Türkiye Aktivitesi
572 ziyaret
1 online
Bülent Kesler
Anadolu'nun dört bir tarafında yaşamış, yazılarını kendine arkadaş edinmiş, yüreğinde sevdasını ve umudunu eksik etmemiş, yarine aşık bir karadenizli.

Edebiyat Puanı

2272 puan Yeşil Kalem

Derecesi

2 [Toplam 182 kişi]

Edebiyat
Tümü(6)
Pinledikleri(0)
Bülent Kesler yazdı, 2 misafir olmak üzere 5 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
19 Mar 16 21:00

Bülent Kesler

Puan: 2272

Bir Ruhtur Çanakkale

Ey bir kara parçası için canını veren şehidim. Evladı için, anası için, bacısı için, Türk Milleti için hayatını feda eden şehidim. Vatan ve millet aşkıyla, yedi cihana mertlik ve insanlık dersi veren, yenilmezleri yenen, olmazları olduran şehidim. Yüreğinde iman ve millet şuurundan asla vazgeçmeyen, tarihe adını kanla yazan ve ya İstiklal ya ölüm nidasında gözünü kırpmadan vatan uğruna genç yaşta toprağa düşen şehidim.

Bizler biliyoruz ki Türkler öyle bir millet ki, canını alırsınız ama bağımsızlığını alamazsınız. Canından edersiniz ama yurdundan edemezsin. Vatanından edemezsiniz. Tarih boyunca asla esarete boyun eğmeyen ecdadımın, 1915 Mart’ında yeniden tarihe adını yazdığı bir dönemdir. Evet şehidim, Dünya’da eşi benzeri görülmemiş bir savaştı bu. Bir yanda şairin ‘’Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar’’ dizesinde söylediği gibi tam bir ölüm makinesi olan İtilaf ordusu, diğer yanda en büyük sermayesi inancı ve vatanseverliğiyle siz Türk ordusu. Siz şehidim, sadece düşmanla savaşmadınız, açlıkla, susuzlukla, insanlıkla savaştınız. Cephanenin yetersiz olduğu bir dönemde, imkansızlıkla savaştınız. Sayısı ve olanakları sizden fazla olan düşmanın bir karış ilerlemesine asla izin vermediniz. Size yaşattıkları cehennemi siz göğsünüzde söndürdünüz. Türklere yaşattıkları karanlıkları sizler nurunuzla aydınlattınız. Size atılan kurşuna, kalkan yerine göğsünüzü siper ettiniz. Bütün Dünya’ya iman gücüyle vatanın kazanıldığını gösterdiniz.

Sizin oyun oynayacak topunuz yoktu şehidim, belki de hiç olmadı. Çaputları birbirine bağlayıp bezden top yaptınız belki de. Onunla da kim bilir kaç kez oynama fırsatınız olmuştu? Sizin en büyük eğlenceniz neydi? Gece uyuduğunuzda neyin hayaliyle uyuyordunuz? Hayal kurmak için fırsatınız var mıydı şehidim? Bugün rahatlığımızı borçlu olduğumuz siz şehitlerim, babalarınız cephede olduğu için bir şeyler isteme şansına bile sahip değildiniz. Ve bir gün siz şehitlerime bir görev düştü; vatan için ölmek. Tereddüt etmeden gittiniz. Öyle güzel, öyle güzeldi ki gittiğiniz yerler… Gittiniz ve bir daha geri dönmediniz. Geride Mehmet’imin asla unutulmayacak sözleri kaldı: ‘’Artık yolumu bekleme, çünkü ben şehit oldum gelemem anne. Hasret kaldım oğlum diyen dillere. Yatağımı açma çünkü ben şehit oldum gelemem anne. Hakkını helal et ana, Hakkını helal et üzdüysem eğer seni. Ana, gözyaşlarını düşmana gösterme. Namertler, kahpeler, şerefsizler duyup da sevinmesinler.’’ Sizler Şehidim, anadan, babadan, yardan helallik bile alamadan düştünüz toprağa. Bizler nasıl bu cennet vatan için sizlerden helallik alacağız? Sizler komutandan cepheye gönderilmek için gönüllüler arasındaydınız. Öyle bir yüreğiniz vardı ki; yüreğin içindeki ateşi, ateşin içindeki gülü, gülün içindeki kanı, kanın içindeki ay-yıldızı görüp ürpermeden, gözyaşlarına boğulmadan, hürmetle anıp, saygıyla önünüzde eğilmeden bu aziz vatan da yaşanır mı?

