İyi Yazarlar
İyi Okurlar

Abdulhamid Osmanoğlu

13 / Puan: 4.92

İstanbul

Sıla Münir

17 / Puan: 4

İstanbul

Alpay Gökçe

22 / Puan: 3.62

İstanbul

Sezer Emlik

41 / Puan: 2.62

Bartın

Fikir Teri

109 / Puan: 1.4

Ankara

Faruk Aslan

421 / Puan: 0.67

İstanbul

Fatih Kaymakçı

462 / Puan: 0.5

İstanbul

Ali İşeri

485 / Puan: 0.33

İstanbul

Esra Şengül

486 / Puan: 0.33

Adana

Afşar Kaplan

504 / Puan: 0.17

Kahramanmaraş

Bir sonraki paylaşıma yaklaşık 47 dakika kaldı.

Esra Şengül yazdı, 3 kez okundu, henüz yorum yapılmadı.
27 Haz 17:00

Esra Şengül

Puan: 0.33

Boş Sayfalar

Yürekler de, boş sayfalar gibidir.

Hangi sevdayı koyu yazarsan yaz;

Bir gün, silmek zorunda kaldığında aşınacaktır yüreğin.

İzi, sildiğinde belli belirsiz olmalı ki;

Yüreğin, aşınmasın...

Bu yüzden; ne kalemi, sayfaya güçlü bastırmalı,

Ne de sevdayı, yüreğe!

Esra Şengül yazdı, 17 kez okundu, 1 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
24 Haz 01:00

Esra Şengül

Puan: 0.33

Aşk Mayası

Kalplere "aşk" mayalar olduk.

"Ya tutarsa" misali...

Zorla sevmeye, sevilmeye çalışıyoruz.

Kalplerimizi öldürdük; aşkı da, zamana bıraktık.

"Zamanla severim, zamanla sever" cümleleri düşmez oldu dilimizden.

Bu düşünceyle, ömrümüzü yanlış kişilerin yanında tüketiyoruz.

Ve kalplerimizdeki o boşluk hissi...

Ne yaparsa yapsın; zamanla severim dediğin, dolduramıyor o boşluğu...

Sonra gözlerin;

Boş boş uzaklara bakıyor.

Yüreğinin ta ortasında memnuniyetsiz küçük bir kız çocuğu, feryat figan ediyor...

Hür kalsın kalbiniz, bırakın!

O, bulur; konacak en doğru yüreği...

Abdulhamid Osmanoğlu yazdı, 269 kez okundu, 24 misafir beğendi, 1 yorum yapıldı.
23 Haz 17:00
Ayasofya Camii Açılıyor Savaşa Hazır Olun!

Ayasofya Cami, Kadir Gecesinde; “Namazı sonra kılınmak üzere” muhteşem bir ezan sesi ile İslam alemini selamladı…

Müminler neşeli ve huzurlu…

Fatih sultan Mehmet Hanın biraz olsa hiddeti dinmiş gibi…

Avrupa, Yunanistan üzerinden bağırıp çağırıyor…

AİHM, 2014 yılında Türkiye’ye kestiği “inanç özgürlüğünün ihlalinin” faturasını nedense Ayasofya caminde okunan ezandan hemen sonra veriyor....

UNESCO Hristiyan alemini harlamaya ve kışkırtmaya çalışıyor: “Bu ilk kez olmuyor, Türk hükümetine Ayasofya’nın dünya mirası olarak kalması gerektiğini daha önce de söyledik, bunu tekrarlayacağız” Bu mesaj Türkiye’ye değil Hristiyanlara....

Evet, küfür tek millettir!

Ayasofya Cami tekrardan Müslümanlara ibadete açılacaktır bunda bir şüphemiz yok…

İçimizdeki adı: Ahmet, Mehmet olan kripto Hristiyan ve Yahudilerin hoşuna gitmese de!

Her secdemiz bir mühür olacak...

Sultan Ahmet Cami hazırlan, Refik'in geliyor...

25 Haz 07:16

Misafir

Ayasofya cami ile ilgili bu yazınız çok güzel olmuş kaleminize ve yüreğinize sağlık...

Burhan Çekici yazdı, 11 kez okundu, henüz yorum yapılmadı.
22 Haz 21:00

Burhan Çekici

Puan: 0.07

Aşk Şarkısı

Bozuk bir plak,

Sadece seni çalardı,

Ve hep seni dinlerdim, seni severdim.

Sebebi yoktu seni sevmenin,

Zaten hiçbir sebep de aramıyordum.

Öyle güzeldi ki seni sevmek,

İlkbaharda yağan yağmur gibiydin.

Gökkuşağının sonsuz renkleri kadar güzeldin.

Ve öyle güzeldi ki seni sevmek,

Bambaşkaydın..

Tarifi yoktu seni sevmenin,

Anlatsam, kelimeler kifayetsiz kalıyordu.

Anlatamıyordum.

İçimde saklıyor, orada büyütüyordum seni.

