Türkiye

Yıl 2 Sayı 9
Aylık ücretsiz blog dergisi
www.geornalist.com
EYLÜL 2016

Bulut Sever

Fetö'den Kaçarken Mezhepsi̇zli̇ğe Tutulmak

İÇİNDEKİLER

Fetö'den Kaçarken Mezhepsi̇zli̇ğe Tutulmak
Bulut Sever / İSTANBUL
Bi̇r Yeşi̇l Kuşak Projesi̇: Ay'da Ezan Sesi̇
Kürşat Koyuncu / ANKARA
Bi̇z Kazandık, Cnn'de Görmedi̇n Mi̇?
Kerem Yüksel / İSTANBUL
Hi̇roşi̇ma'nın En Uzun Günü, Di̇nozorların En Sessi̇z Gecesi̇
Kürşat Koyuncu / ANKARA
Rdm'li̇ Askerler Nasıl Askerli̇k Yapar?
Kürşat Koyuncu / ANKARA
El Ele Tutuşursak Depremi̇ Engelleyebi̇li̇r Mi̇yi̇z?
Kürşat Koyuncu / ANKARA
Şehi̇tler İçi̇n Bi̇r Slogan Bulamadım
Aykut Gi̇ray / YOZGAT
Fetö Mensupları Neden Tövbe Etmez?
Bulut Sever / İSTANBUL
Kıpkırmızı Bi̇r Şafak
Müsemma Şahi̇n / İSTANBUL
Gerekli̇ Dersi̇ Aldık!
Ömer Poyraz / İSTANBUL
Oğluma Mektuplar - 16
Mümtaz Fuat / BURSA
İdamın Hukuki̇ Yönü 
Ni̇da Tandoğan / ADANA
Bi̇r Elmanın İki̇ Yarısı: Fetö Ve Ketö
Ali̇ Turan / İSTANBUL
Cevi̇zli̇ Peyni̇r
Mi̇nel Alya Bayrak / ERZURUM
Avrupa Medyası Ve Türki̇ye
Süleyman Askeri̇ Bey / İSTANBUL
Fethullaçı Terör Örgütü İstanbul'da Deprem Yapabi̇li̇r Mi̇?
Feri̇t Çaydangeldi̇ / ANKARA
Ölmek
Atç / ESKIŞEHIR
Ülkedeki̇ Fi̇nansal Kuruluşlar Şi̇rketlere Destek Olmalı
Doğuş Bektaş / İSTANBUL
Özür Di̇leri̇z
Pınarowski̇ / BURSA
Suudi̇leri̇n Korkuları Gi̇deri̇lmezse, Krallık Yıkılacak!
Ahmet Lalbek / ERZINCAN
Bi̇raz Da
Ni̇da Tandoğan / ADANA
Ben Bi̇r Kadınım!
Mi̇nel Alya Bayrak / ERZURUM
Halep Harekâti
Ertuğrul / İSTANBUL
Demokrasi̇ Aldatmacası? 
Sali̇eri̇ Alt Ti̇re / İSTANBUL
Di̇yeli̇m Ki̇
Feyza Aykut / ADANA
Vi̇ze Serbesti̇si̇ Sağlarlar Mı?
Ahmet Lalbek / ERZINCAN
Beyoğlu
Ogün Kaçmaz / KÜTAHYA
Kendi̇me Not-1
Aşağı Tırmanan Adam / ANKARA
Çaresi̇z Mi̇si̇n?
Gülşen Aslan / İSTANBUL
Zamansız
Ali̇ Şahan Avsuz / ADANA
Bi̇r Gari̇p Mülakat
Mutsuz / SAKARYA
Yanlış Anladın
Ali̇ Şahan Avsuz / ADANA
Son İhti̇mal "Sonbahar"
Atç / ESKIŞEHIR
Bi̇smi̇llahi̇rrahmani̇rrahi̇m
Musa / KAYSERI
İki̇ Mevsi̇m
Ogün Kaçmaz / KÜTAHYA
Büyümek Davası
Sümeyye Çırak / ÇORUM
Bunlar Pekâla Mümkündür, Kehanet Deği̇l!.
Ahmet Lalbek / ERZINCAN
Mi̇lli̇yetçi̇li̇k Ve Takva
Mücahi̇t Kılıç / İSTANBUL
Savaşın Gerçek Yüzü / Alma Mazlumun Ahını..
Yamanduruş / SAKARYA
Gi̇t Artık
Ali̇ Şahan Avsuz / ADANA

Kürşat Koyuncu

Puan: 16.77

El Ele Tutuşursak Depremi̇ Engelleyebi̇li̇r Mi̇yi̇z?

Kürşat Koyuncu yazdı, 1227 kez okundu, 17 kişi beğendi, 2 yorum yapıldı.
Aslında depremin merkezinde olduğu, yeryüzündeki kıtasal hareketlerle ilgili bir yazı yazmayı planlıyordum. Gündemi meşgul etmesi gereken daha önemli konular varken son günlerde, özellikle Melih Gökçek gibi gündemi değiştirme gücü olan birisinin “yapay deprem” konusunda söylediklerini ve Geornalist’
21
okuma modu
devamı...

