İyi Yazarlar
İyi Okurlar

Kürşat Koyuncu

1 / Puan: 28447

Ankara

Abdullah Fakiroğlu

2 / Puan: 8033

İstanbul

Ömer Poyraz

3 / Puan: 6532

İstanbul

Bulut Sever

4 / Puan: 4784

İstanbul

Sezer Emlik

5 / Puan: 4501

Bartın

Mümin Yolcu

6 / Puan: 4250

İstanbul

Mustafa Karayel

7 / Puan: 3849

İstanbul

Payitaht İstanbul

8 / Puan: 3631

İstanbul

Mustafa Kılıç

9 / Puan: 2370

İstanbul

Ozan Bilican

10 / Puan: 2114

İstanbul

Aa

11 / Puan: 1830

İstanbul

Detroitli Kızıl

12 / Puan: 1687

İstanbul

Salieri Alt Tire

13 / Puan: 1604

İstanbul

Sıla Münir

14 / Puan: 1394

İstanbul

Osman Batur Akbulut

15 / Puan: 1352

Kırıkkale

Ali Turan

16 / Puan: 1019

İstanbul

Ferit Çaydangeldi

17 / Puan: 1016

Ankara

Lagari Alıntılar

18 / Puan: 975

İstanbul

Mücahid Cesur

19 / Puan: 940

İstanbul

Yamanduruş

20 / Puan: 886

Sakarya

Ahmet Demir

21 / Puan: 870

İstanbul

Müsemma Şahin

22 / Puan: 855

İstanbul

Mesut Toprak

23 / Puan: 843

Ankara

Ahmet Lalbek

24 / Puan: 838

Erzincan

Reşit Akpınar

25 / Puan: 834

Erzurum
İstanbul

Emre Keleş

26 / Puan: 791

Ankara

Muharrem Morkoç

28 / Puan: 753

İstanbul

Alpay Gökçe

29 / Puan: 728

İstanbul

Aykut Giray

30 / Puan: 694

Yozgat

Bir sonraki paylaşıma yaklaşık 03 saat 24 dakika kaldı.

Detroitli Kızıl yazdı, 783 kez açıldı, 3 misafir olmak üzere 14 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
10 Tem 15 22:00
Sosyal Medyadan Kitap Çıkarmak

Sosyal medya kullanıcılarının kitap çıkarması Türkiye açısından konuşursak ilk defa Ekşi Sözlük'te oldu diyebiliriz.

Kendisi de sözlükte yazar olan ve yayınevi olan bir yazar, sözlüğün eli kalem tutan ve yazdıklarını geniş kitlelerin beğendiği yazarlarıyla görüştü. Sonra ortaya bir öykü kitabı çıkardılar.

Ekşi Sözlük Yazarlarından Ekşi Öyküler adını taşıyan kitap arka kapağında şu tanıtım yazısıyla çıktı.

"Yüzlerce yazar arasından seçilen 62 yazarın öyküsünden oluşan kitap, aşktan ölüme, ayrılıktan düşlere, şiirlerden yalnızlığa kadar birbirinden şaşırtıcı kısa öykülerin bir araya gelmesiyle oluştu.

Yeni yüzyılın genç insanlarının dış dünyasının nasıl olduğunun, sözcüklerle olan ilişkisinin nereye vardığının bir kanıtı olan proje nesiller boyu birlikteliğin somut bir kitaba dönüşmesiyle de aynı zamanda bir ilke imza atıyor.

Geleceğin genç yazarları bu kitapta saklı.."

(Kitap şu an bulunmuyor, yayında ve satışta değil, şanslı olanlar sahaflardan bulabiliyor)

Sonraları Facebook ve Twitter yaygınlaştı. Facebook ve Twitter hesaplarını büyüten "fenomenler" oldu.

Sosyal Medya ve kitap ilişkisi artık daha sıkı fıkı olacaktı. Nitekim oldu da.

Okuyan Us yayınları bu alandaki "fırsatları" erken gördü. Sosyal medya feneomenlerine "Dizüstü Edebiyatı" dizisiyle kapılarını açtı. Arka arkaya kitaplar gelmeye başladı.

Bugün bu diziden çıkan kitap sayısı 25. Bazı kitaplar tek baskıda kaldı ama bazıları 20 baskıyı çoktan geçti ve "çok satanlar" listesinde kendisine her zaman yer buldu.

Daha sonraları ise bireysel çabalarıyla kitap çıkaranları gördük.

Sosyal medyada sağda solda dillenmiş sözleri toplayan kitap yapıyordu artık. Üstelik "okur" bu kitaplara müthiş ilgi gösteriyordu. Kitaplar herkesin dilindeydi. Tüm internet sitelerinde çok satanlardaydı.

Okuyucular Facebook ve Twitter'da yoruma boğuyordu her paylaşımı. Hatta "Siz Necip Fazıl'dan sonra okuduğum en iyi şairsiniz" diye yazanı bile gördük bu kitaplardan birinin yazarına.

Bugünlerde yine sosyal medyadan parlayan yazarların kitapları revaçta.

Kitap çıkaranlar sosyal medyada popüler figürler olunca haliyle bu kitapları sert şekilde eleştirenler de sosyal medyacılar oluyor.

Kolayca reklamı yapılan kitaplarda kimse "edebi zevk" aramıyor.

Yazıya İsmet Özel'in Yıkılma Sakın şiirini nasıl yazdığına dair anısı ile son verelim.

Ekşi Sözlük'ten alıntılayarak...

"o sırada ataol, trabzon’dan malazgirt’e sürgün ve hapis gitmişti. ve elden, bana yıkılma sakın adlı şiirini gönderdi. askerdi, yedek subay. bir subaya karşı gelmekten hapsedilmişti. muş’a gelen malazgirtli orhan adlı bir çocuk, ataol’un şiirini getirdi bana. ben de ona bir şiirle cevap vereyim dedim. ama nasıl yapacağım? hem askerlik hem şiir olmuyor? hemen bir formül buldum. diş çektirene üç gün istirahat veriyorlardı. ağzımda da diş kökleri vardı. dişçiye çıktım, üç diş kökü aldırdım ve üç gün istirahat aldım. üç gün uğraştım, didindim, ama şiir bitmedi. bitmeyince gene dişçiye çıktım, dedim ki “şu dişleri çek.” çürük olan ama tedaviyle kurtarılabilecek olan iki dişimi çektirdim. dolayısıyla üç gün daha dinlenme imkanı doğdu ve altı gün içinde şiiri bitirdim. "

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Detroitli Kızıl yazdı, 552 kez açıldı, 1 misafir olmak üzere 8 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
3 Tem 15 22:00
Sosyal Medyanın Ramazan'ı

Ramazan geldi. Yaz Ramazan'ı. İmsakiyeler bir gram bile yerinden kıpırdamıyor. 20.49'da başladık. Ramazan'ın ortası geldi hala 20.49'da iftar ediyoruz. Ramazan'ın ilk gününde son orucun iftar saatine bakanlar derneğinde hafif hüzün hakim.

Seçimlerden sonra girdiğimiz Ramazan ikliminde hayat adeta ağır çekim akıyor. Bir sanat yönetmeni filmi gibi. Yaz, sıcaklar, oruç bir araya gelince ortaya böyle bir etki çıkıyor demek...

Sosyal medyanın da Ramazan'ı var tıpkı gazeteler ve televizyonlar gibi. Gazeteler Ramazan sayfası yapıyor, televizyonlar Ramazan programı. Sosyal medyada ise Ramazan durağanlığı var.

Gün öğleye doğru başlıyor. Çalışmayanlar o saatte uyanıyor çünkü. Çalışanlar ise o saatte ayılıyor. Zaten iftar bitmeden sahur geldiği için uyku düzeni allak bullak.

Sosyal medya ve sahur denilince Abdulaziz Bayındır'a parantez açmadan olmaz. Yine ateşli bir erken sahur yapıyoruz tartışması dönüyor. Diyanet ise bu konuda gördüğüm kadarıyla suskun. Bizi ciddiye alıp bir cevap veya açıklama bile yayınlamıyor. Yayınladıysa da ben görmedim.

