Türkiye

Yıl 1 Sayı 11
Aylık ücretsiz blog dergisi
www.geornalist.com
KASIM 2015

Ali Osman Rothschild

Nasıl Aktrol Oldum

İÇİNDEKİLER

Nasıl Aktrol Oldum
Ali Osman Rothschild / ANKARA
Özkök'ün Köksüzlüğü
Bulut Sever / İSTANBUL
Vatan Yahut Layığımız
Bulut Sever / İSTANBUL
1 Kasım 201...: Kaleme Alınması Muhâl Bir Yazı
Bulut Sever / İSTANBUL
1 Kasım 2015: X Değişkeni
Bulut Sever / İSTANBUL
1 Kasım 2015: Cambaza Bak-Ma!
Bulut Sever / İSTANBUL
Uzaklara Ve O Ağaca Meftun
Bulut Sever / İSTANBUL
Geçmişten Gezi'ye: Adam Sen De!
Bulut Sever / İSTANBUL
1 Kasım 2015: Belki De...
Bulut Sever / İSTANBUL
Nizâm
Sıla Münir / İSTANBUL
Mandacı Akademisyenleri Tanımama Çağrısı
Ömer Poyraz / İSTANBUL
Grip Aşısı
Ferit Çaydangeldi / ANKARA
Kasîde-İ Muhammediyye (Mevlana Halid-İ Bağdadi)
Mustafa Karayel / İSTANBUL
Seçimlere 1 Hafta Kaldı Doktorumuz Nerde?
Bulut Sever / İSTANBUL
Kadıköy
Ömer Poyraz / İSTANBUL
Deniz Görmemiş Bir Kürt Çocuğu Gibi
Meyzen Ruha / İSTANBUL
Bir Başka Açıdan Sığınmacılar
Salieri Alt Tire / İSTANBUL
Eylül Vedası
Nur Ceren / ZONGULDAK
Şiddete Eğilim
Salieri Alt Tire / İSTANBUL
Mevsimlerce Seversin
Hilye / İSTANBUL
Işid Terörünü Türkiye'ye Kim Taşıdı?
Salieri Alt Tire / İSTANBUL
Recep Tayyip Erdoğan Giderse Gerginlik Biter Mi?
Abdullah Fakiroğlu / İSTANBUL
1 Kasım'a Ramak Kala...
Alpay Gökçe / İSTANBUL
Türkiye'de Sol Neden Var?
Osman Batur Akbulut / KIRIKKALE
Kalmış Mıdır Söylenmedik Kelâm?
Sıla Münir / İSTANBUL
Ahmet Hakan'ın Dayak Meselesi
Abdullah Fakiroğlu / İSTANBUL
Doris Figgins’İn Çiğnenen Onuru
Kürşat Koyuncu / ANKARA
Hüznüme
Zihni Yıldız / İSTANBUL
Kork!
Sıla Münir / İSTANBUL
Türkiye Suriye'de Neden Başarısız Oldu
Abdullah Fakiroğlu / İSTANBUL
Ömer Bin Abdülazîz (Rahmetullahi Aleyh)
Mustafa Karayel / İSTANBUL
Kahraman
Yusuf B. Ketenci / BURSA
Kanı Kanıksamak
Adako. / GIRESUN
Tarih Bilmeyen Milliyetçiler Hak Hukuk Bilmeyen Sosyalistler
Emre Keleş / ANKARA
Dikkat Sol
Cemil Mollahanoğlu / ERZINCAN
Hazreti Muaviye (Radiyallahü Anh)
Mustafa Karayel / İSTANBUL
Gölge Etme Başka İhsan İstemez...
Osman / GAZIANTEP
Meskun Mahal Halleri
Zihni Yıldız / İSTANBUL
Hazret-İ Hüseyn (Radiyallahü Anh)
Mustafa Karayel / İSTANBUL
Filmlerin Farklı Dünyası
Mümin Yolcu / İSTANBUL

Ali Osman Rothschild

Puan: 2.57

Nasıl Aktrol Oldum

Ali Osman Rothschild yazdı, 9857 kez okundu, 54 misafir olmak üzere 71 kişi beğendi, 8 yorum yapıldı.
Twitter hesabımı 2010 yılında arkadaşlarımın baskısı sonucu açtım. İlk başta çok ısınamasam da yavaş yavaş ortama uyum sağladım. Artık ben de fikirlerimi insanlara duyuruyor, Türkiye ve dünya gündemini mevcut en hızlı şekilde takip ediyordum. Tabii o zamanlar işlerin bu noktaya geleceğinden habersiz
1
okuma modu
devamı...