Siz şehidim, sonsuza dek yaşayacaksınız ölümsüzlükle… Omzunuzda silah, diliniz de memleket türküleriyle. Düştünüz yollara. Saraybosna’dan, Elazığ’dan, İzmir’den, Kars’tan… Yüreklerin beraber attığı yerden… Vatan, bayrak, ezan, namus sizlere emanetti. Siz şehidim, ölmeden emanete sahip çıkılmayacağınızı anlayınca eve dönmekten vazgeçtiniz. Ah şehidim, sizler üç dakika sonra öleceğinizi biliyordunuz. Evet. Kazanılacak üç dakika için sizden hayatlarınızın feda edilmesi isteniyordu. Sizler hiç düşünmeden gittiniz. Kiminiz on beş yaşındaydı şehidim, kiminiz anasının tek kuzusu. Kiminizse muallim. Ya işte böyle şehidim. Peki ya bizden istenseydi bu? Bizler üç dakika sonra ölüme gönderilme emri aldığımızda, emre itaat etmez miydik? Elimizi kalbimize koyduğumuzda biliyoruz ki bizler de hiç düşünmeden vatana canımızı veririz. Ardımızda kalacak hiçbir şey aklımıza gelmez şehidim. Bizlerin içinde bulunduğu bu manevi ruh, sizin eserinizdir.

Düşünüyorum da şehidim, bugün bulunduğumuz çalışma işlerinden şikayet ediyoruz. Cephe de bir askeri hastane ve hastanede görevli bir tabip komutan. Bir asker getiriliyor masaya. Doktor bakıyor ki şansı yok:’’ Bunu kaldırın!’’ diyor. Bir başkasını getiriyorlar. Çünkü resmen ölüm yağıyor siperlere. Bakıyor ki onda da umut yok:’’ Bunu kaldırın!’’ diyor. Sonra bir başkası. Bir tane daha ve bir tane daha. Yaşama ihtimaliniz yoksa şehidim, morfin iğnesi de yok. Çünkü morfin yok denecek kadar az. Ölüme mahkum bir yaranız olsa bile o ağrıyı, sızıyı çekmemek belki hepinizin hakkıydı şehidim.

Bir ameliyat sırasında şehit olan bir Mehmet’in ağzından artık onun işine yaramaz diye çekilip alınan bir keçe parçası üzerinde dört tane diş duruyordu. Hani derler ya‘’dişimle,tırnağımla kazandım’’ diye. İşte siz şehidim bu vatanı, dişinizle, tırnağınızla kazandınız.

Şehidim, sizler yine bir çarpışma da, ölümün muhakkak olduğunun bilincindeydiniz. Siperdekiler ilerliyor ve arkasından ikinci sıradakiler yerine geçiyor. Hiç bir telaşa düşmeden. Sorgusuz, sualsiz ölüm emrine koşuyordunuz.Okuma bilenleriniz Kur’an-ı Kerim okuyor, okuma bilmeyeniniz Kelime-i Şehadet getiriyordu. Hepiniz cennete gitmeye hazırlanıyordunuz. Emin olalım ki Mustafa Kemal’in de dediği gibi Çanakkale Savaşlarını kazandıran bu yüksek ruhtur.

