Türkiye

Yıl 2 Sayı 12
Aylık ücretsiz blog dergisi
www.geornalist.com
ARALIK 2016

Abdullah Fakiroğlu

Teşekkürler Obama 

İÇİNDEKİLER

Teşekkürler Obama 
Abdullah Fakiroğlu / İSTANBUL
Henüz Yolun Çok Başındayız 
Abdullah Fakiroğlu / İSTANBUL
Gişede Dağ Gibi Büyüyen Film
Yamanduruş / SAKARYA
Kemalistlerin Yeni Müttefikleri 
Abdullah Fakiroğlu / İSTANBUL
Türk Milliyetçiliği Ve İslamiyet Üzerine Bir Araştırma
Sezer Emlik / BARTIN
Zamanda Seyahat Mümkün Mü?
Lagari Alıntılar / İSTANBUL
"yıkılış" Ertuğrul Mu Acaba?
Sıla Münir / İSTANBUL
İstanbul'dan Anadolu'ya Geri Dönüş Var
Ahmet Demir / İSTANBUL
Babıâli'de Nazım Hikmet
Bulut Sever / İSTANBUL
Zor Olanı Konuşmak 
Abdullah Fakiroğlu / İSTANBUL
Türk Nedir Kimdir? Bilimsel Ve Duygusal Yönü
Sezer Emlik / BARTIN
Irkçılık Ve Milliyetçilik Üzerine Bir Araştırma
Sezer Emlik / BARTIN
Dersanelere Vurulan Kilit Hillary'yi De Bitirmiş Olabilir
Ali Turan / İSTANBUL
"küresel Düzenmis, Üst Akılmış"
Ertuğrul / İSTANBUL
Enformatik Cehalet Nedir?
Sezer Emlik / BARTIN
#aladağ
Ömer Poyraz / İSTANBUL
Bir Dost Olarak Tinnitus
Hatice Kara / ANTALYA
Diyanetin Tepki Gösterdiği Sansasyonel Filme Dair
Yamanduruş / SAKARYA
Bu Sefer Onlar Geldi
Açık Mavi / ANTALYA
Kürtçe Bir Dil(!) Midir?
Sezer Emlik / BARTIN
The Turk
Açık Mavi / ANTALYA
Kime Göre Ortadoğu?
Sezer Emlik / BARTIN
Sömürge Eğitimi
Sezer Emlik / BARTIN
Parti İçi Demokrasi 
Abdullah Fakiroğlu / İSTANBUL
Kuantum Fiziğinde Zamanda Seyahat Mümkün Mü?
Lagari Alıntılar / İSTANBUL
Dilime Gelen Her Ne İse Söyledim.
Dio Pane Libertà / KOCAELI
Chp'nin Sorunu, Erdoğan Korkusu
Kontak Adamı™ / İSTANBUL
Anti-Madde Ve Farklı Evrenler
Lagari Alıntılar / İSTANBUL

Abdullah Fakiroğlu

Puan: 19

Teşekkürler Obama 

Abdullah Fakiroğlu yazdı, 2170 kez okundu, 59 misafir olmak üzere 62 kişi beğendi, 7 yorum yapıldı.
Sekiz yıl öncesini iyi hatırlıyorum. ABD'nin ilk siyahi başkanı olan Obama etrafında dönen hayalleri. Gazetelerde düzülen Obama methiyelerini. Obama kazanacak ve dünya artık barışın egemen olduğu mutlu bir köye dönecekti. Obama öyle büyük bir umuttu ki İsrail Gazze'ye düzenlediği saldırıyı Obama'n
1
okuma modu
devamı...

3c67302dc1befee97d1278c2f44c565c1478674354

Sekiz yıl öncesini iyi hatırlıyorum. ABD'nin ilk siyahi başkanı olan Obama etrafında dönen hayalleri. Gazetelerde düzülen Obama methiyelerini. Obama kazanacak ve dünya artık barışın egemen olduğu mutlu bir köye dönecekti. 

Obama öyle büyük bir umuttu ki İsrail Gazze'ye düzenlediği saldırıyı Obama'nın yemin töreninden önce durdurmuştu. Başkanlığa gelişi bile katliamları durdurmaya yetiyordu.

