Ömer Faruk Ünal
Elimden Sokrates'e katılmaktan başka bir şey gelmiyor; bildiğim tek bilmediğimdir.

Türkiye Puanı

269 puan Mavi Kalem

Derecesi

54 [Toplam 1642 kişi]

Türkiye
Tümü(4)
Pinledikleri(0)
Ömer Faruk Ünal yazdı, 136 kez açıldı, 1 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
18 Oca '16 16:00
Platon'un Aşkı

Platon’un Aşkı

Bir felsefe romanı…

Meşhurdur, Alfred Whitehead Batı felsefesi “Batı felsefesi Platon’a düşülen dipnotlardan ibarettir.” der. Platon ortaya koyduğu felsefe ile düşüncede öyle bir kuşatıcılığa erişmiştir ki; düşünce serüveninin sınırlarını erken bir zamanda çizmiştir. Felsefe o sınırların içinde çeşitli salınımlar yaparak yoluna devam etmiştir. Fesefenin sınırlarını erken zamanda tayin eden bu büyük filozofun romanını yazmak ise ancak büyük bir romancının kalkışabileceği bir iştir. Ve evet, Rafet Elçi büyük bir romancıdır.

Günlük lisanımıza yerleşmiş platonik aşkın büyük bir bilgenin dimağından nasıl süzülüp de kavram dünyamıza yerleştiğinin romanıdır, Platon’un Aşkı. Platon’un felsefinden süzülmüş ve tarihe meydan okuyup günümüze kadar gelmiş bu aşkın hikayesini, ancak Platon’un idealırıyla ünsiyetini kurmuş ve O’nun felsefesini kendinde sindirmiş bir yazar anlatabilirdi. Ve evet Rafet Elçi bunu başardı. Bunu başarırken romancılığın inceliklerini, edebiyatın kimi zaman insanın tüylerini diken diken eden, kimi zaman gözlerini buğulandıran ve kimi zaman yüreğini kabartan o efsunlu gücünü kullandı. Romancılığını Platon’un felsefesine dost kıldı ve insanlığa gücünü aldığı Platon’un Aşkı gibi zamanın üstüne kurulacak bir roman kazandırdı. Bu ayrıca günümüz edebiyat dünyasına bir meydan okumaydı.

Sokrates ve onun insanlık tarihine ibretler sayfası olarak kalmış savunması… Platon’un kurmak için çabaladığı İdeal Devlet’i… peşinden koştuğumuz ideallerin cevherleri; İdealar… İnsanın sıkışıp kaldığı karanlığın resmi; Mağara Metaforu… Üzerine söz tükenmeyen bir dilemma: Aşk…

Bir aşkın etrafına örülmüş kadim bir felsefe ve bu aşkın arzdaki yansımaları; bir kadın, bir adam ve dram…

Platon’un Aşkı bunlar ve bunlardan daha fazlasıdır. O, fesefenin estetik bir sunumudur; felsefenin kelimlerle sanata dönüşmüş hâlidir.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.

Misafir

Ömer Faruk Ünal yazdı, 7 kez açıldı, 2 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
22 Nis '15 19:00
Haksızlık ve Suskunluk

Hakka tecavüz karşında her susuşumuzda o haksızlık bize yönelmiş potansiyel bir ibtiladır. Sustuğumuz haksızlık bizim başımıza geldiğinde buna sızlanmaya hakkımız yoktur. Çünkü biz onu bize ilişmediği müddetçe meşru saydık. Bizim o haksızlık karşısında suskunluğumuz buna açık bir delildir.

