Türkiye Aktivitesi
226 ziyaret
1 online
Fikir Teri
Bilgisayar Mühendisi. Siber Güvenlik, Network uzmanı. Yazılım, web geliştirme maalesef hobi düzeyinde kaldı. 30+ üstü, evli, 2 çocuk babası.

Türkiye Puanı

1.4 puan koyu mavi kalem

Derecesi

107 [Toplam 1549 kişi]

Türkiye
Tümü(3)
Pinledikleri(0)
Fikir Teri yazdı, 136 kez okundu , 4 misafir olmak üzere 7 kişi beğendi , henüz yorum yapılmadı.
29 May 13:00

Fikir Teri

Puan: 1.4

Devlet Nedir?

  • Devlet kurma ihtiyacı neden hâsıl olmuştur ve şimdilerin vazgeçilmezi olarak görülmektedir?

Akademik olarak önünü sonunu çepeçevre tanımlamak ve meseleyi akıtmadan kokutmadan anlatmak mümkün. Ama öyle olunca vurucu kısımların üstü örtülmüş oluyor, mesele tam anlaşılamıyor.

Mesele şu: Bütün toplumun kabul edebileceği ortak bir metnin veya kabûlün yardımıyla, toplumu ilgilendiren ihtiyaçları görmesi için tüzel bir yapının tanımlanması ve bu yapının bir takım kimseleri ve “alt” yapıları bu ihtiyaçları görmesi için vazifelendirmesi.

Bütün toplumun ne tip ihtiyaçları olur?

Tek bir vatan üzerinde yaşayan insanların en başta güvenlik ihtiyacı vardır. Bu güvenlik ihtiyacı iç ve dış dinamiklere karşı olur ve tehlikeleri doğru tanımlamak ona göre önlem almak en önemli vazifeleridir.

Sonra, tek başlarına halledemedikleri adalet, hak ve doğrunun yanlıştan ayırd edilebilmesi için bir ‘hakem’ ihtiyacı. Etrafına insanları toplamış veya parası, malı, mülkü ve diğer insanlardaki etkisi fazla olan kişi ve gruplar kendilerini koruyabilirler. Bu durumda devlet devreye girerek herkesi aynı adalet terazisine sokar. Hüküm ne ise ona göre hareket edilmesini temin eder.

Toplumun ortak değerlerini temsil eden eğitim ve inançla ilgili bir takım hizmetlerin sağlanabilmesi. Denilebilir ki, eğitim ve inançla ilgili hizmetlerin, toplumun bütün bireylerinin ihtiyaçlarına göre tanzimi daha doğru olur. Bu tip ihtiyaçların da insanların kendileri tarafından tanımlanarak Devlete iletilmesinin ve Devletin bunu dinleyip aksiyon alabilmesinin yoluna demokrasi deniyor. Esasen demokrasi denmese de her sistemde böyle yolların olması, Devletin vatandaşının ihtiyacını görmesi şarttır. Kavramları fetişleştirmenin ve onlara kutsallık atfetmenin yanlış olduğunu gösterebilmek için bu yazıyı hazırladım bilhassa.

Ekonomik olarak gerekliliklerin yerine getirilmesi, her bir vatandaşa kendi imkânları ile tespit ve talepkâr olamayacakları, iş/hizmet vermek isteyip de buna imkân bulamayacakları durumları da kapsayarak istihdam sağlanması. Özkaynakların bütün vatan sathı ve jeopolitik ve konjonktür dikkate alınarak her bir vatandaşın tek tek bunları hesap edemeyecekleri için Devlet dediğimiz tüzel kişiliğin yardımıyla doğru yerlere kanalize edilmesinin sağlanması.

Bütün bu gerçeklerden hareketle özet bir tanıma ihtiyaç duyarsak; Devlet dediğimiz yapı, her bir vatandaşın tek tek göremeyeceği, düşünüp çepeçevre kavrayamayacağı, herkesi ilgilendiren meselelerde her bir vatandaş için karar alan bir mekanizmadır.

  • Devlet yapılanmasının bütün vatandaşlar nezdinde meşruiyeti vardır. Aldığı kararlar her bir vatandaşın onayına sunulmadan ancak her birinin onayı alınmış gibi bağlayıcılığı vardır. Yanlış bir iş ve işlem bile yapılmış olsa “Devletin yaptı” dendiğinde başka meşruiyet karinesi aranmaz.
  • Günümüzde her ordusu olan Devletin vatandaşları nezdinde meşruiyeti varmış gibi algılanıyor. Vatandaşlar da alınan kararlara saygı duymak zorunda bırakılıyor. Bu da hem meşruiyet algısına zarar veriyor, hem de vatandaşların işini çözmesi için kurgulanan çatı örgüt, onlara zulmü reva gören bir yapıya dönüşüyor.

