Türkiye

Yıl 2 Sayı 5
Aylık ücretsiz blog dergisi
www.geornalist.com
MAYIS 2016

Kürşat Koyuncu

Arıların Muhteşem Dansı

İÇİNDEKİLER

Arıların Muhteşem Dansı
Kürşat Koyuncu / ANKARA
Suda Yüzen Çiçekler
Kürşat Koyuncu / ANKARA
Pohutukawa Ağacının Gölgesindeki Kertenkele
Kürşat Koyuncu / ANKARA
Copy/paste
Kürşat Koyuncu / ANKARA
Empathy For Mr. Vengeance
Aykut Giray / YOZGAT
Gurme Yarasa
Kürşat Koyuncu / ANKARA
Dünyanın En Kötü Kokan Çiçeği
Kürşat Koyuncu / ANKARA
Büyülü Ekmeğin Evrimi Ya Da Pelin’İn Kömürle Çalışan İmanı
Kürşat Koyuncu / ANKARA
Bozkırın Çocuklarını Kim Teselli Edecek?
Aykut Giray / YOZGAT
İstatistik Trafiğinde Kazaya Kurban Gitmek
Aykut Giray / YOZGAT
Yel Değirmeni Büyüsü
Mesut Toprak / ANKARA
Oğluma Mektuplar - 12
Mümtaz Fuat / BURSA
Siyaset Zehirlenmesi
Salieri Alt Tire / İSTANBUL
Yapıcı Eleştiri
Müsemma Şahin / İSTANBUL
Ehven-İ Şer Değil, Neden O Halde?
Bulut Sever / İSTANBUL
Kentsel Dönüşümü Tartışamamak
Abdullah Fakiroğlu / İSTANBUL
Bugün Ben Bir Yunus Gördüm
Abdullah Taha Orhan / İSTANBUL
Ateşe Uçan Böcekler
Sıla Münir / İSTANBUL
Müslüman'ın Evrimle İmtihanı -2
Müsemma Şahin / İSTANBUL
İnsan Yalnızdır; Allah'ın Dostları Hariç
Ahmet Lalbek / ERZINCAN
Dikkat Edin, Siz De Yanmayın... 4,5G İle Faturalar Uçacak...
Ferit Çaydangeldi / ANKARA
Başörtüsü Yasağı Cefasını/sefasını
سده / RIZE
Geri Kalmışlığın Hüznü
Meyzen Ruha / İSTANBUL
Arta Kalanlar
Bilal Özdemir / BURSA
Binbir Güce Karşı Dostluk
Yamanduruş / SAKARYA
Bir Derdden Hoşem, Çekme İlacını Tabib
Yusuf B. Ketenci / BURSA
Maske
Sıla Münir / İSTANBUL
Tarikat
Müsemma Şahin / İSTANBUL
Oğluma Mektuplar - 13
Mümtaz Fuat / BURSA
Her Harfe Bir Hikaye (Ba Veya Be)
Yahya Cengiz / NEVŞEHIR
Yolculuk Ve Özlem
Aykırı Genç / ANKARA
Ermeni-Azeri Gerginliği Bir Projedir; Asıl Hedef Türkiye!
Ahmet Lalbek / ERZINCAN
Ağlıyorum
Okbkdk / KONYA
Laikçiler, Yağmurdan Kaçarken Doluya Tutulacaklar
Ahmet Lalbek / ERZINCAN
Bir Yalnızlık Senfonisi
Antikacı / ANKARA
Pelerinli Gladyatörlerin Güç Zehirlenmesi
Yamanduruş / SAKARYA
İnsan Özeldir...
Ahmet Lalbek / ERZINCAN
Fbi Redhack İlişkisi
Kolağası Aşikar Bey / ANKARA
Geometri, "izm" Ler, Doğu Ve Batı
Ahmet Lalbek / ERZINCAN
Lütfen Ama Lütfen Kutuplaşalım!
Müsemma Şahin / İSTANBUL

Kürşat Koyuncu

Puan: 16.77

Arıların Muhteşem Dansı

Kürşat Koyuncu yazdı, 683 kez okundu, 7 misafir olmak üzere 22 kişi beğendi, 3 yorum yapıldı.
Arılar, insan kültürü ve ortak mitolojisi ile tarım, ekonomi ve ekoloji içerisinde her zaman çok özel bir yere sahip olmuştur. Dünya üzerinde 800’ü insanoğlu tarafından doğrudan besin maddesi olarak tüketilen bitkilerin çoğu, çiçek tozlarının yayılmasında arılara bağımlıdır. Arılar Hymenoptera (Zar
1
okuma modu
devamı...

Arılar, insan kültürü ve ortak mitolojisi ile tarım, ekonomi ve ekoloji içerisinde her zaman çok özel bir yere sahip olmuştur. Dünya üzerinde 800’ü insanoğlu tarafından doğrudan besin maddesi olarak tüketilen bitkilerin çoğu, çiçek tozlarının yayılmasında arılara bağımlıdır.

Arılar Hymenoptera (Zarkanatlı) takımı içerisinde yer alır. Yeryüzünde tozlaşmada etkili yaklaşık 20000 arı türü bulunmaktadır. Ülkemizde yaklaşık 2000 civarı arı türü bulunmaktadır. Bu grup üyeleri larvalarını nektar ve polen ile besler, avcı değillerdir. Tozlaştırıcı arılardan en çok bilineni, bal arılarını içeren Apis cinsidir. Bal arılarını pek çok ırkı insanlar tarafından kültüre alınmıştır.