Kimseye göstermeden, gizlice seviyordum.

Şarkıların nakaratı kadar güzeldi gözlerin,

Her şarkının bir bitişi vardı,

Seni sevmenin, sana olan hasretin

Bir sonu, bir bitimi yokmuş..

Fatih Kaymakçı yazdı, 21 kez okundu, 1 misafir beğendi, henüz yorum yapılmadı.
19 Haz 13:00
Uyarlamanın Uyarlaması; Yerli Shameless
7a9d0a599c0d645bf7d6e022f70f9bfa1497870302

7a9d0a599c0d645bf7d6e022f70f9bfa1497870302

Bu diziyi takip edenler, hatta hiç isminin duymayanlar bile son yıllarda defalarca kez ‘’yerli Shameless geliyor’’ haberine maruz kalmıştır.Öncelikle şu ayrımı yapmak gerekir, şu anda devam eden ve çoğunluk tarafından bilinen,orjinali olan İngiliz versiyondan uyarlanan, Amerikan versiyonudur.Yerli versiyon,uyarlama olan Amerikan versiyonunun uyarlaması olacak, yani uyarlamanın uyarlaması bir yapım bizi bekliyor. Editörler bu haberi yayınlarken uyarlama olan versiyonun (Amerikan) fotoğraflarını kullanıp sanki orjinali bu da Türk versiyonu da bundan uyarlanacakmış gibi bir algı oluşturuyorlar.

Dizinin içeriğine gelecek olursak, bolca uyuşturucu,alkol ve sigara içermektedir. Tabii ki sadece bununla sınırlı değil, ‘’aykırı’’ ilişkilerin sıradanlaştığı, uyuşturucu ticareti yapan bir çocuğun ve hırsızlığın sevimli gösterilmeye çalışıldığı ve bilimum ‘’aykırı’’ söz ve eylemin içerdiği bu dizinin RTÜK filtresinden nasıl geçirilip de yayınlanacağı ise bu diziyi izleyenlerin en büyük merakıdır.

Şu ana kadar yayınlanan 84 bölümden rastgele bir bölüm seçilerek ve yine rastgele seçilen 1 dakikası yayınlanmak istense büyük ihtimalle o kanalın yayın hayatına son verilir. O halde böylesine bir dizinin RTÜK şartlarına uyarlanarak kırpılması ise diziyi uyarlama versiyondan uzaklaştırır, kafamıza göre bir yapım ortaya çıkarmış oluruz.

Diziye yönelik en temel eleştirilerden birisi de bizim ülkemize,toplumumuza ve kültürümüze uygun olmadığı ve genel ahlak kurallarına bir hayli ters düştüğü şeklinde hatta eleştirinin ötesinde çok ağır tepkiler de var diyebilirim. Bu tepkiler ve eleştiriler doğru ve haklılık payları var fakat şu anda yayınlanan yerli dizilerin kaç tanesi gerçekten toplumumuzu ve kültürümüzü yansıtıyor ? Ya da bir dizi illa o ülkenin kültürünü mü yansıtmak zorunda ? Dizilerin böyle bir görevi mi var ? Orası da ayrı bir tartışma.

Neticede böylesine ‘’aykırı’’ bir dizinin Türkiye şartlarında orjinaline sadık kalınarak yayınlanması imkansız gibi duruyor ya da kameraya lens yerine buzlu cam takılırsa kökten bir çözüm olabilir.

Esra Şengül yazdı, 33 kez okundu, 2 misafir beğendi, henüz yorum yapılmadı.
19 Haz 01:00

Esra Şengül

Puan: 0.33

Veda Tortusu

Başımı koydurmadığın dizlerine:

Dizelerimi koy da bak!

Tutulmazsın vebaya, korkma!

İnan, bir veda tortusundan başka bir şey değil bunlar!

Esra Şengül yazdı, 43 kez okundu, 1 misafir olmak üzere 2 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
15 Haz 21:00

Esra Şengül

Puan: 0.33

Araftayım

Açmaza düştüğünde;

"Kalbinin sesini dinle" derler hep.

Böylesi bir açmazın içinde; öylesine uğultulu ki yüreğim...

Ne söylüyor, duyamıyorum!

Yüreğime, "fizan" olmak da varmış alınyazımda...

Bu denli uzakken ona;

Nerede olayım?

Araftayım...

Alpay Gökçe yazdı, 98 kez okundu, 2 misafir beğendi, henüz yorum yapılmadı.
15 Haz 01:00

Alpay Gökçe

Puan: 3.62

Türkiye'nin Zorlu Yolculuğu
8df9854040b23e00f88c95cc777be1cd1497482151

8df9854040b23e00f88c95cc777be1cd1497482151

15 Temmuz hain darbe girişimi sonrası farklı bir yol izleyen Türkiye, kendi içinde toparlanmaya gitmek istese de bir türlü gidemiyor. Peki ya neden? Ya da gidiyor mu, gitmek istiyor mu? Yoksa gitmek istemiyor mu?

