İyi Yazarlar
İyi Okurlar

Kürşat Koyuncu

1 / Puan: 11274

Ankara

Abdullah Fakiroğlu

2 / Puan: 6184

İstanbul

Bulut Sever

3 / Puan: 3812

İstanbul

Ozan Bilican

4 / Puan: 1717

İstanbul

Ömer Poyraz

5 / Puan: 1701

İstanbul
İstanbul

Salieri Alt Tire

7 / Puan: 1489

İstanbul

Detroitli Kızıl

8 / Puan: 1244

İstanbul

Osman Batur Akbulut

9 / Puan: 1213

Kırıkkale

Sıla Münir

10 / Puan: 1175

İstanbul

Mücahid Cesur

11 / Puan: 899

İstanbul

Mustafa Karayel

12 / Puan: 867

İstanbul

Ferit Çaydangeldi

13 / Puan: 849

Ankara

Ali Turan

14 / Puan: 808

İstanbul

Moko Ju Balala

15 / Puan: 786

İstanbul

Müsemma Şahin

16 / Puan: 747

İstanbul

Mümin Yolcu

17 / Puan: 728

İstanbul

Sezer Emlik

18 / Puan: 652

Bartın

Alpay Gökçe

19 / Puan: 635

İstanbul

Mesut Toprak

20 / Puan: 627

Ankara

Yamanduruş

21 / Puan: 617

Sakarya

Ahmet Lalbek

22 / Puan: 617

Erzincan

Muharrem Morkoç

23 / Puan: 604

İstanbul

Ahmet Demir

24 / Puan: 574

İstanbul

Kumru

25 / Puan: 510

Adana

Emre Keleş

26 / Puan: 450

Ankara

Aykut Giray

27 / Puan: 415

Yozgat

Sadık İbrahim

28 / Puan: 385

İstanbul

Lagari Alıntılar

29 / Puan: 383

İstanbul

Kerem Yüksel

30 / Puan: 380

İstanbul

Bir sonraki paylaşıma yaklaşık 03 saat 48 dakika kaldı.

Muharrem Morkoç yazdı, 73 kez açıldı, 17 misafir beğendi, 7 yorum yapıldı.
31 Ağu 17 21:00
1919'dan Başlayan Tarihi Kabul Etmiyorum!

1919’DAN SONRAKİ TARİHİ KABUL ETMİYORUM

Devletin idealliği denildiğinde şüphesiz akıllara gelen tek eser Platon’un ‘Devlet’ adlı kitabıdır. Bütün dinamikleriyle ayrıntılı olarak modelleri ve prensipleri bir arada toplamıştır. Anakroniğe düşmeden üzerinde durulması gereken bir isimdir Platon. Hocası Sokrates’ten öğrendiklerini çelişkili de olsa aktarmaya çalışmıştır. Ezcümle; Platon’un yolunda giden savucular ideal devleti aslında görmek istemiyorlar. Çünkü o bir felsefeci ve fikirleri oryantalizmi heyecana getirebilir. Yalnız burada Platon’u bir kenara bırakıp ideal devlet yapılanmasını asıl meydana getiren ona ruh veren Osmanlı Devleti’nin devlet anlayışından hatta ideal devlet nasıl olunur onu aktarmaya gayret edeceğim.

Evet dostlarım,

Göçmen kuşları bile düşünen bir devlete ütopya ve mitolojik vaka 1919’dan sonra dillere pelesenk ettirdiler. Tarihlerini 90 yıla sığdıran aslında bir öfke siyasetiyle günümüze kadar devam eden bir tarikatla karşı karşıyayız: Kemalizm Tarikatı. Kendi değerlerine ve geçmişine bu kadar düşman üstelik medeniyet sözcüğünü ağzından düşürmeyen bu tarikatın müritleri çürük bir diş gibi koku yayıyor etrafa. Osmanlı kelimesine dahi tahammül edemeyen bu coğrafyanın fertleri bize tek adam rejimini anlatmadan özgürlükten bahsetmesi abesle iştigaldir.

Bir medeniyet/devlet düşünün; içinde yaşayanların hiçbiri sabah namazını kazaya bırakmıyor. Küçükten büyüğe kadar herkes hayrat düşünüyor. Adımlar günah-sevap taammümlerine göre atılıyor. Ve bir devir düşünün devrin en muttaki, en kabiliyetli din âlimleriyle dolup taşıyor. Askeriden mantık ilmine; tarihten dünya siyasetine kadar her alana hitap ediliyor. Osmanlı taşa bile ruh veren bir medeniyetti. Dişi çürük olan Kemalizm Tarikatı bu değerleri ve medeniyeti hiçe sayarak örseledi kendini artık. Medeniyet dedik, kültür dedik seküler bir bakış açısıyla anlam çıkardılar. Bir medeniyet düşünün(!) gençler milli kütüphanelerine girip okuyamıyor ve buna düşünce özgürlüğü kavramını dile getiriyor. Bu durumda eşine cihanda başka ülkede rastlanamaz. 1919’dan sonraki tarihi kabul etmiyorum demişti vaktiyle Cumhurbaşkanı Erdoğan. Tam da bu yakınmam ile alakalı güzel bir açıklama getirmişti Reis. Yine düşman oldular. Medeniyetinize sahip çıkın artık.

Düşmanları tarafından alkış alan başka bir medeniyet bulamazsınız. O sadece Osmanlı Devleti’dir. Altı asır boyunca İslam’a hadimlik yapan ulemaların emeğiyle yoğruldu ve Anadolu da karış karış gezildi. Osmanlı Devlet’i bu otoriteyi Şeyh Edebali’nin duasıyla, Emir Sultan’ın fikir dünyasıyla zirveye ulaştı.

