Türkiye

Yıl 2 Sayı 10
Aylık ücretsiz blog dergisi
www.geornalist.com
EKİM 2016

Sali̇eri̇ Alt Ti̇re

Uluslararası İli̇şki̇ler Di̇li̇ Ve Edebi̇yatı

İÇİNDEKİLER

Uluslararası İli̇şki̇ler Di̇li̇ Ve Edebi̇yatı
Sali̇eri̇ Alt Ti̇re / İSTANBUL
Söğüdün Gölgesi̇nde
Kürşat Koyuncu / ANKARA
Joseph Nkwai̇n'i̇n Deri̇n Uykusu
Kürşat Koyuncu / ANKARA
Mehmet Görmez'i̇n Çözüm Öneri̇leri̇ni̇n Akla Geti̇rdi̇ği̇ Sorular
Abdullah Faki̇roğlu / İSTANBUL
15 Temmuz Sonrası Tari̇kat Cemaat Tartışmalarına Gi̇ri̇ş 
Abdullah Faki̇roğlu / İSTANBUL
Cemaat Ve Tari̇katların Zorlu Sınavı 
Abdullah Faki̇roğlu / İSTANBUL
Darbelerden Darbe Beğen
Bulut Sever / İSTANBUL
Toplumsal Mutabakat? ‘Neme Gerek’ Di̇yenlere De Vur Kılıcı!
Bulut Sever / İSTANBUL
Fetö'nün ' Olağanüstü Hali̇ '
Bulut Sever / İSTANBUL
Bi̇r Zafer Düşünün Ki̇ Batıyı Korkutacak
Aki̇s_07 / ANTALYA
Türk Ki̇mleri̇ Rahatsız Eder?
Mücahi̇t Kılıç / İSTANBUL
Mazlumlar Mani̇festosu
Mücahi̇t Kılıç / İSTANBUL
Kendi̇me Not-2
Aşağı Tırmanan Adam / ANKARA
Puti̇n'i̇n Yeri̇nde, Si̇z Olsaydınız?
Ahmet Lalbek / ERZINCAN
Müzi̇k Susturulamaz! 
Mi̇nel Alya Bayrak / ERZURUM
Fe Eyne Tezhebun / Bu Gi̇di̇ş Nereye
Eyyubi̇ Eyyp'koca / ELAZIĞ

Abdullah Faki̇roğlu

Puan: 16.53

Cemaat ve Tari̇katların Zorlu Sınavı 

Abdullah Faki̇roğlu yazdı, 753 kez okundu, 3 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
İmam Gazali (K.S) İtikadda Orta Yol isimli kitabının başında, kitabında yer alan delillerin, kalp hastalarını iyileştiren ilaçlara benzediğini, bunları kullanan tabibin mahareti, sağlam görüşü ve parlak zekâsı yoksa verdiği ilaçların hastalığı arttırma ihtimalinin iyileştirme ihtimalinden fazla oldu
21
okuma modu
devamı...

İmam Gazali (K.S) İtikadda Orta Yol isimli kitabının başında, kitabında yer alan delillerin, kalp hastalarını iyileştiren ilaçlara benzediğini, bunları kullanan tabibin mahareti, sağlam görüşü ve parlak zekâsı yoksa verdiği ilaçların hastalığı arttırma ihtimalinin iyileştirme ihtimalinden fazla olduğunu yazar.

Burada Kelam veya diğer ilimlerin:

1-İhtiyacı olana, 2- Ehil kişiler tarafından, 3- İhtiyaçlar belirlenerek, 4-Uygun dozajda verilmesinin Önemi anlatılıyor diyebiliriz.

15 Temmuz Darbesi sonrası toplumsal yeri, siyasetle ilişkileri tartışılan Tarikatlar konusunda yazmanın birkaç zorluğu var. Bunlardan birincisi, yapılan her eleştirinin “vehhabi/selefi” söylemi olarak kabul edilmesi. İkincisi, Türkiye’de var olan Tarikat Düşmanlarının meseleye atlama ihtimalleri. Üçüncüsü bu meseleyi anlatırken kullanılacak dilin herkes tarafından anlaşılır olamayacağı gerçeği. Bir Nakşi meşrep olarak yazacaklarım, Kadiri Meşrep biri tarafından hiç anlaşılmayabilir ya da ters manalara sebep olabilir. Ve en nihayet en zoru da 15 Temmuz darbesinin yarattığı öfke.

15 Temmuz darbesi sonrası eleştiri oklarının Tarikat ve Cemaatler üzerinde yoğunlaşması temelde basit bir gerekçeye dayanıyordu. FETÖ sınıflandırma olarak, cemaat olarak görünüyordu. İnsanlarda haklı olarak yeni bir FETÖ ve onun yapacağı iğrençliklerle yapacağı muhtemel katliamlarla uğraşmak istemiyordu.

Tarikat tartışmalarının sadece devlet memurluğu ve siyaset ilişkisi bağlamında yapılması, yaşadığımız süreçten gerekli dersi çıkartamadığımızı gösteriyor.