Bu gibi sorular yüzünden allak bullak oldu insanların zihinleri maalesef. Tam 9 ay sonra, bu alçak darbe girişiminin ardından 16 Nisan'da Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi Referandumu'na gidildi. Rekor bir katılım seviyesi ile, yakın denilecek oy kullanımıyla sisteme "Evet" denildi. Hemen ardından beklenti oldukça yüksekti tabi ki.

Neden beklemesin ki insanlar? Yıllardır bu dava yolunda zaman harcayanlar, milleti için, devleti için, ülküsü için, hayatı için yaşamından parçaları eskide bırakan onca insan. Neden beklemesin?

15 Temmuz'da 249 vatandaşımız şehit oldu, 2149 vatandaşımız yaralandı. Biz millet olarak geçmişi çabuk unutsak da, bunu asla unutmayacağız belli ki. Buradan yola çıkarak beklentilerimiz arttı mı? Evet arttı. Bunca aile, acı çeken onca insan, hayatı boyunca liyakattan şikayetçi vatandaşlarımız, devletine küskün öğrenciler, sadece maaş almayı bekleyen memurlar, hükümeti sevmeyen öğretmenler, daha bu gibi nice vatandaşımızı sayabiliriz. Peki ya bu insanların neden istekleri arttı? Neden beklentileri yükseldi? Hiç düşündünüz mü?

Kıymetli okurlar, Türkiye'de yaşayan her vatandaşın artık beklentisi arttı. Ne bekliyoruz biliyor musunuz? Adalet ve Kalkınma Partisi'nden, Adalet ve Kalkınma bekliyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi'nden, Cumhuriyet'e saygı ve Halk'a yakınlık bekliyoruz. Milliyetçi Hareket Partisi'nden, milli duygular içeren öneriler, ve Türklüğü yüceltmek için elinden geleni yapan bir hareket inşaası bekliyoruz. Biz artık bu ülkede, huzurlu, mutlu, adaletli, refah seviyesi yüksek, doğal, ekonomik olarak kalkınabilen ve hani sürekli kullanıyorsunuz ya, "müreffeh" bir Türkiye istiyoruz. 15 Temmuz'u Direniş olarak gören bizler, 16 Nisan'ı Diriliş olarak yaşatmak istedik. 16 Nisan'da 2 tercihten birini seçen değerli vatandaşlarımız da, bu ülkede bir katkı yapmak istedi. 2019'da aktif olacak sisteme "Evet" ve "Hayır" dedi. Siyasetçiler ise, Türkiye ilerleyecek dedi. Kalkınacak, adalet doğru işleyecek, suçlar cezasız kalmayacak, suçsuzlar ceza almayacak, terör bitecek, alçak FETÖ ile, hain PKK ile mücadele kararlı olacak diye bizlere söz verdi. Bunlardan memnun olan Türkiye Cumhuriyetinin değerli vatandaşları, "biz size güveniyoruz" dedi. Hem hükümeti seven, hem sevmeyen, Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip ERDOĞAN'ı seven, sevmeyen herkes "güvendiğini" ve "inandığını" bir şekilde açık etti. Bu durumdan sonra da bizlerin beklentisi arttı.

Gelgelelim günümüzde yaşanan olaylara. 15 Temmuz'un üzerinden tam 11 ay geçti. Millet yetkiyi verdi, hem de sonuna kadar. Daha önce işlenen suçları saymıyorum bile. Nerede bunların cezası? Devlet neden gerekeni yapmıyor? Soruları sokaktaki insanların kafasında oluştu mu? Evet oluştu. Bu Türkiye'yi felakete götürür. Siyasi krize yol açar, hangi siyasetçi, hangi siyasi parti bu durumdan memnun olur bilmiyorum açıkçası. Ekonomideki küçük toparlanma hepimizi mutlu etti, bu doğru. Fakat ya insanların içindeki güven duygularına zarar verirsek? Zarar vermeye başladığımızı düşünüyorum. Bu insanların karşısına nasıl çıkarız? Nasıl bu insanlara aklımızdakileri, inandığımız doğruları, davamızı, nasıl yol yürüdüğümüz Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip ERDOĞAN'ın liderliğini yaptığı menzile varmak için yapmak istediklerimizi insanlara nasıl anlatırız? Bu soruları hiç düşündünüz mü değerli okurlar, ben çok düşündüm. Her an da düşünüyorum. Devletimiz de en azından biz kadar düşünüyordur cümlesini kurmadan edemiyorum.

