İyi Yazarlar
İyi Okurlar

Kürşat Koyuncu

1 / Puan: 20533

Ankara

Abdullah Fakiroğlu

2 / Puan: 7548

İstanbul

Bulut Sever

3 / Puan: 4245

İstanbul

Ömer Poyraz

4 / Puan: 3301

İstanbul

Mümin Yolcu

5 / Puan: 2886

İstanbul
İstanbul

Ozan Bilican

7 / Puan: 1838

İstanbul

Salieri Alt Tire

8 / Puan: 1561

İstanbul

Mustafa Karayel

9 / Puan: 1504

İstanbul

Detroitli Kızıl

10 / Puan: 1486

İstanbul

Sıla Münir

11 / Puan: 1304

İstanbul

Osman Batur Akbulut

12 / Puan: 1303

Kırıkkale

Sezer Emlik

13 / Puan: 1290

Bartın

Vlad Emir

14 / Puan: 1201

İstanbul

Ferit Çaydangeldi

15 / Puan: 967

Ankara

Mustafa Kılıç

16 / Puan: 945

İstanbul

Ali Turan

17 / Puan: 922

İstanbul

Mücahid Cesur

18 / Puan: 919

İstanbul

Müsemma Şahin

19 / Puan: 786

İstanbul

Ahmet Demir

20 / Puan: 781

İstanbul

Mesut Toprak

21 / Puan: 739

Ankara

Yamanduruş

22 / Puan: 730

Sakarya

Ahmet Lalbek

23 / Puan: 713

Erzincan

Muharrem Morkoç

24 / Puan: 701

İstanbul

Alpay Gökçe

25 / Puan: 678

İstanbul

Emre Keleş

26 / Puan: 632

Ankara

Lagari Alıntılar

27 / Puan: 584

İstanbul

Ali Osman Rothschild

28 / Puan: 542

Ankara

Kumru

29 / Puan: 533

Adana

Sadık İbrahim

30 / Puan: 479

İstanbul

Bir sonraki paylaşıma yaklaşık 14 dakika kaldı.

Gülşen Aslan yazdı, 103 kez açıldı, 14 misafir olmak üzere 15 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
25 Şub 18 21:00
<b>bir Çocuk Hayal Et Gelecekten Umutlu</b>
Bir çocuk hayal et,gülüyor.Arkadaşları ile saklambaç oynuyor ve sobelenmemek için gülen o masmavi gözleriyle delice koşuyor,içinde henüz acı yok.Hiç kazık yememiş,ağlamak nedir bilmiyor.Daha aşık olmamış hiç kimseyi sevmemiş.Okula bile gitmiyor.Belki mühendis, belki doktor, belki asker, belki öğretmen olacak ileride.Onu kucağına ilk verdiklerinde gözünden mutluluktan yaş gelen annesi,adı Umut olsun diyen bir babası vardı.Belki de tüm aileye umut oldu o...Sonra hayallerine,umut olamadan,aşk nedir? bilemeden,ahiretini,kalbini,dünyasını,ruhunu şeytana satan ,şeytanlaşmış,vicdansız tarafından tecavüze uğradı Umut..!Oysa Allah ikisini de insan olarak yaratmıştı.Biri umudu biri ise nefsini,şeytanı temsil ediyordu.Allah her ikisine de vicdanı,merhameti aklı vermişti.Biri temizdi diğeri ise vicdanını da,aklını da kirletmişti.İnsan olmanın kıymetini anlayamamıştı.İnsanlıktan çıkmıştı.İyi olan insanlarsa insanlıktan utanmıştı.Dünya faniydi,değmezdi alakaya.Umut cennete attı kendini.Vicdansız olan ise cehenneme.Hatta cehennem bile kabul etmezdi onu.

Resulullah görseydi sızlardı içi,

Ümmet ne hale geldi?

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Bulut Sever yazdı, 139 kez açıldı, 4 misafir olmak üzere 5 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
14 Şub 18 17:00

Bulut Sever

Puan: 4245

CHP'nin İnanılır Dönüşümü

Oldu/oluyor kısmını bıraktık zira olan oldu “Atatürk’ün Partisi”nde.

Çözüm süreci zamanları… Halkın teveccühü ile meşru ve seçilmiş hükümet ve bu hükümete hükümet eden insan Cumhuriyet tarihinin en riskli –evet evet, sadece siyasi riskten bahsetmiyoruz aynı zamanda tahkir edilerek “indirilmek” de muradımız-

Bir tercihte bulundu ve senelerce “kürt” meselesi diye sözde azınlık hakları savunucuları dış kaynaklı oyun kurucuları kenara iterek terör meselesini çözüm süreci adı ile başlattı.

Hatta herkesin bildiği üzere yeter ki hallolsundu, baldıran zehri bile ülkemizin, vatanımızın selameti için içilirdi.

Çözüm süreci ile başlayan Chp’nin “inanılır” dönüşümü konumuz elbette. Çözüm süreci devam ederken katı bir “kürt düşmanlığı” tavırlarına bürünmüş, hükümeti vatanın parçalanışına götürdüğünü yetkililerince her fırsatta ifade etmiş bir parti ne olduysa oldu ve Gezi olayları ile birlikte yavaş yavaş deri değiştirmeye başladı.

Başlangıç aslında Gezi kalkışmasından birkaç sene Kılıçdaroğlu’nun genel başkan seçilmesi ile başlamıştı fakat ivmelenmesi bu kalkışma ve devamına tekabül etmektedir. Bu süreçle birlikte Atatürkçü, Kemalist ve her şeye rağmen söz konusu devletin bekası olduğunda devletten yana tavır almasını bilen bu parti “aslına” aykırı gibi gözüken bir hale büründü. Belki de aslına dönüyordu…

Bizce bu değişim aslına aykırı bir dönüşüm değil zira İttihad ve Terakki’nin devamı olan bu parti onlarca sene önce kurucularının izlediği yolu takip ediyordu. Kurucuları da önce “hürriyet, halkın iradesi, istibdada son” gibi pek yüce(!) ideallerle yola çıkmıştı. Bir vakit geçtikten sonra ise önce “Turan”cı ardından “Halifeyi, Hilafeti ve Saltanatı kurtarıcı” rolüne bürünmüştü. Hatta bu vesile ile gelen yardım paraları ile neler yapıldığı herkesin malumudur ve bahsi diğerdir. Sonra ise “bazı kafaların kesilmesi” tehdidi ile “Cumhuriyet” ve pek sevdikleri “demokrasi”den önce halkın alıştırılması için İstiklal Mahkemeleri soslu “diktatörlük”. Sonrası peşi sıra krizler, darbeler vd. vd.

Bu süreçte birçok suni isyanlar; kürt vatandaşların tahkiri ve ezilmesi, hassaten Dersim olayı ile Alevilerin manevi kızların katılımıyla da katledilmesi!

Birazdan Alevi ifadeleri kullanacak olmamız mezhepçi bir yaklaşımdan sebep olmayacaktır. Dikkat buyurun lütfen.

Kılıçdaroğlu’nun genel başkan olması ile katiline âşık sol jargondan beslenen ve bir kısmının terör örgütleri ile organik bağı olmamasına rağmen pespembe, barışçı gönül bağları olan siyasiler tarafından partinin kılcal damarlarına kadar ele geçirildi. Son kurultayları bu mührün alenileşmesi olarak görülebilir.

Hala devam eden süreçte nerede devletin dibine dinamit koymak isteyen bir terör örgütü ya da sivil(!) toplum kuruluşu var ise onları savunan Chp’li yöneticiler ortaya çıktı. Artık onlar açıklama yaptığında ve ekranlarda görüldüğünde insanımızın pek de şaşırdığını zannetmiyorum. Nihayetinde Hdp ile birlikte iyi sallamışlardı. 15 Temmuz güzel planlanmış “Tayyibin” tiyatrosuydu ve Fetö’nün dış sesi gibi beyanatlar ise herkes için normalleşti.

Burada ki asıl mesele yıllarca babadan oğula aile geleneği haline gelmiş klasik Atatürkçü, laik ve çağdaş yaşamı savundukları için bu partiye oy vermiş vatanperver Anadolu insanının son 7-8 sene içinde gönül verdikleri bu partiye içleri acıyarak bakıp bakmadıklarıdır. Mesele seçim günü geldiğinde “tercih” mührünü terör örgütleri ile “gönül bağları” olan siyasilerin yöneticiliğinde olan çok sevdikleri partilerine, kendilerince bu hale getirilmiş “Atatürk”ün partisine basıp basmayacakları…

Siyasi görüşlerimizin farklı fakat vatan mefhumu ortak kıymetimiz olan Chp’li seçmenlerin Afrin Harekâtı ve Pkk terör örgütü uzantısı Ypg terör örgütü ve diğer alfabetik saçmalıklar için gönül verdikleri partinin yöneticilerinin ifadeleri zannediyorum ki onların da kanına dokunmuştur.

Chp’yi ele geçirmiş Alevi kökenli fakat terör mefhumu ile arasına kalın bir çizgi çekmemiş yöneticilerin yönettiği, “VATAN” ortak paydasında birleştiğimiz tüm hususlarda muhalif insanların senelerce gizli tuttukları intikam yeminlerini “intikam soğuk yenen bir yemektir!” sözünü esas alarak hayata geçirmiş olduklarını son kertede rahatlıkla söyleyebiliriz.