1ddb6b618d0efc09abcc8d3d9b04a26b1471621093

Aslında depremin merkezinde olduğu, yeryüzündeki kıtasal hareketlerle ilgili bir yazı yazmayı planlıyordum. Gündemi meşgul etmesi gereken daha önemli konular varken son günlerde, özellikle Melih Gökçek gibi gündemi değiştirme gücü olan birisinin “yapay deprem” konusunda söylediklerini ve Geornalist’te bu konuyla ilgili şu linkteki yazıyı (https://www.geornalist.com/post/12081/fethullaci-teror-orgutu-istanbulda-deprem-yapabilir-mi) görünce konuyla ilgili birkaç şey söylemek istedim. Girişte dediğim gibi, daha sonra ayrıntılı bir yazı da yazabilirim. Aşağıda yazdıklarımın çoğunu twitter’den paylaştım. Ancak toplu olarak da, tekrar paylaşmak istiyorum.

Efendim, Dünyadaki bütün kara parçaları 500 milyon yıllık periyotlarda bir araya gelir ve birbirinden uzaklaşır. Bunu fosil kayıtlarından biliyoruz. Yani bugün buzlarla kaplı Grönland bir zamanlar daha sıcak bir kuşaktaydı ve üzerinde isminden de anlaşılacağı gibi "yeşil" hâkimdi. Bir diğer örnek, bundan en yakın 10 M yıl önce Anadolu’nun çoğu sular altındaydı. Kanıt; Ankara'da deniz canlılarına ait fosillerin bulunmasıdır. Ekstra bir bilgi vereyim. Anadolu yükseldikten sonra Tetys Denizi kapandı ve Akdeniz oluştu. Ayrıca son Buz Devri yaşandığı sıralar Karadeniz de yoktu. Anadolu’nun genelinde soğuk bir iklim vardı. Bunu da yine Anadolu’da bulunan Mamut fosillerinden biliyoruz. Her neyse, Buz Devri sona erdikten sonra buzlar bir yandan eriyip, diğer yandan da kuzeye çekilmeye başladı. Bu erimelerin sonucunda Karadeniz oluştu. Önce denizle bağlantısı yoktu ancak tüm bu erimelerin sonucunda deniz seviyesi yükseldi ve Akdeniz’le Karadeniz birleşti. Hatta “Nuh’un Gemisi” Karadeniz’de arayan bilim insanları haberleri de bununla ilgilidir.

Konumuza dönecek olursak, Dünya üzerinde tüm kara parçaları en son 220 milyon yıl önce bir aradaydı ve bu tek kıtaya Yunanca "Pangea" ismi verilir. Daha sonraki birkaç 10 M yıllık süreçte bu "Pangea" doğu batı ekseninde ikiye bölündü ve birbirinden uzaklaşmaya başladı. Kuzeydeki kısmına "Lavrasya", güneydekine kısmına "Gondvana" ismi verildi. Daha sonra bunlarda kendi içlerinde parçalara ayrıldı. Bu kara parçaları yakındaki kara parçasından uzaklaşırken, bir başka kara parçasıyla çarpıştı ve böylelikle yeni kıtalar oluştu. Bunun en bilinen örneği Hindistan yarımadasıdır. Hindistan Afrika'dan koptuktan sonra Güney Asya'ya doğru kaymaya başladı ve sürecin sonunda Hindistan Güney Asya'yla birleşti, hatta onun altına girmeye başladı ve Asya'daki toprak yükselerek Himalayaları oluşturdu. Halen de Hindistan Himalayaların altına girmeye devam ediyor. Diğer taraftan Afrika'nın Güneybatısından kopan parçada batıya ve kuzeye doğru hareket edip, Lavrasyanın batısından kopan (Bugünkü Kuzey Amerika) parçayla birleşti. Bugün Güney Amerika olarak bildiğimiz kara parçasının bu hareketi sonucunda And Dağları ortaya çıktı. Güney Amerika'nın batısındaki -özellikle Şili'yi içine alan bölge- en aktif fay hattı da yine bu hareketler sonucu oluştu.

Peki, bu hareketler sona erdi mi? Hayır. Bugün bu hareketler hala devam ediyor, örneğin Arap yarımadası Anadolu’ya doğru hareket etmeye devam ediyor. Yani Anadolu’yu sıkıştırıyor. Diğer taraftan Amerika kıtası Asya-Afrika'dan uzaklaşmaya devam ediyor; bunun en belirgin örneği İzlanda'nın ortadan ikiye bölünmeye başlaması. Tüm bu hareketlerden sonra yapılan tahminlere göre bu hareketler devam etmesi sonucunda en yakın 50 milyon yıl sonra Akdeniz tamamen kara haline gelecek. Yine en yakın yaklaşık 150-200 milyon yıllık bir süreçte tüm kıtalar tekrar bir araya gelecek, yani ayak bastığımız her yer değişecek.

İşte bu kıtaların kayması, yakınlaşması, uzaklaşması vs. süreçler bize deprem olarak yansıyor. Deprem illaki olacak, çünkü dünyanın merkezi bir kor halinde ve oradaki her patlamanın etkisi yüzeye de çıkıyor, çıkarken de ayağımızın altındaki kayaçların yerini değiştiriyor. İşte bu nedenle her zaman depreme hazırlıklı olmalıyız, deprem bir gerçek, dışarıdan bir etki olsa da olacak olmasa da olacak. Şu aralar konu "yapay depremler" efsaneleri arasında sulandırılıyor, böyle şeylere aldanmayalım, bu kadar komplo teorisi bünyeye zarar. Bu ayki Bilim ve Teknik dergisinde “yapay deprem”lerle ilgili yazı şu anda ortalıkta dolaşan konuyla ilgili değil, petrol ve kaya gazı çıkarılması sonucu olan depremlerden bahsediyor.