Televizyondan duyduklarımız, etrafımızda gördüklerimiz her ne kadar iç açıcı olmasa da, bu gibi soruları kendimize sormak iyi gelecektir diye düşünüyorum. Her zamanki gibi devletimize, bu aziz milletimize güvenimiz tam. Fakat artık reaksiyon gösterme vakti değil midir? İnsanlara karşı samimiyetimizi, güven duygularımızı bir kaybedersek, vay halimize. İnsanlar artık, birilerinin oraya buraya yürümesine, tencere tava çalmasına, ekranlardan yalanlar savurmasına bakmıyor, inanmıyor. İnsanlar gerçekleri daha kolay öğreniyor ve düşünebiliyor artık. Başkalarının yanlışlarıyla kendimize pay çıkarmak yerine önce kendimize bakmamız lazım. İnsanlar artık podyumlarda görünen hainleri, siyasetçi kılığındaki şeytanları, terör sevicileri, alçak gazeteci kılığındakileri, televizyondan haber yapmak adı altında hainlik yapanları kodeste görmek istiyor. İnsanlara hak ettiği değer verilsin istiyor, başka şey değil. Biz bugün bunu başaramazsak, yarın insanların yüzüne bakacak yüzümüz kalmaz. Aman diyelim, hissetiklerimiz değil, doğrular gerçek olsun.

Tevhidin ruhu adalettir. Adaleti bir kez bile incitirsen gök kubbe başımıza yıkılır. Haydi selametle...




Puanınız henüz bir paylaşımı sahiplenebilecek kadar yüksek değil.

Sıla Münir yazdı, 48 kez okundu, 2 misafir olmak üzere 5 kişi beğendi, 2 yorum yapıldı.
14 Haz 13:00
Başsız Bir Yazı
0530521f54c340adc987a1473a6ce1c91497432728

(Ana başlık atmadım çünkü, dört başlıklı bir hatıra silsilesi ile yazımı toparlamaya çalıştım.)

Allahü teâlâ'ya şükr ve hamd içerisinde hatıralarımı paylaşmaya devam ediyorum.

'Vay arkadaş, ne hatıraymış, yaz yaz bitmedi!' diyorsunuz değil mi?

Ben de bu kadarını tahmin etmiyordum. Sanki ben yazdıkça bir kutu daha açılıyor, hafızam her birini sıra sıra önüme seriyor...

Çocukluk hatıralarını biriktiren ve güzelleşmesine katkıda bulunan en mühim şeylerden biri, iyi komşulardır. Hele meyve bahçeleri, ahır ve kümesleri varsa...

BÜYÜK BAŞIN DERDİ.....

0530521f54c340adc987a1473a6ce1c91497432728

Çocukken komşunun devâsa ahırının devâsa bahçesine giderdik iki üç arkadaş. İçeri girmez, eni yaklaşık iki karış aralık demir parmaklıklı kapıdan bakardık ineklere... Tabi sadece inekler yoktu. Tosunlar, düveler, dana ve buzağılar da vardı. Toplamda on beş ya da on altı büyükbaş hayvan... Onların aralarında efe efe gezen horozlar ve avaneleri de vardı.

Bir keresinde temaşaya fazla kapılıp, başımı o demir kapının parmaklıkları arasına sıkıştırmıştım. O korkuyu hiç unutamam. Başımı çıkarmak için debelenirken, üstüme üstüme gelen irice bir inek, en kallâvî gerilim filmini aratmamıştı. Bereket yalnız değildim de boynuzlanmaktan ucuz kurtulmuştum.

BIZZZT... ÇITT ÇITTTT...

a93d72a91fed58aad06d3253f54949141497432746

Bir komşumuz da ipek böceği yetiştirirdi. Gün gün gidip, böceklerin kozaya durmasını safha safha izlemek ne keyifli olurdu. Tırtılların yaprak kemirme sesleri hâlâ kulaklarımdadır. Yumurtanın üçte biri büyüklüğünde bembeyaz kozaların üzerinde biriken pamukçukları işaret parmağımıza dolamak sûretiyle imece usulü temizlerdik. Hiçbir karşılık beklemeden... Kavuklu işaret parmağımız olurdu. Kimimiz abartır, üç parmağımıza da dolardık. Saatler, belki günler sürerdi.

ONUN BUNUN ÇOCUĞU!

e8b7446d6079383e97e4c6ef837a0d031497432759

Fındık tarlası olan bir dede, çelik çomak oynarken yakalayıp, hatırı sayılır bir harçlık karşılığında, fındıkları bize ayıklattırırdı. Mısır da soydurur ve ufalattırırdı. Çok severdik o dedeyi. Çağırdığında koşa koşa giderdik. Tabiii harçlıklar da tatlı gelirdi, yalan yok.

Dede yine bir gün, mısır ufalamak için çağırmıştı. O gün iki misli keyifli geçmişti. Çünkü dedenin, bizden yaşça büyük, çok sevdiğimiz torunu Ahmet abi de gelmişti yardıma. Bilmeceler sorar bizi çok eğlendirirdi. O gün, aynı zamanda benim son gidişimdi. Sebebi ise, işimizi bitirip sıra harçlık dağıtımına gelince, dede Ahmet abiye parayı uzattığında onun şu sözü çocuk aklımla kalbimi çok kırmıştı, âdetâ ciğerime ok saplamıştı; 'yaa dede, ben onun bunun çocuğu muyum ki bana da veriyorsun!'.

