Türkiye

Yıl 2 Sayı 7
Aylık ücretsiz blog dergisi
www.geornalist.com
TEMMUZ 2016

Kürşat Koyuncu

Dri̇na Köprüsü'nde Göç Qatar Qatar

İÇİNDEKİLER

Dri̇na Köprüsü'nde Göç Qatar Qatar
Kürşat Koyuncu / ANKARA
Temmuz'da Bi̇r Başkadır Gezi̇ Akşamları
Bulut Sever / İSTANBUL
Küçük Çocukların Cami̇lere Geti̇ri̇lmesi̇ Bahsi̇
Bulut Sever / İSTANBUL
Kandi̇l'i̇n Çağrısına Uy, Savcının Çağrısına Uyma!
Bulut Sever / İSTANBUL
Poli̇ti̇ka Deği̇şi̇kli̇ği̇: Neden Olmasın?
Bulut Sever / İSTANBUL
Bazenler Çoğalıyor Bazen..
Gülşen Aslan / İSTANBUL
Oğluma Mektuplar - 15
Mümtaz Fuat / BURSA
Bu Yalanların Bi̇r Sebebi̇ Var 
Abdullah Faki̇roğlu / İSTANBUL
Li̇se Bi̇ldi̇ri̇leri̇ni̇n İşaret Etti̇ği̇ Tehli̇ke 
Abdullah Faki̇roğlu / İSTANBUL
Di̇ndar Nesi̇l Vs Avrupa Bi̇rli̇ği̇ 
Sali̇eri̇ Alt Ti̇re / İSTANBUL
Ramazan-I Şeri̇f
Sıla Müni̇r / İSTANBUL
Ramazan Tedi̇rgi̇nli̇ği̇
Sıla Müni̇r / İSTANBUL
Tozlu Raflar
Sıla Müni̇r / İSTANBUL
Bi̇z Bi̇tti̇ Demeden Bi̇tmez
Emre Keleş / ANKARA
Avrupa Bi̇rli̇ği̇ Dağılıyor!
Ahmet Lalbek / ERZINCAN
Kör Oldu Her Şey
Aşağı Tırmanan Adam / ANKARA
Türk Açılımına Doğru 
Abdullah Faki̇roğlu / İSTANBUL
Ankara
Hasan Şahi̇n / ANKARA
Ölüm
Ayşegül Koçar / ANKARA
Zi̇nci̇re Vurulmuş Gökyüzü
Nur Ceren / ZONGULDAK
Yeni̇doğan / Çabuk Unutulan
Sevdaşrn / İSTANBUL
Kendi̇leri̇ De İnanmıyor!..
Ahmet Lalbek / ERZINCAN
Aynı Mı?
Ayşegül Koçar / ANKARA
Umuttu Türküydü Sevdaydı...
Fati̇h Akıncı / İSTANBUL
En Zoru Sevmekmi̇ş!
Fati̇h Akıncı / İSTANBUL
Mavi̇ Bavul
Lati̇fe Haydanlı / İZMIR
" Yaratan Rabbi̇ni̇n Adıyla Oku "
Ni̇da Tandoğan / ADANA
Olsaydı
Ali̇ Şahan Avsuz / ADANA
Yıldız Si̇neması Fi̇lm Başlıyooor
Faruk Tak / SAMSUN
Meseleler (Allah'ın Di̇ni̇ Ve Kulların Vazi̇fesi̇)
Mücahi̇t Kılıç / İSTANBUL
Vazgeçemedi̇kleri̇mi̇z
Emre Altuntaş / İSTANBUL
Bunların Dış Poli̇ti̇kadan Anladığı...
Ahmet Lalbek / ERZINCAN
Gökyüzünde
Atç / ESKIŞEHIR
Bi̇li̇m, Maddeyi̇ Aştı; Şi̇mdi̇ Ötesi̇ni̇ Keşfedi̇yor (1)
Ahmet Lalbek / ERZINCAN
Zıtlıkların Paradoksu Deği̇l, Uyumu...
Ahmet Lalbek / ERZINCAN
Maddi̇ Ve Manevi̇ Rahatsızlık
Mücahi̇t Kılıç / İSTANBUL
Bahane
Ni̇da Tandoğan / ADANA
Bi̇li̇m Maddeyi̇ Aştı Ve Şi̇mdi̇ Ötesi̇ni̇ Keşfedi̇yor (2)
Ahmet Lalbek / ERZINCAN
Tek Ki̇şi̇li̇k Yalnızlık
Hasan Şahi̇n / ANKARA
Cuma
Ali̇ Şahan Avsuz / ADANA