Bizler bugün sizlerin canınızı vererek kazandığınız ve bizlere emanet ettiğiniz topraklardayız. Ah şehidim. Her bir karışından şüheda fışkırıyor. Her bir sınırı kanla çizilmiş. Edremitli Koca Seyit’in 215 okkalık mermiyi kaldırmasını hayranlıkla izliyoruz. Ezineli Yahya Çavuşun, sayılı arkadaşlarıyla geriye dönemeyeceklerini bildikleri halde ölüme koştuklarını görüyoruz. Yozgatlı Hatçe Ananın oğlunu vatana kurban adadığını biliyoruz. İşaret parmağı koptuğu halde ateş etmeye çalışan ve acısını dahi hissetmeyen Mehmet’imin canıyla, vatanı arasındaki ikilemde hiç düşünmeden koşa koşa vatan için ölüme gittiğini görüyoruz. Okul çağında olan çocukların silah tutup cephenin en önünde canlarını verdiğini biliyoruz. Cephe gerisinde sırtında mermi taşıyan kadınlarımızı biliyoruz.

Bizler bugün Çanakkale’de yaşıyoruz, Ankara’da, Şırnak’ta, Gümüşhane’de, Manisa’da yaşıyoruz. Sizlerin bize miras bıraktığınız tek vatan Anadolu’da yaşıyoruz. Tıpkı o gün gibi bir ve beraberiz. Tıpkı sizlerin o tarihte omuz omuza verdiğiniz gibi bizlerde bugün Ardahanlısıyla, Yozgatlısıyla, Karamanlısıyla omuz omuzayız. Bizlere öyle bir vatan bırakmışsınız ki her bir karışı cennet misali. Sizlerden gördük ki vatanı sevmek yetmezmiş. Ona canını vermek gerekirmiş, vatana hizmet etmek gerekirmiş. Bugün buram buram tarihin izleri kokan ülkemde bir olmaya, vatanımızı ilelebet yaşatmaya, ilim ve fende ilerlemeye ve muasır medeniyetlerinin zirvesine çıkarmaya söz veriyoruz. Akıttığınız kan, emanet ettiğiniz bu cennet vatan namusumuzdur. Birlik ve beraberliğimizin hiçbir zaman kopmaması, ayrılıkların hiçbir zaman milletimizin canını yakmaması için Çanakkale ruhunu daima içimizde yaşayacağız. ‘’Sahipsiz bir vatanın batması haktır. Sen sahip olursan bu vatan batmayacaktır.’’ Hakkınızı helal edin şehidim. Mekanınız cennet olsun…

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Bülent Kesler yazdı, 2 misafir olmak üzere 3 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
13 Mar 16 09:00

Bülent Kesler

Puan: 2272

Sana Akıyorum

Sana akıyorum kaygısızca ve hiçbir şey bunu engelleyemiyor ve geri çeviremiyor bu akışı. Çünkü sen her tarafımdasın. Sağımda, solumda, arkamda, karşımda... Ne yana dönsem, ne yana yol almaya kalksam, ulaşacağım son nokta sensin, orada yalnızca sen varsın...

Sana akıyorum, çünkü senin yolunda gidiyorum, attığın adımları takip ediyorum sorgulamadan. Önüme çıkan hiçbir ayrım, hiçbir kavşak ilgilendirmiyor beni. Yürüyorum peşin sıra, yürümenin en zor olduğu yol bu olsa bile yürüyorum... Şikayet de etmiyorum çakılından, tozundan, toprağından üstelik. Sana yaklaşabildiğim her adımda mutlu oluyorum ya da yaklaşmayı başaramasam da bu umudu yaşamak heyecanlandırıyor beni...

Sana akıyorum, çünkü hayatın akışı kadar doğal sana akışım... Doğa nasıl ki her canlının yaşaması için bir düzen kurmuşsa ve nasıl ki kuralları varsa doğada yaşamanın, benim var olmamın da, yaşamamın da kuralı sensin, senin var olduğun bir düzen içerisinde ben olabilirim ancak...

Sana akıyorum, çünkü sesinde bedeninde, kuşatmış durumda beni... Sana karşı savunma dahi yapmıyorum ve böyle bir teslimiyet de rahatsız etmiyor beni... Yüzüne, gözlerine, ellerine baktıkça, sesine yüklediğin gizleri çözerken hep kendimden bir şeyler buluyorum sende...