Fethullah Gülen ve örgütünün bu ülkede yıllardır palazlanması, Tarikat, Fıkıh, Akaid, Kelam, Hadis, Tefsir ilimlerinde ciddi eksikliğimiz olduğunu gösteriyor. Zira bu ilimlerde yeterli seviyelerde olsaydık, Fethullah Gülen Allahu Alem bir kasabada otuz kırk müridiyle sıkışmış meczup olarak hayatını devam ettirecekti. Çünkü İslami toplum tarafından tecrit edilmiş, bidat ehli olarak ilan edilecekti.

FETÖ’nün toplumun kılcal damarlarına nüfus etmesini sadece ajanlığını yaptığı ülkelerin desteğiyle açıklamak da karşılaştığımız manzarayı tam olarak açıklamıyor.

İsmail Kara, Cumhuriyet Türkiyesi’nde Bir Mesele Olarak İslam kitabında tekkelerin kapatılması sonrası tekke eleştirilerinin 

a-İtikat 

b-Kaynaklar ve metod 

c-Ahlak ve sosyal yapı 

d-Hiyerarşi (toplumda üst düzeyde ilgi görmeleri ) 

e-Birlik (ittihadı islama engel olması ) konularında olduğunu yazıyor. Buradaki eleştirileri okuduğumuzda 91 yılda pek bir şey değişmediğini görebiliriz. (sayfa 239/242)

Tıpkı Tekkelerin kapatılması döneminde olduğu gibi 15 Temmuz Darbe girişimini bir milat kabul ederek yapılan hatalarla yüzleşmek gerekiyor.

Bunlardan birincisi; FETÖ Nur Cemaatinin içinden çıktı. 17/23 Aralık operasyonlarından önce Nur Talebelerinin Fethullah Gülen’in  yaptıklarına yönelik en sert tepki Mart 2012 tarihinde kamuoyuna açıklanan Risale-i Nur Tahrifatını durdurma talebi. Mektupta, Mustafa Sungur, Abdullah Yeğin, Hüsnü Bayram, Ahmet Aytimur, Salih Özcan, M.Said Özdemir abilerinin imzası var. Benim araştırmam öncesinde bu denli bir itirazın, kamuoyuyla paylaşılmadığı yönünde. Evet belki kendi talebelerini birebir sohbetlerinde FETÖ’ye karşı uyarmış olabilirler fakat yıllarca Nurculuk içinde bir kol kabul edilen Fethullahçılığın yanlışlarını ve kendilerinden olmadığını açıkça söylemediler.

Devam edelim;  Tarikatlar ve Cemaatlerin FETÖ ile mücadeleyi FETÖ’nün yolundan giderek yapmaya çalışması. Eğitim kurumları açılarak buralarda yetiştirilen gençler, siyasi iktidara baskı yapılarak “hak etmedikleri, ehil olmadıkları” kamu görevlerine yerleştiriliyor. Burada şunu belirtmekte fayda var, bir insan sırf bir tarikata bağlı diye devlette çalışmayı hak etmez. Yapılması gereken tarikat mensubu diye kamuda görev alamama durumunun ortadan kaldırılmasıdır. Bir dergâhın kapısına devlet memuru olmak ya da bir kamu ihalesi almak için gelen bir kişinin vereceği zararı tarikat düşmanı 100 hoca gelse veremez.

Mensubu bulanan tarikat ve cemaati dinin tek temsilcisi zannetmek yüzleşmemiz gereken sorunlardan biridir. Bugün aynı şeyhten icazetli iki şeyhin müritleri birbirlerini beğenmiyor, kendi şeyhleri ölürse kıyamet kopacağını zannediyor. Şeyh efendileri öldüğündeyse bu kategoriye kendi dergâhlarını aslında bir anlamıyla kendilerini koyuyorlar. Çoğunlukla bu nedenle şeyhler öldüğünde icazeti tartışmalı isimler başa geçiyor. (Son 30 yılda şeyhi öldüğünde başka bir şeyhe intisap eden bir dergah duydunuz mu?)

Yanı başımızda yaşanan Suriye Cihadına FETÖ’nün bakışı malumdur. Mit Tırlarını Durdurmaktan, Dünya’ya AK Parti İŞİD’i kurdu ve destekliyor yalanına kadar müthiş bir saldırı içerisine girdiler. Türkiye’deki tüm tarikatlar bu konuda sustu. Tamam, “Suriye Cihadı meşrudur ve katılmak gerekir“ açıklaması yapmalarını beklemek fazla iyimserlik olur fakat insan bir araya gelecek bir şeyh efendiler grubunun Suriyeli Mazlumlara dua etmesini ve Hükumetin Suriye halkını önceleyen politikasına destek vermesini bekliyor. Şimdi yaşanan rahat ortamdan çok önce Çeçenistan konusunda İsmail Ağa’nın yaptıklarını hatırlatmak gerekiyor. Ya da kaybettiğimiz Seyda Muhammed Emin Er (k.s.) elinde silahla Afgan dağlarında gitmesini.