Polen ve nektar bal arıları için çok önemli gıda maddeleri olup, polen bal arılarının protein, yağ, vitamin ve mineral maddesi ihtiyaçlarını karşılayan ana kaynağı oluşturmaktadır. Arı kolonileri genellikle çok fazla polen depolamazlar. Ancak hava şartlarının arazi uçuşu için uygun olmadığı zamanlarda veya arazide yeterli polen kaynağı bulunmadığı dönemlerde koloninin bir haftalık ihtiyacını karşılayacak miktarda, yaklaşık 1 kg kadar polen depolamaktadır.

Polen, arılar için doğada bulunan tek protein kaynağıdır. Bal arıları polen toplama uçuşuna genellikle sabahın erken saatlerinde başlar. Polen toplamaya çıkacak arı midesini bal ile doldurduktan sonra kovanından ayrılır. Bal arısı, çiçekten çiçeğe dolaşırken sert vücut kıllarına yapışan polenleri orta bacaklarındaki fırçalar yardımıyla toplar ve ağzından çıkardığı bir miktar salgı ile nemlendirip birbirlerine yapışmasını sağladıktan sonra yine orta bacaklarının yardımıyla arka bacaklarındaki polen sepetine yerleştirir. Polenin sepete yerleştirilme işi bazen uçuş sırasında havada bile devam etmektedir. Bir koloni yılda yaklaşık olarak 15-30 kg polen toplayabilmektedir.

Maksimum yiyecek bulma etkinliği için işçi arılar iyi besin kaynaklarının yerini diğerlerine tarif etmek zorundadırlar. Bu kaynaklar çeşitli çiçekler açtığında ya da yenileri oluştuğunda sürekli değiştiğinden her seferinde yeniden bulunmaları gerekir. Kovana dönen bir arı hemen izleyiciler adı verilen diğer arıların dikkatini çeker. Polen yüklü kovana dönen arılar, öncelikle kaynağın yönünü ve zenginliğini dans yaparak diğer işçi arılara bildirirler. Arılar kovana yeni dönen işçinin etrafında toplanırlar. Eğer besin kaynağı 50 m’den daha yakınsa geri dönen arı abdomenini (karın kısmı) hızla sallayarak daireler çizmeye başlar (çember dansı - yukarıdaki resmin sol tarafı). Bu dans sıklıkla arının birlikte getirdiği nektarın ağızdan ağıza aktarılması ile birlikte sürer. Sonuçta izleyici arılar harekete geçer ve kovanı terk ederek yakınlarda olan besin kaynağını aramaya başlarlar.

Ancak arılar kovandan bazen 5 km kadarlık bir çapta besin arayabilirler. Bu durumda çember dansı izleyicilere besin kaynağının yerini tam olarak ifade edebilecek yön ve mesafe bilgileri içermediğinden yetersiz kalacaktır. Uzak bir mesafeden dönen işçiler ‘kuyruk sallama dansı’ adı verilen bir dans yaparlar. Burada arı bir yöne doğru bir yarım daireyi vücudunu sallayarak çizdikten sonra düz bir hat üzerinde ilerler ve ardından bu kez ters yöne doğru bir yarım daireyi yine sallanarak çizer. Yön ve dansın bir kısmında çizilen düz hattın açısı ile tarif edilir. (yukarıdaki resmin sağ tarafı)

1.Örneğin, eğer düz hat yukarı doğru ise bu besinin güneş ile aynı yönde olduğunu ifade eder.

2.Eğer düz dans hattı aşağıya doğru ise bu durumda besin güneş ile tam zıt yöndedir.

3.Eğer açı düşeyde 30˚ sağda ise bu durumda besin güneşin izdüşümüne göre 30˚ sağda anlamına gelir.

Besin kaynağının uzaklığı da kuyruk sallama dansı sırasında tarif edilmektedir. Örneğin, dans sırasında daha uzun düz hat çizilmesi ve sonuçta hat başına artan abdominal salınımlarının sayısı besin kaynağının da daha uzak mesafede olduğunu ifade etmektedir. Bu dans sırasında arılar yine ağızdan ağıza nektar alışverişi yaptıklarından kovandan çıkan arı besinin tipini, uzaklığını ve yönünü bilmektedir. Ayrıca dans eden arı tarafından çıkartılan ses ve kokuların da besin kaynağı konusunda bilgi verici olduğuna ilişkin kanıtlar bulunmaktadır.

Polen yüklü olarak kovana dönen arılar, yüklerini boşaltacakları kovanın kenar çerçevelerine veya yavrulu kuluçka alanının kenarındaki boş gömeçlerin olduğu kısma giderler. Polen, bal arısı kolonileri için olağanüstü öneme sahip bir besin olup, arılar için tek doğal protein kaynağı durumundadır. Ayrıca polen, bal arılarının yavru yetiştirmesinde ve genç dönemlerinde dokularının, kaslarının, salgı bezlerinin ve diğer organlarının yeterince gelişmesi için gerekli olan protein, yağ, sterol, vitamin ve mineralleri sağlayan yegâne besin maddesidir. Kovanda depolanacak polen miktarı işçi arılarca belirlenmektedir. Depolanan polen miktarı fazla olduğunda, polen stokları eski seviyesine indirilinceye kadar polen toplayan arı sayısı ve polen toplama aktivitesi azalır. Bunun tam tersi olarak, polen stokları koloni tarafından tüketildiği zaman polen stoku tekrar eski seviyesine çıkarılıncaya kadar ani bir artış görülür.

