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
19 Ağu 22:00

Kürşat Koyuncu

Puan: 14.7

El Ele Tutuşursak Depremi Engelleyebilir Miyiz?

1ddb6b618d0efc09abcc8d3d9b04a26b1471621093

1ddb6b618d0efc09abcc8d3d9b04a26b1471621093

Aslında depremin merkezinde olduğu, yeryüzündeki kıtasal hareketlerle ilgili bir yazı yazmayı planlıyordum. Gündemi meşgul etmesi gereken daha önemli konular varken son günlerde, özellikle Melih Gökçek gibi gündemi değiştirme gücü olan birisinin “yapay deprem” konusunda söylediklerini ve Geornalist’te bu konuyla ilgili şu linkteki yazıyı (https://www.geornalist.com/post/12081/fethullaci-teror-orgutu-istanbulda-deprem-yapabilir-mi) görünce konuyla ilgili birkaç şey söylemek istedim. Girişte dediğim gibi, daha sonra ayrıntılı bir yazı da yazabilirim. Aşağıda yazdıklarımın çoğunu twitter’den paylaştım. Ancak toplu olarak da, tekrar paylaşmak istiyorum.

Efendim, Dünyadaki bütün kara parçaları 500 milyon yıllık periyotlarda bir araya gelir ve birbirinden uzaklaşır. Bunu fosil kayıtlarından biliyoruz. Yani bugün buzlarla kaplı Grönland bir zamanlar daha sıcak bir kuşaktaydı ve üzerinde isminden de anlaşılacağı gibi "yeşil" hâkimdi. Bir diğer örnek, bundan en yakın 10 M yıl önce Anadolu’nun çoğu sular altındaydı. Kanıt; Ankara'da deniz canlılarına ait fosillerin bulunmasıdır. Ekstra bir bilgi vereyim. Anadolu yükseldikten sonra Tetys Denizi kapandı ve Akdeniz oluştu. Ayrıca son Buz Devri yaşandığı sıralar Karadeniz de yoktu. Anadolu’nun genelinde soğuk bir iklim vardı. Bunu da yine Anadolu’da bulunan Mamut fosillerinden biliyoruz. Her neyse, Buz Devri sona erdikten sonra buzlar bir yandan eriyip, diğer yandan da kuzeye çekilmeye başladı. Bu erimelerin sonucunda Karadeniz oluştu. Önce denizle bağlantısı yoktu ancak tüm bu erimelerin sonucunda deniz seviyesi yükseldi ve Akdeniz’le Karadeniz birleşti. Hatta “Nuh’un Gemisi” Karadeniz’de arayan bilim insanları haberleri de bununla ilgilidir.

Konumuza dönecek olursak, Dünya üzerinde tüm kara parçaları en son 220 milyon yıl önce bir aradaydı ve bu tek kıtaya Yunanca "Pangea" ismi verilir. Daha sonraki birkaç 10 M yıllık süreçte bu "Pangea" doğu batı ekseninde ikiye bölündü ve birbirinden uzaklaşmaya başladı. Kuzeydeki kısmına "Lavrasya", güneydekine kısmına "Gondvana" ismi verildi. Daha sonra bunlarda kendi içlerinde parçalara ayrıldı. Bu kara parçaları yakındaki kara parçasından uzaklaşırken, bir başka kara parçasıyla çarpıştı ve böylelikle yeni kıtalar oluştu. Bunun en bilinen örneği Hindistan yarımadasıdır. Hindistan Afrika'dan koptuktan sonra Güney Asya'ya doğru kaymaya başladı ve sürecin sonunda Hindistan Güney Asya'yla birleşti, hatta onun altına girmeye başladı ve Asya'daki toprak yükselerek Himalayaları oluşturdu. Halen de Hindistan Himalayaların altına girmeye devam ediyor. Diğer taraftan Afrika'nın Güneybatısından kopan parçada batıya ve kuzeye doğru hareket edip, Lavrasyanın batısından kopan (Bugünkü Kuzey Amerika) parçayla birleşti. Bugün Güney Amerika olarak bildiğimiz kara parçasının bu hareketi sonucunda And Dağları ortaya çıktı. Güney Amerika'nın batısındaki -özellikle Şili'yi içine alan bölge- en aktif fay hattı da yine bu hareketler sonucu oluştu.

Peki, bu hareketler sona erdi mi? Hayır. Bugün bu hareketler hala devam ediyor, örneğin Arap yarımadası Anadolu’ya doğru hareket etmeye devam ediyor. Yani Anadolu’yu sıkıştırıyor. Diğer taraftan Amerika kıtası Asya-Afrika'dan uzaklaşmaya devam ediyor; bunun en belirgin örneği İzlanda'nın ortadan ikiye bölünmeye başlaması. Tüm bu hareketlerden sonra yapılan tahminlere göre bu hareketler devam etmesi sonucunda en yakın 50 milyon yıl sonra Akdeniz tamamen kara haline gelecek. Yine en yakın yaklaşık 150-200 milyon yıllık bir süreçte tüm kıtalar tekrar bir araya gelecek, yani ayak bastığımız her yer değişecek.

İşte bu kıtaların kayması, yakınlaşması, uzaklaşması vs. süreçler bize deprem olarak yansıyor. Deprem illaki olacak, çünkü dünyanın merkezi bir kor halinde ve oradaki her patlamanın etkisi yüzeye de çıkıyor, çıkarken de ayağımızın altındaki kayaçların yerini değiştiriyor. İşte bu nedenle her zaman depreme hazırlıklı olmalıyız, deprem bir gerçek, dışarıdan bir etki olsa da olacak olmasa da olacak. Şu aralar konu "yapay depremler" efsaneleri arasında sulandırılıyor, böyle şeylere aldanmayalım, bu kadar komplo teorisi bünyeye zarar. Bu ayki Bilim ve Teknik dergisinde “yapay deprem”lerle ilgili yazı şu anda ortalıkta dolaşan konuyla ilgili değil, petrol ve kaya gazı çıkarılması sonucu olan depremlerden bahsediyor.

Burada asıl sıkıntı şu; elinde “yapay deprem” yapacak teknolojisi olanlar bile bunu denemeye korkarlar. Çünkü bu iş hani kocaman binaları dinamitle yıkmaya benzemez. Örneğin, İstanbul’da depreme yol açan patlama yapıldı, diyelim. Bunun sonucunu kestirmek zor. Kelebek etkisi denen bir şey var. Hani şu; “Çin’de bir kelebeğin kanat çırpışı, Atlantik okyanusunda fırtınaya neden olur.” Oluşacak bu fay kırılmalarının nereleri etkileyeceğini ve sonucunda ne olacağını kimse kestiremez.