“Zaten beşyüz seneden beri hatta daha evvelleri dervişlik kalmamış, herkes yalnız şeyhlik sevdasında olduklarından, bugünkü şeyhler de maalesef kemâl bakımından noksan kişilerdir; bunlara şeyh deyip peşlerine takılmak bile doğru değildir” Bu sözler tasavvuf düşmanı bir yazar tarafından kaleme alınmadı. Cumhuriyet tarihimizin en önemli şeyhlerinden Mehmet Zahit Kotku (k.s.)’nun Tasavvufi Ahlak kitabından alıntı. Günümüz Türkiye’sinde tarikat şeyhleri hakkında böyle bir ifadede bulunmak direkt küfür sebebi olarak görünüyor. Oysa biz biliyoruz ki inancımıza göre Hz. Muhammed (a.s.) sonra hiç kimse İsmet sıfatına sahip değil.  Müridin mürşide bağlı olması, ona muhabbet beslemesi, seyrü sülüğünün ancak mürşidi vasıtasıyla gerçekleşeceğini düşünmesi başak şeydir, şeyhini neredeyse Hz. Muhammed (a.s.)’dan (haşa) üstün görmek bambaşka bir şeydir.

Şimdi tarikat ve cemaatler için zor süreç başlıyor. Hem topluma sirayet eden FETÖ belasını temizlemek hem de FETÖ yüzünden bozulan İslami kurumlara güveni tekrar tesis etmek zorundalar. Allah yardımcıları olsun.

22

Bulut Sever

Puan: 7.5

Darbelerden Darbe Beğen

Bulut Sever yazdı, 550 kez okundu, 10 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
Fatih Sultan Muhammed Han küçük yaşta tahta çıkma ağır yükünün sorumluluğunu almak durumunda kalmıştı. Zamanın kudretli devlet adamları ve silahlı kuvvetleri ve bir bahanesidir ki yaklaşan Haçlı tehlikesi sebep gösterilerek bir darbe gerçekleştirilmişti.Buradan Fatih Sultan Muhammed Han’ın torununa
23
okuma modu
devamı...

Fatih Sultan Muhammed Han küçük yaşta tahta çıkma ağır yükünün sorumluluğunu almak durumunda kalmıştı. Zamanın kudretli devlet adamları ve silahlı kuvvetleri ve bir bahanesidir ki yaklaşan Haçlı tehlikesi sebep gösterilerek bir darbe gerçekleştirilmişti.

Buradan Fatih Sultan Muhammed Han’ın torununa uzanırsak keza bir benzeri istenmedi mi? İsminin başında Yavuz olmasından mıdır bilinmez, seferde iken yine bir bahane ile ki bahaneye bakın, neden sefer uzamış da, belirsizmiş de diye çadırının önüne ok atılıyor. Geliriz bak diyorlar. Parmak sallıyorlar. Kaderin bir cilvesi, bu teşebbüs sadece bir teşebbüs olarak kalıyor Yavuz’un dirayeti sebebiyle. Unutmamalıyız: “Kırmızı Yavuzdur!”

Elbette Osmanlı Padişahları hatadan münezzeh değildi. Haşa! Böyle bir kanaatten beriyiz. Fakat bir hatasından sebep diye gösterilen, yine kime hizmet ettikleri kendi zamanlarında belirsiz, güç ve iktidar hırsıyla yanan zamanın silahlı kuvvetleri, isminin başına Genç gelen II. Osman’ın şehadetinden önce O’nu hiçbir devlet ve bundan da önce insanlık şerefine sığmayan hallerden hale sokarak tahkir ettiğini hangi hırsın neticesine, hangi devlet yararına bir iş gerçekleştirmek uğruna olduğuna bağlayabiliriz?

Abdülaziz Han için ne yazılabilir ki… Hem öldürülmeye teşebbüs edilmiş ve hem de ölmeyince ölsün diye adı meşhur okulun bir odasında sanki ölmüş gibi her yanı örtülerek ölmesi beklenmiş ve mahremlerine, yani ailesine yapılan hiçbir vicdana sığmayacak hakaretler ve edepsizlikler…

Son günlerde çokça konuşulan bir isme gelelim sonra. Önü ve sonu bizim bütün meselelerimizin nihayetinde geleceği ve O’nu anlamakla çok açıdan sorunlarımızın çözüleceği bir isme gelelim. Bu topraklarda yaşayan bir insanın şöyle bir yapısını anlamak için turnusol kâğıdı olan Cennet Mekân II. Abdülhamid Han’a. Az kişide bilse biz tekrara düşmeyelim O’na yapılanlar ve hala yapılagelenleri. Her darbede olduğu gibi yine edepsizce, terbiyesizce, aşağılık bir biçimde tahtan indirildi dedeleri gibi.

Sonra Vahdettin Han… Hazindir. Senelerdir her gün katliamların yaşandığı Suriye’de, Müslümanların katledildiği Suriye’de… Sanki şehit olanları sarıp sarmalamak, onları karşılamak için orada medfun olan garip Padişahımız…

Bu yukarıda yazılanların birçoğu sonucu itibariyle kansız belki, gelişimi itibariye kanlı ama hep devletin yararına, yönetilemez olan idarenin hayrına öyle ya!