Gezi Parkının imamı bu Ramazan ayında da formunda. Aynı konuları döndürüp döndürüp sunuyor. Alıcı bol. Kitlesi belli artık. Çok tartışılan konularda ve "yürüyüşlerde" hoooop devreye girip yandaşlarının vicdanlarını "dini" açıdan rahatlatıyor. İlginç şekilde.

Sosyal medya ajanslarının da (küçük ve orta büyüklükte olanlarının)gündemi Ramazan. Ramazan ile ilgili içerikler üretiyorlar ama gördüğüm kadarıyla onlarda yavaş çekimde çalışıyor.

Aslında Ramazan ayında her yere bir sükunet ve dinginlik hakim. Sokağa, camiye, iftar yemeklerine yansıyor bu.

Ben de normalde daha uzun yazılar yazıyorum buraya ama iftara 4 saat kalmışken zihnimi toplayıp uzun uzadıya yazamıyorum. Sosyal medyada dolaşan camilerde sere serpe yatmış Müslümanlar gibiyim. Tek farkım ayakta olmam.

Yazıyı bir not ekleyerek bitireyim.

Geornalist günden güne yenileniyor. Artık Twitter ile kaydolmak ve yazılan yazıları beğenmek çok kolay.

Sizler de bu mecrada yerinizi almak isterseniz bir kaç tıklamayla kayıt olabiliyorsunuz. Twitter şifreniz güvende. Asla ve asla sizi zora sokacak bir yetkilendirme istemiyor geornalist.

Herkese huzur dolu Ramazanlar dilerim.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Talha Erhan Özcan yazdı, 642 kez açıldı, 2 misafir olmak üzere 10 kişi beğendi, 6 yorum yapıldı.
24 Haz 15 10:00
Gazetecilik

Gazetecilik, yazılı, görsel veya sesli materyalleri kullanarak kamuoyunun ilgilendiği konularda gerçeklere dayalı haber yapmaktır. Halkı bilgilendirme amacı güder ve eğer ortaya çıkmaz ise gizli kalması ihtimal gerçekleri gün yüzüne çıkartır.

Gazeteci ise haber ve bilgi kaynağına çabuk ulaşmak ve bu kaynaklardan edindiği bilgi ve haberleri okurlara sunma işini üstlenmiştir. Gazetecinin bu görevini yapabilmesi için habere, olaya, olguya, belgeye ve bilgiye dayalı yazılar yazması gerekir. Bunun için de gazetecinin güvenilir kişi olması zorunludur.

Gerektiğinde hükümetlere ve güç odaklarına karşı savaşmayı göze alan insan, gazetecidir. Ancak bu savaş yalanlar üzerine kurulu değil, araştırılmış gerçekler üzerine kurulu olmalıdır. Gazetecilik mesleği ve gazetecilik sektörü (gazete, radyo, televizyon, internet gibi kitlesel yayın organları) demokratik toplumlarda anayasanın öngördüğü üç devlet gücü yanında (yasayıcı-meclis, yürütücü-hükümet, yargılayıcı-mahkemeler) dördüncü “denetleyici” devlet gücü olarak anılır. Denetleyicilik görevi de hiç bir zaman dürüstlüğü, tarafsızlığı ve kişilik haklarına saygıyı hiçe sayarak gerçekleştirilemez.

Başlıca karakter özellikleri; doğruculuk, doğrusözlülük, kesinlik, hata yapmamaya özen göstermek, objektif olmak, tarafsız olmak, adil olmak, sosyal sorumluluk bilincidir.

Türkiye’de, ülkemde, üzücü fakat bu şartları sağlayan gerçekler gazeteciler gerçekten çok az. Çok fazla satılan, izlenen, okunan, dinlenilen mecralarda gazeteciliğin gerçek sıfatından uzaklaşmış insanları görmek şaşırtıcı değil açıkçası. Çünkü insan sayısı, çıkarlar ve menfaatler daha fazla haliyle.

Halkı geçiyorum, en azından görevinden dolayı araştırması, bilmesi, okuması gerekenler dahi bunu yapmıyor ve dolayısı ile bu bilgisizlik, fikir kirliliğini doğuruyor. Halkta bu fikir kirliliğini medya araçlarından takip ettikçe zaten bulanık ve karışık olan zihin ve bilgiler tamamen kararıyor.

Bunu düzeltecek olan ve bu ülkenin önemli görevlerinden birini icra eden gazeteciler ise günümüzün en büyük sosyal amaçlarından biri haline gelen popülerlik uğruna (menfaat tarafına girmeyeceğim çok fazla bu yazıda) gerçek gazetecilikten uzaklaşıyor ve halkın zihnini berraklaştırmak yerine bulandırıyor. Bulandırırken de hem tarafsızlık ilkesini çiğniyor, taraf olduğu zümrenin çıkarları veya kendi çıkarları için gazeteciliği ayaklar altına alıyor, hem de araştırma ve doğruculuk ilkelerinden gittikçe uzaklaşıyor.

Popülerlik… Bir hastalık. İnsanları kendi fıtratından ve karakterinden uzaklaştıran, anlamsızlığa ve sıradanlığa sürükleyen bir hastalık. İnsanın anlam dünyası ve sezgilerini sömüren, kemiren ve sadece insanı değil haşır neşir olduğu her şeyi kirleten bir hastalık. Amacı yaratıcılıktan, dürüstlükten, anlamlılıktan, özgün olmaktan insanı soyutlamak.

Üstünkörü bir medya, düzeysiz haberler, saçma sapan manşetler… Hepsi birer virüs, atom bombası.

Ülkemizde bu gazeteci popülerliği, ya fikrinden ve görüşünden 360 derece dönüş yaparak, ya da başarılı olana, vatan ve millet sevgisi ile ait olduğu arasından geldiği için halk için gece gündüz demeden çalışana popülerlik uğruna gerçekleri yansıtmayan haberler ile saldırarak oluyor. Bu saldırma, yukarıda saydığım gazetecilik ilkelerinden bir tanesini dahi barındırmayan haber içerikleri ve manşetleri ile oluyor. Başarılı olan ve başarısı ile gündeme gelen insanlara saldırarak veya başarısız ve halkı hiçe sayarak kendi menfaati için çalışanları göklere çıkartarak popüler olmak… Zaten araştırmayan, bilgisiz, eksik bir fanatik topluluk peşinden geliyor ve kendini popülerlik hastalığının o zehirli sularında buluyor gazeteci. Çok okunma, çok takip edilme, haberin her yerde yayınlanması gerçek dışı dahi olsa… O gazla da artık yazmayacağı, yazamayacağı gerçek dışı, yanıltıcı haber, yapmayacağı iş kalmıyor.

Yazının özü olacak hem de yeterli fikri şu söz sağlayacaktır.

“Büyük ve yüksek şeyleri görebilmemiz için, onlara göre bir ruhumuz olması gerekir; yoksa kendi çamurumuzu görürüz onlarda.”

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
24 Haz 18:05

Kalemine sağlık ağabey..

24 Haz 11:03

Değerlendirelim Talha Bey. Biz düzeltiriz şimdilik.

Detroitli Kızıl yazdı, 1178 kez açıldı, 1 misafir olmak üzere 10 kişi beğendi, 6 yorum yapıldı.
23 Haz 15 22:00
Twitter'da Virüslerden Nasıl Kurtulurum

Virüsler hepimizin belalısı. İnternet ile beraber büyüyen ve yayılan zararlı yazılımlar. Sosyal medya siteleri yayılınca virüs yayılımı da en azından sosyal medya için şekil değiştirdi.

Günümüzde en fazla "virüs yayılımı" Twitter üzerinden gerçekleşiyor. Aslında bu yapılan "virüs yayma" değil ama genel kabul ve kullanıcı aklı bunu virüs olarak algıladığı için ben de virüs diyeceğim bu yazıda.