"Dünya" dediğimiz şey yaşayan, yıkılan, ölen, tekrar dirilen, kısacası hareketin hiç bitmediği bir organizmadır. Her denizin, her nehrin, her gölün tıpkı insan, hayvan ve bitki gibi bir ömrü vardır. Deprem olmasa, illa ki bir meteor çarpacak -ki sürekli çarpıyor-, ha bu meteor büyük olursa yaşamı da etkiler, daha önce dinozorları yok oluşuna neden olduğu gibi. Ve yine deprem olmasa, mega bir yanardağ patlaması olacak -ki birkaç 100 bin yılda olduğu gibi-. Özetle demek istediğim şu; Biz sadece bu gibi etkilerden minimum zarar görmek için tedbirimizi almalıyız. "Tedbirini al, takdir Allah'tan" boşuna atasözü olmamış. Fanusta yaşıyormuş gibi yapmanın âlemi yok, böyle şeyleri gündeme getirmenin de âlemi yok. En nihayetinde hepimiz ölecek yaştayız, her şeyin bir ömrü var ki buna Dünya'da dâhil...


23 Ağu 00:42

Ne de güzel anlatılmış

Mücahit Kılıç yazdı, 89 kez okundu, 4 misafir olmak üzere 6 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
19 Ağu 10:00

Mücahit Kılıç

Puan: 1

Şirk Üzerine Bir Tefekkür

Şirki ve insanlık tarihinde görülen belli başlı örneklerini, insanı bu denli bir düşünceye iten sebepleri açıklamak ve bu konuya farklı bir pencereden bakmak istiyorum. Öncelikle "şirk" nedir diye sormamız gerekir. Şirk olgusu birçok insan tarafından eksik yahut yanlış bir biçimle tarif edilmektedir. Şirk kelimesi Arapça kökenli olup lugat anlamı "ortak olmak, ortaklık iddia etmek" anlamlarına gelmektedir. İştirak, müşterek gibi kelimeler de yine şirk kelimesiyle ortak kökten gelmektedir. Bahsedeceğimiz konuda bize en iyi yol gösterecek kaynak şüphesiz ki Kur'an-ı Kerim'dir. İçerisinde bulunan kıssalar ile bize bu konuda da yol gösteren ve ibret almamız için adeta dersler veren Allah, kendisine bir şeyi ortak olarak görmeyi veya bizzat kendisini Allah'a ortak görmeyi asla affetmeyeceğini açık bir şekilde beyan etmektedir. Peki bir insanı bu denli uç bir noktaya iten şey nedir? Bu soruya cevap olacak konulardan birisi de Allah'ın sıfatlarıdır. Allah'ın birçok sıfatı vardır ve bu sıfatlar zâti (yalnızca kendisinde görülen) ve subuti (yarattıklarında da "sınırlı derecede" görülen) olarak ayrılmaktadır. Örneğin başlangıcı olmamak Allah'a mahsus bir özelliktir. Sonu olmamak ise Allah'ın insanı kendi ruhundan can vererek yaratmasıyla insana da ait bir özelliktir. Buradan kasıt ruhun sonsuzluğudur. Sonsuz cennet ve cehennem hayatı olduğu için insan da bu sebeple sonsuzdur. Tarihte görülen bir çok müşrik (şirki yapan kişi) bu konu üzerinden kibrine yenik düşmüş ve kâfir olmuştur. Örneğin Nemrut. Hz. İbrahim ile Nemrut kıssasına baktığımız zaman Nemrut'un kendisinde de yalnızca Allah'ta görülen özelliklerden olduğunu iddia etmiştir. Kendisinin de dilediğini öldürmeye, dilediğini de yaşatmaya kudreti olduğunu söyleyip iki kişiden birisini öldürtüp diğerini serbest bırakmıştır. Bu tavır Allah'ın bir özelliğini kendisine yüklemektir. Bu açık bir şirktir. Bir diğer örnek ise Hristiyan ve Yahudiler üzerinden verelim. Burada da tam tersi bir durum söz konusu. İnsanda bulunan ve Allah'ın münezzeh olduğu bir olguyu Allah'a atfetmek şeklinde bir ortak koşma. İlk örnekte kendisini yüceltip Allah'a ortak koşma, burada ise tam tersi bir durumu görüyoruz. “Hamd, çocuk edinmeyen, mülkte ortağı olmayan, zillet ve âcizliğin gerektirdiği bir yardımcıya ihtiyacı bulunmayan Allah’a mahsustur” de ve O’nu tekbir ile yücelt. (İsra:111) Bu inançlar sebebiyle de yani çocuk edinmek, üremek gibi yalnızca fani varlıklara has olan bir durumu Allah'a yüklemek de açık bir şirktir. Bir diğer şirk sebebi ise Allah'a ibadet ve yalnızca kendisinin yardım edebileceği hususunu bırakıp başka varlıklara da tapınma veya onlardan yardım istemedir. Bu konu da kutsal kitabımızda yer almaktadır. "Ve Allah ile beraber başka bir İlâh’a dua etme (ibadet etme). O’ndan başka İlâh yoktur. O’nun zâtı hariç herşey helâk olucudur. Hüküm O’nundur. Ve O’na döndürüleceksiniz." (Kasas:88) Buradan anlaşıldığı üzere Allah'tan başka hiçbir gücün ibadet edilecek, dua edilecek ve istediği her şeyi yapabilecek şekilde olmadığıdır. Bu özellikleri başka bir kişi veya maddeye yüklemek de açık bir şirktir. Sonuca gelecek olursak:

Yaratılmışların içinde hiçbir kişi veya madde Allah'ın hiçbir zâti özelliğiyle tanımlanamaz.

Allah'tan başka hiçbir güç her şeyi bilemez, isteyemez, yapamaz, göremez, duyamaz. Bu özellikler sadece kısmen olacak derecede insanda vardır. Bu özellikleri tam olarak kendisinde gören yani ben de her şeyi görebilirim diyen kişi açık bir şirk halindedir.

X şahıs olmasa aç kalırız, şu kimse olmasa nasıl yaşarız gibi cümleler tehlikeli ve kasten söylendiği takdirde şirk barındıran cümlelerdir. Rızkı ve ömrü veren yalnızca Allah'tır.

Tapınılacak olan, sonsuz güç sahibi olan sadece Allah'tır. Yenilmez olan ordu, devlet, kişi veya kurum yoktur. Mutlak güç sahibi Allah'tır.

Çıkarılacak dersler;

Bu maddelere bakacak olursak bir Müslüman gerçek anlamda yalnızca Allah'tan korkar ve bu bilinçle yaşar. Efendim bu ülke yenilmez, bu kişiden korkulur, bu yıkılmaz şeklinde cümleler kurmak biz Müslümanlardan uzak olmalıdır. Can veren ve öldüren yalnızca Allah'tır. Hiçbir güç sizi Allah izin vermedikçe öldüremez yahut diriltemez. Bu sebeple bu inanca sahip bir kişiye zalimden korkmak uzak bir kavramdır.

