Türkiye

Yıl 2 Sayı 6
Aylık ücretsiz blog dergisi
www.geornalist.com
HAZİRAN 2016

Bulut Sever

Zorunlu Eğitim Öğretim Dedikleri Eğlenceli Eğitimsizlik

İÇİNDEKİLER

Zorunlu Eğitim Öğretim Dedikleri Eğlenceli Eğitimsizlik
Bulut Sever / İSTANBUL
Babam Linkedin'e Üye Olsaydı
Kürşat Koyuncu / ANKARA
V-2 Roketi Mandoline Nasıl Yenildi?
Kürşat Koyuncu / ANKARA
Kanlı Mı Olacak Kansız Mı Olacak Müdür?!
Bulut Sever / İSTANBUL
Bağcı
Ömer Poyraz / İSTANBUL
Twitter'da 10 Kat Retweet Almanın 5 Yolu
Ahmet Demir / İSTANBUL
Oğluma Mektuplar - 14
Mümtaz Fuat / BURSA
Her Koyun Kendi Bacağından Asılır
Mustafa Karayel / İSTANBUL
Tarihini Bilmeyen Kendini Bilemez, Peki Ya Bugününü Bilmeyen
Afghs / İSTANBUL
Kalemlere Mektup
Yusuf B. Ketenci / BURSA
Pelikan Vakası, Dedikodular, Gerçekler
Müsemma Şahin / İSTANBUL
Reis'in Yoğurt Yiyişi Ve Davutoğlu'nun Gidişi
Ali Turan / İSTANBUL
Genç Osman'dan Davutoğlu'na Değişim Kültürümüz
Ali Turan / İSTANBUL
Yine Yeniden Mülteciler Meselesi 
Abdullah Fakiroğlu / İSTANBUL
Kendini Beğen
Mücahit Kılıç / İSTANBUL
Etyen Mahçupyan'a Sorular
Müsemma Şahin / İSTANBUL
Belki Korkusu Yok; Ama Borcu Çok
Yamanduruş / SAKARYA
Kışla, Avm, Park
Müsemma Şahin / İSTANBUL
Nokta Dergisi Yazarı Gökhan Özgün
Müsemma Şahin / İSTANBUL
Tasarruf Mu Haraç Mı? 
Abdullah Fakiroğlu / İSTANBUL
Farklı Ve Eğlenceli Melih Altınok
Müsemma Şahin / İSTANBUL
Tivitır/mivitır
Zihni Yıldız / İSTANBUL
Demokrasi Paradoksu, Özgürlükler Ve İslâm
Ahmet Lalbek / ERZINCAN
Üzgü
Berat İlhan / BURSA
Müslümanlar Batı'nın Değil, İslâm'ın Gerisinde Kaldı
Ahmet Lalbek / ERZINCAN
Amuda Kalkış
Yiğit Bayraktar / İSTANBUL
Hocam Siz Ne Yaptiniz ?
Missjournalist / BURSA
Fitnenin Önüne Geçtiler
Ahmet Lalbek / ERZINCAN
Medeniyet Üzerine
Mücahit Kılıç / İSTANBUL
Kısa Bir Panorama
Bilal Özdemir / BURSA
Elbet Yeniden
Mücahit Kılıç / İSTANBUL
Bu Şerefsizler, "seri Kâtil" Çıktı!..
Ahmet Lalbek / ERZINCAN
Yiğidim
Mücahit Kılıç / İSTANBUL
Kimin Elinden Ne Yiyorsunuz?
Mücahit Kılıç / İSTANBUL
Bir De, Asya'lı Putperestler Var!..
Ahmet Lalbek / ERZINCAN
Bahar Şenlikleri Üzerine
Mücahit Kılıç / İSTANBUL
Çarşamba'nın Kiliseleri (Bir Kültür Yok Oldu)
Faruk Tak / SAMSUN
Mhp, "tahteravalli" Üzerinde Konumlanmamalıydı...
Ahmet Lalbek / ERZINCAN
Sosyal Medyadaki Akrabalar
Mutsuz / SAKARYA
Benim Babam
Gülşen Aslan / İSTANBUL