Bal arıları 42 gün yaşar. Petek gözlerden çıktıktan sonraki ilk 2 saat içerisinde polen tüketmeye başlamaktadırlar. 5 günlük işçi arılarda polen tüketimi en üst düzeye ulaşmakta, 8-10 günlük yaştan itibaren azalan seviye ile 15-18 günlük yaşa kadar polen tüketimi devam etmekte, daha sonraki dönemlerde ise bal ve nektar tüketmektedir. Arılar neredeyse ömürlerinin yarısına kadar çiğneyici ağıza sahiptirler. Daha sonra emici ağız dediğimiz bir nevi pipete benzeyen bir şekle dönüşür.

Tozlaşması arılar tarafından yapılan bitkilerin çiçekleri genellikle sarı, mavi, mor lavanta ya da beyaz renktedir. Ayrıca, bu çiçeklerin nokta olarak görülebilen nektar kılavuzları da bulunabilir. Nektar kılavuzları bir nevi uçak pistine benzer. Arılar ağızlarını nektar kılavuzuna göre çiçeğin içine doğru uzatırlar. Bunun için şu linke bakabilirsiniz: <a rel="nofollow" style="color: blue;" href="https://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/6/6b/Mimulus_nectar_guide_UV_VIS.jpg" target="_blank">link</a> Resmin sağ tarafında UV ışığı altında nektar kılavuzu görünmektedir. Arılar da buna yakın görür.

MERAKLISINA ARI NOTU:

Burada şu “arıların çalışkanlığı” meselesine değinmek istiyorum. Daha önceki bir yazıda da değinmiştim. (Bakınız: <a rel="nofollow" style="color: blue;" href="https://www.geornalist.com/post/3808/karinca-ile-agustos-bocegi" target="_blank">link</a> ) Tıpkı karınca yuvasında olduğu gibi bir arı yuvasını gördüğümüzde, korkunç bir faaliyet olduğu izlenimine kapılırız. Fakat bunun nedeni yalnızca çok fazla arı olması ve hepsinin birbirine benzemesidir. Aslında arılar kendilerine yetecek kadar çalışırlar. Çalışkan arı ya da karınca fikri kapitalist toplum modelini hayvanlar âlemini yorumlarken kullanılması sayesinde çıkmıştır. Arıların normal faaliyetleri için ısı 21˚C ile 35˚C arasında değişir. Bu ısı derecelerinin altında veya üzerinde faaliyetler yavaşlar. Arılar anormal hava şartlarında ve 7˚C’nin altındaki sıcaklıklarda temizlik, yiyecek ve su temini gibi amaçlarla uçuşa çıktıklarında kovana geri dönemezler.

01 May 11:03

Allah'ın mükemmel tasarımı/yaratması... Teşekkürler.

2

Kürşat Koyuncu

Puan: 16.77

Suda Yüzen Çiçekler

Kürşat Koyuncu yazdı, 625 kez okundu, 6 misafir olmak üzere 21 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
Geçen yazının girişinde bitkiler tozlaşmak/döllenmek için hareket edemediklerinden ve yeni alanlara kendi başlarına gidip yayılamadıklarından bahsetmiştik. Bitkiler bunları, başka yoldan yerine getirir. Kimi bitkiler tozlaşmada/döllenmede sudan yararlanır. İşte bu yazıda suyoluyla tozlaşma/döllenme
3
okuma modu
devamı...

Geçen yazının girişinde bitkiler tozlaşmak/döllenmek için hareket edemediklerinden ve yeni alanlara kendi başlarına gidip yayılamadıklarından bahsetmiştik. Bitkiler bunları, başka yoldan yerine getirir. Kimi bitkiler tozlaşmada/döllenmede sudan yararlanır. İşte bu yazıda suyoluyla tozlaşma/döllenme nasıl olur, ona bakacağız.

Suda yaşayan çoğu bitkinin çiçekleri suyun yüzeyinde açar. Sulak alanlarda yetişen bu bitkilerin tozlaşması, tıpkı karada yetişen akraba bitkilerde olduğu gibi rüzgârla ya da belirli tozlaştırıcı hayvanlarla sağlanır. Polenlerini suyoluyla yayarak tozlaşan bitkilerde vardır.

Örneğin; erkek Valisneria’nın çiçekleri, bitkinin su içinde kalan bölümünde oluşur. Yukarıda resmin sağ tarafında yer alan şema biraz küçük görünüyor. O nedenle biraz açıklayayım. Sağdaki şekil erkek çiçeği, sol üstteki şekilde dişi çiçeği göstermektedir. Erkek çiçekler şemanın ortasındaki dalın dip kısmından çıkar. Bunlar daha sonra dişi özellikli bitkinin çiçeklerine ulaşabilmesi için, gövdeden ayrılarak serbest kalırlar. Çiçek serbest kaldığında kolaylıkla su yüzeyine çıkabilecek bir biçimdedir. Bu esnada çiçek küresel bir tomurcuk görünümündedir. Taç yaprakları birbirleri üzerine kapanmıştır ve portakal kabuğu gibi çiçeğin etrafını sarmıştır. Bu özel yapılı form, polenlerin taşındığı bölümün, suyun olumsuz etkisinden korunmasını sağlar. Çiçekler yüzeye çıktığında, daha önce kapalı olan taç yapraklar birbirlerinden ayrılır ve geriye doğru kıvrılarak su yüzeyine yayılırlar. Polenleri taşıyan organlar, taç yaprakların üzerinde yükselmiş bir biçimde ortaya çıkar. Bunlar en hafif bir esintiyle bile hareket edebilecek yelken görevini üstlenirler. Bu organlar, bir yandan yelken gibi iş görürken, öte yandan Vallisneria’nın polenlerini de su yüzeyinden yukarıda tutarlar. Vallisneria bitkisi polenlerin polenlerini taşıtmak için suyu kullanır.