Öncelikle şunu söyleyeyim. Twitter'da sizin adınıza işlem yapanlar "sizden izinsiz" işlem yapmıyor. Siz onlara "benim hesabımla istediğinizi yapın" diyorsunuz.

Peki bu nasıl oluyor? Neden oluyor?

Bu işin olmasının tek sebebi "ticari". Sizin hesabınız bir ticari meta olarak kullanılıyor. Gerekirse Trend Topic yapımında kullanılıyor. Gerekirse takipçi olarak diğer kullanıcılara satılıyor.

Gelelim bu işin nasıl yapıldığına...

Sosyal medya kullanıcılarının ilgisini çekecek bir konu belirleniyor. Hesabınızı kim gezdi, gelecekteki bebeğiniz nasıl olacak, profilinizi kim stalkladı, Günlük takipçi istatistiğiniz, bu fotograftaki sen misin, sana bir şarkı armağan ediyorum tıkla dinle....

Bu ve buna benzer onlarca konu. Hatta cinsel içerikli paylaşımlar. Bunlardan birisine muhakkak denk gelmişsinizdir. Sonra bununla ilgili uygulama yazılıyor. Hesabınız virüs tarafından değil bu uygulama sayesinde çalınıyor. Yani siz hesabımın tüm haklarını sana devrediyorum diye izin veriyorsunuz.

Ana hesabımdan değil de yan hesaplardan birinden oldukça yaygın olan bir cinsel içerikli Twitter virüsünün "içeriğine" bakmak için linki tıkladım. Bu linkler genelde link kısaltma servisiyle gizlenmiş linkler. Zokayı kolay yutmanız için.

Cinsel içerikli virüse tıkladığınız zaman bir ekran geliyor. "18 yaşından büyüksen buraya Twitter kullanıcı adını ve şifreni gir" diyor. Tam bir tuzak.

Peki bu virüslerden nasıl kurtulurum.

Aslında bu uygulamalardan kurtulmak oldukça basit. Bir bilgisayardan Twitter'a giriş yapın. "Uygulamalar" bölümünü açın. Orada hesabınıza erişim izni olan uygulamalar var. Bunlara bakın. Bu kurnaz virüscüler burda da bir cinlik yapıyor. Twitter for İphone, Twitter for Windows Phone gibi adlar veriyorlar yazdıkları uygulamalara. Siz bunları güvenli sanıyorsunuz oysa tamamen tuzak.

Uygulamalar kısmından bilmediğiniz uygulamaların erişim iznini kaldırın. Eğer hangisinin zararlı yazılım olduğunu bilmiyorsanız izin verme tarihlerinize bakın. Oradan da anlayabilirsiniz.

Burada bir uyarı daha yapmak lazım. Bazı uygulamalar var. Hesabınızı ele geçiriyor ama asla adınıza tweet atmıyor. Sizi başkasına takipçi olarak satmıyor.

Sizin hesapla birlikte milyona yakın hesabı panelde bekletiyor. Kendi fenomen hesaplarına "takipçi olarak yüklüyor." Bu işi yapanların kim olduğu da aşağı yukarı belli zaten. Kısaca Fotoşop fenomenleri dediğimiz bu şahısların "istatistik" sitelerine karşı da uyanık olmanızı öneririm.

Hayırlı Ramazanlar.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
26 Haz 18:44

Aklı kullanma eğitimi şart..

24 Haz 09:51

Yine en başa eğitim konusuna dönmemiz gerekir diyenler olabilir. Değil. En eğitilmişler bile tıklıyor bu linke. İnternet ve internet bilgisi ile güvenliği bambaşka bir şey. Ayrı bir eğitim gerekiyor ve ayık olma hali.

Detroitli Kızıl yazdı, 925 kez açıldı, 1 misafir olmak üzere 11 kişi beğendi, 4 yorum yapıldı.
18 Haz 15 22:00
Sosyal Medya Orucu ve Dilin Kemiği

Yazıya giriş yaparken Ramazan ayında internetten ve sosyal medya mecralarından biraz uzak kalma ile ilgili bir şeyler yazayım diyordum. Arama motoruna konuyla ilgili neler yazılmış diye "sosyal medya orucu" yazdım.

"MEB şube müdüründen Sosyal medyayı sallayan Atatürk ve oruç mesajı" haberi önüme geldi.

Bu haber burada dursun. Sosyal medya orucu konusu da.

Seçim dönemiydi. Twitter oldukça yoğun kullanılıyordu. Bir partinin vekil adayının bir paylaşımı dikkatimi çekti. Başka bir partinin kaza yapan aracıyla ilgili bir paylaşımdı. Ortak tanıdıklarımıza "acilen" bu tweeti silmesi için ulaşmaları gerektiğini yazdım. Ben yazana kadar ise belli başlı haber siteleri çoktan tweeti haber yapmıştı.

Seçim bitti. Bir milletvekili içinde bazı meslek dallarının adı geçen bir tweet attı. Sonra da yanlış anlaşıldığını bildirdi.

Sosyal medya ve temsil...

Sosyal medya ve dilin kemiği.

Eğer siz bir misyonu veya bir kurumu temsil ediyorsanız veya sosyal medya sizi bir kurum veya hareketle özdeşleştiriyorsa üç defa düşünüp bir defa yazmak zorundasınız.

Gerçek kimliğinizle veya takma isimle yazsanız bile bu böyledir. Yoksa günler önce veya yıllar önce yazdığınız bir şeyi, attığınız bir fotoyu getirir önünüze koyarlar. Bu size güvenen ve sizinle iş tutan kişileri de zora sokar. Toplum nezdinde de zora sokar, hukuk nezdinde de zora sokar.

Bugün bahsedilen paylaşımda bir ilçemizin milli eğitim müdürlüğünde şube müdürü olarak çalışan birisinden bahsediliyor. Paylaşım ise Mustafa Kemal ve Oruç eksenli bir paylaşım. Komik deseniz komik değil. Faydalı deseniz faydalı değil. Üstelik toplumun bir bölümünü rencide edebilecek bir paylaşım. Hal böyle olunca da medyanın ilgisini çekiyor. Sonra da yönetilemez bir kriz haline geliyor. Büyüyor, can sıkıyor... (Haberde adı geçen yetkili hesabının ele geçirildiğini ve paylaşımları başkasının yaptığını belirtmiş. Bunu da eklemeden geçmeyeyim)

Yani toplum içinde dilimize 1 sahip olacaksak sosyal medyada 5 sahip olmalıyız.

Bu kişiler için de böyle kurumlar için de böyle. Zamanlama hataları, toplumu derinden sarsacak paylaşımlar vb durumlardan uzak durulmalı..

Gelelim sosyal medya orucuna. Bundan 3-4 sene evvel Ramazan aylarında Twitter'a mola veriyordum. Tweet atmıyor, sık sık siteye giriş yapmıyordum. Epeyce de verim aldım kendimce. Sonra bunu uygulayamadım. Kendimce de geçerli sebeplerim vardı. Bu Ramazan'da bunu uygulamam mümkün değil.

Fakat buna gücü yeten varsa denemesini tavsiye edebilirim. En azından 1-2 sene denediğim için verdiği manevi huzuru ve artırdığım zamanı çok iyi biliyorum.

Geçenlerde bir dergide okumuştum. Amerika'da bazı insanlar bir gün boyunca teknolojik aletlere ellerini sürmüyorlarmış. Buna benzer bir haberdi. Oldukça ilgimi çekti. Kendinize bu tarz kısıtlamalar yaptığınız zaman kendi "bağımlılık seviyenizi" de test etmiş oluyorsunuz.

Herkese huzur ve bereket dolu bir Ramazan ayı dilerim.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
23 Haz 02:21

Misafir

ösym sınavları olduğu gün, yarım gün de olsa teknolojiden uzak duruyoruz ya, oh mis. sırf bunun için bile o paralar helal olsun osym'ye.