Bundan sonra ne olacak?

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Abdullah Fakiroğlu yazdı, 177 kez açıldı, 6 misafir olmak üzere 7 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
29 Oca 18 01:00
Utanmaz ve Arsız 'Barış' Militanları

Afrin’e düzenlenen Zeytin Dalı Harekâtı 1. Haftayı doldurdu. Allah’a şükür hem cephe içinde hem de cephe dışında güzel haberler geliyor. ABD’den bir haftada kaç açıklama geldi sayısını tam bilmiyorum. Cephe de zaten keklik gibi bekleyen PKK’lı teröristlerden 500’ün üzerinde bir terörist öldürüldü.

Afrin Operasyonu başlayınca Türkiye’de tek varlık nedenleri bu ülkeye düşmanlık ve sol terör örgütlere destek vermek olan, meslek grupları, sanatçılar, akademisyenler ve eskinin kudretli siyasiler barış kelimesini tekrar hatırladı.

Türkiye’de

*2009 ve 2012 açılım süreçlerini,

*Sur başta hendek kalkışmalarını,

*sokak ortasında ailesinin yanında silahsızken şehit edilenleri,

*6-7 Ekim kalkışmasını,

*Cizre’de hem ağlayıp hem de kendilerini almaya gelen ambulansa ateş etmelerini

*velhasıl Türkiye’de işledikleri tüm günahları,

*Suriye ve Irak’ta ABD silahlarıyla kasılmalarını, gören bilen her aklı başında insanın yapacağı üzere Türkiye’nin Afrin’e operasyonunu desteklemeyen bu “neden değerli olduklarını kendileri bile bilmeyen” bu zevata toplumun büyük çoğunluğu “çüşş” dedi.

Olması gereken buydu. Terör örgütü PKK’ya ülkemizin operasyon düzenlemesi anasının ak sütü gibi helaldi. Hadi diyelim kalbi PKK ile atan hastalıklı insanlar var. Bu kadar hastalıklı bir kalbe sahiplerse, kendilerini eski zamanlarda yaşayan salgın hastalıklı gibi toplumdan tecrit etmeleri gerekiyordu.

Oysa bırakalım susmaya bunlar arsızca açıklama yaptılar. Barış istiyorlardı, PKK öldürürken değil, PKK’ya operasyon yapılırken istiyordu. Bu zevatlar yüzsüzlüklerini bununla da sınırlamıyor, kendilerine tepki gösterilmesini de eleştiriyordu.

“Öyle ya madem yüzsüzler(kendilerine aydın ya da sanatçı diyorlar) her şeyi söylemekte özgür olmalılar. Onların özgürce sokaklarda bomba patlatan teröristlere hareket serbestliği istemeleri bizim ne kadar demokrat bir ülke olduğumuzu göstermek açısından çok önemli. Eğer bunlara “afedersiniz siz gerizekalı mısınız? Yoksa PKK’lı mısınız? Böyle bir ortamda PKK’yı savunmanın başka bir açıklaması olamaz.” Denilmemesi gerekiyordu.

Afrin Operasyonu devam ederken, PKK'ya destek olmak için kendilerini paralayan isimleri eleştirdiğimiz için özür dilemezsek bizi AB'ye almayacakları tehditi ne zaman gelecek merak ediyorum. Hadi Kati Piri yapabilirsin.

İnşallah, Afrin Operasyonu sadece PKK’nın tepelenmesiyle bitmez. PKK’ya destekten başka bir işe yaramayan bu kuruluşları PKK adına yöneten işgalcilerin de hesap verdiğini görürüz.

Ayrıca bu açıklamalar inşallah TTB, TMMOB vb. meslek odalarının seçimlerine katılmayıp, benzer görüşlerde 3-5 aday çıkartıp zaten zor olan kazanma ihtimalini sıfırın altına düşüren meslek mensuplarını da utandırır ve harekete geçirir.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Abdullah Fakiroğlu yazdı, 196 kez açıldı, 11 misafir olmak üzere 12 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
9 Oca 18 01:00
Olayları Geçtim İran'ın Farkında Mıyız? 

İran’da başlayan gösteriler neredeyse bitti, Türkiye’deki kafa karışıklığı bitmedi. İran’da kim ayaklandı? İran’da ayaklananlar İran rejiminin yıkılmasını sağlayacak mı? İran’da yaşanan olaylarda Türkiye’nin tavrı nasıl olmalı? vb sorulara kendince cevapları olanların meseleyi nasıl yorumladıklarını okuduk.

Yanılmıyorsam Ebubekir Sifil hocanın bir konuşmasında izlemiştim, hoca Ehli Sünnet’in Şia’ya yönelik çalışmalarının sayısının son derece az olduğunu, oysa Şia’nın eskiden bu yana Ehli Sünnet’e yönelik çalışmalar yaptığını, hatta İran’da şu an bu araştırmalar yapmak için kurulan üniversiteler kurulduğunu söylemişti üç aşağı beş yukarı.

Daha önceki yazılarımdan bir tanesinde Türkiye’deki en kötü özelliklerden bir tanesinin “düşmanını küçümseyerek yok edeceğini zannetmek” ya da düşmanını hiç tanımamak olduğunu yazmıştım.

Yaklaşık 5 yıldır uluslararası arenada rakibimiz olan, son altı da siyaseten ittifak halinde olduğumuz[Soçi’de ve Astana’da müttefikten ziyade Sulh Andlaşması yapan iki rakibe benziyorduk ama olsun] İran’da yaşanan gösterilerin ne olduğuna dair tambir fikrimizin olmaması, Türkiye’de meselelere ciddiyetle eğilmediğimizi bir kez daha gösterdi.

Türkiye’nin İran konusunda ne kadar “bilgili” olduğu Dini Lider Hamaney kalıbıyla ortaya çıktı. Sanki İran’nın Diyanet İşleri Başkanı’ndan bahsediliyor ya da bir köşede münzevi bir hayat yaşan bir din adamı var ve bu din adamının siyasiler üzerinde etkisi varda bütün kıyamet bundan kopuyormuş gibi kalıp: Dini lider

Oysaki Ali Hamaney’in yürüttüğü Devrim Rehberliği ya da onların tabiriyle “İslam İnkilabı Rehberi”nin yetkileri İran Anayasası’na göre şöyledir. Madde 110:

“1. Nizamın maslahatını belirleme kurumu ile istişarede bulunduktan sonra İran İslam cumhuriyetinin genel politikalarını belirlemek,

2. Nizamın genel politikalarının iyi bir şekilde uygulanmasını gözetlemek,

3. Referandum kararı vermek,

4. Silahlı kuvvetlerin başkomutanlığını üstlenmek,

5. Savaş ve barış ilanı etmek ve güçleri seferber etmek,

6. Aşağıda belirlenen görevlere atama yapmak, azletmek ve istifalarını kabul etmek:

a. Anayasayı kollama ve koruma konseyinin fakih üyeleri,

b. Yargı erkinin en yüksek yetkilisi,

c. İran İslam cumhuriyeti radyo televizyon kurumu başkanı,

d. Genelkurmay başkanı,

e. İslam inkılâbı muhafızlar ordusu başkomutanı,

f. Askeri ve güvenlik güçlerinin üst düzey komutanları,

7. Üçlü erkin ihtilaflarını gidermek ve ilişkilerini düzenlemek

8. Normal şekilde çözümlenemeyen nizamın sorunlarını nizamın maslahatını belirleme kurumu aracılığı ile çözümlemek,

9. Halkın seçmesinden sonra, cumhurbaşkanlığı görevini onaylamak. Cumhurbaşkanlığı adaylarının bu yasada belirtilen şartlara sahip olma bakımından salahiyetleri seçimlerden önce anayasayı kollama ve koruma konseyi ve ilk dönemde rehberce onaylanması gerekir.

10. Cumhurbaşkanını ülkenin maslahatını gözeterek ve Yargıtay’ın cumhurbaşkanının yasal görevinden saptığına dair kararı veya İslami şura meclisinin 89. maddeye göre kifayetsizliğine karar vermesini dikkate alarak azletmek.

11. Yargı erki başkanının önerisi ve İslami ilkeler çerçevesinde mahkûmları affetmek veya cezalarını hafifletmek.”

Gene İran Anayasasında yer alan 113. Maddeye göre

“Rehberden sonra cumhurbaşkanı ülkenin en üst düzey resmi yetkilisidir ve doğrudan rehberle ilgili görevlerin dışında yürütme erki başkanlığı ve anayasayı uygulamaktan sorumludur.”

İran Anayasası’na göre İran Cumhurbaşkanı, Dini Rehber’den sonra gelmekte. Demek ki ortada “dini rehber”den çok daha fazlası var.

Bu arada Hamaney’in görev ve yetkilerinin yer aldığı İran anayassı maddelerini bulmam zor olmadı. Hamaney’in sitesinden aldım. Tercüme falan da yapmadım zira Hamaney’in sitesinde Türkçe dil desteği var. Tıpkı Türkçe yayın da yapan onlarca İran sitesi olduğu gibi. Peki Türkiye’de yayın yapıp Farsça desteği de olan Türkiye bir site biliyor musunuz?

