Türkiye Aktivitesi
246 ziyaret
1 online
Fatih Kaymakçı
Hakkında henüz bir şey yazmadı.

Türkiye Puanı

73 puan Mavi Kalem

Derecesi

73 [Toplam 1568 kişi]

Türkiye
Tümü(5)
Pinledikleri(0)
Fatih Kaymakçı yazdı, 55 kez açıldı , 1 misafir beğendi , henüz yorum yapılmadı.
19 Haz 17 13:00
Uyarlamanın Uyarlaması; Yerli Shameless
7a9d0a599c0d645bf7d6e022f70f9bfa1497870302

7a9d0a599c0d645bf7d6e022f70f9bfa1497870302

Bu diziyi takip edenler, hatta hiç isminin duymayanlar bile son yıllarda defalarca kez ‘’yerli Shameless geliyor’’ haberine maruz kalmıştır.Öncelikle şu ayrımı yapmak gerekir, şu anda devam eden ve çoğunluk tarafından bilinen,orjinali olan İngiliz versiyondan uyarlanan, Amerikan versiyonudur.Yerli versiyon,uyarlama olan Amerikan versiyonunun uyarlaması olacak, yani uyarlamanın uyarlaması bir yapım bizi bekliyor. Editörler bu haberi yayınlarken uyarlama olan versiyonun (Amerikan) fotoğraflarını kullanıp sanki orjinali bu da Türk versiyonu da bundan uyarlanacakmış gibi bir algı oluşturuyorlar.

Dizinin içeriğine gelecek olursak, bolca uyuşturucu,alkol ve sigara içermektedir. Tabii ki sadece bununla sınırlı değil, ‘’aykırı’’ ilişkilerin sıradanlaştığı, uyuşturucu ticareti yapan bir çocuğun ve hırsızlığın sevimli gösterilmeye çalışıldığı ve bilimum ‘’aykırı’’ söz ve eylemin içerdiği bu dizinin RTÜK filtresinden nasıl geçirilip de yayınlanacağı ise bu diziyi izleyenlerin en büyük merakıdır.

Şu ana kadar yayınlanan 84 bölümden rastgele bir bölüm seçilerek ve yine rastgele seçilen 1 dakikası yayınlanmak istense büyük ihtimalle o kanalın yayın hayatına son verilir. O halde böylesine bir dizinin RTÜK şartlarına uyarlanarak kırpılması ise diziyi uyarlama versiyondan uzaklaştırır, kafamıza göre bir yapım ortaya çıkarmış oluruz.

Diziye yönelik en temel eleştirilerden birisi de bizim ülkemize,toplumumuza ve kültürümüze uygun olmadığı ve genel ahlak kurallarına bir hayli ters düştüğü şeklinde hatta eleştirinin ötesinde çok ağır tepkiler de var diyebilirim. Bu tepkiler ve eleştiriler doğru ve haklılık payları var fakat şu anda yayınlanan yerli dizilerin kaç tanesi gerçekten toplumumuzu ve kültürümüzü yansıtıyor ? Ya da bir dizi illa o ülkenin kültürünü mü yansıtmak zorunda ? Dizilerin böyle bir görevi mi var ? Orası da ayrı bir tartışma.

Neticede böylesine ‘’aykırı’’ bir dizinin Türkiye şartlarında orjinaline sadık kalınarak yayınlanması imkansız gibi duruyor ya da kameraya lens yerine buzlu cam takılırsa kökten bir çözüm olabilir. 

Fatih Kaymakçı yazdı, 90 kez açıldı , 1 misafir beğendi , henüz yorum yapılmadı.
26 Şub 17 14:00
Bu Sistem Neden Bizi Bu Kadar İlgilendiriyor ?

Hayatımızın her alanında olduğu gibi 16 Nisan'daki halk oylamasında da kesin bir çizgiyle ikiye bölünmüş durumdayız.Oyumuz ''Evet'' ise mükemmel bir sistemi ülkeye sihirli değnek değecekmiş edasıyla savunurken,

Eğer oyumuz ''Hayır'' ise tek adam rejimi,diktatörlük gibi temeli olmayan argümanlarla karşı çıkıyoruz.