Devletin, herhangi bir alanda boşluk kabul etmemesi gerekir. Yönetimsel her alanda devlet var olmalı, gerekli düzenlemeleri yapmalıdır.

Eğer devlet vatan sathı veya vatanın çıkarlarını ilgilendirecek dış etkenlerde yönetim boşluğuna düşerse, orada mafyalaşma başlar. Mafyalaşmanın daha kurumsal ve legalize olmuş, yer altından yer üstüne geçmiş hâline de Tiranlaşma deniyor.

Devamında mafyalaşmayı devlet bozamıyorsa, mafyalarla anlaşarak yönetim boşluğunu dolduran mafyaya oradaki yönetimi devredebiliyor. Güçlü fakat boşluğu doldurmaya vakti yoksa önünü sonunu ayarlayabiliyor, ancak o alanda mafya güçlü ise halka zarar da verebiliyor.

Şimdi teknik tanımdan hareketle Türkiye’deki mafyalaşma/tiranlaşma hamlelerine pkk, fetö, dhkp-c, büyük sermaye sahiplerinin devletle anlaşması, siyaset esnaflığı v.b. açısından bakabilirsiniz.

Bütün bunlardan hareketle Vatandaş, Devleti hakkında ne düşünmelidir?

Günümüzde vatandaşlar artık binlerce yıldır çeşitli merhalelerden geçerek gerçek manasıyla kurumsallaşmış devletlerle yüzyüze. Devlet-Vatandaş ilişkilerinde, Devlet sınırını, Vatandaş da haklarını bilmelidir. Vatandaş Devleti yaşatmak için üzerine düşen vazifeleri yapmalı, Devlet de vatandaşın rahat yaşayabilmesi, kendini ifade edebilmesi, kültürünü, dilini, inancını devam ettirebilmesi ve en önemlisi diğer vatandaşların haklarına girdiğinde veya herhangi bir sebeple hukuk oluştuğunda araya girmesi gerekiyorsa araya girmesi gerekmektedir.

Vatandaş, her kurumun (meclis de dahil) meşruiyeti karşısında (Türkiye için 80 milyonda bir) bir değere sahip olduğunu bilmeli. Kurumları yıpratmamaya ve işlerini yapmaları için ortam sağlamaya elinden geldiği kadar dikkat etmeli. Kurum da bütün vatandaşların ortak çıkarları doğrultusunda 80 milyonu temsil ettiğini bilmelidir. Bu durumda kurum, kişilerin veya küçük grupların çıkarları doğrultusunda hareket edemez, bir görüşü kafasına göre dayatamaz, kurumu yıpratmama görevinin vatandaştan önce evvelâ kendisinde olduğunu aklından çıkartamaz, şeffaflık, sorumluluk ve iş ve işlemlerinde denetime açıklık ilkelerinden çıkamaz. Kastî hata yaptığında ise bu hatasının şahsî değil, 80 milyon kişiye karşı yapılmış bir yanlış olduğunu bilmelidir.

Devlet, bizim ihtiyaçlarımızı görmek için, bizim adımıza örgütlenmiş çatı bir örgüt; vatandaş da tek tek bu ihtiyaçlarını göremeyeceğinin bilincinde olarak hareket ederse, herkes haddini hududunu ve nerede durması nerede konuşması gerektiğini çok iyi bilir. 

Fikir Teri yazdı, 158 kez okundu , 5 misafir olmak üzere 8 kişi beğendi , henüz yorum yapılmadı.
28 Mar 17:00

Fikir Teri

Puan: 1.4

Herkes Meşrû Sınırlar İçinde Kalmalıdır

Evvelâ şunda anlaşalım:

Halk bu ülkeyi Erdoğan'ın yönetmesini istiyor. Sebebi basit, bir tek onu yeterli görüyor.

Aramızda ismi en akredite kişi Erdoğan. Seçimleri kazanmaya devam ettikçe de bu durum değişmeyecektir.

Böyle bir değişiklik (referandum) yapıyor olmasaydı dahi, seçilmeye ve en nihayetinde ülkeyi yönetmeye devam edecekti. Zaten seçimlerin amacı da bu: "ülkeyi yönetmek". Amacı ülke demokrasisini geriye götürmek olsa bunu mevcut şartlar içersinde de "kurbağayı yavaş yavaş ısıtarak haşlamak" misâli, peyderpey yapardı.