Bir Yavuz Sultan Selim’i Yavuz yapan İbn-i Kemal’dir. Fatih, Akşemseddin ile müsterih oldu. Emir Sultan sayesinde Yıldırım Bayezid kemale erdi. Devletin dağılma dönemlerinde bile Sultan Abdülhamid Han âlimlerle konsey oluşturup meselelere şer’i manalar yüklüyordu. Bu metotlarla yaşayıp yaşattılar. Bu güç, ulemanın arkasında cem olunarak, bel bükülerek ve boyun eğerek Viyana kapılarına kadar götürdü. Dedik ya Osmanlı deyince tahammül dahi edemeyen tarikat 6 asırlık medeniyeti “efendim padişahlar diktatör!” gibi cılız bir sesle yeni nesle yutturmaya çalıştı. Araştırmayan, sorgulamayan bu oyuna aldandı. Ders kitaplarında dahi “ asarlar, keserler ve kimseye hesap vermeyen” olarak anlatıldı. Bilseler ki bir zamanlar Zembilli Ali Cemali Efendi adında bir âlim vardı. Yavuz Sultan Selim gibi celalli bir Sultan'a seni kılıcımla doğrulturum, ayağını denk al’ diyebilmişti. Bursa Kadısı vardı bir zamanlar Emir Sultan adında. Yıldırım Bayezid’in karşısında cehennem ayetleriyle sultanı tehdit ediyordu adeta. Devletin en elzem noktalarında memur ihtiyacını gidermek için muhatabına sordukları tek soru: Kimin öğrencisisin? Memur adayının dilekçesi alındığı vakit verdiği referansı araştırıp adayın ruh sicil dosyasını istiyoruz derlerdi. Nerde kaldı platon, hani 1919’dan sonraki tarih?

Muhterem kardeşlerim,

Bu medeniyeti mezarlığa çevirip kendileri de ülkeden kaçıp giden menfaatperestler batıyı hep güldürdü. Yaktılar yıktılar ve kaçtılar. “Özgürlük” bu ülkede hep kavram olarak kaldı ve öteye geçemedi.

Kaderullah’ın yardımı tekrar alınırsa, zamanın ruhu tekrar okunursa işte o zaman medeniyetimize döneriz. Korkmayın Osman isminden adı her ne olursa olsun gelecek de onun olacaktır.

NOT: İbrahimlerin kesiksiz soluklarını daha güçlü duymanızı diler, Kurban Bayramınızı kutlarım.

TEŞRİK TEKBİRLERİNİZİ UNUTMAYINIZ

Herkese selam SANA hasret…

Vesselam.

31.08.2017

Muharrem MORKOÇ

Abdulhamid Osmanoğlu yazdı, 181 kez açıldı, 5 misafir olmak üzere 6 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
4 Ağu 17 21:00
" İman ve İmkan Meselesi "
7b816ddd4d1b9dc6e5230ca7324408231501867618

7b816ddd4d1b9dc6e5230ca7324408231501867618

Erdoğan Mescidi Aksanın önemini anlatmak için körfez ülkelerini gezdi..

Erdoğan Aradığı neticeyi bulamamış olacak ki:

“Müslümanlar İçin Mübarek Beldelerimizi Korumak İmkân Değil, İman Meselesidir” dedi.

Çünkü Körfez ülkelerinde ki Arap yöneticiler, olayın vahametini ya anlamıyorlar yada ısrarla anlamak istemiyorlar...

Erdoğanın mescdi aksa konusunda desteksiz kalması, şımarık siyonistleri dahada cüretlendirip, cesaretlendiryor.

ve olan oluyor: Mescidi aksa siyonist yahudiler tarafından bir gece ansızın işgal ediliyor...

şimdilik bu zilleti anlımızda ve boynumuzda taşıyoruz!

Ama yarınlarda sadece Mescidi aksa değil Kudus'te özgürlüğüne kavuşacak..

Bu bir hayal değil hakkattir...

Abdullah Fakiroğlu yazdı, 559 kez açıldı, 32 misafir beğendi, 2 yorum yapıldı.
12 Şub 17 02:00
Korkuyorum

Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan Anayasa değişikliğini referanduma götüren imzayı attı. Allah nasip ederse referandum 16 Nisan tarihinde yapılacak. Ben de referanduma 64 gün kala, referandumda onaylanacak maddelere dair çekincelerimi yazmak istedim.

Aydın olmanın getirdiği tarihsel sorumluluğu üzerimde hissederek bu satırları kaleme alıyorum.

Yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığından korkuyorum. Bu anayasayı hazırlayanlar böylesine büyük bir tehlikeyi nasıl görmediler, haftalardır gözüme uyku girmiyor. Yargıtay, Danıştay, Sayıştay ve Anayasa Mahkemesi başkanlarının ortak kararı ile Türkiye cumhuriyetinden ayrılarak bağımsız olabilecekler. Bağımsız olmaları yetmiyormuş gibi bir de tarafsız olabilecekler. Rezilliğe bakar mısınız, bu hakkı Anayasa Değişikliğiyle kendilerine biz veriyoruz. Yargıtay binasına pasaportla girdiğinizi düşünün.

Milletvekili yaşının 18’e düşmesinden korkuyorum. Meclis TV’yi açtığınız ve karşınızda 18 yaşında yüzlerce milletvekili çıktı. Kulağında walkman, elinde 3310 ile meclis konuşmalarını nasıl izleyecek/dinleyecek soruyorum size. Mecliste %1,6 oranında bulunan 25-30 arası milletvekili neyimize yetmiyor da 18 yaşa iniyoruz. Bakınız bir yanlış anlamayı düzelteyim, ben gençlere karşı değilim. Gelsinler dergi çıkartalım, afiş astırayım, istediğim işleri yapsınlar. Konuyu dağıtmayalım.

Başbakanlığın kaldırılmasından acayip korkuyorum. Ne güzel başbakanlarımız vardı, niye kaldırıyorlar. Soruyorum size niye? Yani Başbakanlık makamının kime ne zararı vardı ki? Erdoğan Başbakanlıktan gelmedi mi? Erdoğan Başbakan olmasa Cumhurbaşkanı olabilir miydi?

En büyük korkularımdan biri de Recep Tayyip Erdoğan’dan sonra ne olacağı hakkında. Tamam, şimdi referandumun geçtiğini düşünelim, Recep Tayyip Erdoğan partili cumhurbaşkanı seçildi, ya ondan sonrası. Ya ondan sonra başa geçen isim, Müslümanlara zulüm ederse ne yapacağız. Neden bu hakkı ona verelim? 93 yıldır bu ülkede huzur içinde yaşıyoruz şimdi ayağımıza sıkmanın ne âlemi var değil mi?

Partili Cumhurbaşkanlığı ifadesi bir bana mı dehşet geliyor? Kopacak fırtınayı görebiliyorum. Yıllardır Cumhurbaşkanlığı makamına asgari nezaketi ihlal etmeyen CHP, HDP ve meclis dışındaki partiler yeni sistem onaylanır onaylanmaz Cumhurbaşkanına saldırmaya başlayacaklar. Hiç alışık olmadığımız bir gerginlik değil mi?