Gülşen Aslan

Puan: 0.54

Bazenler Çoğalıyor Bazen

Gülşen Aslan yazdı, 746 kez okundu, 7 kişi beğendi, 7 yorum yapıldı.
Bazen unutmak istersin geçmişi...Ama en olmadık anda çıkar karşına. Peşini hiç bırakmayan hayalet gibi...Bazen gece olmak istersin tüm pisliklerin ve kötülüklerin üzerini örten...Bazen bir dokunuş veya sıcak bir gülümseme mutlu etmeye yeter seni...Bazen bir salıncakta sallanmak istersin saatlerce,bi
21
okuma modu
devamı...

Bazen unutmak istersin geçmişi...Ama en olmadık anda çıkar karşına. Peşini hiç bırakmayan hayalet gibi...Bazen gece olmak istersin tüm pisliklerin ve kötülüklerin üzerini örten...Bazen bir dokunuş veya sıcak bir gülümseme mutlu etmeye yeter seni...Bazen bir salıncakta sallanmak istersin saatlerce,bir çocuk gibi kayıtsızca...Bazen saatlerce hayal kurarsın,geleceğe ve iyiliğe dair...Bazen her şeye yeniden başlamak istersin...Ama geç de olsa anlarsın hiçbir şeyin değişmediğini...Bazen bırakmak istersin kendini nehrin akışına...Bazen bulut olmak istersin. Bir dostun iftirasindan kaçar gibi koşturan...Bazen kaybedersin insanlığa olan inancını...Yitirirsin ilgini her şeye karşı...Bazen bir dost istersin hayaline hayat olan...Bazen de bir şarkı sözü olursun umuda yazılan..Bazen hüznünden kurtulup uçmak istersin kanatların olmadan.. Bazen ise sadece aşk istersin ama aşk seni istemez...Bazense sinirden gülmeyi değil de mutluluktan ağlamayı istersin...Ve bu bazenler hayat boyu sürer gider...

24 Haz 02:29

Teşekkür ederim:)

24 Haz 02:28

Sevdaşrn

Puan: 0.71

Elinize,yüreğinize sağlık.İfadelere sığmayacakları ne de güzel dillendirmişsiniz. :)

22

Mümtaz Fuat

Puan: 1.17

Oğluma Mektuplar - 15

Mümtaz Fuat yazdı, 549 kez okundu, 7 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
Kıymetli Oğlum,maşallah bir Ramazan ayına daha yetişmenin heyecanıyla başlıyorum bu mektubuma. Geçen sene bu zamanlar bu dünyaya henüz teşrif etmemiştin ve ben bilmezdim seninle bir sonraki Ramazan ayında beraber iftarlarda buluşabileceğimizi.Henüz birkaç aylıksın. Ay hesabıyla ifade ediyoruz yaşını
23
okuma modu
devamı...

bulut_sever_140616

Kıymetli Oğlum,

maşallah bir Ramazan ayına daha yetişmenin heyecanıyla başlıyorum bu mektubuma. Geçen sene bu zamanlar bu dünyaya henüz teşrif etmemiştin ve ben bilmezdim seninle bir sonraki Ramazan ayında beraber iftarlarda buluşabileceğimizi.

Henüz birkaç aylıksın. Ay hesabıyla ifade ediyoruz yaşını daha. Maşallah, günden güne de büyüyorsun.

Mevsimlerden yaz. Bu sene de son birkaç senedir olduğu gibi Ramazan ayı sıcak günlere tekabül ediyor.

Fakat öyle mi?