Yine bizim haksızlık karşısında susmamız o fenalığın yayılmasına bir katkıtıdır. Yani kötülüğün, fenalığın, fitnenin, ayrımcılığın yayılmasına pasif olarak katkıda bulunuyoruz demektir. Onlar yayıldıkça eninde sonunda bize de dokunacaktır. Bundan kaçış yoktur. Bizim başımıza gelen ibtilalar direkt ya da dolaylı bizden çıkıp yine bize dönücüdür. Biz ne yaptıysak kendimize yaptık. Başkalarının hakkını gözetirsek iyiliği, güzelliği, adaleti yayarsak bunların karşılığında esenlik, ferahlık, güzellik ve müreffeh bir hayat buluruz. Yine biz haksızlığa göz yumar, kötülüğe, fenalığa, fitneye tepki koymazsak bulacağamız haksızlık, iftiraya maruz kalmak, kötülük ve fenalığa düşmek kısacası belalara uğramaktır.

İster fert olarak ister toplum olarak ele alalım varacağımız sonuç aynıdır: haksızlık karşısında suskunluk belaya davetiyedir. Bizden çıkan şer ve hayır yine bize dönücüdür. Şerrin dönücü olması Allah'ın terbiye edici olmasındandır. O bizi iyiliğe ve güzelliğe dönmemiz ve onda sebat kılmamız için terbiye eder. Bu terbiye onun merhametinin izharıdır. Hayrın dönücü olması ise doğrudan yine onun merhametinin izharıdır. Şüphesiz Cenab-ı Hakk' ın merhameti gazabını kuşatmıştır.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.

Misafir

Ömer Faruk Ünal yazdı, 19 kez açıldı, 2 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
16 Nis '15 19:00
Ki̇tap Okumaya Dai̇r

Hiç şüphesiz kitap tarihin en önemli nesnelerinden biri olagelmiştir. Medeniyet dediğimiz insanlığın oluşturduğu birikimde kitabın taşıyıcı rolü çok önemlidir. Bir çok mühim malûmat bize kitaplar vasıtasıyla aktarılmıştır ve o malûmat yetkin kişilerin ellerinde işlenerek tekamül etmiş, medeniyetin tohumları zamanımızdan çok öncelerde atılmıştır. Kitabın bu medeniyet kuruculuğunu yani bir anlamda dölleyiciliğini unutmamamız gerekir. Bu bilinçle kitaplara karşı bir tavır geliştirmek ve kitap okuma serüvenine bu bilinçle devam etmek hiç şüphesiz okuyan kimseler için hayati öneme haizdir.

Kitabın medeniyet rahminin dölleyicisi olduğunu belirttik. Bu demek oluyor ki bir kitap insanlığın önüne yeni bir umut, yeni bir perspektif ve yeni bir hedef koyabilir. insanlığa yeni hayâller de sunabilir. Tarihe baktığımız zaman bunun örneklerini vermek zor olmayacaktır. Dostoyevski o eşsiz romanlarıyla psikolojinin dehlizlerine ışık tuttu. Bu insanlık için bir perspektifti. Platon Devlet'iyle insanlık için bir umut tohumu saçtı. Saçılan o tohum tomurcuk vermedi ama bize umut aşılamaya devam ediyor. Aristoteles ortaya koyduğu eserlerle Batının kendi tabiriyle Karanlık Çağına damgasını vurdu. Marx Das Kapital' iyle insanlığa yeni bir vizyon sundu. O günden beri milyonlarca insan Marx' ın vizyonunu takip ediyor. Öte yandan Mevlana Mesnevi'siyle insanlığa aşk suyundan serperek ferahlık verdi, vermeye devam ediyor. İbn Haldun Mukaddimesiyle sosyal bilimlerde bir çığır açtı. Sosyal bilimleri sağlam bir zemine oturttu ve ardından gelen ilim adamlarına sağlam bir zemin bıraktı. Kant Pratik Aklın Eleştiri'syle felsefede kırılma noktası oldu. Felsefe Kant' tan öncesi ve sonrası diye ikiye ayrıldı. Kısacası dünya üzerindeki dahiler ve eserleri insanlığın medeniyet bohçasının değerli meyveleri oldu. Bu zaviyeden baktığımızda kitabın değeri nasıl bir anlam kazanıyor? Cevabı sizlere bırakıyorum.