Seçim sonuçlarının isteğimiz dışında şekillenmesinden korkuyorum. Ya Cumhurbaşkanlığında Recep Tayyip Erdoğan’a Meclis seçimindeyse Vatan Partisine oy verilirse ne yapacağız?

Referandumun geçmeme ihtimalinden korkuyorum. Çevremde kimle konuşuyorsam bu sefer hayır oyu vereceğini söylüyor. Bu sayı hiç de azımsanacak kadar değil. Geçen gün arkadaşlarla oturduğumda 48 kişi hayır oyu vereceğini söyledi.

Keşke bu referandum başka bir zaman diliminde gerçekleşeydi. Bu değişikliğe ne gerek vardı anlamaya çalışıyorum. Yok anlamıyorum.

Korkularım bu kadar mı? Elbette değil, MHP ile ittifak meselesi var. Onu da inşallah bir sonraki yazımda anlatacağım.

Korkuyorum dostlarım. Korkmama rağmen bu Referandumda Evet oyu vereceğimi size söylemiş miydim? Size Evet ya da Hayır oyu verin diyemiyorum ama. Ne olur kusuruma bakmayın.

18 Nis 06:28

kardeşim sen meseleyi anlamamışsın. bir daha oku.

Mücahid Cesur yazdı, 1079 kez açıldı, 36 misafir olmak üzere 37 kişi beğendi, 6 yorum yapıldı.
27 Oca 17 22:00
Evet Hayır ve MHP
6fae49afbb203d6744c0ba70d3da78dc1485517918

6fae49afbb203d6744c0ba70d3da78dc1485517918

Son birkaç gündür Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli'ye linç politikası uygulanıyor. Fitneçağcılar bir yandan sahte halkçılar bir yandan, tüm gücüyle saldırıyorlar. Şu sıralar Erdoğan'dan daha fazla hakarete uğruyor ve medya tarafından baskıya alınıyor. Neden olduğu ise apaçık bir şekilde ortada. MHP referandumda ki belirleyici parti. Çatlaklar olmasına rağmen Bahçeli kararını değiştirmiyor. Meselenin milli olduğunun bilincinde ve Cumhuriyetçi Partiye de her seferinde çağrıda bulunuyor. Yıllardır siyasi krizlerin artık ülkeye kaostan başka bir şey getirmediğini çok iyi biliyor. Yaşının da verdiği tecrübeyle milletinin kararına saygı duyuyor. Kimileri ise halen kapısına dayanıp kendi safına çekme çabasında, ama nafile…

Ağıza alınmayacak küfürler, hakaretler ancak onlara yakışırdı. Bu küfürleri Bahçeli'ye edenlere en büyük destek sol partiler ve Halkların Terör Partisinden geliyor. Aslında tüm bunlara baktığımız zaman Turgut Özal'ın sözü aklıma geliyor. ''Ben bir icraat yapacağım zaman sol cenaha bakarım, onlar ne derse aksini yaparım.'' Ne kadar anlamlı ve günümüze cuk oturan bir söz. Bazı beyinsizlerde tek adamlıktan dem vuruyorlar. Bre ahmak! Tek adam İslam ve Türk'ün ruh köküne bağlı ve halis niyetli ise neden tek adamlıktan korkuyorsun?

Korkuyorlar çünkü bu saatten sonra darbe haricinde iktidarı ele geçiremeyeceğinin bilincindeler. Ondan olsa gerek sokakları harekete geçirmeye çalışıyorlar. Yine beyinleri bulanmış gençleri sokağa çıkıp bildiri dağıttırarak, metroda halkı tahrik ederek toplumsal kriz oluşturma peşindeler. Sanat dünyasında ki sevimli yüzleri de ''hayır'' propagandası yaptırarak pay kapma peşindeler. Öte yandan kendisiyle aynı fikriyatı paylaşmayan ''evetçi'' camiaya yalaka damgası vuracak kadar yobazlaşmakta. Durum böyle olunca insan üzülüyor. Düşman bile mert değil. Türlü hilelere başvurmaktan çekinmiyorlar. Ama bilmiyorlar ki ''ALLAH tuzak kuranların en hayırlısıdır''.

10 Şub 01:08

En son yazdığım yazının kaldırılması kesinlikle benimle alakalı birşey değildir. Demek ki iğneleyici laflar birilerini yaraladı. Durmak yok Hakkı haykırmaya devam.

03 Şub 18:32

Misafir

Reis, neden yazın kaldırıldı! Problem mi var acaba?

Reşit Akpınar yazdı, 353 kez açıldı, 3 misafir olmak üzere 4 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
11 Oca 17 02:00
Tarihten Notlar-1 (Samet Kuşçu Olayı)

Darbeden 2 yıl önce bir olay yaşandı.Tarihe 9 Subay olayı diye geçen olaydaki askerler;Dündar Seyhan, Orhan Kabibay, Faruk Güventürk, Orhan Erkanlı, Suphi Gürsoytrak, Ahmet Yıldız, Necdet Üruğ, Sadi Koçaş, Osman Köksal, Sezai Okan, Talat Aydemir, Adnan Çelikoğlu.

9 subay sürekli ülkenin 1955'ten beri ülkenin kötü gidişinden bahsediyorlardı.Darbe yapma planlari kuran bu askerler diğer ordu mensuplarını Menderes'in "Ben bu orduyu yedek subaylarla dahi yönetirim" sözünü örnek gösterek tahrik ediyorlardı.

***********

Orduda görev alan Binbaşı Samet Kuşçu olayı haber alıp Demokrat Parti Milletvekili Mithat Perin'e "Tıpkı Mısır'da olduğu gibi bazı subaylar Nasır tipi ihtilal hazırlığı içindeler. Başlarında Yarbay Faruk Güventürk var. Beni Başbakan Menderes''le acilen görüştür" demişti.Perin konuyu İçişleri Bakanı Namık Gedik'e açmıştı.

En sonunda konu bakanlar kuruluna gitti.Dönemin Milli Savunma Bakanı Şemi Ergin bakanlar kurulunda şöyle diyor;

“Benim subaylarım ihtilal yapmazlar. Subayların böyle bir şeyle suçlanması yüksek rütbeli subaylar arasında rahatsızlık yaratır. Ordu kendi disiplini içerisinde çözsün meseleyi”

Celal Bayar ne kadar "Mesele ciddidir. Bu iş 9 subayın işi değil. Bütün memlekette ordu içinde cuntalar kök salmıştır. Bunların üzerine ciddiyetle gidin, teşkilatı meydana çıkarın." dediyse de dinlemediler.