Bizatihi Allah’ın verdiği bu duyu organlarıyla müşahede etmesem de, birisi bana anlatsaydı inanmazdım lakin birebir bunu yaşıyor, hissediyoruz; her sene Ramazan ayının başlamasıyla beraber havalar serinliyor Oğlum.

Senin ise inşallah oruç tutmanın farz olacağı yaşın geldiği zaman şubat ve ocak aylarında oruç tutuyor olacağız. İlk oruç günlerin kısa olacak ve ilk vakitler için alışman daha da kolay olacak.

Kış bebeğinin kış oruçları yani…

En çok sevindiğim ise, benim de Ramazan ayı gelince çocukluğumdan kalanlar ile sen büyüdüğünde çocukluğunda kalan Ramazanlar birbirinin benzeri olacak olması. Her açıdan değil, az da olsa benzeyecek olması çok sevindiriyor.

Şimdi neredeyse saat dokuz gibi iftar ediyoruz ve sahurla iftar arası hepi topu 3-5 saat kadar. Yani biz iftarı ediyoruz Oğlum, yatsı idi ve arkasından teravih, eve varışımız oluyor gece yarısı. Benim şimdiki yaşıma gelmişsen eğer sen de artık sıcak ve uzun günlerin o keyifli Ramazanlarını yaşıyorsun demektir.

Ama sadece bu değil. Çocukluğumun Ramazanlarının kendine has bir kokusu vardı. Zahiren duyduğun kokular belki de çocukluğunda içinde bulunduğun zamana ayrı bir anlam katıyordur.

Mesela, sıcak pidenin kokusu hala aynı fakat yaşadığın şehrin kokusu aynı değil. Kış günleri olması sebebiyle Ramazanlarımız kömür kokardı, odun kokardı. Balkon kapısının önünde perde arkasından cama ağzınla buğu yapmanın ve adını biraz sonra kaybolacağını bildiğin halde yazmanın mutluluğunu sana nasıl anlatabilirim ki?

Şimdi şehirlerin gürültüsü her şeyi bastırmış durumda. Ben sana benim babamın bize dediği gibi; “durun bakalım, top patlayacak şimdi!” diye heyecanlı heyecanlı söyleyemeyeceğim ve sen benim bu heyecanımın arasında kulak kesilemeyeceksin iftar sofralarında pencereye bakarak…

Sadece Ramazana özel içine katılabilen babaannenin yaptığı o güzelim minik sucuk parçalarıyla pişirilmiş tarhana çorbasının şimdi daha dahası var ama kendisi yok artık…

Senede bir alınabilen, her iftarda çoğunlukla birer istihkakımız olarak yediğimiz o acem hurmaları halen var şimdi ve her mevsim alınabiliyor artık… ama insanın, sofranın karşısından bir göz kırparak mütebessim yüzüyle çaktırmadan bir hurma daha veren siyah saçlı babası şimdi yok…

Bil ki Oğlum, devirler kıyamete kadar hep ama hep kötüye doğru gidecek. Biz Müslümanlar bu kötülük selinin içinde sanki bir odun parçasına tutunup gibi ancak iyi olmaya, iyi kalmaya çalışarak kurtulabiliriz. Pek de düzeltebileceğimiz bir şey yok ne yazık ki… Zaten mesele de bu değil midir; atalar sözleri, özlü sözler hep buradan çıkmamış mıdır? Önce aynaya bakıp, sonra çevremize bakabilmek...

İşte sene 2016. ‘Şehr-i Ramazan’ güzel söylenişinin kerameti sadece Ramazanlık iftar ve sahur programlarında kaldı.

Artık özellikle büyük şehirlere Ramazan ayının geldiği falan yok Oğlum. Kimseyi yargılamak elbette hakkımız değil fakat Ramazan insanların gönüllerini terk etti terkedileli yol kenarları herhangi bir ayın umursamazlığından farklı değil.

