Ahmet Demi̇r

Türkiye Puanı

Turkuaz Kalem

Derecesi

26 [Toplam 1649 kişi]

Çocuklar gibi.
Türkiye
Ahmet Demi̇r yazdı, 33 kez açıldı, 3 kişi beğendi, 12 yorum yapıldı.
8 Kas '16 01:00

Ahmet Demi̇r

İstanbul

İstanbul'dan Anadolu'ya Geri Dönüş Var

dd4fd62422cfd587cd2aa1d221b4ccbc1478544601

30 yıl önce bir kamyon ile gelmişlerdi İstanbul'a. Soğan çuvalları yüklü bir kamyonla.

...

İstanbul'a göç etmeye karar vermişlerdi. Damlarında 3-5 inek, dana, buzağılar vardı. Onları satmak biraz zor olmuştu. Hanımı çok ağlamıştı Kocainek giderken. İki hayvan cambazı itekleyerek zorla komyonetin kasasına bindirmişlerdi hayvanı. Kocainek sanki herşeyin farkındaydı, kamyonetin kasasından son bir bakışı vardı, bir veda bakışı. Ne de olsa evin emektar hayvanıydı. Beraber dağlarda yaylalamışlar, sütünden, yoğurtundan faydalanmışlardı. Doğan buzağılar dana olduğunda kasaba satılmış, karşılığında alınan parayla evin geçimi sağlanmıştı.

En zoru da Karabaş'dan ayrılmak olmuştu kendisi için. 15 yıldır köydeki evi bekliyordu Karabaş. Artık ihtiyarlamıştı. Onu uzak bir akrabalarına bıraktılar. Artık Karabaş'ın yeni bir evi vardı, son yıllarında iyi bakılmalıydı ona.

Bir de traktör vardı tabii. Suudi Arabistan'da çalıştığı 3 yıl boyunca biriktirdiği para ile almıştı bu traktörü. Eski bir traktördü ama işlerini fazlasıyla görüyordu, tarla sürüyorlardı, güz işlerini yapıyorlardı. Kimseden de traktör istemek, el açmak zorunda kalmıyorlardı.

Şehre göç furyası başlamıştı köyde. Gidenler, tanıdıklarına selamla beraber göç etmeleri için haber gönderiyordu. İstanbul'da iş olduğunu, para kazandıklarını söylüyorlardı. Karar verilmişti işte. Hayvanları ve traktörü satmıştı. Şehirde yeni bir düzen tutacaktı. Rızkını orada arayacaktı. Köy işleri zordu, bir şekilde geçiniyorlardı ama şehirde daha çok para kazanacaklar, ev, araba alacaklardı. Belki köye gelen alamancılar gibi hava atacaklardı.

Güdüklerin Osman'dan kiralık bir daire bulmasını rica etmiş, o da bulmuştu. Kirası makuldü. Güdük Osman ile beraber çalışacaktı, Güdük Osman'ın tanıdığı bir müteahitin işlerini yapacaktı.

Göçleri toparlayıp bir kamyona yüklediler. Bir soğan kamyonuydu bu. Soğanların üstüne yataklar, tabaklar, çanaklar, elde ne varsa yüklediler. Kamyonun şoförmahaline çoluk çocuk zorla sığmışlar ve yola çıkmışlardı.

Bu kamyonla İstanbul'a vardılar, sene 1986.

Yıllar geçti. Çok çabuk geçti. En çok sıkıntılarla geçti. Mutluluklar da oldu. Çocuklar evlenmiş, torun torba sahibi olmuştu.

Artık geri dönüş vakti gelmişti. Bir daha dönmemek üzere İstanbul'u terketmek, bu gurbet hayatına bir son vermek istiyordu.

Zaman çok ilerlemiş, arabalar, otobüsler çok yaygınlaşmıştı. Bir kamyonla olmayacaktı şüphesiz bu geri dönüş, hele soğan yüklü bir kamyonla asla..

Ona özel bir araba ayarladılar. Geniş ferah bir mekanda geri dönecekti. Belediye artık her geri dönen kişiye ücretsiz bu hizmeti veriyordu. Hususi bir araba geliyor, yolcu evden alınıyor ve express bir seyahatle göç gerçekleşiyordu. Üstelik otoyolda yolun en sol şeridinden öncelikli araç olarak seyir alıyordu.  Yolda onu gören diğer şoförlerde garip duygular, belki en çok saygı uyandırıyor ve herkes yol veriyordu. Aracın tepesinde yanıp sönen ışığın bunda büyük bir etkisi vardı şüphesiz. Yeşil ışığın..

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.

Misafir

Ahmet Demi̇r yazdı, 10 kez açıldı, 8 kişi beğendi, 2 yorum yapıldı.
2 Ağu '15 07:00

Ahmet Demi̇r

İstanbul

İstanbul Yine mi?