************

İsmi geçen subaylar tutuklandı.CHP 9 subaya sahip çıkarken Samet Kuşçu yalnız bırakıldı. “İnönü’yü seven subaylar yargılanıyor” deyip konuyu saptırdılar.Askeri mahkeme olayın üstünü kapattı.Samet Kuşçu "orduyu isyana teşvik" suçundan yargılandı.Ardından ordudan ihraç edildi.

Olayın üstünü kapatan askeri hakim Cemal Tural idi.Tural da zaten cuntacılarla beraber hareket ediyirdu.

**********

Karar Yazarı Elif Çakır bu olayı konu edindiği yazısında 9 subayın daha sonra yaptıkları itirafları paylaşıyor;

" Adnan Çelikoğlu, Milli Savunma Bakanı’nın yaveri : 9 Subay Olayı’nın arkasındaki kişi bendim. İhbar mektubunun üzerini örttüm.

Faruk Güventürk, cuntanın başı: Delilleri yok ettim. Samet Kuşçu muhbir değildi.

Faruk Güventürk’ü tutuklamakla görevli subay Ahmet Türkoğlu: Belgeleri tutanağa geçirmedim.

Dündar Seyhan : Boynumuzu iktidar kasabına uzatacak değildik.

Talat Aydemir: Evdeki bütün evrakları imha ettim.

Sami Küçük: Samet Kuşçu ihbar etmeseydi ihtilal daha önce olacaktı."

***********

Adnan Menderes 1959 yılında Genel Kurul'da yaptığı konuşmada bu olaya değinmişti;

"Adımın Adnan olduğuna inandığım kadar Cemal Yıldırım''ın da suçluluğuna öyle inanıyorum; fakat Askeri Mahkeme Türk ordusunda böyle bir hadisenin mevcut olduğunun duyulmasını zararlı görerek işi bu suretle kapattı."

Bu 9 Subay Olayında ismi geçen subayların tamamı 1960 darbesine karıştı.

***********

HAİN YAVERİN iSMİ DE 9 SUBAY ARASINDA VARDI

Çankaya'da Darbe gecesi tanklar Çankaya Köşkü'nün kapısının önünde duruyor.Askerler Cumhurbaşkanı Celal Bayar'ı derdest etmeye gitmişler.Bayar'ın yaveri Kurmay Albay Osman Köksal Bayar'ın yakalanmasına yardım ediyor.Bayar "demek sende onlardansın" diyerek tepki gösteriyor.

Yaver Osman Köksal da 9 Subay hadisesinde ismi geçen subaylardan biriydi.

Bayar'ın kızı Nilüfer Gürsoy "Daha önceki komutanın hakkında çeşitli dedikodular çıkardılar. Biz de değiştirmek istedik. Sonradan 3 isim teklif edildi. Meğer 3'ü de cuntacıymış." cevabını verir.

Abdulhamid Osmanoğlu yazdı, 1180 kez açıldı, 27 misafir olmak üzere 28 kişi beğendi, 2 yorum yapıldı.
4 Oca 17 22:00
Küresel Terör Türkiye'ye Diz Çökecek mi?
30b5396f96a86332449af2361322cf6b1483544242

30b5396f96a86332449af2361322cf6b1483544242

2017 yılının ilk saatlerinde bir gece kulübünde gerçekleştirilen katliam, sadece bir terör eylemi değil, aynı zamanda milletin mukavemetini kırmaya dönük psikolojik bir eylemdir de…

2005 yılından bu yana sistematik olarak ülkemizde patlayan bombalar ve terör eylemleri ile karşı karşıyayız…

Çeşitli terör örgütleri tarafından, 2016 yılında 20 den fazla bombalı terör eylemi düzenlendi. Sadece 2016’da Katledilen insanların sayısı 500’ü geçti…

Türkiye resmen birçok farklı terör örgütü tarafından (Pkk,Pyd…Dhkp-c…Ergenekon…Fetö…Daiş) terbiye veya hizaya getirilmeye çalışıldı ve halâ çalışılıyor…

Türkiye, eğer bu terör örgütlerine diz çöktürebilirse, en azından küresel terör sisteminin Türkiye ayağı da çökmüş olacak!

Reina’ya yapılan saldırıyı ivedi bir şekilde Daiş üstlendi.

Ama hangi Daiş bu saldırıyı üstlendi?

ABD ve Avrupa’nın güdümünde olan Daiş mi?

Yoksa Rusya ve iran’ın manipüle ettiği Daiş mi?

Daiş 2017 yılının tüm mesaisini Türkiye’ye harcamayı düşünüyor anlaşılan. Yeni yayınladığı bazı fotoğraflarda İstanbul üniversitesi ve köprüler hedef gösteriliyor.

Daiş’i besleyen Harici / Tekfirci düşünce ile de mücadele edilmediği takdirde, Daiş ile yapılacak askeri mücadelenin başarı oranı hiç şüphesiz düşük olacaktır…

Osmanlı bakiyesi bu güzel vatanımız ’da “Ehli Sünnet” anlayışını, inancını, itikâdını, amelini, siyasetini ve ahlakını kökleştiremediğimiz müddetçe, birçok farklı terör örgütleri ile mücadele etmek durumunda kalacağız…

10 Oca 01:13

Misafir

İşte bu yorum gerçekten de çok komikti... "Padişah Kaçtı"... Hala bu ilkokul hikayesine inananlar varmış... Birkaç yorum daha yazsan da ilkokul günlerimize gidip bok bol gülsek.

07 Oca 02:59

Misafir

Osmanlı Bakiyesi mi?vatana bakış açınız bu mu?..Bu vatana hakarettir..Osmanlı silinip süpürüldü,yokoldu.Padişah kaçtı.Cumhuriyet Evlatları kurdu bu vatanı...Bizim mabedimiz Anamız,babamız bu vatan,siz neyin bakiyesisiniz?

