Türkiye

Yıl 2 Sayı 11
Aylık ücretsiz blog dergisi
www.geornalist.com
KASIM 2016

Kürşat Koyuncu

Fotoğraf No.51: Bi̇r Keşfi̇n Karanlık Tarafı

İÇİNDEKİLER

Fotoğraf No.51: Bi̇r Keşfi̇n Karanlık Tarafı
Kürşat Koyuncu / ANKARA
İçi̇mi̇zdeki̇ Abd’li̇ler
Sali̇eri̇ Alt Ti̇re / İSTANBUL
Çocuklarımızı Kaybedebi̇li̇ri̇z 
Abdullah Faki̇roğlu / İSTANBUL
Taasuba Hayır 
Abdullah Faki̇roğlu / İSTANBUL
İlkyardım: Herşey Beyi̇n İçi̇n
Ali̇ Turan / İSTANBUL
1908'Den 1922'Ye Cumhuri̇yet
Bulut Sever / İSTANBUL
Chp'ye Yapılan Büyük Haksızlık 
Abdullah Faki̇roğlu / İSTANBUL
Konuşma Di̇li̇mi̇z Ve Sosyoloji̇mi̇z
Ertuğrul / İSTANBUL
İmam Mı Şortlu Kız Mı? Bence Ümran!
Ni̇da Tandoğan / ADANA
Sonbahar Çocukları
Bulut Sever / İSTANBUL
Türk Si̇nemasında Bollywood Etki̇si̇
Açık Mavi̇ / ANTALYA
Puti̇n Nükleer Savaş Mı İsti̇yor? 
Ali̇ Turan / İSTANBUL
Müslüman Si̇yaseti̇ Ve Fi̇kri̇
Ertuğrul / İSTANBUL
' Üst Akıl ' Tembelli̇ği̇mi̇z
Mustafa Tanrıverdi̇ / ANKARA
Si̇yasal İslamda Akp-Batı İli̇şki̇leri̇ Ve Erdoğan 
Ertuğrul / İSTANBUL
Dünya Gündemi̇, Fi̇nans Ve Enerji̇
Doğuş Bektaş / İSTANBUL
Nei̇l Armstrong: Kore Savaşından Test Pi̇lotluğuna - I
Ali̇ Turan / İSTANBUL
Demokrasi̇lerde " Muhalefet " Kurumu Neden Var?
Fi̇ki̇r Teri̇ / ANKARA
Deği̇rmen!
Sıla Müni̇r / İSTANBUL
Bi̇ri̇nci̇ Dereceden Yakınını Kaybetsen Ne Yaparsın?
Sıla Müni̇r / İSTANBUL
Hollywood'un Süper Kahraman Çılgınlığı
Açık Mavi̇ / ANTALYA
Küskün Coğrafya
Kadi̇r Kol / ANKARA
Fekku Ragabe-Kölelere Özgürlük!
Di̇o Pane Li̇bertà / KOCAELI
İğreni̇yorum
Ertuğrul / İSTANBUL
2. Abdülhami̇t Ve Hami̇di̇ye Alayları 
Sezer Emli̇k / BARTIN
Ki̇m Kaldı Eski̇ İslamcılardan?
Di̇o Pane Li̇bertà / KOCAELI
Haçlı İtti̇fakına Karşı Müslüman Bi̇rli̇ği̇yle
Aki̇s_07 / ANTALYA
O Maden "Bulunacak"
Açık Mavi̇ / ANTALYA
Dumbledore - Çoğunluğun İyi̇li̇ği̇
Genç Süvari̇ / ORDU
Fotoğraf
Feri̇t Çaydangeldi̇ / ANKARA

Bulut Sever

Puan: 7.5

1908'Den 1922'Ye Cumhuri̇yet

Bulut Sever yazdı, 584 kez okundu, 8 kişi beğendi, 3 yorum yapıldı.
Osmanlı Devleti, resmi tarihin bize verdiği tarih ile 1 Kasım 1922 tarihinde son bulduğu yazar.Resmi tarih böyle yazar fakat aslında Osmanlı Devleti II. Meşrutiyetin ilan edildiği 1908 yılında ve tam manasıyla II. Abdülhamid Han’ın tahttan indirilişiyle sonlanmıştır.1908’den 1922’ye kadar sürede bir
21
okuma modu
devamı...