19 Haz 14:57

Secim yorgunlugu sayin Fakiroglu

Detroitli Kızıl yazdı, 490 kez açıldı, 1 misafir olmak üzere 6 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
20 May 15 16:00
Panellerin Savaşı Seçimler ve Patlayan Botlar

"İki gün önceydi. Sosyal Medya ile ilgili ara ara sohbetler ettiğimiz bir arkadaşım Twitter'dan DM attı. Söylediğine göre Twitter tüm panelleri patlatmıştı yine."

Eğer sosyal medya ile biraz içli dışlıysanız ilk paragraf size bir şeyler anlatmıştır. Eğer satıcı değil de kullanıcıysanız konuyu biraz daha ayrıntılı anlatayım.

Twitter üzerinde bazı uygulamalar vardır. Bunlar Twitter'ın izin verdiği ve göz yumduğu uygulamalardır. Fakat bu uygulamalara "halis" niyetle kullanılacağını düşündüğü için izin vermektedir bu site.

Biraz daha açalım. Twitter için geliştirilen uygulamalara sizden bazı izinler ister. Siz de bu izinleri vermek zorunda kalırsınız uygulamayı kullanmak için. Bu izinler arasında "sizin yerinize takip yapmak, tweet atmak" gibi izinler vardır. Kabul ederseniz bu uygulamanın sahibi sizi bir panele sokar. Bu panelden sizin adınıza tweetler ve DM'ler atmaya başlar.

Siz kafayı yersiniz. Bir gün B partisi için tweet atarsınız, ertesi gün C partisi için. Veya hesabınızdan Şevval Duru adında bir kişinin videsounun internette yayınlandığı bilgisi geçilir. Sizin üzerinizden linke tıklayanlar da panelcinin ağına düşer.

Bu panelcilerin en önemli silahı "merak" silahıdır. Bazen bebeğini gör, bazen de tweet istatistiklerim uygulaması ile sizi çekerler.

Bazıları ise çok uyanıktır. 3-5 kuruşa takipçi satmaz. Kendisini fenomen yapmak için bu paneli kullanır. Sadece kendi markasıyla açtığı hesaplara takipçi yükler. Bu şekilde fenomen olan birisinin sitesini inceledim. 20 dakikada 100'den fazla yeni kullanıcıyı ağına düşürüyordu.

Gelelim bu işin ticari boyutuna. Bu paneller TT ve diğer çalışmalar için markalar ve kişiler tarafından kullanılıyor. Burada çok büyük bir ekonomi var. TT fiyatları 250 liradan başlıyor. Herkes tutturduğu fiyata keklik avlıyor. Takipçi satışları da öyle. Sürekli müşteri buluyor panelciler.

Gelinen noktada Twitter çoğu panelin canına okumuş durumda. Panelciler acıdan ağlıyor. Ellerinden ciddi miktarda takipçi kaçtı ve bu işten kazandıkları para kaynakları kesildi.

Twitter TT ekranları ise rahatladı. Gerçekten gündem olan konuları görebiliyorsunuz. Olması gerektiği gibi yani.

Organikçiler ise Twitter'da kararlı ve doğal yürüyüşlerine devam ediyorlar. İçerik üretiyorlar. İnsanları BOTÇULARA karşı uyarmaya devam ediyorlar.

Son BOT patladığında, son panel dağıldığında sosyal medyacılar ve markalar organiğin kıymetini çok daha fazla anlayacak.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Detroitli Kızıl yazdı, 652 kez açıldı, 1 misafir olmak üzere 6 kişi beğendi, 2 yorum yapıldı.
11 May 15 16:00
Twitter ve Haklıların Suskunluğu

Henüz tam olarak "gergin" siyasi ortama girememiş olsak bile sosyal medyanın şu an en önemli gündemi 7 Haziran Milletvekili seçimleri.

Hatta Yurtdışında yaşayan seçmenler oy kullanamaya başladı bile. Yavaş yavaş sosyal medyaya bununla ilgili görüntüler düşüyor.

Bildiğim kadarıyla seçim kampanyasını dijital mecralarda profesyonel destek alarak yürüten 2 parti var. İktidar partisi Ak parti ve bir türlü iktidara gelemeyen uzman muhalefet partisi CHP.

MHP profesyonel bir ekiple çalışıyor mu bilmiyorum. Fakat bunu resmi ağızdan ilan etmediler. Ettilerse bile ben duymadım. HDP ise gönüllülerinin üzerinden bir kampanya yürütüyor. Sosyal medyada Müzmin muhalif tayfa HDP için gönüllü çalışıyor. O yüzden seslerinin çok çıktığını söyleyebiliriz. Toplumda bu seslerin bir karşılığı var mı seçimde göreceğiz. Açıkçası herkes gibi ben de çok merak ediyorum HDP'nin oy oranını.

Gelelim konu başlığımıza.

Ak Parti ilk yıllar itibariyle "Anadolu'nun iktidara yürüyüşü" olarak yorumlandı. Ama o dönemin popüler sosyal medyası Ekşi Sözlük'te Ak Parti'ye oy vereceğini açık açık beyan edebilecek kimse yoktu neredeyse. İnternet siteleri üzerinden toplumu okumaya kalksak CHP'nin ezici bir üstünlüğü olduğunu düşünebilirdik.

Oysa işin aslı hiç öyle değildi.

Uzun zamandır Twitter üzerinde de gözlemlediğim bir konu var.

Ak Parti'ye oy verenler de aşırı derecede bir sessizlik hakim.

Örnek vereyim.

Bir Ak Partili bakan rakiplerini eleştiren bir tweeti RT ettiği zaman anında 15-20 hesap eleştirmek için tweetin altında yerini alıyor. Fakat Ak Parti'ye oy verenler asla burada kendini göstermiyor. Yani kendi siyasi hareketlerinin bakanlarına vekillerine 140 karakterlik bir yorumla bile destek olmuyorlar.

Destekten kastım negatif saldırılar değil. Zaten o tarz negatif yazılanların olumsuz puan kazandırdığına eminim. "Evet haklısınız" gibi iki kelimelik bir mesaj bile aslında siyasilere sosyal medya tabanında karşılığımız var dedirtecek. Bundan eminim.

Şu anda internete ulaşamayan, sosyal medya hesabı olmayan çok az kişi var.

Toplum internette ve bu toplumun yarısı Ak partili. Fakat sosyal mecralarda sesleri çok çıkanlar diğerleri.

Burada bir tezat var.

Bunun sebebi nedir tam olarak bilmiyorum. Aklıma Ak Parti ile ilgili olumlu yazanların hemen sosyal medya baskısı altına alınıp sindirildiği geliyor. Fakat sosyal medyada görünür olmak için bunlara alışmak gerekiyor.

Yani muhalifler sayıca kalabalık olmasa bile sesleri çok çıkıyor.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
19 May 14:59

Cogu sosyal medyada degil mi

12 May 22:27

Sanırım sadece İstanbul olarak baktınız, Anadolu da yaşayan insanların ne kadarı sosyal medyada ?

Ömer Poyraz yazdı, 443 kez açıldı, 1 misafir olmak üzere 15 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
5 May 15 16:00

Ömer Poyraz

Puan: 6532

Çocuk Gözüyle Medya

Küçükken babamın bakkalına kesekağıdı, külah yapıp içerisine kuruyemiş vs. konulmak üzere eski gazete balyaları gelirdi. O zamanlar meşhur olan gazetelerin eski nüshaları. Zevkle ve saatlerce okuyup karıştırırdım onları. Tehlikenin farkında olup olmadığımızı soranlar dahil envai çeşidi. Gerçi o resimsiz sadece yazıdan ibaret gazete ile hiç ilgilenmedim. İçindekileri dışına aksettiren bir edayla simsiyah sayfaları olan, sadece gazete isminin renkli olduğu hani şu "kurucu" gazete. O gazete hep farklı gelmiştir, elit bir hali hep vardı. Halkın gazetesi olmadığı her halinden belliydi. Bizim toplum yarısı resimsiz gazete okumuyordu zira.