Abimden ayırmayıp gözünün içine baktığım, her halimle ona hürmet ve sevgimi gösterdiğim insan bu cümleyi kuruyordu...

Nasıl bir hayal kırıklığı hesab edin...

Bir daha gitmedim.

KALANDAR

b7254b06408f0a226e16ff26ce7d28f01497432772

Hatırlayanlar vardır belki. Biz Hicrî yılbaşı geceleri yapardık daha çok. Çocuklar tanınmayacak kılıklara girip, mahalledeki evlerin kapısına vurarak ya da ziline basarak, kapı açılır açılmaz kulbundan tutup ev sahibinin tamamiyle açmasına mani olup, ucuna poşet bağladıkları sopaları aralıktan uzatıp, hediyeler toplarlardı. Değişik usulleri de vakitleri de var bu âdetin. Bizimki böyleydi. Ben de bir kez kalandar yapmış, elime yüzüme bulaştırmıştım. Şöyle ki; kapı komşumuzun ziline basmış, o kapıyı açtığı an elimdeki çubuğu böğrüne saplarcasına bir hışımla uzatmıştım. Yalnız, bir gariplik vardı. O da, ben poşeti çubuğun ince tarafına takmış, kalın tarafını da tutmuştum. Tabi komşumuz Allah ne verdiyse, gönlünden ne koptuysa doldurmuştu. Fakat poşeti takıyor, çubuğun ince tarafı olduğu için ağırlıktan, poşet her defasında düşüyordu. Bağlamayı bile denedi, ı-ııh, olmadı, olmadı. Bütün bunlar gerçekleşirken ikimiz de sessiz bir (ne demekse) gülme krizine girmiştik. Nihayetinde pes etmiş çubuğu oracığa fırlatıp eve kaçmıştım.

İlk ve son kalandarımdı...

Fotoğraflar: cokokuyan

15 Haz 08:27

Teşekkürler.

15 Haz 06:49

Misafir

:)) çok hoş hatıralar

Sezer Emlik yazdı, 40 kez okundu, 1 misafir beğendi, henüz yorum yapılmadı.
14 Haz 01:00

Sezer Emlik

Puan: 2.62

Oruç Sadece Aç ve Susuz Kalmak Mıdır?
d48a77a41e186066a7734b180fec3e451497393104

d48a77a41e186066a7734b180fec3e451497393104

Merhaba değerli okur,

İçerisinde bulunduğumuz mübarek Ramazan ayında birçok TV programlarında, konferanslarda, panellerde Ramazan ayı ile ilgili konuşmalar yapılmakta, oruç hakkında bilgilendirmeler yapılmaktadır. Ramazan ayının öneminden, yapılmakta olan oruç ibadeti hakkında konuşmalar devam etmektedir. Özellikle TV programlarında bu işin “ cılkı “ çıkarılmaktadır bazen. Bakıyoruz TV programlarına olur olmadık sorular sorulmaktadır. Bunun yanında da sürekli olarak “ şunu yapsam oruç bozulur mu, bunu yapmasam oruç kabul olur mu, orucu ne ile açmalıyım? “ şeklinde yıllardır aynı sorular sorulmaktadır. TV programlarındaki hocalara hiç kimse şunu sormuyor “ Hocam, oruç ibadeti sadece aç ve susuz kalmaktan ibaret midir? “ Evet değerli okur bugünkü yazımda bu konuyu ayet ve hadisler ışığında kısaca irdelemeye çalışacağız.

Öncelikle “ ORUÇ “ kelimesinin sözlük anlamından bahsederek başlayalım. Oruç; terk etmek, uzak durmak ve yasaklamak anlamlarına gelir. Başka bir tanımlama yapacak olursak oruç; yeme, içme ve cinsel ilişki gibi meşru davranışlardan Allah’a yakınlaşma amacıyla uzak durmaktır diyebiliriz. Oruç ibadetinin yeme, içme ve cinsel ilişki gibi meşru davranışlardan uzak durmak anlamına geldiğini ayetlerde açıkça görmekteyiz. ( Bakara Suresi / 187.Ayet )

Oruç kelimesinin sözlük anlamından yola çıkarak bir yorum yapacak olursak insanın nefsi isteklerinden bir süreliğine uzak durmak suretiyle Allah’a yakınlaşma amacı olduğu görülecektir. Temel olarak baktığımızda oruç ibadetinin ana hatları bu çerçevede şekillenmektedir. Peki, şimdi oruç ibadetini ayetler ve sözlük manaları ışığında inceledikten sonra konu başlığımızın içeriğine dönelim. Oruç ibadeti sadece aç ve susuz kalmak, cinsel ilişkiden uzak durmaktan mı ibarettir? Oruç ibadetinde sadece bu üç maddenin belirttiği isteklerden uzak durmaktan ibaret midir? Gelin bu konuyu yine bir ayeti ele alarak değerlendirelim.

