Türkiye Aktivitesi
684 ziyaret
1 online
Faruk Aslan
Hakkında henüz bir şey yazmadı.

Türkiye Puanı

82 puan Mavi Kalem

Derecesi

82 [Toplam 1568 kişi]

Türkiye
Tümü(4)
Pinledikleri(0)
Faruk Aslan yazdı, 61 kez açıldı , 1 misafir beğendi , henüz yorum yapılmadı.
19 May 17 21:00

Faruk Aslan

Puan: 82

Her İnsan 

Her insan sever.En kötü insan bile bir şeyi mutlaka sevmiştir.Çünkü : sevmek kabiliyeti insana bahşedilmiştir.Lakin gel gör ki sevginin büyüklüğü herkeste aynı değildir.Evet her insan sever ama her insan aynı sevmez.

Sevgisi büyük olan insan sevdiği kadar da üzülür.Yani ne kadar yüksekten düşersen o kadar canın acır.Bu durum bir çok meselede gerçekleşir. Fakat'' işte bu insanda benim gibi ''dersin ve öyle olmadığını görürsün ya işte o acının tarifi çok zordur.Böyle sanki her dakikanın otuz saniyesi kalbin pres makinesinde sıkıştırılır.Sonra ne oluyor filan derken akıl bu sefer o makineye girer,otuz saniye de o sıkışır.Nasıl dersin nasıl olur?Bir insan seviyorum deyip bunu yapar mı?Bir insan dostum deyip,satar mı?Yalnız en acı gerçekle en son yüzleşilir.Bu İşin suçlusu yoktur.Sizin tek hatanız inanmaktır onunda sizin gibi sevdiğine.Siz de suçlu değilsinizdir. Çünkü:Her insan sever ama her insan aynı sevmez.

Aman dikkat!Bu acının beklenen yan etkisi ise bünyede ve ruhta hissizleşme ve sevgisizleşmedir.Evet umduğunuz kişilerden, umduğunuz karşılığı görememiş olabilir,ummadığınız anda tepe taklak bulabilirsiniz kendinizi.Her şeyden el ayak çekmek,unutmak isteyebilirsiniz.Ama siz böyle gerçek sevmeye devam edin.Sevgiye küsmeyin!Size değer verenlerin sizi bu yan etkiye yakalanmış şekilde görmesine izin vermeyin.Artık akıllandınız sizin gibi gerçek sevmeyen insanlardan uzak durun.Unutmayın! Gerçekten sevenler unutmayın!Her insan sever ama her insan aynı sevmez.

Faruk Aslan yazdı, 193 kez açıldı , 4 misafir olmak üzere 5 kişi beğendi , 5 yorum yapıldı.
31 Oca 17 06:00

Faruk Aslan

Puan: 82

Sabahattin Ali Bey

***Öncelikle belirtmek isterim ki bu yazı derinlemesine bir araştırma sonucu olmayıp sadece duygusal bir şekilde yazarın okuduğum birkaç kitabına dayanarak yazılacaktır.

Hiç tanımadığınız bir insanla insanla karşılaştığınız zaman genellikle bir sohbet kıtlığı hasıl olur. Dünya üzerinde konuşulabilecek o kadar şey varken kelimeler çıkmaz ağzınızdan ama sonra sanki bir bebeğin doğumunu gibi bir söz çıkar yuvasından o öyle bir sözdür ki sadece sende bulunur sanırsın hiç kimse anlamaz sanırsın  bir anda o sözlerin başkasının ağzından döküldüğünü duyunca tarifi zor bir mutluluk kaplar yüreğini artık o kişinin söylediği her sözde kendinden bir şeyler ararsın.İşte benim de aynen böyle böyle oldu S. Ali Bey ile tanışmam.Kendisi ve kitapları hakkında kulak aşinalığım mevcuttu.Fakat popüler kültürün, eserlerini ve yazarı kendisi potasına aldığını, artık bir edebi eser niteliğinden çıktığı düşüncesi beni daha erken tanışmaktan alıkoymuştu. Sonra  ''Onların beni anlamalarına imkan yoktu. İzahat vermeye de asla mecbur değildim.'' cümlesi adeta bizim S. Ali Bey ile merhabalaşmamız oldu.