Twitter hesabımı 2010 yılında arkadaşlarımın baskısı sonucu açtım. İlk başta çok ısınamasam da yavaş yavaş ortama uyum sağladım. Artık ben de fikirlerimi insanlara duyuruyor, Türkiye ve dünya gündemini mevcut en hızlı şekilde takip ediyordum. Tabii o zamanlar işlerin bu noktaya geleceğinden habersizdim...

Murat Soyer'le de Twitter aracılığıyla tanıştım. Yüzyüze ilk görüşmemiz de Balgat'ta meşhur bir nargilecide oldu. İlk başlarda çok canayakın, babacan, iyi bir adam olduğunu düşündüm, başıma geleceklerden habersizdim... Zaman geçtikçe Soyer'le daha sık görüşmeye başladık. Bana yemek ısmarlıyor, oturduğumuz yerlerde hesap ödememe müsaade etmiyordu, "sen öğrencisin, öğrenci hesap ödemez" diyordu.Gittiğimiz yerlerde arkadaşlarıyla da tanışıyordum. Bir gün beni tanıştırdığı bir arkadaşı "Ali Osman da bizden mi?" diye sordu. Soyer ona sinsi bir gülüşle "değil ama olacak" şeklinde cevap verdi. "Abi siz kimsiniz, ben ne olacağım?" diye sordum. "Önemli bir şey değil, aramızda bir şaka" dedi, inandım, belki de hayatımın en büyük hatasıydı.

2013 Haziran'ydı, Gezi Olayları patlak vermişti, Ankara Hukuk son sınıf ve öğrencisiydim ve okuldan artakalan zamanlarımda bir hukuk bürosunda çalışıyor, harçlığımı bu şekilde çıkarıyordum. Murat Soyer o zamanlarda çok değişti, artık kendisini tanıyamamaya başlamıştım. O eski babacan adam gitmiş, yerine agresif, mezhepçi ve sinirli biri gelmişti. Bu zamanlar, aynı zamanda Soyer'in ilk defa benden bir şey istediği zamanlardı; siyasi içerikli bir tweetini retweet etmem... İstemedim, "abi ben düz trollüm, eğlencesine burdayım" dedim. "Bir kereden bir şey olmaz, ortalık sakinleşince tekrar eski formatına dönersin" dedi. Kabul etmedim ve Soyer'in çirkin yüzünü ilk defa o zaman gördüm. Bana söylediklerini kelimesi kelimesine aktarıyorum:

"Kaç aydır yediğin önünde yemediğin arkanda, çay içiyorsun hesap ödemiyorsun, nargile içiyorsun hesap ödemiyorsun, oralet içiyorsun hesap ödemiyorsun. Her yemeğin yanına kola söylüyor, üzerine sigara içiyorsun. Bu değirmenin suyu nereden geliyor zannediyorsun. Senden bir retweet istiyorum ve bunu gerçekleştirmek senin bana borcundur"

Çok ağır konuşmuştu ve söylediği şeyler doğruydu. Birkaç gece düşündükten sonra, üzerimde bu kadar emeği olan abimin basit bir ricasını kırmamın saygısızlık ve nankörlük olacağına karar verdim. Söylediği tweeti retweetledim.

Temmuz ayının ortalarıydı, ayın 5'ine kadar ödemem gereken kirayı ödeyememiş ve evsahibinin taciz telefonlarına maruz kalır bir haldeydim. Bu çıkmazdan nasıl çıkacağımı düşünürken aklıma Murat Soyer geldi, o benim abimdi ve beni sever, bana yardım ederdi, aradım, durumu anlattım. Bana "Gezi konusunu sahiplenmedim, hiç tweet atmıyorsun, bu konuyu sahiplenirsen senin problemini çözerim" dedi. Mecburdum, sahiplenmesem de öyleymiş gibi yaptım, hükümet lehine tweetler attım. Bir anda evsahibi telefon etmeyi bıraktı, bankaya gittiğimde kredi kartı borcumun ödenmiş olduğunu gördüm, aylardır kesik olan internet bağlantım da açılmıştı. Teşekkür etmek için Soyer'i aradım, telefonda bana "sen böyle takıl, bir daha hayatın boyunca çalışmak zorunda kalmayacaksın" dedi ve o günün akşamına beni Balgat'ta çağırdı. Balgat'a gittiğimde kalabalık bir masayla karşılaştım, o gün o masada olanları belki sizler de tanırsınız; Fahreddin isminde sakallı bir genç, Esat isminde sakalsız bir genç, Zakkumcu Ziya isminde tonton bir ihtiyar ve Esko Bey isminde yakışıklı olmayan fakat yakışıklıymış gibi davranan orta yaşlı bir bey...

