Türkiye Aktivitesi
1105 ziyaret
1 online
Emre Keleş
Hakkında henüz bir şey yazmadı.

Türkiye Puanı

470 puan Turkuaz Kalem

Derecesi

26 [Toplam 1578 kişi]

Türkiye
Tümü(14)
Pinledikleri(0)
Emre Keleş yazdı, 2 misafir olmak üzere 6 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
21 Haz 16 02:00

Emre Keleş

Puan: 470

Biz Bitti Demeden Bitmez

Bildiğimiz gibi Yusuf sûresinin bir bölümünde, iki mahkum ve Yusuf aleyhisselamın aralarında geçen olayları anlatırken onların rüyalarından bahseder. Biri rüyasında şarap sıktığını, diğeri ise başından kuşların yediğini gördüğünü söyeyerek bunların yorumunu sorarlar. Hz. Yusuf, Allahın izni ile birinin zindandan kurtulup efendisine hizmet edeceğini, diğerinin ise asılarak beyninin kuşlar tarafından yenileceğini, rüyalarının yorumunun bu olduğunu kurtulacak olana ise çıkınca efendisinin yanında kendisini anmasını söyler. Sonrasında biri kurtulur diğeri ise asılır ancak kurtulan mahkum efendisinin yanında Yusuf aleyhisselamdan bahsetmesi Allah tarafından ona unutturulur. (Kurtulan mahkumun Hz. Yusufa verdiği sözü unutmasının sebebi Yusuf aleyhisselamın kurtulmak için kraldan şefaat umması yüzünden olduğu rivayet edilir.) Hz. Yusuf zindanda bir süre daha kalır ta ki kralın gördüğün rüyayı yorumlayacak bir yorumcu bulamayıp, hizmetçisinin Hz. Yusufa verdiği sözü hatırlamasına kadar.

Kurtulmak için Allahtan başkasından yardım beklemek hatasına fani olduğumuz için defalarca düşüyoruz. Kuranda buna benzer nekadar çok örnek var Sübhanallah imanımızı tazelemeye tövbe etmemize rehber olsun inşallah.

Hz. Yusuf'u kuyuda bırakıp herşeyin bittiğini düşünerek ayrılan kardeşleri onun Allahın izni ile oradan kurtarılıp aziz olacağını bimliyorlardı. Öğrenip tövbe etmeleri, utanıp sıkılmaları yıllarca süren imtihanları sonrasında kardeşlerinin huzuruna buğday almaya gittiklerinde, Yusuf aleyhisselamın durumlarından kendilerine haber vermesi ve onları affetmesi ile oluyordu. Onlar merhamete nail oldular peki ya Firavun? O da Hz. Musa ve kavmini kıstırdığını onların kaçacak yerinin kalmadığını düşünmüş peşlerine düşmüştü. Bir tarafta deniz diğer tarafta Firavun ve ordusu.

Firavunun gücü kuvveti kendisinden bilmesi kıstırdığını düşündüğü Musa ve kavmine zülmedeceği anda Allahın yardımıyla yolun sonu gibi görünen denizin ikiye yarılıp yol oluşu Firavun ve beraberindekilerinin helak olacakları son olmuştu.

Kehf Ashabı için de, peşinde olanlar mağaraya sıkıştırdıkları gençlerin üzerlerine taş ördükten sonra herşeyin bittiğini düşünmüşlerdi. Göz açıp kapadıkları süre sonunda kaçtıklarına uğrunda herşeyi göze aldıkları davaları galebe çalmış yeni bir dünyaya göz açmışlardı.

Şimdi şu mübarek ayda, herkesin bildiği Kuran'dan okuduğu bu kıssalardan aktarmaya çalıştığım şey;

"Biz bitti demeden bitmez" diye bir sözün söylenip durduğu şu günlerde, sözü söyleyen fanilerden ziyade kime ne kadar yakışıp yakışmadığını apaçık ayetleriyle bize anlatıp, gösteren hatırlatan hüküm sahibine şükretmeyelim de ne yapalım ? Bu sebepten bizim için; "Gayret bizden tevfik Allahtan." sözü sanırım daha iyi. Yine de bizim için en doğrusunu bilen Allahtır biz bilemeyiz.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Emre Keleş yazdı, 3 misafir olmak üzere 7 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
19 Oca 16 17:00

Emre Keleş

Puan: 470

Primler Fahiş Zamlı Poliçeler Derken; Esnafın Çilesi

Ankara Keçiören'de Ulus İncirli minibüs hattında dolmuşcu olarak çalışmaktayım. Son üç aydır Ankara genelinde çalışan minibüslerde yapılan düzenleme çalışmamıza imkan vermemekle birlikte başta biz esnaflar olmak üzere vatandaşı da olumsuz etkilemekte.

Uzun süre araca binemeyen yolcu ile sürekli münakaşa etmek durumunda kalıyoruz. Çok ciddi bir huzursuzluk yaşanıyor. Sıhhıye güzergahında çalışan araçlar azaltıldığı için diğer hatlarda araç yığılmaları oluyor. Yolcunun fazla olduğu güzergah araç azlığından diğer güzergahlarda da araç yığılmasından iş yapamaz hale geldik.

Bu sıkıntılarla birlikte artan Bağkur primleri, zorunlu trafik sigortasında fahiş zamlar, oda aidatları, vergiler, belediye harçları gibi giderleri karşılayamaz hale geldik. 2015 yılında 1100 tl olarak ödediğimiz trafik sigortası 2016 yılında 2300 tl (Bu en yüksek seviyede kazasızlık indirimi uygulanmış halidir). 2015 yılında 440tl olarak ödenen Bağkur primi 2016 yılında 570tl. Biz 2 sene önce minibüs taşıma ücretine 2.40 lira olarak uygulayamadığımız taşıma ücretini hala 2.25 lira olarak uygulayarak para kazanmaya çalışıyoruz.

Okutmaya uğraştığım üniversite öğrencisi kardeşim, geçindirmekle sorumlu olduğum evim var. Gaz, elektrik, su gibi giderleri saymıyorum. 28 yaşımı bitireceğim bekarım henüz evlenebilme gibi bir lüksü de bu türlü sebeplerle düşünemiyorum bile. Evli barklı çoluk çocuk sahibi olan esnafa Allah sabırlar versin onların işi daha zor.