Ya da İran’la ilgili sürekli gündeme gelen Velayati Fakih kavramını, bunun Şii gelenekteki karşılığını, Kum ve Necef havzaları arasındaki varsa gerilim veya işbirliğine dair bir kitap biliyor musunuz?

Ya da, El Kaide ile İran arasındaki maslahat dair Türkiye’de kaç tane makale yazıldı?

İran’la alakalı kafa karışıklığımız ya da daha doğrusu bilgisizliğimiz o kadar fazla ki, Cumhurbaşkanlığı döneminde radikal olarak tanımlanan ve Evanjeliklerin Şia’daki yansıması diyebileceğimiz Hüccetiye tarikatına üye olduğu bilinen Mahmud Ahmedinejad birden bire muhalif kanadın lideri oldu.

Alaksız gibi görünen bir bilgiyle bitireyim.

Thomas Walker Arnold, İslâm’ın Tebliğ Tarihi isimli eserinin önsözünde, kitabının Arapça kelimelerinin yazılışında, 1894 yılında düzenlenen 10. Müsteşrikler Kongresinin Transliterlasyon Komitesi tarafından belirlenen imlâ kurallarını uyguladığını açıklıyor.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Abdullah Fakiroğlu yazdı, 304 kez açıldı, 12 misafir olmak üzere 13 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
10 Ara 17 01:00
Demokrasi Mehmet Ocaktan'ın Yazılarına Çare Olur Mu? 

Mehmet Ocaktan 1955 yılında doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi mezunu. Yenişafak ve Akşam gazetelerinde Genel Yayın Yönetmenliği yaptı. 3 şiir kitabı var. 2007-2011 yılları arası milletvekillik yaptı. Karar gazetesinde köşe yazısı yazmaya devam ediyor. Aşağıda eylül başına kadar geri giderek köşesindeki yazılarının bazılarının başlığını paylaşacağım.

“Kudüs için ağıt yakmak utancımızı örter mi?” “İtaat kültüründen demokrasi değil, IŞİD çıkar”, “Kesinlikle daha fazla demokrasiye ihtiyacımız var.” “Bir özgürlük alanı olarak Hz. İbrahim’in başkaldırısı”, “Kafa kesenlerin din sattığı bir dünyada kime hangi İslam’ı anlatabiliriz ki…”, “Gelişmişliğin sırrı hukukun üstünlüğü eğitim ve inovasyonda” “Demokrasiyi önemli kılan adı değil hukuktur”, “Denize nazır demokrasiniz yoksa…”, “Bireyin olmadığı yerde demokrasiniz olmaz” ,“Demokrasiyi taşlasak kurtulur muyuz?”, “İslam en iyisi ama biz değiliz”, “Demokrasiyi sevmediyseniz FETÖ ve İŞİD verelim.” “Hukukun üstünlüğü yeter, adı demokrasi olmasa da olur”, “Diyelim ki demokrasi gavur icadıdır…”, “İslamcıların demokrasi reddiyesine hakkı var mı?” “Eleştirel düşünce mutlak ihanet demek değildir”, “Demokrasi İslam’ı gölgelemek için mi icat edildi?”, “Tanrı, siyaset ve demokrasi”, “Müslümanlar işleyen bir demokrasi kuramayacak kadar beceriksiz mi?”, “Demokrasi için illa İslami bir temel aramaya ihtiyaç var mı?”, “İslam toplumları demokrasi fırsatını kaçırıyor”, “İslamda bireyin bağımsızlığı ve özgürlüğü esastır”, “Popülistler işleyen bir demokrasinin düşmanıdırlar ama…”, “Demokrasi seküler aklın ürünü diye reddedilebilir mi?”, “Demokratik değerler ‘Yahudi demokrasisi’nin ürünü olabilir mi?”

İnsanın içini şişirten, illallah dedirten bir demokrasi vurgusu. Sürekli demokrasi, hep demokrasi, asla ve kata vazgeçilmeyecek demokrasi. Mehmet Ocaktan belli ki bir tartışma başlatmak istiyor. 2012 yılında başlayan ve neredeyse bir yıl süren İslamcılık tartışması aklıma geliyor ve Ocaktan’ın istediği tartışmayı başlatamamış olmasına seviniyorum. Seviniyorum zira ortada tartışılacak bir şey yok. Ama maalesef durmuyor ve duracak gibi de görünmüyor.

Ocaktan yazılarında bize bazı mesajlar veriyor, “Müslümanlar olarak kötü tanınıyoruz.”, “Kabahatin büyüğü bizde.”, “Uslu ve demokratik bir Müslüman olursak Batı bizi sever.” Ocaktan yazılarındaki asıl mesajsa şu. “Erdoğan itaat kültürü oluşturdu, bu artık bitmeli.”

Anlamadığım, anlayamadığım Ocaktan bütün bu meramını üç yazıyla anlatabilecekken neden uzatıyor. Bir köşeye sahip olmak, okuyucuya bu kadar eziyet etme hakkı veriyor mu? Bence vermemeli.

Ocaktan belki şunu diyebilir. “Ben bir görüş ortaya koyuyorum.” Yok, ortada bir görüş yok. Ortada sadece Ocaktan’ın şimdilik açıktan cephe almamak isteği var. “Ben lafımı ortaya yazayım, zaten yazıyı okuyanlar kimi eleştirdiğimi anlar ben de fazla tepki çekmeden mesajımı veririm.” Kolaycılığı var.

Ahmed Bin Hanbel’den sonra düzelemedik

İmam-ı Azam Ebu Hanife, halifeliğin Müslümanların görüş birliği ve şura ile olması gerektiğini savunurken, Ahmet Bin Hanbel, “Allah ve ahiret gününe inanmış hiçbir kimseye, kılıcının gücüyle galip gelip Müslümanların yöneticisi olmayı başarmış ve Emir’ül Müminin adını almış olan kişiye itaat edip onun hâkimiyetini tanımadan bir gün dahi geçirmek helal olmaz. Bu yönetici ister iyi, ister kötü olsun fark etmez” diyerek Allah’ın insanlara bahşettiği iradeyi yok saymıştır. Çok açık ki adalet, şura, toplumun rızası gibi devleti yönetenlerin meşruiyeti için gerekli olan ölçütler ne yazık ki, bizzat İslam uleması tarafından saf dışı bırakılmıştır.”

Ocaktan’ın vurgularıyla, İmam Ahmed Bin Hanbel (r.a.) İslam dünyasındaki gerilemenin baş müsebbibi. Ocaktan, bu müthiş tespiti Karar’da yazıları çıkan ilahiyatçılardan mı çıkardı bilmiyorum. (Aklıma, 11 Eylül sonrası ABD askerlerinin sorguladığı Müslüman esirlere, Ahmed Bin Hanbel'i tanıyor musun sordukları geliyor, gayri ihtiyari)  “Kur’an Mahlûktur” demediği için halife tarafından işkence görmüş, mezhep İmam’ı Ahmed Bin Hanbel’i eleştirmesi komik bile sayılmayacak bir trajedi. Halife’ye itaat meselesinde İslam âlimlerinin görüşleri Ocaktan’ın idrakini biraz aşabileceğinden bu konuya girmiyorum. Kendisine bir usul hocası bulmasını tavsiye edeceğim ama etkilendiği isimlere bakınca bunun da kötü bir fikir olduğunu düşünüyorum.

"Kudüs’ü demokrasi kurtaracak"

Ocaktan bugün çıkan yazısının bir bölümünü gene demokrasiye ayırmış. “Daha da önemlisi, İslam ülkelerinde neredeyse bütün sivil toplum faaliyetleri, siyasete ve siyasi iktidarlara endeksli hale geldiği için, siyasi getirisi olmayan ‘sivil itaatsizlik’ faaliyetleri pek makbul hareketler olarak görülmüyor. Hatta protesto eylemleri siyasi iktidarların tekerine çomak sokan bir görüntü arz ediyorsa ‘ihanet’ olarak bile değerlendirilebilir.” Ocaktan inşallah İslam dünyası uzmanı olarak bu cümlelerini örneklendirir biz de öğreniriz bu İslam ülkelerini ve yaşadıklarını.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Sıla Münir yazdı, 126 kez açıldı, 4 misafir olmak üzere 6 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
17 Kas 17 17:00

Sıla Münir

Puan: 1304

Mutlu Bir Şiir
4c293a603d83205133bb3c3cedfae7701510924606

Ben, mâzide kalmış bir çocuğum.

Olmadı hiç bebeğim,

Sıcacıktı gocuğum...

Naylondu pabuçlarım,

Hem de en karasından.

Coşkulu zıplayışlar,

Rüzgâr dengi koşmalar,

O pabuçtan yadigâr..

Beşi bitirene değin,

Alamadım hiç simit,

Çıkınım ekmek zeytin,

Lüksüm ise bisküvit.

Manavdaki kiviyi,

Sandım ithal patates,

Bilmediğin meyveye

Olmuyordu pek heves.

Gözü aç olmadım hiç,

Açlığım sevgiyeydi,

Küçücük bir yerim,

Kocaman dünyam vardı.