O gün Soyer hiç konuşmadı, Esat bana 30 bin kişilik bir sosyal medya ordusundan bahsetti, eğer onlara katılırsam günde 10 tweet atarak ayda 5 bin lira kazanabileceğimi söyledi. Masadan kalmak istedim, Soyer kulağıma "içtiğin oraletlere böyle mi karşılık veriyorsun" dedi, sustum ve geri oturdum. "Hem kötü bir şey yapmıyoruz ki, vatandaşlarımızın olayları doğru anlayabilmesi için yalanları ifşa ediyoruz" dedi. İnandım. Aylık 5 bin lira da o anki maddi durumum için inanılmaz bir meblağ idi. Hukuk bürosunda günde 12 saat çalışıp sadece 500 lira kazanıyordum. Mecburen kabul ettim. Ayrıca masadan kalkmaya çalıştığımda Soyer ceketini hafif yana sıyırarak silahını görmemi sağlamıştı. 22 yaşındaydım ve çok korkmuştum, ayrıca paraya da çok ihtiyacım vardı, kabul ettim. Devamını zaten herkes biliyor, şimdi size bilmediğiniz bazı şeyler anlatacağım...

Son yayınlanan aşırı bilimsel görsel bizlerin tüm foyasını ortaya çıkardı. Bütün algı operasyonu tekniklerini öğrenmiştik fakat bilimin yanılmayacağını öğrenmemiştik. Görseli gördüğü anda Keçiören'deki hücre evimizde Esat "Hayır, olamaz, mahvolduk, hakkımızda her şeyi biliyorlar" dedi. Çekyata uzandı ve ağzından şu sözcükler döküldü; "Reis'i de biliyorlar..." O anda başlayan sessizlik, sonraki üç saat boyunca bozulmadı, hiçbirimiz konuşmadık, konuşacak bir şey kalmamıştı çünkü, helalleştik.Aramızda Reis diye hitap ettiğimiz kişi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'dı. Sanılanın aksine Aktroller talimatları Erdoğan'dan almıyordu, çünkü Erdoğan'ın kendisi de Aktroldü ve o da bizim gibi Esat'tan talimat alıyordu. Erdoğan'ın da Aktrol olduğunun ortaya çıkması, yapıyı lağvetmemiz için yeterli bir sebepti ve biz de öyle yaptık. Bilim, Aktrolleri yendi.

Zorla içine çekildiğim bu karanlık topluluktan bu sayede kurtulabildim, bilim sayesinde kurtulabildim. Buradan gençlere sesleniyorum, bu hikayeden ibret alın. Buradan anne babalara sesleniyorum; çocuklarınızı takip edin, benim oğlum kızım yapmaz demeyin, benim anne babam da Twitter kullandığımı hala bilmiyor. Bedava oralet ilk başlarda tatlı gelse de sonrasında böyle büyük bedeller ödetebiliyor. Ve son olarak, ümitvar olun güzel insanlar, bilimin ortaya çıkaramayacağı hiçbir sır yoktur, bilimi linç edemez, bilimi spamlayamazsınız, ESKİ Aktrol, Ali Osman Rothschild...

06 Oca 21:21

Ya cok yasa emi ne guldum ama :)

14 Eki 21:14

Göklerden gelen bir karar vardır Ali Osman Rothschild xd

2

Bulut Sever

Puan: 8.67

Özkök'ün Köksüzlüğü

Bulut Sever yazdı, 376 kez okundu, 9 misafir olmak üzere 24 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
Ertuğrul Özkök 27.10.2015 (bugün) tarihinde Hürriyet Gazetesi(!) köşesinde ki yazısına, “Allah” lafzını içeren İslami bir kelime ile başlıyor. Tebrik ediyoruz kendisini. Zaten bir ara Çetin Emeç’in mezarı başında telefonundan ‘Fatiha’ suresini dinletmesi hepimizi ümitlendirmişti. Köşe yazısına deva
3
okuma modu
devamı...

Ertuğrul Özkök 27.10.2015 (bugün) tarihinde Hürriyet Gazetesi(!) köşesinde ki yazısına, “Allah” lafzını içeren İslami bir kelime ile başlıyor. Tebrik ediyoruz kendisini. Zaten bir ara Çetin Emeç’in mezarı başında telefonundan ‘Fatiha’ suresini dinletmesi hepimizi ümitlendirmişti.

Köşe yazısına devam edelim ‘İNŞALLAH’lı Sayın Özkök’ün.

Az daha sabretmemiz gerektiği söyleyerek 2 Kasım sabahı ülkenin bambaşka, yani çok güzel bir güne uyanacağını söylüyor. ‘Kutuplaştırmadan’ şikâyet eden kesimin baş temsilcilerinden olan Özkök, aslında ‘hepimize’ diye ifade ettiği cümlelerini kendi cenahına söylüyor.