On sekiz maddeden oluşan sistemi birçoklarımız okumuyor (ki okumasıda gerekmez) siyasi görüşümüze yakın kişilerin söylemlerine göre hareket ediyoruz (ki bu da çok normal) fakat biraz evvel bahsettiğim ''diktatörlük,tek adam rejimi'' ya da ''mükemmel bir sistem,ülkeyi uçuracak'' gibi kesin söylemlerde bulunurken bunların da gerekli açıklamalarını yapmak gerekir.Gerek sosyal medyada gerekse televizyonlarda hukukçular dahi bu sistemi yorumlarken çarpıtarak,kelimeleri cımbızla çekerek kendine göre yorumluyor.

İnsanların bu sistemin gelmesi veya gelmemesi durumuna bu kadar anlam yüklemesinin gereksiz ve saçma olduğunu düşünüyorum.Bu sistem ülkenin %99'unu doğrudan etkilemiyor bile.Yasama,yürütme ve yargı kollarının işleyişiyle ilgili yapılan bu değişikliklerde seçilme yaşının düşürülmesi dışında halkı etkileyen bir madde yok.

Hükümetin,muhalefetin ve aktif siyasette yer alanların düşünmesi,tartışması ve ''savaşması'' gerekirken bu sistemden zerre etkilenmeyecek insanların ''savaştığını'' görmek kimseye tuhaf gelmiyor herhalde.

Bir düşünelim velev ki bu sistem geldi benim işimi,okulumu varsa sosyal hayatımı etkilemeyecek bile.İşssizlik mi artacak ? Dolar ve Euro mu fırlayacak ? Enflasyon tavan mı yapacak ?

Bırakalım 18 yaşında milletvekili adayı gösteren parti düşünsün,bırakalım siyasi partiler hükümeti kurmak için %50+1'i nasıl alacaklarını düşünsün,bırakalım bir grup hakim ve savcı nasıl yükselebileceklerini düşünsün.

Ya da bu sistem halk oylamasıyla reddedildi.Bu sefer ne değişecek ? Hiçbir şey.Sadece yönetim sorunu ertelenmiş olacak.

Cumhurbaşkanı,hükümet,muhalefet kaldığı yerden devam edecek,üretim durmayacak,devlet terörle mücadele etmeye devam edecek..

Tabii ki bu referandum sürecinde insanların görüşlerini bildirmeleri, eleştirilerini yapmaları gayet normal ülke yönetiminde alınan kararlarda halk etkin rol almalı ve politikaya çok uzak olmamalı fakat bunu holiganizme çevirmeden, orta yolu bularak,çizgileri aşmadan tepkisini veya desteğini göstermelidir.

Sonuç olarak referandumda ''Evet'' çıkarsa hayırcıların ''Hayır'' çıkarsa evetçilerin hayatını doğrudan etkileyen önemli değişiklikler olmayacaktır.

Sonuç ne çıkarsa çıksın referandum öncesi yapılan bu tartışmaların,kavgaların referandumdan sonra hiçbiri hatırlanmayacak,bu sistem değişikliğinin de halk için hayati bir önem taşımadığı görülecektir. 

Fatih Kaymakçı yazdı, 131 kez açıldı , 2 misafir beğendi , henüz yorum yapılmadı.
1 Oca 17 22:00
Gerçekten Sistem Başkanlık mı ?
4c67d61025e239bc35f54d29c0a6a1421483289600

4c67d61025e239bc35f54d29c0a6a1421483289600

Son yıllarda bir türlü gündemden düşmeyen geçtiğimiz günlerde de Anayasa Komisyonu'ndan geçen Anayasa değişikliğiyle birlikte birçoklarının artık adını dahi duyduğunda gına getiren Başkanlık ya da yumuşatılmış biçimiyle Cumhurbaşkanlığı sistemi üzerinde gerçekten toplum yeteri kadar bilgi sahibi mi ? ya da olmak zorunda mı? o da ayrı bir tartışma konusu.

Öncellikle şunu söylemeliyim ki gerek iktidar tarafından gerekse muhalefet tarafından faydalı ve bilgilendirici bir şekilde sistem tartışması yapılmıyor. Bir taraf bu sistemin gelmesi halinde ülkeye sihirli bir değnek değecekmiş edasıyla savunurken,diğer taraf ülkeye diktatörlük geleceğini savunabilmektedir.Bana göre ikisi de yanlış.Zira bütün sorunları sadece sistem üzerine indirgemek ne kadar yanlışsa bu sistemin diktatörlüğü doğuracağını savunmakta o kadar yanlıştır.Diktatör olacak birisi ne sistem tanır ne de kanun yani birisinin diktatör olma hevesinin parlamenter sistem tarafından engellendiğini düşünmek oldukça gülünç.