O gazeteleri okurken sembol isimleri de hatırlıyorum. Melih Gökçek'le sürekli kapışan var ya, o zamanlar "Türkiye Türklerindir" gazetesi başyazarıydı yanılmıyorsam. Gazetenin yöneticisi ve ülkenin mikseri o her şeyi bilen(!) adamı da ordaydı mesela. O gün için medyanın durumuna göre arzı endam eden bir kamyon dolusu adam da cabası. Bir de spor sayfalarından hatırladıklarım var. Hepsi eski topçulardan oluşan güruh. Sarı-Kırmızı renklere gönlünü maalesef kaptıran bendeniz de "Berlin Panteri" lakabıyla anılan o yazarın eski yazılarını hatırlıyorum. O eski yazıları niye okurdum bilinmez, o dönem ilgilendiğim şey top peşinde koşmak olduğundan takip ettiğim alanda eskileri karıştırmak çok ilgi çekici hoş zannettiğim boş uğraşlarımdandı.

Bu tip adamlar için bir tabir geliyor aklıma eğirdiğini yüne değişen adamlar diyorum bunlara. Benim küçücükken öyle zannettiğim, köşe yazarlığı karizmasını(!) yıllarca bize satan, ama adalet bu ya bunu da, telegol kültürüne yenik düşüp bir kaç programda çöpe atan yazarlar bunlar. Bunların her daldan temsilcileri vardı gazete sütunlarında. Bazen, sağlık adı altında cinsellik pazarlandı, bazen de din adı altında dinsizlik.

Mesela Yaşar Nuri vardı. Sabah akşam “özgün” programlarla zaten kafaları aydın olan bir gurubu din konusunda tatmin ediyordu. Bu imam-hatip okuyan bir vatan evladının başına gelebilecek en büyük facia olsa gerek. Evden gelen sorularla sorguladığım, okuldaki aynı tezgâhtan çıkmış heriflere sorup olumlu olumsuz bi dünya cevap aldığım bu adam, parti işine girmişti bir ara, en son da fötr şapka takıp deist olduğunu ilan etmiş zannedersem. Memlekete bak! Bir zamanlar İslam dinini anlattığını iddia edip, sabah akşam karşımıza çıkan bir adam deist olduğunu söylüyor da, bu ancak magazin haberi oluyor. Öğrencisi olmayan İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi dekanı olarak karşımıza çıktığında anlamalıydık ama henüz çocuktuk ne yazık ki. En tehlikeli “4. Beyaz” konusuna hiç girmeyelim isterseniz. Oğlunun yönetici olduğu gazetede köşe yazıp ülkenin en “iyi” ilahiyat fakültesine dekan yapıldı. Yapıldı diyorum zira her şey gözümüzün önünde oldu ve “oradaydım”.

O günlerden kalan yazarlar var hâlâ. Eskisi kadar meşhur olmasalar da her şeyi “yani” seviyesinde bilen bir Hıncal Uluç her ülkeye lazım. Bugünlerde onu düşündüm. Acaba bir çocuk gözünden ülke ve ülkenin durumunun anlatıldığı medya nasıl? Çevresinde dönenleri çocuklar nasıl okuyor? Doğru bildiği yanlışlara, ya da tam tersine bulanırken ileride bunlarla zihin dünyasında başa çıkabilecek mi? Keşke her şey “Yapma Hayrettin! Daha kadroları saymadım” diyecek kadar kızdırsa, sinirlendirse, çocuk olarak içini acıtsa ama hatırlayınca tebessüme sebep olsa, boşuna gam çekmişiz diyerek gülünüp geçilebilse.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Detroitli Kızıl yazdı, 443 kez açıldı, 2 misafir olmak üzere 7 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
30 Nis 15 16:00
Sosyal Medyada Ticaret Yapmak Veya İnstagram

Önce bazı rakamlar vereyim.

2012'de Facebook tarafından satın alındığı zaman İnstagram'ın 27 milyon kullanıcısı varmış. Bu rakam 2014 sonu itibariyle 300 milyondan fazla kullanıcıya ulaşmış durumda.

İnstagramın Türkiye'de 3 milyondan fazla kullanıcısı var. Hafta sonları sitede paylaşılan toplam fotoğraf yaklaşık 40 milyon. (Tüm dünyadan)

Dünya çapında 110 milyon kişinin İnstagram üzerinden alım satım yaptığı tahmin ediliyor.

Siteyi ilk kuranlar bugünleri tahmin edebildi mi bilmiyorum ama bir e-ticaret sitesi kurmak için yola çıkmadıkları kesin. Fakat zaman içinde İnstagram bir ticaret sitesine dönüştü.

Aklınıza gelen her şey satılıyor ama en revaçta olanlar butikler. İnstagram'dan parlayan ve çok ciddi satışlar yapan , büyük cirolara ulaşan insanlar olduğunu artık hepimiz biliyoruz.

Zaten sitede azıcık zaman geçirirseniz muhakkak bir satış hesabına denk geliyorsunuz. Gümüşçüler, ayakkabıcılar, kitapçılar...

Ortada bu kadar ciddi bir pazar olunca profesyonellerin de dikkatini çekti. Markalar bu alanda ciddi yatırımlar yapmaya başladı.

Ara ara ajans işleri yapan arkadaşlarla bu konular üzerinde konuşuyoruz. Artık sosyal medya reklamcılığının İnstagram'ın lehine geliştiğini kabul ediyor bazıları. Bazıları ise hala Facebook'un önde olduğu konusunda hemfikir. Twitter ise güç kaybediyor.

İnstagram'da reklam tarifelerinin fazla olmasının sebebi hesap büyütmenin zorluğu. Sitenin kendine has dinamikleri var ve bu oyunu kurallarına göre oynayamazsanız etkili bir hesap yapmanız çok zor. Fakat 70-80 bin doğal takipçisi olan bir hesap her türlü ajanslardan reklam içerikleri alabilir ve ciddi bir getiri sağlayabilir diyor bu işin mutfağındaki kişiler.

İnstagram'ın bu ticari büyüklüğü devletin dikkatini çekecek mi bilinmez. Fakat ikinci el satış yapılan sitelere gelen vergi denetimlerinin buralara da geleceğini düşünmemek aşırı iyimserlik olur. Bu yüzden isim yapmış ve belirli bir aşama katetmiş kişiler markalaşmaya ve şirketleşmeye büyük önem veriyor İnstagram'da. Bu yönde çalışmalar yapıyor.

Burada bu sitelerin reklam yöntemlerine de değinmek gerekiyor. İnstagram'da reklam yapmak isteyenler büyük hesaplarla iletişime geçiyor. Belirli bir fiyat tarifesi oluşmuş değil.

Facebook ise son kullanıcıdan markalara kadar herkese kolayca reklam yapma imkanı sağlıyor. Ayrıca reklam verenlere büyük kolaylıklar sağlıyor.

Twitter ise Türkiye'de reklam işlerini büyük bir ajansa devretmiş durumda. Başka ülkelerde bireysel kullanıcılar Twitter'a girip sponsorlu reklam verebiliyor. Türkiye'de henüz bu özellik aktif değil. Muhakkak partner oldukları ajansla iş yapmanız gerekiyor. Bu da Twitter reklamı yapmak isteyen ama çok bütçesi olmayanları büyük hesaplara yöneltiyor doğal olarak.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
30 Nis 17:26

Sayın kızıl tam bir sosyal medya canavarı olmuşsunuz.Yazınıza bir not düşeyim. İnstagramda hediye kazanmak için hesap açanlar ve hergün onlarca yarışmaya katılan hesaplar.

Detroitli Kızıl yazdı, 1001 kez açıldı, 4 misafir olmak üzere 10 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
21 Nis 15 16:00
Troller Kaç Para Maaş Alıyor?

Türkiye'de bazı haberler hiç değişmez. Mesela baharın ilk günlerinde erik fiyatlarının fiyatı haber yapılır. Bir adet eriğin kaç liraya geldiği konuşulur. Erik tezgaha düşünce bir yıl boyunca unutulur bu haberler.