Bir tek minibüs üzerinde çalışan en az üç kişi bulunuyor. Harici olarak durak görevlileri sanayide ustası yıkamacısı ve bunun gibi birçok insan ekmek yiyor. Bu sıkıntılar ile boğuşurken bir de trafik görevlileri işin yoğun olduğu saatlerde ceza işlemi uygulayarak zor bela kazandığımız üç kuruşu da burnumuzdan getiriyor. Hırsıza böyle muamele yapılsa memlekette bi tane hırsız kalmaz. :)

Biz vergisini kuruşuna kadar ödediğimiz, hatırı sayılır belirli bi sermaye ile yapmaya çalıştığımız işimizde neden bu kadar sömürülüyoruz? Kimse neden bize sahip çıkmıyor? Aksine her yerden darbe vuruluyor? Bütün esnaf aynı sıkıntılar içinde gün sayıyor. Bu sorunlarımıza bir çözüm bulunması için devlet yetkililerinden bir adım bekliyoruz. Bizi önemseyeceğini düşündüğümüz insanların durumumuzdan haberdar edilmesi ve sesimizi duyurabilme umudu ile ricamızdır.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Emre Keleş yazdı, 6 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
8 Kas 15 17:00

Emre Keleş

Puan: 470

Kısa Bir Sûre "Nasrullâhi Velfeth"

Kendisinden namaz kıldırması istenildiğinde veya namazı kılarken Fatiha'dan sonra okunacak kısa sûre ile birdenbire aklına geliveriyor insanın. Hani bir gün Halid bin Velid'den namaz kıldırması isteniyor. Dine yaptığı onca hizmetinden mi yoksa ilerleyen yaşına hürmeten mi doğrusunu Allah bilir. Kabul ederek geçiyor orada bulunan cemaatin başına. Tekbir alıp başlıyor namaza. Kısa sûreler ile namazı ancak kıldırabiliyor ve sonra cemaate dönüp; Beni mazur görün kardeşlerim. Ben İslam'la şereflendikten sonra Resulullah (s.a.v) ile pek fazla birlikte olamadım. Uzun sûreleri bilmiyorum ezberleyemedim çünkü ben askerdim, askerlik benim Kur'an-ı çok güzel öğrenmeme engel oldu. Bu sözler birçok İslâm diyarlarını fetheden komutandan, kendisine Seyfullah (Allah'ın kılıcı) ismi yakıştırılan fatihden çıkıyor. Sübhanallah. Hala onun İslâm toprağına kattığı yerlerde ezanlar okunuyor, namazlar kılınıyor. Allah bu sözlerindeki inceliğinden dolayı mı böyle güzel lütuflarla anılmayla nasiplendiriyor onu merak ediyor insan. Allah ondan razı olsun. Ne azlar var çoklara galip geliyor. Sübhanallah. Allahın yardımı müminlerin üzerine olsun.

Hz. Yusuf kuyuya atılınca kardeşleri; "Babamız bizimle daha çok ilgilenecek artık bizi daha çok sevmesi için bir engel kalmadı" dediklerinde, Allahın yardımının nereden nasıl gelip ulaşacağını, Yusuf'un o kuyudan çıkıp saraya köle olarak satılıp oraya vezir olacağını nereden bileceklerdi? Bilseler yine de yaparlarmıydı? Doğrusunu Allah bilir.

Hani âlemlerin efendisi ruhunu teslim etmişti de Hz.Ömer çıkıp gelmiş; Kim peygamber (s.a.v) öldü derse kılıcımla başını gövdesinden ayırırım" demişti de Allahın yardımı Hz.Ebû Bekir'e şu sözleri söyletmişti; "Kim ona tapıyorsa bilsin ki Muhammed (s.a.v) öldü ancak Allah Hayyı lâ yemûttur.(Ölümsüz ve diridir) Daha bu hadisenin sıcaklığı taptazeyken haber gelmiş, müslümanların halife seçmek için toğlandığını Ensar ve Muhacirden kendini halife ilan edenlerin ve tartışmaların çıktığı söyleniyordu. Nihayetinde Hz. Ebû Bekir, Ömer ile Ebû Ubeydeyi göstererek ikisinden birine beyat edilmesini istiyordu. Ömer bu sözleri duyar duymaz Hz.Ebû Bekirin elini tutup "Sen Resulullahın emri ile namaz kıldırdın. Sen onun halifesisin biz de sana beyat ediyoruz. Sen ona hepimizden daha yakın ve daha sevgiliydin." diyerek Allahın yardımı ile büyük bir fitneyi önlüyor, kibir ve iktidar putunu ayakları altına alarak eziyor paramparça ediyordu.

Hani Ömer halifeliğinde Halid bin Velid komutanlığındaki ordu zaferden zafere koşuyor fetih üstüne fetih gerçekleştiriyordu da Ömer onu komutanlıktan azletmişti. Onun yerine ordunun başına Ebû Ubeyde bin Cerrah gelmişti. Neden böyle yaptığı sorulduğunda "Müminlerin, zaferin Allahtan değil de Halidden olduğunu düşünüp fitneye düşmesinden korktum."demişti. Ne büyüksün ey Ömer.

Hani Kûdüs feth edilmiş, şehir teslim edilecekken karşıdan gelenlere bakmışlardı da yeterince gösterişli elbiseleri olmadığı için topluluk içinde seçilip ayırt edemeyince "Halife Ömer hangisi?" diye sormuşlardı. Sahabeden birisi ona " Emîr’ül Müminîn" diye seslenince birden sinirlenip ayağa kalkarak kızmıştı da diğer şekliyle (Resulullah'ın halifesinin halifesi) söylendiğinde ileriki dönemlerde söylerken müminlere ağır geleceği kendisine anlatılınca ancak ikna edilebilmişti.

Kısa bir sûre. Nasr sûresi. "İzâ câe nasrullâhi velfeth." diye başlayan. Allahın yardımının gelip de fethin nasip olacağını, insanların bölük bölük dine gireceğini, bunlar için Allaha çokça hamd ve tespih etmek gerektiğini anlatan. Halid bin Velid'in ancak ezberleyebildim diyebileceği, kıldığımız veya kıldırdığımız namazlarda okuduktan sonra akla böyle hadiselerin gelmesine sebep olabilecek kısa sûrelerden biri.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Emre Keleş yazdı, 3 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
2 Kas 15 02:00