Başka darbelerimiz de oldu tabii. Yapıldığı tarihlerde henüz doğmamış olan nesillerin zihinlerine yapıldı daha sonra asıl darbeler.

Kimi inkılâp dedi buna kimi devrim… Önüne milli konulan her şey arkasından silah gösterilerek yerli kabul ettirildi. Ne garabet!

Olmayınca… Olmayınca o oynak o iğreti şarkıdaki gibi, 60, 70, 80…

Yüzyıllardır iktidardan silah zoruyla millet tarafından kabul görmüş, sevilmiş idareciler tahttan indirildi. Nice zor yetişmiş devlet adamının hayatına son verildi. Sonra yine millet tarafından seçilmiş idareciler ya idam edildi, ya derdest.

Bizde arada bizdenmiş gibi yutturulan, enflasyonu düşürme derdinde olmayıp da enflasyon % 30’lardayken ücretlere % 50 zam yapanları, postal sesi ya da postal giyen üniformalıların sesini kurul toplantılarında görüp de bazı bazı şapkasını bazı bazı da takkesine alıp giden görev adamlarını gördük, kabul ettik.

15 Temmuz’da bu düzen yıkıldı. O garabet sesleri, ekranlardaki bildirileri duyan milletin seçtikleri ve milletin ta kendisi ne kaçtı ne de evinde oturup perdelerini kapadı sessizce.

Şimdi herkesin dilinde ikinci bir darbe girişimi olur mu diye bir soru var.

Olmaz olur mu hiç diye kısaca cevaplanacak bir soruya neler deniyor neler. En güçlü olduğumuz zamanlarda olmuş, teşebbüs edilmiş iken ve yakın siyasi tarihimiz apaçık ortada iken neden ikinci bir darbe girişimi olmasın?

İlla başarısız ilk girişimden hemen birkaç ay içerisinde mi olması gerekli peki?

Küffar dile kolay 50 yıllık plan yapmış bu topraklardaki Ehli Sünnet inancını dönüştürmek üzere. Netice alacağı zaman için de düşünmüş; bakmış bu işin siyasi yani devlet ayağı yalpalar diye emniyet supabı olarak silahlı kuvvetleri de ayarlamış. İlk etapta hesap edemediği silah ile yönetimi değiştirme hususuna halkın tepkisi olmuş dense de bizce bunu da hesaplayarak yollarına devam etmekteler.

Biz ne yapacağız gençler ve gelecek nesiller için?

Milli Eğitim müfredatımız, hassaten tarih ders kitaplarımız ne zaman ‘yerli ve milli’ olacak?

Askeri Eğitim müfredatı değiştirildi mi, değiştirilmedi ise ne zaman değiştirilecek?

İnsanımızda ‘Yerli ve Milli Tarih Bilinci’ oluşması için ilkokul birinci sınıftan başlayarak eğitim ve öğretim sonuna kadar okullarda ağırlıklı olarak okutulacak bir ders ne zaman zorunlu hale gelecektir?

İmam Hatip liselerinden başlayıp, İlahiyat Fakülteleri’nde devam eden yüzyıllardır kabul görmüş ve uygulanmış Ehli Sünnet’in nakil usulünün terkedilmesine(tahrif edilmesine), bu mezunların hatırı sayılır kısmının mezun olduklarında kendilerini ‘dinde senet’ görmesine, yani ‘devlet eliyle din adamı’ olarak yetişeceklerin eğitim-öğretim sonunda Ehli Sünnet dışı çizgiden kısmen ya da tamamen kopmasına ne zaman müdahale edilecek?

Yoksa, daha düne kadar ‘hizmet hareketi’ne(!) güzellemeler yapan, methiyeler düzen, şimdi aklı başına(!) gelmiş üç-beş yazar-çizer, birkaç cemaat(FETÖ) eskisinin söylediklerini dikkate alırsak, biz yanmışız da ağlayanımız yok demektir.


07 Ara 00:56

Alâ...

24

Bulut Sever

Puan: 7.5

Toplumsal Mutabakat? 'Neme Gerek' Di̇yenlere de Vur Kılıcı!

Bulut Sever yazdı, 620 kez okundu, 8 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
Bir gün büyük padişah Kanuni Sultan Süleyman Han, Yahya Efendi Hazretlerine bir sual sormak ister, “Ağabey! Sen ilâhî sırlara vakıfsın, bilirsin. Lütuf buyurun da bize Osmanoğulları’nın akıbetinin ne olacağını haber ver. Nesli kesilip yok mu olacak. Yok olacaksa, bu hangi sebeptendir.” diye yazılı o
25
okuma modu
devamı...

e982c518f1c8270a6837fbe3ae4ce28a1472821114

Bir gün büyük padişah Kanuni Sultan Süleyman Han, Yahya Efendi Hazretlerine bir sual sormak ister, “Ağabey! Sen ilâhî sırlara vakıfsın, bilirsin. Lütuf buyurun da bize Osmanoğulları’nın akıbetinin ne olacağını haber ver. Nesli kesilip yok mu olacak. Yok olacaksa, bu hangi sebeptendir.” diye yazılı olarak sual eder. Suali okuyan Yahya Efendi Hazretleri eline kalemi kâğıdı alıp; “Kardeşim! Neme gerek.” diye iri harflerle yazıp Kanuni’ye cevabını gönderir. Kanuni, Yahya Efendi Hazretlerinden gelen mektubu okuduğunda hayretler içinde kalır. Fakat bir şey anlamamıştır. Derhal bir kayık hazırlanmasını emreder ve bu bilmece sözün manasını anlamak için Yahya Efendi Hazretlerinin dergâhına gider.