İnsanlık tarihini şekillendiren metinlere elini sürmeden yazar olduğu bir çağda yaşıyoruz artık. Ne anlattığı meçhul, asaletten yoksun, çiğ sözlerle doldurulmuş kitaplar rafların çok satanlar listesinden inmiyor. Hiç bir derinliği olmayan pembe dizi tadındaki romanlar, ne anlattığı meçhul gevezelik mukabilinden araştırma-incelemeler, siyasi manipülasyon için sipariş metinler rafların kahir ekseriyetini oluşturuyor artık. Kaç kişi platon okuyor? Kaç kişinin Sokrates' in erdemini okurken gözleri doluyor? Kim Tolstoy' un İtiraflarım' ını okurken o şiddetli sorulara kendini muhatap kılıyor? Kim Schopenhauer' in o meşhur karamsarlığının karanlıklarına dalmaya cesaret edebiliyor? Kaç kişi Mesnevi' yi eline alıp tefekkür semasında yolculuğa çıkıyor? Kaç solcu arkadaş Das Kapitali baştan sona okudu? Kaç kişi İbn Sina'dan mantık ilmini öğrenmeye gayret etti? Kim İbn Arabi' yi anlamaya gayret etti? Sorular uzamaktan yorulmaz, fakat biz bu sorulara muhatap olmaktan rahatsız olabiliriz.

Dünyanın seyrini değiştirmiş kimselerden ve onların eserlerinden bahsediyoruz burada. Çileli metinlerden, kelle götüren kelâmlardan, uğruna kan dökülmüş sözcüklerden bahsediyoruz. Peki biz ne okuyoruz?

Kitap okumak kesinlikle bir boş zaman meşgalesi ya da hobisi değildir. Kitap okumak tefekkür semasının kapısını tıklatmaktır. O dahilere olan vefa borcumuzu onların satırlarına gömülerek, onlarla kimi zaman cebelleşerek, sayfaların mahremine girmeye gayret ederek ödemektir. Kitap okuma sancılı bir iştir. Fikir sancısını beraber getirir. Okuduğunuz bir satı sizi bir sorunun çengeline takar ve orada asılı kalırsınız bir müddet. Kitap okumak o asılı kaldığın vakitte ayaklarının arza değmediğini hissetmektir. Şunu anlamalıyız ki kitap okumak dahileri okumaktır. Geri kalanlar zaman ve emek kaybından başka bir şey olmayacaktır.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.

Misafir

Ömer Faruk Ünal yazdı, 91 kez açıldı, 2 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
5 Nis '15 13:00
Doğu Batı Arasında İslam

Malumunuz Aliya İzzetbegoviç İslam dünyasının son yüzyılına damgasını vurmuş şahsiyetlerdendir. Bildiğiniz üzere kendisi Bilge Kral diye anılır. Bilmiyorum insanlar kendisine neden Bilge Kral dendiği üzerine kafa yordular mı? Fakat ben kendisinin Doğu Batı Arasında İslam kitabını okumaya başladığımda ve kitabı neredeyse yarıladığımda kendisine neden Bilge Kral dendiğini hemen idrak ettim. Aliya gerçek bir mütefekkir. Hatta son yüzyılın yetiştirdiği mütefekkirler arasında ismi sayılması elzem olan bir bilge. Bilgeliğinin meyvesi olarak da Doğu Batı Arasında İslam kitabını söylemek hiç şüphesiz elzemdir. Şimdi de biraz kitabın içeriğinden bahsedelim.