Mahrum kaldıklarımın,

Misli hayâlim vardı.

İstemekden utanır,

Ama göz yalvarırdı.

Dondurmacı boş geçmez,

Macuncu az pintiydi.

Paramızsa hep yetmez;

Ceviz helva, of, neydi!

Mahallenin ahvali,

Zerzavatçı başında,

Sorulur hararetli,

Kim kaçmış genç yaşında?

Kahveler hâne idi,

Bir fincan tuz aslında,

Sohbete bahaneydi.

Leblebi tozu ve kaymak,

Kışın buzdan kaydırak,

Toprakda yalın ayak,

Saadetin misliydi.

Boşuna beklemeyin,

Bu mutlu şiirimi

Zamâne velediyle

Mukayese ederek,

Berbâd etmeyeceğim!

Muhakkak her devirde,

Var saadet sebebi,

Sever Allahü teâlâ;

Mütevekkil kimseyi...

4c293a603d83205133bb3c3cedfae7701510924606

Not: Fotoğrafdaki şiir, üstad Necip Fazıl Kısakürek'in Çile isimli eserinde yer almaktadır.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Muharrem Morkoç yazdı, 168 kez açıldı, 21 misafir beğendi, 7 yorum yapıldı.
31 Ağu 17 21:00
1919'dan Başlayan Tarihi Kabul Etmiyorum!

1919’DAN SONRAKİ TARİHİ KABUL ETMİYORUM

Devletin idealliği denildiğinde şüphesiz akıllara gelen tek eser Platon’un ‘Devlet’ adlı kitabıdır. Bütün dinamikleriyle ayrıntılı olarak modelleri ve prensipleri bir arada toplamıştır. Anakroniğe düşmeden üzerinde durulması gereken bir isimdir Platon. Hocası Sokrates’ten öğrendiklerini çelişkili de olsa aktarmaya çalışmıştır. Ezcümle; Platon’un yolunda giden savucular ideal devleti aslında görmek istemiyorlar. Çünkü o bir felsefeci ve fikirleri oryantalizmi heyecana getirebilir. Yalnız burada Platon’u bir kenara bırakıp ideal devlet yapılanmasını asıl meydana getiren ona ruh veren Osmanlı Devleti’nin devlet anlayışından hatta ideal devlet nasıl olunur onu aktarmaya gayret edeceğim.

Evet dostlarım,

Göçmen kuşları bile düşünen bir devlete ütopya ve mitolojik vaka 1919’dan sonra dillere pelesenk ettirdiler. Tarihlerini 90 yıla sığdıran aslında bir öfke siyasetiyle günümüze kadar devam eden bir tarikatla karşı karşıyayız: Kemalizm Tarikatı. Kendi değerlerine ve geçmişine bu kadar düşman üstelik medeniyet sözcüğünü ağzından düşürmeyen bu tarikatın müritleri çürük bir diş gibi koku yayıyor etrafa. Osmanlı kelimesine dahi tahammül edemeyen bu coğrafyanın fertleri bize tek adam rejimini anlatmadan özgürlükten bahsetmesi abesle iştigaldir.

Bir medeniyet/devlet düşünün; içinde yaşayanların hiçbiri sabah namazını kazaya bırakmıyor. Küçükten büyüğe kadar herkes hayrat düşünüyor. Adımlar günah-sevap taammümlerine göre atılıyor. Ve bir devir düşünün devrin en muttaki, en kabiliyetli din âlimleriyle dolup taşıyor. Askeriden mantık ilmine; tarihten dünya siyasetine kadar her alana hitap ediliyor. Osmanlı taşa bile ruh veren bir medeniyetti. Dişi çürük olan Kemalizm Tarikatı bu değerleri ve medeniyeti hiçe sayarak örseledi kendini artık. Medeniyet dedik, kültür dedik seküler bir bakış açısıyla anlam çıkardılar. Bir medeniyet düşünün(!) gençler milli kütüphanelerine girip okuyamıyor ve buna düşünce özgürlüğü kavramını dile getiriyor. Bu durumda eşine cihanda başka ülkede rastlanamaz. 1919’dan sonraki tarihi kabul etmiyorum demişti vaktiyle Cumhurbaşkanı Erdoğan. Tam da bu yakınmam ile alakalı güzel bir açıklama getirmişti Reis. Yine düşman oldular. Medeniyetinize sahip çıkın artık.

Düşmanları tarafından alkış alan başka bir medeniyet bulamazsınız. O sadece Osmanlı Devleti’dir. Altı asır boyunca İslam’a hadimlik yapan ulemaların emeğiyle yoğruldu ve Anadolu da karış karış gezildi. Osmanlı Devlet’i bu otoriteyi Şeyh Edebali’nin duasıyla, Emir Sultan’ın fikir dünyasıyla zirveye ulaştı.

Bir Yavuz Sultan Selim’i Yavuz yapan İbn-i Kemal’dir. Fatih, Akşemseddin ile müsterih oldu. Emir Sultan sayesinde Yıldırım Bayezid kemale erdi. Devletin dağılma dönemlerinde bile Sultan Abdülhamid Han âlimlerle konsey oluşturup meselelere şer’i manalar yüklüyordu. Bu metotlarla yaşayıp yaşattılar. Bu güç, ulemanın arkasında cem olunarak, bel bükülerek ve boyun eğerek Viyana kapılarına kadar götürdü. Dedik ya Osmanlı deyince tahammül dahi edemeyen tarikat 6 asırlık medeniyeti “efendim padişahlar diktatör!” gibi cılız bir sesle yeni nesle yutturmaya çalıştı. Araştırmayan, sorgulamayan bu oyuna aldandı. Ders kitaplarında dahi “ asarlar, keserler ve kimseye hesap vermeyen” olarak anlatıldı. Bilseler ki bir zamanlar Zembilli Ali Cemali Efendi adında bir âlim vardı. Yavuz Sultan Selim gibi celalli bir Sultan'a seni kılıcımla doğrulturum, ayağını denk al’ diyebilmişti. Bursa Kadısı vardı bir zamanlar Emir Sultan adında. Yıldırım Bayezid’in karşısında cehennem ayetleriyle sultanı tehdit ediyordu adeta. Devletin en elzem noktalarında memur ihtiyacını gidermek için muhatabına sordukları tek soru: Kimin öğrencisisin? Memur adayının dilekçesi alındığı vakit verdiği referansı araştırıp adayın ruh sicil dosyasını istiyoruz derlerdi. Nerde kaldı platon, hani 1919’dan sonraki tarih?

Muhterem kardeşlerim,

Bu medeniyeti mezarlığa çevirip kendileri de ülkeden kaçıp giden menfaatperestler batıyı hep güldürdü. Yaktılar yıktılar ve kaçtılar. “Özgürlük” bu ülkede hep kavram olarak kaldı ve öteye geçemedi.

Kaderullah’ın yardımı tekrar alınırsa, zamanın ruhu tekrar okunursa işte o zaman medeniyetimize döneriz. Korkmayın Osman isminden adı her ne olursa olsun gelecek de onun olacaktır.

NOT: İbrahimlerin kesiksiz soluklarını daha güçlü duymanızı diler, Kurban Bayramınızı kutlarım.

TEŞRİK TEKBİRLERİNİZİ UNUTMAYINIZ

Herkese selam SANA hasret…

Vesselam.

31.08.2017

Muharrem MORKOÇ

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Abdulhamid Osmanoğlu yazdı, 276 kez açıldı, 6 misafir olmak üzere 7 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
4 Ağu 17 21:00
" İman ve İmkan Meselesi "
7b816ddd4d1b9dc6e5230ca7324408231501867618

7b816ddd4d1b9dc6e5230ca7324408231501867618

Erdoğan Mescidi Aksanın önemini anlatmak için körfez ülkelerini gezdi..

Erdoğan Aradığı neticeyi bulamamış olacak ki:

“Müslümanlar İçin Mübarek Beldelerimizi Korumak İmkân Değil, İman Meselesidir” dedi.

Çünkü Körfez ülkelerinde ki Arap yöneticiler, olayın vahametini ya anlamıyorlar yada ısrarla anlamak istemiyorlar...

Erdoğanın mescdi aksa konusunda desteksiz kalması, şımarık siyonistleri dahada cüretlendirip, cesaretlendiryor.

ve olan oluyor: Mescidi aksa siyonist yahudiler tarafından bir gece ansızın işgal ediliyor...

şimdilik bu zilleti anlımızda ve boynumuzda taşıyoruz!

Ama yarınlarda sadece Mescidi aksa değil Kudus'te özgürlüğüne kavuşacak..

Bu bir hayal değil hakkattir...

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Abdullah Fakiroğlu yazdı, 680 kez açıldı, 33 misafir beğendi, 2 yorum yapıldı.
12 Şub 17 02:00
Korkuyorum

Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan Anayasa değişikliğini referanduma götüren imzayı attı. Allah nasip ederse referandum 16 Nisan tarihinde yapılacak. Ben de referanduma 64 gün kala, referandumda onaylanacak maddelere dair çekincelerimi yazmak istedim.

Aydın olmanın getirdiği tarihsel sorumluluğu üzerimde hissederek bu satırları kaleme alıyorum.

Yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığından korkuyorum. Bu anayasayı hazırlayanlar böylesine büyük bir tehlikeyi nasıl görmediler, haftalardır gözüme uyku girmiyor. Yargıtay, Danıştay, Sayıştay ve Anayasa Mahkemesi başkanlarının ortak kararı ile Türkiye cumhuriyetinden ayrılarak bağımsız olabilecekler. Bağımsız olmaları yetmiyormuş gibi bir de tarafsız olabilecekler. Rezilliğe bakar mısınız, bu hakkı Anayasa Değişikliğiyle kendilerine biz veriyoruz. Yargıtay binasına pasaportla girdiğinizi düşünün.

Milletvekili yaşının 18’e düşmesinden korkuyorum. Meclis TV’yi açtığınız ve karşınızda 18 yaşında yüzlerce milletvekili çıktı. Kulağında walkman, elinde 3310 ile meclis konuşmalarını nasıl izleyecek/dinleyecek soruyorum size. Mecliste %1,6 oranında bulunan 25-30 arası milletvekili neyimize yetmiyor da 18 yaşa iniyoruz. Bakınız bir yanlış anlamayı düzelteyim, ben gençlere karşı değilim. Gelsinler dergi çıkartalım, afiş astırayım, istediğim işleri yapsınlar. Konuyu dağıtmayalım.

Başbakanlığın kaldırılmasından acayip korkuyorum. Ne güzel başbakanlarımız vardı, niye kaldırıyorlar. Soruyorum size niye? Yani Başbakanlık makamının kime ne zararı vardı ki? Erdoğan Başbakanlıktan gelmedi mi? Erdoğan Başbakan olmasa Cumhurbaşkanı olabilir miydi?

En büyük korkularımdan biri de Recep Tayyip Erdoğan’dan sonra ne olacağı hakkında. Tamam, şimdi referandumun geçtiğini düşünelim, Recep Tayyip Erdoğan partili cumhurbaşkanı seçildi, ya ondan sonrası. Ya ondan sonra başa geçen isim, Müslümanlara zulüm ederse ne yapacağız. Neden bu hakkı ona verelim? 93 yıldır bu ülkede huzur içinde yaşıyoruz şimdi ayağımıza sıkmanın ne âlemi var değil mi?

Partili Cumhurbaşkanlığı ifadesi bir bana mı dehşet geliyor? Kopacak fırtınayı görebiliyorum. Yıllardır Cumhurbaşkanlığı makamına asgari nezaketi ihlal etmeyen CHP, HDP ve meclis dışındaki partiler yeni sistem onaylanır onaylanmaz Cumhurbaşkanına saldırmaya başlayacaklar. Hiç alışık olmadığımız bir gerginlik değil mi?

Seçim sonuçlarının isteğimiz dışında şekillenmesinden korkuyorum. Ya Cumhurbaşkanlığında Recep Tayyip Erdoğan’a Meclis seçimindeyse Vatan Partisine oy verilirse ne yapacağız?

Referandumun geçmeme ihtimalinden korkuyorum. Çevremde kimle konuşuyorsam bu sefer hayır oyu vereceğini söylüyor. Bu sayı hiç de azımsanacak kadar değil. Geçen gün arkadaşlarla oturduğumda 48 kişi hayır oyu vereceğini söyledi.

Keşke bu referandum başka bir zaman diliminde gerçekleşeydi. Bu değişikliğe ne gerek vardı anlamaya çalışıyorum. Yok anlamıyorum.

Korkularım bu kadar mı? Elbette değil, MHP ile ittifak meselesi var. Onu da inşallah bir sonraki yazımda anlatacağım.

Korkuyorum dostlarım. Korkmama rağmen bu Referandumda Evet oyu vereceğimi size söylemiş miydim? Size Evet ya da Hayır oyu verin diyemiyorum ama. Ne olur kusuruma bakmayın.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
18 Nis 06:28

kardeşim sen meseleyi anlamamışsın. bir daha oku.

Mücahid Cesur yazdı, 1187 kez açıldı, 39 misafir olmak üzere 40 kişi beğendi, 6 yorum yapıldı.
27 Oca 17 22:00
Evet Hayır ve MHP
6fae49afbb203d6744c0ba70d3da78dc1485517918

6fae49afbb203d6744c0ba70d3da78dc1485517918

Son birkaç gündür Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli'ye linç politikası uygulanıyor. Fitneçağcılar bir yandan sahte halkçılar bir yandan, tüm gücüyle saldırıyorlar. Şu sıralar Erdoğan'dan daha fazla hakarete uğruyor ve medya tarafından baskıya alınıyor. Neden olduğu ise apaçık bir şekilde ortada. MHP referandumda ki belirleyici parti. Çatlaklar olmasına rağmen Bahçeli kararını değiştirmiyor. Meselenin milli olduğunun bilincinde ve Cumhuriyetçi Partiye de her seferinde çağrıda bulunuyor. Yıllardır siyasi krizlerin artık ülkeye kaostan başka bir şey getirmediğini çok iyi biliyor. Yaşının da verdiği tecrübeyle milletinin kararına saygı duyuyor. Kimileri ise halen kapısına dayanıp kendi safına çekme çabasında, ama nafile…

Ağıza alınmayacak küfürler, hakaretler ancak onlara yakışırdı. Bu küfürleri Bahçeli'ye edenlere en büyük destek sol partiler ve Halkların Terör Partisinden geliyor. Aslında tüm bunlara baktığımız zaman Turgut Özal'ın sözü aklıma geliyor. ''Ben bir icraat yapacağım zaman sol cenaha bakarım, onlar ne derse aksini yaparım.'' Ne kadar anlamlı ve günümüze cuk oturan bir söz. Bazı beyinsizlerde tek adamlıktan dem vuruyorlar. Bre ahmak! Tek adam İslam ve Türk'ün ruh köküne bağlı ve halis niyetli ise neden tek adamlıktan korkuyorsun?

Korkuyorlar çünkü bu saatten sonra darbe haricinde iktidarı ele geçiremeyeceğinin bilincindeler. Ondan olsa gerek sokakları harekete geçirmeye çalışıyorlar. Yine beyinleri bulanmış gençleri sokağa çıkıp bildiri dağıttırarak, metroda halkı tahrik ederek toplumsal kriz oluşturma peşindeler. Sanat dünyasında ki sevimli yüzleri de ''hayır'' propagandası yaptırarak pay kapma peşindeler. Öte yandan kendisiyle aynı fikriyatı paylaşmayan ''evetçi'' camiaya yalaka damgası vuracak kadar yobazlaşmakta. Durum böyle olunca insan üzülüyor. Düşman bile mert değil. Türlü hilelere başvurmaktan çekinmiyorlar. Ama bilmiyorlar ki ''ALLAH tuzak kuranların en hayırlısıdır''.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
10 Şub 01:08

En son yazdığım yazının kaldırılması kesinlikle benimle alakalı birşey değildir. Demek ki iğneleyici laflar birilerini yaraladı. Durmak yok Hakkı haykırmaya devam.

03 Şub 18:32

Misafir

Reis, neden yazın kaldırıldı! Problem mi var acaba?

Reşit Akpınar yazdı, 725 kez açıldı, 8 misafir olmak üzere 9 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
11 Oca 17 02:00
Tarihten Notlar-1 (Samet Kuşçu Olayı)

Darbeden 2 yıl önce bir olay yaşandı.Tarihe 9 Subay olayı diye geçen olaydaki askerler;Dündar Seyhan, Orhan Kabibay, Faruk Güventürk, Orhan Erkanlı, Suphi Gürsoytrak, Ahmet Yıldız, Necdet Üruğ, Sadi Koçaş, Osman Köksal, Sezai Okan, Talat Aydemir, Adnan Çelikoğlu.

9 subay sürekli ülkenin 1955'ten beri ülkenin kötü gidişinden bahsediyorlardı.Darbe yapma planlari kuran bu askerler diğer ordu mensuplarını Menderes'in "Ben bu orduyu yedek subaylarla dahi yönetirim" sözünü örnek gösterek tahrik ediyorlardı.

***********

Orduda görev alan Binbaşı Samet Kuşçu olayı haber alıp Demokrat Parti Milletvekili Mithat Perin'e "Tıpkı Mısır'da olduğu gibi bazı subaylar Nasır tipi ihtilal hazırlığı içindeler. Başlarında Yarbay Faruk Güventürk var. Beni Başbakan Menderes''le acilen görüştür" demişti.Perin konuyu İçişleri Bakanı Namık Gedik'e açmıştı.

En sonunda konu bakanlar kuruluna gitti.Dönemin Milli Savunma Bakanı Şemi Ergin bakanlar kurulunda şöyle diyor;

“Benim subaylarım ihtilal yapmazlar. Subayların böyle bir şeyle suçlanması yüksek rütbeli subaylar arasında rahatsızlık yaratır. Ordu kendi disiplini içerisinde çözsün meseleyi”

Celal Bayar ne kadar "Mesele ciddidir. Bu iş 9 subayın işi değil. Bütün memlekette ordu içinde cuntalar kök salmıştır. Bunların üzerine ciddiyetle gidin, teşkilatı meydana çıkarın." dediyse de dinlemediler.