Dişi bitkinin çiçekleri ise, su dibinden gelen uzun bir sapın ucunda ve su yüzeyinde yer alır. Dişi çiçeğin yaprakları da su yüzeyinde hafif bir çöküntü oluşturacak şekilde açılmışlardır. Bu çöküntü erkek çiçek kendine yaklaştığında, dişi çiçeğin bir çekim alanı oluşturmasına yarar. Nitekim erkek çiçek, dişi çiçeğin yanından geçerken bu çekim alanına girer ve iki çiçek buluşur. Böylece polenler dişi çiçeğin üreme organına ulaşır ve tozlaşma gerçekleştirilmiş olur. Erkek çiçeğin, sudayken kapalı olup polenleri koruması, yükselerek su yüzeyinden açması ve suda rahatlıkla ilerleyebilecek bir form oluşturması, üzerinde özel olarak düşünülmesi gereken detaylardır. Çiçeğin bu özelliği deniz taşıtlarında kullanılan ve denize atıldığında otomatik olarak açılan tahliye botlarına benzer. Bu botlar birçok endüstri ürünleri tasarımcısının uzun süren ortak çalışmaları sonucu ortaya çıkmıştır. Botun ilk üretiminde karşılaşılan planlama hataları ve dolayısıyla botun çalışması sırasında ortaya çıkan aksaklıklar tekrar ele alınmış, hatalar düzeltilmiş ve tekrarlı çalışmalar sonucunda işleyen doğru bir sisteme ulaşılmıştır.

4

Kürşat Koyuncu

Puan: 16.77

Pohutukawa Ağacının Gölgesindeki Kertenkele

Kürşat Koyuncu yazdı, 563 kez okundu, 7 misafir olmak üzere 20 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
Bahar geldi, havalar ısınmaya başladı. Ama daha da önemlisi her tarafta rengârenk çiçekler açmaya başladı. Ben de bu fırsattan yararlanarak burada tozlaşma/döllenme ekseninde bitkiler ve çiçeklerle ilgili olarak birkaç tane yazı paylaşacağım. Tabi burada anlatacaklarım arıların haricindeki tozlaştır
5
okuma modu
devamı...

Bahar geldi, havalar ısınmaya başladı. Ama daha da önemlisi her tarafta rengârenk çiçekler açmaya başladı. Ben de bu fırsattan yararlanarak burada tozlaşma/döllenme ekseninde bitkiler ve çiçeklerle ilgili olarak birkaç tane yazı paylaşacağım. Tabi burada anlatacaklarım arıların haricindeki tozlaştırıcılarla olacak. İşte bunlardan ilki kertenkelelerle olacak. Ama önce bitki, çiçek, polen ve nektar konularında kısa bilgiler verelim.

Bitkiler döllenmek için hareket edemez; yeni alanlara kendi başlarına gidip yayılamaz. Bunun, başka yoldan yerine getirilmesi gerekir. Kimi bitkiler tozlaşmada rüzgâr veya sudan yararlanır. Bitkiler ayrıca, hayvanları kullanacak şekilde başka stratejiler de geliştirmiştir. Çiçekli bitkiler, tozlaştırıcı hayvanları gösterişli ve kokulu çiçekleriyle kendilerine çeker.

Çiçek, üreme için özelleşmiş olan bir yapıdır. Bir çiçek, değişime uğramış yaprakların oluşturduğu dört halkaya sahip, özelleşmiş bir sürgündür. Bu dört halkada çanak yapraklar (sepal), taç yapraklar (Petal), stamen ve karpeller bulunur. Sepal, açılmadan önce çiçeği kuşatan, değişime uğramış yapraklardır. Sepalin üstünde petal bulunur. Petal çiçeklerin çoğunda parlak renklidir ve böceklerin ve diğer tozlaştırıcıların cezp edilmesini sağlar. Sepal ve petal verimsiz çiçek kısmıdır; dolayısıyla üremede doğrudan rol almazlar. Karpeller, dişi gametofitleri üreten organlardır. Stamen filament olarak isimlendirilen bir sap ve polen üretildiği, anter olarak isimlendirilen bir terminal kesecikten oluşur. Polenler, anterde üretilir. Karpelin uç kısmında poleni kabul eden yapışkan bir stigma bulunur. Stilus, karpelin kaidesindeki ovaryuma uzanır. Ovaryumun içinde korunan tohum taslakları, döllenmeden sonra tohumu oluşturur.

Çiçekli bitkilerin, çiçeklerindeki dişi organın tepecik kısmına polen getirecek ve üremeyi sağlayacak gereksinimi vardır. Bu şekilde olan polen aktarımına tozlaşma denir. Tozlaşma gerçekleşirse ve polen ile tepecik uyumlu olursa, bir polen taneciği çimlenerek polen tüpü oluşturur ve bu tüpte, spermi ovaryum içindeki ovüle taşır.