Aradan geçen 8 yılın özetini yapmaya gerek yok. Obama Bush dönemine rahmet okutacak şekilde dünyayı kan gölüne çevirdi. Bunu ya direkt ABD eliyle yaptı ya da sessiz kalarak destekledi. Sekiz sene öncesinden farklı olarak dünya savaşının ne zaman çıkacağı konuşulur oldu. 

ABD'de bugün yeni başkan belli oldu. Trump ABD'nin yeni başkanı oldu. Bu sonuç tıpkı sekiz yıl öncesi gibi Türkiye'de sevinçle karşılandı. 

Hayır, bu sefer kimse Trump'dan Obama'dan beklediğini beklemiyor.  Trump'da zaten Obama'nın kullandığı yaldızlı cümleleri kullanmıyor. Beklenen ABD'nin içine kapanması hatta tercihen iç karışıklığa girmesi. Bu biraz zor olacak, farkındayız ama beklentimiz artık değişti. 

Obama kendisinden beklenen zihniyet değişimini belki sağlayamadı ama, ABD'den şifa bekleyen milyonları ABD'den nefret ettirdi. Sekiz sene önce dünya kurtulacak diye Obama'yı beklerken bugün ABD acaba dağılacak mı diye Trump desteklenir oldu. 

Sırf bu nedenle Obama iyi bir teşekkürü hak ediyor. Teşekkürler kara derili adam. Dünyaya ABD'nin gerçekten bir rüya olduğunu gösterdiğin için. İnşallah Trump senin açtığın yolda ilerleyerek ABD'nin son başkanı olur. Dünyanın buna gerçekten ihtiyacı var. 

13 Oca 19:37

Misafir

At last! Something clear I can unersdtand. Thanks!

10 Kas 08:58

Obama başkan seçildiği zaman en büyük farkı siyah olmasıydı. Siyah bir Amerikalı, ABD başkanı olmuştu. ona istinaden söyledim.

2

Abdullah Fakiroğlu

Puan: 19

Henüz Yolun Çok Başındayız 

Abdullah Fakiroğlu yazdı, 2592 kez okundu, 37 misafir olmak üzere 38 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
“İngiltere’de bir hesaba 13 milyon 200 bin dolar göndermişsin. Neden gönderdin? Hatırlamıyorum isim söyleyin.” Bunlar, Boydak Holding eski Yönetim Kurulu başkanı Hacı Boydak’ın mahkemedeki ifadelerinden. Hacı Boydak Türkiye’nin en büyük Holdinglerinden birinin başındayken şimdi Fethullahçı Te
3
okuma modu
devamı...

63f758b2d6149802803bae3a7e03ddf11478167491

“İngiltere’de bir hesaba 13 milyon 200 bin dolar göndermişsin. Neden gönderdin? Hatırlamıyorum isim söyleyin.” Bunlar, Boydak Holding eski Yönetim Kurulu başkanı Hacı Boydak’ın mahkemedeki ifadelerinden.

Hacı Boydak Türkiye’nin en büyük Holdinglerinden birinin başındayken şimdi Fethullahçı Terör Örgütü davasının sanıklarından biri. Hacı Boydak ile FETÖ’nün ilişkisi sır değil. Kendisi de zaten bunu kabul ediyor. Youtube’da basit bir araştırma yapıldığında bu anlaşılacaktır. Link 1 Link 2

Mart ayında gözaltına alındığında eski Cumhurbaşkanımız Sayın Abdullah Gül kendisiyle ilgili şu cümleleri kurmuştu: "Boydak ailesi çalışkanlığıyla, dürüstlüğüyle, hayırseverliliğiyle bilinen bir aile. Türkiye'nin önemli sanayicilerinden. Ümit ederim ki daha fazla rencide edilmezler" Abdullah Gül, Boydaklar hakkındaki olumlu görüşlerini mahkemede tekrar eder mi, bilmiyorum. Ona yakışan Mart ayında söylediklerini tekrar etmesidir.

Abdullah Gül’ün söylediklerinin önemi şuydu. İktidar İslami görünümlü bir yapının devleti ele geçirmesine engel olmak için bir takım operasyonlar yapıyor ve buna iktidar partisini kuranlardan, o partiyle bakanlık, başbakanlık yapmış daha sonra cumhurbaşkanlığı yapmış en etkili isimlerden biri tepki gösteriyor. Bırakın iktidara sempati beslemeyen kitleleri, Ak Partiye oy vermiş kitlelerde bile bir acaba hissiyatı oluşturur. Nitekim oluşturdu da.