İşin bir de hiç konuşulmayan teknik boyutu var.İnsanlar çoğunlukla oy verdikleri partilere göre hareket ettikleri için eminim birçok kişi TBMM'ye gelen anayasa maddelerine göz atmamıştır.

Bu sistemin iyi ya da kötü olması tartışılır ama bu sistemin Başkanlık ya da Cumburbaşkanlığı sistemi olmadığı açık ve nettir.Zira bir sisteme Başkanlık sistemi diyebilmemiz için üç maddenin kesinlikle olması gerekir.Bu üç madde şöyledir;

a) Yürütme organı tek kişiliktir.

b) Başkan halk tarafından seçilir.

c) Başkan,yasama organının güvenine dayanmaz.

Baktığımızda ilk iki maddenin sağlandığı fakat üçüncü maddenin bizdeki Başkanlık sistemiyle uyuşmadığı görülmüştür.Zira getirilen anayasa değişikliği teklifinde TBMM'ye ve Cumhurbaşkanına karşılıklı  fesih yetkisi verilmiştir.Yani yürütme organı yasama tarafından denetlenebilmektedir.Bu özellikte parlamenter sistemin bir gerekliliğidir.Bu da bu sistemin Başkanlık sistemi olmadığını göstermektedir.

Peki Başkanlık sistemi değilse bu sistem nedir ? 

Açıkçası yine ülke olarak farkımızı ortaya koyduk ve biraz oradan biraz buradan alarak bir şekilde kendimize göre bir kılıf uydurduk.

Genel olarak bu sistem ne Başkanlık, ne Parlamenter, ne de Yarı-Başkanlık sistemidir. Cem Yılmaz'ın tabiriyle ''hepsinden azar azar ortaya yap'' şeklinde bir sistemdir.

Fatih Kaymakçı yazdı, 222 kez açıldı , 5 misafir beğendi , 8 yorum yapıldı.
25 Ara 16 06:00
Demokrasi Hayatımızın Neresinde ?
13e96b343881389bc4772f07fdd369ea1482609977

13e96b343881389bc4772f07fdd369ea1482609977

Demokrasi,etkin siyasal makamların,düzenli aralıklarla tekrarlanan,birden fazla partinin katıldığı,yöneticilerin ya da iktidarın serbest seçimlerle belirlendiği ve temel hakların güvence altına alınmış olduğu rejimdir.1970’lerde dünyadaki toplumların dörtte üçü yetkeci sayılabilirdi.Günümüzde ise özellikle Komünist blokunun yıkılmasıyla toplumların yaklaşık %75’i demokrasiye geçiş yapmıştır. (Her ne kadar Rusya ve bazı Orta Asya ülkelerinde demokrasinin sadece adı olsa bile)

Peki ne oldu da toplumlar demokrasiye geçiş yaptı? Bunun tabii ki birçok nedeni var;Küreselleşen dünyayla uluslararasındaki temasların artması(bunun en iyi örneği 1989’da Polonya’daki devrimin Macarları harekete geçirmesi),BM ve AB gibi uluslararası örgütlerin yetkeci devletler üzerinde demokratik olmaları yönünde baskı yapması,devletler için büyük önem taşıyan dev şirketlerin demokratik ülkelerle çalışmak istemesi gibi nedenleri sayabiliriz.(ki bu da çok tartışmalıdır.) Bu nedenle bazı sosyologlar küreselleşmenin de etkisiyle Çin,Küba,Kuzey Kore gibi ülkelerin de ileriki yıllarda demokratik adımlar atacaklarını savunmaktadır.

Demokrasi ne değildir? Eminim ki kimse kendini anti demokratik olarak görmez ama ‘’Çoğunluk azınlığa hükmeder.’’ yanılgısına birçok kişi kapılır.Kişinin temel hakları başka bireylerin iradesine ya da keyfine sunulamaz ,bunun en iyi örneklerinden biri 2008’de TBMM’de ‘’üniversitelerde başörtüsünün serbestliği’’ konusunun oylamaya sunulmasını söyleyebilirim.Zira böyle bir şeyin oylamaya sunulması dahi utanç vericidir.