Ben -nâcizâne- Akp'nin amacını çözdüm: Tek dertleri ülkeyi yönetmek. Başka gizli bir amaçlarının olmadığını Erdoğan dün söyledi. Dedi ki: "15 yıldır sizi hiç yanılttık mı?". Elbette kendileri yanılınca bizler de yanılmış olduk ama bu sözün amacı gizli bir ajandalarının olmadığının birinci ağızdan söylenmesidir. Bütün dert müreffeh ve kalkınmış bir Türkiye'dir. Herkesin bu amaç doğrultusunda farklı yol ve yöntemleri olabilir.

Akp'nin hususiyetlerinden birisi de gelenekler, kültür geçmişi ve Dîni yaşantı, yani genel olarak halkın değerleriyle kavgalı, problemli olmamasıdır. Erdoğan, yeni önerdiği sistemin bu hedefe götüreceği düşüncesindedir.

Akp'ye panoramik baktığımda bu üstte yazdıklarımı görüyorum.

Referandumla ilgili olarak -önceden de söylediğim üzere- karar alırken herkesin duygularıyla karar alacağına emînim. Kampanyaları yürütenler de eminler ki söylemler rasyonaliteden daha çok duygular ekseninde ilerliyor.

  • Her yenilik birçok fırsatlar sunabileceği gibi riskler de barındırır.

#EVET fırsatlara mercek tutarak refleksif #Hayır da risklere mercek tutarak refleksif; her ikisi de nihayetinde duygusal karar almamızı sağlayacak mekanizmalara yoğunlaşıyorlar.

Şunu unutmamak gerekir ki, Erdoğan kariyerinin zirvesine gelmiş bir isimdir. Onu bu konumundan düşürebilecek demokratik bir siyasal oluşum da mevcutta ve ufukta görünmüyor.

#Evet #Hayır kampanyaları da demokratik ortamda olması gerektiği gibi ilerlemektedir.

AHVÂL BU İKEN, sistemin şartları ve işleyiş şekli gayet ortada iken, kimsenin gaza gelerek bir provokasyona alet olmasının zararının ülkeye olacağı da iyice anlaşılmalıdır.

Referandum öncesi/sonrası bir provokasyonun Türkiye'ye vakit ve fırsat kaybettirmekten başka bir anlamı olmayacağı görülmelidir. Burada vatandaş olarak bize düşen serbest seçimlerle seçtiğimiz yöneticilere işlerini yapmaları için fırsat vermek, üzerimize düşen/yapmaya talip olduğumuz işi hakkıyla en doğru şekilde yapmak; muhalif siyasi partilerin de eğer iddialarında samimi iseler, halkın gönlüne girerek serbest seçimlerle başa gelmeyi amaç edinerek ve bunu yöntem kullanarak ülkeyi yönetebileceklerini anlamalarını sağlamak olmalıdır. Diğer türlü tali yöntemlere başvurmalarını 'sempati' ile karşılamak yanlış kişilerin giderek artan sayıda böyle gayr-i meşru yöntemlere başvurmaya heves etmesini sağlayacaktır ki Türkiye bunun sıkıntısını çekiyor.

Geriye dönüp baktığımızda hebâ olan bir 2003-2013 arası görüyoruz ki iktidarı gayr-i meşrû yoldan devirmeye çalışan bir (birden çok) çıkar grubunun iktidarı alma, iktidarın da bunu vermeme mücadelesinde kaybettiğimiz bir 10 yıldır. Bir 10 yıl daha kaybetmemek için herkesi meşrû sınırlar dışına taşmamaya, AB-ABD-Rusya'nın bizim her seferinde daha güçsüz, daha zayıf ve daha yönlendirilebilir, kendi kârlarını maksimize edecek bir ülke olmamızı tercih edeceklerini unutmamaya, UÇUK iddia sahiplerini de AKP'yi ve Erdoğan'ı masada yani seçim sandığında devirmenin en doğru yol olduğunu, bunun yolunun da daha çok çalışmaktan geçtiğini ikna etmeye davet ediyorum

Fikir Teri yazdı, 179 kez okundu , 5 misafir olmak üzere 6 kişi beğendi , 1 yorum yapıldı.
07 Eki 10:00

Fikir Teri

Puan: 1.4

Demokrasilerde " Muhalefet " Kurumu Neden Var?