Yahya Efendiyi görür görmez; “Ağabey! Ne olur gizlemeyip, sualime cevap veriniz. Biz de ona göre hareket edelim.” der. Yahya Efendi bunun üzerine tebessüm edip; “Biz cevap verdik. Bu sözümüzü anlayamamanıza şaşarız.” diye mukabelede bulunur. Kanuni; “Nasıl?” deyince, Yahya Efendi; “Zulüm, haksızlık yayılsa, işitenler de; “Neme gerek.” dese ve onu önlemeye çalışmasalar, sonra koyunu kurt değil de çoban yese, bilenler de bunu söylemeyip gizlese, fakirler, muhtaçlar, gariplerin feryadı göklere çıkıp bunları taşlardan başkası işitmese, işte o zaman felâkettir. Neslinin o zaman yok olmasından korkulur. Hazinelerin boşalır. Askerin itaat etmez olur ve yolundan gitmezler. Yok olmak mukadderdir.” diye buyurur. Kanuni bunları işitince, gözyaşlarını tutamaz. Yahya Efendiye olan sevgisi daha da artar.

*

15 Temmuz işgal(darbe) girişiminde ilk şok atlatıldıktan sonra hemen olması gerektiği gibi olağanüstü hal ilan edildi 3 ay süreyle. Akabinde her devlet kurumundan gözaltına almalar ve bu gözaltına almaların sonucunda tutuklamalar ve ilgili kişilerin ‘devletten atılma’ları gerçekleşti. Devam ediyor bu süreç. Hatırı sayılır bir süre de devam edeceği gözükmekte.

Tabi bu süreçle birlikte, toplumsal birliktelik pembe rüyasını bir kenara bırakırsak ‘karşı cenah’ daha ‘insani’ bir şekilde, gerçekleşen gözaltılara, tutuklamalara ve pek tabii ki yıllardır devlette ve özelde en sinsi bir şekilde yuvalandıkları için olabildiğince titiz süren incelemelere ‘eleştiriler’ getiriyorlar. Eleştiri dedikleri şey aslında, bu süreci sulandırma, bu görevi icra edenleri, bu iradeyi kendi ifadeleriyle yazacak olursak bir ‘cadı avına’ döndürdüklerini kamuoyuna yayma ve inandırma çabası.

Yukarıdaki ‘toplumsal birliktelik’e dönmek istiyorum.

Kendi aile çevremden de bildiğim üzere 15 Temmuz gecesinden sonra toplumsal birliktelik, dayanışma falan hiç olmadı.

O gece sokağa dökülenler, tankların önüne çıkanlar, ezilenler, tabiri yerindeyse kurşuna dizilenler; Sayın Cumhurbaşkanımız, Hükümetimiz özelinde vatanı için bir lahza dahi düşünmeden ölümü göze alanlar, yani vatanperverler bu toprakların Müslüman insanları oldu.

‘İş’ halktan yana döndükten sonra sesleri kesilenler, evlerinde televizyonları karşısında halkın başarıya ulaşmış direnişini izlerken matem tutanlar oldu. O gece matem tutanlar hala kendi gettolarında ‘kendilerinden çıkmamış askerin’ başarısızlığına hayıflanmaktadırlar. Elbette aralarından gerçekleşen bu vahşete tiyatro demeyecek kadar insanlığını, insafını ve vicdanını kaybetmemiş insanlar çıkmıştır ve bunların yeri elbette ayrı tutulmaktadır. Kanaatimiz istisnalar üzerinden değil, genele şamildir.

İşbu sebeple, devletten istediğimiz kılıcını daha hızlı ve gür bir şekilde kullanmasıdır. Uzun mu uzun yıllardan bu yana devletin içinde bazı kanser vakalarında görüldüğü gibi hiç habersiz(!) büyüyen ve bu büyümeye çanak tutan, hâlihazırda koruyan, bu süreci yavaşlatan güruhlara, hangi sivil ve resmi kurumda olursa olsun hiç acımadan, ‘neme gerek’ demeden karşı durmalı; Batı değerleri ve kahrolasıca reel politik dengeleri bir kenara bırakarak gereken her ne ise halkın arzu ettiği doğrultuda hakkaniyet ve ivedilikle yapılmalıdır.

Bu, her şeyden önce, 15 Temmuz ile her fırsatta dillendirilen o masum ve mazlum şehitlere, gazilere, arkalarında bıraktıkları yetimlere, öksüzlere, ailelilerine devletin ve devleti yönetenlerin boynunun borcudur!