Demokrasinin Sınırı Var mı ? Her ne kadar demokrasi en iyi yönetim biçimi de olsa hayatımızın her yerinde onu kullanmamız saçma olur.Örneğin;Herhangi bir bireye demokratik olup olmadığını sorduğumuzda kendisinden emin bir şekilde ‘’Evet’’ yanıtını alırız ve ardından devam ederek demokrasinin kendisi için bir vazgeçilmez olduğunu hatta bir yaşam tarzı olduğunu dile getirir.Bunun kanıtı olarak da ailede görevlerin paylaşıldığını kendisinin eve ekmek getirdiğini eşinin de ev işlerini yaptığını,çocuklara baktığını ve çocuklarını sporla ya da sanatla ilgili kursa vermek arasında kendisine göre tercih yaptığını yahut çocuklarının gideceği okulları,giyeceği kıyafetleri bile kendilerinin –ebeveynlerin- seçtiğini duymamız çok uzak bir ihtimal değildir..Belki de doğru olanı budur ama demokrasiyi hayatımızın her alanında olduğunu söylersek işte o zaman büyük bir yanılgıya düşmüş oluruz.

Özetlemek gerekirse demokrasi sandıktır ama her oylama demokrasi değildir.Yani kişi haklarını oylamaya sunarak demokrasiyi savunmuş olmuyorsunuz aksine kişi haklarını ihlal etmiş oluyorsunuz.

Neticede demokrasinin ne olduğu kadar ne olmadığını da iyi kavrayabilmemiz gerekir.

Tabii o zamana kadar ‘’demokrasi’’ diye bir kavram kalırsa… 

28 Ara 12:40

Misafir

Demokrat Adnan Menderes yaşasın demokrasi , darbeci ismet inönü ,cemal gürsel allah belanızı versin

27 Ara 16:22

Kusura bakılacak bir durum yok, asıl ben eleştiriniz için teşekkür ederim. :)

Fatih Kaymakçı yazdı, 155 kez açıldı , 1 misafir olmak üzere 4 kişi beğendi , henüz yorum yapılmadı.
18 Ara 16 22:00
Büyük Meseleleri Tartışmak
ab25fe96759902e5f4ebf086393da3061482070957

ab25fe96759902e5f4ebf086393da3061482070957

 Ülkemizin bulunduğu coğrafya itibariyle insanların apolitik olmasının ve kalmasının oldukça zor olduğu bilinen bir gerçektir.

 Hayatın her alanında sokakta,işte,evde,tatilde hatta en son olması gereken yerde okullarda bile politika çok önemli bir konuma sahiptir.

  Politika hayatın her alanına yön vermektedir. Hatta bu öyle bir seviyededir ki dokunulamaz olarak kabul gören hayat,hürriyet,mülkiyet haklarını bile yok saymaktadır.

  Bunun en somut örneği; Yeni tanışılan bir insana ilk önce nereli olduğu sorulur. Ve muhtemeldir ki Trabzon'lu birisinin Tunceli'li birisiyle çok fazla muhabbet etme ve ilişki kurma şansı yoktur.

  İnsanlar aslında bundan rahatsız değildir. Çünkü kendilerince geçerli gerekçelerle bunları sıralarlar.Fakat gerekçelerin birçoğu geçmişte kalmış ya da kişinin gündelik ilişkilerini etkileyemecek düzeyde olan ''Makro'' sorunlardır.

  Makro sorunlar demişken sahi insanlar neden ilgileniyor bu sorunlarla ? Asgari ücretle geçinen birisinin Rus uçağının düşürülmesiyle, kahvede oturan emekli amcanın doların yükselip-düşmesiyle,bir lise öğrencisinin kabinede hangi bakanın olacağıyla vs. ilgilenmesi onları dolaylı yoldan bile etkilemeyecek iken neden hayatlarının merkezlerine alıyorlar ? Ya da ülkedeki her kesimden insan neden Baro seçimlerini yahut Danıştay seçimlerini takip ediyor ? 

  İnsanlar bu sorunları gündemde tutarken gündelik hayatını kolaylaştıracak olan ''Mikro'' sorunları çözme yolundan daima kaçınmaktalar. Hatta bu sorunlarla uğraşanları da eleştirmekten geri durmuyorlar.

  Geç gelen otobüsü, sürekli değişen kaldırım taşlarını, kamu kurumlarında çözülemeyen sorunları, devlet hastanesinde memnun kalınmayan doktoru, trafikte emniyet şeridinden giden aracı kaç kişi şikayet ediyor 

  Belki de bu ufak gibi görünen sorunları çözererek gelecekte oluşacabilecek potansiyel makro sorunları yumuşatabiliriz. Bu sayede ''karnında neşter unutulan hasta'' gibi haberlere maruz kalmayız.