Emre Keleş

Puan: 470

Başarısız Liderler Hayal Kırıklığı Yaşayan Seçmenler

Başarısız liderler Saray, Diktatör, Hırsız vs.vs. gibi şeyler ile insanları oyalayıp fikirlerini manipüle etmeyi bırakmalı. Bu şekilde seçmenlerine daha ne kadar hayal kırıklığı yaşatacaklar ? Onlar da hala "siz daha neye duruyorsunuz" demiyor. Bu enstrümanlarla İnsanlardan oy alamadıkları ve alamayacakları gün gibi ortada. Oy alamdıkları gibi oy da kaybediyorlar. Hiç bir şey olmamış gibi üste çıkmayı bilmem neden bir meziyet sanıyor ve her defasında bunun arkasına saklanıyorlar. Seçmen neden bu kafaya karşı çıkmıyor? Karşı çıkmak mı istemiyor yoksa çıkamıyor mu? Liderler neye güveniyorlar ? İnsanlar sizden muhalefet yapmanızı fikir üretmenizi bekliyor siz habire dedikodu üretiyorsunuz. Bu kadar başarısızlığa tahammül edebilmek bile çok zorken siz bunu kendinizce kazanılmış bir zafer olarak görebiliyor bununla övünebiliyorsunuz. Bu nasıl bi delilik ? Nasıl bi çılgınlık ? %50 ile seçilmiş bir Cumhurbaşkanına karşı çıkmak %49 ile iktidara gelmiş bir partiye karşı durmak daha mı kolay? İnsanlar neden bizimle birlikte değil? Sorusunu sormak neden bu kadar zor gelir size? Sözcü gazetesi yalanları ile daha ne kadar oyalanacaksınız sayın seçmen? Memleketin muhalefete de ihtiyacı var neden ciddi işler ile uğraşmıyorsunuz? Seçilmişleri bırakıp başınızdaki liderleri sorgulamak için size daha kaç seçim kaybettirmeleri gerekiyor?

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Emre Keleş yazdı, 6 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
12 Eki 15 22:00

Emre Keleş

Puan: 470

Tarih Bilmeyen Milliyetçiler Hak Hukuk Bilmeyen Sosyalistler

Memleket te çocuğu öğrenci olana Allah yardım etsin. Aileler, evlat yetiştirme amacıyla iyi bir eğitim alsın diye okula gönderdikleri çocuklarının Teröristlerle aynı sıraları paylaşmalarına seyirci kalıyor. Bence medrese sistemi gündeme getirilmeli ve üniversiteler ile denklik sorunu yaşamadan öğrenci mezun edilebilmeli. Öğrencilerin; Okulda Ortam endişesi, popüler olanı takip etme, ona özenme ve örnek alma gibi geleceğe doğrudan etki edebilecek tehlikeler göz önüne alınarak gerçekler dile getirilip gündem yapılmalı. Bakınız yaşanan olaylar neticesinde olaylarda aktif rol oynayan kitle genellikle gençler. Liseler üniversiteler gençlik Kulüpleri ve gençlik dernekleri. Bu anarşist marjinal gruplar, özgürlük eşitlik insan hakları gibi klişeşer üzerinden gençleri etkileyerek sahaya sürüyor. Bağırıp çağırmaya zaten meyilli genç slogan atıp kendini özgürlük savaşçısı ilan ederken haz alıyor. Bunu en ufak bir bilgi ve tarih okumasına dayandırmayan kulaktan duyma sağdan soldan etkilenme ve yönlendirmelere alet olan gençler türüyor.

Bu şekilde devam ettiği sürece az da olsa elimizde olan temiz saf nesil de etki altında kalmaya ve marjinal olandan etkilenip özenmeye onun gibi olup takip etmeye devam edecek. Çocuklarımıza bir yere kadar sahip çıkabilir bir yere kadar onların yaptıklarını doğru veya yanlış takip edebiliriz. Fakat bir yerden sonra ne kadar çaba göstersek işe yaramaz. Sanırım gelecekte Ülkede görünen manzaraya göre aileler lise ve üniversite ye öğrenci gönderme konusunda ciddi endişeler yaşar duruma gelecekler. Eğitim sistemi önemli diyip klasik eleştiriler yapmak istemiyorum. Söylemek istediğim şeyler bundan ibaret değil lütfen bu söylediklerimden sadece bu çıkartılmasın. İnanç, insani ve ahlaki değerlere önem veren hak ve hukuk gibi konuları Matematik Fizik Coğrafya Kimya Dil bilgisi ve Edebiyatı gibi öncelik verilen alanları eğitimde ikinci plana alan bir sistemden söz etmek tartışmak gerekiyor. Öğrenilmesin diye değil diğer konuların birinci plana alınmayacak kadar önemsiz olmadığını anlatmak için hatta hayati öneme sahip olduğunu belirtmek için kullanıyorum bu örnekleri. Tarih bilmeyen milliyetçiler hak hukuk bilmeyen sosyalistler insanlık ve ahlaktan yoksun saygısız kültürsüz bir çılgın toplum olma yolunda son sürat giden insanlar olmamak adına acizane fikirlerimi paylaştım. Herkes katılmayabilir eksiklik ve yanlışlarımdan dolayı hakkınızı helal edin katılan ya da eklemek istediği olanlar da olabilir onlara da bu konuda düşündüklerini yazmaları çizmeleri anlatmaları gerekliliğinin ne kadar önemli ve değerli olduğunu belirtmek isterim. Yanlış veya doğru tartışmaya açılması gereken önemli konulardan biri olduğunu düşünüyorum.

Ne yaptığını ne dediğini bilen kimsenin maşası olmamış kimsenin yalanı papuç bırakmayan kaliteli bir nesil özlemiyle sabır ve dualarla birlikte bekliyoruz. O nesil ile inşallah görüşürüz.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Emre Keleş yazdı, 6 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
4 Eki 15 14:00

Emre Keleş

Puan: 470

İçinde Uçurtma Uçmamış Çocukluk

Bir pazar sabahı hava açık. Mevsim yaz sonu, sonbahar başlangıcı. Sabahın sessiz ve güneşin havayı yavaş yavaş ısıtmaya başladığı saatler. Elimdeki dergiyi bırakıp hava almak için balkona çıkıyorum. Kuşlar çoktan cıvıltılarıyla güneşten nasiplenmeye başlamışlar. Şöyle bir havayı soluduktan sonra etrafıma göz gezdiriyorum. Balkonunda kahvaltı eden birkaç komşu ile yoldan geçen tek tük araba dışında pek bir hareket yok. Az sonra esamesi okunmayacak bu ortamın tadını çıkarırken birden bir rüzgar esmeye başlıyor. Neden bilmem birden uçurtma uçurmak geliyor aklıma. Rahmetlik babam ilk uçurtmamı yaparken nasıl da sabırsızlanmıştım. Sonraki yıl aynı mevsim geldiğinde farkedecektim; onu izlerken nasıl yaptığını öğrenivermişim. Çıtaları birbirine tutturup etrafından dolaştırdığı ipi çerçevelemesi, terazisi, kuyruğu, naylon kaplaması derken uçmaya hazır bir uçurtma çıkmıştı ortaya. Nasıl uçurulacağını az çok öğrenmiştik abilerimizden. Bir iki kez havadayken ipini tutturmuşlar bikaç selam çaktırmamıza müsaade etmişlerdi sağolsunlar. Selam çakma işini böyle öğrenmiştik.(Ayşe Hatun Önal ablamız çocuktu o zamanlar) Bu bize ipi kendi başımıza tutup koşturmadığımız ip salıp rüzgar çıktığında birden çekerek diklendiremediğimizden sanırım o heyecanı yaşatmıyordu. Öyle hemen de diklenmiyordu bi uçurtma. Bu işin çıraklığı önce baş tutmaydı. Kuyruk kısmından tutup yukarı doğru kaldırıp ipi tutanın "rüzgar var mı?" sorusuna defalarca yok demek, rüzgar geldiğinde telaş ve heyecanla "rüzgar geldiiii " diye bağırarak uçmaya kalkan uçurtmanın peşinde düşerse yakalarım diye koşuşturmakla çıraklıktan ustalığa safhalar birer birer geçiliyordu.