Sene 2016 dedim ya; ben daha çocukken hatırlıyorum da şehirde bir ya da iki yer açık olurdu Ramazan ayında. Orası da değil yemek yiyenler, çalışanlarının bile kapı önünde gözükmediği, dükkânın camlarının boydan boya kalın perde ile yahut gazete kâğıtlarıyla örtüldüğü yerler olurdu. Kalan işyerleri ya tadilatlarını bu aya denk getirerek ya da senelik izinlerini kullanarak dükkânlarını mübarek ay boyunca kapalı tutarlardı.

Şimdi düşünüyorum da, hal buraya döndüyse, sen benim yaşlarıma geldiğinde nasıl olacak tahayyül bile etmek istemiyor; senin için hem üzülüyor ve hem de büyük bir endişeye kapılıyorum.

Sen de büyüğünde anlatırız birbirimize ve yakın tarihi okuduğunda göreceksin ki, bu memleketin muhafazakârlaştığı, dindarlaştığı düşüncesi büyük bir yanılgıdır. Sadece şu denilebilir, kendine Müslüman diyenler bir miktar daha rahat yaşamaktadırlar artık, bu kadar.

İşte bundan sebep Oğlum, iyilerle beraber olmayı, çalışmayı hayatının bereketi bil. İçimizde mütedeyyinleşmediğimiz sürece başına siyasal getirilen bize ait olan bütün kelimelerin anlamını yitireceğini ve kimselere son tahlilde faydalı ol(a)mayacağını bil.

Büyüyorsun. Korkuyorum.

Hüzün ki bu mübarek aya yakışır; bir gemi olup gitmeli bazen, bir gemiye binip gitmeli.

Dua et Oğlum.

24

Abdullah Faki̇roğlu

Puan: 16.53

Bu Yalanların Bi̇r Sebebi̇ Var 

Abdullah Faki̇roğlu yazdı, 4658 kez okundu, 4 kişi beğendi, 5 yorum yapıldı.
Syed Rizwan Farook ve Tashfeen Malik 3 Aralık 2015 tarihinde ABD’nin Kaliforniya eyaletindeki San Bernardino kasabasında engellilerin hizmet aldığı bir tesise silahlı saldırıda bulundu. ABD vatandaşı Farook tesiste katıldığı partiden ayrılıp eşiyle beraber geri döndüğünde 14 kişiyi öldürdü ve polisl
25
okuma modu
devamı...

Syed Rizwan Farook ve Tashfeen Malik 3 Aralık 2015 tarihinde ABD’nin Kaliforniya eyaletindeki San Bernardino kasabasında engellilerin hizmet aldığı bir tesise silahlı saldırıda bulundu. ABD vatandaşı Farook tesiste katıldığı partiden ayrılıp eşiyle beraber geri döndüğünde 14 kişiyi öldürdü ve polisle girdiği çatışma sonrası öldürüldü. Saldırısı sonrası Los Angeles Times’ın adliye ve FBI haberlerini yapan deneyimli muhabiri Richard (Rick) Serrano saldırı failinin “Tayyeep bin Ardogan” isimli Katar vatandaşı olduğunu yazdı. Haber kısa bir süre içinde Washington Times’in , Fox News, Atlanta Journal Constitution, The Los Angeles Times ve Mediaite gibi medya kuruluşlarında yer aldı. Kısa süre sonra ismin yalan olduğu ortaya çıktı ve düzeltildi. Sosyal Medya’da bu hesaptan önce de bazı hesapların bu ismi yazdığı söylense de ilk kimin yazdığı bilinmedi. Pulitzer ödüllü deneyimli muhabir neden böyle bir isim uydurmayı seçti olay tam olarak açığa çıkmadı.


25 Ağustos 2015 tarihinde medyada yer alan bir habere göre, Almanya’da yaşayan Cumali Mol Lazkiye İslam Emirliği’ni kurduğunu ilan etti. http://ufunet.blogspot.com.tr/2015/08/bir-haberin-izinden.html Bizim bu olaydan haberdar olmamız CHP’nin parlayan nurlarından Mahmut Tanal’ın verdiği soru önergesiyle oldu. Gazetelerde haber Almanya’da yaşayan İŞİD lideri Sümeyye Erdoğan ile evlenmek istedi şeklinde verildi. Cumali Mol kimdir, ilan ettiği oluşum neyin nesidir hiç araştırılmadan yaklaşık 238 adet haber (Birgün Gazetesinin haberinden öğreniyoruz bu sayıyı ) dolaşıma sokuldu. Sosyal Medya’da binlerce kullanıcıyla paylaşılan bu haberin ardından ne Cumali Mol, ne Karşı Gazetesi ne de Mahmut Tanal’a bir şey olmadı.