Eli mahkûm; 13 yıllık tek parti iktidarında ‘çok iyi’ işler yapıldığını itiraf ederek devam ediyor yazısına fakat ardından ülkeye ‘en büyük’ zararların da bu dönemde verildiği yazmadan edemiyor. Zira bunu yazmasa ardından yazacaklarını açıklamak zahmetinden kurtulamayacak.

“Bu dönemin hesabını kapatmak kolay olmayacak..” diyerek üstü örtülü bir biçimde, tehdit ediyor. Az daha sabretmemizden sonra bir hesaplaşmanın olacağını ve yanlarında her kesimden insan bulunan güruhunun yapılanların hesabını soracağını yazıyor.

Şaşırmadan devam ediyoruz.

Yine her defasında ‘ötekileştirmeden’ dem vuran Özkök, Müslümanları da kutuplara ayırıyor; ‘Vicdanlı ve Vicdansız Müslümanlar’ olarak. Kendisine göre Akp’yi ‘kerhen’ desteklemiş ‘vicdanlı Müslümanlar’ da bu dönemden hep şikâyetçi olmuşlar ve 2 Kasım itibariyle onlar da kendileri tarafında ‘büyük hesaplaşmanın’ aktörlerinden olacaktır.

Devamında bu dönemden sebep pek faydalı dersler çıkarıldığını da demeden geçmiyor zat-ı şahaneleri. Laiklerin ‘samimi’ Müslümanların ‘hal-i pür melalini’ artık anladıklarından ve bundan dolayı ‘vicdanlı ve samimi’ Müslümanların yaşam tarzlarına saygı göstereceklerinden bahsediyor. Kulağı tersten göstererek, Müslümanların en büyük zararı ‘siyasetten’ çektiklerini ve aslında bundan sonra bu alana adım atmamalarını ‘lisan-ı münasip’ ile ifade ediyor. Aslında sağ olsun, kibar bir şekilde uyarıyor bundan sonra hallerine anlayış gösterilecek olan Müslümanları.

Askere selam çakmayı hafazanallah unutmuyor; 18’inden sonra her daim askeri darbelerin alkışlayıcısı, “demokrasi darbelerle de gelebilir” diyen Özkök, bundan sonra ise ordunun ‘çizgilerini’ bileceğini ve güçlü bir ordunun olacağını da ekliyor. Biz farkında değiliz ama hâlihazırda gerçekten çizgilerini bilmeyen ve güçsüz bir ordumuz var tabi eskiye nazaran. 40 yıllık, bayıldıkları Almanların bize kakaladığı, bir şarjör atmadan namlusu dolan G3 piyade tüfeğimiz(bilen bilir), İsrail’e peşkeş çekildikten sonra geri geri gitmeyen paslı tanklarımız, 3 tarafı denizlerle kaplı fakat boyaya boyaya dışına boyadan duvar çekilmiş hedef tutmaz-çakma gemilerimiz, yani milli olmayan, gelişmiş hiçbir askeri silahımız, ‘işi’ köpek beslemek olan amirallerimiz ve ‘özlü-sözlü’ siyasete karışan generallerimiz ile ne güçlüydük bir zamanlar Sayın Özkök’e göre değil mi?

Daha sonra 1 Mart 2003 tezkere gününde aslında o tezkerenin kendisinin de meclisten geçmesini istediğini itiraf ederek günah çıkarıyor fakat Meclisin ‘red’ kararı ile ‘milli irade’nin önemini vurgulayarak, parlamenter demokrasi’nin vazgeçilmezliğini mimlemeyi ihmal etmiyor. Aynı Özkök senelerden bu yana mütemadiyen özgürlük, barış, demokrasi, milli irade derken; “411 El Kaosa Kalktı” , “Özal Sivil Diktatör” , “Vay Şerefsiz” , “Bu Defa İşi Silahsız Kuvvetler Halletsin” “Özal’ın Tek Adam Olma Hevesi” gibi, bunlara benzer defalarca o şimdi çok sevdiği, ‘büyük’ diye nitelendirdiği meclis kararlarını ve ‘milli irade’ mefhumunu hiçe sayarak attığı manşetleri her zaman olduğu gibi unutuyor!

