Türkiye

Yıl 1 Sayı 12
Aylık ücretsiz blog dergisi
www.geornalist.com
ARALIK 2015

Bulut Sever

Satrancı Urefa

İÇİNDEKİLER

Satrancı Urefa
Bulut Sever / İSTANBUL
Rusya'nın Artistliği: Kuzineden Mülhem Hezeyanlar
Bulut Sever / İSTANBUL
Olurdu Olmazdı Derken, Resmi Tarihten Kahraman Devşirmek
Bulut Sever / İSTANBUL
50 Buçukluk Kandırmaca
Bulut Sever / İSTANBUL
Hifâ Hatun (Radıyallahü Anha)
Mustafa Karayel / İSTANBUL
Ela Lale Talat Üçlüsünün Aydınlanmaya Etkileri
Hilye / İSTANBUL
Çözüm Süreci Üzerine
Osman Batur Akbulut / KIRIKKALE
Abdullah Bin Cahş “Radıyallahü Anh”
Mustafa Karayel / İSTANBUL
En Geliştirilmiş Bilim Dalı...
Ferit Çaydangeldi / ANKARA
Uçak Uç, Hava Sahama Düş.
Kerem Yüksel / İSTANBUL
İlaç Değil, Mendil
Ferit Çaydangeldi / ANKARA
Vura Vura Dağıla Dağıla Seviyoruz
Ezgi Çelik / ESKIŞEHIR
Küçük Umutlar / Şiir
Burak Aydın / İSTANBUL
Zafer İnananlarındır
محمد / ANKARA
Ya Bismillah!
Ömer Poyraz / İSTANBUL
1 Kasım 2015: Sonrası...
Bulut Sever / İSTANBUL
Kısa Bir Sûre "nasrullâhi Velfeth"
Emre Keleş / ANKARA
Ardından
Fatma Akçadağ / KONYA
Emanet Ve Ehli
Hatice Kara / ANTALYA
Ne Kaldı Geriye?
Fatma Nur Sarı / ANTALYA
Demirtaş'ın Yalnızlığı Veya Suriye'yi Hatırlamak
Osman Batur Akbulut / KIRIKKALE
Ruhsuz Bedenler
Sıla Münir / İSTANBUL
Sınırlarımızda Dolaşan Garabet
Osman Batur Akbulut / KIRIKKALE
Oğluma Mektuplar - 3
Mümtaz Fuat / BURSA
Aşk Değil; O Aşkın Sahibi Olanın Sûretidir Asıl Aradığımız.
Büşra Özdemir / MALATYA
Sirenler Kimin İçin Çalıyor?
Osman Batur Akbulut / KIRIKKALE
Yaz Yağmurunu Seven Güzmania
Benay Özbent / İSTANBUL
Kabirler
Sıla Münir / İSTANBUL
Oğluma Mektuplar - 2
Mümtaz Fuat / BURSA
Yeni Kabine Ve Günümüze Yansıması
Süleyman Askeri Bey / İSTANBUL
Lysenko'nun Diyalektik Materyalizme Direnen Buğdayları - 1
Kürşat Koyuncu / ANKARA
Yanmaktan Korkarsın
Aşağı Tırmanan Adam / ANKARA
Türkiye Nükleer Silaha Sahip Olabilir Mi?
Ahmet Demir / İSTANBUL
Olmadı Kaçarız
Benay Özbent / İSTANBUL
Başarısız Liderler, Hayal Kırıklığı Yaşayan Seçmenler
Emre Keleş / ANKARA
Taşınıyorum / Şiir
Burak Aydın / İSTANBUL
Kürk Ve Algı Yönetimi
Tevfik Gülep / İSTANBUL
" Çok Şükür "
Süleyman Askeri Bey / İSTANBUL
Giden Gemiler Geri Gelmez Mi??
Nesibe Çakıcı / BALIKESIR
Gerginliğin Sona Ermesi İçin Yapılması Gerekenler
Abdullah Fakiroğlu / İSTANBUL

Hilye

Puan: 1.75

Ela Lale Talat Üçlüsünün Aydınlanmaya Etkileri

Hilye yazdı, 832 kez okundu, 6 misafir olmak üzere 14 kişi beğendi, 2 yorum yapıldı.
Sabah erken kalkması gerektiği için erken yatması gerekli, ama ödevlerini bitiremedi. Üstelik kardeşi ve kuzeni deli gibi kahkahalar atarak oyun oynarken o masa başında oturup ela lale talat yazmaya çalışıyordu bütün akşam. Ve o da bir çocuk daha, 6 yaşında sadece. Çocuğunun ödevlerini takip eden h
21
okuma modu
devamı...