Sonuç;

Bahsedilen açıklamaları ve dersleri alan, hayatında tatbik eden hiçbir kimse yoktur ki zelil olsun, yenilmiş olsun ve hüsrana düşmüş olsun. Allah hesabı adil görendir. Bu özelliklere sahip kişiler, milletler ve devletler kıyamete kadar Allah'ın kudretini temsil edeceklerdir. Allah hepimize bu bilinci ve imanı nasip etsin. Amin...

Ali Şahan Avsuz yazdı, 77 kez okundu, 10 misafir olmak üzere 11 kişi beğendi, 2 yorum yapıldı.
19 Ağu 06:00

Ali Şahan Avsuz

Puan: 1.34

Git Artık

Aklımdan geçtin ya şuan,

Uyuyamam artık bu gece,

Ruhum otoban trafiği,

Her yanım korna sesleri,

Yalnızlığıma yok bir eşlik eden,

Tutunamamış bir fahişe sanki.

Kazıdıkça sen çıkıyorsun karşıma,

Anılarımın en sığında ve derininde,

Düşünmek yoruyor beynimi,

Kalbim zatî hepten bitti.

Yol boyu yürümek geliyor içimden,

Hangi yolun ne kadar boyu bilmem,

Tükenene kadar diyorum kendime,

Ben değil yanlış anlama istemem,

Bittim,bittiğim ve biteceğimden çok,

Sen tabakamda sarılmamış son tütün,

Yanmamış son sigaram,

Bit artık ne olur hayallerim,

Sabaha kalan düşlerim,

Kalmasın geride senden bir kül bile,

Uykusuzluk özlemi var gözlerimde,

Git artık ne olur,

Beni almadan benden,

Geride bırakmadan kendini de.

23 Ağu 00:57

Teşekkür ederim ince düşüncelerinizden dolayı.

23 Ağu 00:42

Yüreğinize sağlık

Ömer Faruk Yaman yazdı, 41 kez okundu, 3 misafir olmak üzere 4 kişi beğendi, 2 yorum yapıldı.
19 Ağu 02:00

Ömer Faruk Yaman

Puan: 2.53

Savaşın Gerçek Yüzü / Alma Mazlumun Ahını..

d297c8243a61406eb70b7f8f7e8352431471551338

d297c8243a61406eb70b7f8f7e8352431471551338

Herhangi bir film karesi değil.. Yer Suriye, Halep.. Yaşananlar tamamen gerçek.. Hain bir hava saldırısı.. Yıkılan bir bina.. Enkazdan çıkarılan masum bir çocuk.. Baştan aşağıya tozlar içerisinde.. Yüzünde mevcut kanlar.. Bakışlarından okunan korku, travma, şok ifadesi.. İsmi Ümran.. Henüz 5 yaşında.. Ancak; savaşı iliklerine kadar hissediyor.. Sadece hissetmiyor, tüm dünyaya ambulansla hastaneye kaldırılırken çekilen fotoğrafı ile fena halde hissettiriyor da.. Kim, neden, niçin saldırdı? Bu fotoğraftan sonra çok da önemi var mı? Muhaliflerin kontrolündeki rejim ya da Rus uçakları tarafından gerçekleştirildiği tahmin ediliyormuş.. Bir an, adeta zamanı durduran bu fotoğraf karşısında ne kadar önemi var? Ey İnsanlık, artık UYAN!

Ya Veliyy (C.C.), Mazlumlara yardım eyle! 

Ya Kahhar (C.C.), Zalimlere fırsat verme! Amin.. 

NOT: Başından yaralanan Ümran, tedavisinin ardından taburcu edilmiş.

23 Ağu 13:33

Teşekkür ederim

23 Ağu 00:43

Yureginize sağlık

Ahmet Lalbek yazdı, 21 kez okundu, 2 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
17 Ağu 06:00

Ahmet Lalbek

Puan: 0.7

Suudilerin Korkuları Giderilmezse, Krallık Yıkılacak!

Türkiye bir yandan Rusya-İran-Azerbaycan ve dolayısıyla da Çin merkezli yeni ittifaklar oluşturma çalışırken diğer taraftan da "İslâm Birliği" başlığı altında oluşturulan yeni yapılanmanın gereklerini yerine getirmeye çalışıyor. Ancak bu noktada, aylar öncesinden de dile getirmiş olduğum kritik bir eşik var ki o da, Suudi Arabistan Yönetimi'nin uzun yıllara dayanan "İslâmcılık" korkusu.

Suudilerin ve onların uydusu/paraleli konumundaki körfez ülkelerinin bu korkusu, onları sürekli olarak İhvân-ı Müslimin ve Hamas gibi yapılanmalardan endişe duymaya sevk etti. Bu nedenle Suudiler, Mısır'da yaşanan Ordu-İhvan savaşında Sisi'den yana tavır alırken, öte yandan da Filistin/Gazze adına savaşan Hamas'a, İsrail'in en kanlı ve kritik saldırılarının yaşandığı dönemde dahi destek vermedi.

İşte bugünkü, İslâm Birliğinin ve dâhi İslâm Ordusu'nun konuşulduğu/ oluşturulduğu yeni şartlara göre, Türkiye'nin güvencesi ve arabuluculuğu ile Suudilerin bu korkularının giderilmesi gerekmektedir. Aksi halde iki şey olur!

1- Ya İslâm Birliği süreci çok ciddi iç sıkıntılar yaşar ve akâbinde akâmete uğrar,

2- Yada eninde sonunda Suud Krallığı ve Suud paralelindeki körfez ülkelerinin rejimleri yıkılır.

İkinci seçenek oldukça uzun ve kanlı süreçlere yok açar ki, bu süreç karşısında başta İran olmak üzere doğu ve batı hattında hiç kimse, yanlızca bir "gözlemci" olarak kalmak istemez.

Bakın 02.03.2016 tarihindeki yazımda, Suudilerin korkuları hakkında neler yazmıştım:

FACEBOOK / AKLEDENLER GRUBU / Ahmet LALBEK / 17.08.2016

***

SUUDİ KRALLIĞI'NIN ASIL KORKUSU NE?

Şöyle göz ucuyla bile baksanız, hemen farkedersiniz. Suudi'lerin korktuğu bir şeyler var; çok tedirginler. Hemen girelim konuya...

Halkı müslüman olan diğer bir çok İslam ülkesi yönetimi gibi, Suud yönetimi de aslında bir çok kişinin zannettiği gibi İslami hassasiyetleri tavan yapmış, müslümanların vahdeti/bugünü ve yarını için inisiyatif/sorumluluk almış bir yapıya sahip değil, ayrıca bu yönde bir çabası da yok. Bu söylediklerim yalnızca bugün için mi geçerli, hayır; dün de öyle idi.