Sonra Ramazan gelir. Sakız çiğnemek orucu bozar mı üzerine onlarca haber yapılır. Sakız üzerinden habercilik sürer de gider.

Sosyal Medya ile birlikte "sakız" haberler artık yıllık değil aylık piyasaya sürülmeye başladı. Bu sakızlardan en kıvamlısı ve müşteri bulanları da TROLL MAAŞLARI.

Troll ne demek bu konuda net bir tanım yok. Bazıları adı sanı belli olmayan herkese troll demeyi tercih ediyor. Benim tanımım ise "bilerek" manipülasyon yapan ve bundan keyif duyan kişiler Troller.

Ak Troll ise Ak Parti destekçilerine verilen isim. Adınız, yaşınız, işiniz önemli değil. Ak Parti'ye oy veriyor ve biraz da sosyal mecralarda savunuyorsanız Ak Trollerin büyülü dünyasına hoş geldiniz. Ak Troll kelimesini kim kavramsallaştırdı bilmiyorum ama millet epeydir severek ve hakaret etmek amacıyla kullanır oldu. Olsun.

2-3 gün önce bir gazeteci şöyle bir tweet attı.

"Yarın sabah 3000 Aktrol sosyal medyada hakaret ve küfür etmesi için ayda 1500 lira ile işbaşı yapıyor... Haberiniz olsun..."

3200 kişi de bunu RT etti. Bunun yarısı makarasına RT etti desek bile 1600 kişi bu komediye inanıyor. Yani insanlar sizin bir odaya toplanıp Ak Parti'yi savunduğunuzu ve bundan maaş aldığınızı düşünüyor.

Peki sosyal medyada Ak Parti'yi veya diğer partileri savunanların derdi nedir? Parasız mı bu işi yapıyorlar?

Burada şunu belirtmek lazım. Seçim dönemine girdik. Hal böyle olunca dijital mecralar da kampanya yürütülen alanlar olarak ön plana çıkıyor. Yani artık Seçim Koordinasyon Merkezlerinde sosyal medya odaları var. Vekil adayları sosyal medya ajanslarıyla çalışıyor. Dijital PR her yerde yapılıyor.

BU işi yapanlara Ak Troll demek ne kadar doğru? Ya da CHP Trolü olunmuyor da neden Ak Troll olunuyor.

Buna verecek cevap yok aslında. Herkes işine geldiği ve inanmak istediği gibi inanıyor.

Mesela bir partinin seçimlerden önce çok büyük Facebook sayfaları aldığını ve buralardan insanlara propaganda yapacağını duydum. Gayet güzel bir kampanya. Ama bu TROLLÜK değil. Adı üstünde seçim kampanyası.

Seçim yaklaştıkça maaşlı troll iddiaları daha da artacak. Biz gülüp geçeceğiz ama bu temcit pilavının her zaman bir alıcısı bulunacak.

Ama sizi temin ederim Ak Trollüğün öyle büyülü bir dünyası yok. Ben eve gidince mercimek çorbası ve MAKARNA yiyorum yani.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Abdullah Fakiroğlu yazdı, 433 kez açıldı, 6 kişi beğendi, 10 yorum yapıldı.
20 Nis 15 10:00
Geornalist Bana Ne Vaat Ediyor?

İnternet kullanımının tehlikelerinin yazarak başladığım yazıların sonuncusu olarak düşündüğüm, link Yeni Bir İnternet Mümkün Mü? Başlıklı yazım aslında son yazıydı. 4040 sınırını aşacağı için yeni bir yazı yazmak gerekli hale geldi. Bu burada dursun birazdan neden böyle bir başlangıç yaptığını yazacağım.

Geornalist İnternette yeni bir mecra, her yeni mecranın, yeni olmasından kaynaklanan avantajlarına ve dezavantajlarına sahip. Yayında olduğu süre içerisinde (ki benim 2015 başında haberim oldu) başka mecralarda olmayan yazılarıyla şimdiden bir içerik birikimi oluşturdu. Geornalistin bütün bu birikime rağmen eksik bıraktığı bazı şeyler var ve bunları yazmak burada yazmakta olan benim için olmazsa olmaz durumundalar.

1-Geornalist kurulduğu günden bugüne, amacının olduğunu tam olarak belirtmedi. Yani amaç sadece özgün içeriklerden oluşan bir internet sitesi yapmak mı?

2-Altı saatte bir paylaşımın esprisi, bu paylaşımların nasıl seçildiği, anlatılmadı. Evet, şimdi yazar sayısı az, fakat ileride her altı saatte bir 100/200 yazı gönderildiğinde, yayınlanma kıstası ne olacak, yayınlanmayan yazıların akıbeti ne olacak? Bu soruların cevabı yok.

3-İlk başta olmayan kategorilere ayırmanın eklenmesi, siteyi her gün içerik eklenen bir internet dergisi haline getiriyor. Bu kötü bir şey mi? Elbette değil. Ama ya sitenin amacı bu değilse?

4-Sitenin kurucularının kendilerini gizlemeleri, şimdi olmasa bile ileride site hakkında bir takım “şüyuu vukuundan beter” iddiaları dolaşıma sokar. İnternet yapısı itibariyle muallakta olan bilgileri kendince mutlaklaştıran bir mecradır.

5-Puanlama sistemi. Popüler olanın rağbet gördüğü günümüz internet dünyasında puanlama sistemi yazarları ister istemez; cezbedici, provokatif yazılara sebebiyet verecektir. (hayır, Detroitli, Salieri ve Talha beylerin benden yüksek puanda olmasının konuyla bir alakası yok )

6-4040 karakter sınırı. Bu sınır teknik bir meseleden ötürü mü? Yoksa site kurucularının makalelerin okunur olması için düşündükleri bir sınır mı? Neden ne olursa olsun, karakter sınırı yazıların kalitesini etkileyen bir durum bu. Kimi zaman daha uzun bir yazıyla anlatılacak bir meseleyi yarıda kesmeye kimi zamanda; “aman kısa olmasın derdini anlatamamış demesinler” düşüncesiyle gereksiz uzatılmasına.

7-İçeriklerin yoruma açık olması, içerik sağlayıcıları özgün olmaktan çıkartabilecek sebeplerden biri olacaktır. Muhakkaktır ki, insanoğlunun en temel özelliklerinden biri beğenilmek/dikkat çekmektir. Yazılarına yorum almak belki tartışmaya sebep vermek isteyenleri kışkırtan bir özellik.

8-“Aşağıdaki paylaşımlardan birini sahipleneceğim.” Bu içeriğin amacı nedir. Neden bunun için yüksek puan şartı, (Puanınız henüz bir paylaşımı sahiplenebilecek kadar yüksek değil) gerekmektedir.

Bu soru, eleştiri ve tereddütlere verilecek cevaplar, Geornalist’in bana ne vaat ettiğini anlamama yardımcı olacaktır. Ümit edelim güzel şeyler olsun. Burası interneti tamamen değiştirmese bile soluklanabileceğimiz, burası gerçekten farklı diyebileceğimiz bir mecra olsun.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
22 Nis 10:34

Yorumlarımızı silebilecek miyiz :)) Bu istekler uzar gibi :))

22 Nis 08:00

Sadece teoriq görünsün istiyorum

Abdullah Fakiroğlu yazdı, 442 kez açıldı, 5 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
16 Nis 15 10:00
Yeni Bir İnternet Mümkün Mü?

Türkiye’de internet kullanımının tehlikelerini yazdıktan sonra söz verdiğim bu yazıyı yazmam biraz zaman aldı. Bunda hem özel nedenlerim hem de araya yeni yazı konuları girmesi etkili oldu. Gecikme için özür dileyerek meseleye giriş yapalım.