************

İsmi geçen subaylar tutuklandı.CHP 9 subaya sahip çıkarken Samet Kuşçu yalnız bırakıldı. “İnönü’yü seven subaylar yargılanıyor” deyip konuyu saptırdılar.Askeri mahkeme olayın üstünü kapattı.Samet Kuşçu "orduyu isyana teşvik" suçundan yargılandı.Ardından ordudan ihraç edildi.

Olayın üstünü kapatan askeri hakim Cemal Tural idi.Tural da zaten cuntacılarla beraber hareket ediyirdu.

**********

Karar Yazarı Elif Çakır bu olayı konu edindiği yazısında 9 subayın daha sonra yaptıkları itirafları paylaşıyor;

" Adnan Çelikoğlu, Milli Savunma Bakanı’nın yaveri : 9 Subay Olayı’nın arkasındaki kişi bendim. İhbar mektubunun üzerini örttüm.

Faruk Güventürk, cuntanın başı: Delilleri yok ettim. Samet Kuşçu muhbir değildi.

Faruk Güventürk’ü tutuklamakla görevli subay Ahmet Türkoğlu: Belgeleri tutanağa geçirmedim.

Dündar Seyhan : Boynumuzu iktidar kasabına uzatacak değildik.

Talat Aydemir: Evdeki bütün evrakları imha ettim.

Sami Küçük: Samet Kuşçu ihbar etmeseydi ihtilal daha önce olacaktı."

***********

Adnan Menderes 1959 yılında Genel Kurul'da yaptığı konuşmada bu olaya değinmişti;

"Adımın Adnan olduğuna inandığım kadar Cemal Yıldırım''ın da suçluluğuna öyle inanıyorum; fakat Askeri Mahkeme Türk ordusunda böyle bir hadisenin mevcut olduğunun duyulmasını zararlı görerek işi bu suretle kapattı."

Bu 9 Subay Olayında ismi geçen subayların tamamı 1960 darbesine karıştı.

***********

HAİN YAVERİN iSMİ DE 9 SUBAY ARASINDA VARDI

Çankaya'da Darbe gecesi tanklar Çankaya Köşkü'nün kapısının önünde duruyor.Askerler Cumhurbaşkanı Celal Bayar'ı derdest etmeye gitmişler.Bayar'ın yaveri Kurmay Albay Osman Köksal Bayar'ın yakalanmasına yardım ediyor.Bayar "demek sende onlardansın" diyerek tepki gösteriyor.

Yaver Osman Köksal da 9 Subay hadisesinde ismi geçen subaylardan biriydi.

Bayar'ın kızı Nilüfer Gürsoy "Daha önceki komutanın hakkında çeşitli dedikodular çıkardılar. Biz de değiştirmek istedik. Sonradan 3 isim teklif edildi. Meğer 3'ü de cuntacıymış." cevabını verir.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Abdulhamid Osmanoğlu yazdı, 1228 kez açıldı, 27 misafir olmak üzere 28 kişi beğendi, 2 yorum yapıldı.
4 Oca 17 22:00
Küresel Terör Türkiye'ye Diz Çökecek mi?
30b5396f96a86332449af2361322cf6b1483544242

30b5396f96a86332449af2361322cf6b1483544242

2017 yılının ilk saatlerinde bir gece kulübünde gerçekleştirilen katliam, sadece bir terör eylemi değil, aynı zamanda milletin mukavemetini kırmaya dönük psikolojik bir eylemdir de…

2005 yılından bu yana sistematik olarak ülkemizde patlayan bombalar ve terör eylemleri ile karşı karşıyayız…

Çeşitli terör örgütleri tarafından, 2016 yılında 20 den fazla bombalı terör eylemi düzenlendi. Sadece 2016’da Katledilen insanların sayısı 500’ü geçti…

Türkiye resmen birçok farklı terör örgütü tarafından (Pkk,Pyd…Dhkp-c…Ergenekon…Fetö…Daiş) terbiye veya hizaya getirilmeye çalışıldı ve halâ çalışılıyor…

Türkiye, eğer bu terör örgütlerine diz çöktürebilirse, en azından küresel terör sisteminin Türkiye ayağı da çökmüş olacak!

Reina’ya yapılan saldırıyı ivedi bir şekilde Daiş üstlendi.

Ama hangi Daiş bu saldırıyı üstlendi?

ABD ve Avrupa’nın güdümünde olan Daiş mi?

Yoksa Rusya ve iran’ın manipüle ettiği Daiş mi?

Daiş 2017 yılının tüm mesaisini Türkiye’ye harcamayı düşünüyor anlaşılan. Yeni yayınladığı bazı fotoğraflarda İstanbul üniversitesi ve köprüler hedef gösteriliyor.

Daiş’i besleyen Harici / Tekfirci düşünce ile de mücadele edilmediği takdirde, Daiş ile yapılacak askeri mücadelenin başarı oranı hiç şüphesiz düşük olacaktır…

Osmanlı bakiyesi bu güzel vatanımız ’da “Ehli Sünnet” anlayışını, inancını, itikâdını, amelini, siyasetini ve ahlakını kökleştiremediğimiz müddetçe, birçok farklı terör örgütleri ile mücadele etmek durumunda kalacağız…

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
10 Oca 01:13

Misafir

İşte bu yorum gerçekten de çok komikti... "Padişah Kaçtı"... Hala bu ilkokul hikayesine inananlar varmış... Birkaç yorum daha yazsan da ilkokul günlerimize gidip bok bol gülsek.

07 Oca 02:59

Misafir

Osmanlı Bakiyesi mi?vatana bakış açınız bu mu?..Bu vatana hakarettir..Osmanlı silinip süpürüldü,yokoldu.Padişah kaçtı.Cumhuriyet Evlatları kurdu bu vatanı...Bizim mabedimiz Anamız,babamız bu vatan,siz neyin bakiyesisiniz?

Abdulhamid Osmanoğlu yazdı, 1106 kez açıldı, 33 misafir olmak üzere 36 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
29 Ara 16 06:00
Yılbaşı Geceside Milli Olsun!

Sözün kâr etmediği bir çağdayız. Kimse kimseyi dinlemiyor, Konuşmak için adeta sırasını bekliyor...

Malum, yılbaşına sayılı günler kaldı. Bir yanda kimi cemaat ve STK’ların hararetle yılbaşından sakındıran vaaz ve ikazları, diğer yanda Diyanetin ürkek ve yarım bir ağızla yılbaşına “Tu kaka” demesi...

Peki, kimse kimseyi vaz geçirebiliyor mu?

Dedik ya sözün kâr etmediği bir zamandayız...

Türkiye 85 yıldır bu adeti devam ettiriyor...

1929’lar da Devlet ricalinin başlattığı yılbaşı kutlamaları, halk tarafından ilk başta evlerde kutlanmaya başlar ve zamanla eğlence mekanlarının vaz geçilmez kutlamaları halini alır..

Yılbaşına paralel bir mesele olarak “milli olmayan” bir de piyango meselemiz var tabi...

Sözde milli bir içecek olarak bize rakıyı nasıl yutturdularsa, piyangoyu da aynı şekilde yutturuyorlar!

Hem içkiyi hemde kumarı meşrulaştırmak için bu iki haramı millileştirdiler!

Peki, neden yılbaşı geceside millileşmiyor?

"Milli Yılbaşı"

Hem bu geceyi daha rahat kutlarız toplum olarak!

Bir yanda mazlumlara sahip çıkan ve dindarların daha rahat dinlerini yaşamalarını sağlayan bir Türkiye, diğer yandan içkinin, kumarın, Fuhuş ve zinanın zirve yaptığı bir başka bir Türkiye...

15 Temmuz darbe girişimi ile yıkılmayan Türkiye, bunca ahlaksızlığa ne kadar dayanır bilinmez...

Allah akıbetimizi hayr etsin....

Bize hem Devlet hemde millet olarak, tekrardan şanlı tarihimizin izinden gitmeyi nasip etsin...

Sözü merhum Akif’e atfedilen Şu güzel şiir ile bitirelim:

Ya Rab! Böyle mi olacaktı, benim cennet yurdum?

Baktım da etrafıma yalnızım, ağladım durdum.

Bir mânâ veremedim, şu Milâdî yıl başına!

Şaştım da kaldım, Müslümanların vah telaşına!

Çevirdim başımı, nereye ettimse bir nazar.

Gördüm ki, noel için hazır, yer-yer çarşı-pazar.

Haykırmak gelmişti içimden, seslendim millete.

Heyhat! Duyuramadım, ne Âhmed'e ne Mehmed'e.

Ey Âlem-i İslâm'ın baş tacı, büyük Türkiye!

Mukaddesatı unuttun, Avrupa diye diye!