Sana akıyorum, çünkü o kadar çok paylaşacak şeyimiz var ki seninle... Bu güne kadar paylaştığımız her şey, her an umut veriyor sonrası için bana ve ben belki de sende bu umudu yaşamayı, yaşatmayı seviyorum... Biliyorum ki hayatın bir yerinde sadece bize özel bir çiçek var, o çiçeği birlikte bulup, kokusunu ciğerlerine çektiğimizde hayata ve birbirimize sımsıkı sarılacağız...

Sana akıyorum, çünkü bir insanı tutkuyla, beklentisiz ve delice sevmenin tadını sende yaşadım ben... Bunun anlamını senle öğrenim, bunu senden başkasıyla da yaşayamayacağımı biliyorum... Sende, seninle yaşamak her an bir şölen tadında ve ben böylesine keyifli, böylesine eğlenceli ve hayat dolu bir şöleni bırakıp gitmek istemiyorum...

Sana akıyorum, çünkü “hayatın uslanmaz ruhusun” sen ve ben belki de bu ruha aşığım aslında... Seninle yenileniyorum, sadece seni düşünmekle yüreğimde, beynimde çöreklenmiş ne kadar kötülük varsa hepsinden arınıyorum bir anda...

Sana akıyorum, Bütün coşkum, bütün saflığımla... Aşka, sevgiye, güzelliğe dair ne varsa benimle akıyor onlarda sana... Benim gibi çoşku dolu bir ırmağı da huzurlu, sakin bir göle çevirecek tek güç sensin... Ne olur orada kal, ayrılma seni gönül gözümün görebileceği noktadan... Sana ulaşamasam bile varlığını hissetmek ve senin yolunda olmak yetiyor bana...

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
12 Nis 11:17

Yazdıklarını yaşamışsın.

Bülent Kesler yazdı, 51 misafir olmak üzere 53 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
20 Ara 15 01:00

Bülent Kesler

Puan: 2272

Özlemekte Sevdaya Dahil

Ayrılığın 5.sabahı. Zaman sensiz hiç geçmek bilmiyor. Bugün ilk defa güneşe çıkardılar beni. Bu sabah diğer günlere nazaran bir umutla uyandım. Öfkem duygularımın eceli olmuşken, umutlarım sevgime hayat veriyordu. Öyle bir girdaptayım ki ateşi hem seni yakıyor hem beni. Nasıl çıkacağız bu yangından. Nasıl söndüreceğiz bu alevleri bilmiyorum. Tam her şeyden vazgeçmişken, yine umut ektin yüreğime. Sensiz bir dünya’yı düşünemiyorum. Darmadağın olan yüreğimde bir tek sen varsın yıkılmayan. Bir tek sensin bu yangınlardan hasar görmeyen. Sen bana bu kadar acı verirken ben neden seni bu kadar koruyorum bilmiyorum. Canımı acıtan insan, hala kendimden daha değerli. Sen ağlama ben ağlarım diyorum ona. Sen yanma ben yanarım. Sen üzülme ben üzülürüm senin yerine. Sen mutlu ol yeter ki, ben kendi mutluluğumu sana veririm. Sana kızgın olsam bile işte görüyorsun ki aklım kalbimin önüne geçemiyor. Olmuyor sensiz. Olmuyor.

Söylediğin sözler, yazdığın yazılar gözümün önünden gitmiyor. Unutmak istesem unutamıyorum, seni sevmeye devam etmek istesem aklıma nasıl kılıf giydireceğim bilmiyorum. Off çekip duruyorum. Şimdi sen olacaktın, ben yazar mıydım bunları, ‘’aşkım içme şu sigarayı’’, ‘’ özledim yanıma yakışan adam’’ derdin. Nerdesin gün ışığım? Nerdesin? Hadi gel, kızmana da tebessümüne de, her şeyine özlem duyduğum nerdesin? Gel artık ne olur. Ben sensiz bitip tükenmeden gel. Çıkıp gel…

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Bülent Kesler yazdı, 1 misafir olmak üzere 5 kişi beğendi, 2 yorum yapıldı.
17 Ara 15 09:00

Bülent Kesler

Puan: 2272

Elimizden Tutanlar

Buzun üstünde yürümeyi denediniz mi hiç? Düşmeden, bir yerini incitmeden tutunabilmeyi başarabilir miyiz?