Bıçak kemiğe dayanmamış, adeta milletin böğrüne saplanmıştır! Bu saatten sonra gösterilecek en ufak zafiyet ilerleyen yıllarda çok şeyin değil, belki her şeyin kaybedilmesine sebep olacaktır.

Son söz olarak, ‘şu aralar’ kamuoyunda pek dillendirilmese de AKP içinde gerçekleşecek FETÖ temizliğini de sabırla beklemekte olduğumuzu ifade etmek istiyoruz.

26

Bulut Sever

Puan: 7.5

Fetö'nün ' Olağanüstü Hali̇ '

Bulut Sever yazdı, 519 kez okundu, 7 kişi beğendi, 2 yorum yapıldı.
Geçen gün gerçekleşen Milli Güvenlik Kurulu toplantısından hassaten FETÖ özelinde, terörle mücadele hususunda devam eden Olağanüstü Hal’in uzatılması ‘tavsiye’ edildi.Bunun anlamı herkesçe malum: OHAL uzatılacak.İçtihat makamı denilmişti bir zamanlar nasıl olsa; iyidir.Müzmin muhalif güruhunun, CHP’
27
okuma modu
devamı...

Geçen gün gerçekleşen Milli Güvenlik Kurulu toplantısından hassaten FETÖ özelinde, terörle mücadele hususunda devam eden Olağanüstü Hal’in uzatılması ‘tavsiye’ edildi.

Bunun anlamı herkesçe malum: OHAL uzatılacak.

İçtihat makamı denilmişti bir zamanlar nasıl olsa; iyidir.

Müzmin muhalif güruhunun, CHP’nin, zaten 3 aylık Olağanüstü Hal uygulamasına tahammülü ‘dostlar mecliste görsün’ idi ve elbette bu halin hiç olmamasını istediler. Şimdi ise Olağanüstü Hal’in uzatılmasının demokratik, laik bir hukuk devleti olan devletimizin işleyişinin ‘sağlıklı’ olması adına gereksiz ve sakıncalı görüyorlar.

Elbette Olağanüstü Hal’in devam edip etmemesi, devam edecekse bunun daha ne kadar olacağı ve nerede sonlanacağı soruları elzem ve üzerinde tartışılmalı ve fakat bu Hal’in devamının sorunlara yol açacağı kanaati, niyet okuyorsun diyenler olsa da kötü niyetli bir kanaat.

Karşımızda FETÖ’nün başındaki kişinin çocukluktan gençliğe geçiş döneminden başlayan bir süreç var. Bu süreci yöneten ve sürdürenler ise her zamanki kadim düşmanlarımız.

Hani neredeyse 90’lardan bu yana her melanetin ardında olan, bu devletin selameti için veyahut selamette olmadığı hallerin devamı için her türlü haksızlığı, hukuksuzluğu; hadi bırakalım bu kitaplardan alınma kelimeleri, aslında her türlü adiliği yapan bir örgüt için tabii ki hukuk kurallarını çiğnemeden ‘gereken her ne ise’ yapılmalı ve yapılıyor da.

Garip olan yazacağım fakat aslında her şeyin hukuk kaideleri içinde gerçekleşiyor olmasına dahi muhalif olanlar için garip olmayan bu duruma bile itiraz etmeleri.

Biz Müslümanları, en azından biz Müslümanların birçoğunu akıllarını hocalarına teslim etmekle aşağılayan bu güruh hem akıllarını hem de şereflerini kimlere teslim ettiklerini ciddi ciddi düşünmeleri lazım artık.

Düne kadar FETÖ karşıtı olup, işler değiştiğinde FETÖ muhibbi oldular.

Suriye’de insanlık ölüyor dediler, yüzbinlerce masumun kanına giren haysiyetsiz Esed için tek kelime etmediler. Üstüne gidip bol fotoğraflı, gülücüklü görüşmeler gerçekleştirdiler.

Türkiye, Suriye’deki terörizmin destekleyicisi, IŞİD’in hamisi dediler. Geçtiğimiz haftalarda başlayan Fırat Kalkanı harekâtına karşı durdurlar, ülkeyi bataklığa sokmakla suçladılar, suçluyorlar. İçlerinde PKK, DHKP-C, her türlü illegal yapılanmalar sevicisi her kimse var bunların ettiklerine ses çıkarmadılar.

Ne zannediyorlar akıl alır gibi değil?

15 Temmuz gecesi Allah-ü Teâlâ’nın lütfu ve ihsanıyla bu millet devletinin yanında kenetlen(e)meseydi şimdi bırakın FETÖ muhaliflerinin akıbetini, kendilerinin bu durumdan sulh ve selametle çıkacaklarını mı sanıyorlar acaba?

Tabii ki, bu güruhun ağababaları FETÖ’nün hizmet ettiği aynı yere hizmet etmesi hasebiyle elbette selamette olacaktı ve fakat bunların bu olağanüstü halden hiçbir zarar görmemiş olmasına rağmen, muhtemelen geçmişte yapılan darbeler sonrası uygulamaları mumla arayacaklardı.