Bulut Sever yazdı, 555 kez açıldı, 6 misafir olmak üzere 10 kişi beğendi, 2 yorum yapıldı.
30 Ara 16 22:00
Komisyondan Halkçı Nümayişler
6d7a5674a9171a08d4586bad2b21beb61483104620

6d7a5674a9171a08d4586bad2b21beb61483104620

15 Temmuz, OHAL, üzerine Fırat Kalkanı Harekâtı ve senelerdir süregelen, artık saymak istemediğimiz terör eylemlerinin ve şehitlerimizin ardından yıllardır konuşulan Anayasa değişikliği mevzuu bir neticeye gitti.

İktidar partisinin hazırladığı Anayasa değişikliği maddeleri üzerinden her iki partinin de (AKP-MHP) hassasiyetleri korunarak ilgili değişiklik maddeleri komisyona sevk edildi ve muhalefet partisinden beklediğimiz şekilde çok olmayan fakat düşüklüğü daha önceki “muhalif tepkilerine” nazaran daha da çukurlaşan nümayişler neticesinde geçti.

Belki sabotajlarını diye yazmalıydık!

Biz yine kibarlığı elden bırakmayalım ve HALKÇI, DEMOKRATİK, LAİK, SOSYAL, HUKUK DEVLETİ TANIR CUMHURİYET PARTİSİ(!)nin komisyonda çıkardıkları marazların kelimelere yansımasını nezaket kuralları çerçevesinde aşağıya yazalım.

1- “Su atmak demokratik haktır, dediler.”

Öyle tabi! Demokrasinin sonuna kadar işlemesi gereken yerde su atarak demokratik tepki göstermeyi hak ve marifet sayan bu düşünce yarın sivil direniş adı altında devlete, hükümete kurşun “atmayı”da birer hak görecektir.

2- “Halk güven olmaz. / Halk (her zaman) doğru söylemez. / Referandumda oy sayımı teferruattır, sonucu tanımayız.”

Ne güzel oldu bu komisyon işi, bayıldım. Hele hele şu laflara bakın halkçı partiden: “Halk için, halkı halktan koruyan halkın partisi!”

3- “Bazı seçimler vardır, oylar sayılmaz, tartılır.”

Bunu söyleyen kişiyi düşünürken, bu sözü söylerken bir gözünü kameralara kırptığını hayal ediyorum. Müjdemizi verdiler, bir Aysun Kayacı vak'amız daha oldu!

“Yok yani şimdi halk ne, çoban kim, oy kullanmaları ne demek! Dedirtmeyin böyle şeyler bize!”

4- “Yavuz Sultan Selim katildir!”

Bitmediniz be! Vallahi bitmediniz! İkinci adam diyelim, cezası yok! İkinci adam ve avenesi bu lafı diyen ahmakların mezhebinden olanları kıtır kıtır öldürme vermiş halkçı partileri “tek partili düzen”de iken. Bunlar hala vatana göz koymuş teröristlerle kendi masum halklarının akıbetlerini bir tutuyorlar!

“Sus sus! Alevileri katleden bizimkiler ama şimdi makamdan-imkânlardan ayrı düşmek zor! Şartlar zor şartlar azizim karıştırma şimdi sus!”

Kısa olsun, hızlıca geçelim. Aşağıdakiler tırnak içinde.

• Abdülhamid istibdatçıdır.

• CHP’li bayan vekil: “Gel lan buraya”

• Anayasayı değiştiremezsiniz, size siyasi eşkıyalık yaptırmayız.

• Milli irade fetişizmi…

Olmuyor sevgili okuyucu, olmuyor.

Özde değil sözde HALKÇI CUMHURİYET MUHALEFET PARTİSİ isteriz!

(Kahkaha emojisi)

01 Oca 10:05

Eyvallah. Nasip.

01 Oca 00:55

Misafir

Kıraathanede çay eşliğinde sohbet eder gibi okudum yazınızı. Tebrik ederim. Daha sık okumak isteriz. Mesela ülkenin gençliği ne durumda? Bu konuyla ilgili fikirlerinizi okumak isterdim. Tekrar tebrikler.

Abdulhamid Osmanoğlu yazdı, 1011 kez açıldı, 33 misafir olmak üzere 36 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
29 Ara 16 06:00
Yılbaşı Geceside Milli Olsun!

Sözün kâr etmediği bir çağdayız. Kimse kimseyi dinlemiyor, Konuşmak için adeta sırasını bekliyor...

Malum, yılbaşına sayılı günler kaldı. Bir yanda kimi cemaat ve STK’ların hararetle yılbaşından sakındıran vaaz ve ikazları, diğer yanda Diyanetin ürkek ve yarım bir ağızla yılbaşına “Tu kaka” demesi...

Peki, kimse kimseyi vaz geçirebiliyor mu?

Dedik ya sözün kâr etmediği bir zamandayız...

Türkiye 85 yıldır bu adeti devam ettiriyor...

1929’lar da Devlet ricalinin başlattığı yılbaşı kutlamaları, halk tarafından ilk başta evlerde kutlanmaya başlar ve zamanla eğlence mekanlarının vaz geçilmez kutlamaları halini alır..

Yılbaşına paralel bir mesele olarak “milli olmayan” bir de piyango meselemiz var tabi...

Sözde milli bir içecek olarak bize rakıyı nasıl yutturdularsa, piyangoyu da aynı şekilde yutturuyorlar!

Hem içkiyi hemde kumarı meşrulaştırmak için bu iki haramı millileştirdiler!

Peki, neden yılbaşı geceside millileşmiyor?

"Milli Yılbaşı"

Hem bu geceyi daha rahat kutlarız toplum olarak!

Bir yanda mazlumlara sahip çıkan ve dindarların daha rahat dinlerini yaşamalarını sağlayan bir Türkiye, diğer yandan içkinin, kumarın, Fuhuş ve zinanın zirve yaptığı bir başka bir Türkiye...

15 Temmuz darbe girişimi ile yıkılmayan Türkiye, bunca ahlaksızlığa ne kadar dayanır bilinmez...

Allah akıbetimizi hayr etsin....

Bize hem Devlet hemde millet olarak, tekrardan şanlı tarihimizin izinden gitmeyi nasip etsin...

Sözü merhum Akif’e atfedilen Şu güzel şiir ile bitirelim:

Ya Rab! Böyle mi olacaktı, benim cennet yurdum?

Baktım da etrafıma yalnızım, ağladım durdum.

Bir mânâ veremedim, şu Milâdî yıl başına!

Şaştım da kaldım, Müslümanların vah telaşına!

Çevirdim başımı, nereye ettimse bir nazar.