İçinde bin bir türlü hayatın olduğu şu koca dünyada yaşamak. Daha ilk gözlerimizi açtığımızda etrafı seyrettik sarhoşçasına. Manasız, tedirgin ve korkulu bir bakıştı o. Bir şaşkınlık da diyebiliriz. Ben yeni misafiri olduğum bu dünyada ne yapacağım. Nelerle karşılaşacağım. Biçare bir haldeyim acaba elimden tutan olacak mı endişeleriyle dünyaya geliriz. Ancak geldiğimiz yerde bizi bekleyen bir güneş bir de yıldız var. Onların sıcaklığıyla merhametiyle dolu olacak minicik yüreğimiz. Ben hiçbir şey yapamazken beni doyuracak, kollarıyla sımsıkı saracak. O zaman hayat beni korkutmayacak. Merhameti bir tavuğun civcivlerini koruması gibi midir acaba. Ne kadar üstümüze titrer, ne kadar düşünürler bizi. Aile bizim hayata başladığımız ilk yerdir. Kimisi bolluk içinde, kimisi kıtlık içinde dünyaya gelir. Ama ortak duygu aynıdır. Anne babanın şefkati her yerde birdir. Bu bağlılıkla yaşamını sürdüren birey hayatın zorluklarını kısa zamanda öğrenir.

Anne-baba ilk eğitimimizi verir. Saygıyı, sevgiyi öğretir. Yemek yemeyi, konuşmayı, yürümeyi, koşmayı onlar yanında öğreniriz. Mutlu anlarımızda hep yanımızda olmalarını isteriz. Hayatın merkezine onları koyarız çoğunlukla. Uykudan uyandığımız zaman hep onları arar gözlerimiz, seslerini duymak ister kulaklarımız. Tüm bedenimizle ve duyu organlarımızla onlara kilitleniriz. Düştüğümüzde ellerini uzatan onlardır. Biz olmasak bile yemek yerken boğazlarından geçmeyecek onlardır.

Hayat göründüğü gibi basit değildir. Çok zaman yanlış yapma durumunda kalırız. Karar verme aşaması hep zor geçer. İyi bir ailenin çocuğu ayaklarını yere sağlam basar. Hangi yaşta ne yapması gerektiği olgunluğuna varmıştır. Önce sevgiyi bağlılığı öğrenir. Ailesinden kopmaz ve onlara varlığını hissettirir. Sonra saygıyı öğrenir. Nerde nasıl davranması gerektiğini bilir. Ahlaki gelişimi diğerleri kadar önemlidir. Ailenin de çocuklarına bırakabileceği en güzel miras para, mal, mülk değildir. Her zaman ailesini sayan ve değer veren, ahlakı zirvede hayırlı bir evlat yetiştirmektir iyi bir miras. Bunun içindir ki bu şartlarla yetişmiş bir evlat hem ailesine hem çevresine hem de ülkesine faydalı bir birey olur. Başarılarımız onlar sayesindedir. Bu yüzden onlara çok şey borçluyuz.

Çocukluğunu varlıklı bir ailenin sunduğu imkanlar içinde yaşayan biri sevgiden, itaatten, saygıdan ve ahlaktan yoksunsa ailesi o çocuğa geleceğe için ne bırakmıştır acaba. Tüm kredi kartlarının elinde olması, arabasının olması, gezmesi tozması yeterli midir? Çocuğun içini çürütmekten, kendilerinden uzaklaştırmaktan başka bir şey değildir. Çünkü ailenin maddiyattan daha önemli çocuğuna vereceği şeyler vardır. Bu da asla para ile ölçülmez. Güzel bir ahlak ile yetiştirmişse aile çocuğunu o zaman ki gözü arkada kalmaz. Yaptığı her şeyde yanında olur ve desteğini esirgemez. Bize biz olduğumuzu öğreten ailemizdir. Onlardan öğrendiğimiz temeli yaşantımıza koymalıyız. O zaman hayat basamaklarını bir bir tırmanmış oluruz.

