Türkiye

Yıl 3 Sayı 2
Aylık ücretsiz blog dergisi
www.geornalist.com
ŞUBAT 2017

Ozan Bilican

Partili Ve Cumhursuz Cumhurbaşkanlarımız

İÇİNDEKİLER

Partili Ve Cumhursuz Cumhurbaşkanlarımız
Ozan Bilican / İSTANBUL
Işid'i 90 Sene Önceden Tanimak
Ozan Bilican / İSTANBUL
Partisiz Cumhurbaşkanı
Reşit Akpınar / ERZURUM
Mahcup Hayırcılar 
Abdullah Fakiroğlu / İSTANBUL
Çıkış Noktası 
Abdullah Fakiroğlu / İSTANBUL
<B>Reisçiyiz Ulan!</b>
Osman Batur Akbulut / KIRIKKALE
Chp'nin Söylem Değişikliği 
Abdullah Fakiroğlu / İSTANBUL
Başkanlik Nedir Ne Değildir ?
Mücahid Cesur / İSTANBUL
<B>Türkiye'nin Dönüşümü, Anayasa Değişikliği Teklifi</b>
Alpay Gökçe / İSTANBUL
Evet Hayir Ve Mhp
Mücahid Cesur / İSTANBUL
Ben Bunları Ünlü Olmak İçin Anlatmıyorum 2
Sıla Münir / İSTANBUL
Küresel Terör Türkiye’Ye Diz Çökecek Mi?
Abdulhamid Osmanoğlu / İSTANBUL
Yeni Nesil Kitle İmha Silahı: “Yaşam Tarzı”
Abdulhamid Osmanoğlu / İSTANBUL
"he Ya!" Diyenler, Parmakları Görelim!
Sıla Münir / İSTANBUL
Hepimiz Anadolu Çomariyiz !
Mücahid Cesur / İSTANBUL
Hesabı Kapatıyoruz 
Abdullah Fakiroğlu / İSTANBUL
Müslümanlar Ve İletişim
Mücahid Cesur / İSTANBUL
Durun Kalabalıklar Bu Cadde Çıkmaz Sokak!
Abdulhamid Osmanoğlu / İSTANBUL
Kurtlar Vadisi Mizah
Sıla Münir / İSTANBUL
Almanya’Nın Savaşı (2)
Timur Timurlenk / ÇANKIRI
Bile'den İncinir Karınca Ve Dahî
Sıla Münir / İSTANBUL
Hakikatin Bedeli... (I)
Abdurrahman / ANKARA
Almanya'nın Savaşı
Timur Timurlenk / ÇANKIRI
Antitez
Nida Tandoğan / ADANA
Socrates'i Dün Kim Katletti?
Aşağı Tırmanan Adam / ANKARA
Aydınlanma Ve Sağlıklı Kuşkuculuk-Bölüm 1
Dio Pane Libertà / KOCAELI
Sabahattin Ali Bey
Faruk Aslan / İSTANBUL
İdrâkimize Pranga Vuran Hamaset Üzerine
Timur Timurlenk / ÇANKIRI
Gocuklu Babalar Ve Ayağı Öpülesi Analar
Sıla Münir / İSTANBUL
<B>Yüzüp Yüzüp Kuyruğuna Gelemediklerimiz</b>
Tevfik Şaban / ANKARA
Anayasalcılık Ve Hayal Kırıklığı
Dio Pane Libertà / KOCAELI
Kitaplar İnsanın Cihetini Belirler
Sıla Münir / İSTANBUL
Referanduma Dair
Sezer Emlik / BARTIN
Daeş Nasıl Bir Örgüt
Reşit Akpınar / ERZURUM
Türkiye Daeş'le Mücadelesi
Reşit Akpınar / ERZURUM
Miras
Anonim / KIRKLARELI
Trump Ve Yaşananlar Üzerine / Değerler
Dio Pane Libertà / KOCAELI
Neden Trump?
Pallor Mortiss / GAZIANTEP
Tarihten Notlar-1 (Samet Kuşçu Olayı)
Reşit Akpınar / ERZURUM
Başkanlık Mı?  Mutlak Monarşi Mi?
Nötrinov / İSTANBUL