“ Ey iman edenler! Oruç sizden önce gelip geçmiş ümmetlere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki muttakiler olursunuz. “ ( Bakara Suresi / 184.ayet ) Bu ayetten yola çıkarak baktığımız zaman orucun temel amacı kişiyi her türlü ahlaki kirlerden arındırıp imanını kuvvetlendirmek ve takva sahibi olmasını sağlamaktır. ( Bkz. Muttaki, Takva ) Bu yüzden oruç ibadetini yerine getiren kişi orucun amacına zarar verecek, hatta yok edecek davranışlardan kaçınmalı, gözünü, kulağını, dilini ve bütün organlarını haramlardan, Allah’ın yasakladığı şeylerden koruması gerekmektedir. İşte bu yüzdendir ki İslam âlimleri kabul olunmaya layık orucun yeme, içme ve cinsek ilişkiyi terk etmenin yanında bütün organlarını haramlardan uzak tutarak yerine getirilen oruç olduğunu belirtmişlerdir.

Bu konuda Hz. Muhammed (S.A.V.)’in bir Hadisini zikretmek konuyu açıklamamıza yardımcı olacaktır. “ Oruç bir kalkandır. Bu yüzden oruçlu olduğumuzda ahlak dışı, kötü sözler söylemeyin, bilinçsizce davranmayın. Size birisi hakaret eder ve sataşırsa sadece birkaç defa ‘ Ben Oruçluyum ‘ demekle yetinin, siz de onun seviyesine düşmeyin. “ ( Buhari, Savm,9; Müslim, Sıyam,30 “

“ Yalan konuşmayı veya yalanla iş yapmayı bırakmayan kimse unutmamalıdır ki Allah’ın onun aç ve susuz kalmasına ihtiyacı yoktur. “ ( Buhari )

“ Öyle bilinçsiz oruç tutanlar vardır k, tuttuğu oruçtan eline geçen sadece açlıktır. “ ( İbn Mace )

Hadislerden de açıkça görüleceği üzere oruç ibadeti sadece aç ve susuz kalmaktan ibaret değildir. Oruçlu kimse elini, belini, dilini her türlü ahlak dışı, haram işlerden ve sözlerden sakınmalıdır, her türlü yanlış ve faydasız işleri terk etmelidir.

Peygamber Efendimizin hadislerde de zikrettiği gibi oruç tutan bir kimsenin yalan söylemesi, yalanla iş yapması durumunda Allah’ın onun tuttuğu oruca ihtiyacı yoktur. Onun bu oruçtan eline geçen sadece açlık olduğunu yine hadislerden görmekteyiz.

Oruç ibadetindeki en temel amacı zikredecek olursak; aç ve susuzlukla nefsin arzularını dizginlemek, kişiyi kötülüğe sürükleyen nefsi üst seviyede bir dinginliğe ve huzura eriştirmektir. Ramazanı bu şekilde geçirerek aklımızda kalbimizde yer edinen, Allah’ın yasakladığı sözleri, fiilleri, istekleri silip atmak suretiyle bu yaşam tarzını tüm ömrüne yansıtmak bir Müslüman’ın en temel hedefi olmalıdır.

Bizlere de bir Müslüman olarak oruçlarımızı en güzel biçimde tutup, bu mübarek aydan en güzel kazançları elde ederek; ruhumuzu, nefsimizi, zihnimizi kötü ve boş işlerden arındırıp mutluluğa ve huzura kavuşmak nasip olur inşallah.

Bir sonraki yazımızda görüşmek dileğiyle değerli okur… Selam ve dua ile...

Esra Şengül yazdı, 39 kez okundu, 1 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
13 Haz 21:00

Esra Şengül

Puan: 0.33

Yara Bandım

Hani, kazara parmağını kestiğinde yara bandına ihtiyaç duyarsın ya;

Öyle anlar olur ki; yüreğin de yara bandına ihtiyaç duyar...

Yara bandımdın sen sadece...

Yüreğim, iyileşti; çıkardım, attım seni!

Hepsi bu!

Esra Şengül yazdı, 37 kez okundu, 1 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
12 Haz 13:00

Esra Şengül

Puan: 0.33

Pranga

Saatlerdir aynı sayfanın esaretinde gözlerim...

Bir satırlık, bir kelimelik gideyim hiç değilse!

Kalbime pranga olan iki kelime;

Gözlerime de pranga geçirdi...

"Seni seviyorum..."

Esra Şengül yazdı, 42 kez okundu, 1 misafir beğendi, henüz yorum yapılmadı.
06 Haz 17:00

Esra Şengül

Puan: 0.33

Mahpus

Sensizlik mahpusuna düştüğümden beri;

Sessizleştim...

Şimdi, yüreğinde ufacık umut kırıntısı beslemek mi?

Dileğini, kuru dala asmak kadar içler acısı...

Acziyetin ta kendisi...

Esra Şengül yazdı, 47 kez okundu, 1 misafir olmak üzere 2 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
03 Haz 05:00

Esra Şengül

Puan: 0.33

Sensizlik

Seni, unutamayan;

Sükûtu, unutanım...