Sabah erken kalkması gerektiği için erken yatması gerekli, ama ödevlerini bitiremedi. Üstelik kardeşi ve kuzeni deli gibi kahkahalar atarak oyun oynarken o masa başında oturup ela lale talat yazmaya çalışıyordu bütün akşam. Ve o da bir çocuk daha, 6 yaşında sadece.

Çocuğunun ödevlerini takip eden hatta yapan bir veli olamayacağım diye kendime baştan söz verdiğim için başında beklemiyorum. Kendisi de çocuk olduğu için oyun oynamak istiyor ödev yapmak değil. Bu sebeple de sürekli oyalanacak bir şey buluyor ve yatma saati geldiğinde ödevler hala bitmemiş oluyor.

Bu akşam sınıf öğretmeninden gelen “çocuklarınızın ödevlerini özenle yapmasına dikkat edin, ödevlerini yap(a)mayan çocuklar sınıfın gerisinde kalacaklar” temalı bir mesajın beni tetklemesiyle bir değişiklik yapıp çocuğun yanında oturuyorum ve takip ediyorum. Onun yerine ödevini yapmıyorum tabii ki ama yardım etmeye çalışıyorum ve en önemlisi yanındayım mesajım ile ona destek oluyorum, çünkü hayatı çok zor. Çocuk –ki hatırlayalım kendisi sadece 6 yaşında- yazamadığı bir kıytırık kelime yüzünden içlenip ağlamaya başlıyor ve kalemi elinden kayarken dilinden “anne yapamıyorum, bilmiyorum ben” sözleri dökülüyor.

“Yavrucuğum zaten okula bilmediğimiz için gideriz, bilmediklerimizi öğrenmek için. Öğreniyorsun ve bak yapabiliyorsun” diye moral vermeye çalışıyorum. Ama o hala ağlıyor, öyle şımarıklık değil ağlaması, içli derin bir keder yüklü. İşte bunu farkettiğim an öfkeleniyorum. 6 yaşındaki çocuğa kendine güvenini yitirme pahasına, yapamıyorum, bilmiyorum yüzleşmelerini yaşatma pahasına öğretmeye çalışılan şey ne diye bakıyorum; sağa eğik, başlangıç ve bitiş çizgilerine dikkat edilerek yazılması gereken ‘talat’.

Okuma yazma öğrenmek, bir eğitimden geçmek elbette önemli ve gerekli. Amma velakin çocuk kendine güvenini yitirmek ile karşı karşıya kalacak ve mutsuz olacaksa gerekirse 5 ay sonra öğrensin, gerekirse 1 yıl sonra. Sınıfın gerisinde kalabilir. Okuma yazmayı en son öğrenen kişi olabilir. Hiç önemli değil zira bir süredir yaşadığım ‘aydınlanma’ sonucu akademik başarıyı öncelemenin yanlış olduğunu, akademik başarısı olmasa da kişinin ‘başarılı’ olabileceğini, en önemli başarının ise ‘mutlu olabilmek’ olduğunu düşünüyorum.

Mutlu olan iyi bir insan olur, iyi bir kul olur, iyi bir evlat olur, iyi bir öğrenci olur, iyi bir x olur. X yerine ne isterseniz koyun, mutlu olan olduğunun en iyisi olur. Çünkü mutlu olmak kendini sevmekle başlar ve bunun akademik başarıyla hiçbir ilgisi yok. Olmamalı.

22

Osman Batur Akbulut

Puan: 4.47

Çözüm Süreci Üzerine

Osman Batur Akbulut yazdı, 541 kez okundu, 2 misafir olmak üzere 11 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
19. yüzyılın sonunda romantik ve hümanist bir filozof olan Viktor Buurmans, erkek kılığına girmiş bir kadın tarafından vurularak öldürüldü. Onu öldüren kadın yakalandığında insanı şaşkınlığa sürükleyen hikâyesi de ortaya çıkmış oldu; onu öldüren kadın karısı idi. Çok geçmeden olayın iç yüzü, sanık v
23
okuma modu
devamı...