Burada asıl sıkıntı şu; elinde “yapay deprem” yapacak teknolojisi olanlar bile bunu denemeye korkarlar. Çünkü bu iş hani kocaman binaları dinamitle yıkmaya benzemez. Örneğin, İstanbul’da depreme yol açan patlama yapıldı, diyelim. Bunun sonucunu kestirmek zor. Kelebek etkisi denen bir şey var. Hani şu; “Çin’de bir kelebeğin kanat çırpışı, Atlantik okyanusunda fırtınaya neden olur.” Oluşacak bu fay kırılmalarının nereleri etkileyeceğini ve sonucunda ne olacağını kimse kestiremez.

"Dünya" dediğimiz şey yaşayan, yıkılan, ölen, tekrar dirilen, kısacası hareketin hiç bitmediği bir organizmadır. Her denizin, her nehrin, her gölün tıpkı insan, hayvan ve bitki gibi bir ömrü vardır. Deprem olmasa, illa ki bir meteor çarpacak -ki sürekli çarpıyor-, ha bu meteor büyük olursa yaşamı da etkiler, daha önce dinozorları yok oluşuna neden olduğu gibi. Ve yine deprem olmasa, mega bir yanardağ patlaması olacak -ki birkaç 100 bin yılda olduğu gibi-. Özetle demek istediğim şu; Biz sadece bu gibi etkilerden minimum zarar görmek için tedbirimizi almalıyız. "Tedbirini al, takdir Allah'tan" boşuna atasözü olmamış. Fanusta yaşıyormuş gibi yapmanın âlemi yok, böyle şeyleri gündeme getirmenin de âlemi yok. En nihayetinde hepimiz ölecek yaştayız, her şeyin bir ömrü var ki buna Dünya'da dâhil...


23 Ağu 00:42

Ne de güzel anlatılmış

22

Aykut Gi̇ray

Puan: 5.06

Şehi̇tler İçi̇n Bi̇r Slogan Bulamadım

Aykut Gi̇ray yazdı, 1015 kez okundu, 12 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
H. İ. Y. (15): Darbe girişimin olduğu gece babasıyla birlikte milli mücadele için direnişe çıktı. Başına isabet eden kurşunla şehit oldu. Henüz on beş (15) yaşındaydı. Ailesi şehit çocuklarının organlarını bağışladı. (Yeni Şafak Gazetesi, ‘15 Temmuz Direnişi’ eki, 29 Temmuz 2016, Cuma.)E.T. (16): Da
23
okuma modu
devamı...

ff06c13f628ff219f2596c358540041b1471875760

H. İ. Y. (15): Darbe girişimin olduğu gece babasıyla birlikte milli mücadele için direnişe çıktı. Başına isabet eden kurşunla şehit oldu. Henüz on beş (15) yaşındaydı. Ailesi şehit çocuklarının organlarını bağışladı. (Yeni Şafak Gazetesi, ‘15 Temmuz Direnişi’ eki, 29 Temmuz 2016, Cuma.)

E.T. (16): Darbe girişimin olduğu gece Cumhurbaşkanının sokağa çıkın çağrısını dinleyen E.T. sokağa çıktı. Sultançiftliği’nde oturan on altı (16) yaşındaki E. T.’nin annesi zihinsel, babası fiziksel engelliydi. Ailesi bayram için Malatya’ya gitmişler, henüz dönmemişlerdi. Arkadaşlarıyla tankların önüne geçti, ertesi gün kışlanın önünde cenazesi bulundu. Tabutuna örtecek büyük bir bayrak bulunamadığı için iki bayrak yan yana örtüldü. (Türkiye Gazetesi, Yıldıray Oğur ‘Bir kışlanın önünde cesedi bulunmuş 16 yaşındaki bir çocuk...’, 22 Temmuz 2016, Cuma.)

M.A. (16): Darbe girişiminin olduğu gece on altı (16) M.A. arkadaşlarıyla birlikte gittiği Atatürk Havalimanı'na gitti. Bir askeri tanktan çıkarıp polise teslim etmeyi başarmış fakat asker daha sonra kaçmış. Ben gencim, en önde ben gideceğim diyen MA. Atatürk Havalimanında şehit oldu. (Yeni Şafak Gazetesi, 24 Temmuz 2016, Pazar.)

U.C.K. (17): Darbe girişiminin olduğu gece on yedi (17) yaşındaki U.C.K, Cumhurbaşkanlığı Külliyesinin önünde darbe girişimini protesto ederken, darbecilerin açtığı ateş sonucu şehit oldu. (Hürriyet Gazetesi, 19 Temmuz 2016, Salı.)

U.K.I. (17): Darbe girişiminin olduğu gece on yedi (17) yaşındaki U.K.I., yaralılara yardım etmek için Genelkurmay Başkanlığı önüne gitti. Ancak kendisi şehit oldu. (http://www.haberler.com/yaralilarin-yardimina-kosarken-sehit-oldu-8628111-haberi/ 20 Temmuz 2016, Çarşamba.)