Amerikan Paksiding kaplamalı İngiliz siyasetinin geçtiğimiz yıllardaki ‘Saray’ın Adamlarından’ Tony Blair’in özrünü hatırlatıyor bize Özkök. Bağdat, Şam, Halep, Filistin… harap olduktan sonra… milyonlarca Müslüman kanı petrol ve gelişmiş demokrasileri uğruna akıtıldıktan sonra neye yarayacaksa… Siyaset sahnesinden ‘paralel’ bir komplo ile alaşağı edilen ‘gariban’ Baykal’ı, ne yaptığı ve ne olduğunu alenen belli etmeye azami gayret sarf eden ‘Abi’ Arınç’ı hatırlatıyor, ‘ötekileştirmediği’ ‘samimi ve vicdanlı’ Müslümanlara. Heyhat! Baksanıza bu ülkenin Müslümanları kimin akıl hocalığına ve merhametine kalmış.

Dün ağababaları Abdülhamid ve Vahdettin Han’a, Menderes’e, kendisi Özal’a, 13 yılda bu yana patronlarına devleti peşkeş çektirmediği, siyaset dizaynı yapmaya müsaade ettirmediği ve kendisine de ‘iş takipçiliği’ yaptırmadığı Erdoğan’a ‘çok sevdiği’ Türkiye Cumhuriyeti’nin düşmanıymış gibi, ‘vuruşarak çekiliyor’ yaftasını yapıştırmaya çalışıyor hiç utanmadan, umarsızca!

Dün zahiren düşman gözüktükleri dost paralellerin kaynak sularına ‘hukuki’ yaptırımları da, topraklarında yaşamakla gurur duyduğu(!) devletinin gasp yaptığını rahatlıkla yazabiliyor köşe yazısının sonunda.

Gerçeği tekrar tekrar dile getirmek belki kendini tekrar etmek olabiliyor ama biz kendimizi tekrar etmeden geçemeyeceğiz yine.

E daha ne desin Batı’nın hızlı kalemşoru Özkök. Biz pekâlâ anladık yine.

Bir daha yazalım öyleyse: Müminin, Müslüman olmayan sol cenahının hepsine Batı denir.

4

Bulut Sever

Puan: 8.67

Vatan Yahut Layığımız

Bulut Sever yazdı, 340 kez okundu, 6 misafir olmak üzere 22 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
Rivayet odur ki, 1876’da Abdülaziz Han’ın tahttan indirilmesiyle sonuçlanan askeri darbeden sonra, darbenin baş müsebbiplerinden biri olan Mithat Paşa’ya sormuşlar: - Paşam, bir zamanlar Abdülaziz Han için “gitsin gitsin!” diyordunuz. Nihayet gitti, şimdi ne yapacaksınız? Mithat Paşa, cevap vermiş
5
okuma modu
devamı...

Rivayet odur ki, 1876’da Abdülaziz Han’ın tahttan indirilmesiyle sonuçlanan askeri darbeden sonra, darbenin baş müsebbiplerinden biri olan Mithat Paşa’ya sormuşlar:

- Paşam, bir zamanlar Abdülaziz Han için “gitsin gitsin!” diyordunuz. Nihayet gitti, şimdi ne yapacaksınız?

Mithat Paşa, cevap vermiş:

- Valla, sonrasını hiç düşünmedik!

*

Yarın, sonrası, vatan yahut layığımız…

Hayırlı seçimler.

6

Bulut Sever

Puan: 8.67

1 Kasım 201...: Kaleme Alınması Muhâl Bir Yazı

Bulut Sever yazdı, 420 kez okundu, 6 misafir olmak üzere 19 kişi beğendi, 2 yorum yapıldı.
1 Kasım 2015 Genel Seçimleri üzerinden neredeyse 1 yıl geçti. İşe gidiş-dönüş yolunda mütemadiyen mütebessim yüzlere şahit oluyorum her gün. Servistekiler mutlu, D-100’de trafikte sıkışmış şoförler dahi mutlu. Sanki ülkedeki herkes kır gezisine çıkmış gibi yüzlerde güller açıyor. Bu kadar kısa süre
7
okuma modu
devamı...

1 Kasım 2015 Genel Seçimleri üzerinden neredeyse 1 yıl geçti. İşe gidiş-dönüş yolunda mütemadiyen mütebessim yüzlere şahit oluyorum her gün. Servistekiler mutlu, D-100’de trafikte sıkışmış şoförler dahi mutlu. Sanki ülkedeki herkes kır gezisine çıkmış gibi yüzlerde güller açıyor.

Bu kadar kısa sürede bütün sorunlarımızın düzeliyor olduğunu görüyor olmak garip. Geçen bu süre zarfında neler olmamıştı ki…

*

Seçim sonuçları herkesi şaşırtmış, AKP büyük bir hezimet yaşamıştı. 2 Kasım 2015 günü ise Kılıçdaroğlu ve Demirtaş eşbaşbakanlık üzerinden büyük koalisyon hususunda anlaşmış, kısa sürede aldıkları güvenoyu ile hükümeti kurarak hızlıca işe koyulmuşlardı.