19. yüzyılın sonunda romantik ve hümanist bir filozof olan Viktor Buurmans, erkek kılığına girmiş bir kadın tarafından vurularak öldürüldü. Onu öldüren kadın yakalandığında insanı şaşkınlığa sürükleyen hikâyesi de ortaya çıkmış oldu; onu öldüren kadın karısı idi. Çok geçmeden olayın iç yüzü, sanık ve tanıkların ifadeleriyle netleşti. Buurmans, ileride evleneceği Elisa’yla bir Genelevde tanışmış, böyle bir yerde pek az rastlanan bir sevgiyle Elisa’ya bağlanmış ve onu batakhaneden kurtarmak adına evlenmişti. Onu bu utançtan kurtarmanın asil ve onurlu bir davranış olduğuna inanmış ve hayatına mal olacak bu hataya hayatını adamıştı.

Evlilikleri, eşinin eski ahlakında ısrar etmesiyle sarsılmış, Buurmans ise şerefli bir davranışa adadığı yıllarının boşa gitmesi karşısında ezildikçe ezilmişti. Arkadaşı Reclus böyle bir acıya katlanan arkadaşı için şöyle söylüyordu; “Buurmans’ı sık sık evinde görürdüm. Daima onun iyiliğine, nezaketine, karısına karşı tavırlarının asaletine ve karısının arkasından konuşmaya fırsatı olduğunda bile ağırbaşlı bir şekilde susuşuna hayran olmuşumdur. Hiçbir zaman şikâyet etmedi.” Buurmans şikâyet etmemişti belki ama sonunda evini terk etmiş ve boşanma kararı almıştı. Bunun üzerine Elisa onu öldürmüş ve hâkim karşısına çıkmıştı.

Mahkeme, pek çok tanığı dinledikten sonra Elisa’yı, ortaya koyduğu iyi gerekçeler sebebiyle beraat ettirmişti. Elisa’nın, “Başladığı iyi bir işi bitirmekte başarısız olan bir adama hayatının çöküş döneminde kimse üzülmez. Beni üzen şey beni terk ettiği için onu öldürmek zorunda olduğum gerçeğiydi. Ayrıca onu boşanmak istediği, beni utanca boğduğu, aynı zamanda kendi ismini kirlettiği için öldürdüm. Dul kalmak mı? Asla! Bu yüzden geriye tek çözüm kalmıştı” sözleri jüri için iyi gerekçe olarak yeterli olmuştu. O dönemin Fransa’sında esmekte olan fenimizm ve burjuva karşıtı rüzgâr, hem mahkemede hem de gazetelerde esmişti. Teatral feminist nutuk, yıllardır yozlaşmışı kutsayan yazarlarıyla zihinleri bu beraata hazırlanmış halk nezdinde de işe yaramış, Elisa özgür kalmıştı. Buurmans, geri de bıraktığı mektubunda şöyle söylüyor ve kendisinin de en az halk kadar o yazarlardan etkilendiğini itiraf ediyordu adeta; “Seni Sefiller’in Fantine’i olarak görüyordum ve iyileşeceğine inanıyordum”

Sanıyorum çözüm süreci bu hikâye benziyor. Asilce uzatılan barış eli, parmağını tetikten ve kandan çekmemek için bin dereden su getiren ellerle buluştu. Sonunda kan, kirli ve küçük hesaplar yüzünden bu temiz ellere de sırçayı verdi. Kürt solunu Fantine sanmak ve belki de hümanizmin rüzgârına kendini kaptırmak hatalı bir davranıştı. Hatta Buurmans gibi iyi bir adam bu hataya düştüğü için cezayı da hak ediyordu lakin bu ceza için zaten heba ettiği yılları ve boşa harcadığı hoşgörü cevheri yeterli olacaktı. Fakat öldürülmeyi ve sonunda katillerinin masum ilan edilmesini hak etmiyordu.

Kurulan mahkemenin bir benzeri de Türkiye’de kuruldu. Fransa ahalisi nispetince ne kadar kötülük varsa destekleyen laik-seküler kadro Kürtçülük namına dökülen kanların ne kadar mertçe olduğunu söylemekten geri durmadı. Hatta “dün barış diyenler neden şimdi savaş diyor” diyenlerle Elisa’nın, “başladığı iyi bir işi bitiremedi, her ne kadar fahişelik yapsam da” savunusu ne kadar da benziyor. Bir yılı aşkın süredir kopmakta olan kan fırtınasında, her fırsatta Kürt gençlerini yeni kan davalarına sürüklemek adına akıl almaz yalanları söyleyiveren, düşmanlık tohumları ekip uzlaşmazlığını deklare eden solcular, pişmanlığını adeta Buurmans gibi ifade eden Akparti’ye sırf bu ifade ediş yüzünden yüklenip durdular. Bir tarafta iflah olmaz bir fahişe, diğer tarafta ıslah etmek adına bütün günahını unutmaya hazır bir beyefendi varken fuhşiyatı seçmenin Türk solunun ahlakına sığması bizi hiç şaşırtmamıştır.