Evet, biliyorum, güncel bir tartışma değil. Ancak 15 Temmuz sonrası yeni bir paradigma doğdu.

Muhalefet partilerinin sistemde tanımlanmış olmasının sebebi, iktidara sesini duyuramayan kesimlerin sesini duyurabilmesi, nefes alma kanalı olması, doğası gereği farklı düşünüyor olduğundan dolayı o fikir perspektifinin de devletin en tepesinde dillendirilmesi gereği, sistemin iktidarın elinde olmaması gereken bazı fonksiyonlarının bu kuruma verilmesi gereği, en temel anlamıyla mecliste fikrî ve bizzat etten-kemikten o toplum kesimlerinin temsil edilmesi gereği olarak hülâsâ tanımlanabilir.

Şimdi CHP'nin ve MHP'nin konumunu bu maddeler uyarınca değerlendirebiliriz. Etten kemikten orada bulunmak dışında ne işe yarıyorlar? Denilebilir ki, iktidar bunlara alan açmıyor. Ancak salt bunlara baktığınızda bu alan olsa da olmasa da bunu kullanmaya meyyal değiller.

Mevcut Türkiye siyasi arenası ve konjonktürünün fotoğrafını çekelim; 

İktidara bir partiden güçlü bir çoğunluğun geldiği durumu 2002’den beri yaşıyoruz. Bu durumda en azından muhalefet partilerinin mazlum ve mağdurların tarafında olması, onların seslerini duyurması beklenir. Peki gerçekte öyle mi?

Baktığınızda İstanbul sermayesi, Cumhuriyetin ilk devrinden beri bürokrasi, başkanları 40-50’şer yıl değişmeyen Odalar, önemli STK'lar hep CHP'nin yanında. Üstelik CHP bu hâli ile bile tiranlaşmış terör örgütleriyle arasına mesafe koymuyor veya koyamıyor. Bu oluşum mu mazlumların ve mağdurların sesi/nefes alma kanalı olacak? Olamaz. Bu hâliyle olup olabileceği insanların birbirlerini ezercesine yükselmeye çalıştığı bir rant kapısı, mağdur ve mazlumları ezdiği bir yükselme kanalı, hepsinin de ötesinde kimsenin tek başına iktidara gelmek gibi bir hevesinin olmadığı, siyasi arenamızı meşgul eden âdeta bir ayakbağı.

Hülâsâ uluslararası normlarda ve demokrasi birikimine dayanarak klasik anlamda CHP’ye muhalefet partisi diyemeyiz. Pekâlâ, bütün bunlara binaen, CHP’de siyaset yapanlar ne istiyor? Açıklayayım, iktidarın kendisinden gasp edildiğini düşünüyor ve yürütmenin yalnızca kendisinde olması gerektiğini de.

Sistemi 1923 ve akabindeki birkaç yılda kurgulayan (belki de kurgulanmışı râci eden) bütün güç odaklarını tanımladıktan ve tepesindekileri yerleştirdikten sonra orkestranın ŞEFİ olarak da CHP'yi belirlemiş. O günden bugüne Türkiye'de CHP'nin iktidardan her uzaklaştığı dönemde, sistem sorunlar yaşamış, GENELKURMAY eliyle darbelerle düzeltilmeye çalışılmış. Dolayısıyla bu devlet düzeninde aslolan tek siyasal oluşum, tek görüş, tek millet anlayışı CHP'dir. Ötekiler olarak bize düşen ya devletin yapısını komple, anayasadan başlayarak değiştirecek, tek tek düzelteceğiz yada hepimiz CHP'ye gidip üye kaydımızı yaptıracağız. Öyle ki, devletin bütün enstrumanlarının uyumlu çalışması, ortaya istifade edilebilir/faydalı bir eser çıkması için, orkestra şefinin başka talimat verip, misâl bir ince sazlar ekibinin başka bir parça icrâ etmemesi için ya CHP'nin yasama ve yürütmede ve bunların başında olması yada CHP'nin ayrıcalıklı konumunun diğerleriyle aynı noktaya çekilmesi ve devletin bütün kurumlarının "doğru" tanımlanması gerekiyor.

Devleti doğru kodlamak, başka hatalara düşmemek, “neden bugüne böyle gelindi ve Türkiye siyasal ve sair konjonktürü neden bu kadar nefes aldırmıyor” sorularının cevaplarını bir sonraki yazımda verdim. 

14 Oca 01:11

Misafir

It's a plaeruse to find someone who can think so clearly