(Fotoğraf:Mustafa Kemal Atatük, Hariciye Köşkü’nde yılbaşı balosunda, 31 Aralık 1929)

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
29 Ara 17:30

Misafir

Milletimizin bu kötü hasletlerden kurtulmasi duasiyla. Yazi içinde teşekkürler

Abdulhamid Osmanoğlu yazdı, 2348 kez açıldı, 50 misafir olmak üzere 52 kişi beğendi, 3 yorum yapıldı.
13 Ara 16 22:00
Halep'in Sahibi Hâlâ Biziz!
4e9d16f3533f2cc32effaa3fd08ea1a51481636748

4e9d16f3533f2cc32effaa3fd08ea1a51481636748

Mısırda darbe olduğunda, Türkiye’de Gezi kalkışması vardı. Muhammed Mursi ile birlikte Recep Tayyip Erdoğan’ı devirmeye çalıştılar. Mısırda başarılı olan Ehli küfür / Üst akıl, Türkiye’de başarısız oldu!

17/25 Aralık darbe girişimi, hem biriken birçok hesabın kapatılmaya çalışması, hem de Başbakan Recep Tayyib Erdoğan’ın aynı yıl içerisinde Gazze’ye yapılan saldırılardan sonra sarf etmiş olduğu:” İsrail bir terör devletidir” sözünün bedelinin ödetilme çabasıydı!

15 Temmuz öncesi Halep şehrine yine büyük saldırılar olmuştu. 15 Temmuz darbe girişimi yaşandığında ise Halep Şehri düşmüştü! Ertesi gün darbecileri yendiğimizde ise Halep Şehri tekrardan kurtulmuştu!

Peki, niye anlattım bu kadar şeyi?

Mısır, Suriye, Filistin veyahut başka memleketler bizim bakiyemiz, mirasımız ve bizden kopan bir parçadır da ondan…

Ehli Küfür, bu mazlum memleketlere her saldırdığında aslında bize saldırmış oluyor!

Evet, Halep tekrar düşerken, İstanbul’da bombalar Patlıyor ve 44 insanımızı ebediyete uğurluyoruz!

Sanki Halep’in intikamını, mücahitlerden ve muhaliflerden değil, bizden (Türkiye’den) almak istiyorlar!

Çünkü Halep’in sahibi hâlâ biziz! Bugün orayı koruyup muhafaza edemesekte biziz! Bunu ehli küfür bizden çok daha iyi biliyor!

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
15 Ara 03:09

Misafir

Yanlı..israil ile işbirliği ve mavi marmara ve israile ihtiyacımız vs.açıklamalar nerede.ortada bir yangın var ve yazıkki Türkiye de savruluyor bazen amerikancı bazen rusçu oluyor.konuşmak sadece konuşmak dışında RTE birşey yapmıyor

Kerem Yüksel yazdı, 412 kez açıldı, 8 misafir olmak üzere 12 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
13 Ara 16 14:00

Kerem Yüksel

Puan: 413

Şen Olmadı Halep Şehri

Uzun cümlelerin anlamı yok artık.

Şehadete erenler, şehirlerini terk etmeyi reddedenler, ailelerini çocuklarını  canlarını verenler, kısacık hayatları ansızın bitiveren küçükler kazandı. Dünyalarını verip Allah'ın rızasını aldılar.

Biz kaybettik. Uzaktan izlemeyi hatta izlememeyi seçenler olarak.

'Tweet favladık'. Çocuklarımıza anlatırız.
Camide yardım topladılar. Oldukça cömert davrandık. Ara sıra dua bile ettik. Aklımıza geldiği zamanlar. Sonuna kadar izleyemediğimiz bir videodan sonra belki. Sonra hayat devam etti. Doğalgazımız hiç kesilmedi.

Bu utanç bize bir ömür yeter. Namaza duracak yüzümüz kalmadı. Bize yeter.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
16 Ara 20:46

şen oldu diyenler helak...

Sıla Münir yazdı, 559 kez açıldı, 26 misafir olmak üzere 31 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
8 Ara 16 14:00

Sıla Münir

Puan: 1304

Ayy Bakamıyorum Ben Öyle Videolara!!!

"Ben öyle görüntülere bakamıyorum, haber izleyemiyoruuuuum!!!"

tarzında bir yapıya sahipseniz, henüz 2-3 yaşlarındaki Arakan'lı çocuğa, bir askerin  (af buyurun hayvanın) şok tabancası ile yaptığı işkencenin videosunu izlememelisiniz.

Bir insan iseniz, kahrolursunuz.

Bir çocuk iseniz, korkudan ödünüz kopar.

Bir baba iseniz, ciğeriniz yanar.

Ama bir anne iseniz, gözyaşları ile Allahü teâlâ'ya, o adamın daha beter hale gelmesi için dua ve niyazda bulunursunuz. Aklınıza her  geldiğinde... Zaten aklınızdan çıkmaz!

Halep'de bombalanan evin enkazında, ayağı sıkışmış on aylık bebeğin videosu da size göre değil. Ay hele sizin de o boylarda çocuğunuz varsa yerine koyar koyar darlanır ve çılgına dönersiniz. Kahvaltı yapamaz, yemeden içmeden kesilirsiniz. Sakın ha!

Kıyıya cesedi vuran Aylan bebek eskidi bile.

Haa bir de bombardımandan kurtarılıp ambulansta yaşadıklarının şokunu bir yana itip, kanlanan elini silme telaşı ve fakat koltuğa silince kızarlar mı gibi bir masumiyeti o an bile yansıtan Ümran'ın videosu da..

Kimseyi yadırgamıyorum...

Ne böyle bir hakkım ne de haddim yok elbette.

Bir anne olarak bu yaşananların ağırlığı ve sarsıcılığı bunları yazmaya itti beni.

Dua etmekten başka yapacak birşeyim yok.

Ama inşallah ümid ediyorum ki, o günahsız çocuklar zerre acı çekmeden ruhunu teslim ediyorlar. Görüntüleri bize bir ibret.

Allahü Teâlâ ihmal etmez, imhal edermiş.

Kimsenin yaptığı yanına kalmaz.

Az buçuk tarih bilgime dayanarak söylüyorum ki, dinimize, tarihimize, vatanımıza sahip çıkmazsak, ihaneti bırakın, ihmal ve isyan edersek, korkarım bizim ve bizim evlatlarımızın videolarını da izleyecek başkaları. Kah ağlayıp dua ederek, kah umarsızca ve belki çerez eşliğinde merhametsizce...

Tarihte hep öyle olmuştur.

Nitekim, bir Hadis-i Şerif'de;

"Siz nasıl iseniz, öyle idare edilirsiniz."

[Cami-us-sagir] buyurmuştur Resulullah 'sallallahü aleyhi vesellem' efendimiz.

Dinimizin, vatanımızın kıymetini bilelim ki, o kıymet nisbetinde  idarecilerimiz çoğalsın.

Çünkü değil devlet idarecileri, evladını karşılıksız sevdiğini iddia eden her anne baba bile layık olduğu kadar değeri verir, ona göre muamele eder her evladına.

Not: Fotoğrafdaki şiir, üstad Necip Fazıl Kısakürek'in Öfke Ve Hiciv adlı eserinde yeralmaktadır.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
08 Ara 18:26

"Ama inşallah ümid ediyorum ki, o günahsız çocuklar zerre acı çekmeden ruhunu teslim ediyorlar. Görüntüleri bize bir ibret." duanız duamız...

Ömer Poyraz yazdı, 409 kez açıldı, 7 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
30 Kas 16 14:00

Ömer Poyraz

Puan: 3301

#aladağ

Adana'nın Aladağ ilçesindeki özel bir öğrenci yurdunda çıkan yangında 11'i öğrenci, 1'i bakıcı olmak üzere 12 kişi hayatını kaybetti. 22 kişi yaralandı.

Sinanpaşa mahallesinde bulunan yurtta çevre köylerde oturan ailelerin orta okul ve lise dengi okullarda öğrenim gören kız çocukları kalıyordu. Yaralananların bir kısmı panikle camlardan atlayan öğrenciler.

Adana Belediye Başkanı Hüseyin Sözlü NTV ve Habertürk'e yaptığı açıklamada yangın merdiveninin kilitli olduğunu belirterek, "Yangın merdivenin kapısı içeriden kilitliymiş. Çocuklar çıkmayı başaramamış" dedi. Sözlü, cesetlerin yangın merdiveninin olduğu noktada bulunduğunu belirtti, "Kapı plastik. Yangın merdiveni var ama fonksiyonsuz. Çöken çatıda ahşap malzeme kullanılmış" dedi. Sözlü, konuyla ilgili soruşturma açılacağını da belirtti.

Olayın ardından Aladağ'a giden bakan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya, Belediye Başkanı Sözlü'nün yangın merdiveninin kapısının kilitli olduğu şeklindeki sözlerine ilişkin, "Araştırmalar yapılıyor. Bunlar sadece bir iddia. Sonuna kadar araştırılacak. En ufak bir ihmali olanlar cezasını çeker zaten" dedi.

Başbakan Yardımcısı Kaynak, hastane çıkışında yaptığı açıklamada, Türkiye'nin acı bir olayı hep beraber yaşadığını belirten ve yurdun Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından izin verilmiş bir yurt olduğuna dikkati çeken Kaynak, şöyle devam etti:

"O Bakanlığımız kendi çalışmalarını yapacaktır, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığımız psikososyal destek yönünden, olayın ilk anından itibaren 32 görevlisiyle sahada. Biz hem yaralananların hem de hayatını kaybeden çocuklarımızın, yavrularımızın ailelerinin yanında olacağız. Neticede olaya sebebiyet veren, yangına sebebiyet veren her neyse bu ortaya çıkacaktır ve sorumlularla ilgili işlemler yapılacaktır. Şimdilik böyle söylemekle yetinelim. Büyük bir acı ve dram halen sıcak."