1d888845a30ef62a2488408a26fe167d1477753410

Osmanlı Devleti, resmi tarihin bize verdiği tarih ile 1 Kasım 1922 tarihinde son bulduğu yazar.

Resmi tarih böyle yazar fakat aslında Osmanlı Devleti II. Meşrutiyetin ilan edildiği 1908 yılında ve tam manasıyla II. Abdülhamid Han’ın tahttan indirilişiyle sonlanmıştır.

1908’den 1922’ye kadar sürede bir fetret devri yaşanmış ve bu yıllar arasında gelen iki padişah ne yazık ki bir hüküm sürmemiş, Meşrutiyetin ilanıyla yönetimi ele geçiren kadro bu ara dönemde asıl hüküm süren olmuştur.

Devlet bu zamana kadar o kadar yıpranmış olmasına rağmen o kadar büyüktür ki ‘resmiyette’ bitmesi bu kadar uzun sürmüş ve bu süre zarfında devletin toprakları hani neredeyse tamamına yakını kaybedilmiştir.

1910’lara doğru zannedildiği üzere, evet devlet çok yıpranmıştır fakat artık ‘hasta adam’ lafzından ayağa kalkmış, doğrulmuş bir insan olmuştur.

II. Abdülhamit Han döneminin sonlarına gelindiğinde, sürdürmüş olduğu istibdat(!) döneminde devletin borçlarının büyük bir kısmı ödenmiş, Hicaz demiryolu gibi dönemin çok büyük projesi olarak adlandırılabilecek bir proje hayata geçirilmiş, hassaten Anadolu'nun hemen her yer ve köşesinde çeşitli niteliklerde irili ufaklı eğitim kurumları açılarak eğitim reforme edilmiştir.

1908’den sonra yönetimin İttihat ve Terakki'nin eline geçmesiyle birlikte Balkanlarda başlayan isyanlar kısa sürede Balkan Savaşlarına dönüşmüş ve ‘vatan’ bellediğimiz, yurt edindiğimiz ve bunları gerçekleştirmek için uzun yıllar ve çabalar sarf ettiğimiz o topraklar pek kısa süre içerisinde İttihat ve Terakki yönetiminin ordu ve bürokraside yaptığı tasfiyeler ve değişiklikler nedeniyle kaybedilmiştir.

1914 yılına gelindiğinde Osmanlı Devleti, tabiri caizse, saraylarının çinilerine kadar yağmalanmış bir halde, tek sermayesi kalan yetişmiş olsun/olmasın Müslüman tebaasının dini ve devleti için can verme iştiyakı ile I. Dünya Savaşına girmek zorunda kalmıştır.

Müttefik devletlerin dahi arkasından iş çevirdiği bu koca devlet, dört bir yanında cepheden cepheye şehit vermiş fakat neticeyi değiştirememiştir.

Balkan Savaşlarıyla başlayan ve dünya savaşıyla devam eden bu süreç sadece Osmanlı Devletinin yıkılması için yapılmamıştır elbet. Bu süreç aynı zamanda II. Abdülhamid Han’ın bir inci dizer gibi 30 senede her alanda ve manada yetiştirdiği bir neslin katledilmesi, hem de Müslüman Türk kesimin Balkanlar’dan, Kafkasya’dan, Ortadoğu’dan atılması ve bu esnada bu halkın Anadolu’ya taze güç olarak gelmemesi için de çok miktarda kayıp verdirilebilmesi içindi.

Resmi olmayan rakamlara bakarak ifade edecek olursak hayatını kaybeden Müslüman Türk sayısının 5 milyon civarı olduğunu yazabiliriz.

Kısacık süre zarfında bu zarara sebep olan İttihat ve Terakki ve yöneticileri ‘Üç Paşalar’ olarak adlandırılan Enver, Talat ve Cemal Paşalar belki de kullanıldıklarını anlayamadan, onları kullanan güçler tarafından her şeyi bırakıp kaçtıkları yerlerde öldürülmüşlerdir.

Ve ne yazık ki, ilerleyen yıllarda bu üç isim sanki bu yıkımdan hiç sorumlu değilmişcesine kahramanlaştırılmıştır.

İttihat ve Terakki ortadan silinmiş, yöneticileri ortadan kaldırılmış ve bu süreç devam ederken yeni bir operasyon için yeni insanlar palazlandırılarak gereken yapılmıştır.

Ve o tarihten bu yana o ecdadın nesilden nesile evlatları olanları bir hikâye olarak dinlemiştir.