Ahmet Demir

Puan: 2.77

Twitter'da 10 Kat Retweet Almanın 5 Yolu

Ahmet Demir yazdı, 553 kez okundu, 1 misafir olmak üzere 6 kişi beğendi, 3 yorum yapıldı.
Aslında Twitter'ın genel kullanımını biliyoruz: Düzenli olarak paylaşım yap, hashtag'leri çok kullanma, tweetleri kısa tut, vesaire. Ayrıca iyi bir fotoğraf-video karışımının da etkili olduğunu biliyoruz.Buna rağmen, her ay geriye dönüp hangi içeriklerin iyi performans gösterdiğine baktığımda şaşırı
21
okuma modu
devamı...

Aslında Twitter'ın genel kullanımını biliyoruz: Düzenli olarak paylaşım yap, hashtag'leri çok kullanma, tweetleri kısa tut, vesaire. Ayrıca iyi bir fotoğraf-video karışımının da etkili olduğunu biliyoruz.

Buna rağmen, her ay geriye dönüp hangi içeriklerin iyi performans gösterdiğine baktığımda şaşırıp kalıyorum. Bazı tweetlerimin, 5-10 kat daha fazla retweet aldığını görüyorum nitekim. 

Twitter size etkileşim oranını gösterirken herşeyi dahil eder: Link tıklamaları, Retweet'ler, Beğeniler ve Cevaplar. Ben sadece sesinizin daha çok kişiye ulaşmasını sağlayan Retweet'ler üzerinde odaklanmak istiyorum. Tweet'inizin daha çok insan tarafından paylaşılması, daha çok insanın içeriği görmesine sebep oluyor, bu da tekrar daha çok paylaşılarak bir döngüye giriyor. 

En popüler twitlerimin bazı ortak noktalarını buldum. İşte sizin için birkaç ipucu:

1. Daha renkli görseller kullanın

Tweet'lere görsel eklemek timeline'daki twitler arasından öne çıkarmanın çok etkili bir yolu. Görselli bir tweet, ortalama %18 daha fazla tıklama, %89 daha çok beğeni ve %150 daha çok retweet alır. Benim farkettiğim ise biraz daha farklı: Zengin, doygun renklere sahip görseller daha da iyi, 5 hatta 10 kat daha fazla retweet alıyorlar. Şunun gibi:

d77ea820d24b0e385258274914296eee1462388029

2. Bilgilendirici Mini-Grafik ve Tablolarla Retweet Telkin Edin

Aşağıdaki tweet toplamda %8 etkileşim ve 266 Retweet aldı! Bu retweet'ler sayesinde 30 bin kişiye erişim ve 600'ün üzerinde link tıklaması alındı. Bakın bu açık bir zaferdir.

7ffec7223e03ce46fe651a79c21482281462388079

İnsanlar Twitter'da mini grafikleri çok severler, çünkü bilgiyi linke tıklamadan direk görebilirler. Eğer grafiğin üzerindeki yazılar küçükse, büyültüp bakabilirler ve buna göre linke tıklayıp tıklamama kararını verebilirler.

Siz de bir makalenin linkini paylaşmak isterseniz, makalede bir tablo olup olmadığını bakın. Eğer bilgilendirici bir tablo varsa bunu indirip, Twitter'a görüntü olarak olarak yükleyip makalenin linkini ekleyin. Bu yöntemin Tweet butonu ile paylaşmaktan daha etkili olduğunu göreceksiniz. 

3. Güldürebilirseniz Retweet Alırsınız

Bazen gündemin can sıkıcı havasından çıkıp günü neşelendirecek şeylere ihtiyaç duyarız. Bunun gibi:

c8cf0c569dec69b97061ed464c0d63571462388168

4. Çok Faydalı İçeriğinizi Herkes Arkadaşları ile Paylaşmak İstesin

İnsanların ücretsiz faydalanabileceği bir eğitim programı biliyor musunuz mesala? Aşağıdaki tweet buna tam uydu ve 272 kişi bunu arkadaşları ile paylaşmak istedi. Niçin? Çünkü biz faydalı içeriği paylaşmayı ve yardımsever olmayı severiz. 