Ozan Bilican

Puan: 7.6

Partili ve Cumhursuz Cumhurbaşkanlarımız

Ozan Bilican yazdı, 1335 kez okundu, 119 misafir olmak üzere 121 kişi beğendi, 4 yorum yapıldı.
Yeni yönetim sistemimizin oylanacağı referanduma 1-2 ay kalmışken,geçmiş Cumhurbaşkanlarımıza kısa bir göz atalım istedim. Yeni sistemin detaylarına girmeden,şimdilik sadece 'Cumhurbaşkanı partili olur mu?' sorusuna yanıt aramaya çalışacağım. 1- Mustafa Kemal Atatürk... 9 Eylül 1923'te Halk Fırkas
1
okuma modu
devamı...

Yeni yönetim sistemimizin oylanacağı referanduma 1-2 ay kalmışken,geçmiş Cumhurbaşkanlarımıza kısa bir göz atalım istedim. Yeni sistemin detaylarına girmeden,şimdilik sadece 'Cumhurbaşkanı partili olur mu?' sorusuna yanıt aramaya çalışacağım.

1- Mustafa Kemal Atatürk...

9 Eylül 1923'te Halk Fırkası'nı kurdu, 29 Ekim 1923'te Cumhuriyet'i ve devletimizin bizatihi kendisini ilan etti. 1924'te Fırka'nın isminin başına Cumhuriyet ekleyip Cumhuriyet Halk Fırkası olarak yoluna devam etti. Yeni devletimiz Türkiye Cumhuriyeti resmen kurulduğunda iktidarın ve 1. Devlet Başkanı'mızın fırkası zaten belliydi. 10 Kasım 1938'te vefat edene kadar da Kurucu Devlet Başkanımız ve 1. Cumhurbaşkanımız olarak görevine aralıksız devam etti.

2- İsmet İnönü...

Devletimizin 1. ve 3. Hükümetlerinde Cumhuriyet Halk Fırkası iktidarında yürüttüğü Başbakanlık görevlerinin ardından, 11 Kasım 1938'te olağanüstü toplanan Meclis tarafından 2. Cumhurbaşkanı,26 Aralık 1938 CHP Olağanüstü Kurultayında ise "Değişmez Genel Başkan" seçilmiştir. Mustafa Kemal Atatürk'ü Kurucu Devlet Başkanı olması sebebiyle ayrı bir kefeye koyarsak,İsmet İnönü ilk Partili Cumhurbaşkanı olarak görevini 12 yıl boyunca aralıksız sürdürmüştür.

14 Mayıs 1950'de çok partili ve ilk defa "gizli oy,açık sayım" usülüne göre yapılan genel seçiminde, Demokrat Parti'ye karşı %52'ye %40 oranı ile kaybettikten sonra da Cumhurbaşkanlığı görevinden istifa etmiştir.

3- Celal Bayar...

14 Mayıs seçim zaferinden 8 gün sonra TBMM tarafından Cumhurbaşkanı seçilmiş ve Demokrat Parti Genel Başkanlığından istifa ederek Köşke çıkmıştır. CHP'den kavgalı ayrılışı ve rakip olarak kurduğu Demokrat Partinin iktidar olduğu meclis tarafından Cumhurbaşkanı seçilmesi göz önüne alındığında pek tabii ki bu istifanın bir prosedürden ibaret olduğu aşikârdır. Celal Bayar tarihimizin 2. Partili Cumhurbaşkanı olmuştur. Kendisi aynı zamanda asker kökenli olmayan ilk Devlet Başkanımızdır. Ve 27 Mayıs 1960 darbesi ile görevinden alıkonulmuştur.

4- Cemal Gürsel...

Cumhuriyet tarihimizin ilk darbe rezaletinin ardından cuntacı subaylar (Milli Birlik Komitesi) tarafından lider kabul edilerek ülke yönetimini gasp etmiştir. Sağlık sebepleri nedeniyle 6 yıl sonra görevi bırakmıştır.

5- Cevdet Sunay...

27 Mayıs darbesinden 3 ay sonra Genelkurmay Başkanlığına atanan Sunay,Cemal Gürsel'in rahatsızlığı sonrası haliyle askerle arayı iyi tutma adına TBMM'nin Cumhurbaşkanlığı için en makul adayı oldu. 1966-1973 yılları arasında Cumhurbaşkanlığı görevini yürütmüştür.