Ö.T. (20): Darbe girişimin olduğu gece Kazan’daki 4. Ana Jet Üssüne gitti. F-16 ve helikopterlerin kalkışını engellemeye gidenlerin arasındaydı. Askerlerin ateş açması sonucu şehit olan 7 kişiden biri de yirmi (20) yaşındaki Ö.T.’ydi. Şehit olmasaydı, Kasım’da askere gidecekti. (Star Gazetesi, ‘Milli İrade Destanı’ eki, 25 Temmuz 2016, Pazartesi.)

Ve daha niceleri, Allah hepsinden razı olsun, mekânları cennet olsun…

Ben burada şu “slogan” meselesiyle ilgili birkaç şey söylemek istiyorum. İlk olarak Salih Tuna’nın dillendirdiği ancak daha sonra hedefinden saptırılan bu “slogan” (sadece o kısımda, sonraki gençlik kolları, ihale falan beni ilgilendirmez) meselesinde, eğer başıma bir şey gelmeyecekse haklı olduğunu düşünüyorum.

Bugün size birisi, “Berkin” dediğinde kaçınızın aklına “ekmek” de gelmiyor? Nasıl bir propagandaya maruz kaldığımızı çoğunuz hatırlarsınız. Babası bile, “Oğlum ekmek almaya değil, eyleme gitti.” dediği halde, Berkin adı her geçtiğinde aklımıza ekmek de geliyor. Bu bize algı yönetiminin neresinde olduğumuzu da gösteriyor.

Yukarıdaki genç şehitleri yazarken bile o kadar az bir bilgi buldum. Buna gerçekten çok üzüldüm. İçlerinde en çok Yıldıray Oğur’un yazısına da konu olan E.T. var. Diğerleri hakkında doğru düzgün bir tane bile bilgi yok. Ben de bu şehitlerimizi yazarken bilinçli bir şekilde adlarının ve soyadlarının sadece ilk harfini yazdım. Bu aslında bizim içinde bir test, acaba kaç kişi “Google”lamadan bu gencecik şehitlerin adlarını hatırlayacak?

Bu gencecik çocukları da bir şekilde sloganla da olsa bir şekilde yaşatsak, iyi olmaz mı? Kahraman Şehit Ömer Halisdemir’in mezarını 100.000’den fazla insan ziyaret etmiş. Allah onlardan razı olsun. Keşke bu daha hayatının baharında şehit olan çocuklarında mezarları ve anne babaları ziyaret edilse ne kadar güzel olur, değil mi? Ki edenler vardır mutlaka, aksini düşünmek kalbimizi yaralar. Allah onlardan da razı olsun.

Özetle demek istediğim şu; “slogan” kötü bir şey değildir, hele ki bu modern çağda. Biliyorum, bu çocukların yaptıkları sloganlara sığmaz ama en azından aklımıza adlarını kazımak için bu yolu da denesek, fena olmaz mı?

Tekrar, Allah tüm “15 Temmuz” şehitlerimize rahmet eylesin, mekânları cennet olsun. Allah hepsinden razı olsun, aziz ruhlarına Fatiha…


24

Bulut Sever

Puan: 7.5

Fetö Mensupları Neden Tövbe Etmez?

Bulut Sever yazdı, 615 kez okundu, 8 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
Ehli Sünnet itikadına göre Peygamberler hariç hiç kimse günah işlemekten, kusurlu olmaktan masum ve masun değildir.Bunu yazdıktan sonra devam edelim.Son zamanlarda FETÖ olarak adlandırılan ve bir zamanlar “hepiniz oradaydınız ulan” diye mimleyebileceğimiz neredeyse her cenahtan kimsenin hizmet(!) ha
25
okuma modu
devamı...

78ee6bc5d4a26213cdd3e5b959051f3b1470302435

Ehli Sünnet itikadına göre Peygamberler hariç hiç kimse günah işlemekten, kusurlu olmaktan masum ve masun değildir.

Bunu yazdıktan sonra devam edelim.

Son zamanlarda FETÖ olarak adlandırılan ve bir zamanlar “hepiniz oradaydınız ulan” diye mimleyebileceğimiz neredeyse her cenahtan kimsenin hizmet(!) hareketi diye isimlendirdiği oluşumun artık tamamen bir terör örgütü olduğu ortaya çıkmıştır. Buna da şükür! Nihayet!

15 Temmuz 2016 darbe (işgale hazırlık) girişiminden sonra yine ‘bizim’ dediğimiz kesimlerin içinden, hatasını anlayan ile hatasında ısrar edeni ayıracağız lafızları dillendirildi. Bir önceki Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Ahmet Davutoğlu’nun da şöyle dediğini hatırlayalım: “Cemaat fabrika ayarlarına geri dönerse ilişkiler eskisi gibi olur.” mealinde bir şeylerdi galiba. Format C olur(muydu) mu bunlarda acaba?!

Yani ciddi ciddi hadi tavanını ve ortasını geçtik, tabanından halen tövbe-i nasuh edip, yıllar içinde bu dine ve devlete verdikleri tahribattan nadim olacak, pişman olacak insanların çıkacağından ümitli birileri.

Neden tövbe etmezler peki?