Türkiye’de büyük jüri karara vardığında adalet tecelli etti. Hak etmediği özgürlüğüyle Elisa, belki birkaç yıl daha özgürce yaşayıp ölmüştür ve onu savunanlar da fakat bugün, gözleri hümanist, sosyalist veya feminist büyülerle kör edilmemiş insanlar kimin haklı olduğunu idrak etmiştir. Belki dün, Fransa’da Buurmans’ın haklı olduğunu söyleyecek yeterince jüri yoktu fakat bugün laik-seküler Türk ve Kürt solunun haksız olduğunu söyleyecek milyonlarca insan olduğunu gördük. Eğer bu millet Vandallığa, yozluğa, şiddete övgüler düzen sefil yazar, çizer, akademisyen ve twitter fenomenlerini ciddiye alsa idi çözüm süreci evliliğinin suçlusu olarak ancak bizi gösterecekti. Allah’a çok şükür ki millet kimin Elisa olduğunu anlayacak basirete sahiptir.

24

Mustafa Karayel

Puan: 4.23

Abdullah Bin Cahş "Radıyallahü Anh"

Mustafa Karayel yazdı, 600 kez okundu, 7 misafir olmak üzere 18 kişi beğendi, 8 yorum yapıldı.
Resûlullahın (aleyhisselatü vesselam) halası Ümeyme ile Cahşın oğludur. Zevcât-ı tâhirâtdan Zeyneb binti Cahşın kardeşidir. Hazreti Ebû Bekir’in vasıtasıyla, Erkam’ın (radıyallahü anh) evine gelmeden önce kelime-i şehâdet getirerek ilk müslümanlardan olmak şerefine kavuştu. Hazreti Abdullah orta b
25
okuma modu
devamı...

Resûlullahın (aleyhisselatü vesselam) halası Ümeyme ile Cahşın oğludur. Zevcât-ı tâhirâtdan Zeyneb binti Cahşın kardeşidir.

Hazreti Ebû Bekir’in vasıtasıyla, Erkam’ın (radıyallahü anh) evine gelmeden önce kelime-i şehâdet getirerek ilk müslümanlardan olmak şerefine kavuştu. Hazreti Abdullah orta boylu, çok yakışıklı bir zât idi. Peygamber efendimizi pek ziyade severdi. Bu muhabbet uğrunda canını fedâdan çekinmemiş, Uhud harbinde en büyük kahramanlığı göstererek, Allahü teâlânın rızası uğrunda şehâdet şerbetini içmiştir.

Sa’d bin Ebî Vakkâs hazretleri, Uhud harbinde Hazret-i Abdullah bin Cahş'la arasında geçen konuşmayı şöyle anlattı:

"Uhud’da, savaşın çok şiddetli devam ettiği bir andı. Abdullah bin Cahş yanıma sokuldu, elimden tuttu ve beni bir kayanın dibine çekti. Bana şunları söyledi:

- Şimdi burada sen duâ et, ben "âmin" diyeyim. Sonra ben duâ edeyim, sen de "âmin" de!

Ben de, "Peki!.." dedim ve şöyle duâ ettim:

- Allahım, bana çok kuvvetli ve çetin kâfirleri gönder. Onlarla kıyasıya vuruşayım. Hepsini öldüreyim. Gâzi olarak, geri döneyim.

Abdullah bin Cahş benim yaptığım bu duâya, bütün kalbiyle "âmin" dedi. Sonra kendisi şöyle duâ etmeye başladı:

- Allahım, bana zorlu kâfirler gönder, kıyasıya onlarla vuruşayım. Cihâdın hakkını vereyim. Hepsini öldüreyim.

En sonunda bir tanesi de beni şehit etsin.

Gönlüm böyle bir duâya "âmin" demek arzu etmiyordu. Fakat, o istediği ve önceden söz verdiğim için mecbûren "âmin" dedim.

Daha sonra, kılıçlarımızı çektik, savaşa devam ettik. İkimiz de önümüze geleni öldürüyorduk.

O, son derece bahadırâne harbediyor, düşman saflarını tarumar ediyordu. Düşmana hamle üstüne hamle ediyor, şehit olmak için derin bir iştiyakla hücûmlarını tazeliyordu.