Ah, sensizlik:

Çelmişti bir kere aklımı!

Yazacaktık...

Esra Şengül yazdı, 43 kez okundu, 2 misafir olmak üzere 3 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
02 Haz 01:00

Esra Şengül

Puan: 0.33

Eski Defter

Bir yığın kitap arasında;

Eski bir defter elime geçti.

Rengi atmış sayfalarda;

Dakikalarca maziyi yâd ettim...

Parmaklarım, mazinin tozlu sayfalarını çevirirken;

Adına rastlayıverdim adamın:

Adına adadığım çizgilerde bulduğum,

Bir vakit, ona koşmuş şiirlerde dinlenirken;

Kalbimi, şimdi yeniden dinledim...

Esra Şengül yazdı, 49 kez okundu, 1 misafir olmak üzere 2 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
31 May 01:00

Esra Şengül

Puan: 0.33

Bu Umutlar

Yüreğimden kopardım.

Avucumda sıkıyorum.

Bu umutlar ki sevgilim:

En deli rüzgârlara savurmalık...

Fikir Teri yazdı, 81 kez okundu, 4 misafir olmak üzere 7 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
29 May 13:00

Fikir Teri

Puan: 1.4

Devlet Nedir?
  • Devlet kurma ihtiyacı neden hâsıl olmuştur ve şimdilerin vazgeçilmezi olarak görülmektedir?

Akademik olarak önünü sonunu çepeçevre tanımlamak ve meseleyi akıtmadan kokutmadan anlatmak mümkün. Ama öyle olunca vurucu kısımların üstü örtülmüş oluyor, mesele tam anlaşılamıyor.

Mesele şu: Bütün toplumun kabul edebileceği ortak bir metnin veya kabûlün yardımıyla, toplumu ilgilendiren ihtiyaçları görmesi için tüzel bir yapının tanımlanması ve bu yapının bir takım kimseleri ve “alt” yapıları bu ihtiyaçları görmesi için vazifelendirmesi.

Bütün toplumun ne tip ihtiyaçları olur?

Tek bir vatan üzerinde yaşayan insanların en başta güvenlik ihtiyacı vardır. Bu güvenlik ihtiyacı iç ve dış dinamiklere karşı olur ve tehlikeleri doğru tanımlamak ona göre önlem almak en önemli vazifeleridir.

Sonra, tek başlarına halledemedikleri adalet, hak ve doğrunun yanlıştan ayırd edilebilmesi için bir ‘hakem’ ihtiyacı. Etrafına insanları toplamış veya parası, malı, mülkü ve diğer insanlardaki etkisi fazla olan kişi ve gruplar kendilerini koruyabilirler. Bu durumda devlet devreye girerek herkesi aynı adalet terazisine sokar. Hüküm ne ise ona göre hareket edilmesini temin eder.

Toplumun ortak değerlerini temsil eden eğitim ve inançla ilgili bir takım hizmetlerin sağlanabilmesi. Denilebilir ki, eğitim ve inançla ilgili hizmetlerin, toplumun bütün bireylerinin ihtiyaçlarına göre tanzimi daha doğru olur. Bu tip ihtiyaçların da insanların kendileri tarafından tanımlanarak Devlete iletilmesinin ve Devletin bunu dinleyip aksiyon alabilmesinin yoluna demokrasi deniyor. Esasen demokrasi denmese de her sistemde böyle yolların olması, Devletin vatandaşının ihtiyacını görmesi şarttır. Kavramları fetişleştirmenin ve onlara kutsallık atfetmenin yanlış olduğunu gösterebilmek için bu yazıyı hazırladım bilhassa.

Ekonomik olarak gerekliliklerin yerine getirilmesi, her bir vatandaşa kendi imkânları ile tespit ve talepkâr olamayacakları, iş/hizmet vermek isteyip de buna imkân bulamayacakları durumları da kapsayarak istihdam sağlanması. Özkaynakların bütün vatan sathı ve jeopolitik ve konjonktür dikkate alınarak her bir vatandaşın tek tek bunları hesap edemeyecekleri için Devlet dediğimiz tüzel kişiliğin yardımıyla doğru yerlere kanalize edilmesinin sağlanması.

Bütün bu gerçeklerden hareketle özet bir tanıma ihtiyaç duyarsak; Devlet dediğimiz yapı, her bir vatandaşın tek tek göremeyeceği, düşünüp çepeçevre kavrayamayacağı, herkesi ilgilendiren meselelerde her bir vatandaş için karar alan bir mekanizmadır.

  • Devlet yapılanmasının bütün vatandaşlar nezdinde meşruiyeti vardır. Aldığı kararlar her bir vatandaşın onayına sunulmadan ancak her birinin onayı alınmış gibi bağlayıcılığı vardır. Yanlış bir iş ve işlem bile yapılmış olsa “Devletin yaptı” dendiğinde başka meşruiyet karinesi aranmaz.
  • Günümüzde her ordusu olan Devletin vatandaşları nezdinde meşruiyeti varmış gibi algılanıyor. Vatandaşlar da alınan kararlara saygı duymak zorunda bırakılıyor. Bu da hem meşruiyet algısına zarar veriyor, hem de vatandaşların işini çözmesi için kurgulanan çatı örgüt, onlara zulmü reva gören bir yapıya dönüşüyor.