Her sene olan kutlamalar işte bu gerçeklerin bilinmemesinin bir tezahürü olarak devam etmektedir.

06 Ara 10:53

güzel bir tarih okuması...

30 Eki 07:37

Misafir

Bir millet için bağımsızlık ekonomik ve sosyal yaşantı inanç bağlamında hür olması cumhuriyet kelimesiyle kandırılmış adeta manda ülke de gibi yaşamış sebebi ise fakru zaruret olmuştur bundan sonra dayatmanın işi zor

22

Abdullah Faki̇roğlu

Puan: 16.53

CHP'ye Yapılan Büyük Haksızlık 

Abdullah Faki̇roğlu yazdı, 597 kez okundu, 2 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
15 Temmuz gecesi halkı darbeye karşı uyarmak ve sokağa çağırmak için Sela okuyan müezzinin bir çift tarafından dövülmesi kameralara yansımış, büyük tepki çekmişti. Döven şahsın, CHP Urla Belediye meclis üyesi Lütfi Özbey'in oğlu Hasan Özbey olduğu ortaya çıkmıştı. Hasan Özbey CHP Milletvekillerinin
23
okuma modu
devamı...

15 Temmuz gecesi halkı darbeye karşı uyarmak ve sokağa çağırmak için Sela okuyan müezzinin bir çift tarafından dövülmesi kameralara yansımış, büyük tepki çekmişti. Döven şahsın, CHP Urla Belediye meclis üyesi Lütfi Özbey'in oğlu Hasan Özbey olduğu ortaya çıkmıştı. Hasan Özbey CHP Milletvekillerinin de katıldığı mahkeme sonrası serbest bırakıldı.

Döven şahsın CHP’li bir siyasetçinin oğlu olması ve mahkemesine 2 CHP milletvekilinin destek vermesi 15 Temmuz Sonrası dile getirilen Yenikapı Ruhunun bittiği yorumlarına sebep oldu ve CHP’ye sosyal medya üzerinden bence haksız eleştiriler yapıldı.

34 yıllık ömrümde CHP’nin hakkını savunmak bugüne düştü. CHP milletvekillerinin 15 Temmuz darbesine karşı selâ okuyan müezzini, dövenlere destek olması son derece normaldir. Bu darbe girişimi başarılı olsa sokaklara çıkıp çılgınlar gibi kutlama yapacak bir tabana sahip partiden beklenen davranış budur.

Darbeye giden süreçte “Türkiye İŞİD’e sarin gazı verdi” iddiasını CHP milletvekili Erden Erdem söylemiş, CHP Genel Başkan’ı ve teşkilatları tarafından desteklenmiş, bu iddianın uluslarası medyada yer alması sağlanmıştı. Eren Erdem‘i bu iddiasından sonraki 2 seçimde de aday gösteren CHP’nin müezzini dövenlere destek olmasından doğal ne olabilir?

07 Haziran seçimlerinden hemen önce Cumhuriyet gazetesinde, FETÖ’nün durduğu MİT tırlarındaki silahların detayları verildi. Ayrıca haberde bu silahların İŞİD’e gittiği yalanı yazıldı. Haberi yapan Can Dündar’ın yargılandığı davada bu bilgileri CHP Genel Başkan Yardımcısı Enis Berberoğlu tarafından verildiği mahkeme kayıtlarına geçti. CHP Genel Başkan Yardımcısı tarafından oluşturulan bir yalanla Türkiye’nin İŞİD’e destek verdiği söylendi ve biz iki milletvekilinin müezzini döven bir CHP’linin mahkemesine destek olan iki milletvekilini eleştiriyoruz. Ben o vekillerin yerinde olsam mahkemede müezzine iki tokat atardım.

CHP Milletvekillerinin sadece son 1 yıldaki icraatlarını yazmaya çalışsam Brezilya Dizisi olur. Fakat Yenikapı mitingine Kemal Kılıçdaroğlu katılmıştı ve partinin genel başkanı olduğu için onun söylemlerini kabul etmeliyiz değil mi?