"Allah Allah!.." diye çarpışırken kılıcı kırıldı. O anda sevgili Peygamberimiz, ona bir hurma dalı uzatarak, savaşa devam etmesini buyurdu.

Bu dal bir mu’cize olarak kılıç oldu ve önüne geleni kesmeye başladı. Birçok düşmanı öldürdü."

Savaşın sonuna doğru Abdullah bin Cahş, Ebûl Hakem isminde bir müşrikin attığı oklarla arzu ettiği şehâdete kavuştu.

Şehit olunca, kâfirler, bu mübârek şehitin cesedine hücûm ederek burnunu, dudaklarını ve kulaklarını kestiler. Her tarafı kana boyandı.

Muharebe bittikten sonra, Abdullah bin Cahş’ı şehit edilmiş bulan Hazret-i Sa’d, durumu ve onun yaptığı duâyı Peygamber efendimize anlattı.

Resûlullah efendimiz de, onun duâsının kabûl edildiğini ve bu dünyada istediğine kavuştuğunu, âhırette de istediğine kavuşacağının anlaşıldığını bildirdi.

Hazret-i Abdullah bin Cahş’ı ve dayısı "Seyyidüşşühedâ" ya’nî, "Şehitlerin efendisi" Hazret-i Hamza’yı aynı kabre defnettiler.

Eshâb-ı kirâm arasında lâkabı, "El Mücâhidü fillah", ya’nî "Allah yolunun fedâisi" idi. Şehit olduğunda 40 yaşlarında idi.

Bedr gazâsı esîrleri için, Resûlullah hazret-i Ebû Bekre, Hazret-i Ömer'e ve Abdullah bin Cahş'a “radıyallahü anhüm” danışmışlardı.

İlk Müslüman olduğu yıllarda, kâfirler kendisine her türlü ezâ ve cefâyı yapmışlar bunların hepsine mukabele etmiş ve katlanmıştır. Peygamber efendimiz, kendisi için:

- Açlığa ve susuzluğa en çok dayanan ve katlananınızdır, buyurmuşlardır.

Abdullah bin Cahş hazretleri, Nahle seferine görevlendirilmiş, kendisine "Emîr-ül-mü’minîn" sıfatı verilerek İslâmda ilk tayin olunan "emîr" olmuştur.

Resûlullah efendimiz, onu emîr tayin ettiği vakit, kendisine sormuştu:

- Ey Abdullah! Dünyada en çok arzu ettiğin, özlediğin nedir?

Bunun üzerine, "Allah ve Resûlüne muhabbettir" diye arzetmiştir.

**********

" O Muhabbet" olmasa dal parçası ile savaşabilir miydi? Ve bizler; o dal parçasına kılıç gücü veren o muazzam iman uğruna, her şeylerinden vazgeçen, o büyük sahabenin elindeki o dal parçasının zerresi bir kıymete sahip miyiz? Öldükten sonra o dal parçası kadar ismimiz anılacak mı?

Allahü teala Eshab-ı Kiram'ın hakkını teslim edebilenlerden eylesin.

20 Kas 18:33

Âmin. Eline sağlık, pek güzel yazmışın kardeşim.

26

Ferit Çaydangeldi

Puan: 4.97

En Geliştirilmiş Bilim Dalı

Ferit Çaydangeldi yazdı, 562 kez okundu, 7 misafir olmak üzere 15 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
Yazılı tıp biliminin Hipokrat ile başladığı kabul edilir. Günümüzden 2400 yıl kadar önce yaşamış bir hekimin hastalıklara yaklaşımını, tedavi yöntemlerini okuyabiliyoruz. Bu kadar yıl önce kanser, diyabet, beyin kanaması, böbrek yetmezliği teşhisleri konulamıyor, etkili tedavi verilemiyordu. Bunl
27
okuma modu
devamı...

Yazılı tıp biliminin Hipokrat ile başladığı kabul edilir. Günümüzden 2400 yıl kadar önce yaşamış bir hekimin hastalıklara yaklaşımını, tedavi yöntemlerini okuyabiliyoruz.

Bu kadar yıl önce kanser, diyabet, beyin kanaması, böbrek yetmezliği teşhisleri konulamıyor, etkili tedavi verilemiyordu. Bunlar gibi hastalıkların teşhis ve tedavisinde çok yakın zamanlarda geliştirilmiş teknolojiler kullanılıyor. 2300 yıl boyunca pek fazla değişmeyen tıp bilgisi son yüz yılda oldukça ilerledi. Belki de her yıl o 2300 yılda geliştirilen bilgi kadar bilgiyi tıp bilimine ekliyoruz.