Abdullah Gül’ü en son canlı dinlediğim yer 15 Temmuz sonrası Kısıklı’da aralıksız devam eden nöbetlerden biriydi. Abdullah Gül’ü takdim eden sunucu, “Sayın Cumhurbaşkanımızla arasına nifak tohumu ekmeye çalışanlara inat onlar hep birlikte yürüdüler” minvalinde sözler söylemişti. O gün olağanüstü hal ilan edildiğinden Sayın Abdullah Gül’ü tam olarak dinleyemedik.

FETÖ o kadar ilginç bir yapılanma ki memleketin en güçlü sanayicilerinden birini yanına çekiyor( ya da yanındakilerden birini memleketin en büyük sanayicilerinden biri haline getiriyor) ve kendisiyle amansız bir savaşa girdiği iktidar partisinden bir çok yetkili/etkili ismi kendisine destek verecek hale getiriyor. Düne kadar Fethullah Gülen’e demediğini bırakmayan Cumhuriyet yazarları konu paralel devlet yapılanmasına gelince “evet Fethullah Gülen’e karşıyız ama kendisinin terörist olduğunu düşünmüyoruz” diyebiliyor.

15 Temmuzdan sonra, Hakan Şükür, Atalay Filiz ve Enes Kanter üçgenine hapsedilen bir tartışma dönüyor. İnşallah bu kırılıp Boydaklar gibi FETÖ’ye can suyu veren iş adamı, siyasetçi vd etkili insanları konuşabiliriz.

05 Kas 12:35

Misafir

Konunun başı var ama sonu yok kısa olmus bir yazi yani kunuyu tam açıklayıcıliga kavusturmalisiniz

4

Yamanduruş

Puan: 3.13

Gişede Dağ Gibi Büyüyen Film

Yamanduruş yazdı, 2496 kez okundu, 78 misafir olmak üzere 81 kişi beğendi, 3 yorum yapıldı.
Bir devam filmi olan "Dağ 2", Irak’ta kaçırılan antimilitarist bir kadın gazeteciyi kurtarmak için MAK (Muharebe Arama Kurtarma) Timinde gizli görevli olan 7 bordo berelinin hikayesini konu alıyor. Dağ filminin devamı gibi gözükse de, birkaç gönderme ile ilk filme bağlanan yapımın başrolleri aynı, f
5
okuma modu
devamı...

9c82f9748d84e39cc4dc5306b95b39931480370066

Bir devam filmi olan "Dağ 2", Irak’ta kaçırılan antimilitarist bir kadın gazeteciyi kurtarmak için MAK (Muharebe Arama Kurtarma) Timinde gizli görevli olan 7 bordo berelinin hikayesini konu alıyor. Dağ filminin devamı gibi gözükse de, birkaç gönderme ile ilk filme bağlanan yapımın başrolleri aynı, fakat hikayesi farklı işlenmiş. (İlk filmi izlemeyenler için sıkıntı çıkarmıyor denebilir) Alper Çağlar’ın yönetmenliğini üstlendiği film, 1.700.000 TL’lik bütçesine rağmen yer yer Hollywood kalitesinde bir iş ortaya koymayı başarıyor.

MAK Timlerinin varlık amacı risk ve tehdit ne olursa olsun geride bir kişi bile bırakmamaktır. 7 kişiden oluşan bir MAK Timine katılmak için oldukça zorlu eğitimlerden geçilmesi gerekmektedir. (Filmde bu eğitimlerin yer aldığı sahneler de yer alıyor) İlk filmdeki başroller olan can dostlar Oğuz (Çağlar Ertuğrul) ve Bekir (Ufuk Bayraktar), MAK Timine katılarak önce muhalif gazeteci Ceyda Balaban’ı (Ahu Türkpençe) IŞİD’in elinden kurtarmaya çalışıyor, ardından da tehdit altındaki Türkmen köyünü savunuyor.

Düşmanın Tankı Varsa Bizim Bekir’imiz Var!

Şehitlerimize ithafen yazısı ve ardından gelen etkileyici kurtarma sahnesiyle açılan film, sınırımızdaki tehlikeye karşı adeta uyarı mahiyetinde bir yapım olmuş. Milliyetçilik duygularını kabartan film, vatan sevgisinin imandan olduğu düşünülürse maalesef islamofobiye karşı kullanılabilesi sahnelerin potansiyelini değerlendirmemiş.