4393ff7615b25ac467b64e781b75558a1462388266

5. Gerçekçi Olun

Tabiiki her tweet ciddi olmak zorunda değil. Benim özel tweetlerim de iyi etkileşim alabiliyor. Şunun gibi: 

48439959bd2849f74204ec94cc0fdff41462388320

Aile ve özel tweet'ler retweet almaktan çok beğeni almaya daha meyilliler. Belki insanlar başkaların özel fotoğraflarını paylaşmayı garip buluyorlar. Yine de azıcık özel hayatınızdan kareler vermenin yanlış bir tarafı yoktur. Hiç kimse otomatik tweet atan bir robot ile etkileşim kurmak istemez. Takipçilerinize gerçek bir kişi ile iletişim kurma imkanı verirseniz, sizin diğer tweetlerinizle daha çok etkileşime geçeceklerdir. Bu yazı boyunca geçen temayı görebildiniz mi? Buraya koyduğum tüm tweetlerde bir görsel var. Benim iyi retweet alan hiçbir tweet'im sadece yazıdan oluşmadı. Başka sitelerden direk olarak paylaştığım tweetler de ilgi görmedi. Benim en popüler tweet'lerim, sadece görselden oluşup, daha fazla bilginin olduğu yeri kısa bir link ile gösteren tweet'ler oldu. Etkileşimi yüksek görselleri twit'lerinize eklemeyi unutmayın.

--

Makalenin orjinal linki: Wordstream

05 May 17:12

Yeni editörümüzden kaynaklanan bazı problemler çıkabiliyor. Üzerinde çalışıyoruz.

05 May 13:22

Sayfada bir çalışma mı var? Görsellerde orantısızlık, yazılarda tekrar var. Merak ettim. Sayın Master Geornalist yardımcı olursanız sevinirim. :)

22

Mümtaz Fuat

Puan: 1.17

Oğluma Mektuplar - 14

Mümtaz Fuat yazdı, 665 kez okundu, 5 misafir olmak üzere 10 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
Oğlum, zamanında doğdun, zamanla büyüyorsun. Her gün o minik bedeninin fıkır fıkır oynamasını nasıl sevinçle ve hayranlıkla izliyoruz bilemezsin. Bu duyguyu senin de yaşaman duasıyla Oğlum. Bunca mektup yazdım sana. Yazıyorum. Yazmaya devam edeceğimi umuyorum. Bu mektuplar tamamen sana kaldığında
23
okuma modu
devamı...

Oğlum,

zamanında doğdun, zamanla büyüyorsun.

Her gün o minik bedeninin fıkır fıkır oynamasını nasıl sevinçle ve hayranlıkla izliyoruz bilemezsin. Bu duyguyu senin de yaşaman duasıyla Oğlum.

Bunca mektup yazdım sana. Yazıyorum. Yazmaya devam edeceğimi umuyorum. Bu mektuplar tamamen sana kaldığında kaç adet olur bilemiyorum. Belki sen tashihini yapar, “Babadan Yadigâr: Oğluma Mektuplar” diye bir isimle kitaplaştırırsın. Nasip. Belki.

Bir onluğu geçmesine rağmen sana mektuplarım, ne yalan söyleyeyim bazı bazı kıskandığım; âşık olduğun, ona bakarken bakışlarının şimdiden aşkla dolduğu birinden, kıymetli annenden hiç bahsetmediğimi fark ettim.

Annen, belki sana mübalağalı gelebilir fakat Osmanlı Hanımefendisi nasıl oluyorduysa eskiden, o hallerin günümüze tezahür etmiş halidir. O zamanlarda yaşasaydı annen veyahut bir zaman makinesi olsaydı da o devirlere gidebilseydik, annen sadece dönemin Müslüman kadınlarının kıyafetini giyerek etrafta hiç dikkat çekmeden dolaşabilirdi.

Annen, çocukluğunda maddi manevi sıkıntılar yaşamış bir insan. Buna mukabil bu sıkıntılarının sonrası hiçbir zaman açgözlülük, bana yetmezlik ya da şımarıklık olarak tezahür etmemiştir kendisinde. Pek kanaatkâr, evinin ve ailesinin ihtiyaçlarını her zaman kendi ihtiyaçlarından önde tutmuş cefakâr bir insandır.