CHP’nin Genel Başkanlığına kongre tarihi hariç hep aday olan Muharrem İnce 8 Eylül 2015 tarihinde mecliste yaptığı konuşmada Yargıtay Başsavcılığın devreye girerek Cumhurbaşkanına Cemal Gürsel’de olduğu gibi sağlık raporu aldırıp görevden alınmasını sağlaması gerektiğini söyledi.


Muharrem İnce’nin 08 Eylül Tarihli basın toplantısında gündeme getirdiği iddialardan biri Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 06 Eylül tarihinde verdiği röportajda -üstelik canlı yayında- söylediği, “Bu 400 hedefini gösterme, aslında yeni Anayasa'nın inşası noktasında, inşa edebilsin, kurabilsin. Bu yeni Anayasa temelinde Yeni Türkiye adımını rahatlıkla atabilelim. Buna yönelik bir hedeftir bu.” Sözlerinin Hürriyet Gazetesi tarafından “Erdoğan’dan Dağlıca açıklaması: “400 vekil alınsaydı bunlar olmazdı” tarafından verilmesi ve hızlıca bu haliyle yayılması. Hürriyet Gazetesi bu açıklamayı düzelti ve mesele kapandı. Öyle ki yalan haberi protesto eden Ak Partili gençlerin kırdığı cam daha çok konuşuldu.


PKK’nın terör saldırılarına hız verdiği süreçte sürekli söylediği “Bu Erdoğan’ın savaşı, Saray savaş istedi, Erdoğan’ı durdurun savaş bitsin” açıklamalarının ayrıntısını vermeye kalksam 7000 vuruşu tek başına geçer.


Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hakkında son 1 yılda ortaya atılan yalanlardan birkaçını özetlemeye çalıştım.


Son iki haftadır ülke gündemine giren yeni yalansa Recep Tayyip Erdoğan’ın Üniversite diploması olmadığı ve Cumhurbaşkanlığı seçilme yeterliliğine sahip olmadığı, YSK’nın Cumhurbaşkanını görevden alması. Yıllardır temcit pilavı gibi ortaya atılan bu iddia defalarca çürütüldü. Erdoğan’ın üniversiteden hocası açıklama yaptı, sınıf arkadaşı açıklama yaptı. Ama hala twitter ve medya üzerinden bu konu gündeme getiriliyor. En son gelinen nokta mezun olduğu okulun parayla diploma verdiği şeklindeydi. Bir sonraki aşamada Erdoğan’ın üniversitedeki hocalarının intihal yaptığı için aslında akademik yeterliliği olmadığı, Erdoğan’ın okuduğu okulun kaçak olduğu vs. gündeme gelebilir.


 Bu iddia son iki haftadır o kadar gündeme getirildi ki, Cumhurbaşkanı ve Marmara Üniversitesi açıklama yaptı. Ömer Faruk Eminağaoğlu ve HDP eş genel başkanı Selahattin Demirtaş yargıya başvurarak Erdoğan hakkındaki iddiaların araştırılması üniversite mezunu olduğunu ispat edemezse görevinden alınmasını istedi. 


Bütün bu haberlere Ak Parti cephesinden gelen tepki her seferinde aynı, (medya, cumhurbaşkanına yakın kaynaklar dâhil) “muhalefetin çaresizliğini ve çapsızlığını gösteriyor.”


Türkiye’de özellikle İslami Camia’nın en temel sorunlarından biri düşmanlık beslediği kesime olan lakaytlığı ve küçümsememedir. Söz gelimi PKK’dan bahsederken onların eşkıya olduğunu, siyasi veya askeri anlamda hiçbir görüşlerinin olmadığını söylüyoruz. 