6- Fahri Korutürk...

27 Mayıs darbesinin Deniz Kuvvetleri Komutanı, darbeci iktidarın Dışişleri Bakanı ve daha sonra Moskova Büyükelçisi Fahri Korutürk, Cevdet Sunay'ın görev süresi dolduktan sonra Adalet Partisi,Cumhuriyet Halk Partisi ittifakıyla Cumhurbaşkanlığına getirildi.

7- Kenan Evren...

Korutürk'ün Nisan 1980'de dolan görev süresinin ardından Meclis'teki partilerin uzlaşmadan uzak tavırları yüzünden 6 ay gibi bir süre devletin baş koltuğu sahipsiz kalmıştı. Ülke siyasi kaos ve sağ-sol iç savaşına sürüklenirken 12 Eylül 1980'de hazin bir Türkiye klasiği olarak asker yine yönetime el koymuştu. 1982 Darbe Anayasası ile kendisini Cumhurbaşkanı ilan eden Kenan Evren,partisiz ama aynı zamanda da "cumhursuz" bir Cumhurbaşkanı olmuştu.

8- Turgut Özal...

Mayıs 1983'te Anavatan Partisi'ni kurdu. Kasım 1983'te ise girdiği seçimden tek başına iktidar olarak çıktı. Evren'in gözetlemeleri altında sürdürdüğü Başbakanlık görevinden 6 yıl sonra tıpkı Celal Bayar gibi prosedür gereği ANAP Genel Başkanlığından istifa ederek Cumhurbaşkanlığına aday oldu. Mecliste çetin geçen bir süreçten sonra 3. oylamada 8. Cumhurbaşkanımız seçildi. 1993'te geçirdiği şüpheli kalp krizi ile maalesef vefat ederek görev süresini dolduramadı.

9- Süleyman Demirel...

Doğru Yol Partisi,Ekim 1991 genel seçimlerinden %27 alarak birinci parti girdiği mecliste,Demirel Başbakanlığında SHP ile koalisyon hükümeti kurdu. Özal'ın beklenmedik vefatından sonra Demirel Köşk'e adaylığını açıkladı. Demirel de Özal gibi prosedür gereği DYP Genel Başkanlığından istifa etti ve 3. oylamada seçilerek 9. Cumhurbaşkanımız oldu.

10- Ahmet Necdet Sezer...

3 Partinin uzlaşması ile aday gösterilen dönemin Anayasa Mahkemesi Başkanı Sezer,Mayıs 2000'de Demirel'den görevi devraldı. Devletin ilk asker ya da parti kökenli olmayan Cumhurbaşkanı olmasına rağmen; gerek Bülent Ecevit,gerek Recep Tayyip Erdoğan iktidarlarında sıkça başvurduğu veto hakkı yüzünden iki ayrı dönemin iki farklı siyasi kanadı tarafından devletin işleyişine aykırı hareket etmekle itham edildi. Yargı kökenli olması yüzünden siyasilerle idari problemler yaşadığı birçok hadise boy gösterdi.

11- Abdullah Gül...

2002'de başlayan AK Parti iktidarında kısa bir süre için Erdoğan'a vekaleten Başbakanlık,daha sonra Dışişleri Bakanlığı ve Başbakan Yardımcılığı görevlerini üstlenen Gül,2007'de Demirel gibi prosedür gereği partisinden istifa ederek,ama aynı zamanda AK Parti grubunun da ortak müzakeresiyle,Cumhurbaşkanlığına adaylığını koydu. Oldukça problemli bir sürecin sonunda hem kendisi Köşk'e çıktı,hem de AK Parti 2007 genel seçimlerinde oylarını arttırarak üstüste 2. kez tek başına iktidar olma zaferini kazandı.

12- Recep Tayyip Erdoğan...

2010 referandumunda değişen Anayasa maddeleri ile yeni Devlet Başkanı'nın halk tarafından oylanması öngörüldü. 2014'te tıpkı Gül gibi prosedür gereği partisinden istifa eden Erdoğan,Cumhurbaşkanlığı'na adaylığını açıkladı. Ağustos 2014'te yapılan ilk Cumhurbaşkanlığı seçiminin henüz ilk turunda ise %51.8 gibi bir oranla rakiplerinin önüne geçerek 12. Cumhurbaşkanımız seçildi.