Ahlakı ise dinimizin çizdiği ölçülerde oturmuş, ne bir eksik ne bir fazladır. Her kadında olabileceği kadar zaman zaman huysuz, fakat zahirde görünen bu halleri genel halinde görünmez olmuştur.

Şimdi asıl meseleye gelmeliyiz belki…

Benim ne kadar nasipli olduğum mevzuuna.

Benim gibi ailesi ve çevresi dinden bir haber olan ve bu ortamlar içinde büyümüş ve her zaman dine merakı ve yakınlığı olmasına rağmen manevi gelişimi tam tersi istikamette seyretmiş bir adamla nasıl oldu da evlendi…?

Hiçbir şey eşit değil demiştim sana. Eşitliğin olmaması insanlar için de kaim elbette. İmtihan da demiştim sana.

Annenin imtihanı dinini tam tekmil, hassasiyetle yaşamayı her ne kadar şiddetle istese de bir türlü istikrarı yakalayamayan ve bunun ezikliğini, pişmanlığını her an içinde huzursuzluk olarak yaşayan bir insan ile Allah-ü Teâlâ’nın verdiği ömürce birlikte yaşamak, bu hüzünle hayat geçirmek belki, idare etmek ya da…

Benim imtihanım ise böyle bir hanımın nasip olmasının şükrünü nasıl yerine getirip getiremeyeceğimdir belki de…

Gerçi bunlar bahsi diğerdir ya, bil istedim.

Annen pek kıymetli bir insandır Oğlum. Allah-ü Teâlâ’nın öyle kulları vardır ki, kendilerinin ne kadar kıymetli olduklarından bihaberdirler; illa ki evliyalık makamlarından nasiplendirilmişlerdir de haberleri yoktur, buyurmuşlardır İslam Âlimleri. Annen farkında değildir muhtemelen ama ben bütün kalbimle buna inanıyorum.

İşte Oğlum, annen ocak yakandır, o ocağı tüttüren, söndürmeyendir.

Bu mektubu Şeyh Edebali’nin Osman Gazi’ye nasihatinin içinden bir alıntı ile bitirmek istiyorum:

“Ana çile yumağıdır, oğul da dua kaynağıdır. Ana yüreği narin bir ipek, ata bileği Hakk’ın diktiği en sağlam direktir. Ne ananın ince yüreğini yakasın, ne de babanın kapı gibi bileğini kırasın oğul. Yarın yuva kurduğunda ocağınla onlar arasında köprü olasın. Ana ve ata düşmemek için sırtımızı dayadığımız duvardır, yarın duvar yıkıldığında kıymetini anlarsın.

Sen bizim rüyamız, sen bizim devamız, sen bizim duamızsın oğul. Daima başın dik, alnın ak, gönlün pak olsun.

Ananı, atanı say; bereket büyüklerle beraberdir!”

Bereket annen iledir Oğlum.

Onun hatırını Allah-ü Teâlâ’nın hatırından sonra en yukarıda tut.

Beni de duadan ayrı tutma Oğlum.

24

Mustafa Karayel

Puan: 4.23

Her Koyun Kendi Bacağından Asılır

Mustafa Karayel yazdı, 495 kez okundu, 11 misafir olmak üzere 19 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
Bir gün halka doğru yolu göstermek için söylediği sözlerden rahatsız olanlar, Hârûn Reşid'e gidip, Behlül Dânâ hazretlerini şikayet ederler. "Sultanım, bizim yaptıklarımızın ona ne zararı var? Bizi kendi halimize bıraksın. Sonra her koyun kendi bacağından asılır" Bunun üzerine Hârûn Reşîd, Behlül Dâ
25
okuma modu
devamı...

Bir gün halka doğru yolu göstermek için söylediği sözlerden rahatsız olanlar, Hârûn Reşid'e gidip, Behlül Dânâ hazretlerini şikayet ederler.