Suud yönetimi, bugüne kadar Amerika ve İsrail müttefikliği ile ayakta kaldı. İsrail'i ürkütecek her türlü, gelişmeden, İsrail'den önce kendisi ürktü. Arap/İsrail savaşlarından, İsrail güçlenerek çıkınca, Suudi'ler ve diğer Arap ülkelerinin yönetimleri İsrail'le her zaman iyi geçinmenin, iktidarları için mutlak gerekli olduğuna olan inançlarını pekiştirdiler. Bu nedenle Filistin davasından hep uzak kaçtılar. İntifada hareketlerinden İsrail'den çok Arap liderleri rahatsız oldu.

Mesela Filistin'deki İran destekli Hamas hareketine hiçbir zaman sempati ile bakmadılar. O'nu yaramaz çocuk gibi gördüler. Neden? Çünkü bu tür oluşumlar sayesinde ortaya çıkacak gelişmeler, yeniden İsrail ve Amerika ile sorun yaşamalarına neden olabilecekti. Yaşanması muhtemel olan olaylar, yeni gelişmeleri tetikleyebilirdi yada iç muhalefet/halkın muhalefeti orta ve uzun vadede iktidarlarına son verebilirdi. Arap Baharı kalkışmasının çok çabuk yayılmasının altında yatan temel gerçekler toplumların bu kukla yònetimlere karşı daha fazla bilinçlenmiş olmasıydı aslında. Mısır'da Muhammed Mursi'ye yapılan darbenin nedeni de işte bu bilinçlenmeyle gelen değişime son verme niyeti idi.

Diğerleri gibi Suudiler de, ülkelerinde İslam Şeriatı hükümlerini belli ölçüler de uygularlar ancak, bu uygulamaların asıl nedeni İslami duyarlılık değil, iktidar/koltuk duyarlılığıdır. Böylece hem koltuk güvenliği sağlanacak, hem de halka "bakın bizler İslam ahkamını uyguluyoruz" denilerek, İslam'a uyumun yerindeliği konusunda halkın gözü boyanmış ve gelecek tepkilerin de elimine edilmesi sağlanmış olacaktı.

Böyle olduğunu nereden anlıyoruz? Dış politikadan. Yani dışarıya pısırık/ilkesiz/ezik, içeriye aslan/müslüman.

İşte bu yüzden Suud yönetimi Mısır'ın darbecisi General Abdulfettah el-Sisi'ye hem siyasi, hem de ekonomik desteklerde bulundu. Çünkü Suudi'ler İhvan benzeri İslami hareketlerin yayılmasından korkuyor. Bilinçli müslümanlığın yayılması, Suud ve benzeri yönetimlerin sonu demektir. Krallık bunu çok iyi biliyor. Bir taraftan bu tür müslümanlığın önünü kesmeye çalışırken, diğer taraftanda içeride sözde İslam hukukunu uyguluyor.

Tevhidi duyarlılığa sahip müslümanlar, Suudi rejimine bir kalkışmada bulunsunlar bakalım, Krallık ne yapacak? Tabi ki; Beşar ESAD'ın yaptığı neyse tam da onu, belki de daha fazlasını yapacaktır. Suudi yönetiminin bir korkusu da şüphesiz bölgede gitgide etkin hale gelen Şiiler ve İran. Suud yönetimi "Şii Hilali'nden" çok endişeli. Bu nedenle bölgede İran'ın yayılımına kolaylık sağlayacak her türlü girişimden son derece rahatsız. Yemen'de İran yanlısı Husiler'e karşı başlattığı operasyonun nedeni de bu. Bahreyn'i Irak örneğinde olduğu gibi İran'a kaptırmak istemiyor. İran'la ittifak halinde olan Esad'ın bir an evvel devrilmesini istemesi de yine aynı endişenin bir sonucudur. Son zamanlardaki İran-Amerika yakınlaşması da, Suudi'ler için ayrı bir sıkıntı kaynağı.

Suud Yönetimi için "ay bacayı aşmış" gibi. Mevcut telâşın, İslam Ordusu projesinin ve Türkiye ile yakınlaşmasının asıl nedeni bu korkudur. Yoksa; Suriye'de katliam var, Filistin'de insanlar ölüyor, Türkiye abluka altına alınmış, onların umurunda bile olmaz. Suudi'ler için orta vadede kelle koltukta, koltukta tehlikede gibi gözüküyor, ne dersiniz?

FACEBOOK / AKLEDENLER GRUBU /Ahmet LALBEK / 02.03.2016

Pınarowski yazdı, 50 kez okundu, 2 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
15 Ağu 06:00

Pınarowski

Puan: 1

Özür Dileriz

Özür dileriz, sizin kadar çalışkan ve zeki olamadığımız için çok özür dileriz.

Çünkü biz cebinde beş kuruş para olmadığı halde kapı kapı dolaşıp davamızı anlatma aptallığında bulunduk.Halbuki geçen seçimde oyların artmasına tek sebep sizin o kutsal köşe yazılarınızdı.Sonuçta siz mahallenin abileri olarak bize slogan hazırlayın aptallar diye bağırdığınızda biz hemen pek ümit vaad etmese de slogan pankart hazırlamaya çalışmalıydık.Üzgünüz, malesef biz o dakikalarda tankların altında ölmekte meşguldük.Bunun için de özür dileriz.

Verdiğimiz çabanın hepsi maddi çıkara dayalıdır, sizin gibi belediye belediye zinhar tek kuruş almadan dolaşacak kadar delikanlı değiliz.Mesela saatlerce broşür dağıtan, malzeme taşıyan, her türlü hakarete maruz kalan gençler olarak sizin gibi itibar göremeyiz çünkü biz bunların hepsini ihalecilik peşinde koştuğumuzdan yapıyoruz.Gerçi şimdiye kadar cebimizi doldurduğunu görmedik ama bunu abilerimiz olarak siz söylediyseniz kesinlikle doğrudur, özür dileriz.

Kusura bakmayın, her kriz anında saf değiştirir gibi olduğunuz için bazen sizi takipte güçlük çekiyoruz, ve tabii bunun için de tekrar özür dileriz.Öldük, yaralandık, suçlandık ama hala yeterli degiliz.Biliyoruz size göre asla iyi "islamcılar" olma şerefine eremeyeceğiz.Siz gazetelerde, televizyon kanallarında, dergilerde memleket kurtarırken biz ancak ölebiliriz.Dünyanın en iyi gazetecilerinden özür dileriz.

23 Ağu 00:43

Doğruluğun sanatsal hali her zaman iki kar daha güzeldir. Yüreğinize sağlık

Gülşen Aslan yazdı, 50 kez okundu, 2 misafir olmak üzere 3 kişi beğendi, 3 yorum yapıldı.
14 Ağu 02:00

Gülşen Aslan

Puan: 1.44

Çaresiz Misin?