FETÖ’cülük, aynı Kemalizm gibidir. Yani 8 yıllık zorunlu eğitim başlamadan önce askeri okullar ve orada ‘beyin yıkama’ faaliyetleri nasıl işliyordu ise, aynısı ‘ışık evleri’nde tatbik edilmiştir.

Kişiler ve yerler farklı, sistem neredeyse bir fark görülmeyecek kadar aynıdır.

Sizi 12 yaşında daha neredeyse ergenliğe girmeden evlerine kabul ederler. Zaten televizyondan gözünü alamayan ve doğal olarak evladıyla ilgilenmeyen aileler için çocuğa bir rol-model gerekmektedir. İşte bu rol-model önce evlerine gittikleri, oturmasıyla kalkmasıyla, tebessümü ve tabii ki karşılıksız(!) ikramları ve ders çalıştırmaları ile abilerdir.

Seneler böyle geçer. Artık neredeyse kendi evinizde değil, onların evinde kalırsınız. Aile de buna pek itiraz etmez. Zira neden itiraz etsindir ki; namazında niyazında Allah rızası için evladının ‘yükünü’ alan Anadolu toprağından neşvünema bulmuş dürüst talebelerdir onlar.

Seneler böyle ilerlerken ‘ihsan üstüne ihsan’lar ile bu hizmetin(!) en tepesini elbette çoktan öğrenmiş ve bütün bu ihsanların onun sorgulanamaz hikmeti ve vesilesiyle ömrünüzün bereketi sayarsınız. Dönüp baktığınızda üniversiteyi onun sayesinde kazanmış, onun sayesinde rahat bir üniversite hayatı geçirmiş, onun sayesinde iş bulmuş ve devlete girmiş iseniz onun sayesinde yükselmiş, onun sayesinde evlenmiş ve hayatınızdaki her şeyi onun sayesinde kazanmışsınızdır.

Böyle böyle 12 yaşında adım attığınız cemaatte(!) 25-30 yılınızın geçtiğini düşünün. O yaştan itibaren bütün zihin yapınızın bu insanın ne derse, ne yaparsa muhakkak Allah-ü Teâlâ’nın rızası onunladır diye kodlandığını düşünün. Onun bir emriyle neler yapmazsınız; o gece gördük işte neler yapmayacaklarını!

Hal böyleyken kendimizi onların yerine koyup düşünmemiz gerekli. Sahiden tövbe ederler mi? Çok zor bile değil. Neredeyse imkânsız diyorum. Ahiretleri için kalplerini bilmem, haddime de değil fakat yaşadıkları bu hayat ve verdikleri tahribat, dinim ve vatanım adına onlara bir daha asla güvenmemem için yeterli bir sebep.

Hülasa, FETÖ terör örgütüne öyle ya da böyle bir yerden bulaşmış ve hala bir sebeple bağlılığı bulunan insanların pişman olması, tövbe etmesi bizce mümkün değildir.

Bu sebep itibariyle, bu insanlara hukuk kaideleri içinde ne yapılması gerekiyorsa adaletle fakat merhamet edilmeden yapılması bir daha böyle vahim neticeleri yaşamamamız için elzemdir.

Hani o meşhur meselin sonundaki gibi: “Sende bu kuyruk, bende bu evlat acısı varken, biz bir daha dost olamayız!”


26

Müsemma Şahi̇n

Puan: 3.13

Kıpkırmızı Bi̇r Şafak

Müsemma Şahi̇n yazdı, 525 kez okundu, 5 kişi beğendi, 7 yorum yapıldı.
Gece vardiyasında müşteri hizmetlerinden arkadaş grup sohbete not bıraktı, kullanıcılardan yoğun mesaj başlayabilir, tartışma çıkacak, diye. Hayırdır, niye çıksın dedim, canım sıkıldı, saat gece yarısı civarı. Asker yönetime el koydu, demez mi.... Nasıl sinirlendim, ne saçmalıyor bu aptal çocuk, yan
27
okuma modu
devamı...

Gece vardiyasında müşteri hizmetlerinden arkadaş grup sohbete not bıraktı, kullanıcılardan yoğun mesaj başlayabilir, tartışma çıkacak, diye. Hayırdır, niye çıksın dedim, canım sıkıldı, saat gece yarısı civarı. Asker yönetime el koydu, demez mi.... Nasıl sinirlendim, ne saçmalıyor bu aptal çocuk, yanımda olsa suratına yumruk atabilirim, bir insan bu boyutta bir gerzek olabilir mi.. Yine de ne olur ne olmaz hemen twitter ve birkaç gazete açtım internetten, ilk şok... Yüzüme kan hücum etti, ağlamak üzereyim, olamaz, gerçek değil, Ergenekon, Balyoz aklımdan geçti. Erdoğan nerde, konuşmuş mu, ah evet, insanları sokağa davet etmiş, ben de sizinle olacağım demiş -Allah'ım şükürler olsun- telefonda, sanki o da şok olmuş gibi, can havliyle konuşur gibi... Belki kendi ruh halimi onda görüyorum... Yine de onu öyle görmek... Allah'ım herkes yollarda, bayraklar... Twitterda takipteyim, NTV açık, komutanlar bağlanıyor, Abdullah Gül'ün efsane konuşmasını sonradan dinledim. Kimsenin söylemesine gerek yok, ilk birkaç saliselik Atatürkçüler, ABD, tereddüdünün ardından hepimiz anlıyoruz ki FETÖ yaptı, P.İ.Ç. 