"Er Ryan’ı Kurtarmak" filmini bize bazı sahnelerde anımsatan yapım, Türk Silahlı Kuvvetlerine ait gerçek silahlar, helikopter ve uçakların da kullanımı ile gerçeklik duygusunu oldukça artırıyor. Tabii, bunda da özellikle çatışma sahnelerindeki başarının katkısı yadsınamaz..

Bu film Amerikan Filmi Değil! Savaş Uçakları Kurtarmıyor!

Yer yer sırıtan efektler, tempo sorunu, patlatılan kamyonun gösterilmemesi gibi aksaklıklarına rağmen; çekim kalitesi, etkileyici sahneleri, konusu, oyuncuların samimi ve başarılı performansları gibi nice faktörlerden dolayı özellikle erkek seyircilerin dikkatini çeken “Dağ 2” gişeyi adeta sallıyor.

Muhtemelen askeri ortamdaki erkeksi muhabbetleri yansıtma adına belaltı konuşmaların varlığı yaşı küçük izleyiciler için çok da uygun olduğu söylenemez. (Yaşı küçükler de yaş sınırına aldırmadan filme gittiği/götürüldüğü için uyarma ihtiyacı hissettim)

Karakterlerin öncesi ve şimdisi olarak akan film seyri de, temponun düşmesine sebebiyet veriyor. Duman grubunun coşku veren müziği ise, filme genel anlamda pozitif bir hava katmayı başarıyor.

Bir Ölür, Bin Diriliriz!

Sonuç itibariyle; “büyük şirketler gişe getiren film çeker” algısının kırılmasına katkıda bulunan yapım, muhtemelen bazı yönleriyle örnek aldığı "Er Ryan’ı Kurtarmak" filminin 70 milyon dolarlık (yaklaşık 240.000.000 tl) bütçeyle çekildiği düşünülürse, hemen hemen Hollywood kalitesinde bir iş sunan filmi ve ekibini kutlamak gerekir. Özellikle, hassas dönemlerden geçtiğimiz günlerde birçok yönüyle çoğu seyirciye iyi geleceğini düşünüyorum. İlk filme göre daha kaliteli, TSK’dan ciddi destek alınmasının da hakkını veren, ortalamanın üzerinde, beklentileri abartmadan izlenilesi yapım için şimdiden “Dağ 3” hayırlı olsun..

NOT: Şiddet sahnelerinin oldukça yoğun olması sebebiyle, bu konuda hassas olan seyircileri uyarmak durumundayım.

Dağ 2

Film Notu: 7.5

Yönetmen: Alper Çağlar

Oyuncular: Çağlar Ertuğrul, Ufuk Bayraktar, Murat Serezli, Ahu Türkpençe, Atılgan Gümüş, Emir Benderlioğlu

Tür: Savaş, Aksiyon, Gerilim, Dram

Filmin Yaş Sınırlaması: 13 yaş ve üzeri izleyici kitlesi için uygundur. Şiddet veya korku öğeleri içerir. Olumsuz örnek oluşturabilecek davranışlar içerir.

02 Ara 18:41

Yamanduruş

Puan: 3.13

bazı yönleriyle örnek alıp, bazı sahneleriyle anımsattığı için ve yer yer Hollywood kalitesinde bir iş ortaya koymayı başardığı için.. asla kıyaslama değil (Er Ryan kalitesi, bütçesi belli), örneğini ne ölçüde yakalayabilirliğini ortaya koymak için

02 Ara 18:09

Misafir

Er ryan'i kurtarmak ile bu filmi karsilastirmaniz, er ryan'i kurtarmak filmine haksızlık olur

6

Abdullah Fakiroğlu

Puan: 19

Kemalistlerin Yeni Müttefikleri 

Abdullah Fakiroğlu yazdı, 563 kez okundu, 21 misafir beğendi, 1 yorum yapıldı.
2008 yılında Atatürk belgeselini yapan Can Dündar’a belgeselde Atatürk’ü içkici ve diktatör olarak gösterdiği için büyük tepki gösterilmişti. Cumhuriyet Gazetesinin başını çektiği Kemalist çevreler Can Dündar’ı neredeyse aforoz edecekti. Aradan geçen süre sonunda Can Dündar Cumhuriyet Gazetesinin G
7
okuma modu
devamı...

e3c8cebfff9e6bfe639309a3625c26ae1478428445

2008 yılında Atatürk belgeselini yapan Can Dündar’a belgeselde Atatürk’ü içkici ve diktatör olarak gösterdiği için büyük tepki gösterilmişti. Cumhuriyet Gazetesinin başını çektiği Kemalist çevreler Can Dündar’ı neredeyse aforoz edecekti. 