...

12 Cumhurbaşkanı,

7 partili,

4 asker,

1 yargı mensubu.

...

12 Cumhurbaşkanı,

4'ü zaten darbeci,

5'inin ise bir Cumhur'u yok. (Gürsel, Sunay, Korutürk, Evren, Sezer)

Merakım şudur ki;

Cumhur'u olmayan, Cumhur'un başkanı olabilir mi?

Sistem mi değiştiriyoruz,yoksa zaten mevcut bir düzenin adını mı koyuyoruz?

26 Oca 21:27

Misafir

Güzel ve sade bi anlatım olmuş emeğinize kaleminize sağlık yeni Türkiye yolunds durmak yok yola devam

25 Oca 17:50

Gayet güze, sarih bir yazı olmuş... teşekkürler...

2

Ozan Bilican

Puan: 7.6

Işid'i 90 Sene Önceden Tanimak

Ozan Bilican yazdı, 1596 kez okundu, 78 misafir beğendi, 6 yorum yapıldı.
Önce 1925 yılına gidiyoruz. "Din-i mübini Ahmedi’yi (İslâm), kafir olan M. Kemal’in yedi zulmünden kurtarmak gazası niyetiyle hareket edildi. ... dinimizi ve namusumuzu bu imansızların elinden kurtaralım,size istediğiniz yerleri verelim. Bu dinsiz hükümet bizi de kendisi gibi dinsiz yapacaktır. B
3
okuma modu
devamı...

Önce 1925 yılına gidiyoruz.

"Din-i mübini Ahmedi’yi (İslâm), kafir olan M. Kemal’in yedi zulmünden kurtarmak gazası niyetiyle hareket edildi. ... dinimizi ve namusumuzu bu imansızların elinden kurtaralım,size istediğiniz yerleri verelim. Bu dinsiz hükümet bizi de kendisi gibi dinsiz yapacaktır. Bunlarla cihad farzdır."

Bu satırların sahibi,Türkiye Cumhuriyeti Devletine karşı başlattığı isyana destek toplamak için çevre illerdeki aşiret reislerine mektup gönderen Şeyh Sait'ten başkası değildi.

2 sene öncesi...

24 Temmuz 1923 itibariyle Lozan görüşmelerinde mutabakata bağlanamayan hususlardan biri; İngiliz işgal kuvvetlerinin elinde bulunan Musul.

Mustafa Kemal Paşa ise, Lozan görüşmelerinden evvel bulduğu her fırsatta Musul ve Kerkük vilayetlerinin Türkiye için arz ettiği önemden bahsediyor,bu vilayetler ile aramızda bulunan tarihsel bağı ön plana çıkartarak sınırlarımız içerisinde yer almaları için gerekli her tedbiri uygulayacağını söylüyordu.

Paşa'nın bahsettiği tedbirlerin içinde pek tabii ki harekat emri de yer alıyordu. Anadolu'da toprak bütünlüğü sağlanmış,Cumhuriyet kurulmuş ve şimdi sıra Musul-Kerkük'ü geri almaya gelmişti. Asırlardır sahibi olduğumuz topraklara konan İngilizlerle bir harbe dahi girişmeyi göze alabiliyordu.

1 sene öncesi...

1922 Haziran'ında Ankara tarafından bizzat görevlendirilen Yarbay Şefik Özdemir,gizlice Irak'a sızarak Musul'daki yerel isyanın başına geçip İngilizlere ve Irak'taki manda rejim askerlerine büyük zorluklar çıkartarak kısa bir süre içinde Musul,Kerkük ve Süleymaniye'yi ele geçiriyordu. Ancak ilerleyen dönemde Türkiye'den lojistik destek alınamaması (silah gönderilememesi) ve İngilizlerin Şefik Bey'in yanında saf tutan kimi aşiretleri vaatle,kimi aşiretleri bombalarla caydırması sebebiyle bu vilayetleri tekrar kaybediyorduk.

Tekrar 1925'e dönüyoruz.

"Bu hudut ordumuz tarafından silahla müdafaa olunduğu gibi aynı zamanda Türk ve Kürt unsurlarıyla meskun vatan parçasıdır."