Devletin, herhangi bir alanda boşluk kabul etmemesi gerekir. Yönetimsel her alanda devlet var olmalı, gerekli düzenlemeleri yapmalıdır.

Eğer devlet vatan sathı veya vatanın çıkarlarını ilgilendirecek dış etkenlerde yönetim boşluğuna düşerse, orada mafyalaşma başlar. Mafyalaşmanın daha kurumsal ve legalize olmuş, yer altından yer üstüne geçmiş hâline de Tiranlaşma deniyor.

Devamında mafyalaşmayı devlet bozamıyorsa, mafyalarla anlaşarak yönetim boşluğunu dolduran mafyaya oradaki yönetimi devredebiliyor. Güçlü fakat boşluğu doldurmaya vakti yoksa önünü sonunu ayarlayabiliyor, ancak o alanda mafya güçlü ise halka zarar da verebiliyor.

Şimdi teknik tanımdan hareketle Türkiye’deki mafyalaşma/tiranlaşma hamlelerine pkk, fetö, dhkp-c, büyük sermaye sahiplerinin devletle anlaşması, siyaset esnaflığı v.b. açısından bakabilirsiniz.

Bütün bunlardan hareketle Vatandaş, Devleti hakkında ne düşünmelidir?

Günümüzde vatandaşlar artık binlerce yıldır çeşitli merhalelerden geçerek gerçek manasıyla kurumsallaşmış devletlerle yüzyüze. Devlet-Vatandaş ilişkilerinde, Devlet sınırını, Vatandaş da haklarını bilmelidir. Vatandaş Devleti yaşatmak için üzerine düşen vazifeleri yapmalı, Devlet de vatandaşın rahat yaşayabilmesi, kendini ifade edebilmesi, kültürünü, dilini, inancını devam ettirebilmesi ve en önemlisi diğer vatandaşların haklarına girdiğinde veya herhangi bir sebeple hukuk oluştuğunda araya girmesi gerekiyorsa araya girmesi gerekmektedir.

Vatandaş, her kurumun (meclis de dahil) meşruiyeti karşısında (Türkiye için 80 milyonda bir) bir değere sahip olduğunu bilmeli. Kurumları yıpratmamaya ve işlerini yapmaları için ortam sağlamaya elinden geldiği kadar dikkat etmeli. Kurum da bütün vatandaşların ortak çıkarları doğrultusunda 80 milyonu temsil ettiğini bilmelidir. Bu durumda kurum, kişilerin veya küçük grupların çıkarları doğrultusunda hareket edemez, bir görüşü kafasına göre dayatamaz, kurumu yıpratmama görevinin vatandaştan önce evvelâ kendisinde olduğunu aklından çıkartamaz, şeffaflık, sorumluluk ve iş ve işlemlerinde denetime açıklık ilkelerinden çıkamaz. Kastî hata yaptığında ise bu hatasının şahsî değil, 80 milyon kişiye karşı yapılmış bir yanlış olduğunu bilmelidir.

Devlet, bizim ihtiyaçlarımızı görmek için, bizim adımıza örgütlenmiş çatı bir örgüt; vatandaş da tek tek bu ihtiyaçlarını göremeyeceğinin bilincinde olarak hareket ederse, herkes haddini hududunu ve nerede durması nerede konuşması gerektiğini çok iyi bilir.

Esra Şengül yazdı, 39 kez okundu, 2 misafir beğendi, henüz yorum yapılmadı.
28 May 21:00

Esra Şengül

Puan: 0.33

Kırlangıç

Göçebesi olduğumu bilemedim:

Kırlangıç ömrü kadar bile yer edemediğim,

Ebedi yuva diye bildiğim yüreğinin...

Esra Şengül yazdı, 45 kez okundu, 1 misafir beğendi, henüz yorum yapılmadı.
27 May 13:00

Esra Şengül

Puan: 0.33

Yokluğun

Varlığında şakıyordum kuş gibi...

Yokluğun, o hain avcı;

O bile, giydiremedi sükût elbisesini...

Esra Şengül yazdı, 42 kez okundu, 1 misafir beğendi, henüz yorum yapılmadı.
26 May 01:00

Esra Şengül

Puan: 0.33

Kara Yürek

O yağmurda, gözlerine sığınırken dedim:

"Sevdanın rengi, kara..."

O kara sığınağa hapsolmuş gözlerim;

Bırak, hürriyet nedir bilmesin...

Ey sevgili, söylesene!

Kara yüreğinden mi aldın:

Gözlerinin karasını?

Yoksa bu denli zifiri nasıl bakarsın gözlerime?