Ama yok!

Avrupa’ya gelince Olağanüstü Hal ne güzel, ne elzem! Bize gelince ne kötü! Âlemin bir akıllısı bunlar.

Bir daha yazmak isteriz.

Devlet bu terör örgütü ile mücadelesinde Olağanüstü Hal’in ne kadar gerekli olduğunu düşünüyorsa o kadar uzatmalı.

‘Ne olunca FETÖ ile mücadelede başarılı olunacak?’ diye bir soru başlığı altında yazı kaleme almış bugün İsmet Berkan.

Somut bir şeylere gerek yok başarılı olundu kıstasına varmak için. Zaten sıkıntı da burada başlıyor. Bu mücadele örtülü veya örtüsüz, büyümek ve devleti ele geçirme temayülü gösteren; devlet karşıtı/aleyhine silahlı ya da silahsız eylemlerde bulunan hangi ideoloji ve isim adı altında olursa olsun her türlü yapılanmayla hukuk kuralları dâhilinde mütemadiyen mücadeleye devam etmelidir.

Çok şükür yaşamımda hiçbir menfi etkisini görmediğim OHAL uygulamalarının, vatanımın selameti için gerekiyorsa uzun da sürebileceğini canı gönülden kabul ediyor ve destekliyorum.

Bu uygulama sürecinde hukuka uygun hareket etmeli, İsmet Berkan’ın bugün kaleme aldığı yazısında da ifade ettiği üzere, Olağanüstü Hal sonrası için hukuki boşluklar oluşmaması için gerekli altyapı bu süreç içerisinde hazırlanmalı.

Etrafımdan da bizatihi şahit olduğum üzere, çocuklarının babası hapiste olduğu halde, pek yakında maddi olarak da sıkıntı çekeceğini bile bile hala ve inatla yapılanların doğru ve –haşa- inandıkları FETÖ başının ‘masum ve masun’ olduğuna iman eden insanlar var.

Bu örgüt sebebiyle yüzlerce insan şehit olmuş, binlerce insan yaralanmış, senin ise yuvan ocağın dağılmış… bu yapılanın başarılı olunması halinde neler olacakların tahayyülü bile sabırları zorlarken körlük peşinde ısrar edilmesinin ne kalbi ne de akli hiçbir izahı yok.

İşte bundan sebep, her kim olursa olsun FETÖ’ye bir şekilde/vesileyle bağlı olanlardan nedamet getirenlerin de samimiyetine asla inanmamalı.

Şuna şek ve şüphesiz inanmalı ki, 15 Temmuz gecesi başarılı olsalardı kimsenin gözünün yaşına bakmayacak, zerre miskal muhalif olanı –ki bu karşı komşuları da olsa- ‘gerekeni yap(tır)maktan’ geri durmayacaklardı.

Seni öldürmeye çalışan yılana merhamet ahmaklıktır.

Ahmak olmamalı.

28

Aki̇s_07

Puan: 1.75

Bi̇r Zafer Düşünün Ki̇ Batıyı Korkutacak

Aki̇s_07 yazdı, 469 kez okundu, henüz yorum yapılmadı.
Kuşların zikr sesiyle uyanmıştım o güne de.Vakit o güne de diğer günler gibi aldığına hızlı geçip gitmiştir sanıyorum kuvvetli bir hisle Geçiyor,evet geçiyorAkreple yelkovan yarışıyor galip gelmeye Tarih 15 Temmuz 2016Saat birden duruyor Akrep ve yelkovan şaşkına dönüyorevet,ne yazık ki zaman duruyo
29
okuma modu
devamı...

Kuşların zikr sesiyle uyanmıştım o güne de.

Vakit o güne de diğer günler gibi aldığına hızlı geçip gitmiştir sanıyorum kuvvetli bir hisle 

Geçiyor,evet geçiyor

Akreple yelkovan yarışıyor galip gelmeye 

Tarih 15 Temmuz 2016

Saat birden duruyor 

Akrep ve yelkovan şaşkına dönüyor

evet,ne yazık ki zaman duruyor

ABD ve arkasındaki büyük şeytanın başı İngiltere ve niceleri dost görünmeye yeltenip görünemeyen düşmanlar

Askerimiz sandığımız ,belki o güne değin vatanımızı koruyor canı pahasına diye saygı duyup selam verip kolaylıklar dilediğimiz asker kamufleli hainlere halkımızı kırdırdı daha doğrusu halkın direncini kırabileceğini sandı

Uzaktan vaiz kılıklı biri belirdi şeytanın kuklası bir başka şeytan en büyük şeytanları arkasına almış

Bir bir dökülüyor etekteki taşlar 

Halkımız,imanlı Türk halkı kendinden emin

Bir tek şey ,onların hesaba katmadıkları şey 'VATAN SEVGİSİ' halkı bir tutmaya yetiyor

Ve elleriyle itiyor halk tankı sanki bir sehpayı itiyormuşcasına kendinden eminlikle

Gömleğin bir başka işlevini keşfediyor oradan biri'tankı durdurmanın bir başka yolunu'