Defalarca düşüp onca ağaca takmaların ardından kazanılan deneyimler sonrasında uçurabildiğin uçurtmanın ardından kazanılan ustalıkla övünmenin tadı paha biçilemezdi. Bütün bunlar aklımdan saniyelik bir hızla geçiyordu. Bu rüzgar sayrsinde babamı bir kez daha rahmetle andım. Çocukluğumun hatırladım. Bir babanın çocuğuyla uçurtma yapıp uçurması ne büyük nimet. Tatlı bir gülümseme eşliğinde bu duygunun vermiş olduğu mutluluğu yaşıyordum. Bir anlık rüzgar neler yaşatıyor, insan bu yüzden Allah'a ne kadar şükretse azdır.

İşte şimdi şehir tamamen uyandı. Kalabalık ve gürültülü bir gün daha. Beton yığınlarının içine hapsolmuş insanlar. Ekranların demir parmaklıklara döndüğü ve çocukların arkasından baktığı bir zindana benziyor sanki. Sokakta oyun oynamanın uçurtma uçurmanın tadını çıkarmadan, böyle bir anısı olmadan yaşanan çocukluk yılları. Öylece gelip geçen ne garip bir çocukluk...

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Emre Keleş yazdı, 6 misafir olmak üzere 10 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
30 Eyl 15 02:00

Emre Keleş

Puan: 470

Arap Kültürü ile Kadın Döven Türkler ve Türk Olmayan Cengiz Han

Bir Arap atasözü;

"Hanımlarınızı üzmeyin. Onlar, Allahü teâlânın size emanetidir. Onlara yumuşak olun, iyilik edin!" [Müslim]

Kocasını,dayak yediği için şikayete gelen kadına peygamberin verdiği cevap şöyledir;"Ben kadın dövmüyorum, onlarla iyi geçiniyorum. Kıyamet gününde bana yakın olmak isteyenler benim gibi olsunlar"

Bir zamanlar adetleri üzere kızlarını diri olarak toprağa gömen Arap kavmi, yine bir Arap olan Allah resulü sayesinde bu adetinden ona uyarak vazgeçiyor. Kıyamet gününü düşünerek kadınları ile iyi geçinmeye çalışıp onlara kötü davranmaktan çekiniyor.

Tamam kimse Arapları sevmek veya sevmemek zorunluluğu içerisinde değil fakat Araplar şöyle Araplar böyle ıvırı zıvırı ile ne yapmaya çalışıyorsunuz? Neyin peşinde olduğunuzu insanların kafasını ne için karıştırdığınızı bilmediğimizi mi sanıyorsunuz? İslam diyemediğiniz yerde 'Araplar' paravanını icat edip arkasına saklanarak İslamı karalamalaya çalıştığınızı anlayamayacağımızı mı sanıyorsunuz? Güneş balçıkla sıvanmaz. Cengizhan karısına işte efendim bu da benim Han'ım demişte Türkler aslında Arap adetlerinden önce kadın dövmezmiş te bilmem ne. La yürü git derler adama. Bunun neresini düzeltelim. Bikere Cengiz dediğimiz abi Moğol değilmiymiş? Yoksa Türkmüş de bize mi çaktırmamış? Sözlerinden bahsettiğimiz ve Türklerin tamamına yakınının mensubu olduğu dinin peygamberi olan insan bir Arap ve kadın dövmediğini söylüyor. Zamanında yaşayan düşmanları bile onun hakkında asla yalan söylemeyen biri olduğunu açıkça beyan ediyor.

Türkler, Araplar müslüman olduktan sonra Arap kültüründen etkilenmişler. Eğer tersi olsaydı yani cahiliye Araplarından etkilenselerdi zannediyorum ki tarihte bilinen meşhur bir Türk put olurdu. Tabi çok sonra bazı Türkler cahiliye dönemindeki Araplardan etkileniyor geç de olsa bir meşhur Türk putu memleket köşelerindeki yerini alıyor ama o ayarı konu. Acaba Arapların kültüründen etkilenme ile bunu mu kast ediyorlar? Öyleyse doğrudur. Çünkü Araplar müslüman olmadan önce putlara tapıyordu. Neyse onlar etkilenedursun biz yine etkilendiğimiz bir Arap atasözü ile yazıya noktayı koyalım.Yanlışa yanlış diyip elimizle olmasa da dilimizle düzeltmeye çalışalım.

Peygamber Efendimiz bir hadisi şeriflerinde şöyle buyurmaktadır. " Sizden her kim bir kötülük görürse onu eliyle düzeltsin.Eğer ona muktedir olmazsa, diliyle düzeltsin, diliyle de yapamazsa kalbiyle buğz etsin; buda imanın en zayıf derecesidir. " (Müslim)

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Emre Keleş yazdı, 5 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
11 Eyl 15 02:00