Ya da üniversitelerde solcu görünümlü teröristlerden bahsederken onların ne kadar zavallı olduğunu ısrarla belirtiyoruz. 


Karşımızdaki düşmanı küçümseyerek alt ettiğimizi düşünüyoruz. Bu da bizi rehavete anlık tepkiye sorunun nedenlerini düşünmemeye sevk ediyor. 


 Erdoğan hakkındaki iddialara verilen tepkilerde bu sığlıkta kuruluyor. Oysa karşımızda ısrarla vazgeçmeyen, sürekli farklı konularda yeni yalanlar uyduran bir koalisyon var. Gazete haberleri sosyal medya paylaşımları, ünlülerin meseleyi canlı tutma çabaları. 


Bu kitlenin amacı kendi yandaşlarını diri tutmak da değil. Onlar zaten Erdoğan’dan ölesiye nefret ediyorlar. Erdoğan Ordinaryüs Profesör de olsa nefret edecekler. Erdoğan açılım sürecini başlattığında da nefret ediyorlardı. Erdoğan, ABD ile tam mutabakat halindeyken de nefret ediyorlardı. 


 Karşımızda büyük bütçeli bir reklam kampanyası var dersek abartmış olmayız. Bu reklam kampanyası yeni bir siyasi lideri tanıtmak/parlatmak için değil, şu an Türk Siyasetinde geçilmez görünen Recep Tayyip Erdoğan’ı kötülemek ve onu sevenleri soğutmak için çabalıyor. Attığı adımda nihai amaca ulaşırsa ne ala. Ulaşamazsa bir sonraki hamleye geçiyor. Yaptığı her kampanya ile zihinleri bulandırıyor ta ki Erdoğan’ı destekleyenlerin sayısı azalsın. İlanihaye Erdoğan’ı destekleyen kitleler Erdoğan’ı siyaseti bırakmaya/etliye sütlüye karışmayan Cumhurbaşkanlığı makamına zorlasın ve böylece  daha uzlaşmacı bir Ak Parti olsun. Ya da Erdoğan alaşağı edilmek istendiğinde korkulan patırdı çıkmasın.

1be0cdaad56c2aba616c022fd57f77401465382806

Yukarıdaki paragraf bazıları için yağcılık, kraldan çok kralcılık gibi gelecek. Bu arkadaşlardan 2 sorunun cevabını vermelerini bekliyorum. 


1- Erdoğan hakkında bu kadar yalan uydurmalarının sebebi nedir? 

2- Erdoğan giderse sorunların çözüleceğini neden söylüyorlar?


12 Haz 10:04

Doğru tespitler.

26

Abdullah Faki̇roğlu

Puan: 16.53

Li̇se Bi̇ldi̇ri̇leri̇ni̇n İşaret Etti̇ği̇ Tehli̇ke 

Abdullah Faki̇roğlu yazdı, 1421 kez okundu, 4 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
İstanbul Erkek Lisesinde başlayan ve Türkiye'deki birçok lisenin iştirak ettiği "Gericilik Karşıtı" bildiri yayınlama furyası devam ediyor. Her ne kadar bildirilerde isimleri geçen bazı liseler karşı bildiriyle "bizim bu işle alakamız yok" dese de 365 liseden minimum 1 destekçi çıktığını yazmak yanl
27
okuma modu
devamı...

İstanbul Erkek Lisesinde başlayan ve Türkiye'deki birçok lisenin iştirak ettiği "Gericilik Karşıtı" bildiri yayınlama furyası devam ediyor. Her ne kadar bildirilerde isimleri geçen bazı liseler karşı bildiriyle "bizim bu işle alakamız yok" dese de 365 liseden minimum 1 destekçi çıktığını yazmak yanlış olmaz. 


Lise bildirilerinin muhteviyatına bakıldığında profesyonel kalemler elinden çıktığı, temel olarak Gericilik ve Recep Tayyip Erdoğan karşıtlığının esas olduğunu görebiliyoruz. Her zaman olduğu gibi sadece küçümseyerek, “bunlar laiklik diyor hala dinozor bunlar, korkmaya gerek yok” söylemleriyle alt ettiğimizi sandığımız bu hamle eğer gerekli adımlar atılmazsa baş ağrıtacağa benziyor. 