Kitap ilk olarak madde ile maneviyat düalizmini konu ederek bunları çeşitli başlık altında ele alıyor. Maddeyi tabiat ile tabiatı da bilim ile eşlerken; maneviyatı din ile eşliyor. Burada din genel manada metazifik öğretiler ve vaazlar toplamı olarak değerleniyor. Bilim-din fenomenlerini düalizm düzleminde çatıştırarak aralarındaki farkı ortaya net bir şekilde koymaya çalışıyor. Bu çatışmayı ortaya koyarken fenomenler üzerinden bir retorik kuruyor. İzlenen bu yöntem hiç şüphesiz okuyucunun zihnini kışkırtıyor. Okuyucu kitabı okurken kendini bir anda sanat felsefesi sahasında buluyor. Diğer sayfada ise tarih felsefesi bahsinde. Bir başka bölümde ise kendisini ahlâk felsefesi mevzularında düşünürken buluyor. Eserin bu açıdan ufuk açıcı olduğunu söylemek okuyucusu için bir borçtur. Bunu da satır arasına sıkıştıralım. Şüphesiz ki mevzuyu böyle çok vecheli değerlendirmek ancak bir müfefekkirin harcıdır. Aliya bu düalizm bahsini çok vecheli olarak ortaya koyduktan sonra İslam bahsiyle bu düalizmin İslam ile nasıl tevhide döndüğünden bahsedecektir.

- Tekâmûl ve Yaratılış

- Kültür ve Uygarlık

- Sanat fenomeni

- Ahlâk

- Kültür ve Tarih

- Dram ve Ütopya

- İslam, İki kutuplu Birlik

Madde ve maneviyat düalizmini bu vecheler üzerinden titizlikle işleyen Bilge Kral bize kendi entelektüel donanımını, münevver kimliğini sarih bir şekilde ifade etmiş oluyor. Kitabı bitirmediğin için konu başlıklarının detaylarına girmeyeceğim. O inşallah başka bir yazı konusu olsun. Burada bahsetmeye devam etmek istediğim şey Aliya' nın kültürel donanımı.

Aliya fikirlerini gayet sarih ve anlaşılır bir şekilde ifade ediyor. Dikkatimi çeken husus şu ki; yargılarını Batı'nın sanat ehlinden, fikir adamlarından, edebiyatçılardan iktibaslar yaparak güçlendiriyor. Bu ilk bakıldığında normal gelebilir fakat dikkat edilirse yukarıda serdettiğim başlıklar külli meselelerdir ve bu meseleler üzerinde külli yargılar kurmak ve bunu çeşitli alıntılarla desteklemek entelektüel bir kabiliyettir, düşünce gücünün şiddetini gösterir. Yine Aliya fikirlerini çeşitli kuruluş ve kurumların bildirilerinden ve istatistiklerinden faydalanarak güçlendiriyor. Ezcümle ele aldığı konuyu bir fikir adamının işlemesi gerektiği gibi hakkıyla işliyor.

Netice olarak Doğu Batı Arasında İslam kitabı Aliya İzzetbegoviç'i tanımak adına es geçilmesi kabul edilemez olan bir eserdir. Bilge Kral'ı bir ağaç olarak kabul edip onun hayatından sonra en olgun eseridir desek mübalâğa etmiş olmayız sanırım. Bu eseri, her satırını hazmede hazmede okuyarak Batı'nın materyalist dinamiklerini ve bunların neticelerini, dinin insan hayatındaki ve onunla ilintili fenomenlere tesirini tetkîk etmek bunun üzerine düşünmek okuyucu için bir gerekliliktir. Böyle bir eser dile gelse ve bizden hakkını talep etseydi ben inanıyorum ki kendisinin üzerine uzunca tefekkür etmeyi talep ederdi.

Son olarak kitabın elimdeki baskısı Yarın Yayınları baskısıdır. Çevirinin de gayet güzel olduğunu belirterek mütercimine şükranlarımızı sunalım. Yerli yerince kullanılan fikir dünyamızın birikimini yansıtan Osmanlıca kökenli kelimeler hiç şüphesiz metnin ek bir süsüdür. Bu kıymetli eserden istifade etmeniz temennisiyle yazımı sonlandırayım.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.

Misafir

07 Nis '15 13:16

Ömer Poyraz

Puan: 7460

Sıkı bir kitap inceleme yazısı olmuş. Tebrikler.

CEVAPLA