Her insan ailesinin değerini bilmelidir. Bilmesi için arkasına bakması gerekir. Görecektir ki her yaptığı şeyde ailesinin desteği vardır. Onlarsız bir adım gidememiştir. Evleniriz, çoluk çocuğa karışırız ve hayatın yoğunluğu içinde kaybolabiliriz bazen. Ailemizi hiç aramadığımız bile olur. Hep işim vardı, arayacaktım, gelecektim bahanelerini sıralarız. Unutmamalıyız ki her şey bulunur ama anne baba bulunmaz. Bize manevi bir borç bırakırlar. Vefa borcunu asla geciktirmemeliyiz. Bizim için ne fedakarlıklara katlandıklarını, okumamız için saçlarını süpürge ettiklerini, bizim karnımızı doyurup kendileri aç kalmayı yeğlediklerini ne çabuk unuttuk. Bilmeliler ki ilerde kendileri de bir aile olacaklar. Nasıl bağlanmaları gerektiğini böyle bilsinler. Kardeşlerimizle de bir bütün olmalıyız. Aynı kanda aynı duyguda berabersek bunun gereğini yapmak mecburiyetindeyiz. Çoğu zamanda ailemizin ayrımcılık yaptığını düşünürüz. Aslında onun bizim gözümüzde büyüttüğümüz bir kıskançlık parçası olduğunu akıldan çıkarmamak gerekir. Aile olma olgunluğuna erişmiş evlatlarda bu duygulara yer yoktur. Birlik ve beraberlik vardır. Bu bağlarla yaşayan ve çocuklarına temiz bir hayat verebilmiş aileler asla unutulmazlar.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
18 Ara 21:45

Yüreğine sağlık

17 Ara 13:14

Eline sağlık.

Bülent Kesler yazdı, 2 misafir olmak üzere 5 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
11 Ara 15 09:00

Bülent Kesler

Puan: 2272

Sonrası "Yalnızlık"

Oysa seni uyutmayan içindeki o yangınlı hesaplaşmaydı. Gece iner, aşıklar, yüzler, bedenler, anılar kaybolurdu; sadece ikimiz kalırdık. Ve sen uykunda sevgimle hesaplaşmaya dalardın. Cennette cehennemi hatırlardın. Dönüp geriye bakıyorum da, sanki yıllar değil yüzyıllar geçmiş aramızdan... Aramızdan ayrılıklar, ihanetler, kayboluşlar, vazgeçişler, yeniden bulmalar, korkular, yalnızlıklar, savrulmalar geçmiş. Ve bu ilişki ne çok biçim değiştirmiş... Seni yollarca, şehirlerce uzağından sevdim. Seni kelimelerce, şiirlerce yakınından sevdim. Seni dünya üzerinde sanki ilk kez benim için kalemi eline alıp da yazdığın mektuplarca sevdim. Seni umutsuzca, beklentisizce, hayallerce sevdim uzağından. Hayatımı öyle olduğu gibi bıraktım. Şehrine geldim, ama kalbine giremeden sevdim. Neydik biz o zamanlarda hiç düşündün mü? Neydik birbirimiz için sevgili? Geldim. Bana destek olacak, sırtımı vereceğim bir aşkın yoktu arkamda. Oysa tek istediğim seninle birlikte bir hayattı. Öyle cesaretsizdim ki karşında ve öyle açık sözlüydün ki bana karşı, ancak iddiasız bir sığınmacı olabildim hayatında. Aşkıma kapalı bir kapının önüne bırakılmış yaralı bir kuş gibiydim. İnanacak, bir ibadet gibi yaşayacak tek şeyimdi senin aşkın. Karşılıksız, güvensiz, sessizce yaşanan bir aşk... Nasıl da hoyrattın bana karşı... Kalbinde değil miydim gerçekten? Neydik biz söylesene? O yıllarda senin neyindim ben sevgili? Can yoldaşın mı? Yol arkadaşın mı? Dostun mu? Sevgilin mi? Sonra bir gün geldi ve unutuldum. Ve bu sorular birer birer bıçak gibi saplandı yüreğime ve yüreğimde yanıtlarını buldu. Unutuluş hepsinin acımasız cevabı oldu. Sonrası dipsiz bir karanlık... Sonrası çaresiz bir çıldırış... Hayata karışmamak için tek kalkanım, tek sığınağımdı aşkın. Tek silahımı yitirdim ve hayata teslim oldum. Aldı beni savurdu, parçası olamadığım o kırık dökük öykülere... Kırgınlık kimlik değiştirdi ve vazgeçiş oldu benim için. Unutmanın en ağırı unutamadan unutmaktır. Seni sonsuza kadar kaybetmek kimlik değiştirdi ve unutmak oldu benim için. Seni unuttuğum yalanıyla hayatı kandırmaya çalışınca hayat hiç olmadığı kadar acımasız tokatlar indirdi yüzüme... Sonrası dipsiz karanlık... Sonrası hatırlamaya bile dayanamadığım düş yıkımları... Sonrası kesif, karanlık ve rutubetli bir kuyu... Koskoca bir boşluk... Sonrası 'yalnızlık' kelimesine sığmayacak kadar derin bir yalnızlık...