Kimi bitkiler kendi kendini dölleyen özellikler gösterir. Başka deyişle, bu bitkiler kendi kendilerinin tozlaşmasını sağlar. Birçok bitki kendi kendini dölleyip üremesini sağlayacak mekanizmaya sahipken çapraz döllenmeyi tercih ederler. Bunun nedeni kısaca şudur. Polen aktarımı, soydışı eşleşme olarak da bilinen soydışı üremeyi kolaylaştırır. Bunu sonucunda; soydışı eşleşme, soyiçi eşleşmeye göre daha fazla genetik çeşitlilik sağlar. Genetik olarak birbirine çok benzeyen iki yakın akraba eşleşirse, bunlardan ortaya çıkan yavrunun genotipinde birtakım olumsuz özellikler ortaya çıkar. Bunun gibi, birçok bitki türünde de soyiçi eşleşmeden kaçınmayı sağlayacak mekanizmalar gelişmiştir. Çünkü kendi kendini dölleme sonucunda ortaya çıkan yavrular, hastalıklı gelişmeyle ya da ölümle sonuçlanabilen pek çok zararlı geni taşır. Buna karşılık soydışı eşleşme sonucunda ortaya çıkan yavrular, genel olarak avantajlıdır. Bunun bir nedeni, böyle bir birleşmeden ortaya çıkan yavru bireylerde zararlı gen sayısının daha az olmasıdır. Soydışı eşleşme ayrıca, genetik olarak daha çeşitli yavruların meydana gelmesini sağlar.

Birçok tohumlu bitki türünde tozlaşma, rüzgâr ya da suyla sağlanır. Bununla birlikte, çiçekli türlerin çoğunluğunda tozlaşma, hayvanlar tarafından sağlanır. Tozlaşmada aracı olarak işlev gören 300.000 kadar hayvan türü vardır. Böcekler, yarasalar, kuşlar ve kimi memeliler tozlaştırıcı hayvanlar arasındadır. Tozlaştırıcı hayvanların bitkiden aldıkları ödüller arasında polen, nektar ve yağ vardır.

Polen, bitkilerin tozlaşmasında en önemli yapıdır ve işlev olarak sperme benzer. Polen bitkinin erkek gametini dişi gamete taşıyan yapıdır. Polenin dış duvarı eksin olarak adlandırılır. İç tabaka ise selülozdan yapılmış olup, tipik bitki hücresi yapasındadır. Polen taneleri mikroskobik olup -genellikle 15-100mikron- sıkıştırılmış polen tozu binlerce polen tanesi içerir. Polen yüksek oranda protein (%30’un üstünde) ve yağ (%10’un üstünde) içerir.

Nektar, şeker içeren bir sıvı olup hayvanlar ile tozlaşan bitkilerde bulunur. Nektar şeker ve aminoasitlerden oluşan eriyik ya da çözeltidir. Nektar, çiçeklerin farklı bölgelerinde yer alan nektar bezleri tarafından üretilir. Nektar bileşiminde sukroz, glukoz ve früktoz gibi şekerlerin yanı sıra çeşitli aminoasitler, yağlar, vitaminler (özellikle B vitaminleri) ve organik asitler bulunur. Farklı bitki türlerine ait çiçeklerde, bu bileşiklerin miktarı farklılık gösterir. Bu farklılıklar genel olarak tozlaşmayı sağlayan hayvanların gıda gereksinimleriyle bağlantılıdır.

Ayrıca çiçekli bitkiler, tozlaştırıcı hayvanları genellikle gösterişli, kokulu ve renkli çiçekleriyle kendilerine çeker. Tozlaşmayı sağlayan hayvanlar renk ve koku algılamada önemli farklılıklar gösterdiklerinden, çiçekler de bu farklılıklar karşısında tozlaşmayı en iyi sağlayan aracıyı çekme yönünde adaptasyon göstermişlerdir. Çiçeğin biçimi ve dallarda diziliş şekli de belirli bir rol oynamakla birlikte, koku ve renk en önemli çekim etmenleridir.

Çiçekler ve tozlaştırıcılar, tozlaşma sendromu olarak bilinen eşgüdümlü karakterlere sahiptirler. Tozlaşma sendromu hakkında bilgi sahibi olunca, çiçeklerin dış görünümlerine bakılarak tozlaştırıcı türlerin belirlenmesi nispeten kolay iştir. Tozlaşma sendromuyla kast edilen, çiçeklerle tozlaştırıcılarının eşgüdüm ve uyum içinde olan karakterleridir.

Kertenkelelerle tozlaşma çok önemli görülmemesine rağmen, yakın zamanlarda yapılan çalışmalar bazı bitkilerin hayatta kalabilmelerinin kertenkelelerle tozlaşmaya bağlı olduğunu göstermiştir. Yeni Zelanda’da Hoplodactylus kertenkelesi nektar ve polen için birçok yerel bitkiyi ziyaret eder. “Yılbaşı ağacı” olarak da adlandırılan Pohutukawa (Metrosideros excelsa) ağacının çiçekleri Hoplodactylus kertenkelesinin elliden fazla tipi tarafından tozlaştırılır. Kertenkeleler bu türlerin üçte ikisinin polen taşıdıkları için tozlaşmada çok önemli rol oynamaktadır. Ancak bu durum kertenkelelerle mutualistik bir ilişki olduğunu göstermez. Sadece adalarda çok yoğun olmalarından dolayıdır. Adalarda kertenkele tozlaşmasının bu örneği, onların yüksek yoğunlukları, çiçek ürünlerinin fazlalığı ve anakaraya kıyasla düşük yoğunluklu predasyon riski yüzündendir. Haplodatylus kertenkelesi, çiçeklerdeki nektar için çekilir. Kokulu çiçeklerin bir başka önemli adaptasyonu da, kertenkelelerin keskin koku hislerini kendilerine çekecek şekilde adapte olmasıdır. Ancak insanların Yeni Zelanda’ya gelmelerinden sonra kertenkelelerle tozlaşma azalmıştır. Bunun nedeni insanların bu olaya tanıklık etme merakıdır. Meraklı bir komşuya sahip olmak ne kötü bir şey, değil mi?