 "Sultanım, bizim yaptıklarımızın ona ne zararı var? Bizi kendi halimize bıraksın. Sonra her koyun kendi bacağından asılır" 

Bunun üzerine Hârûn Reşîd, Behlül Dânâ'yı çağırtıp, halkın isteğini kendisine bildirdi. Behlül Dânâ, hiç cevap vermedi. Gidip birkaç koyun alıp onları kesti ve her birini bir sokağın başına astı. İnsanlar onu görüp; "Ne olacak deli işte!" dediler. Lâkin birkaç gün sonra, etler kokmaya başlayınca, yine Halîfeye koşup; "Behlül'e bir şey söyle" dediler. "Yine ne var?" "Pis kokudan bîzar olduk." Hârun Reşîd Onu çağırıp; "Ey Behlül, mahalleli senden yine şikâyetçi" dedi. "Neymiş şikâyetleri?" "Astığın koyunlar çok fenâ kokuyormuş, rahatsız olmuşlar." "Ama ben, senin dediğini yaptım." "Ne yaptın?" "Her koyunu, kendi bacağından astım." 

...............

Abdulgani Nablüsi hazretleri Hadika isimli meşhur kitabında buyuruyor ki:

Söz ve yazı ile emr-i maruf, âlimlerin vazifesidir. Kalb ile, dua ederek günah işleyene mani olmaya çalışmak da her müminin vazifesidir. El ile müdahale ise devletin vazifesidir.

26

Afghs

Puan: 0.63

Tarihini Bilmeyen Kendini Bilemez Peki ya Bugününü Bilmeyen

Afghs yazdı, 454 kez okundu, 2 misafir olmak üzere 6 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
    Tarihimizi sahiplenmek ve onunla övünmek konusunda günden güne artan bir akım var ülkemizde. Elbette ki tarih bir topluluğun kendini bulması için en gerekli unsurdur ve tarihsiz bir topluluk yok olmaya mahkumdur fakat bizde ki tarih algısı ne yazık ki bu sefer de yanılgılarla dolu. Tarih insanın
27
okuma modu
devamı...

    Tarihimizi sahiplenmek ve onunla övünmek konusunda günden güne artan bir akım var ülkemizde. Elbette ki tarih bir topluluğun kendini bulması için en gerekli unsurdur ve tarihsiz bir topluluk yok olmaya mahkumdur fakat bizde ki tarih algısı ne yazık ki bu sefer de yanılgılarla dolu. Tarih insanın geçmişi anlayıp bugüne ve yarına dair izlenimler edinmesi için muhteşem bir fırsatken bizler sadece övünme ve bugüne sövme aracı olarak kullanıyoruz. Tarih bize bugün ne yapmamız gerektiğini anlatmıyorsa sadece bizim ruhumuzu devamlı olarak geçmişe çevirir ve biz, orada yaşamaya başlarız fakat orada yaşamak bugünü yaşamaya engeldir. 

     Müslüman coğrafyasında yaşanan zulümler artık kelimelerin dahi acıyı anlatamayacağı boyuta ulaştı ve bizler sadece şöyle bir bakıp geçiyoruz fakat iş elli yıl önce yaşanan bir olaya gelince -ister Türkmenistan'da olsun ister Filistin'de- hepimiz bugün olsa hep beraber o coğrafyaya gidecek gibi konuşmaktan geri kalmıyoruz, o günün liderlerine demediğimizi bırakmıyoruz. Ne yazık ki aynısı hatta daha fazlası bugün de yaşanıyor fakat biz tarihe saplanmış insanlarız. Olaylar olurken geçmişe bakıyoruz ne zaman ki o olay -zulüm veya bir zafer hiç fark etmez- bir sonuca eriyor işte o zaman bizim birden dilimiz açılıyor. Sorarsak 'elbet üzülüyoruz bu coğrafyada yaşananlara fakat elimizden bir şey gelmiyor' cevabı en popüler savunma olur, eğer bu tarih algısı bu şekilde devam ederse başkalarının da elinden bizim için bir şey gelmeyecek. Kaldı ki biz acıyı içimizde değil tarih sahnesinde hissediyoruz belki bugünün acısını hissetseydik elimizdeki en büyük savunma aracı olan duayı da hatırlardık ve kilometrelerce öteden yardım edebilirdik.