Misak-ı Milli sınırlarının niteliğini bu cümleyle özetleyen Paşa,kararlılığından bir şey kaybetmeden bu sefer orduyu büyük Musul harekatına hazırlıyordu. Harekatı bizzat kendi yürütecekti.

Şubat 1925...

Diyarbakır'ın Piran köyünde jandarma birliğine karşı girişilen çatışma kısa sürede etkisini genişletiyor ve birçok Güneydoğu ilimizi kapsayan,Şeyh Sait önderliğinde Cumhuriyet tarihimizin ilk isyanı başlıyordu. Dönemin Başbakanı Ali Fethi Okyar,isyanın sıkıyönetim ilanı ve genel tedbirlerle bastırılacağını düşünürken;Mustafa Kemal Paşa Cumhurbaşkanı ve Başkomutan sıfatıyla Takrir-i Sükun yasasını çıkarttırmış,olağanüstü hal yetkileriyle geniş çaplı bir harekat başlatmış ve şehirlere yayılan isyanı 3 ay gibi bir sürede bastırabilmiştir. İslâm adına ayaklandığını söyleyerek yola çıkan Şeyh Sait,Zaza ve Alevi aşiretlerin desteğiyle kısa sürede bir Kürtçü isyanın lideri olmuştu. Ödülünü de idam edilerek aldı.

Ve son geçişimiz 1926 yılına...

Haziran 1926.

Sırasıyla 2 Balkan Harbi,1 Cihan Harbi,İstiklal Harbi ve daha sonra da iç sorunlarla uğraşmaktan bir dış harbe girmeye tâkati kalmayan orduyu Musul'a sokmaktan vazgeçen Mustafa Kemal Paşa, Ankara Antlaşmasıyla Musul'u İngilizlere bırakmak durumunda kalıyordu. Son 2 asırda Mezopotamya'yı ajanlık marifetleriyle ülkeleri kana bulayan,üstelik bunu da kardeş eliyle kardeşe yaptıran İngilizler bir zafer daha elde etmişlerdi; üstelik kendileri tek mermi dahi atmadan.

Ben bu satırları,okuduğunuz her paragrafta "ya bu bizim daha geçende yaşadığımız şu hadiseye ne kadar benziyor" düşüncesinin kafanızda oluşması temennisiyle yazdım. Çünkü aradan 100 sene geçti belki ama; Musul aynı Musul, Halep aynı Halep, İngiliz aynı İngiliz, Amerikan zaten Amerikan. Mevzu; biz ne kadar "biziz" ? Zira,yakın tarihimiz "biz" olamadığımızda uğradığımız tahribatlar,tarihimiz ise "biz" olduğumuzda uğrattığımız hüsranlarla dolu.

Sevgiler.

14 Oca 01:17

Misafir

Your's is a point of view where real iniceltgenle shines through.

07 Oca 22:54

Misafir

Iyi tahlil edilmiş

4

Reşit Akpınar

Puan: 1

Partisiz Cumhurbaşkanı

Reşit Akpınar yazdı, 379 kez okundu, 34 misafir olmak üzere 36 kişi beğendi, 2 yorum yapıldı.
Türkiye tarihinde gelmiş 12 Cumhurbaşkanı vardır...İsmet İnönü ve Mustafa Kemal Atatürk dönemlerini saymıyorum.Zira tek bir parti var.Geriye 10 isim kalıyor.Partilerle bağlantısı olmayan 5 isim vardı.Bu 5 isimden 3'ü darbeyle başa geçmiştir.(Cemal Gürsel,Cevdet Sunay ve Kenan Evren).Bağlantısı olmay
5
okuma modu
devamı...

Türkiye tarihinde gelmiş 12 Cumhurbaşkanı vardır...

İsmet İnönü ve Mustafa Kemal Atatürk dönemlerini saymıyorum.Zira tek bir parti var.

Geriye 10 isim kalıyor.

Partilerle bağlantısı olmayan 5 isim vardı.

Bu 5 isimden 3'ü darbeyle başa geçmiştir.(Cemal Gürsel,Cevdet Sunay ve Kenan Evren).

Bağlantısı olmayan diğer 2 isim kalıyor.(Ahmet Necdet Sezer ve Fahri Korutürk)

Fahri Korutürk bir hükümet oluşturmak için ömrünü heba etti ama başaramadı.