NOT:

Kertenkelenin çiçeğin üzerindeyken çekilmiş renkli fotoğrafını bulamadığım için tozlaşmayla ilgili bir makalede geçen bu siyah beyaz fotoğrafı fikir vermesi açısından koydum. Bu arada hem ağaç hem de kertenkele Yeni Zelanda’nın endemik türleri arasındadır. Yani sadece orada yaşarlar.

6

Kürşat Koyuncu

Puan: 16.77

Copy/paste

Kürşat Koyuncu yazdı, 479 kez okundu, 4 misafir olmak üzere 16 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
“Ancak protez bir medeniyette, modern mühendisliğin en sevimli tasarımlarını şak diye üstüne takabilirsin.” diyor, Stanislaw Lem, müthiş eseri “Gelecekbilim Kongresi”nde. Yine kitabın bir başka yerinde şunu ekliyor; “Zaten medeniyet, insanın kendi kendisini iyi olmaya ikna etmesinden başka nedir ki?
7
okuma modu
devamı...

“Ancak protez bir medeniyette, modern mühendisliğin en sevimli tasarımlarını şak diye üstüne takabilirsin.” diyor, Stanislaw Lem, müthiş eseri “Gelecekbilim Kongresi”nde. Yine kitabın bir başka yerinde şunu ekliyor; “Zaten medeniyet, insanın kendi kendisini iyi olmaya ikna etmesinden başka nedir ki?”

Ben burada “kendini iyi olmaya ikna etme” kısmıyla ilgileneceğim. Günümüzde hemen hemen her bilgiye ulaşmak teknoloji sayesinde çok kolaylaştı. Aslında meraklı/şüpheci/araştırmacı bir insan için iyi bir durum, ama böyle olmayan birisi için bu bir ezbere dönüşebiliyor. Çünkü Aldous Huxley’nin “Cesur Yeni Dünya”sında öngördüğü gibi bir bilgi bombardımanı altındayız. Eğer neyin doğru, neyin yanlış olduğunu durup düşünmezsek hemen her şey buharlaşıyor ve birbirine karışıyor. Bunun etkisi hem bilimsel hem de edebi yazılarda kendini gösterebiliyor.

Örneğin, bilim kısmı tam bir kaos halinde. Malum, bilimsel çalışmaları anlatmak hiçbir zaman kolay olmamıştır. Günümüzde bilim insanları yaptıkları araştırmaların yayınları çoğu zaman ilaç prospektüslerini andırır. Konuya hâkim değilseniz -hatta bazen hâkim olsanız bile- anlamanız oldukça zordur. İşte burada devreye popüler bilim dergileri devreye girer. Yapılan bu çalışmaları sıkmayacak, edebi bir dille anlatmak maharet işidir. Bunu herkes başaramaz. Örneğin, Einstein Princeton Üniversitesi’nde çalışırken Sceintific American dergisi, izafiyet teorisini halka en iyi şekilde açıklayan makale için yarışma açmış. Oldukça yüksek mali bir ödül içeren bu yarışma hakkında fikrini soranlara Einstein şöyle cevap vermiş: “Çevremdeki herkes bu yarışmaya katılıyor. Ben katılmıyorum, çünkü kazanacağımdan emin değilim!”

Bu konuda okuyucunun ilgisini çekmek için başvurulan yöntemlerin başında antropomorfizm (insanbiçimcilik) gelir. Hayvan ve bitkilere insan özelliklerinin atfedildiği bu yöntemin en güzel örneklerinden birini rahmetli Hikmet Birand “Alıç Ağacı ile Sohbetler” adlı kitabında verir. Birand Hoca ekolojik bilgileri bizlere ağacın ağzından aktarır, hem de bir ilköğretim öğrencisinin bile anlayacağı biçimde.

Edebiyat kısmı ise girişte söylediğim “kendini iyi olmaya ikna etme”nin resmen işgali altında. Bağlamında koparılmış, önü arkası unutturulmuş cümleler/dizeler resmen havada uçuşuyor. Burada bir anekdot aktarmak isterim. Popüler yayıncılıkta başarılı olmanın sırlarını, birkaç bilim kurgu kitaba -Dünyalar Savaşı gibi- imza atmış popüler bilim yazarı H.G. Wells, Aldous Huxley’nin kardeşi biyolog Julian Huxley’ye yazdığı bir mektupta şöyle açıklamış: “Bu kitabı yazdığın okuyucu senin kadar akıllıdır ama senin kadar bilgili olmayabilir. O sınava hazırlanan bir öğrenci değildir ve kafasının teknik terimlerle doldurulmasından hoşlanmaz; onun edebiyat ve mizah anlayışı büyük bir olasılıkla senden daha kuvvetlidir. Shakespeare, Milton, Platon, Dickens ve Darwin’in onun için yazdığını unutma.” Aslında H.G. Wells çok önemli bir uyarı yapmış, keşke hepimiz bunu uygulayabilsek.