Bütün dünyadan; hassaten İsrail, İran, Suriye ve Irak’ın başı çektiği Ortadoğu ülkelerinin hepsinden tebrik, takdir ve destek mesajları almışlardı.

Yeni hükümetin ilk icraatı ülkedeki her kesimin fikrini alarak evrensel ilkelere sahip, herkesin eşitliğine ve özgürlüğüne dayalı, kısa ve öz bir şekilde yazılmış yeni bir anayasa hazırlamak olmuştu. Şimdi ise yeni anayasayı referanduma götürmek için gün sayıyorlardı.

Ekonomide inanılmaz gelişmeler yaşanmış; 2016 ilk iki çeyrek verileri tavan yapmıştı. Oluşan güven ortamı neticesinde uluslararası yatırımcılar Borsaİstanbul’u tercih ediyor, endeks 150.000’e doğru hızla ilerliyordu. Bu kısa süre zarfında işsizlik ve enflasyon oranları hızla düşmüş, dolar 2 TL.’nin altına doğru seyrine sağlam adımlarla devam ediyordu. Piyasa canlanmış, işadamları tasarruflarını faize değil yatırıma dönüştürüyordu artık. Hükümet aklıselim ile hareket etmiş, daha önce siyaseten karşı çıktıkları yollar, köprüler, barajlar, nükleer santraller, demiryolları, tüp geçitler, tüneller, havaalanları ve diğer her türlü irili ufaklı projelerin üstüne yenilerini ekleyerek, hepsinin bir an önce bitirilmesi adına var gücüyle çalışıyordu.

Türkiye halklarını en çok sevindiren gelişme de, 30 küsur yıldır devam eden, bir ara azalmış fakat 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra tekrar nükseden terör sorununa kuvvetli bir iradeyle el atılmış olmasıydı. İki lider ikna kabiliyetleriyle kısa sürede devletin ve toplumun her kesimini uzlaştırarak silahlı ya da silahsız bütün terör örgütlerine ve hükümlü ya da değil bütün terör örgütü mensuplarına genel aftan yararlanabilme imkânı sunan bir başarıya imza attılar. Bu af, toplu bir barışın önünü açarak hemen meyvesini vermiş; PKK ve diğer silahlı/silahsız terör örgütleri silahları/devlet içindeki faaliyetlerini bıraktıklarını, örgüt liderlerinin artık siyaset yaparak hayatlarına devam edeceklerini ve örgüt üyelerinin sivil hayata ve topluma entegre olabilmesi için devletten yardım talep ettiklerini beyan etmişlerdi. Artık bu topraklarda iç barış sağlanmış ve eskiden terör sorunu olan bölgelerde yatırımların önü alınamıyordu. Bu kutlu barışı AB, diğer büyük devletler, komşu ve bölge ülkeleri de büyük mutlulukla karşılamış; hâsıl olan muvaffakiyetin devamı için desteklerinin Türkiye Cumhuriyeti yeni hükümetinin arkasında olduğunu açıklamışlardı.

İnanılması güç şeyler olmuş ve olmaya devam ediyordu ülkemiz adına…

Dış politikada ise hariciyemiz destanlar yazıyordu. “Yurtta sulh cihanda sulh” ilkesini dış politikada kendisine rehber edinmiş hükümet, eşbaşbakanların yoğun çabalarıyla Suriye’de düşman silahlı unsurların barışmasını sağlayarak kardeşkanının akmasını durdurmuş, silahlar susmuş ve bir önceki hükümetin izlediği dış politika sebebiyle ülkelerindeki iç savaştan ülkemize sığınmış 2 milyonu aşkın Suriyeli, gülen gözlerle vatanlarının yolunu tutmaya başlamıştı. Bölgedeki IŞİD sorununun bitmesine de öncülük eden hükümet aynı zamanda Büyük Devletleri, Esad Hükümetine, Suriye’nin yeniden imarı için geri dönüşümsüz ekonomik yardımda bulunmalarına da ikna etmişti.