     Bizim olayların sonucuna saplantılı oluşumuzu tarih değil bugün bile gözler önüne seriyor. Bangladeş'te Cemaat-i İslami lideri Rahman Nizami idam edildi, idam kararı çıktığından haber siteleri bile sadece idam kararını duyurdu fakat olay ne zaman sonuçlandı herkes tepkisini göstermeye başladı. Nizaminin vasiyeti sosyal medyada kol gezmeye başladı. Ne yazık ki olay sonuçlanmadan herhangi bir aktiflik söz konusu olmadı. En kolay ve en etkili yolla bir dua halkası oluşturulabilir ve dünyanın neresinde zulüm olursa olsun bir duayla destek olabilirdik, bana kalırsa dua, twitterda resim paylaşmaktan daha etkili bir destek yöntemidir. Burada vurgulanması gereken, zulüm her devirde var, güçlünün ve zaferin de olduğu gibi. Tarih sahnesinde rolleri oynayanlar değişiyor ve başrolde bizi olduğumuz devire takılı kalmak ve ya geçmişten bir zulme ah etmek bugünün baharında bizim çiçeklerimizin açması için yeterli değil. 

      Bize tarihte toplumların nasıl yaşaması gerektiği değil tarihin tuttuğu ışıkla bugün nasıl yaşamamız gerektiği anlatıldığında, tarihin bir neden sonuç bilimi olduğu sadece sonuçların bize herhangi bir yardımı olmadığı öğretildiğinde, kendi tarihimizin hakkını vereceğiz ve o zaman zulme uğrayan coğrafyalarda bizde bir umut ışığı olabileceğiz, böyle ise ruhunu geçmişte bırakmış bugünü ıskalayan bir toplumuz.

28

Yusuf B. Ketenci

Puan: 2.5

Kalemlere Mektup

Yusuf B. Ketenci yazdı, 407 kez okundu, 3 misafir olmak üzere 6 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
Uyandığımda imzanın yarısının bitirmiştim bile. Soyadımın ilk harfini yazıp geriye kalan kavisli uzun çizgiyi atacaktım. En sevdiğim kısım. Burası bana kendimi büyük birisiymişim gibi hissettiriyor. Sanki bir devlet başkanı, bir bakan, bir müdür... Peşine de gerekli harflerinin bulunduğu yerlere tah
29
okuma modu
devamı...

Uyandığımda imzanın yarısının bitirmiştim bile. Soyadımın ilk harfini yazıp geriye kalan kavisli uzun çizgiyi atacaktım. En sevdiğim kısım. Burası bana kendimi büyük birisiymişim gibi hissettiriyor. Sanki bir devlet başkanı, bir bakan, bir müdür... Peşine de gerekli harflerinin bulunduğu yerlere tahminen dağıtılacak olan o üç noktayı koyup imzayı sonlandırmalı. Tak tak tak. Bu da imza keyfinin tavan yaptığı yer. Bu imzayı atıp kağıdı uzatan herkes kendini yüceler yücesi zanneder. Bu yüzden herkes imzayı böyle bitirir. Bir icap değil, bir adet. İmzanın maziden türeme olduğunu hesaba eklersek, hayata mazi olarak bırakabileceğimiz kavisli karman çorman bir çizgi ve üç dağınık noktadan fazlası değil demek ki bu çok açık. Ve bu bir icap. 


 Kafamı kaldırdım. Müdürün sekreteri. Sırf o güzel boynuna iki bakış sığdırabilmek için ağır ağır atardım imzaları. İmzanın yarısını hallettim biraz ara verip konuşsak? Konuşmazsınız ki benimle. Yani normalde elbet konuşursunuz. Hatta normalde o kadar konuşurmuşsunuz ki gevezeliğinizden şikayet edenleri bile duydum. Ama siz bana karşı sadece aptal aptal gülümsüyorsunuz. Ya da gülümsemeye benzer bir şey işte. Sanki gülen yüzünün bir maskesi var suratında. Gülümsyor evet ama bana hissettirdği en ufak bir şey yok. Put gibi kaldı yine şuna bak. Böyle düşünceler çok hızlı geçer insanın aklından. Ama bir pilot kalem için zaman çok daha hızlı geçe bir şeydir. Kalem kağıdın üstünde beklerken varak mahvoldu. Bütün mürekkep kağıda dağıldı. Rezil olduğuna mı yanmalı, yenilecek fırçayı hesaplamalı? Gerçi sekreterin yüzü hiç değişmedi. Hala o aptal gülüşüne devam ediyor. Sarışınlık bir önyargı sebebi bende. Bu kadar aptal olamazdı yoksa. Ya görmedi halimi ya da yanımdan ayrıldığında mumu eriyecek o hevesine saklıyor bütün kahkahalarını. Söyle Selahaddin ne düşünmeli? 