“Başkanlık sistemini kan dökmeden bu ülkede gerçekleştiremezsiniz” Bu cümleyi CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu TOBB Genel Kurulunda 11 Mayıs 2016 tarihinde söyledi. Kılıçdaroğlu’nun son 1 yılda Recep Tayyip Erdoğan’a ettiği hakaretleri hatırlamanın gereği yok. Sadece şunu hatırlatmak lazım, darbeye karşı yapılan mitinge ilk başta katılmayacağını açıklayan, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin katılacağını açıklamasından sonra, boşa düştüğünü anlayıp katılma kararı alan, katılmak için assolist gibi isteklerde bulunan, darbeye karşı çıkmış milyonlarca insana saygısızca bir konuşma metni hazırlayan, darbe sonrası hükümetin mücadelesine destek vermek şöyle dursun sürekli eleştiren bir siyasetçiden bahsediyoruz Kemal Kılıçdaroğlu derken.

Böyle bir CHP ile uzlaşmayı göze alanlar bir zahmet dayak yiyen müezzini de görmeyiversinler. Bu da CHP’nin elinin kiri olsun.

24

Ertuğrul

Puan: 2.67

Konuşma Di̇li̇mi̇z ve Sosyoloji̇mi̇z

Ertuğrul yazdı, 858 kez okundu, 5 kişi beğendi, 2 yorum yapıldı.
Argo,kanundan kaçanların dili…Uydurma dil,tarihten kaçanların…Argo, korkunun ördüğü duvar;uydurma dil şuursuzluğun.Biri günâhlara peçe,öteki irfanı boğan kement.Argo,yaralı bir vicdanın sesi;uydurma dil,hafızasını kaybeden bir neslin.Argo,her ülkenin;uydurma dil,ülkesizlerin. (Cemil Meriç)
25
okuma modu
devamı...

Argo,kanundan kaçanların dili…Uydurma dil,tarihten kaçanların…Argo, korkunun ördüğü duvar;uydurma dil şuursuzluğun.Biri günâhlara peçe,öteki irfanı boğan kement.Argo,yaralı bir vicdanın sesi;uydurma dil,hafızasını kaybeden bir neslin.Argo,her ülkenin;uydurma dil,ülkesizlerin.

(Cemil Meriç)

bb8828f7f14f061ee3ca233984065a721476041758

Önemlidir kelimeler... Acımızı,sevincimizi,heyecanımızı,coşkumuzu, duygularımızı yüklüyoruz harf tümcelerine.Hüzün mesela,hüzün kelimesini acı ya da üzüntü ile eşdeğer olarak kullanabilir misiniz?Düşünsenize hüzün kelimesi artık kullanılmayacak,yasaklanacak olsa neyle ifade ederdik bu güzel hissi?Artık ifade edilenmeyen bir duygu da unutulur giderdi zamanla değil mi.Torununuz hiç bilmeyebilirdi hüznün nolduğunu.Oysaki "hüzün ki en çok yakışandır bize"diyordu Hilmi Yavuz.Bir milletin ortak duygusuydu hüzün.

İşte kelimeler ve dilin önemi.1984!ünde çok çarpıtıcı değiniyor konuya Orwell.Kelimelerle hisleri,düşünceyi,geçmişi kontrol eden bir ütüpyoyı gözler önüne seriyordu.Kötü,iğrenç,berbat yoktu mesela,artık "iyiliksiz" vardı onlar yerine.Peki bu gidişat içinde bizim sonumuz ne olur?

Üstte Cemil Meriç'e ait bir söz var,uydurma dil ve argoya bir kıyas ve bir tanım getiriyor.Ancak bizim içinde bulunduğumuz durumun acınası tarafı şu ki;üstteki resimde de gördüğünüz gibi,artık kullanılan dil hem argo hem uydurma.Kelimeler hem unutuluyor,hem yadsılaştırlıyor,hem anlamsızlaştırılıyor.

Sosyal medyada çok rastlanılan argo,sanki artık ahlaksızlık özelliğini kaybetmiş ve arınmış gibi hayatımza yerleşmeye başladı.Artık mizah hesaplarında "aq"ile bitmeyen cümle bulmak zor.Bazen komik de oluyor doğru.Ama belki de farklı kelimelerle çok daha samimi,çok daha komik,çok daha anlamlı cümleler kurulabilirdi?

Ama artık ihtiyaç duymuyoruz kelimelere.Artık twitterda 140 harfe alelacele sıkıştırıyoruz meramımızı.Allah rahatlık versin hayırlı geceler diyen yok artık,veya eyvallah Allah razı olsun diyip hayır dua eden de yok."ARV ve ARO"larımız var artık.