Çaresiz misin? Hadi oradan. Çaresiz falan değilsin. Sen şımarıksın sadece. Çaresizlik nedir gerçekte biliyor musun? Kimdir biliyor musun? Çaresiz 800 lira maaş alıp 300 Liralık gaz faturasını ödeyemediği için kendini asan babadır çaresiz. Öpe koklaya askere uğurladığı oğlunun bayrağa sarılı tabutuna sarılıp aklını kaybeden annedir çaresiz. 10 yaşından beri kendi evinde her gece tecavüze uğrayan ve daha fazla dayanamadigi için evden kaçmaya yeltendiğinin gecesi otogarda 'namus' cinayetine kurban giden kızdır çaresiz. Koca dayağından bunalıp baba evine sığındığında babası ve abileri tarafından çocuklarının gözü önünde öldüresiye dövülen kadındır çaresiz. Torunu yaşında çocuklara titrek elleriyle kağıt mendil satmaya çalışırken kalp krizi geçiren ve bir saat ambulans gelmesini bekledikten sonra ağzı köpürerek ölen 80 yaşındaki

Dededir çaresiz. Hayalim yoktur diyen çocuktur çaresiz. Çaresizmiş!

23 Ağu 22:15

Ali lidar'ın yazısı olduğunu belirtmiştim..

23 Ağu 00:44

Size ait değil sanırım?

Ali Turan yazdı, 395 kez okundu, 20 misafir olmak üzere 23 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
13 Ağu 22:00

Ali Turan

Puan: 2.8

Bir Elmanın İki Yarısı: Fetö Ve Ketö

"Japonya II. Dünya savaşını kaybedince ABD'nin her şartını kabul etti, ta ki alfabeye kadar. Japonya, bu benim milli benliğimdir deyip, rest çekti."

***

Türkiye.

Özne; Türk Milleti.

Nesneler; Türk Milletinin milli ve manevi değerleri.

Hedef, muasır medeniyetlerin üzerine çıkmış, kendi ve gönül sınırlarını koruma altına almış, müreffeh bir toplum.

Araç; tartışmalı. İhtilafa düştüğümüz nokta burası.

Kemalistlere göre kayıtsız şartsız batılılaşma. Milletin manevi değerlerini bir tarafa iten, köksüz bir batılılaşma bu. Türkiye'den bir Macaristan çıkarma projesi. Türk ama asimile olmuş bir millet. Türk ama Fransız, İngiliz, Alman gibi yaşayan bir millet.

Milletin kendisi ise bu tür bir batılılaşmayı şiddetle reddediyor. Buna rağmen, milletin mayasına kimyasal madde katmaya, damarına farklı bir kan grubu enjekte etme çalışmaları hep olageldi. Milletin asli unsurları ötelendi, imtiyazlılar sınıfı oluşturuldu.

Milleti hor görmek de ne demek! 1000 yıldır bu topraklarda tutunarak rüşdünü fazlasıyla ispatlamış olan milletin adı Türk Milletidir bu arada.

Bu coğrafyada millete ters yönde bir istikamet çizerseniz köklü bir devlet olamazsınız. Burası Kuzey Kore gibi "kör itin öldüğü yerde" değil. Bu topraklar Avrasya'nın merkezi. 9 devletin 9 ayrı hesabı var burada. Irak gibi, Suriye gibi ederler sizi.

Türkiye güçlenecekse, millete ters düşen politikalarla olmaz bu. Siz hiç Fransız kültürü ile ileri gitmeye çalışan bir Alman gördünüz mü? Ya da doğudan örnek verelim, Amerikan kültürünü kendine rehber edinmiş bir Japon duydunuz mu? Bu tip zorlamalarla milletin önüne set çekmiş olursunuz, çektiğiniz set 30 yıl dayanır, 50 yıl dayanır, hadi 100 yıl dayanır, sonra yıkılır. Bu süre zarfında milleti kaos içine sokar, kimlik buhranı yaşatır ve sonunda önce siz yok olursunuz. Hem de bir gecede.

Belki bir 15 Temmuz gecesinde. Terör estirerek kodlarıyla oynamaya çalıştığınız milletin duygularını kullanan başka bir terör grubu tarafından.

Milleti iten, ezen, hor gören politikalar ile milleti korkutursanız (ingilizce "terror" kelimesinin tam karşılığı korkudur), darbeler yapar, milleti hizaya sokmaya çalışırsanız, siz de teröre maruz kalırsınız.

Milleti topyekün harekete geçirip, sizi de kurtaracak bir Tayyip Erdoğan bulsanız ya! Onu da bulamazsınız. Mesela sen, Yılmaz Özdil, böyle bir darbe teşebbüsünde siyasi lider olsan, milleti meydanlarda toplayabilir misin? Toplamayı bırakalım, böyle bir çağrıda bulunabilir misin? Yüreğin yeter mi?

Ama sen, Yılmaz Özdil, bugün pervasızca "FETÖ mü RETÖ mü daha tehlikeli" anketi yapma cüreti gösterebilirsin.

Sana var ya, "İmam nasıl da havaalanına indi, işte İmam böyle olur" temalı FETÖ yazıları yazdırırlardı da.. Tayyip Erdoğan ve onun millet tabanlı "natural" hareketine dua et.

Allah o günleri göstermesin, sen küfrettiğin bu millete dua et.

Aşağı Tırmanan Adam yazdı, 161 kez okundu, 8 misafir olmak üzere 11 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
12 Ağu 22:00

Aşağı Tırmanan Adam

Puan: 1.73

Kendime Not-1

Kendime not.

İnsanın iğrenç bir varlık olduğu konusundaki düşüncelerim o kadar yoğunken riyakarca ve ahmakça bir unutkalık içinde paradoksal bi iğrençliğe düşmek kaldıramayacağımı sandığım kadar bayağı bir durum. Döngüler halindeki berbat yaşamda kendini bi halt sanıp öldüğünde bi halt olacağı sanrısı artık terkedilmesi gereken ergenlik takıntısı. Ne yaptıysam kendim için. Ben bunu hakettim. Walt reise selam olsun.

Kendimi boğmasıkça düşüncelerimde sahip olmadığım düşünceler ya da başka boyuttaki düşünceler elbet beni boğacak, bu mukadderat. Amma kontrol hapı kadar keskin olmayan irade boşluğu anlık olarak çok geniş. Zamana dair fikirler bi yana öz önemli. Görecelilik asla unutulmamalı.

Anlayıp anlamama arasındaki kalın çizgide gezerken beşinci boyuttan bilmem kaçıncı merdiven bu düştüğüm. Boşver. Boşverme.

Garip sesler filan duymuyorsun. Referans bi saçmalıktır. Gündem: algı gerçektir.

Damarlarına gerçeğini pompala arkadaşım..

23 Ağu 00:44

Cizime bayıldım.