Tüm bunları teknoloji sayasinde yaptığımızı unutup bazen kendimizi bin yıl önceki insanlardan daha zeki zannediyoruz. Oysa ki o yıllarda da çok çok zeki insanlar vardı ve tıp alanında da çalışıyorlardı. Teşhisi ve tedavisinde yüksek teknoloji kullanılan hastalıklar konusunda ilerlemeleri oldukça sınırlı kalan bu zeki ve araştırmacı hekimlerin Psikiyatri ve davranış bilimi konularında önlerinde fazla engel bulunmuyordu.

İnsanların davranışlarını, karar verme, inanma, ikna olma, reddetme, savaşma, kabullenme, teslim olma gibi duygu durumlarını inceleyen bilim dalı Tıp biliminin en derin, en fazla araştırılmış konusu olabilir. Bundan 1500 yıl önce yazılmış bir tıp kitabındaki bilgiler Dahiliye Uzmanının fazla işine yaramaz ancak Psikiyatri Uzmanı faydalanabilir ve günümüz modern insanına o zamanlardaki tedavileri uygulayarak başarı elde edebilir. Teknolojinin en az yararlı olduğu bölümlerden biri olan davranış bilimi bu dezavantajını en uzun süredir, en fazla kişi tarafından geliştirilen bilim dalı olarak kolayca tolere eder. Davranış bilimi, tahmin ettiğinizden çok çok daha derindir.

İnsanların düşüncelerini ve davaranışlarını yönlendirme bilimi her dönemde en faydalı bilimlerden birisi olmuştur. Köleleri isyan ettirmeyen, askerleri öleceklerine emin oldukları görevlere gönderebilen insanlar tarih boyunca güçlü olmuştur. Peki bu bilimi şimdi kim kullanıyor? Bu kadar gelişmiş bir bilim dalı günümüzde de dünyayı yönetmekte kullanılıyor.

Bu bilimi çok iyi kullanırsanız bir İngiliz kadına hörmet göstermediği için binlerce Hintliyi öldürür, sokakta yerde sürünerek gezmek zorunda bırakırsınız. İstemediğiniz ırka sahip tüm halkı kadın, yaşlı, çocuk, genç demeden katledersiniz. Evinden ekmek yapmaya giden yaşlı kadınların, okula giden çocukların, ameliyat yapan doktorların üserine atom bombası atar ve 100.000 kişiyi o anda, 150.000 kişiyi de dolaylı olarak öldürürsünüz sonra da Dünyaya barış, özgürlük ve insan hakları konusunda ders verirsiniz. Sizden olmayan milyonları maşalarınızla ödürürken kimse çıtını çıkartmaz ama sizin 130 kişilik bir kaybınız bütün dünyayı sallar.

Davranış ve Psikoloji biliminin öğrettikleri şu anda üzerimize uygulanmakta ve hangi konuda nasıl düşüneceğimiz programlanmaktadır. Gazatede gördüğünüz ve yalan olduğunu çok iyi bildiğiniz bir haber belki de algınızı kontrol etmek için yapılan müdahalelerden bir tanesidir. Birinciye %99,9 inanmazsınız ama %0,1 inanmışsınızdır ve belki başka bir dokunuş onu daha da çoğaltacak ve birkaç sene içerisinde düşünceniz değiştirilecektir.

İngilizlerin dünyanın tamamına yakınını sömürge haline getirmesini sağlayan müstemlekeler nezareti adındaki ünlü casusluk ve algı yönetimi birimi ifşa olduktan sonra büyük değişime uğramış ve resmi olarak kapanmıştır. Dünya üzerindeki büyük aktörlerin böyle bir gücü kullanmaya çalışmaması düşünülemez o yüzden ayrıntılı gizli planların uygulanmakta ve düşüncelerimiz yönlendirilmektedir.

Bu bilimi tüm dünyaya uygulayanların kimler olduğunu anlamak zor değil ama etkisinde kalmamak çok zordur. Bunu ancak doğru tarihi objektif bir şekilde öğrenmek ve dost ile düşmanı iyi ayırt etmek, kişileri ve hatta ülkeleri söylemleri ile değil icraatları ile değerlendirmemiz gerekir.