Gördüm ki, noel için hazır, yer-yer çarşı-pazar.

Haykırmak gelmişti içimden, seslendim millete.

Heyhat! Duyuramadım, ne Âhmed'e ne Mehmed'e.

Ey Âlem-i İslâm'ın baş tacı, büyük Türkiye!

Mukaddesatı unuttun, Avrupa diye diye!

(Fotoğraf:Mustafa Kemal Atatük, Hariciye Köşkü’nde yılbaşı balosunda, 31 Aralık 1929)

29 Ara 17:30

Misafir

Milletimizin bu kötü hasletlerden kurtulmasi duasiyla. Yazi içinde teşekkürler

Abdulhamid Osmanoğlu yazdı, 2259 kez açıldı, 50 misafir olmak üzere 52 kişi beğendi, 3 yorum yapıldı.
13 Ara 16 22:00
Halep'in Sahibi Hâlâ Biziz!
4e9d16f3533f2cc32effaa3fd08ea1a51481636748

4e9d16f3533f2cc32effaa3fd08ea1a51481636748

Mısırda darbe olduğunda, Türkiye’de Gezi kalkışması vardı. Muhammed Mursi ile birlikte Recep Tayyip Erdoğan’ı devirmeye çalıştılar. Mısırda başarılı olan Ehli küfür / Üst akıl, Türkiye’de başarısız oldu!

17/25 Aralık darbe girişimi, hem biriken birçok hesabın kapatılmaya çalışması, hem de Başbakan Recep Tayyib Erdoğan’ın aynı yıl içerisinde Gazze’ye yapılan saldırılardan sonra sarf etmiş olduğu:” İsrail bir terör devletidir” sözünün bedelinin ödetilme çabasıydı!

15 Temmuz öncesi Halep şehrine yine büyük saldırılar olmuştu. 15 Temmuz darbe girişimi yaşandığında ise Halep Şehri düşmüştü! Ertesi gün darbecileri yendiğimizde ise Halep Şehri tekrardan kurtulmuştu!

Peki, niye anlattım bu kadar şeyi?

Mısır, Suriye, Filistin veyahut başka memleketler bizim bakiyemiz, mirasımız ve bizden kopan bir parçadır da ondan…

Ehli Küfür, bu mazlum memleketlere her saldırdığında aslında bize saldırmış oluyor!

Evet, Halep tekrar düşerken, İstanbul’da bombalar Patlıyor ve 44 insanımızı ebediyete uğurluyoruz!

Sanki Halep’in intikamını, mücahitlerden ve muhaliflerden değil, bizden (Türkiye’den) almak istiyorlar!

Çünkü Halep’in sahibi hâlâ biziz! Bugün orayı koruyup muhafaza edemesekte biziz! Bunu ehli küfür bizden çok daha iyi biliyor!

15 Ara 03:09

Misafir

Yanlı..israil ile işbirliği ve mavi marmara ve israile ihtiyacımız vs.açıklamalar nerede.ortada bir yangın var ve yazıkki Türkiye de savruluyor bazen amerikancı bazen rusçu oluyor.konuşmak sadece konuşmak dışında RTE birşey yapmıyor

Kerem Yüksel yazdı, 339 kez açıldı, 7 misafir olmak üzere 11 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
13 Ara 16 14:00
Şen Olmadı Halep Şehri

Uzun cümlelerin anlamı yok artık.

Şehadete erenler, şehirlerini terk etmeyi reddedenler, ailelerini çocuklarını  canlarını verenler, kısacık hayatları ansızın bitiveren küçükler kazandı. Dünyalarını verip Allah'ın rızasını aldılar.

Biz kaybettik. Uzaktan izlemeyi hatta izlememeyi seçenler olarak.

'Tweet favladık'. Çocuklarımıza anlatırız.
Camide yardım topladılar. Oldukça cömert davrandık. Ara sıra dua bile ettik. Aklımıza geldiği zamanlar. Sonuna kadar izleyemediğimiz bir videodan sonra belki. Sonra hayat devam etti. Doğalgazımız hiç kesilmedi.

Bu utanç bize bir ömür yeter. Namaza duracak yüzümüz kalmadı. Bize yeter.

16 Ara 20:46

şen oldu diyenler helak...

Sıla Münir yazdı, 500 kez açıldı, 26 misafir olmak üzere 31 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
8 Ara 16 14:00
Ayy Bakamıyorum Ben Öyle Videolara!!!

"Ben öyle görüntülere bakamıyorum, haber izleyemiyoruuuuum!!!"

tarzında bir yapıya sahipseniz, henüz 2-3 yaşlarındaki Arakan'lı çocuğa, bir askerin  (af buyurun hayvanın) şok tabancası ile yaptığı işkencenin videosunu izlememelisiniz.

Bir insan iseniz, kahrolursunuz.

Bir çocuk iseniz, korkudan ödünüz kopar.

Bir baba iseniz, ciğeriniz yanar.

Ama bir anne iseniz, gözyaşları ile Allahü teâlâ'ya, o adamın daha beter hale gelmesi için dua ve niyazda bulunursunuz. Aklınıza her  geldiğinde... Zaten aklınızdan çıkmaz!

Halep'de bombalanan evin enkazında, ayağı sıkışmış on aylık bebeğin videosu da size göre değil. Ay hele sizin de o boylarda çocuğunuz varsa yerine koyar koyar darlanır ve çılgına dönersiniz. Kahvaltı yapamaz, yemeden içmeden kesilirsiniz. Sakın ha!

Kıyıya cesedi vuran Aylan bebek eskidi bile.

Haa bir de bombardımandan kurtarılıp ambulansta yaşadıklarının şokunu bir yana itip, kanlanan elini silme telaşı ve fakat koltuğa silince kızarlar mı gibi bir masumiyeti o an bile yansıtan Ümran'ın videosu da..

Kimseyi yadırgamıyorum...

Ne böyle bir hakkım ne de haddim yok elbette.

Bir anne olarak bu yaşananların ağırlığı ve sarsıcılığı bunları yazmaya itti beni.

Dua etmekten başka yapacak birşeyim yok.

Ama inşallah ümid ediyorum ki, o günahsız çocuklar zerre acı çekmeden ruhunu teslim ediyorlar. Görüntüleri bize bir ibret.

Allahü Teâlâ ihmal etmez, imhal edermiş.

Kimsenin yaptığı yanına kalmaz.