Doğuş Bektaş yazdı, 170 kez okundu, 8 misafir olmak üzere 13 kişi beğendi, 2 yorum yapıldı.
11 Ağu 14:00

Doğuş Bektaş

Puan: 3.75

Ülkedeki Finansal Kuruluşlar Şirketlere Destek Olmalı

7d2897e890d44fdf3a0967c805749c451470908444

Ülkeler olağanüstü dönemlerden geçerken, Devlet belirli destekler sağlar, bununla birlikte kurumlar ve stratejik önemdeki şirketler de Milli bir duruş sergiler. Ülkemizde gerçekleşen Darbe girişimi, başarısız olmakla birlikte bir çok alanda önlem alınmasını da gerekli kıldı. Bu tip olağanüstü durumlarda Sermaye yeterliliği olan şahıs ve şirketler zarar görmeyebilir ancak zaten yetersiz sermaye ile ticaret yapmaya çalışan KOBİ'ler için mutlak surette ticari anlamda destekler gerekiyor. Halihazırda ülkemizde yer alan KOBİ'ler, Olağanüstü durumların direk içerisinde yer alıyor. Bazen Kurumsal olarak, bazen personelleriyle bazen de ortakları şahsi olarak bu süreçlere dahil oluyorlar ve çok ciddi etkileniyorlar. Misvak Dergisinde, bu durumun sosyolojik boyutu güzel anlatılmış: 

7d2897e890d44fdf3a0967c805749c451470908444


 Konunun sosyolojik boyutuna ek olarak finansal boyutunu da ele almak gerekir. KOBİ'lerimizin her zaman ihtiyaç duyduğu sermaye, Olağanüstü hallerde ihtiyaç ötesine geçmektedir. Burada da en pratik yoldan bankalarımıza iş düşmektedir. Ülkemizde yer alan tüm bankalar, 2016 yılı ilk çeyrekte olağanüstü karlılıklar açıkladı, 2. ve 3. çeyrekte de bu durum devam edecektir. Bilmem kaç çeyrektir üst üste kar açıklayan bankalar, 3. ve 4. çeyrek olan Temmuz-Aralık 2016 ayları arasında sadece mevcut müşterilerinin borçlarını öteleyerek "kar hırsından"bilmem kaç bininci çeyrek sonunda 2 çeyrek vazgeçseler, 2017 yılında KOBİ dediğimiz ve ülkenin insanının %90'ını etkileyen her şirket daha rahat-daha doğru-daha karlı iş yapmaya başlar. 

6de763141aaa68110a2867a47b05595d1470908479


 Finansbank satıldığı için, Albaraka ise yavaşlattığı için dikkat çekici küçülme yaşadı! Sadece 3 aylık faaliyetleri sonucunda, 2016 yılı Ocak-Şubat-Mart döneminde bankalarımız 7,8 Milyar TL KOBİ'lerden kar elde etti. Eğer bu karlılık sürdürülebilir olsun ve artsın isteniyorsa KOBİ'ler 2 şey bekliyor: 

238435fef5f01b433983817c4fee69381470908505


 Bankalardan bir vatandaş olarak ricam şudur, uzun yıllardır bu piyasada faaliyet gösterip büyük karlar ettiniz zaten, 2. ve 3. çeyrekte 6 aylığına, ülkemizde faaliyet yapmaya devam etmek istiyorlarsa bu dönemde gerçekten zor durumda kalan KOBİ'lerimize yardım etmeliler. Yaklaşık 2 senedir piyasa koşullarını öne sürerek kredileri geri çağıran, refinans dosyalarını almayan bankalar, destek olmak zorundalar, tarih bunları yazacaktır! 


 Reklamlarınız çok güzel, ama Hakiki dost, sıkıntı zamanında imdada yetişendir.   

12 Ağu 01:33

Garanti öyle bir bankadır ki... Yüzbinlerce kişinin canı için dahi karından %1 fedakarlık edecek olması düşünülemez.

12 Ağu 01:29

Diğer bankalar için de geçerli midir bilmem ama... Garanti Bankası iyi birsey yapıyormuş gibi göründüğü zaman dahi bir şekilde paranıza el koyar. Bu kadar yüksek kar sağlamasına şaşmamak lazım.

Ogün Kaçmaz yazdı, 78 kez okundu, 4 misafir olmak üzere 6 kişi beğendi, 2 yorum yapıldı.
11 Ağu 02:00

Ogün Kaçmaz

Puan: 0.89

Beyoğlu

Dur beyoğlu gelme üstüme

Korkuyorum gelişinden

Çekiniyorum cüssenden

Tüm heybetine geliyorsun ya

ben birkez daha kaybediyorum

Düştüğüm yerden kalkıyorum

adım atmadan tekrar vuruyorsun

...

Dur beyoğlu gelme üstüme

Ağlıyor karacaahmet

Haykırıyor sessizliği

Bilmiyormusun nereye gittiğini

Düşünmüyorsun ne yaptığını

Yakıyorsun sadakatimizi

Unutturuyorsun geliş sebebimizi

Dur beyoğlu artık dur.

24 Ağu 00:58

Teşekkür ederim.

23 Ağu 00:45

Istanbul'u bilmem ama bir başka şehirli olarak sevdim bu şehirli şiiri. Yüreğinize sağlık

Nida Tandoğan yazdı, 84 kez okundu, 2 misafir olmak üzere 5 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
10 Ağu 22:00