Emre Keleş

Puan: 470

Gözümüzün Önünde Gözden Kaçan Büyük Bir İmtihan

Selamınaleyküm arkadaşlar,

İçinde bulunduğumuz şu günlerde Terör sebebi ile büyük bir imtihandan geçiyoruz. Allah milletimizin sonunu hayır eyler inşallah. Fakat yoğun gündem nedeni ile diğer bir büyük imtihanı gözümüzün önünden biraz kaçıyoruz sanki. Avrupa'ya gitmeye çalışan göçmenlerden bahsediyorum. Onların dilinden söylemek gerekirse mülteci sorunundan bahsediyorum. Akdeniz sularında boğulup giden cesetleri kıyıya vuran çocuklardan sonra bir yeni utanç daha yaşıyoruz insanlık ve medeniyet fışkıran Batı topraklarında. Macar sınırından giriş yapmaya çalışan yüzlerce mülteci karşılarında kendilerini kamerayla karşılayan gazeteci ordusunun önünden kucaklarında çoluk çocukları koşarak karşıya geçmeye çalışıyor. Bu gazeteci ordusu arasından bir kadın elinde kamerası ile bir taraftan çekim yaparken diğer bir taraftan kucağında çocuğuyla koşarak geçmeye çalışan bir mülteciye ayağıyla çölme takıyor. Aynı kadın gazeteci başka bir mülteci çocuğa tekme atıyor. Görüntüleri izlerken yaşadığım duyguları ve aklımdan geçenlerin tamamını tahmin edersiniz ki burada yazmayacağım. Ancak aklıma gelen bir şey bu yazıyı yazmama teşvik etti. Batının bu halini bütün bu olayları geriden takip edip durdukça hep bu aklıma geliyor. Hakan Albayrak'ın sanırım Ebû Zer isimli kitabında bir küçük şiir. Kendi pisliklerinde boğulacaklarını, bir gün bu yaptıklarının hesabının sorulacağını, Allahın adaletinin önünde sonunda tecelli edeceğini çok güzel anlatan bir şiir.

Her şey bir rüzgára bakıyor ağabey

Bakma esrar çekip mayıştıklarına

Bir gün var ya bu Mağripli çocuklar

Bir gün yakacaklar Paris'i

Bütün bu yaşanan olayları gördükçe üzülüyorum Bu şiiri okudukça da ümitleniyorum. Allah bir şeyi murad ediyorsa bunu ne çölmeyle ne tekmeyle ne sınırla ne de telle örülmüş duvarlarla engelleyebilirsiniz. O dilediğini yapar.

Aklıma neler geliyor neler.. Belki bu göçmenler Allah'ın izniyle Batının kılıçsız savaşsız fethinin öncüleri olacak.Bu yüzden büyük bir imtihanımız da budur. Allah onlara yardım etsin ve biz izleyenlere de acısın affetsin.

Selametle

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Emre Keleş yazdı, 9 kişi beğendi, 3 yorum yapıldı.
8 Eyl 15 06:00

Emre Keleş

Puan: 470

Gerçekçi Olalım Duyar Kasmak Başka Şey Kucak Açmak Başka Şey

Selamınaleyküm sevgili arkadaşlar

O kadar yardırmışsınız ama herkes yine oyunu partiye verecek. Mülteci bir çocuğun cesedi kıyıya vurduktan sonra duyar kasanlar "ülkemde ne işi var bunların" , "aman her yeri de bu Suriyeliler doldurdu", "Suriyelileri istemiyoruz" diye galeyancılık yapanlar ve bütün bunlara rağmen duyarlılık adına kimseye söz söyletmeyenler. Herhalde onlar da yine aynı partiye verecek oyunu. Yani karşılıklı manipülasyonlar ya da oy için cici çocuk duyarlı vatandaş/partili rolleri pek fazla bi işe yarayacak gibi görünmüyor. Gerçekçi olalım duyar kasmak başka şey kucak açmak başka şey.

Sokakta görmeye tahammül edemedikleri insanlara kucak açan onları ülkeye kabul eden besleyen her türlü insani yardım ile ihtiyaçlarını karşılayan partiye oy verecek halleri de yoktu yani. Ama profil fotoğrafının değişmesi vicdanının rahatlamasına yetiyor tabi insanların "vay be ne kadar da duyarlı bir arkadaş" demelerine de. Böylece takdirler de toplanmış konu hakkında önemli bir mücadele de verilmiş oluyor. Bir de bayraklı kornalı bir yürüyüşe katıldılar mı işte sana insanlık abidesi duyarlılık adına heykeli dikilecek şahsiyetler. Kendileri gibi yapmayan her insana da karşıt görüşlü, diğer partiye oy veren etiketi takılıyor. Mesela bu yürüyüşlerden birine katılıp foto çektirip sosyal medya hesabınızda birilerinin gözüne sokarak paylaşmamışsanız kesin ötekisiniz ve çok cahilsinizdir. Kalın kafanız hiçbirşeyden anlamıyor size ne söyleseler boş çünkü siz onların gözünde koyunsunuzdur. Tahammül edilemeyen bir konu da sizin oyunuzun onlarınki ile aynı olması. Bu nasıl olabilir? Yıllar önce kadınlara eşit seçme ve seçilme hakkını veren bu konuyu nasıl olmuştu da düşünememişti? Bu düşünceden ödün vermemiş insanlar ona buna cahil demeyi bırakıp koyun muamelesi yaptıkları kalın kafa dedikleri insanların partisine mi oy vereceklerdi? Ayrı bir durumda şu ki bahsetmiş olduğumuz tarafların tamamı siyaseti ve siyasetçiyi hiç sevmez. Efendim medya şöyle yalancı da siyaset hep bunlar da benim siyasetle işim olmazlar falan filan. Azcık tuttuğu partinin bi kıyısından köşesinden birine bi laf söyle de bak ne oluyor? O siyaseti hiç sevmeyen işim olmaz diyen adam en kral siyasetçilere havlu attırır.

İnsanlar sosyal medya hesaplarından olayları takip ederken yazılan yazıları okurken yapılan yorumları konuşmaları takip ederken kendine şöyle bir dönüp baksa bu minvalde ne demek istediğimizi anlayacaktır. Bir olayın ardından kendi görüşü oluşmaya başlamadan evvel karşıt görüşlü kişileri süzgeçten geçiriyor; acaba şu ne yazmış filanca ne paylaşmış solcu arkadaşım olaya nası bakıyor komünist akrabam ne demiş ülkücü kankim ne söylemiş... Kimine nazı geçiyor bi yorum patlatıyor. Kimine kızıyor sitemvari bir şey söyleniyor. Kimine çıldırıyor misilleme niyetine küfürler hakaretler dolu başka bir durum paylaşıyor.Takip eden taraflar kimi destek oluyor kimi kınıyor bu hırs ve taraf olma süreklilik doğuruyor. Taraf olmadığı bir grup doğru söylese dahi karşıt olduğu için doğrusunu doğru olarak kabul etmemesini isteyen bir zihin yapısal olarak taraftarlarını esir alıyor. Böylece toplumsal boyutta her çeşit tartışma ve laf sokma yarışına girilmiş oluyor. Böylelikle insanlarda altta kalmamak kendini kanıtlama isteği gösteriş gibi çeşitli arzular istekler dışa vurulmuş oluyor.