2010 yılında İstanbul’da düzenlenen 1. Ahlak Şurasında konuşan Prof. Naci Bostancı, İnternet kullanımının kendi dar mahallesinde kısıtlı imkânlarla kötülük yapan insanlara yeni kapılar açtığını anlatmıştı. Esas olanlardan bir tanesinin tekniğin özünden ziyade insanlardaki kötülük yapma potansiyeli olduğunu söylemişti. Doğru fakat bir ayağı eksik yaklaşımı hatırlatmakta fayda var.

İsmet Özel en meşhur eseri Üç Mesele’ de Teknik, Medeniyet ve Yabancılaşma konusunu ele alırken kitabı tecridi bir bakış açısıyla yazdığını bu haliyle tam olan kitabın ne yapmalı sorusuna tam olarak cevap veremediğini söyler. Aslında kitap ne yapmamalı üzerinden yapılması gerekeni söyler ama İsmet Özel bile bunu söyleyip “deli” damgası yemeyi göze alamamıştır o zaman.

İnternet batı dünyasının zorluk ve mecburiyetten bulduğu, bulmasıyla günümüz teknolojik gelişiminin başlangıcı ve hatta batı dünyasının üstünlüğünün kökeni olan (Oral Sander/ Siyasi Tarihi ) kara sabanın bir devamı mıdır? Yoksa Batının mutlak hâkimiyetinin başlangıcı olan, Tanrıyı bir kenara bırakarak herkesi Tanrılaştıran, Cenneti yeryüzünde yapma iddiasındaki laik seküler dünyanın ürünü mü? (seküler kavramı tam manasıyla laikliği temsil etmez. Ayrıntı için Seküler Gelenekten Seküleristik Modernliğe makalesiyle Bedri Gencer ) Yeni bir internetin mümkün olup olmadığını ancak bu soruyu doğru cevaplarsak bulabiliriz düşüncesindeyim.

İnternetin özüne ilişkin bir takım varsayımlarda bulunarak, ya da basit komplo teorileri kullanarak bu soruya meşrebime uygun cevap verebilirim. Bu hem kendimi hem de okuyucuyu kandırmak olur. İnternet kullanıcılarını gözlemleyerek bir dereceye kadar kesin sonuca ulaşılır ancak. Bu da sosyal bilimcilerin işi olur ancak.

Elbette ki İnternet gündelik hayatın içinde insana birçok kolaylık sağlıyor. Alışverişten bilgiye ulaşmakta, haberleşmekten eğlenceye kadar her şey saniyeler içinde elimizin altında. Sokağa çıkmadan yeterli paramız varsa tüm ihtiyaçlarımızı internet üzerinden sağlayabiliriz. Tam burada günde 3 saatten fazla internet başında vakit geçiren insanların en son kiminle ve ne zaman aralıksız üç saat muhabbet etiğini sormak gerekebilir. Ya da internet başında üç saatte edilen bilgi ile kitaptan (Umberto Eco’nun İskenderiye Kütüphanesinin açılışında yaptığı konuşmayı okuyun ) ya da bir öğreticiden üç saatte öğrenilen bilginin akılda kalma oranlarının kıyaslaması yapılabilir.

Örümcek Adam’ın eski zaman çizgi filminde siyah yapışkan bir madde vardı. Kahramanımız bu madde ile kuşandığında daha güçlü, daha çevik ve daha kahraman oluyor, daha fazla insana yardımı dokunuyordu. Bir süre sonra madde onun benliğini ele geçirdiğinde süper kahramandan süper kötüye dönüşmeye başlıyordu. Ta ki siyah maddeden kurtulana kadar.

Buraya kadar yazdıklarımda başlıkta soruya bir cevabım olduğunu anlamak zor değil. Ben teknik ve sonrasında gelişen medeniyetin bize dair bir şey olmadığını düşünmekteyim. Biz dünya siyasi tarihinde hâkimiyetimizi, su akınca ona baktığımız için değil ( üç mesele ) suyu ve içindekileri kendi hevamız için kullanmaya başladığımızda kaybettik. (Tam burada İslamcılığın çıkmazlarından biri olan İslamın mağlup olduğu konusunda bir kaç yazı yazmak gerekir )

İçinde bulunduğumuz zaman diliminde teknolojiyi komple reddetmek delilik. Modern dünyanın en büyük başarısı kesinlikle budur diyebiliriz.

Konu konuyu açıyor. Yazının sonuna yazmayı düşündüğüm “Geornalist ne yapabilir” konusunu ayrı bir yazıyla yazmak elzem oldu.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Detroitli Kızıl yazdı, 352 kez açıldı, 4 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
10 Nis 15 16:00
Milletvekili Adaylarına Sosyal Medya Rehberi

Aday adaylığı süreci bitti. Listeler belirlendi. Listelerle ilgili analizler yapıldı. Tam olarak seçim atmosferine girmek üzereyiz. Zaten seçimlere de 2 aydan daha az bir süre kaldı.

Aday adaylığı sürecinde oldukça fazla kullanılan sosyal mecralar artık daha da fazla ve "hedefe yönelik" olarak kullanılmaya başladı. Yani aday adaylığının belirsizliği ortadan kalktı.

Siyasi partiler sosyal medya merkezlerini kurdu seçim koordinasyon merkezlerinde. Stratejiler belirlendi, hedefler ortaya konuldu.

Söz uzun, laf bol. Fakat ben sözü uzatmadan milletvekili adayları için bazı kritik sosyal medya tüyoları üzerinde durmak istiyorum.

Maddeler halinde biraz da maddeleri açarak devam edeyim.

- Sosyal medyada şeffaf ve dürüst bir iletişim tarzını benimsemek önemli. Bu yüzden size sorulan sorulara cevap vermeyi ihmal etmeyin.

- Tartışmalardan uzak durmayı tercih edin. Israrla kışkırtma peşinde olan hesaplarla şahsi polemiklere girmeyin. Sorusuna cevap verin ama kavga çağrısını görmezden gelin. Asla saldırgan ve kavgacı bir profil çizmeyin.

-Tutarlı olun. Daha önce yazdığınız şeylerle bugün yazacağınız şeyler arasında paralellik olmasına dikkat edin. Dün A dediğinize bugün Z demeyin.

-Seçildiğiniz takdirde yapacağınız çalışmaları anlatın. Şehriniz için ortaya neler koyacağınızdan bahsedin. Planlarınızı, programınızı, hedeflerinizi anlatın.

- Partinizin hassas olduğu konularda fevri çıkışlar ve uç yorumlar yapmaktan kaçının.

-Sosyal medya hesaplarınızı parti bültenine çevirmeyin. Sadece yaptığınız ziyaretleri paylaştığınız bir "bilgi ekranı" olarak kullanmayın. Sıcak ve samimi olun. İletişim kurun. İnsanların ilgisini çekecek paylaşımlarda bulunmayı ihmal etmeyin.

- Toplumsal olaylarda infial çağrısı değil sağduyu çağrısı yapın. Nefret söylemlerinden uzak durun. Yapıcı ve net mesajlar verin. Yanlış anlaşılacak, rakiplerinizin istediği şekilde kullanıp manipüle edebileceği mesajları asla yazmayın.

- Zamanlama hatası yapmayın. Tweet veya Facebook iletisi yazmadan önce gündemle ilgili bir araştırma yapın. Kaçırdığınız bir şey var mı dikkat edin. Eğer toplumu derinden sarsan bir olay varsa ve siz bunu okuma imkanı bulmadan "düğünden halay fotoğrafı" atarsanız tepki çekmeniz ve eleştirilmeniz gayet normal olacaktır.

Şimdilik bu kadar ile yetinelim. Ömrümüz ve imkanımız olursa seçime soğru ısınacak siyasete ve sosyal medya kavgalarını da değiniriz.

Sizin de ekleyecekleriniz olursa yorum bırakmaktan çekinmeyin. Bu yazıyı ve Geornalist'te yer alan diğer yazıları Facebook ve Twitter hesaplarınızdan paylaşmayı ihmal etmeyin :)

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Detroitli Kızıl yazdı, 395 kez açıldı, 11 kişi beğendi, 3 yorum yapıldı.
3 Nis 15 22:00
Özgün İçerik ve Geornalist'in Geleceği

Bazen bir yazı için veya bir konuşma metni için bazı kitaplarla veya konularla ilgili araştırmalar yapıyorum.