Yapılanın adını koymak gerekirse, bir grup liselinin fırlama, matrak isyanı değil bunlar. Amacına ulaşırsa Kolektiflerin üniversitelerde yaptığı gibi “İŞİD ve gericilikle mücadele” söylemiyle dindar öğrenci ve öğretmenleri yıldırma, veliler arası gerginlik çıkarma ve çıkacak olaylar sonrası yaşanacaklarla “Erdoğan polisler aracılığıyla liselileri eziyor” söylemiyle kamuoyunu meşgul etmeyi amaçlıyorlar. 


Bildiri kampanyasına Dev- Lis, Devrimci Liseliler Birliği, Türkiye Liseliler Birliği gibi, “lise oluşumları” destek veriyor. Uzun zamandır, yaz tatillerinde düzenledikleri kamplar, LYS ve YÖK karşıtı organizasyonlar, sokaklarda satılan gazeteler ve açılan stantlar örgütleniyordu. B Örnek olarak Dev- Lis ‘i alacak olursak Dev-Lis yarın İstanbul Yoğurtçu parkı ve Ankara Batıkent meydanında LYS karşıtı “Batsın Bu Sınavlar, Bitsin Bu Stresler!” şenliği yapacak. Şenliğe İstanbul’da HDP milletvekili Garo Paylan, Ankara'da Ali Haydar Hakverdi katılacak. İstanbul’da Meltem Cumbul gençlere destek için geleceğini açıklamış. Dev Lis’in internet sayfasında 1972 yılında Nurhak dağlarında jandarmayla girdiği çatışmada öldürülen Sinan Cemgil güzellemesinin “Suçumuz Halkımızı Sevmekti” manşetiyle verildiği hatırlatmak gerekiyor. Bir de Dev-Lis’in Facebook sayfasındaki beğeni sayısının 33.678 olduğunu, mahalli birçok facebook grubunun olduğu ve bunlar aracılığıyla rahatça irtibat halinde olduğunu hatırlatmak gerekiyor. Diğer oluşumlarda durum çok farklı değil. Bu grupların yıllık ücreti 50 bin lira olan Koç Lisesi gibi kurumlarla nasıl bir araya geldiği de merak konusu. 


 Liselerde uzun zamandır devam eden bu çalışmanın doğuda daha önce başladığı bir sır değil. Dün Yeni Şafakta Kemal Öztürk’ün yazdığı Nusaybin Tutanaklarına göz atılırsa çalışmanın başarılı olduğunu söyleyebiliriz. Teslim olan PKK’lıların birçoğu 16 yaş aralığında. Kimi kültür turu yaparken, kimi legal görünümlü kültür merkezlerine giderken PKK’ya katılmış/itilmiş. http://www.yenisafak.com/yazarlar/kemalozturk/nusaybin-tutanaklari-2029747 


Bu kalkışma elbette Türkiye’de bekledikleri devrimi getirmeyecek. Fakat hafife alınır yaz ayları tatil rehavetinde geçirilirse 2016-2017 öğretim yılının baş ağrıtıcı olacağı da ortada. Yaz Kamplarında verilen eğitimleri denetlemek, sosyal medyadaki destekçilerinin motivasyon sebeplerini ortaya çıkarmak, medyanın yıkıcı etkisini azaltmak gerekiyor.  

a96aca42334ec19395cb9d086fbfce061466152818


28

Sali̇eri̇ Alt Ti̇re

Puan: 10.77

Di̇ndar Nesi̇l vs Avrupa Bi̇rli̇ği̇ 

Sali̇eri̇ Alt Ti̇re yazdı, 861 kez okundu, 5 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
Türkiye’nin Avrupa birliği serüveni 50 yıldır devam ediyor. AB ekonomik bir birlikken Türkiye’nin üye olması belki de çok uzak bir ihtimal değildi ancak ne zaman ki iş ekonominin de ötesine; kültürel, komple kıtanın yönetim birlikteliğine geçti bizim de birlikten uzaklaşmamız tam sürat gerçekleşmeye
29
okuma modu
devamı...