İnsanlığımızı,kalbimizi,kendimizi ifade etmeyi kaybediyoruz.İşin ironik kısmı gelişen teknolojiyle artan yalnızlıkla derdimizi de anlatamıyoruz,kendi oluşturduğumuz bu durumdan kendimiz yakınıyoruz.Bu gurur hepimizin.Necip Fazıl'dan bir şiir de derdimizi anlatır belki.

Bıçak soksan gölgeme, 

Sıcacık kanım damlar. 

Gir de bir bak ülkeme: 

Başsız başsız adamlar... 

Ağlayın,su yükselsin! 

Belki kurtulur gemi. 

Anne, seccaden gelsin; 

Bize dua et,emi!  (n.f.k)

22 Eki 00:42

Necip Fazıl aslında derdimizi anlatan o kadar çok şiir ile dile getiriyor ki bu konuları ancak günün modasına göre okuyoruz ve anlıyoruz ne yazık ki. 140 kelimeye ne sığarsa artık öyle değil mi! iyi bir metin daha, kalemine sağlık.. .

26

Ni̇da Tandoğan

Puan: 2.42

İmam mı Şortlu Kız mı? Bence Ümran!

Ni̇da Tandoğan yazdı, 1657 kez okundu, 3 kişi beğendi, 5 yorum yapıldı.
Aslında her şey On Beş Temmuz gecesi vatan görevini ifa eden imamların sadece “sela” okuduğu için dövülmesi ile başladı. Evet sela,o muhteşem direniş gecesinin sembollerinden biri ve sadece On Beş Temmuz’un değil yıllar önce Türk Milletinin Kurtuluş Mücadelesinin de sembolü aynı zamanda. İmamlara ka
27
okuma modu
devamı...

b4682d5fbebbce2e63ecca8db12de34e1477739878

Aslında her şey On Beş Temmuz gecesi vatan görevini ifa eden imamların sadece “sela” okuduğu için dövülmesi ile başladı. Evet sela,o muhteşem direniş gecesinin sembollerinden biri ve sadece On Beş Temmuz’un değil yıllar önce Türk Milletinin Kurtuluş Mücadelesinin de sembolü aynı zamanda. İmamlara karşı yapılan davranışlar toplumun hiç bir kesimi tarafından hoş karşılanmadı. Bunu yapanlar da zaten üç beş sivri uçtan başkası değildi. İşte bu üç beş sivri uç yaşanmış olduğunu düşündüğüm ama artık başka taraflara çekildiğini hissettiğim başka bir olayı daha servis etti medyaya. Burası Türkiye Cumhuriyeti ve 93 yıldır böyleydi böyle kalacak dediğim bir 29 Ekim günü işte bu güce karşı oynanan oyunları,manipülasyonları yazma isteği hasıl oldu bende. En başta şunu söylemeliyim ki “Hanımlarınızı üzmeyin. Onlar Allahü Teala’nın size emanetidir. Onlara yumuşak olun,iyilik edin!”(Müslim) diyen bir Peygamberin ümmetiyim ve kadın haklarını bildirilerden değil doğrudan dinimden öğrenirim.Olayı duyduğumdaki tepkimde biraz önce kurduğum cümlelerden farksızdı.İlerleyen günlerde Twitterın çok konuşulanlar listesinde bir başlık gördüm. “Ayşegül Terziye Adalet!” Bir dakika ne oluyor ya daha geçen gün kahraman şehit Ömer Halisdemir’in ailesine açıldığı iddia edilen tazminat davasıyla sarsılan gündemde şimdide darbeci Semih Terzi’nin ailesinden birine adalet mi dileniyorlar dedim kendi kendime. Gündemdeki haberleri tarayınca gerçeği anladım,meğer şortlu kızın adı Ayşegül soyadı da ne tesadüf ki “Terzi” imiş. Daha sonra Ayşegül Terzi ile ilgili davanın haberlerini okudum. Duruşmada sanığın ifadesinde şu cümleler yer alıyor: “Murat diye bir hoca efendi vardı. Bu hoca efendiye gitmiştim 2 yıl önce. İlaç vermişti bana iyi olmuştum. Bu hoca efendi en son hastalığım kendi kendime konuşma hallerim artmıştı. Aradım kendisini ilaçları bana göndermesini istedim…..”