Belki de en önemlisi, 13 yıl tek başına iktidar olmuşların yaptığı en büyük kabahat olan toplumsal kutuplaşmayı, bu hükümetin ivedilikle ele almasıydı. Hiç kimse hiç kimseyi inancından, mezhebinden, milliyetinden, dilinden, siyasi görüşünden, kılık kıyafetinden dolayı yargılamıyor, aşağılamıyor, ötekileştirmiyor ve ne kamuda ne de sosyal yaşamda müdahalede bulunmuyordu artık. Ülkenin, özellikle İstanbul’un her yanı güllük gülistanlık olmuş; Fatih’te cübbeli sarıklı-çarşaflı insanlar, mini etekli-fötr şapkalı insanlar ile yan yana mütebessim çehrelerle yürüyebiliyor ve büyük bir nezaketle birbirleriyle selamlaşabiliyorlardı. Bu gelişmeye şahit olan yabancı basın olanlardan şaşkın, büyük bir başarı hikâyesi olarak bu görüntüleri tüm dünyaya servis ediyordu. Bir devrim olmuş gibiydi; Taksim Gezi Parkı’nda namaz kılanlarla içki içenler olağanüstü bir nezaketle karşılıklı durabiliyorlardı artık. Gezi Parkı barışçıl eyleminden sonra birkaç sene içerisinde Türkiye halkları adeta inanılmazı başarmış, yaptıkları isabetli siyasi tercihler ile toplumsal barış ve huzura kavuşmuştu. Türkiye Cumhuriyeti her kesimiyle tam manasıyla asıl şimdi Ortadoğu devlet ve halklarına rol-model bir ülke olmuştu.

Canım vatanımda medyasından-üniversitelerine, yazarından-çizerine herkes büyük bir özgürlük içerisinde, nihayet huzur ve barışla dolup taşan ülkemde vatanın ilerlemesi adına büyük bir aşk ile çabalıyordu.

*

Barış, kardeşlik ve hoşgörüyü hayatlarına kılavuz etmiş olduklarını ancak iktidara geldiklerinde anlayabildiğimiz bu iki lider, devr-i sâbık hesabını sormak yerine 13 yıllık geri gidişi hızlıca düzeltmek yolunu tutmuşlardı. Bir öncekilerin yaptıkları hataların peşine düşmektense, onların halkın vicdanlarında hapsolmalarını tercih ettiler. Bu büyük iki lidere de bu yakışırdı elbet.

Bunun yanında, Cumhurbaşkanı en sonunda yerinin neresini olduğunu anlamış ve görev süresi bittikten sonra bir daha aday olmayacağını, görev süresi bittikten sonra ise siyaseti tamamen bırakacağını açıklayarak, artık kanunla sabitlenmiş Çankaya Köşkü’ndeki köşesine çekilmişti. Bir önceki Başbakan üniversiteye geri dönmüş, diğer eski hükümet üyeleri de işlerine güçlerine bakıyorlardı.

İnsanlar mutlu, ben şaşkın ve bunca şeye hala bir anlam vermeye çalışırken…

*

Karanlık!

Alnımın ter içinde kaldığını hissediyorum.

Sırtım sırılsıklam.

Sarsılarak birden doğruldum yataktan!

Kâbusmuş!

Aylardan Ekim.

Gece.

Üşümüşüm!

12 Eki 19:32

Emre Keleş

Puan: 2.59

Rüya gibi bir kabus :)

8

Bulut Sever

Puan: 8.67

1 Kasım 2015: X Değişkeni

Bulut Sever yazdı, 425 kez okundu, 6 misafir olmak üzere 18 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
İktisat dersi görmüşler çok iyi bilir. Misal vererek ifade etmeye çalışalım. Açsındır. Cebinde ise sadece 1 Lira mevcuttur. Bu 1 Lira ile fiyatları yine 1’er Lira olan, karnını doyurabileceğin ve uzun süre seni tok tutacak ya ekmek ya da yine o an çok canının çektiği fakat kısa süreliğine açlığını
9
okuma modu
devamı...

İktisat dersi görmüşler çok iyi bilir.

Misal vererek ifade etmeye çalışalım.

Açsındır. Cebinde ise sadece 1 Lira mevcuttur. Bu 1 Lira ile fiyatları yine 1’er Lira olan, karnını doyurabileceğin ve uzun süre seni tok tutacak ya ekmek ya da yine o an çok canının çektiği fakat kısa süreliğine açlığını bastırıp, hemen sonra karnının seslerini dinletecek baklava alabileceksindir.

Normal şartlar altında böyle bir durumda kalan her insan, en makul görünen seçimi yapar; ekmek alır, karnını doyurur. Bu misal üzerinden herkesin böyle bir tercihte bulunacağı söylenebilir. Tam tersi bir tercihte bulunabileceği gerçeğini de söylememek mümkün değil tabii ki.

Tercihleri birçok faktör etkileyebilir fakat genel olarak ifade edersek iktisatta buna ‘x değişkeni’ denir. O ‘x değişkeni’dir, ki bazen seçimlerimizi mantıklı ve makul kılmaz.