Ahmet Necdet Sezer'e gelince Türkiye tarihinin en başarısız Cumhurbaşkanı.(Örnek 2001 KRİZİ)

Diğer kalan  ismin partilerle bağlantısı vardı.(Recep Tayyip Erdoğan,Abdullah Gül,Süleyman Demirel,Turgut Özal ve Celal Bayar)

Türkiye'deki kriz ve yönetim sorunları Bağlantısız Cumhurbaşkanları döneminde olmuştur.

İMF ile yapılan stundby anlaşmaları hep Partisiz Cumhurbaşkanlığı dönemine rastlar.

Ülkenin kalkınması hep "partisiyle bağlantılı" ve yahut da "uyumlu" insanlarla gerçekleşti.

Türkiye'nin sorununun "Partili Cumhurbaşkanı" diyenler o yüzden apaçık algı operasyonu yapıyor.

Kanmayalım!

20 Oca 10:09

"Türkiye'deki kriz ve yönetim sorunları Bağlantısız Cumhurbaşkanları döneminde olmuştur."

6

Abdullah Fakiroğlu

Puan: 19

Mahcup Hayırcılar 

Abdullah Fakiroğlu yazdı, 723 kez okundu, 28 misafir olmak üzere 29 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
Partili Cumhurbaşkanlığı da içeren Anayasa teklifinin tek tek oylanması işlemi bitti. Paketin bütünü üzerinde yapılacak oylama ile meclis maratonu bitiyor. İnşallah anormallik olmazsa referandum yapılacak. Ak parti ve MHP’nin evet diyeceği düşünülürse, ilave gelecek oylarla birlikte referandumun s
7
okuma modu
devamı...

Partili Cumhurbaşkanlığı da içeren Anayasa teklifinin tek tek oylanması işlemi bitti. Paketin bütünü üzerinde yapılacak oylama ile meclis maratonu bitiyor. İnşallah anormallik olmazsa referandum yapılacak. Ak parti ve MHP’nin evet diyeceği düşünülürse, ilave gelecek oylarla birlikte referandumun sandıktan onaylanacağını söylemek için kâhin olmaya gerek yok.


Bu değişikliğin referandumdan geçmemesi için CHP’nin temsil ettiği muhalefet blokunun azami gayret göstereceğini Meclis performanslarına bakarak söyleyebiliyoruz. CHP her zaman yaptığı gibi tartışmayı; Rejim elden gidiyor, Şeriat geliyor vb söylemlere sarılacak. Bu söylemlerle referandumdan CHP’nin istediği sonucu alamayacağı kesin. Bu bazı Ak Partili eski Bakanların ve bazı yazarların da dikkatini çekmiş olmalı ki köşelerinde Ak Partiye yapacakları etkili muhalefetin tüyolarını veriyor.


Bir de İslami camia içinde ya da camianın sevdiği insanların yaptığı örtük bir muhalefet var ki bu CHP’nin yaptığı muhalefetten daha etkili. Kendilerine dayanak olarak meşveretle ilgili ayetleri, meclisin gerekliliği, tek adamlığın gayri islamiliğini alıyorlar. Kullandıkları cümlelerde birinci ve ikinci meşrutiyet öncesi İslamcıların, âlimlerin söylemlerini alıntılayarak gerçekleşiyor.


Yazıyı yazma nedenim, Prof. Dr. Hilmi Demir’in sosyal medya hesabından “Millet Hakimiyeti ve parlamenter sistemin dinen şer’iliği hakkında” notuyla paylaştığı bir alıntı.


İslamcıların Siyasi Görüşleri 43. Sayfadaki bu alıntı (bazı baskılarda 44. Sayfa ) Sayfada iki görüş var, birincisi Ömer Ziyaeddin Efendinin, Mir’at-ı Kanuni Esasi kitabından paylaştığı Kanuni Esasinin 1. Maddesinin 5 şer’i delili. Ömer Ziyaeddin Efendinin yorumu için İsmail Kara kitabında ne demiş bakalım: “Ömer Ziyaeddin Efendi, Kanuni Esasi’nin her maddesi için Kur’an’dan, hadisten ve fıkıh kitaplarından deliller ve gerekçeler arayıp bulurken aynı zamanda nasları yepyeni ve belki de muhtemel anlamlarının çok ötesine geçen yorumlara tabi tutmaktadır” Sayfada çıkmayan 3. Delile bakalım. “ittihad-ı milleti ihlal için sa’y eden kim olursa olsun onu katledin”.