Herkesin her konuda bilgi sahibi olması uzmanlık derecesinde görüş sahibi olmasının başka ne gibi bir açıklaması olabilir? Peki madem bu kadar bilgi sahibi uzman görüş sahibi insanlarız neden sadece birbirimize birşeyler kabul ettirmek tartışmak ve siyasette kullanmak yerine topluma fayda sağlayacak insani meselelerde ahlaki konularda veya iktisadi sorunlarda kullanmıyoruz? Bunu düşünebiliriz.

Mesela İslam'da Ensar ve Muhacir konusunu kendimize ev ödevi yapıp iyi bir toplum, ahlaklı bir birey, vicdanlı bir İnsan olmanın sosyolojik ve toplumsal alanda ne sonuçlar getireceğini ya da geçmişte islami ve insani açıdan kazandırdığı mı yoksa günümüzde korkulduğu gibi geçimsizlik, işsizlik ve yokluk gibi toplumsal sonuçlar mı doğurduğunu tartışarak başlayabiliriz. Duyarlılık açısından hangisi daha fazla katkı sağlar? Katkı sağlamadığı sürece gösterilen duyarlılığın pek bir önemi kalmıyor.

Şimdi ev ödevimiz şu;

Ensar muhacire duyar mı kasmış kucak mı açmış?

Selametle

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
08 Eyl 17:35

Teşekkürler Kürşat bey dertli olduğum bir konuydu sahiplenen birinin çıkması bile yeterli oldu :)

08 Eyl 13:14

Güzel yazı olmuş: İzninizle puanım yetmediği için yazınızı buradan sahipleniyorum :)

Emre Keleş yazdı, 6 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
10 Tem 15 04:00

Emre Keleş

Puan: 470

Ramazan Bayramı İçin Bayram Kredisi Şaka mı Bu?

Selamunaleyküm kardeşler,

Mübarek aydan herkes bir şekilde nasiplenmek, en güzel şekilde istifade etmek istiyor. Çok güzel bir ortam herkes diğer günlerden biraz daha hassas davranıyor. Insanlar daha anlayışlı daha idareci daha tahammülü davranmaya çalışıyor. Ibadetlerle biraz daha meşgul olayım az daha önem vereyim istiyor. Buraya kadar her şey normal fakat bu mübarek aydan istifade etmeye çalışan sadece bizler miyiz dersiniz?

Televizyonunuzun düğmesine basın sırayla kanalları dolaşın. Ne görüyorsunuz? Iftar vakti yaklaşıyor dini programlar, ilahiyatçı konuklar, cami önlerinde sunucular, dualar aminler, ezanlar, kuran okuyan imamlar. Galiba buraya kadar da her şey normal diyeceksiniz. Haklısınız. . Ama bir dakika durun. "Az sonra kaldığımız yerden devam etmek için tekrar karşınızda olacağız efendim" cümlesi ardından gelen reklama bir bakalım.. Bir banka reklamı. Ne diyor efendim? Uygun faiz ve taksit imkanları ile "Bayram Kredisi" haydaa. Ne oldu yahu? Az önce ne güzel ilahiler aşrı şerifler Sahabeler anlatan hoca efendiler vardı ne güzel dinliyorduk ne oldu. Ya hu bu RTÜK denen kurum neye kanal kapatır neye cezai işlem yapar? Ya Diyanet Kurumu ne işe yarar? Ramazan Bayramı için Ramazan Kredisi reklamı yapan bir bankaya Diyanet'in, temsil ettiği insanlar adına söylemesi gereken bir çift sözü yok mudur? Müslümanlar için bayramda faiz caizdir diye bir fetva mı verildi? Hadi Diyaneti bazı bağlılıkları olan bir kurum etliye sütlüye çok karışamadığından gibi saçma bahaneler ile geçiştireyim oda çok mantıklı değil ya hadi neyse. Hocaefendiler ilahıyatçı abiler programlarda bu konu için iki kelime laf etmekten neden geri duruyorlar? Bu çok normal bir durum mu? Görmüyorlar mı acaba? Bunlara neden izin veriliyor? Sonra Nihat Hatipoğlu programda soruları yanıtlıyor bizde saçmaca soru soran elemanları izliyor dalga geçiyoruz. Adama bunları normal gibi sürekli gösterir izletirsen yıllar geçer Nihat Hatipoğlu yerini oğluna bırakır. Orucu bozan şeyleri soranlara güzelce anlatır. Ne bekliyordun?

Biz mi? Ya dalga geçiyor oluruz ya da dalga geçiliyor.

Hadi yine iyisiniz diğer iştah kabartan yeme içme reklamlarını hiç karıştırmıyorum. Şu an sıkıntım bankalarla.

Selametle. .

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Emre Keleş yazdı, 5 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
14 Haz 15 04:00

Emre Keleş

Puan: 470

Teşhircilikte Nirvana

Sevgili kardeşim

Biz neden böyle olduk? Kameralar evlere girdi, sevgililer birbirine bir tık uzakta oldu. Sevindik. Eş dost akraba bir tık yakında oldu. Sevindik. Kameralar telefonlara girdi. Tabi aynı sebepler. Yine sevindik. Nerden bilebilirdik ki böyle olacağını? Meğer her nefs takip edilme hırsını tadacakmış! Meğer her nefs yeme içme giyinme süslenme yarışı içinde birbirlerine havalar atıp cakalar satacak, eski sevgiliyi, kıskanç arkadaşı çatlatarak rahatlayacak, popülaritesini arttıracak sanal maskeler altında yüzde yüz insan profili, örnek insan görüntüleri sergileyecek, bunun ardına saklanarak da likelar, favlar, rtler toplayabilecekleri bir ortam oluşturacak muazzam bir buluşun insanlığa kattığı o az önce saydığım muazzam keyiflerini tadacaklarmış. Tabi ne kadar takip edilirse o kadar önemli bir şahsiyet olduğunu da o derece ispat edecek olduğundan bu iş için biraz para harcayacak belki biraz argo ve küfürlü tabirleri kullanacak yetmez ise de diline pelesenk edecek. Ama bunlarla da başarılı olamıyorum diye düşünüp sahilde havuzda sporda kumsalda dekoltesi veya bikinisi ile belki yatak odasında çekilmiş birkaç seksi foto karesini 'ara ara neden serpiştirmiyorum?' diyerek devam edecek. Bununla bitecek mi? Biter mi canım. Bu işin mucitleri bulmuşlar böyle kullanıcıyı, ağızlarında salyalar bırakırlar? Düşünüyor.. Acaba daha ne yapabiliriz? Derken Periscop diye bir şey buluveriyorlar. Altyapı hazır zaten. Biz ne olup bittiğini bile anlamadan gençler muazzam Türkçeleleri ile janımmm lar jijiimm ler havalarda uçuşarak canlı yayınlarını kendilerinin yapabildiği, senaryolarını kendileri yazabilen yönetmenliklerini de üstlenen hem yazan hem oynayan hem yöneten milyonlarca yıldız artis sinemacı oyuncu yönetmen ve daha sayamadığım birçok şey ekranlarda boy gösterir oluyor. Seçmece karpuz gibi ne ararsan var. Seç beğen al. Zaten teşhircilikte Nirvana almış yürüyor.