Aradan geçen süre sonunda Can Dündar Cumhuriyet Gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni oldu, şimdilerde batı ülkelerde gezip Türkiye’nin İŞİD’e silah yolladığı yalanını yaymakla meşgul oluyor. 

2008 yılında  yaşanan garip olaylardan biri de DHKPC  terör örgütünün lideri Dursun Karataş’ın vefatı sonrası Karataş’ın ailesinin verdiği teşekkür ilanını Cumhuriyet Gazetesinin yayınlamasıydı. DHKPC şimdilerde PKK’nın yancısı olarak Alman istihbaratının verdiği görevleri yerine getirmekle meşgul. Cumhuriyet Gazetesi de DHKPC’nin terör eylemlerinin reklamını yapmakla meşgul. 

2008 yılında Mustafa Balbay’ın Ergenekon Operasyonu sonrası tutuklandığını , İlhan Selçuk’un iki gün gözaltına alındığını, Mustafa Balbay’ın köşesinin yıllarca boş bırakıldığını, Balbay hapisten çıktıktan sonra Cumhuriyet Gazetesinde yazamadığını da hatırlatalım. Aynı Balbay’ın birkaç ay önce yazdığı Cumhuriyet gazetesi eleştirisine rağmen Cumhuriyet Gazetesine yapılan operasyona çok sert tepki gösterdiğini de unutmayalım. 

Amacım 2008-2016 kıyaslaması yapıp var olan tutarsızlığı gösterip bazılarını ikna etmek değil. Zira bende 2008 yılında durduğum noktada değilim. Azılı bir Erdoğan muhalifiyken şimdilerde “Reisci” olmam gözünüzden kaçmamıştır. Yazının konusu bu olmadığı için bu bahsi şimdilik geçelim.

Sosyal medyada, gazetelerde yaşanan bu olaylardan sonra Cumhuriyet Gazetesi okuyan “masum Kemalistlerin” bu yaşananlara tepki göstermesini bekleyenler oldu. Aslında Cumhuriyet Gazetesi okuyucuları tepki göstermeye alışkın. Vaktiyle Hasan Cemal’e karşı ilhan Selçuk’un başını çektiği grubu destekleyip gazetenin tirajını neredeyse yüzde 50 düşürmüşlerdi. Oysa şimdilerde gazete okuyucularından gelen bir tepki yok.

Benzer bir tepkisizlik Cumhuriyet Halk Partililerde de yaşanıyor. Öyle ya, koskoca Atatürk’ün kurduğu parti (aslında mevcut CHP’yi Atatürk değil Deniz Baykal kurdu ama ) son yıllarda PKK’ya destek veren bir hale geldi. Sadece PKK mı? Bugün CHP’nin FETÖ’den sorumlu belediye başkanları, milletvekilleri var. Düşünün Beşiktaş gibi laikliğin kalesi bir ilçenin belediye başkanı FETÖ’ye aleni destek veriyor ama CHP seçmeni sessiz. Mahmut Tanal ve nöbetçi FETÖ destekçisi vekiller de cabası.

Düşünün CHP’de böyle bir ortamda bile Kemal Kılıçdaroğlu ve parti yönetimine güçlü bir muhalefet çıkmadı. Genel Başkan adayı olarak ismi geçen, geleneksel CHP’nin temsilcileri aday olmadılar ve parti mevcut yönetimle devam ediyor.

Bugün CHP’nin gittiği yok, HDP ile birleşmeye doğru gidiyor. CHP bünyesinde gerçekleşeceğini öngördüğüm bu birleşme aslında HDP’nin CHP’yi tamamen ele geçirmesi şeklinde gerçekleşecek. CHP seçmeninden bir tepki var mı elbette yok.