İlk farkettiğim şey John Kerry'nin kaypak açıklaması, daha sonra twitterda Batı'dan, Çin'den hatta Arap haber ajanslarından, hesaplarından sanki darbe olmuş bitmiş gibi bir hava, birkaç saat. Yok canım, işte Erdoğan konuştu, işte yollar, meydanlar, komutanlar darbeyi lanetliyor... Darbe olmadı bitmedi, bu ne acele... Darbeyi öğrendikten birkaç çeyrek saat sonra başaramayacaklarını hissettim. Ama aradığım, duymak istediğim şey Erdoğan'ın konuşmasıydı. O arada Bahçeli konuştu, Allah ondan bin kere razı olsun, atar tutardım, eleştirirdin hep, bin kere özür diliyorum, hakkını helal etsin. Davutoğlu, Abdullah Gül... Ah size kızmıştım ben, ama siz bizimlesiniz kader anında... Binali Yıldırım, Erdoğan bizimle konuşana kadar bizi teskin etti, çünkü beklediğimizin o olduğunu biliyordu. O çıkıp konuşmazsa, yanımıza gelmezse, elimizi tutmazsa, kalbimizin kırık, boynumuzun bükük kalacağını biliyordu. Biz de biliyorduk... Geldi... Gece İstanbul Atatürk Havaalanında artık yanımızdaydı, artık kimse bizi durduramazdı... Belki gene durduramazdı, ama yetim kalmaz mıydık?

Erdoğan İstanbul'a inmeden bir iki saat önce darbenin başarılamayacağını, biz yani, biliyorsunuz, anlamıştık. Atatürk Havaalanına inip de konuşunca artık dünya da anladı. Yabancı haber ajansları, hesaplar, darbeyle ilgili, oldu da bitti maşallah, tonunu bıraktı. Herkes meşrebince yorumlara başladı. Onları ciddiye almak zorunda kalacağımız nice aylar belki yıllar olacak önümüzde, o geceliğine onları bir yana bıraktım. 

Dualar, gözyaşları, heyecan, acı, isyan, umut, öfke, korku, matem, mutluluk, sevgi, hasret... birbirine karıştı. Bu kadar duygu aynı anda insana doluşunca beden başka birşey oluyor galiba. Birkaç gün rüyada gibi yaşadık, biz geride kalanlar yani. geriye kaldığımız kadarıyla... Ruhumuzdan parçalar kopup Erol, Abdullah, Halil, Mustafa, Oğuzhan, İlhan, Ömer'in ve diğer yüzlerce sevgilinin peşine düştü hasretle. Sevgi, hürmet, dostluk, hasret.. güzel ve iyi ne varsa karışıp gözyaşı oldu, ruhumuzun kanayan yerlerine doldu. Ruhlarımıza şehitlerimizden, gazilerimizden bir şeyler karıştı, millet olduk; mübarek bedenleri toprağımıza karıldı vatan olduk. Cesur alınlarını, mutlu gözlerini soldurmayan bir ölümle, şehadetle bedenleri aramızdan ayrılırken ruhlarımızı işaretlediler. Arınmak istersen, o şehitleri o gazileri -ki o gün meydana koşan herkes gazidir itikadımızca- bir an düşün yeter.

Biz o gün, bize ölümü sevdiren o kardeşlerimizle, bir önceki gün olduğumuz şeyden farklı bir şey olduk. O gün bugün ölüm korkusu başka bir şeye dönüştü. Güneydoğu'dan gelen şehit haberlerini başka bir idrakle karşılıyoruz, artık o şehadetleri de ruhumuza sarmalıyoruz, üzülüp unutmaya, kaçmaya çalışmak yerine. Ölüm korkusu yarım kalma, tamamlanamama korkusu imiş; işte şehadetle insanın bütün yarımları tamamlanırmış. 

Birileri bir şeyler dediler, hala da diyorlar, duyuyoruz, cevap falan da yetiştiriyoruz, sinirlenip tartışıyoruz da falan. Ama biliyoruz ki artık farklı bir gerçeklik algısından konuşuyoruz. Tiyatro mu, demişler; ne darbe ne dikta mı, diye bağırmışlar; sesimize, sözümüze, kılığımıza mı takmışlar kafayı... şaşırdım tabii ki en başta. Nasıl yani, herşey bu kadar açıkken bile mi? Sonra dedim, olabilir, ben de mesela caz falan dinlerken öyleyim, bu müzik mi şimdi, bu kadar sıkıcı, anlamsız, bir insan bunu neden dinler ki, derim. Halbuki kültürümde, içimde onunla bir bağlantım olsa veya bir bağ kurabilsem anlarım  ve de severim belki. Benzer bir şey bu da; vatanla, bayrakla, şehadetle, bir bağlantın yoksa; ciddi ve samimi bakışlı o esmer askeri -çok güzel çocukları olan şefkat dolu babalar öldü o gün onlarca-, ikiz polis kardeşleri -polis anneler de vardı, güçlü ve güzel-, fakir gençleri -annesi babası hastaydı kiminin-, ne bileyim işte o geceden bir tek detay bir an hafızanda canlandığında, gözlerini kırpmazsın ya hani kirpiğindeki damla olmadık bir anda düşmesin diye, biriyle konuşur, bir şey yer, çalışır veya otururken... ama hiçbir şey hissetmemek, burun kıvırmak, başka didişmelere yelken açabilmek de mümkün olabiliyor demek ki... Bağın yoksa, veya var da farkında değilsen, veya farkına varmak istemiyorsan herhangi bir sebeple inattan.