Bu iş giderek ahlaki bir çöküntüye doğru hızla yol alıyor. Kimse kendine hâkim olamıyor. Durum yokuş aşağı freni patlamış kamyondan daha vahim. Bu gün yaşam tarzı bundan ibaret olan bu şekilde yaşamayı kendine yakıştıran bir nesil yarın anne baba olarak evlatlar dünyaya getirecek ve yetiştirecek. Peki bu duruma kim nasıl yetişecek?

Ne diyordu yine ünlü bi topçu abimiz; Beyler Allahını seven defansa gelsin...

Işleriniz güçleriniz rast gelsin.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Emre Keleş yazdı, 3 kişi beğendi, 3 yorum yapıldı.
16 Nis 15 04:00

Emre Keleş

Puan: 470

Ayasofya'da Tarihi Gün (İlk Namaz)

Istanbul tarihinin en kalabalık gününü yaşıyordu. Türkiyenin her yerinden ve dahi Dünyanın dört bir yanından müslümanlar şehre akın ediyordu. İstanbul'un bu tarihi kalabalığı ağırlamasının, bunca insanı bu tarihi yarımada da buluşturmasının sebebi özel bir geceydi. Bu geceyi farklı kılan şeyin Kadir gecesi olmasının dışında insanların tarihi yarımadaya akın etmesinin başka bir sebebi daha vardı. Yıllardır müslümanların gönlünde büyüdükçe büyüyen bir yara kapanıyordu. Evet müze olarak görüp bildiğimiz ziyaret ettiğimiz Ayasofya bu gün müze olarak bilinen son saatlerini yaşıyordu. Yüz binlerce misafirinin huzurunda ve bütün dünyanın gözleri önünde. Ziyaretçi olarak geldiklerinde yürekleri burkulan insanlar bu gün Allah'ın izni ile ilk kez namaz kılınacak olan Ayasofya da saf tutup cemaat olacak bu sevinci yaşamanın ve orada bulunmanın verdiği mutlulukla hep birlikte namaz kılıp dua ve şükür edeceklerdi. Burada namaz kılmanın nasıl bir duygu olduğunu bilmiyorlardı fakat ne demek olduğunu çok iyi biliyorlardı. Burada kılınacak namaz müslümanlara yapılan zulümlere, zalimlere karşı durulan kıyam demekti. Dünyanın dört bir yanından gelen müslümanlar bu bilinçle buraya akın ediyordu. Dünya bu olayı buraya gönderdikleri medya ordularıyla izlemeye ve takip etmeye çalışıyordu. Korktukları şey yavaş yavaş gözlerinin önünde gerçekleşiyor, müslümanlar uyanıyordu. Rahatlarının kaçtığını düşünüyor, artık engel olamayacaklarını bildikleri için huzursuz oluyorlardı. Kameraları her anı ve yaşananları ekranlara aktarıyor ekranlarının karşısında Fatih'in torunlarını, onun yıllar önce yaptıklarını tarihte yolculuk yapar gibi gözlerinin önüne getirerek izliyorlardı.

* böyle bir yazı, devamı ve daha fazlası gelir, bir gün gerçek olur inşallah.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
17 Nis 22:36

Amin

17 Nis 18:49

Rabbim Ayasofya'da namaz kılmayı, kılınan namazlara şahitlik etmeyi bize nasib etsin inşallah.

Emre Keleş yazdı, 7 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
2 Nis 15 04:00

Emre Keleş

Puan: 470

Bir Dolmuşçu Gözünden Gündeme Dair İlginç Tespitler

Her sabah olduğu gibi bu gün de işe gitmek için yola çıkıp bir dolmuşçunun insafa gelip beni almasını bekliyordum. Yaklaşık yarım saatlik zorlu bir bekleyişin ardından el kol hareketleri ve biraz da yolun ortasında olmamın etkisi ile karşıdan gelen dolmuşu durdurabilmiştim. Tam içeri adım atıp sağlam bir söylenmeye başlayacakken dolmuşçu benden önce davrandı ve;

"Abi kusura bakma ilerde çevirme var yazıp yazıp gönderiyorlar bizlik bi durum yok ayakta bir kişi almanın cezası 70 lira " deyip lafı ağzıma tıkadı. Neyse ki beni aldığı yerin az ilerisinde inecek varmış. Meğer beni de o yüzden almış. Bir kaç yüz metre daha ilerledikten sonra trafik polisleri göründü. Karşılıklı 2 polis her iki şeriti de dikkatlice kontrol ediyor dolmuşların kaçmaması için ellerinden gelen çabayı gösteriyordu. 2 polis de az ilerisinde ceza yazmakla meşgul oluyordu. Sanki o kalabalık trafiğin içinde dolmuşlardan başka hiç bir araç seyir etmiyormuş gibiydi. Yanlarına iyice yaklaşmışken polis, sağ tarafa yanaştırması için dolmuşçuya el kol hareketleri ile işaretler veriyordu. Dolmuşçuya kapıyı açması için işaret verdi. Ne olduğunu anlamaya çalışıyorduk. İçeriye kafasını uzatıp, şöyle bir süzdükten sonra yere çökmüş yolcu olmadığını anlayıp sert bir tonla "devam et" diyerek bizi gönderdiler. Dolmuşçu içten bir "ya sabır" çekip yoluna devam etti. Bana doğru dönerek;