Şerife Teyze kamyonetiyle çıkıyor meydana 

Eşi görünce inanamıyor karşısında 

O gece destanın her türlüsü nasıl yazılır öğretiyor sokağa çıkan her birey 

Sanki buna yeminli tüm insalığa

Ortak bir kalem kullanıyor bu destanları yazarken halkımız 

Türk'ün bitip tükenmez vatan kalemini,kalesini kullanıyor

Canlar semaya çıkıyor,ruhlar Rabb'e kavuşuyor

Elleri,ayakları öpülesi canlar

O, güzelim, Rabb'e adanmış ruhlar

Ve ilerliyor zaman 

İlerliyor Levent abi(Levent Develi) gibi yüzlercesi,binlercesi

Can siperhane bir savaş veriyor halk 

Canını siper ediyor

Kendi düşse bile kalkıyor ,düşüyor tekrar kalkıyor 

Bayrağı düşürmüyor

Zırh delicilere ,evet doğru duydunuz düşmana karşı kullanılan  zırh delicilere siper ederek göğsünü

Bunu,böylesini düşmanından görmemişti bu millet

Ama yine de bunları yapanın düşman (ayan beyan düşman)olması şaşırtmazdı halkı bu kadar 

Bunu yapan evet düşmandı ama haince ,kalleşçe 

Sahibinin elini ısıran köpek derler ya 

işte bu deyimdeki gibi 

halkın vergileriyle alınan savaş uçakları,tanklarla halkı vuruyordu

birileri

Asker değildi bile bile vuranlar 

suçsuzları bırakmıştı ellerindeki silahı,vurulmuştu hainlerce 

Afallasa da öyle bir dik duruyordu ki halk

'Bu halk siper almayı bile bilmez 'diyen adiler

Cumhurbaşkanının yaşadığını duyunca şaşkınlıktan küçük dilini yutuyor

Bir daha ses soluk çıkaramıyor

Çünkü halk direniyor,halk emin adımlarla Hakk'a koşuyor

İlerliyor zaman 

akrep ve yelkovan da harbe katılıyor

Ve kazanıyor 'VATAN SEVGİSİ',kazanıyor 'İNSANLIK',ve İnşallah kazanıyor ilelebet'MÜSLÜMANLIK'

Ertesi gün zaferin sesi Viyana'yı inletiyor

Avrupa bu defa sesimizi en gür şekliyle duyup korkusunu gizlemeye her ne kadar çabalasa da beceremiyor

İftiralara başlıyor İsveç ,İngilizler talk showlarda böyle olmamalıydı diyor

Hata yaptı diyor hainler için

Avrupa basını şokunu atlatana kadar darbe başarılı oldu sanıyor 

İsveç kendi yüzüne bu sefer doğrular tokat gibi çarpılınca

Bu defa karalayan İsveç başbakanı:'Türk halkı tarih yazdı'deyip geri adım atıyor birden

Türkiye muhalefetinden eksik kalmayan Almanya mı ?

9 bine yakın sığınmacı çocuğun hesabını veremiyorken

Türkiye'ye demokrasi(?)dersi vermeye kalkmakla meşgul

Avrupa Türklerin ,Türkiye'nin gücünü artık biliyor ,gördü,korktu

Tabii her ne kadar gezi olaylarını canlı veren CNN,BBC gibi yandaş tv kanalları bu direnişi göz önüne serme taraftarı davranmayışı da bu durumu kanıtlar nitelikte 

Bu durumlara bir kaç gün sonunda hatta bir hafta sonunda akla gelebilen,hatırlanabilen yalandan baş sağlığı mesajları,yalandan dostluk mesajları,halkın direnişine duyulan yalandan sevinçler,saygılar

İşte tüm bunlar bile midemizi bulandırmıyor artık

Nasıl devamlı karşılaştığın kötü görüntüden her defasında  miden bulansa da

belli bir süre sonra alışır gülüp geçmeyi yeğlersin 

Evet bugün Türkiye bunu yapıyor

Kendi kan donduracak soğukkanlılıkla  zorunluluk üzerine  yaptığınız dilekleri,açıklamaları kendinize saklayın,diyor Batıya

Biz mi geçmişte  yanımızda gerçek bir siz yoktunuz,dün yanımızda gerçek siz yoktunuz ,bugün yanımızda gerçek siz yine yoksunuz ve gelecekte de hiçbir vakit yanımızda olmayacaksınız 

Ama unutmayın sizden büyük Allah(c.c.) var şüphesiz

Siz ayağımıza dolanmayın yeter(Zalimler için yaşasın cehennem/Said Nursi)

Ve' biz Türkler ' hiç ölmeyecekmiş gibi çalışır,bugün ölecekmiş gibi yaşarız bunu da kafanıza iyi yazın...

Rabb'im 15 Temmuz şehitlerimizi ilelebet hatırlayarak onlar gibi onurlu bir yaşam sürmeyi cümlemize nasip etsin İnşallah.Allah onlara gani gani rahmet eylesin.El-Fatiha...

30
Kapat