Yine de o kadar karmaşık değil diyorum-bizler için en azından. Vatan/vatansızlık bir tek kareye indirgenebilir kanımca üstelik; Macaristan sınırında kucağımızda çocuğumuzla polisten kaçarken, arsız bir gazeteciye ayağımıza çelme takma zevkini yaşatmamaktır belki de bütün kavgamız. Gerçek bu kadar yalın ve basit aslında. Biz de bu yalınlıkla, bu netlikle karşı durmaya devam edeceğiz. 

28

Ömer Poyraz

Puan: 4.93

Gerekli̇ Dersi̇ Aldık!

Ömer Poyraz yazdı, 528 kez okundu, 7 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
Etyen Mahçupyan'ın 23.08.2016 tarihli Karar  gazetesindeki (link) yazısına dair."Bir yıl önce CHP ile koalisyona karşı çıkan bazı AK Partililerin şimdi CHP’yi yanlarına çekmeyi önemsemeleri çok olumlu bir durum. Çünkü CHP ile koali
29
okuma modu
devamı...

Etyen Mahçupyan'ın 23.08.2016 tarihli Karar  gazetesindeki (http://www.karar.com/yazarlar/etyen-mahcupyan/gerekli-dersi-aldik-mi-1927) yazısına dair.

"Bir yıl önce CHP ile koalisyona karşı çıkan bazı AK Partililerin şimdi CHP’yi yanlarına çekmeyi önemsemeleri çok olumlu bir durum. Çünkü CHP ile koalisyon yapmamanın önemli gerekçelerinden biri bu partinin Gülen örgütü ile yakın ilişki içinde olduğu iddiasıydı. Herhalde bir yıl içinde CHP’de radikal bir değişim olmadı… Gülen’in ne olup ne olmadığını 2013 sonundan bu yana zaten biliyorlardı. Açıkçası Gülen hem CHP’nin hem de AK Parti’nin farklı dönemlerde işine yaramış ama 2015 yılına gelindiğinde her ikisi için de çok maliyetli olmuştu." İlk paragraf bu!

Bir yıl evvel önerdiği "Büyük Koalisyon"u kabul etseymişiz, bütün bunlar başımıza gelmezmiş! Nerden mi biliyor? O kabul etmediği "üst akl"ı iyi tanımasından emin olun! Açıkça şunu diyor Mahçupyan; Amerikan politikaları CHP-AKP koalisyonunu öngörüyor idi, siz buna karşı çıkarak darbeye meşruiyet kazandırdınız. Ama aynı uzak öngörü sahibi entel kişi yıllarca çalıştığı adamların ne oldukları hakkında ancak 17/25 sonrası fikir sahibi olabildi. Sıradan halk gibi yani.

.....

"..AK Parti/CHP koalisyonu bir yandan siyasi gerilim sürdürülürken hayata geçirilseydi, AK Parti’ye Batı ile ilişkiler, ekonomi ve Kürt meselesinde yararlı olurdu ama Gülen’in üzerine gidilmesi mümkün olmazdı. Buna karşılık Gülen de koalisyon iktidarında darbeye zaten teşebbüs etmezdi. Çünkü AK Parti’ye karşı bir darbeyi dünya nezdinde ‘meşru’ göstermek kolaydır. Ama CHP’nin de içinde olduğu bir iktidara darbe yapmayı ‘meşru’ göstermekte çok zorlanırsınız." Evet yazıda aynen bunu söylüyor. 

Erdoğan/AK Parti olarak Gülen'le uğraşmasa idin darbe teşebbüsü olmazdı, diyor ama aynı paragrafta 'koalisyon olsaydı Gülen'in üzerine de gidilemezdi' diyerek, yutturulmaya çalışan zokanın boyutları hakkında fikir de veriyor. Tecavüz kaçınılmazsa demenin başka adı değil de nedir bu? Büyük öngörüsü ile şunu söylüyor büyük entelektüelimiz, "Amerika'nın sizi çekmeye çalıştığı noktaya gelseysdiniz, bu teşebbüsle karşılaşmazdınız", ve ben bunu bildim, söyledim, uyardım. Çözümü büyük biradere boyun eğmek olarak açıklıyordu, üstü kapalı da olsa. Öyle demedim dese de pratikte manası bu idi söylediğinin. Çünkü halkın böyle bir darbeyi püskürtebileceğine inancı sıfırdı. Bu kadar da iyi(!) tanıyordu halkı.

Vatanı için canını verebilecek, yiğitlerin hala vâr olduklarını unutmuştu. Ahlaksız FETÖ'cü profesör bozuntuları ile aynı hezeyana kapılmıştı zannedersem. Bu halk sokağa filan çıkmaz, imamlar lojmandan çıkıp ezan bile okumaz, demişti haysiyetini, namusunu satanlar.

Devam edelim.