İnsanların sıcaklar karşısında "Esmiyor, Esmiyor" diye inlediği, perdelerin pencerelerden intihara kalkıştığının söylendiği, zayıf bir hava akımı için insanların balkonlardan sarktığı yer İstanbul..

Toprak kokusu yerine, egzoz kokusunun koklandığı; deresi lağımlı, tepesi kalabalık İstanbul..

Trafiğin akmadığı; trafiktekilerin ter akıttığı İstanbul..

Cumbalı evlerin, dar sokaların tükendiği; üstü üste binaların tükettiği İstanbul..

Kötü pazar mallarının tüketim yeri, sağlam zeytinin bir türlü bulunamadığı İstanbul..

Kimsenin kimseye selam vermediği, veremediği yer İstanbul..

Bisikletle dolaşmanın intihar olduğu yer İstanbul..

Kalabalıklar içinde yalnızlıkların yaşandığı yer İstanbul..

***

Neşeli rüzgarların yiğit insanların göğsüne estiği yer Anadolu..

Serin gecelerinde yorgan-döşek mis gibi yatılan yer Anadolu..

Toprak kokusunun çam kokusuna, ot kokusunun nane kokusuna karıştığı yer Anadolu..

Berrak derelerin aktığı, zamanın donduğu yer Anadolu..

Şirin yolların köylere, yaylara uzandığı; yeryüzünün bir halı gibi serildiği yer Anadolu..

Kabaktan bozma karpuzların değil, hakikilerinin yendiği Anadolu..

Selamsız varılmayan, hasbihalsiz geçilmeyen Anadolu..

Hem yalnızlığın, hem beraberliğin istendiği anda yaşandığı yer Anadolu..

***

Ve tilkinin dönüp dolaşıp geldiği yer İstanbul..

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.

Misafir

04 Ağu '15 15:20

Malesef girmek kolay, çıkmak zor buralardan.

CEVAPLA
04 Ağu '15 13:09

Kalabalıklar içinde yalnızlıkların yaşandığı yer İstanbul.. Çok yakıcı bir tespit.. Başımı alıp gitmek istiyorum dostu dosta uzak eden bu yerden ama neyse o tonlarca ağırlıkla üzerime bastıran kuvvet? Olmuyor olmuyor olmuyor!

CEVAPLA
Ahmet Demi̇r yazdı, 5 kez açıldı, 2 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
28 Oca '15 06:00

Ahmet Demi̇r

İstanbul

Bir Aceminin İstanbul Trafiğine Adaptasyonu

Birkaç yıl önce bir arkadaşım aradı. İlk arabasını yeni almıştı. Ağzından kötü bir söz çıktığına hiç şahit olmadığım arkadaşım sordu "Abi, trafikte ben çileden çıkıyorum, sana da oluyor mu?". Şaşırdım. O zamanlar ben de yavaş yavaş İstanbul trafiğine girer olmuştum.

Bir süre sonra arkadaşımın ne demek istediğini trafikte yaşadığım birkaç gerilimle anladım. Trafiğin şakası yoktu. Forumlarda insanların trafikte yaşadıkları hikayeleri okudum. İleri sürüş teknikleri ile ilgili yazılara baktım. Hatta "rajon"u öğrenirim ümidiyle arabada hep "Trafik Radyo"yu dinler oldum: Birinci köprü trafiğinin Çamlıca yokuşunda başladığını, Tekstilkent'deki trafik durumunu ve hatta hiç gitmediğim halde Göktürk yolunun tehlikeli olduğunu..

Bize ehliyet alırken takip mesafesinin Hız / 2 metre olduğunu söylediler mesela. Takip mesafesinde iken arkamdan selektör yapanlara deliriyordum. Bir de 2 km geriden geldiği halde selektör yapanlar vardı, beni güldürüyorlardı. Bir seferinde 155'i aradım "Memur Bey, filanca yerdeyim, filanca istikametine doğru yolun orta şeridinde gidiyorum. Takip mesafesinde gittiğim halde filanca şirkete ait otobüs firması rahatsızlık verdi". Başka bir zaman ise bir filoyu arayıp "Filanca plakalı tırınız şu mevkide tehlikeli bir şekilde önüme kırdı". Ve buna benzer olaylar.

Dedem almanya emeklisidir. Mevzu trafik olunca bir alman polisinin kendisine şunu söylediğini söyler: "Ehliyet aldım diye kendini şoför oldum zannetme. İyi bir şoför ancak 100 bin km'de olunur. 100 bin km ise bir arabanın yarı ömrüdür". Buna göre, şimdiye kadar 50 bin km yapmış birisi olarak yarım şoför olduğumu söyleyebilirim :)

Artık trafikte daha az problem yaşıyorum. Önümde makas atanları görmezden geliyorum. Sağ tarafımdan kaynak yapanlarla inatlaşmıyorum. Takip mesafemi biraz azalttım ama yine de bazen selektör yapanlarla karşılaşabiliyorum.

Darısı acemilerin başına..

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.

Misafir