Az buçuk tarih bilgime dayanarak söylüyorum ki, dinimize, tarihimize, vatanımıza sahip çıkmazsak, ihaneti bırakın, ihmal ve isyan edersek, korkarım bizim ve bizim evlatlarımızın videolarını da izleyecek başkaları. Kah ağlayıp dua ederek, kah umarsızca ve belki çerez eşliğinde merhametsizce...

Tarihte hep öyle olmuştur.

Nitekim, bir Hadis-i Şerif'de;

"Siz nasıl iseniz, öyle idare edilirsiniz."

[Cami-us-sagir] buyurmuştur Resulullah 'sallallahü aleyhi vesellem' efendimiz.

Dinimizin, vatanımızın kıymetini bilelim ki, o kıymet nisbetinde  idarecilerimiz çoğalsın.

Çünkü değil devlet idarecileri, evladını karşılıksız sevdiğini iddia eden her anne baba bile layık olduğu kadar değeri verir, ona göre muamele eder her evladına.

Not: Fotoğrafdaki şiir, üstad Necip Fazıl Kısakürek'in Öfke Ve Hiciv adlı eserinde yeralmaktadır.

08 Ara 18:26

"Ama inşallah ümid ediyorum ki, o günahsız çocuklar zerre acı çekmeden ruhunu teslim ediyorlar. Görüntüleri bize bir ibret." duanız duamız...

Ömer Poyraz yazdı, 315 kez açıldı, 7 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
30 Kas 16 14:00
#aladağ

Adana'nın Aladağ ilçesindeki özel bir öğrenci yurdunda çıkan yangında 11'i öğrenci, 1'i bakıcı olmak üzere 12 kişi hayatını kaybetti. 22 kişi yaralandı.

Sinanpaşa mahallesinde bulunan yurtta çevre köylerde oturan ailelerin orta okul ve lise dengi okullarda öğrenim gören kız çocukları kalıyordu. Yaralananların bir kısmı panikle camlardan atlayan öğrenciler.

Adana Belediye Başkanı Hüseyin Sözlü NTV ve Habertürk'e yaptığı açıklamada yangın merdiveninin kilitli olduğunu belirterek, "Yangın merdivenin kapısı içeriden kilitliymiş. Çocuklar çıkmayı başaramamış" dedi. Sözlü, cesetlerin yangın merdiveninin olduğu noktada bulunduğunu belirtti, "Kapı plastik. Yangın merdiveni var ama fonksiyonsuz. Çöken çatıda ahşap malzeme kullanılmış" dedi. Sözlü, konuyla ilgili soruşturma açılacağını da belirtti.

Olayın ardından Aladağ'a giden bakan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya, Belediye Başkanı Sözlü'nün yangın merdiveninin kapısının kilitli olduğu şeklindeki sözlerine ilişkin, "Araştırmalar yapılıyor. Bunlar sadece bir iddia. Sonuna kadar araştırılacak. En ufak bir ihmali olanlar cezasını çeker zaten" dedi.

Başbakan Yardımcısı Kaynak, hastane çıkışında yaptığı açıklamada, Türkiye'nin acı bir olayı hep beraber yaşadığını belirten ve yurdun Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından izin verilmiş bir yurt olduğuna dikkati çeken Kaynak, şöyle devam etti:

"O Bakanlığımız kendi çalışmalarını yapacaktır, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığımız psikososyal destek yönünden, olayın ilk anından itibaren 32 görevlisiyle sahada. Biz hem yaralananların hem de hayatını kaybeden çocuklarımızın, yavrularımızın ailelerinin yanında olacağız. Neticede olaya sebebiyet veren, yangına sebebiyet veren her neyse bu ortaya çıkacaktır ve sorumlularla ilgili işlemler yapılacaktır. Şimdilik böyle söylemekle yetinelim. Büyük bir acı ve dram halen sıcak."

Adana Valisi Mahmut Demirtaş, "12 cenazeye ulaştık, yaralanan 22 kişi de hastanelere kaldırıldı. Çalışmalar sürüyor. Ümit ediyoruz ki bu sayılar artmaz" diye konuştu.

Hayatını kaybeden 11 öğrenci ile 1 eğitmenin cenazesi, otopsi için Adana Adli Tıp Kurumu'na gönderildi. Büyük çoğunluğu yandığı için cesetlerin kimlik teşhisi için DNA testi yapılacağı bildirildi. Bunun için ailelerden kan örneği alındı.

Vali Demirtaş, "Yangının elektrik kontağından çıktığı anlaşılıyor" dedi.

Aladağ İlçesi Belediye Başkanı Mustafa Alpgedik, yangının zemin katta çıktığını, kısa sürede alevlerin yükseldiğini, 3'üncü kat ahşap olduğu için yangının büyüdüğünü söyledi. Ahşap katın yanması ile çatının da tamamen çöktüğü belirtildi.

Akış ve yetkililerin açıklamaları özetle böyle. Yetkililere bakılırsa sorumluluk sahibi kimse değil. Çok basit değil olayı açıklamak, topyekün millet olarak suçlu aramak yerine, afedersiniz biz bu haltı niye yedik diye düşünme zamanı değil midir. Olay toplumun sosyolojik hali pür melali kanaatimce. Yetkilendirilen kişiler, denetim/teftiş yapmışlar, kağıt üzerinde her şey tamamdır muhtemelen. Yangının çıkış sebebi de elektrik kontağı olduğuna göre dağılabiliriz. Böyle kepaze bir duruma düşen Müslüman bir toplum oturup ağlamalı, sonra da ne yapmalı diye düşünmeli. Bu olay üzerinden, örnek vaka olarak bakarsak her işimizin böyle –mış gibi yaparak bu noktaya geldiğini unutmayalım. O çocuklar 13-14 yaşlarında idi. Açıklamayı yapanlar ve bu meselede can kaybı yaşanmasında en ufak kusuru olanlar, dünya mahkemesinden belki yırtabilecekler fakat hayatları boyunca bu vebal onların üzerinde olacak ve ahrette de bunun hesabını verecekler. Bu net.