‘x’ olarak adlandırılan o değişken yukarıdaki misalde, ‘çok canım çekmişti ama…’ olur. Misal, kıyafette ‘çok yakışmıştı ama…” ya da cep telefonunu misal alırsak, ‘benim neyim eksik ki…’ ile de adlandırılabilir.

İki gün sonra gerçekleşecek olan seçimler için bu ‘x değişkeni’ne ne ad verilebilir?

7 Haziran’ı esas alırsak; daha önce kaç seçimde istikrara oy vererek ‘makul ve mantıklı’ bir tercihte bulunmuş olan seçmen, 7 Haziran’a bakıldığında neden aynı şekilde bir tercihte bulunmamıştır?

‘Şefkat Tokadı!’ diye mi nitelendirilmeli bazı AKP seçmeninin tercihini, yoksa diğer bir kesim AKP seçmeni ‘ölüm(örgüt) korkusu’ sebebiyle mi tercihini değiştirdi demeliyiz? Milliyetçi refleks ile diye de isimlendirebilir miyiz yoksa? ‘x değişkeni’nin adı nedir o halde?

Çok bariz bir gerçektir; insanoğlu elde ettiği kazanımları kaybetmek istemez ve kazandıklarının üzerine daha fazlasını katmak ister. İmkânları nispetinde her daim uçak ile seyahatlerini gerçekleştiren bir insana, günü geldiğinde 40 kişilik tıkış tıkış dolu bir otobüs ile yolculuk yapmak düşüncesi korkutucudur ve bu kendisine çok ağır gelir. Böyle hissetmek makul ve mantıklıdır zira bu mecburiyete (kendisine göre gerilemeye) düşmek istemez.

Alevi’si, Kürdü, Muhafazakârı, Milliyetçisi, Gayrimüslimi, küçük-büyük yatırımcısı, ticaret ehli kazanımlarına kazanım kattılar ‘meşru’ tek parti iktidarı zamanında.

Makul ve akılcı olan tercih, bu kazanımlarını devam ettirmeleri yönünde olmalıydı. Oy verirken bu kazançlarını ve daha da fazla kazanabilecekleri olumlu şartları düşünmeliydiler.

Ama yukarıda da ifade edildiği gibi o farklı isimler verilebilecek ‘x değişkeni’ devreye girdi. 4 aydan bu yana sonuçları ortada ve umutsuz olunmamalı diye düşünmeye kendimizi zorlasak da, 1 Kasım akşamı 7 Haziran’dan çok da farklı bir sonuç çıkmayacağı görmek istemediğimiz, inkâr ettiğimiz bir gerçek gibi önümüzde acı bir tablo olarak durmaktadır.

‘Dış mihraklar’ , ’Faiz Lobileri’ , ‘Üst Akıllar’ ‘Geometrik Yapılı Doğan görünümlü Akbaba Medyalar’ bu değişkeni pekâlâ çok iyi biliyorlardı ve Gezi’den itibaren seçmen tercihlerinin buna uygun olması adına canhıraş çalıştılar.

Dertleri bu siyasi bölünmüşlükten bir iktidar devşirmek de değil; ülkeyi yönetilemez hale getirerek çöküşün daha vahim neticelerini elde etmekti. Aynı minvalde devam ettiler, ediyorlar. Ne yazık ki, en azından durduğumuz yerden bakıldığında başarılı olma yolunda sağlam adımlar attıkları inkâr edilemez.

“Bu millet hiç hata yapmadı. Ortak aklı yanılmadı.” gibi cümlelere tok olduğumuzu ifade etmeden geçmeyeceğim. Milletin tercihine doğal olarak bir itirazımız olamayacak olsa da, tarihini bilmezliğine elbet bir sözümüz olacaktır her zaman.

“Sayılara anlam veren sıfır (0)’dır.” ve bu seçimlere anlam verecek olan da ‘x değişkeni’dir.

Ya karnımızı doyuracak, ardından da ‘bir kuş sütü eksik’ olan sofralara oturabileceğimiz imkânlara kavuşmaya gayret edeceğiz birlik ve beraberlik içinde ya da baklavanın nefsimizde uyandıracağı geçici rehavetle bir süre keyiften gözlerimiz kapalı, ağzımız kulaklarımıza varacak fakat daha sonra midemiz belimize yapışık, o bir zamanlar meşhur olan ‘Ben Nerde Yanlış Yaptım’ şarkısını terennüm edeceğiz.

Dua acizliğimizin ifadesi, hep ama bir saatten sonra tek çaremizdir.

Güçlü bir şekilde, ‘bir kuş sütü eksik’ sofralarda buluştuğumuz günlere bir an önce varmak duasıyla.

10
Kapat