Maalesef bunu dikkate almayanların sayısı çoğunluğu oluşturuyor. Hele bu “copy/paste”den sonra işler iyice çığırından çıktı. Önceden birer ikişer cümle paylaşılırdı. Sonra şiirlerin kelimeleriyle oynayarak sanki kendisi yazmış gibi paylaşanlar çıktı. Ki, bunları uyarınca, “pardon” bile demeden derin bir sessizliğe gömüldüler. Ama artık uzun uzun yazılar kopyalanıp yapıştırılıyor, hem de hiç kaynak gösterilmeden. Bunu yapan kişiler sanırım şöyle düşünüyor: “Nasıl olsa kimse fark etmez.” Ama edenler çıkıyor, azizim. Belli ki okuyana saygın yok, keşke biraz yazının müellifine saygın olsaydı. Birkaç “kalp”, birkaç “like” uğruna değer mi? Sanki tam da, Stanislaw Lem’in kastettiği “protez medeniyet”in zamanlarındayız. Protez hiçbir zaman orijinalinin yerini alamaz. İşi bittikten sonra çıkarılıp bir kenara konulur.

Kaynak göstermek şartıyla, bir şiirden, bir denemeden ya da bir yazıdan bir parça -ya da tamamını- almak/kullanmak ayıp bir şey değil. İnsan biraz dikkatli olmakla hiçbir şey kaybetmez. Bence bir şeyler yazmaktan çok okumak daha önemlidir. Dışarıdan bakan göz her zaman için daha öğreticidir. Çünkü eksikleri, gedikleri görür ve bunlar da eleştiriye açık olan herkese yol gösterir.

Gerçi ben de her iki kişiden üçünün şair olduğu ama edebiyat dergilerinin en çok satanının binlerle ifade edildiği memlekette hangi eleştiriden bahsediyorum. Her neyse tamam şiir yazın da, “copy/paste” yapmayın, yapacaksanız da isim yazın. Çünkü yazmamanız hem çok ayıp hem de biraz emek hırsızlığı oluyor.

Dikkat edelim de “alıntı” yaparken “çalıntı” olmasın.

Değil mi, albayım?!?!?

8

Kürşat Koyuncu

Puan: 16.77

Aykut Giray

Puan: 5.06

Empathy For Mr. Vengeance

Aykut Giray yazdı, 1 kişi sahiplendi, 463 kez okundu, 6 misafir olmak üzere 18 kişi beğendi, 3 yorum yapıldı.
Vizontele’yi izleyenler bilir. Bir sahnesinde “çok beğenilince devamını çekmişler” diye bir espri vardı. Ben de buna benzer bir başlıkla yazı yazmıştım. Bu da onun devamı sayılır. Tabi ben devamını yazmak istemezdim. Tadında bırakmak isterdim ama Selina Hanım ve onun aydınlık yüzlü(!), ilerici(!) ve
9
okuma modu
devamı...

Vizontele’yi izleyenler bilir. Bir sahnesinde “çok beğenilince devamını çekmişler” diye bir espri vardı. Ben de buna benzer bir başlıkla yazı yazmıştım. Bu da onun devamı sayılır. Tabi ben devamını yazmak istemezdim. Tadında bırakmak isterdim ama Selina Hanım ve onun aydınlık yüzlü(!), ilerici(!) ve çağdaş(!) şürekâsı hiçbir şeyin “Kemal”e ermesine, tadında bırakılmasına izin vermiyor. Deyimler de olmasa ne yapardık ya da ne yaparlardı. Değil mi? Neyse biz yazıya geçelim, daha fazla vakit kaybetmeyelim.

Kemalistlerin yapmayı çok sevdikleri bir spor var. Bu sporu özetle; Cumhurbaşkanının gündem oluşturan herhangi bir sözünden sonra “siz Tayyib’in sözünü tartışırken dünyada neler olmuş yeaaa!” şeklinde tanımlayabiliriz. Ben de bu yazıda onlara kendi tarzlarında bir gol atma niyetindeyim. Bakalım Kılıçdaroğlu malum açıklamayı yaptıktan bu yazıyı yazana kadar geçen sürede dünya bilim ve teknolojisinde neler olmuş kısaca göz atalım:

5 NİSAN:

-Malum açıklamanın birkaç saat sonrası. Bilim insanları, yavrularını sırtında balonlara benzeyen keseciklerde taşıyan bilinmeyen bir HAYVANIN fosilini buldu. İngiltere'nin Herefordshire bölgesinde bulunan fosilin, yaklaşık 430 milyon yıl öncesine ait olduğu sanılıyor. Keseciklerin, hayvan deniz tabanında gezinirken arkasından uçurtmalar gibi uçuştukları tahmin ediliyor. Bu nedenle hayvana "uçurtma uçuran" anlamına gelen "Aquilonifer spinosus" adı verildi. Bakınız: <a rel="nofollow" style="color: blue;" href="http://www.trthaber.com/haber/bilim-teknik/bilinmeyen-bir-hayvan-turune-ait-fosil-bulundu-243121.html" target="_blank">link</a>

-İngiltere’deki bir Ortaçağ manastırında bulunmuş, bakır alaşımı tellerin örülmesiyle yapılan iplerin, keşişlerin vebadan kurtulmak için kendilerini kamçıladığı kırbaçlar olduğu ortaya çıktı. Demek ki vebanın önüne yatmak yerine bu yolu tercih etmişler. Bakınız: <a rel="nofollow" style="color: blue;" href="http://arkeofili.com/?p=12892" target="_blank">link</a>

6 NİSAN:

-Selina Doğan yukarıdaki olağanüstü açıklamasını yapmadan birkaç dakika öncesi. Türler arasında organ nakli için çalışmalar yapan bilim adamları, domuzdan aldıkları ve bir babuna naklettikleri kalbi 2 buçuk yıl çalıştırmayı başardı. Bakınız: <a rel="nofollow" style="color: blue;" href="http://www.trthaber.com/haber/bilim-teknik/turler-arasi-organ-naklinde-onemli-gelisme-243323.html" target="_blank">link</a>