Nida Tandoğan

Puan: 2

İdamın Hukuki Yönü 

d21ef2b1bec8a727d19bf32506bb54fc1470852335

d21ef2b1bec8a727d19bf32506bb54fc1470852335

       15 Temmuz gecesi yaşadığımız menfur darbe girişimden sonra akıllara yine idam cezası geldi.Bu konuda Avrupa Birliği’nden ya da başka kesimlerden gelen tepkiler olsa da ceza kanunlarının ülkeselliği yani kendi ülkemizde kendi kurallarımızı belirleme egemenliğinin bir uzantısı olarak bu konuyu tartışabileceğimiz kanaatindeyim. Hatta uluslararası hukuk normlarının çoğu zaman ‘norm’ olarak kaldığı ve fiili duruma geçirilmediği bir dönemde ve demokrasi mefhumunu yeniden yazarcasına bir darbe girişimini halk olarak engellemişken idam temelinde uluslararası hukuk sistemini neden yeniden ele almayalım? İşin değişik fikri tezahürlerini size bırakırken ben daha çok ülkemizde idam cezası mevcut şartlarla ya da değişikliklerle nasıl uygulanır onu anlatmak istiyorum.            Anayasa,hukukumuzda amir kanundur; çıkarılan bütün kanunların,tüzüklerin ,yönetmeliklerin vs Anayasaya uygun olması gerekir. “Suç ve cezaların geriye yürüyememe” durumu yani “Kimse,işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz;kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez.” İlkesi Anayasal bir ilke olarak hukukumuzda yer almakta ve ceza kanununu bu anlamda bağlamaktadır. Bu ilke hem olağan dönemde hem de olağanüstü hallerde uygulamadadır. Yukarıda alıntıladığım 38. Maddesinin ilk fıkrası ‘olağan’ dönemlerde bu ilkenin dayanağını oluşturur. Olağanüstü durumlarda ise bu ilke sert çekirdek dediğimiz haklar arasında bulunmakta ve 38. Madde ile birlikte 15. Maddenin ikinci fıkrasında “Savaş,seferberlik,sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde …….. suç ve cezalar geçmişe yürütülemez” şeklinde temel bulmaktadır. Mevcut sistemde idam cezasının uygulanabilirliği söz konusu değildir ve zaten Anayasa değişikliği kanaatimce biraz da bu yüzden gündemdedir. 15. Maddenin ikinci fıkrasında yapılacak bir değişiklik ile mesela olağanüstü durumlarda belirli suç tipleri için bu ilkeden ayrılma durumu, idam cezasının yeniden maddeye girme ihtimali söz konusu olabilir ve Anayasanın bağlayıcılığı gereği ceza hukukunda idam cezasının önü açılabilir.Tabi ki bu düzenlemeyi ya da farklı değişiklikleri yapmada en geniş yetki bildiğimiz gibi kanun koyucu da yani yasama organındadır ve takdir de onundur.Burada belki şu soruyu da sorabiliriz ? Acaba kendi içimizde bu ceza için bir konsensus sağlayabilir miyiz? Aslında Anayasa değişikliği usulü bunu konsensusa hizmet edebilecek nitelikte olabilir. Şöyle ki Anayasa değişikliğinde kritik iki çoğunluk var: 330 ve 367. Eğer değişiklik mecliste 330dan fazla ama 367den az bir çoğunlukta kabul edilirse Cumhurbaşkanının onaylama yetkisi yoktur;ya meclise geri gönderecek ya da halkoylamasına başvuracaktır. Belki de halkoylaması en güzel ihtimal olurdu,darbe girişimini engelleyen halk darbecilerin cezasını da kendi belirlerdi. Diğer ihtimal de buna açıktır. 367 den fazla çoğunluk ile değişiklik teklifinin kabul edilmesi Cumhurbaşkanına doğrudan onaylama yetkisi verir ve zaten 367 çoğunluğu da bütün partilerin katılımıyla gerçekleştirilecek ve onlar nezdinde yine halkı temsil edebilbecektir. Son olarak altını kalın çizgilerle çizmek istediğim bir husus daha var ki bu kanun yapma usulünden çok daha elzemdir. O da Fetö dediğimiz terör örgütünün ne kadar takiyyeci olduğudur. Bu yüzden bizi -olursa-idam cezasına götüren süreçte soruşturmaların ve yargılamaların titizlikle sonuçlanması gerekmektedir.Temennimiz adaletin keskin kılıcının ihanet edenler üzerinde tecelli etmesidir. 

Atç ♛ yazdı, 68 kez okundu, 5 misafir olmak üzere 8 kişi beğendi, 3 yorum yapıldı.
10 Ağu 06:00

Atç ♛

Puan: 1.38

Ölmek

Biz bahçesinde renkli çiçekler açan insanlardan değiliz

Yaşımız da o kadar büyük değil ama çok dert gördü bedenimiz

Neyi kazandıysak zor kazandık ve neyi kaybettiysek kolay kaybettik

Ne kadar hüzün varsa yerde hepsini biz kendi ruhumuzla temizledik

Herşeyin sonunda kendimizi her türlü acıya hazır hissettik

Ne yazıkki ölümün bir gün kapıyı çalacağını hissedemedik

Ölüm denince gerçekten her kelimenin harfin kifayetsiz kaldığını

İlk defa ölümle ilgili bişey yazmaya başlayınca anladım

Süslü harfleri büyüleyen kelimeleri güzel olan ne varsa ardımda bıraktım

Çünkü anladım , ölmek denen şey güzel olan ne varsa yanında götürüyor

Yazmak zorundayım çünkü ölmesinden korktuğum bir adamın yatağında yatıyorum şimdilerde

O burada değil çünkü ölmek üzre

Orayı burayı kokluyor hiç bir şekilde onun kokusunu alamıyorum

Kokusunu alsam kokusunu aldım diye ağlarım

Şimdilik "ya bir daha bu hiç kokusunu alamazsam" diyerek ağlıyorum.

Zira konu ölüm olduğunda,ağlamak için sebep bulmaya gerek yok.

Aslında biz herkesin öleceğine herkesten daha çok inanmış insanlarız

Ama ne yazıkki kapalı hatlarımız şu an ölümü içeri buyur edemiyoruz

İnsan hiç karşılaşmadığı birini rüyasında göremezmiş ya

Aynı şekilde insan , bir sevdiği önünde eriyip gitmeden,ölümü anlayamıyormuş

Biz şimdi daha iyi anlıyoruz

- Ne yazık ki ! -

Bugün yazılan dizeler dörtlük değil

Çünkü ya bir eksik oluyor ya da bir fazla

Ölüm bu düştüğü yeri ziyan ediyor

Yazılan kelimeler birbiriyle uyumlu değil

Ve cümleler de kendi haline ağlıyor

Ölüm bu düştüğü yeri mahvediyor

Yan yana gelen o harfler asla bir kelime olamıyor bugün

Çünkü hiç bir harfin bir diğer harfe bakacak hali yok

Ölüm bu düştüğü yeri kurutuyor

Sonuç olarak on sekizinde bir çocuk ölümü anlatmaya çabalıyor bugün

Çünkü yattığı yer kendisinin değil ve asla da olmayacak

Belki de günler sonra istediği tek şey kaybettiği o insanın hala yaşayabiliyorken taktığı o saati takmak olacak

Veya sadece uyumak ve ölümün olmadığı bir sabaha uyanmak

Sonuçta bunu yaşamaya hazır değil

Otuz sekizinde hazır olacak mı

Emin değil

Bildiği tek şey var

Ölüm işte ,

Ölüm bu ,

Düştüğü yeri bir daha yaşatmıyor.

23 Ağu 00:46

Allah rağmen eylesin

14 Ağu 09:52

Atç ♛

Puan: 1.38

13.08.16 01.30 da kaybettik onu,saati bileğimde.