27 Oca 15:11

Misafir

1

28

Kerem Yüksel

Puan: 5.88

Uçak Uç Hava Sahama Düş

Kerem Yüksel yazdı, 676 kez okundu, 29 misafir olmak üzere 37 kişi beğendi, 7 yorum yapıldı.
Ofislerdeki beyaz yakalardan, Ege köy kahvelerindeki sempatik dayılara herkes son yaşanan uçak düşürme vakasını yorumlamakta zorlanıyor. Çünkü uluslararası ilişkiler konusunda insanımız bilgisiz bırakıldı. Sayın başvekil bu işin hocasıdır öğretir dedik ancak yoğunluktan dolayı bu görevi bizlere bı
29
okuma modu
devamı...

Ofislerdeki beyaz yakalardan, Ege köy kahvelerindeki

sempatik dayılara herkes son yaşanan uçak düşürme vakasını yorumlamakta zorlanıyor.

Çünkü uluslararası ilişkiler konusunda insanımız bilgisiz bırakıldı. Sayın başvekil bu işin hocasıdır öğretir dedik ancak yoğunluktan dolayı bu görevi bizlere bıraktı.

Bu yüzden konuyla ilgili kısaca bilgi verelim, gündem yeniden futbola ve muhalefet partilerinin kurultaylarına evrilene kadar insanımız devrilmesin. Konuşsun. Hakkıdır. Her gün olmuyor ki böylesi.

PARA,PETROL,PİJAMA

Ulusların zenginliği adlı kitapta adam simit satarak zengin oluyordu.

Zaten ulusların temel hedefi genelde zenginliktir.

(Bizim ülkemiz müstesna.)

Uluslararası ilişkiler de bu çerçevede şekillenmektedir. Bir de petrol takıntısı vardır, uluslarımız petrolü çok severler ve

her şeyden öncelikli kutsal bir varlık gibi konumlandırırlar. Petrol bir yarı tanrı olmuş günümüz dünyasında. İsyanım var böyle işe.

Son olarak uluslarımız güvenli bir şekilde

evlerinde oturmak isterler. Bu da pijama giymek ile simgelenir.

Buna beynelminel münasebetlerde 3P kuralı denir. Para, Petrol, Pijama.

KİMSE SABRIMIZI TEST ETMEYE KALKMASIN

Türk tipi diplomasi ise daha duygu yüklü ve söylem bazlıdır ve bu özellikleriyle dünyada geçerli konvansiyonel diplomatik sistemden ayrılmaktadır.

Burada kardeşlik hukuku, geçmişten gelen bağlarımız, ecdadın bize emanet ettiği coğrafyalar gibi literatürde sadece Türkçe karşılığı bulunan kavramlar ön plana çıkmaktadır. İçimizdeki insan sevgisi inanılmazdır.

Fakat bizim de bir zaafımız bulunuyor.

Biz diğer diplomatik unsurlarca sabrımızın test edilmesini sevmeyen bir milletiz. Hoşlanmadığımız gerçek.

Tamam nota verilir, büyükelçiden izahat istenir hepsi bizde mevcut ama reis-i cumhurumuz çıkıp 'Biz kırıldık bu işe.' veya 'Sen kimsin ya!' demeden aksiyonumuz kemale ermiş sayılmaz. Sabrımızı test eden herkesin uçağını düşürmüyoruz. O konuda rastgele seçilim yapılıyor. Arada bağ kurmak isteyen müfteridir. Ve bu müfterilik genelde muhalefet liderlerine uygun görülen bir yakıştırma olsa da şu sıralar muhalefetin silik tavırları bu sıfatı bile kaybetmesine sebep olmaktadır. Dış politikada muhalefetin rolü önemli olsa dahi şu an görmezden gelinecektir. Devam edelim.

YUMUŞAK GÜÇ

Soft power olarak bilinen bu kavram da uyduruk bir şeydir. Önemli olan gazetelerde çıkan onların kaç uçağı var bizim kaç tankımız gibi sayısal veriye dayalı bilimsel haberlerdir. Gerisi hep hikaye. Yumuşak güç var bende diye dolanırsan adama tıklarlar. Bunlar hep diplomasidir. Diplomasi boru değildir. Ama her şey de konuşarak, koklaşarak olmaz.

NATO'NUN BİR TAKIM MADDELERİ

Nato'nun Türk toplumuna birincil katkısı PAKT kelimesini insanımıza öğretmesidir. Bunun dışındaki faydalar TALİ FAYDALAR olarak ele alınır.