-Aynı gün. Bilim insanları iki önemli insan virüsüne karşı etkili bir ilaç geliştirdi. Bakınız: <a rel="nofollow" style="color: blue;" href="http://www.extremetech.com/extreme/225568-scientists-find-abandoned-drug-effective-against-two-human-viruses" target="_blank">link</a>

-Bir araştırma grubu, günümüz örümceklerinin kökenine ışık tutacak 305 milyon yıllık bir örümcek fosili bulundu. Bakınız: <a rel="nofollow" style="color: blue;" href="https://www.sciencedaily.com/releases/2016/03/160331004236.htm" target="_blank">link</a>

-Güneşin 17 milyar katı ağırlıkta bir karadelik keşfedildi. Bakınız: <a rel="nofollow" style="color: blue;" href="http://www.gizmag.com/black-hole-in-cosmic-backwater/42669/" target="_blank">link</a>

-Intelligent Energy şirketinden uzmanlar, iki adet hidrojen yakıt tüpüyle çalışan Drone’u test ettiler. Bakınız. <a rel="nofollow" style="color: blue;" href="http://tr.euronews.com/2016/04/06/uzun-omurlu-hidrojenle-calisan-drone-lar-geliyor/" target="_blank">link</a>

7 NİSAN:

-Kılıçdaroğlu’nun basın toplantısı yaptığı sıralar. Nature dergisinde yayınlanan araştırmaya göre Süpernova olarak adlandırılan büyük yıldız patlamalarının, son birkaç milyon yılda Dünya'yı radyasyonla yıkadığı bildirildi. Bakınız: <a rel="nofollow" style="color: blue;" href="http://www.trthaber.com/haber/bilim-teknik/supernova-patlamalarinin-dunyadaki-izi-243488.html" target="_blank">link</a>

-Washington Üniversitesi ve Microsoft’tan araştırmacılar, DNA molekülleri içine fotoğraf ve video kaydetmeyi başardı. Bakınız: <a rel="nofollow" style="color: blue;" href="http://www.gercekbilim.com/bilim-insanlari-dnaya-resim-video-depolama-breakthrough/" target="_blank">link</a>

-Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi CERN’in Büyük Hadron Çarpıştırıcısı (LHC) 3 aylık teknik bakımın ardından yeniden aktif hale getirildi. Bakınız: <a rel="nofollow" style="color: blue;" href="http://tr.euronews.com/2016/04/07/buyuk-hadron-carpistiricisi-ise-geri-dondu/" target="_blank">link</a>

-Bursa Işıklar Askeri Hava Lisesi'nden 2 öğrenci, denize karışan petrol türevlerini temizlemede kullanılabilecek "patlıcan tozu" katkılı sünger geliştirdi. Bakınız: <a rel="nofollow" style="color: blue;" href="http://aa.com.tr/tr/guncel/suya-karisan-petrole-patlicanli-cozum/550964" target="_blank">link</a>

8 NİSAN:

-Wageningen Üniversitesi’nden Sam D. Molenaar ve meslektaşları bakterilerden güç elde edebilen pil prototibi yaptı. Bu pilin denemeleri esnasında, araştırmacılar pili 16 şarja tabi tuttular sonrasında, pilden 8 saat boyunca güç alabildiler. Piller mevcut solar pillerin davranışını taklit ediyor. Bakınız: <a rel="nofollow" style="color: blue;" href="http://www.gercekbilim.com/bakteri-pili-prototip-hollanda/" target="_blank">link</a>

-İngiliz araştırmacılara göre lityum, en azından sineklerde ömrü uzatıyor. Laboratuvar deneylerinde düşük dozlarda lityumun meyve sineklerinin ömrünü uzattığı belirlendi. Bilim insanları umut verici diye niteledikleri bu bulgunun ileride insanların daha uzun ve sağlıklı yaşamalarına yardımcı olacak yeni ilaçlar geliştirilmesini sağlayabileceğini bildirdi. Bakınız: <a rel="nofollow" style="color: blue;" href="http://www.bbc.com/turkce/haberler/2016/04/160408_lityum_arastirma" target="_blank">link</a>

9 NİSAN:

-ABD'li girişimci Elon Musk'ın sahibi olduğu SpaceX firmasına ait Falcon 9 roketi, Uluslararası Uzay İstasyonu’na (UUİ) malzemesini bıraktıktan sonra, okyanusta kurulan yüzen platforma başarılı bir dikey iniş gerçekleştirdi. Bakınız: <a rel="nofollow" style="color: blue;" href="http://www.trthaber.com/haber/bilim-teknik/spacexin-falcon-9-roketi-geri-dondu-243834.html" target="_blank">link</a>

İşte böyle…

Ne demiş Yunus Emre;

“İlim ilim bilmektir

İlim kendin bilmektir

Sen kendini bilmezsin

Bu nice okumaktır.”

Aslında kendini bilmeyenlere ne anlatılsa boş. Ama onlara bir tavsiye vereyim. O baktığınız deyimler sözlüğünde bir de “kendini bilmek” maddesine bir bakın. Zannetmiyorum ama belki bir faydası olur…

11 Nis 16:20

Hahaha :D Ahmet Bey, "yanlış yere mi yorum yaptım?" diye bir an baktım :D

11 Nis 15:26

Ahmet Demir

Puan: 2.77

Yorum alttaki yazı için mi olacaktı :)

10
Kapat