"Bak abi gördün değil mi ? Sanki yangından mal kaçırıyor hırsızlık yapıyoruz gördüğümüz muameleyi hırsızlara katillere göstermiyorlar. Biz ekmek peşindeyiz çalmıyoruz çırpmıyoruz üstelik bunların aldığı maaşı da biz vergilerimizle ödüyoruz. Afedersin bir tane şerefsiz, Özgecan isimli bir kıza kötülük yapıyor bunun cezasını bütün dolmuşçuya adledip üzerimize geliyor, potansiyel sapık muamelesi yapıyorlar. Zabıta bir yandan, polis bir yandan, vatandaş bir yandan sıkıştırıyor. Biz de İnsanız be abi.. Hırsızı yakalıyor az ötede geri salıyorlar bizim üstümüze bir çamur atıyorlar ne yapsak yaranamıyoruz. Bu olaydan sonra görüntü yapmak ve biraz da bunu fırsat bilip rant ve rüşvet için derneğimiz adli sicil kaydı kimlik kartları bir sürü ıvır zıvır evrak topluyor, zabıta saç sakal kılık kıyafet kontrolü yapıyormuş gibi yaparak rüşvet topluyor, trafik polisleri de az önce gördüğün muameleyi yapıyorlar. Vatandaşın gözündeki değeri (medya sağolsun) hiç söylemiyorum bile. Peki abi bizi bu kadar sıkıştırıyorlar eyvallah diyeceğim yok da daha dün adliye içine avukat kılığında girip memleketin savcısını şehit ediyorlar, hak hukuk adalet diyorlar. Baro Başkanı çıkıyor avukatların aranması doğru değil diyor toz kondurmuyorlar anlayacağın. Memleketin ne kadar derdi tasası sıkıntısı varsa bizden kaynaklanıyor herhalde. Yolcu biniyor bize sallıyor, polis durduruyor bize yazıyor, ceza yazamassa artisliğini yapıp stres atıyor bir de Özgecan çıktı potansiyel sapık olduk zabıta da burdan kovalıyor. Az da bi sakal bırakmışsak vay ki vay. Bi bize yapılan muameleye bak birde savcı olayından sonra terörist(ler)e yapılan muamelelere bak. Bu mu abi adalet? Özgürlük, hak hukuk? Sonra dolmuşçular çok agresif çok kaba çok bilmemne..."

Sabah beni almadı diye fırçalamaya hazırlandığım dolmuşçudan sağlam bir fırça yiyordum. Gerçek ortadaydı ne diyebilirdim ki?

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Emre Keleş yazdı, 1 kişi sahiplendi, 3 kişi beğendi, 3 yorum yapıldı.
19 Mar 15 03:00

Ahmet Demir

Puan: 613

Emre Keleş

Puan: 470

Sakallı Bir Gencin Yakın Çevresi ile İmtihanı

Evet. Sakallı bir genç çevresi ile neden imtihan olur? Neden olsun ki böyle bir şey her insan istediği gibi yaşamakta sakal uzatmakta bıyık bırakmakta özgürdür. "Memlekette ifade özgürlüğü diye bir şey var kardeşim" diye dillere pelesenk olmuş koca bir yalan var malum. Doğru, insan kendini nasıl ifade etmek istiyorsa o şekilde konuşur,giyinir,kuşanır,takınır takıştırır, süslenir saç sakal uzatır bırakır yani kısacası kimseye sıkıntı vermeden rahatsız etmeden yapacağı herhangi bir eylem, hareket kişinin kendisiyle alakalıdır. Fakat nedense kendisiyle alakası olmayan birçok insan bunun böyle olduğunu beylik laflarla beyan ederken bir taraftan da beğenmediği veya kendisinin hoşuna gitmediğini düşündüğü bir çok şeye müdahele etmekten kendini alamaz. Şimdi sakallı bir genç ve bu sakallı gencin sakalına müdahale etmekten kendisini alamayan yakın çevresi arasında geçenleri kısa kısa gözden geçirelim.

Bir yakın arkadaşının annesi

*Oğlum o sakallar ne ? Şey gibi olmuşsun

Genç

-Ney?

*Amaan ne bileyim ya..kes onları ne o öyle.

-Olur mu ya ben seviyorum. Hem daha uzayacak bunlar..

*Yazın düğünümüz var oraya böyle gelirsen vallahi çağırmam seni oğlumun düğününe.

-...?

Genç mahçup oldu ona mi yansın, böyle şaka mı olur (şakaysa tabi) şakaya mı yansın.

Velhasıl öyle böyle geçelim diyelim ama bunla biter mi? Son zamanlarda bazı kesimlerin kıyaslama yaparken dilinden düşürmediği popüler örgüt IŞID anılmadan meseleyi geçmek olur mu? Müslümanlık üzerinden bilip bilmediği her konu hakkında konuşup, herşey de kusur arayan kusuru da 'bende Müslümanım ama' dedikten sonra kendisinde kusur bulmayı kendisine hiç yakıştıramayıp yine kusuru Müslümanlık ta, dinde arayan arkadaş çevresi ve sakallı genç arasında geçen konuş(ama)malar..

*La oğlum şu şeyler var ya IŞID çiler. Onlara benzemişin...

- ..

*Adamlar ne katliam yaptı lan Allah diye diye kafa kesip duruyolar.

- ..

+Cihad yapuyolarmış gardaş.

*Bu nasıl Müslümanlık?

- ..

Evet bu kaçınılmaz cümlelere muhatap kalmazsa olmazdı zaten fakat konu sakaldan oraya nasıl geldi? Sakal mı daha eski yoksa IŞID mi? Sakal bırakıp cihad ettiklerini dünya ya katliam videoları servis ederek ilan eden IŞID mi yoksa savaş sonrasında dönüş yolunda ashabına söylediği rivayet edilen 'Küçük cihaddan büyük cihada dönüyoruz.' sözüyle cihadın

gerçek manasını anladığımız ve örnek almaya çalıştığımız peygamber (s.a.v) efendimiz mi cihad konusunda gösterilmesi ve konuşulması gereken örnek? Acaba bu yakın çevre bunları söylerken ağızlarından çıkan cümlelerin buralara ulaşabileceğini bilmiyorlar mi? Bu ayrımı yapamıyorlar mı? Yapamıyor veya bilmiyor iseler neden öğrenmek gibi bir çaba göstermedikleri gibi yakını olduğu bir kimseye bu tarz bir yaklaşımı ve söyledikleri sözleri kırıcı ve saygısızlık olabileceğini nezaket sinirini aşabileceği ve karşısındaki insanı üzebileceği ihtimalini ve daha hassas bir yaklaşım sergilemeleri gerekebileceğini düşünemiyorlar mı? Bu şekilde anlatılabilecek daha birçok örnek var bunların hepsini anlatmak mümkün değil belki ama bu tarz meseleler yüzünden toplum içinde sıkıntı çeken insan sayısı az değil. Bu tarz çevrelerin etkisi ve tepkileri ile uğraşmaktan yorulup yıpranan, vazgeçen de var sabır gösterip direnen de.

Arkadaşlara farklı bir öneri; acaba bu sakallı genç arkadaşlar kulaklarına bir küpe taksalar ve aynı çevrenin karşısına bir de öyle çıksalar sorun çözülür mü? Selametle.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
20 Mar 20:57

Tecrübe etmeye gerek yok banko diyorsunuz :)

19 Mar 07:42

Bence problemi çözebilir. Hatta bir hafta kendilerine gelemezler :)