Tıpkı Cumhuriyet Gazetesi okuyucuları gibi CHP seçmeni de yaşananlara tepki göstermiyor. Bu iki sessizliğin sebebini okuyucu/partili kitlelerin yaşananlardan haberi olmamasına bağlayanlar feci şekilde yanılıyor. Evet ana akım medyada bu garabet durum tam manasıyla paylaşılmıyor ama sokaktaki kitle yaşananların farkında ve tepki göstermeyerek bu durumu desteklediğini gösteriyor. İspat edelim belki birileri tepki gösterir düşüncesi de kusura bakılmasın ama beyhude bir çaba. Zira ortada karşıdan karşıya geçecek zekâya sahip bir insanın rahatlıkla anlayacağı onlarca veri var.

Atatürkçü, Kemalist, laik kitlenin öncelikli beklentisi Recep Tayyip Erdoğan ve onun şahsında Ak Partinin devrilmesi ve mütedeyyin insanların bir daha bu kadar etkin olmamasının sağlanması. Bunun için bırakın FETÖ veya PKK ile işbirliğini Batı İttifakı tarafından gerçekleşecek bir işgale bile razılar. Acı ama bu gerçeği kabul ederek ne gereksiz uzlaşma çabalarını bir kenara bırakarak yola devam etmeliyiz.

8

Sezer Emlik

Puan: 2.62

Türk Milliyetçiliği ve İslamiyet Üzerine Bir Araştırma

Sezer Emlik yazdı, 1488 kez okundu, 38 misafir olmak üzere 39 kişi beğendi, 8 yorum yapıldı.
Günümüzde en çok tartışılan hatta eleştirilen bir konuya değinmek istiyorum bu yazımda. Milliyetçilik ve İslam. Evet, benim ve çevremdeki insanların en çok tartışma konusu yaptığı bir mesele olarak karşıma sürekli çıktığı için bu meseleyi ele almak istedim. Bu konuya açıklık getirmeden önce toplumda
9
okuma modu
devamı...