Kuzey Atlantik Paktı bir şekilde ülkemizi de içinde bulundurmakta ve bundan dolayı bazen ufak tefek angaryalara katlanmak durumundadır.

Köprüye üç dakika, otobüs duraklarına bir dakika, markete pazara berbere on adım mesafedeki lokasyon şaheseri daireler gibi mükemmel bir jeopolitik konum bizlere, insanımıza sunulmaktadır. Bu konum gereği Nato'nun unutulmaya yüz tutan 4 ve 5 nolu maddelerini ara sıra işletir. Türkiye çok iyidir dokunmayın sıkıntı çıkarmayın şeklinde sonuç bildirgeleri yayımlatır ve dağılırız.

24 KASIM'DA NE OLDU?

Rusya ile yaşanan elim hadiseyi yukarıdaki bilgiler ışığında değerlendirmek gerekir. Uçak düşmesinde birinci sebep elbette yer çekimi ancak diğer sebepleri de gözardı etmek olmaz.

Ülkelerin sınırları olması bayağı iyidir. Böylece herkes yerini yurdunu bilir. Ancak şöyle de bir talihsiz durum var. Son yaptığım uzunca uçak yolculuğunda cam kenarı denk geldi ve gözlemleme imkanı buldum ; bu sınırlar gerçekte pek belli olmuyor. Yerde bile olmayan bir sınırı yüksek irtifalara çizmeye çalışmak şüphesiz safdillik olur. Bu yüzden farklı ülkelerden unsurlar birbirlerinin sınırlarını zaman zaman ihlal edebilir. Bu da dış politikada monotonluğu yok edeceğinden faydalı görülmektedir.

24 Kasım'da yaşanan olayın ise zaman ve mekan boyutunda ele alınması gerekir.

ZAMANLAMA MANİDAR

Yapılan bir takım araştırmalara göre ülkemiz siyasetinde yaşanan hadiselerin yüzde yetmiş altılık kısmının zamanlaması manidardır. Bunun dış politikadaki karşılığı ise yüzde altmış sekiz gibi bir orana denk gelir.

Öyleyse uçağın düşürüldüğü gün olarak 24 Kasım tarihinin seçilmesi tesadüf olabilir mi?

Yoksa öğretmenler gününde bu iş hayata geçirilerek ben ders almam ders veririm mesajı mı verilmek istenmektedir. Takdir milletimizindir.

UÇAK SINIR İHLALİ YAPTI MI?

Meselenin en önemsiz sorusu ise şüphesiz budur.

DOĞALGAZ KESİLİR Mİ?

Bir şey olmaz. Ürkecek bir durum yoktur. Bir delikanlılık yapıldıysa halk olarak arkasında durulmalıdır. Gerekirse kömür yakılır. Havalar da iyi gitmektedir. Demirden korkan trene binmemelidir. Üsküp'e, Gazze'ye, Saraybosna'ya Bakü'ye Türkmendağı'na selam olsundur. Bu adam Bağdatlı gibi konuşmaktadır.

ŞİMDİ NE OLACAK?

Konu güzelce yumuşatılır kapanır gider fakat Türkmendağı konusu ciddidr. O değerlendirmeyi büyüklerimize bırakalım.

İlişkiler ikinci katip seviyesine inse bile ikinci katip de insandır. Hor görmemek gerekir. Olağanüstü dönüştürücü gelişmeler bu seviylerde de yaşanabilir.

SONUÇ

Pek anladığım bir konu değil ama sanırım bir şey olmaz. Yani bu işin metodolojisini öğretiyorum elbette realite biraz farklı oluyor, sıkıntı olmaz diyorum olmaz büyük ihtimal.

Havacılık duayeni bir dostumla da konuyu görüştüm. "66 yılda bir denk gelen bir hadiseydi. Bu fırsat kaçmamalıydı" şeklinde yorum yaptı. Harika dedim. İstediğim cevabı da almıştım. Trenin ışıkları söndü. Şimdi tüm yolcular uyuklasın.

01 Ara 10:53

Misafir

Üstad Atanamayan Öğretmenler ve Yeni Dünya Düzeni adlı makalenizde ortadoğudaki paradigmanın nasıl şekilleneceğini belirtmiştiniz vaktiyle; anlamak bugüne nasipmiş. Artık Türk'ün Rus'a kaldırdığı ikinci bir şeyin olduğu bir dünyadayız...

26 Kas 16:14

Misafir

hiç fena değil..bravo

30
Kapat