Türkiye’nin Avrupa birliği serüveni 50 yıldır devam ediyor. AB ekonomik bir birlikken Türkiye’nin üye olması belki de çok uzak bir ihtimal değildi ancak ne zaman ki iş ekonominin de ötesine; kültürel, komple kıtanın yönetim birlikteliğine geçti bizim de birlikten uzaklaşmamız tam sürat gerçekleşmeye başladı.

5-6 yıl öncesine kadar daha temel demokratik gerekler bile ülkede uygulanamıyorken, bizim AB’nin adil olmadığı ile ilgili şikayetlerimiz vardı. Silahlı kuvvetlerin her zaman siyasi hayata bir müdahale ihtimali bulunduğu bir ülkeydi burası. Haksızlık etmeyelim, askerin müdahale etmek gibi bir niyeti olmadığı dönemlerde müdahale etmesi için siviller tarafından davet ediliyordu.

Hala da ediliyorlar. Böyle bir müdahale olduğunda bırakın direnmeyi, itiraz etmeyi memnun olacak büyük bir kitle var. Tek tek ne kadar da demokratik olmadığımızı uzun uzadıya anlatmaya gerek yok. Herkes bir şekilde, az veya çok bunun farkında zaten. 

Bunlar nispeten teknik konular, devletin kanunen olmasa da uygulamada başarısız olduğu şeyler ve düzeltilebilir. Bizim AB ile ilgili esas sorunumuz bana göre kültürel, dini, ahlaki konular.

 AB’nin birçok gelişmiş, büyük üyelerinde %60’lara varan herhangi bir dine inanmayan insan mevcut. Bunların hristiyan oldukları için müslüman bir ülkeye karşı olduklarını düşünmüyorum. Bunlar daha çok kendilerinin dinsiz veya “soft dindar” bizim ise baya baya bir dindar olmamızdan dolayı bir istememezlikleri var.

Onların hoşgörü, multi-kulti, birlikte yaşama olarak gördükleri şeyler bizde daha çok ahlaksızlık olarak görülüyor. Çoğumuz inancı gereği yapması gerektiği ile başkasının yaşam tarzına saygı duyma zorunluluğu arasında sıkışmış durumdayız. Tabii kibarlık olsun diye bu şekilde ifade ediyorum yoksa birçoğumuz en katı şekilde tercihini yapmış durumda. ilk cümleyi okuduğunda “yoo hiç de sıkışmış değiliz” dediklerini duyar gibiyim.

Devlet televizyonunda, gece yarısından sonra erotik filmlerin gösterilmesini, nudist tiplerin sokaklarda koşmalarına, okulda çocuklara baya bir cinsel eğitim verilmesine sonra ne bileyim işte genel olarak bize “ahlaksızlık” olarak gelecek her türlü davranışa tahammül edemeyiz biz. Sokakta, parkta öpüşen gençlere tahammülü olmayan bizler bunu yapan eşcinsel çiftlere ne yapar düşünemiyorum.

AB’ye girmiş sokaklarımızda böyle şeyler görmek istemeyiz. Gerçekçi olmak lazım; AB bu farklılıklarımızı yeri geldiğinde uygun bir dille yeterince belli ediyor. Tabii yüzü batıya dönük, o yalda mücadele eden bir Türkiye de işine geliyor, o yüzden kesip atmıyor belki ama biz neden kendimizi kandırıyoruz ki?

Daha dindar, daha milli ve yerli bir nesil yetiştirmeye çalışırken aynı zamanda AB’ye girmeye çalışmak birbiriyle çelişen şeyler. Genel olarak AB’nin yerinde ben olsam bu kadar muhafazakar, dindar ve daha da bu renkleri keskinleşen bir toplumu ben de almak istemezdim.

Bu konuda bir karar vermemiz ve ilk önce kendimize olmak üzere daha dürüst olmamız gerekiyor. Birbirimizi kandırmayalım.

30
Kapat