Adana Valisi Mahmut Demirtaş, "12 cenazeye ulaştık, yaralanan 22 kişi de hastanelere kaldırıldı. Çalışmalar sürüyor. Ümit ediyoruz ki bu sayılar artmaz" diye konuştu.

Hayatını kaybeden 11 öğrenci ile 1 eğitmenin cenazesi, otopsi için Adana Adli Tıp Kurumu'na gönderildi. Büyük çoğunluğu yandığı için cesetlerin kimlik teşhisi için DNA testi yapılacağı bildirildi. Bunun için ailelerden kan örneği alındı.

Vali Demirtaş, "Yangının elektrik kontağından çıktığı anlaşılıyor" dedi.

Aladağ İlçesi Belediye Başkanı Mustafa Alpgedik, yangının zemin katta çıktığını, kısa sürede alevlerin yükseldiğini, 3'üncü kat ahşap olduğu için yangının büyüdüğünü söyledi. Ahşap katın yanması ile çatının da tamamen çöktüğü belirtildi.

Akış ve yetkililerin açıklamaları özetle böyle. Yetkililere bakılırsa sorumluluk sahibi kimse değil. Çok basit değil olayı açıklamak, topyekün millet olarak suçlu aramak yerine, afedersiniz biz bu haltı niye yedik diye düşünme zamanı değil midir. Olay toplumun sosyolojik hali pür melali kanaatimce. Yetkilendirilen kişiler, denetim/teftiş yapmışlar, kağıt üzerinde her şey tamamdır muhtemelen. Yangının çıkış sebebi de elektrik kontağı olduğuna göre dağılabiliriz. Böyle kepaze bir duruma düşen Müslüman bir toplum oturup ağlamalı, sonra da ne yapmalı diye düşünmeli. Bu olay üzerinden, örnek vaka olarak bakarsak her işimizin böyle –mış gibi yaparak bu noktaya geldiğini unutmayalım. O çocuklar 13-14 yaşlarında idi. Açıklamayı yapanlar ve bu meselede can kaybı yaşanmasında en ufak kusuru olanlar, dünya mahkemesinden belki yırtabilecekler fakat hayatları boyunca bu vebal onların üzerinde olacak ve ahrette de bunun hesabını verecekler. Bu net.

Şimdi iddialara bakalım;

1. Yurdun geçici olarak kullanıldığı, başka yurt yerine çocukların oraya taşındığı iddiası.

Bir veli tarafından dile getirildiği iddia ediliyordu dün sosyal medya paylaşımlarında. YİBO’nun yıkıldığı yenisi yapılana kadar çocukların geçici suretle buraya nakledildiği. Bir kere bu yurt özel yurt mu, geçici de olsa devletin kayıtlarındaki bir yurt mu? Bu soruların muhatabı direk Milli Eğitim Bakanlığı. Açıklama bekliyoruz. Ayrıca konuya ilişkin Özel öğrenci yurtları yönetmeliği devir ve nakil bölümünde şöyle diyor;

“Yangın, deprem, sel gibi doğal afetlerde binanın tahliye zorunluluğu karşısında geçici bir binaya nakil işlemi, valiliğin bilgisi dahilinde yapılır ve gereken tedbirler alınır. Bu durumda Yönetmelik hükümlerine uygun olarak geçici nakil işlemleri en geç bir yıl içinde tamamlanır.”

2. Adana Belediye Başkanı’nın yurdun üçüncü katının ahşap olduğu, yangın kapsısının plastik doğrama ve yangın merdiveninin kilitli olduğu iddiası.

İddia sahibi sadece Büyükşehir Belediye Başkanı değil, ilçe belediye başkanı da binanın üçüncü katının ahşap olduğunu kabul ediyor. Gerçi bugün Veysi Kaynak kilitli olmadığının bilgisi geldiğini söyledi ama. Ben şahsen belediye başkanlarının suçlanmasını doğru bulmuyorum. Sorumlulukları olmakla birlikte, ortada olması ve hesap vermesi gereken kişi İlçe Milli Eğitim Müdürü’dür. Ortaöğretim yurtlarının kontrol ve teftişleri Milli Eğitim Bakanlığı’nda. Özel öğrenci yurtları yönetmeliği Yurt Binalarında aranacak özellikler kısmı 16. Madde’de diyor ki; “(Değişik: 15/12/2009-2009/15692 B.K.K.) İlgili mevzuata uygun yangın merdiveni, yangına karşı söndürme malzemesi ve tesisatı,”

Yine yurt açacaklarda aranacak şartlar ve istenecek belgeler kısmında şöyle diyor;

m) (Ek: 15/12/2009-2009/15692 B.K.K.) Yetkili kuruluştan alınan, binanın yangına karşı yeterli güvenliğe sahip olduğuna dair rapor,

Eğer varsa kim vermiş bu yeterlilik belgesini?

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Ertuğrul yazdı, 607 kez açıldı, 13 misafir olmak üzere 18 kişi beğendi, 2 yorum yapıldı.
10 Eki 16 02:00

Ertuğrul

Puan: 235

Konuşma Dilimiz ve Sosyolojimiz
bb8828f7f14f061ee3ca233984065a721476041758

Argo,kanundan kaçanların dili…Uydurma dil,tarihten kaçanların…Argo, korkunun ördüğü duvar;uydurma dil şuursuzluğun.Biri günâhlara peçe,öteki irfanı boğan kement.Argo,yaralı bir vicdanın sesi;uydurma dil,hafızasını kaybeden bir neslin.Argo,her ülkenin;uydurma dil,ülkesizlerin.

(Cemil Meriç)

bb8828f7f14f061ee3ca233984065a721476041758

Önemlidir kelimeler... Acımızı,sevincimizi,heyecanımızı,coşkumuzu, duygularımızı yüklüyoruz harf tümcelerine.Hüzün mesela,hüzün kelimesini acı ya da üzüntü ile eşdeğer olarak kullanabilir misiniz?Düşünsenize hüzün kelimesi artık kullanılmayacak,yasaklanacak olsa neyle ifade ederdik bu güzel hissi?Artık ifade edilenmeyen bir duygu da unutulur giderdi zamanla değil mi.Torununuz hiç bilmeyebilirdi hüznün nolduğunu.Oysaki "hüzün ki en çok yakışandır bize"diyordu Hilmi Yavuz.Bir milletin ortak duygusuydu hüzün.

İşte kelimeler ve dilin önemi.1984!ünde çok çarpıtıcı değiniyor konuya Orwell.Kelimelerle hisleri,düşünceyi,geçmişi kontrol eden bir ütüpyoyı gözler önüne seriyordu.Kötü,iğrenç,berbat yoktu mesela,artık "iyiliksiz" vardı onlar yerine.Peki bu gidişat içinde bizim sonumuz ne olur?

Üstte Cemil Meriç'e ait bir söz var,uydurma dil ve argoya bir kıyas ve bir tanım getiriyor.Ancak bizim içinde bulunduğumuz durumun acınası tarafı şu ki;üstteki resimde de gördüğünüz gibi,artık kullanılan dil hem argo hem uydurma.Kelimeler hem unutuluyor,hem yadsılaştırlıyor,hem anlamsızlaştırılıyor.

Sosyal medyada çok rastlanılan argo,sanki artık ahlaksızlık özelliğini kaybetmiş ve arınmış gibi hayatımza yerleşmeye başladı.Artık mizah hesaplarında "aq"ile bitmeyen cümle bulmak zor.Bazen komik de oluyor doğru.Ama belki de farklı kelimelerle çok daha samimi,çok daha komik,çok daha anlamlı cümleler kurulabilirdi?

Ama artık ihtiyaç duymuyoruz kelimelere.Artık twitterda 140 harfe alelacele sıkıştırıyoruz meramımızı.Allah rahatlık versin hayırlı geceler diyen yok artık,veya eyvallah Allah razı olsun diyip hayır dua eden de yok."ARV ve ARO"larımız var artık.

İnsanlığımızı,kalbimizi,kendimizi ifade etmeyi kaybediyoruz.İşin ironik kısmı gelişen teknolojiyle artan yalnızlıkla derdimizi de anlatamıyoruz,kendi oluşturduğumuz bu durumdan kendimiz yakınıyoruz.Bu gurur hepimizin.Necip Fazıl'dan bir şiir de derdimizi anlatır belki.

Bıçak soksan gölgeme,

Sıcacık kanım damlar.

Gir de bir bak ülkeme:

Başsız başsız adamlar...

Ağlayın,su yükselsin!

Belki kurtulur gemi.

Anne, seccaden gelsin;

Bize dua et,emi!  (n.f.k)

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
22 Eki 00:42

Necip Fazıl aslında derdimizi anlatan o kadar çok şiir ile dile getiriyor ki bu konuları ancak günün modasına göre okuyoruz ve anlıyoruz ne yazık ki. 140 kelimeye ne sığarsa artık öyle değil mi! iyi bir metin daha, kalemine sağlık.. .