Hilmi Güler’in paylaştığı sayfada esas yer kaplayanın Doktor Hazık’ın görüşleri olduğu muhakkak. İsmail Kara kitabında Doktor Hazık’ın görüşlerini paylaştıktan sonra dipnotta şu açıklamayı yapıyor. “kitabından anlaşıldığı kadarıyla Doktor Hazık, dönemi itibariyle İslam kültürüne fazla vakıf sayılmaz”


Çalışma alanı; İlmi Kelam, Maturidilik, Terör, İslami Hareketler, Selefilik, Radikalizm, Dini Farklılaşma, olan bir Profesöre yakışmayan bir ilmi hassasiyet. Hilmi Demir, Anayasa değişikliği kendisine sorulduğunda bu konudaki tavrını Hukukçu arkadaşlarıyla mütaala edeceğini söylüyor.


İslamcıların siyasi görüşleri kitabında, İttihat ve terakkiyi 4 halifeye benzeten, Tasavvufla cemiyetin aynı olduğunu söyleyen yorumlara yer verir. İsmail Kara çoğunlukla da bu görüşlerini sahiplerini eleştirir. Hilmi Bey ya kitabı okumamış ya mühim olan algıdır diyerek mesajını bize ulaştırıyor.


Keşke bu tür zorlama yorumlara hiç girmeden referanduma hayır diyeceklerini açıkça söyleseler. Böyle yaparak hem kendi enerjilerini hem de bizim enerjimizi boşa tüketiyorlar. CHP varken bize bol enerji gerekecek. Allah’ın verdiği nefesi bir de mahcup muhaliflere harcamak yorucu oluyor.  

21 Oca 07:40

Hilmi demiri özetlemiş... "Çalışma alanı; İlmi Kelam, Maturidilik, Terör, İslami Hareketler, Selefilik, Radikalizm, Dini Farklılaşma, olan bir Profesöre yakışmayan bir ilmi hassasiyet"

8

Abdullah Fakiroğlu

Puan: 19

Çıkış Noktası 

Abdullah Fakiroğlu yazdı, 609 kez okundu, 31 misafir olmak üzere 33 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
ABD’nin Avrupa kıtasına yaptığı askeri yığınak sürekli artıyor. Rusya’ya komşu ülkelere sattığı silahlar ya da bizzat kendi askeri birliklerinin sevkiyatına dair sürekli haberler okuyoruz. Buna mukabil Rusya’nın kendi vatandaşlarını milis gücü olarak eğitmeye başlaması, Çin, Hindistan, Pakistan, İra
9
okuma modu
devamı...

ABD’nin Avrupa kıtasına yaptığı askeri yığınak sürekli artıyor. Rusya’ya komşu ülkelere sattığı silahlar ya da bizzat kendi askeri birliklerinin sevkiyatına dair sürekli haberler okuyoruz. Buna mukabil Rusya’nın kendi vatandaşlarını milis gücü olarak eğitmeye başlaması, Çin, Hindistan, Pakistan, İran, Mısır gibi ülkelerle kurduğu askeri ilişkilerin – buna son zamanlarda eklenen Türkiye’yi unutmak olmaz- muhteviyatı yeni bir dünya savaşı mı geliyor sorusunu gündeme taşıyor.


Ortada henüz kesinleşen cephelerin olmaması belki savaşı geciktiren sebeplerden biri hatta birincisi denebilir. Birkaç örnek vermek gerekirse, Rusya Pakistan’la askeri tatbikat yaparken, Hindistan’a da ciddi miktarda silah satıyor. Hindistan silahı Pakistan’a karşı alıyor, Pakistan tatbikatı Hindistan’la yapacağı olası savaşa karşı yapıyor.