84e8c3ca14810b4bf8da37bbb9789c031479758928

Günümüzde en çok tartışılan hatta eleştirilen bir konuya değinmek istiyorum bu yazımda. Milliyetçilik ve İslam. Evet, benim ve çevremdeki insanların en çok tartışma konusu yaptığı bir mesele olarak karşıma sürekli çıktığı için bu meseleyi ele almak istedim. Bu konuya açıklık getirmeden önce toplumdaki anlam kargaşasından bahsetmek istiyorum. Bu mesele üzerine tartışan insanlara her şeyden önce “ Milliyetçilik Nedir? “ sorusunu yöneltiyorum. Çünkü bu kavramı bilmeden tam manasını anlamadan eleştirmek doğru olmayacaktır. Bu kavram kimisine göre “ ırkçılık “ kimisine göre “ toplumu ayrıştıran bir kavram “ kimisine göre “ bir milletin kendi çıkarları için çalışması “ olarak karşımıza çıkar. Toplumda çıkıp bu soruyu yönelttiğimiz zaman binlerce farklı cevap alacağımızdan eminim. Çünkü toplumumuz dış mihraklar tarafından sürekli bir anlam kargaşasına maruz kalmaktadır. Herkesin aklında farklı fikirler mevcuttur. Sadece bu konuda değil diğer kavramlarda da anlam kargaşası mevcuttur. Bu sorunu çözmek için en başta yapılması gereken milliyetçilik kavramının açıklığı kavuşturulmasıdır. Bu kavram özellikle İslam’ın yasakladığı “ ırkçılık “ kavramı ile eş anlamlı tutulmaya çalışılıyor. Irkçılık kelime manası olarak “ Kendi ırkını öteki ırklardan üstün sayma ve siyasal tutumunu buna dayandırma eğilimidir. “ Yani ırkçılıkta bir ırkın diğer ırka karşı üstünlük duyguları beslemesidir. Bu üstünlük duygusu yaratılıştan gelen bir üstünlük olarak ele alınmaktadır. Milliyetçilik ise tek kelimeyle “ ulusculuk “ olarak karşımıza çıkar. Ulusculuk ise bir kişinin mensup olduğu ulusa, millete ait hissetmesi, o milletin mutluluğu için çalışması, kültürünü töresini yaşatması, ecdadına büyük bir minnettarlık beslemesi manasına gelmektedir. Milliyetçilik, psikolojik olarak “ mensubiyet duygusu “dur. Yani kendini bir millete ait hissetme, o milletin içinden geldiği, o millete ait olduğunu hissetme duygusudur milliyetçilik. Anlamları karıştırılan bu kelimeleri açıkladıktan sonra İslam’ın milliyetçiliğe olan bakış açısına bakmak konuyu aydınlatma açısından faydalı olacaktır. Bu konuda şöyle bir hadis rivayet edilmiştir: Vasile b. El-Eska’ anlatıyor: Hz. Peygamber (a.s.m)’e “Kişinin kavmini sevmesi asabiyet/ırkçılık sayılır mı?” diye sordum. “Hayır, asabiyet/ ırkçılık, kişinin kavminin yaptığı zulmüne yardımcı olmasıdır.” diye buyurdu. (bk. Ahmed b. Hanbel, 4/107; Mecmau’z-zevaid, 6/244). Bu açıdan bakıldığı zaman kendini bir kavme, millete ait hissetmek İslam’ın karşı çıktığı meselelerden değildir. Psikolojide sevmek “ yakınlık duymak “ olarak açıklanmaktadır. İnsanın soyuna, kültürüne, din, ahlak ve töresine, ecdadına yakınlık duyması onu sevmesi zorunlu bir durumdur. Bizim milliyetçilik anlayışımızı ele aldığımız zaman bu anlayış kendi milletinin geçmişine, kültürüne, geleneğine, örf ve adetlerine yakınlık duymak, sahip çıkmak ve onları her durum ve ortamda savunmak olarak değerlendirilebilir. Milliyet, bir duygu olarak bütün milletlerde mevcuttur. Bu duygunun doğal bir sonucu olarak insanlar milletini korumak, mutlu kılmak ve yüceltmek için gayret sarf ederler. İşte gerçek milliyetçilik budur. Milliyetçilik doğal, beşeri ve normal bir duygudur. Asıl normal olmayan duygu ise ait olduğu milleti sevmemek, onun kültürünü benimsememek; kendi kültürü yerine yabancı kültürleri benimsemek; ecdadına, tarihine düşman olmaktır. Bu sebepten ötürü Türk Milleti’nin milletini sevmesi onu yüceltmek için mücadele etmesi, kendi kültürünü benimseyip onu sevmesi, geliştirmek için çalışması zorunludur. Bu ait olma duygusunun doğal bir sonucudur. İnsanlar ait oldukları milletin kültürünü severek, yaşatarak ve milletinin mutluluğu için mücadele edere milletine hizmet ederler. Yukarıda dediğimiz gibi bu, ait olma duygusunun doğal bir sonucu olarak karşımıza çıkar. Milliyetçilik bu pencereden değerlendirildiği zaman İslam’a aykırı hiçbir durum ortada yoktur. İslam, yukarıda zikrettiğimiz hadiste belirtildiği üzere insanın milliyetini sevmesine, onun mutluluğu için çalışmasına herhangi bir yasak getirmemiştir. Ancak bu milliyetçilik anlayışı ne zaman ırksal olarak üstünlük noktasına gelirse işte o zaman İslam ile ters düşecektir. Bir ırkın diğer ırklardan üstün olduğunu iddia etmek, onun üstünlüğünü savunmak ve siyasal, kültürel ve toplumsal olarak bunu baskı yoluyla kabul ettirmek İslam’ın yasakladığı bir unsurdur. Ancak bizim milliyetçilik anlayışımızda böyle bir durum asla söz konusu bile olamaz. Bizim milliyetçilik anlayışımız ait olduğu milletin geçmişteki yaptıkları ile gurur duyma, onları anlatma, ecdadını sevmek, milletinin kültürünü, örf ve adetlerini sevmek, yaşatmak ve milletinin mutluluğu için çalışmaktır.

22 Kas 23:44

Sezer Emlik

Puan: 2.62

Asıl sorun Ulus Anlayışı değil, Ulus Anlayışının gerçek mahiyetini, amacını, gücünü tam olarak idrak edememiş, yorumlayamamış, farkına varamamış zihinlerdir. Suçu başkalarında aramamalıyız. Biraz da kendimize bakmalıyız sayın okur. Selametle...

22 Kas 23:42

Sezer Emlik

Puan: 2.62

Günümüze gelecek olursak, günümüzde bu anlayışın milletin değerleriyle ters düşen nesiller yetiştirmesini söylemişsiniz. Yüzyıllar boyunca böyle bir nesil yetişmemiş günümüzde yetişmiş ise bu Ulus Anlayışının suçu değildir.

10
Kapat