Mutlaka bu cümlenin sahibini bulmalıydım,tanımalıydım. (Bir cümle nasıl bu kadar etkilemiş seni, kesin abartıyorsun diyebilirsiniz evet biraz abartıyorum lakin edebiyat mübalağa sanatını da barındırmaz mı?) Hemen Kuyucaklı Yusuf'u ardından Kürk Mantolu Madonna'yı ve İçimizdeki Şeytan romanlarını sindirdim ve ruhumun gerekli hücrelerine depo ettim. Açıkçası romanların olay örgüsü beni o kadar etkilememişti.Fakat karakterlerin iç mülahazaları ne olay örgüsünü ne de başka bir şeye ihtiyaç bırakmıyordu. Sanki S. Ali insanların olaylar karşısındaki tepkilerini incelemek üzere onların beyinlerine giriyor.Karar anına kadar geçen tüm aşamaları iyi ve ya kötü huylu ayırt etmeksizin inceleyen bir bilim insanı gibi hareket ediyordu.Kişinin kendine bile itiraf edemediği, en aşşağılık varlıkların özelliklerinin dahi her insanda bir miktarda olsa bulunabileceğini ispat ediyordu. En önemlisi ise sana seni sorgulatıyordu. Hem de tek bir karakterde olmuyordu bu sorgulama.Yeri geliyor Raif Efendi oluyor ya da Maria Puder olurken yeri geliyor ''kendiniz'' oluyordunuz. Öyle tahlilleri öyle edebi bir dil ile yazıya döküyordu ki şaşırmak bir yana mutlu oluyordum. Çünkü böyle tahlilleri kendimde yapmayı çok seviyordum birazda kibrimle hareket ederek ''her insan yapamaz'' diyor gururlanıyordum. Şimdi ise aradan 60 -70 yıl geçmesine rağmen halen tazeliğini koruyan kitapların yazarı ile aynı mülahazaları paylaşmak müthiş bir duyguydu.

Sanki her karakteri bir bütüne giden parçalardı. Tüm karakterler bir bireyi oluşturuyor kimisi bireyin iyi yönlerini ve ya açığa çıkarmakla gururlandığı yönleri kimisi de kötü,kötüleşmiş ve ya gizli kalan ihtirasların acı yüzünü temsil ediyordu.Her yazar kendi döneminin özelliklerini de mutlaka kitaplarına yansıtır. S. Ali Bey de kendi döneminin sorunlarına çok farklı açılardan bakmış yanlış batılılaşmanın üzerinde durduğu kadar körü körüne batıl inançlara bağlılığın ve yozlaşmanın nasıl tahribatlara sebep olduğunu da yine edebi bir dille konu edinmiştir.

Yeni Dünya kitabında dediği gibi''Dünyada kendisi için hiçbir şeyi olmayan bir insanın bile başkalarına yardım edecek bir şeyi vardır. Hiç olmazsa bir tek sözü.''O gerisinde insanlara yardım edecek bir çok söz bırakmıştı...


31 Oca 13:29

cevabi yazınız için Teşekkür ediyorum. belki okumuşsunuzdur ama muhabbet olsun diye söylemiş olayım: cahit zarifoğlu: romanlar adlı eseri keyf alacağınızı umuyorum yada ibrahim paşalı: istanbul kriterleri ve öğle uykusu kitapları. gayet güzel eserler

31 Oca 13:08

Söyledikleriniz doğru olabilir.Lakin tarihimiz bu gibi vakalarla akılda soru işareti bırakacak bulanık hadiselerle doludur.Şahsımca yazılarını beğendiğim doğru bulduğum bir yazarın yaşantısı da o derece doğru olmak zorunda değildir.Teşekkürler.

Faruk Aslan yazdı, 155 kez açıldı , 1 misafir olmak üzere 2 kişi beğendi , 1 yorum yapıldı.
7 Oca 17 14:00

Faruk Aslan

Puan: 82

Gelişme Kısmında Biten Hikaye

             Yine büyük konuşmuştu.''Ne saçma laf ediyorsunuz, ilk görüşte aşk diye bir saçmalıktan söz ediyorsunuz,ilk görüşünü geçtim aşk diye bir şey yoktur''demişti.Kendinden o kadar emindi ki kendisini dinleyen arkadaşlarına dönerek ekledi:İlk görüşte hoşlantı olur azizim.Sonrasında tanırsın,huyunu suyunu,soyunu sopunu öğrenir,kriterlerine uyar mı bakarsın.Aşkta neymiş?Birde tutturmuşlar platonik aşk(!).O da yok arkadaşlar.Bu bildiğimiz şefkattir.Nasıl ki anneniz sizi karşılıksız sever, siz ona seni sevmiyorum deseniz dahi o sizi sever işte tek taraflı aşk(!) budur.Eğer varsa aşk diye bir şey ancak karşılık gördüğün zaman aşk olur.Tek taraflı olmaz ''.Sözleri mantıklı gelmişti arkadaşlarına,zaten çoğu zaman mantıklı(!) konuşurdu.