Şimdi iddialara bakalım;

1. Yurdun geçici olarak kullanıldığı, başka yurt yerine çocukların oraya taşındığı iddiası.

Bir veli tarafından dile getirildiği iddia ediliyordu dün sosyal medya paylaşımlarında. YİBO’nun yıkıldığı yenisi yapılana kadar çocukların geçici suretle buraya nakledildiği. Bir kere bu yurt özel yurt mu, geçici de olsa devletin kayıtlarındaki bir yurt mu? Bu soruların muhatabı direk Milli Eğitim Bakanlığı. Açıklama bekliyoruz. Ayrıca konuya ilişkin Özel öğrenci yurtları yönetmeliği devir ve nakil bölümünde şöyle diyor;

“Yangın, deprem, sel gibi doğal afetlerde binanın tahliye zorunluluğu karşısında geçici bir binaya nakil işlemi, valiliğin bilgisi dahilinde yapılır ve gereken tedbirler alınır. Bu durumda Yönetmelik hükümlerine uygun olarak geçici nakil işlemleri en geç bir yıl içinde tamamlanır.”

2. Adana Belediye Başkanı’nın yurdun üçüncü katının ahşap olduğu, yangın kapsısının plastik doğrama ve yangın merdiveninin kilitli olduğu iddiası.

İddia sahibi sadece Büyükşehir Belediye Başkanı değil, ilçe belediye başkanı da binanın üçüncü katının ahşap olduğunu kabul ediyor. Gerçi bugün Veysi Kaynak kilitli olmadığının bilgisi geldiğini söyledi ama. Ben şahsen belediye başkanlarının suçlanmasını doğru bulmuyorum. Sorumlulukları olmakla birlikte, ortada olması ve hesap vermesi gereken kişi İlçe Milli Eğitim Müdürü’dür. Ortaöğretim yurtlarının kontrol ve teftişleri Milli Eğitim Bakanlığı’nda. Özel öğrenci yurtları yönetmeliği Yurt Binalarında aranacak özellikler kısmı 16. Madde’de diyor ki; “(Değişik: 15/12/2009-2009/15692 B.K.K.) İlgili mevzuata uygun yangın merdiveni, yangına karşı söndürme malzemesi ve tesisatı,”

Yine yurt açacaklarda aranacak şartlar ve istenecek belgeler kısmında şöyle diyor;

m) (Ek: 15/12/2009-2009/15692 B.K.K.) Yetkili kuruluştan alınan, binanın yangına karşı yeterli güvenliğe sahip olduğuna dair rapor,

Eğer varsa kim vermiş bu yeterlilik belgesini?

Ertuğrul yazdı, 523 kez açıldı, 13 misafir olmak üzere 18 kişi beğendi, 2 yorum yapıldı.
10 Eki 16 02:00

Ertuğrul

Puan: 40

Konuşma Dilimiz ve Sosyolojimiz
bb8828f7f14f061ee3ca233984065a721476041758

Argo,kanundan kaçanların dili…Uydurma dil,tarihten kaçanların…Argo, korkunun ördüğü duvar;uydurma dil şuursuzluğun.Biri günâhlara peçe,öteki irfanı boğan kement.Argo,yaralı bir vicdanın sesi;uydurma dil,hafızasını kaybeden bir neslin.Argo,her ülkenin;uydurma dil,ülkesizlerin.

(Cemil Meriç)

bb8828f7f14f061ee3ca233984065a721476041758

Önemlidir kelimeler... Acımızı,sevincimizi,heyecanımızı,coşkumuzu, duygularımızı yüklüyoruz harf tümcelerine.Hüzün mesela,hüzün kelimesini acı ya da üzüntü ile eşdeğer olarak kullanabilir misiniz?Düşünsenize hüzün kelimesi artık kullanılmayacak,yasaklanacak olsa neyle ifade ederdik bu güzel hissi?Artık ifade edilenmeyen bir duygu da unutulur giderdi zamanla değil mi.Torununuz hiç bilmeyebilirdi hüznün nolduğunu.Oysaki "hüzün ki en çok yakışandır bize"diyordu Hilmi Yavuz.Bir milletin ortak duygusuydu hüzün.

İşte kelimeler ve dilin önemi.1984!ünde çok çarpıtıcı değiniyor konuya Orwell.Kelimelerle hisleri,düşünceyi,geçmişi kontrol eden bir ütüpyoyı gözler önüne seriyordu.Kötü,iğrenç,berbat yoktu mesela,artık "iyiliksiz" vardı onlar yerine.Peki bu gidişat içinde bizim sonumuz ne olur?

Üstte Cemil Meriç'e ait bir söz var,uydurma dil ve argoya bir kıyas ve bir tanım getiriyor.Ancak bizim içinde bulunduğumuz durumun acınası tarafı şu ki;üstteki resimde de gördüğünüz gibi,artık kullanılan dil hem argo hem uydurma.Kelimeler hem unutuluyor,hem yadsılaştırlıyor,hem anlamsızlaştırılıyor.

Sosyal medyada çok rastlanılan argo,sanki artık ahlaksızlık özelliğini kaybetmiş ve arınmış gibi hayatımza yerleşmeye başladı.Artık mizah hesaplarında "aq"ile bitmeyen cümle bulmak zor.Bazen komik de oluyor doğru.Ama belki de farklı kelimelerle çok daha samimi,çok daha komik,çok daha anlamlı cümleler kurulabilirdi?

Ama artık ihtiyaç duymuyoruz kelimelere.Artık twitterda 140 harfe alelacele sıkıştırıyoruz meramımızı.Allah rahatlık versin hayırlı geceler diyen yok artık,veya eyvallah Allah razı olsun diyip hayır dua eden de yok."ARV ve ARO"larımız var artık.

İnsanlığımızı,kalbimizi,kendimizi ifade etmeyi kaybediyoruz.İşin ironik kısmı gelişen teknolojiyle artan yalnızlıkla derdimizi de anlatamıyoruz,kendi oluşturduğumuz bu durumdan kendimiz yakınıyoruz.Bu gurur hepimizin.Necip Fazıl'dan bir şiir de derdimizi anlatır belki.

Bıçak soksan gölgeme,

Sıcacık kanım damlar.

Gir de bir bak ülkeme:

Başsız başsız adamlar...

Ağlayın,su yükselsin!

Belki kurtulur gemi.

Anne, seccaden gelsin;

Bize dua et,emi!  (n.f.k)

22 Eki 00:42

Necip Fazıl aslında derdimizi anlatan o kadar çok şiir ile dile getiriyor ki bu konuları ancak günün modasına göre okuyoruz ve anlıyoruz ne yazık ki. 140 kelimeye ne sığarsa artık öyle değil mi! iyi bir metin daha, kalemine sağlık.. .