Terziler,hocaefendiler,yüzyıllardır birlikte yaşamayı bilmiş hoşgörü timsali bu milletin asla ve asla kabul etmeyeceği olaylar üzerinden istismar edilen duygular… Ve ne yazık ki bunlara göremeyen gözlerin “Bu ülkede adalet yok” diye şaha kalkması.Eğer adaletten bahsedeceksek en büyük adaletsizlik benim ülkemde oynanan böylesi bayağı oyunlardır. Peki neden Ümran? Çünkü ben bunları yazarken Halep’e İdlib’e bombalar yağıyor. Ey Adalet ve İnsan Hakları savunucuları dün Daeş’in Musulu savunmak için SEKİZ BİN AİLEyi canlı kalkan olarak kullandığından haberiniz var mı? Dünya fokur fokur kaynıyor. Kaynayan bu kadar kazanın arasında ortalığa atılmış yemlere dadanmak. Komik!

01 Kas 16:22

Yaşanmış bir olaya karşı bir olay servis edip bunu medyaya sürmek ayrıştırmak bunun da altını çizeyim herhangi bir kesimden insanın dökülmesini kabullenmediğimi de zaten belirttim,nasıl anlamak isterseniz.

01 Kas 16:19

Yazımda farkettiyseniz imamların dövülme hadisesini her kesimden insan kabullenmedi ama bunu sulandırmak için bu olay servis edildi dedim,ne demek yem!Müezzinler darbe girişimi gecesi dövüldü sıradan bir gün de değil!

28

Bulut Sever

Puan: 7.5

Sonbahar Çocukları

Bulut Sever yazdı, 519 kez okundu, 4 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
Dudaklarımızı kıpırdatmaksızın kısa ve sessiz cümlelerce bağırıyoruz.Yüreklendiriyoruz tuşlarımızın alınlarından tutarak. Hiçbir yerle her bir yer arasında gidip geliyor, günün sonunda elbette uyuyoruz; sessizce.Sonbahar da bitmek üzere…Sararmış yapraklar şehirlerarası yolların süsü olmaktan çıkmışt
29
okuma modu
devamı...

dbade12e6b814bc6cb88367e7d5f9f401477660968

Dudaklarımızı kıpırdatmaksızın kısa ve sessiz cümlelerce bağırıyoruz.

Yüreklendiriyoruz tuşlarımızın alınlarından tutarak. Hiçbir yerle her bir yer arasında gidip geliyor, günün sonunda elbette uyuyoruz; sessizce.

Sonbahar da bitmek üzere…

Sararmış yapraklar şehirlerarası yolların süsü olmaktan çıkmıştır artık.

Gidebilene aşk olsun!

Tabiat parkı adı verilen eski zaman olağanlıklarını seyretmeden deklanşörün yakınlığına vasıl olmakla ilgili beğenilerimiz var; ne büyük bir lüks ya da sıradanlıktır belki de bu.

Sonbaharda neden yapraklar kurur diye düşünmeden ömür mü geçiyor ne.

Ağaçların bin bir sabırla besleyip büyüttükleri çocukları olan yapraklar hiç zamansız kurumaz hâlbuki.

Ağaçlar hiç ağlamaz onlar kurudukça…

Yerle yeksan oldukça ve rüzgârla savruldukça.

Sahi yapraklar neden kurur?

Her gün minicik yapraklar dökülmekte hemen yanı başımızda. Yemyeşil, zamanını bekleyen yapraklar zamansız dökülür.

Ümmetin vahdeti diye diye tekfir edenler ümmeti, ümmetin vahdetine merhem olacak küçücük yaprakları döker her gün.

Kaçak ormancılar baltalarını bırakmış, yorulmuyorlar artık piknik yapmaktalar. Keyifleri yerinde nasıl olsa, gülüyorlar; ağlanacak halimizi bilmeden biz de gülüyoruz.

Hani şehadet parmağını göğe uzatıp da için için bağırdığın o yer işte şurada bak.

Ekranların sarhoşluğunda ne kuklalara galip gelirsin, ne kaçak ormancılara.

Sahi büyümesi gereken yeşil yapraklar neden kurur zamansız?

Zamansız sonbahar çocukları yeşil yeşil savrulurken rüzgârda…

Sabah ve akşam, gün ve gece, günlerce ve gecelerce solarken minicik bedenleri, ufak bir fotoğraf karesinde yitip gidiyorlar.

Sonbahar çocukları, hep sonbahar…

Arkalarını dönmüş, küsmüş gidiyorlar.

Bizim çocuklarımız.

30
Kapat