               ''Peki ya bir gün biri çıkarsa karşına sesin düğümlenir konuşamazsan bunu neyle açıklarsın?'' dediler.Sustu.Bunu hiç düşünememişti.Telefon çaldı,müsaade istedi,kalktı ve evine gitti.''Günaydın arkadaşlar bugün sizden 3 kişilik gruplar oluşturarak Galata'nın mimarı yapısı hakkında bir sunum hazırlamanızı istiyorum''.dedi kel hoca.Lise yıllarından arkadaşına seslendi: ''Beni de al gruba Toprak''dedi.Akşam telefonu çaldı.''Yarın 12.00 da Galata da görüşürüyoruz''.Sabah kalktı.Aynaya baktı.Suratını inceledi ve çirkin olduğu kanısına tekrar vardı.Galataya vardı,kimse yoktu.Telefonuna yeltendiği anda omuzuna dokundu.''Toprak.Nerde kal...dı...n?Ihhhm...öhööhö...Tanıştırmayacak mısın bizi Toprak?''Toprak sözü aldı:''Bu Nalan bu da Mert.Mert hey Mert iyi misin?''dedi. Peki ya bir gün biri çıkarsa karşına sesin düğümlenir konuşamazsan bunu neyle açıklarsın?sorusu çınlıyordu kulaklarında.Olmuştu...konuşamamıştı...Keşke bu kadar olsa kalp atışları hızlanmış ne kadar duygu varsa hepsi içiçe geçmiş devasa Galata Kulesinin altında aşık olmuştu galiba.Yıllardır yok dediği şey karşısına çıkmıştı birdenbire.Bir çocuğun ilk oyuncağını kullanması gibi bir şeydi bu ne onu kullanacak  ne zekaya sahipti ne işlevini biliyordu, yalnızca o şey onu mutlu ediyordu.Akşam nasıl oldu bilinmiyordu artık.Eve geldi.Telefona sarıldı

-Ben bu kızı daha önce neden görmedim sınıfta toprak?

-Derse geldiğin mi var göreceksin?

-Bundan sonra ders kaçırırsam vurun beni

-Hayırdır?Hani aşk yoktu

                  Aşk yoktu tabi.Bu bir hoşlantıydı sadece.Ve yazar kararını verdi uzatmaya gerek yoktu.Gelişme kısmında bitmeliydi bu hikaye.Çünkü bu hikaye uzadıkça Mert'in canı çok yanacaktı.Çünkü Mert aynaya baktı ama kız çok güzeldi aralarında ne olabilirdi ki?Mert günlerce sırf belki görürüm diye koskoca semti turladı,apartman dairelerinin zillerine baktı,saatlerce yol gitti,şiirler yazdı ve bir gün aynaya baktı.'' bugün'' dedi.''Bugün o gün'' dedi çıktı dışarı gitti. Nalan'ın yanına geldi.''Sen''dedi.''Sen ölümüm ve kalımım''. Kız dedi:Arkadaş kalalım.Mert gitti evine ve aynaya baktı.

Faruk Aslan yazdı, 367 kez açıldı , 1 misafir olmak üzere 3 kişi beğendi , henüz yorum yapılmadı.
14 Eyl 15 06:00

Faruk Aslan

Puan: 82

Sen Küçüksün

İnsan hayatı anlamaya tam benim yaşlarımda başlar (17-18 ergenliğin bir tık üstü). Tabi bir iki sene oynayabilir insandan insana...

Fakat geleceğimizi yani on, on beş, yirmi sene sonrasını çok daha önceden belirleriz. Nasıl mı? Çocukken bize makul gelen büyüdükçe imkansızlaşan ya da gözümüzde büyüttüğümüz hayallerimizle. Yani küçük iken ne kadar büyük hayalleriniz varsa gelecekte o kadar büyüksünüz (Bu söz bence çok tutar). Tabi bu sözün geçerli olması için hayallerimizde küçülmeye gitmemeliyiz ya da "saçmalama" "çocuk aklınla karışma" "büyüklerin varken sen sus" gibi balyoz darbelerinden hayallerimizi ve düşüncelerimizi korumalıyız daha doğrusu korumalıydık.

Her insan doğduğu zaman bir bilim adamı potansiyelindedir. Bunu girdiğim üniversite deneme sınavındaki bir makaleye dayanarak söylüyorum. -Evet,o sıkıcı paragraf sorularından etkilendiğim hatta bazen sınavı bırakıp paragrafa daldığım gerçeği doğrudur.-Neyse efendim makalenin devamında anne-babaların çocukların sorularına cevap vermeyip, cevap verdikleri zamanlarda ise bir süre sonra o soru bombardımanına dayanamayarak kaçmalarıyla o potansiyeli körelttikleri yazıyordu. Hakikaten beni çok etkilemişti. Bir dakikalığına geçmişe gidelim. Neden etkilediğini anlayacaksın. Hatırlasana başbakan olacaktın ya da dünyayı uzaylılardan kurtaracaktın az kalsın unutuyorudum: Uçan araba yapacaktın dostum. Tamam, yeter. Yüzünde oluşan tebessümü görebiliyorum. (Yok, ben gülmedim, nerden görüyosun? diyenler ben de genelde gıcığımdır. Devam edin siz de bendensiniz.) Peki, şimdiye dönelim zaman makinemizle. Ne görüyorsun? Hayallerine yakın mısın? Yoksa ufukta bir karartı var da sen ne olduğunu bilmeden ona doğru kürek mi çekiyorsun? Yanıt hemen hemen yok gibi... Hem benim hem senin için. Daha kötüsü de olabilrdi. Hayır,ufukta hiç bir şey yok diyebilirdin.

Ölüm döşeğinde hayata, insanlığa ne faydam oldu diye oynatabildiğin tek uzvun olan gözlerini tavana dikerek kabz hali yaşamıyorsan, yaşamıyorsak ikimizinde şansı var demektir. Ne dersin? Değerlendirelim mi?

VESSELAM...