Mücahit Kılıç yazdı, 134 kez okundu, 9 misafir beğendi, henüz yorum yapılmadı.
09 Ağu 22:00

Mücahit Kılıç

Puan: 1

Milliyetçilik Ve Takva

Dünya'da diğer tüm yaratılmışların üzerinde ve diğer tüm yaratılmışlardan farklı özelliklerle yaratılan yegane varlık insandır. İnsan, Tanrı'nın yeryüzüne halife olarak atadığı bir temsilcidir. Yaptıklarıyla ve yapmadıklarıyla hesap gününde hesaba çekilecek olandır. Peki insan bireysel bir varlık mıdır? İnsan, bireyden ibaret midir? Bu soruların cevabı çok açık bir şekilde hayır olacaktır. İnsan toplumsal ve topluma göre yaratılmış, akıl ve irade verilmiş, ahlak ve diğer kutsal değerler etrafında şekillenmiş ve Allah tarafından yaratılmışların en şereflisi sıfatıyla da tanımlanmıştır. İnsan, topluma göre yani toplu yaşamaya göre bir fıtrata sahip ise bu toplum nasıl bir yapıdadır ona bakmak gerekir. Bu konuda en net ifade Kuran-ı Kerim'de bulunmaktadır. Ey insanlar! Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi boylara ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdar olandır.(Hucurat-13) Evet Allah insanı kabileler halinde yaratmıştır. Bir kimse çıkıp "Efendim ne milliyeti, hepimiz aynı atadan geliyoruz, bunlar sonradan uydurulmuş şeylerdir." şeklinde bir ifade kullanamaz. İnsanın toplumlar halinde yaratıldığından ve toplumların yani milliyetlerin varlığından şüphe duymak akıl işi olmasa gerek. Dünya hayatı bir imtihandır ve bu hayatın sonunda insanların içinden iyiler ve kötüler, cimriler ve cömertler çıkmaktadır. Yani insanlar yaptıklarına göre Tanrı'nın gazabını yahut ödülünü kazanmaktadır. Meselemizin merkez noktası olan "takva" da burada devreye girer. Takva nedir diye soracak olursak; Takva, kişinin Allah'a olan korkusu/sevgisi ve bunların neticesinde yaptığı kulluğa denir. Anlaşılacağı üzere bireyin kendisiyle ilgili bir meseledir. Bu çıkarımın sonunda "Üstünlük takvadadır." hadisi üzerinden milliyetleri ve milliyetçiliği haram olarak göstermek bir yanılgıdan ibaret olsa gerek. Bir kişi "Ben şu millettenim ve milletimi seviyorum, benim milletim yaptıklarıyla ve özellikleriyle diğer milletlerden güzeldir ve tarihin en büyük milletidir." dediği vakit takva ile ilgili hadise ters düşecek ne söylemektedir? Milletlerin üstünlüğü ile bireyin üstünlüğünü karıştırmak büyük bir yanlıştır. Bir kimse diğerine elbette ben senden üstünüm benim kaşım gözüm şöyle, benim babam bu diyemez. Çünkü insanlar birbirilerine yanlızca iyilikte(takvada) üstün olabilirler. Ancak bir millet, bir kavim tarihin akışı içerisinde yaptıklarıyla, tarihe ve insanlığa kattıklarıyla neden diğer milletlerden üstün olamasın? Mezarlıklar milletlerin değil kişilerindir. Bir kimse mezara tek girecektir. Hesabı kendi hesabıdır. Ancak bu olguları, Allah'ın insanları yaratırken belirttiği özellik olan millet olmak ile karıştırıp yorumlamak gafletten başka bir şey olmasa gerek. Yani insanlar arasında adına millet dediğimiz bir olgu vardır ve bu olgu o milletin yaptıklarıyla, yapmadıklarıyla, tarihe ve insanlığa kattıklarıyla diğer milletler içerisinde üstünlük göstermesine sebep olmaktadır. Üstünlük takvadadır evet. Takva hak yememektir, zulmetmemektir, iyiliği ve adaleti yaymaktır. Öyleyse bir millet tarihte bu özelliklerle yoğrulmuş ve bezenmiş ise, o millet diğer kavimlerden elbette üstündür. İnsanların kendi bireysel özellikleriyle diğer insanlara üstünlük iddia etmesi yanlış olan ve hadiste anlatılmak istenendir. Öyle olmasaydı aynı Peygamber İstanbul için; "Onu fetheden ordu ne güzel ordudur." der miydi? O vakit o ordu, o millet, bu konuda diğer milletlerden üstündür. Üstünlük takvadadır. İyiliktedir. İyi olan üstündür. İyi ordu, iyi komutan, iyi milletler üstündür. Üstünlük takvadadır ve hangi millet tarihe ve insanlığa ne katmış açıktır, nettir. O halde kavramları yerli yerine koymalı ve ondan sonra bir kez daha düşünmeliyiz.

Tarık Tayfur Kefeli yazdı, 602 kez okundu, 26 misafir olmak üzere 32 kişi beğendi, 3 yorum yapıldı.
09 Ağu 18:00

Tarık Tayfur Kefeli

Puan: 4.7

Fethullaçı Terör Örgütü İstanbul'da Deprem Yapabilir Mi?

37b47564f3f24a5306a5cd9b0244e9e21470746434

37b47564f3f24a5306a5cd9b0244e9e21470746434Bazı şeyler arka planlarda, kulislerde, kişilerin arasında konuşulur sonra fazla ilgi görmeden unutulur gider. Aradan uzun zaman geçtikten sonra bunların arasından doğru olanlar fark edilerek hatırlanır.

İhlas Finans'ın batırılması sürecini yakinen görmüş, o sırada söylenilenlerin hepsinin manasını eylemi gerçekleştirdiklerinde anlamıştım. 15 Temmuz darbe girişimi sonrası da aslında bazı işaretlerin bariz bir şekilde tehlikeyi haber verdiğini ancak medyada yeterince ilgi görmeyerek unutulduğunu fark ettik.

Şimdi ülkemizin yeniden böyle bir duruma gitmekte olduğunu hissetmeye başladım. Yanılmış olmayı çok arzuladığım halde bunu yazmaktan kendimi alamıyorum.

Terörist başının ve yardımcılarının açıklamaları, Fransa'nın Marmara Denizi altında fay araştırmaları ile ilgili Kandilli Rasathanesi ile ters düşen raporu ister istemez FETÖ'nün Fransa işbirliği ile İstanbul'da depremi tetikleyecek bir faaliyette bulunacağı tehlikesini düşündürüyor.

556f14c1ac823c85217cb70198f23cde1470746598

Bununla ilgili bulduğum bir yazı şüphelerimi güçlendirdi ve bu konuda tedbir alınıp alınmadığına dair ciddi endişe ve merak hasıl oldu. Karşımızda başarısız olunca kahpelik yapabilecek adi ve şerefsiz düşmanlar olduğu için her türlü ihtimal gözetilmeli. Bu hainler binlerce sivil ve masum insanı öldürmekten hiç rahatsızlık duymayacaklarını yakın zamanda bize gösterdiler. Eğer imkanları olursa ki; teknik olarak mümkün olan bir şey, ne Fransızlar ne de FETÖ'cüler bu şerefsizliği yapmaktan çekinmez.

Link

Yukarıdaki linkte yazılanlar inşallah yanlıştır ve ben yanılırım.


12 Ağu 17:00

Yapamazlar Allah'ın izni ile. Yaparlarsa da ölürüz n'apalım? Gerçek gündemimizden bizi uzaklaştırıyorlar. Sıla, Hakan Şükür, Yapay Deprem derken uğradığımız zulmü unutuyoruz. Bu adamlar bize kurşun sıktı. Önce o işi bir halledelim.

09 Ağu 21:07

Bu ayki Bilim ve Teknik dergisinin kapak konularından birisi Yapay Depremler.

İyi Yazarlar
İyi Okurlar