"Peki, böyle bir koalisyonun Gülencileri devletten temizlemesi mümkün müydü? Söylediğim üzere, iki parti arasında gerilim devam etseydi imkansızdı. Ama ya koalisyon samimi, dürüst ve açık bir işbirliği üzerine otursaydı? Ya iki taraf da gerçekten bu işbirliğini isteseydi? Gülen tehlikesini, PKK ve IŞİD ile birlikte düşünür, bunlara ekonomi ve dış politika sorunlarını eklerseniz normali herhalde partilerin bu imkana ciddiyetle eğilmesi olurdu. Böyle bir zemin üzerinde kurulduğu takdirde de Gülencilerin devletten temizlenmesi tüm dünya için meşru hale gelirdi. Kimseler ölmeden, binlerce kişi sakatlanmadan…" 

Hayali olgular üzerinden güzelleme yapma konforu da bu olsa gerek. Herkes samimi olsa ne yazar! Sokaktaki çocuklar bile bilir bu koalisyonun başta o koalisyon isteyen ABD/Batı eliyle istismar edilerek ifsad edileceğini. Bunu bilmek için entel değil gerçekçi olmak yetişir. Bahsedilen örgütlerin networkleri aynı yerden yönetiliyorken, bu temizliğin nasıl olabileceği hakkında somut bir önerisi var mı acaba? Ne gerek var dediğinizi duyar gibiyim? Darbe geçirmiş bir ülkeyiz, ülke vatandaşının kahir ekserisi darbeyi FETÖ yaptı diyor. OHAL var. Bugün dahi temizlemekte zorlandığımız örgütü o zaman nasıl temizleyecektik Bay Mahçupyan? 

.......

"Bugün bazı AK Partililer koalisyon olsaydı Gülencilerin ‘kazanacağını’ söyleyerek kendilerini rahatlatmaya çalışıyor. Unutmayalım ki Gülenciler asıl AK Parti iktidarı altında kazançlı çıktılar. Orada kendilerine doğal bir zemin buldular. Ne var ki ne iktidar ne de muhalefet soruna hak ettiği ciddiyetle yaklaşmadı. Ciddiyetin ima ettiği adımlar atılmayıp dar bir ‘siyaset’ anlayışıyla kalındı. Herhalde şimdi bunun sorumluluğunu birbirimize yıkacak halimiz yok..."

Ve ciddiyet meselesi. Evet ciddiyet. Meseleye tek ciddi yaklaşan kişi olan Sayın Cumhurbaşkanı'nı o hususta, meseleyi başkanlığa çekmeden bir defa samimi somut önerisiyle desteklediği görülmüş müdür, Etyen Mahçupyan'ın? Somut öneri diyorum yalnız, kuru laf kalabalığı değil!

"Gülenci darbeyi başta AK Partililer olmak üzere halkın özverisi ve bilinci durdurdu. Siyasetin zaafını yitirilen hayatlar kapadı. Ancak laik kesimin sıradan insanları, medyası ve partisi direnişe sahip çıkmasaydı, ya ölenler öldükleriyle kalır ve iktidar çöker, ya da iç savaşa gidilir ve ülke Suriye’den beter olurdu."

Ve darbeyi vuruyor yazarımız. Darbeyi çıplak elle durduran çoğunluğu azınlığa yem etmenin bundan güzel örneği var mıdır bilemiyorum. Kısaca sıradan laikler ahlaklı davranmasaydı Suriye'ye dönerdik, diyerek bizden laiklere madalya takmamızı istiyor olmalı! Ahlaklı olmanın doğal ve gerekli olduğuna inanan bir liberal entelektüelden beklenmeyen bir cümle. 

......

"AK Parti daha uzun süre tek başına iktidar olabilir. Ama ülkeyi yönetebilmek farklı bir iş… Muhalefetle sahici bir ilişkinin kurulması, Meclis’e bağımsız kişiliğinin teslim edilmesi ve siyasete bencilce bakma alışkanlığımızın kenara konması gerekiyor. "

İttihatçı ve elitçi bir zihniyetin tezahürü olsa gerek, "demokrasi sadece sandık değildir"in başka bir versiyonu karşımıza çıkıyor. Ülkeyi yönetmek için izin almamız gereken makamın neresi olduğuna dair bir fikir veriyor zannedersem. Muhalefetin, siyaseten bitme riski olmasa FETÖ ile ilgili tek bir eleştiri getirmeden Cumhurbaşkanı ve makama saldırdığını biliyoruz. Darbeden sonra, yapılan yorumları da biliyoruz. Bahçeli'nin net duruşunu CHP ve HDP'den göremedik. "Ne dikta ne darbe", Taksim konuşmasında bir kere bile o terörist başından bahsedilmemesi, parlamenter sistem atıfları ne kadar çıkarsız bir antidarbeci ana muhalefet partimiz olduğunu gösterdi bizlere. 

Demem o iki 'öyle tavada durduğu gibi durmuyor" o işler. 

Peki Mahçupyan neden darbeden geçen 40 günün ardından böyle bir yazıya imza attı? Neden  hiç görülmediği kadar birlik beraberlik sergileniyorken böyle bir yazı yazdı? Bu tavır bölücü mü birleştirici mi? "Büyük Koalisyon"u isteyerek, büyük öngörüyle ülkeyi felaketten döndürmek isteyen Etyen Mahçupyan, darbeyi önlemiş ve birlik beraberlik sınavını başarmış bir halkı neden ayrıştırmak istiyor? "Üst Akıl" yoksa da sıradan akıl da mı yok, bu halkta?

30
Kapat