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Bülent Kesler yazdı, 1 misafir olmak üzere 7 kişi beğendi, 5 yorum yapıldı.
8 Ara 15 17:00

Bülent Kesler

Puan: 2272

Sonsuza Kadar

Hiçbir duygumu ertelemedim ben. Yaşayacağım hiçbir şeyi sonraya bırakmadım. Sonra diye bir şeyin olmadığını biliyorum çünkü. Hep yarına dair hayaller kurmak, gelmesi mümkün olmayacak zamanları beklemek benim işim değil. Aşk zamana meydan okur ama sen karşı koyamazsın ona. Orada durup öylece bekleyemezsin geleceği. Bir adım atmalısın, bir el uzatmalısın aşka doğru!

Aşkın anahtarı cesaret değil mi yar? Cesur olmak gerekmez mi bir sevdayı yaşamak, büyütmek için? Kaç gece bir sonraki günü düşünerek geçti. Neler yapacağız, neler yaşayacağız düşünsene! Her sabahı birlikte karşılamak var seninle. Gözünü açar açmaz ilk gördüğün şey ben olacağım ve sen benim yüzümde mutluluğu göreceksin. Bu kentin sokaklarında el ele dolaşabileceğiz. Girmediğimiz sokak kalmayacak. Bakışlara aldırmadan sokağın ortasında sarılıp öpebileceğim seni. Bir şarkıyı sözlerini bilmesek bile bağıra çağıra söyleyebileceğiz. Sonra bir filme gider, bir kitap okur, bir martının bir lokma simit kapabilmek için vapurların peşinden bıkmadan uçuşunu izleyebileceğiz. Paylaştığımız her an beynimize bir daha çıkmamak üzere kazınacak. Özleyeceğiz birbirimizi delicesine. Bir saati yalnız geçirsek, bir sonraki saati iki saatlik yaşayacağız.

Her an aşkı yaşıyoruz, her gün birbirimizi yeniden keşfediyoruz. Sana huzur vaat etmiyorum. Aşkta huzur arayan yanılır. Ben tutkunun, en koyu sevdanın sözcüğüyüm. Onlar adına konuşuyorum. Gözlerinin içine bakıp "Seni Seviyorum" demek istiyorum. Aşkın akışına kapılıp hiçbir kaygı duymadan gidebildiğim yere kadar gitmek istiyorum. Kokunu içime çekmek, teninin sıcaklığıyla irkilmek istiyorum. Yaşama senin adınla anlam katmak, mutluluğu bulmak ve bir daha kaybetmemek istiyorum.

Seni istiyorum ey yar! Canıma bir can daha katmak için, ruhumun yalnızlığına, yüreğimin acısına son vermek için, daha mavi bir deniz, daha mavi bir gökyüzü, daha mavi bir sevda için... Seni İstiyorum, Yarın, Öbür Gün, Öbür Hafta, Öbür Ay, Öbür Yıl. Ömrümün geri kalanında seni istiyorum…

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
08 Ara 20:21

çok güzel bir yazı olmuş

08 Ara 20:04

Çok teşekkür ederim.