Diğer gerilim cephelerinden birisi de Çin. Rusya ile ortak bir blok mu kuracak, yoksa dünyanın en büyük nüfusuna sahip ve 2. Büyük ekonomisi, en kalabalık ve hızlıca modernleşen ordusuna sahip ülkesi olarak ayrı bir kutup mu olacak bunu zaman gösterecek. Çin Japonya ile adalar konusunda gerilirken Rusya’nın Japonya ile arasındaki sorunları çözmeye çalışması iki ülkenin hala tam bir cephe olmadıklarını gösteriyor.


Türkiye olarak maalesef bu gelişmeler yaşanırken yakalanabilecek en zayıf halde yakalandık. Bir tarafta Suriye’de işler istediğimiz gibi gitmiyor, bir tarafta hala devletten tam manasıyla silinmemiş FETÖ etkisi, DEAŞ terörü, İran’ın yayılmacı Şİİ politikaları, PKK terörü ve aman Erdoğan gitsin de isterse ülke yıkılsıncı zihniyet. Dün DEAŞ Sayın Cumhurbaşkanını ölümle tehdit etmemiş gibi, Fırat Kalkanı operasyonu DEAŞ’a karşı yapılmamış gibi bugün çıkıp Türkiye DEAŞ’a silah verdi yalanını bu ülkenin ana muhalefet partisi genel başkanı tekrar edebiliyor.


Ama ümitsiz olmamak lazım, 2015 yılında PKK’nın şehirlerde oluşturmaya çalıştığı otonom bölgelere müsaade edilmedi ve PKK’ya ağır zayiat verildi. 2016 yılında bir darbe girişimini sokaklara çıkan halkın müdahalesiyle engellendi. Ordu içindeki darbeci unsurlar hala tam manasıyla temizlenememişken Fırat kalkanı operasyonu başlatıldı. Yakın gelecekte, Irak’a kara harekâtı başlatılarak PKK’ya darbe vurulması konuşuluyor. – Bugünkü Irak ziyaretinin asıl amacının bu olduğu söyleniyor-


Bütün bu gelişmelere rağmen sıkışmışlık hali devam ediyor. Batı bloku güvenilmez olduğunu defalarca gösterdi, Rusya ile şimdi ilişkilerimiz iyi ama yarın olası bir gerginlik durumunda Rusya’nın tekrar PKK’ya destek vermeyeceğinin bir garantisi yok. İran tehditkâr ve yalancı olmaya devam ediyor. Bugün Irak ziyareti nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın, Irak başbakanının yaptığı açıklamalar hala aklımızda.


Yapacak çok işimiz, gidecek çok yolumuz var. Önce PKK’yı Avrupa, İngiltere, ABD, İran gibi bizimle derdi olanların kullanabileceği bir güç olmaktan çıkartmak gerekiyor. Bunun için Irak ve Suriye topraklarında kısmi hâkimiyet kuran PKK’yı oyun dışına itmemiz lazım. Silahlanmada kat edeceğimiz uzun yolu kısaltmak için azami çaba göstermeli, bu konudaki hantallığı engellemeliyiz.


Bizim bir sıçramaya ihtiyacımız var. Bunu mültecileri öne sürerek ya da İncirlik’i kapatabiliriz ama kapatmıyoruz istersek kapatmayı düşünürüz açıklamalarıyla yapamayız.


Dünyada Müminlerin Emiri unvanını bir Fas kralı, bir Taliban lideri bir de DEAŞ’ın başındaki terörist kullanıyor. Büyük babamızın vaktiyle zor günler için toprağa gömüp unuttuğu, unutturduğu kıymetli hazinemizi hatırlamanın vakti geldi de geçiyor. Sahi, hilafeti neden tartışmıyoruz?


Zaten yaşam tarzına müdahale konuşuluyor, bunun üzerinden bir gerilim hattı inşa edilmek isteniyor Hilafeti tartışmak bunu arttırır dediğinizi duyar gibiyim. Cemil Meriç’ten cevap vereyim: “Bütün Kur’an’ları yaksak, bütün camileri yıksak, Avrupalının gözünde Osmanlıyız; Osmanlı, yani İslam. Karanlık, tehlikeli, düşman bir yığın!” 

07 Oca 22:08

"Büyük babamızın vaktiyle zor günler için toprağa gömüp unuttuğu, unutturduğu kıymetli hazinemizi hatırlamanın vakti geldi de geçiyor. Sahi, hilafeti neden tartışmıyoruz?"

10
Kapat