 Selahaddin benim arkadaşım değil. Boşluğa kullandığım bir hitap doldurma cümlesi. Mete veya Berk diye yakıştırabileceğim bir bioşluk bulsaydım ona böyle seslenirdim hiç şüphesiz ama benim boşluğumun adı Selahaddin buna eminim. Evet Selahaddin. Hayatımdan tekrar bahsedeceğim sana. Sıkılamazsın. Sıkılacak bir arkadaş arıyor olsaydım sarılabileceğim birini tercih ederdim. Ben bir şey anlatırken sıkılmaman için sana sarılma hakkını feda ediyorum. Kıymet bil. Başlayalım. Bu seferki hayat mizanapjımda, mürekkep yalamşı biri olsam da hayatında çok çok kalem sahibi olamayan biriyim. Onca kalem emanet miydiler bilmiyorum. Belki de bu yüzden bütün kalemlerime kıymet verdim. Hiçbir kalem benim bir diğerine olan tepkimi değiştiremedi. Hepsinde huzurla ve ruhumun dinginliğiyle yazdım elbet. Yalnız kimisi benim şu dolma parmaklarım için fazla inceydi ve bu yüzden bileklerim acıyorduuyandıklarımda. Öyle zor oluyordu ki kalemi kırma korkusuyla imza atmak. O kalemi kullanırken sekretere dönüp bakamazdım bile. Kimi de çok çok yumuşaktı ki en dingin imzalarımı o kalemlere borçluyum. Böyle bir kalemle imza atarsanız, imzalardan uyanmak istemezsiniz. 

e925735d0b7258a2c0f2baa1b35f27d51462468589


Müdürün sekreteri mi? Her kalemde o ruhsuz putun güzelliği bana farklı geli,r buna emin olun. Benim kalemim güzelken o sekreter güzel olamaz mesela. Sanki birbirlerini tamamlıyorlar. Ya da beni dikkatimi çekmiyor kalemim güzelken. Bu da benim hayatımın bir oyunu herhalde Selahaddin. Hayatlar her zaman, oynadıkları oyunları fark edilirse daha eğlenceli olurlar. Bu da benim sana hediye kabilinden bir tavsiyem olsun. Ya da tavsiye kabilinden bir hediye. Hangisini önceleyeceğine sen karar ver. Önceleyebilmek de bir güçtür bunu unutma. Güç insanı bir şeye benzetir. Ama bir şey yapmaz. Sen de önceleyebilme gücünle bir şeye benziyorsun. Ama hala bir boşluksun Neyse... Kalemler Selahaddin. Hayatımı çaldılar.Hem de onlar bunu hiç hak etmiyorken. Ben hayatımın yenilmesini hak ediyordum Allah var. Yani onların elinde çar çur olmasına üzüldüm tabi. Ne yaparsın, cellat seçme şansımız yok. Ama var ya kimi kalemler de öylesine basittiler ki... Kalem denildiğinde akla ilk gelecek şekliyle olabilecek şeylerdi ve onlardan bahsetmemin hiçbir manası yok. “Kalem”. Vurgusuz ve yalnız başına. Bu kelime onlar için yeterli. Sadece bir kelimenin yeterli olduğunu belirtebilmek için bile bir sürü kelime harcadım. İşte hayatların bir oyunu daha. Ama bu seferki oyun herkes için. Bu oyuna binlerce yıldır düşüyoruz. Biz kaçmak, hayat da kovalamak ile var olmak zorunda. Kedi neydi, fare neydi Selahaddi bunu hatırla. Yazıyor muydun? İnanmıyorum. O zaman ne dersin, bu da hayatımızdaki genç kalemlere ithafen ortaya bırakılmış bir mektup olsun mu?   

30
Kapat