Hiç bilmediğim, daha önce yolumun düşmediği bloglara yolluyor beni Google. Blogda biraz geziyorum. Yazıları okuyorum. Hepsi de özgün ve üzerinde emek harcanmış yazılar.

Fakat bir süre sonra site terkedilmiş. Düzenli bir şekilde güncellenen site en son bir yıl önce güncellenmiş.

Peki nedir blogcunun şevkini kıran şeyler?

Sitesini yazmaya başlar başlamaz ziyaretçi akınına uğrayacağını düşünüyor. Oysa en az 1-2 yıl düzenli güncelleme yapmayan sitelerin düzgün trafik çekmesi çok zor. Böyle bir güncelleme için de her gün en az 30-45 dakika ayırması gerekiyor kişinin. Buna güç ve imkan yetirmek de zor tabi.

Sitesini yazmaya başlar başlamaz "gelir elde edeceğini" düşünüyor. Bu maddemiz internetten gelir elde etmek isteyenlerle ilgili.. Ama uzun uzun internetten para kazanma yazısı değil. Zaten öyle bir konu başlı başına bir yazı konusu. Bloggerların gelir modeli zaten sınırlı. En bilineni Google Adsense gelirleri. Bunun için de özel bir alana yönelmek ve cidden insanların ihtiyacı olan bilgiler vermek gerekiyor. Kişiler sitenizi sevdikçe siz de ufak tefek paralar kazanmaya başlıyorsunuz. Siteyi açar açmaz kazanç beklemek hata. En az 1 yıl düzenli güncellemek ve gelir modelleri aramak lazım. r10 gibi wmaraci gibi forumlarda zaman geçirip işin ince noktalarını öğrenmek lazım. Gerisi kendinden gelecek şeyler.

Sosyal medya siteleri neden bu kadar başarılı oluyor peki?

Çünkü tüm içeriklerini kullanıcılar oluşturuyor ve hepsi de özgün içerikler. İnsanlar orada zaman geçirmeyi seviyor. Arama motorları o sitelere ziyaretçi yollamayı seviyor.

İnternet sitelerinin çoğu birbirinin kopyası durumunda günümüzde. Haber siteleri ajanstan gelen haberi aynı şekilde yayınlıyor. Üzerinde emek olan ve özel içerikler üreten siteler ise bir adım öne geçiyor elbette. Listeleme tarzı haber sitelerinin başarılı olmasının sebebi de bu. Özel ve orijinal içerik.

Bu noktada Geornalist'in önümüzdeki dönemlerde neler yapabileceğini de konuşmak lazım. Gördüğüm kadarıyla siteye eklenen içeriklerin en az %90'ı özgün içerik. Sadece burada okunabilecek ve başka yere eklenmeyen yazılar. Hal böyle olunca arama motorları ve kullanıcılar bu içeriklerin kıymetini elbette farkedecek ve uzun vadede hakettiği değeri verecek.

Bakalım neler olacak...

(sizin de yorumlarınızı bekliyorum bu konuyla ilgili) Buyrun

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
04 Nis 10:05

internet ve sosyal medya kullanımının tehlikeleri konusunda yazdığım yazıları son bir yazıyla bitirecektim aslında: Yeni bir internet mümkün mü ? önce şu kutsal meslek meselesini bir yazayım sıra ona da gelecek.

04 Nis 00:46

Teşekkür ederiz, önemli bir noktaya değinmişsiniz. Ekip olarak bizim temel motivasyonumuz, üretken kişileri keşfetmek ve onların ülkemiz ve yaşadıkları şehir ile ilgili fikir, düşünce ve çözümlerinden herkesin istifade etmesini sağlamaktır.

Ömer Poyraz yazdı, 378 kez açıldı, 7 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
31 Mar 15 16:00

Ömer Poyraz

Puan: 6532

Kime Kısmet Neye Hizmet

Medya. O meşhur tabiriyle, adıyla sanıyla 4. kuvvet. Düşünün yasama, yürütme yargıdan sonra geliyor. Breh breh! Kimine göre her şeyi herkesi kontrol ediyor. Dünyada Amerika dahil medyası manipülasyona alet edilmeyen ülke yok gibi. Belki K. Kore filan vardır. O da fırsat bulunamadığından. Gazete, TV, radyo, internet vs. Gazeteler gündemi belirliyor olsa da asıl kitleye hitap eden güç başka yerde. Zira gazete satış rakamları ortada. Açıklananan rakamlara inanırsak 2-3 milyon gazete satılıyor. Buna karşılık, 20 milyonluk bir "arka sokak" (sosyal medya) gençliğinden bahsediliyor. Ve bunu bırakın yönetmekten, korumaktan bile aciz bir ülkenin vatandaşıyız. Her türlü operasyon, hem yazılı hem görsel hem de sosyal medyadan çekilebiliyor.

Sorular geliyor aklıma bu aralar. Her şeye inanmaya hazır taraflı kitlelere malzeme sunmak bir gün işe yaramaz olursa ve kontrolsüz bir grupla karşı karşıya kalırsak halimiz nice olur? Hiç düşündünüz mü? Uyuşturulmuş bir zihin yapısına doğru topluca ve freni patlamış kamyon edasıyla gidiyoruz. Sorgu sual kimseye sorulamıyor. Ortalık toz duman anlayacağınız.

Misalen son dönemde medyaya düşen, belgeli, deşifreli haberler son derece ilgi çekici. Habercilik başarısı olarak lanse edilen bilgi ve belgelerin altında imzası olan, bir gazeteciden ziyade koca bir gazete. Bu nasıl oluyor bilmiyorum. Gazetecilik kuralları filan zaten hak getire. Siyaset filan tamam anlarım da, gazeteciye gazeteye ne oluyor? Yaptığın haberin ne manaya geldiğini, neye ya da kime hizmet ettiğinin farkında mısın?

Burda sözü Türkiye Gazetesi'nden, farklı düşünen pratik soru ve çözümleriyle müptelası olduğum köe yazarı Ahmet Sağırlı’ya , yorumu da size bırakıyorum.

"Medya gücünü sahiplenerek kontrol etmek o kadar kolay değil.

Olmayan DM yazışmalarından suikast haberi çıkaran zihniyetin kime hizmet ettiğinden hâlâ emin değilim.

Düzmece veya orijinal veya az yamultulmuş evraklarla masondu değildi, demişti dememişti haberleriyle -bu saatte- neyin amaçlandığını da anlayamıyorum. Bu yüce devlet bu evraklara 35 sene sonra mı erişmiş. Ordusuyla, MİT'iyle, diğer kurumlarıyla 35 sene boyunca takip ettiği yapıyla ilgili özel bir notu bugün ele geçirmişse tut kuyruğundan gitsin.. Hep ellerinde idi ama bugün yayınlama ihtiyacı duymuşlarsa daha vahim. Milyonlarca insanın dünyasını ahiretini karartma pahasına her türlü yapı ile her türlü ortaklığa girebildikleri anlamına gelir. Bu devlet zihniyeti bana güven vermez."

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Detroitli Kızıl yazdı, 378 kez açıldı, 7 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
27 Mar 15 15:00
Twitter'dan Seçim Kazanılır mı?

Refah Partisi'nin beklenmedik(!) seçim zaferi, zaferin hemen ardından ve sonraki yıllarda sıkça konuşuldu. En sık dile getirilen tez köy kahvelerine kadar girerek halkı ikna ettikleriydi.

O zamanlar dijital kampanyalar yoktu. Bugün video paylaşım sitelerinin işlevini elden ele dağıtılan teyp bantları görüyordu.

Teknoloji kendini göstere göstere gelişti.Seçim ortamına da girdik. Haliyle Twitter bir dijital kampanya merkezi olarak ilk akla gelen yerlerden.

Burada bir örnek olay anlatayım.

Aday adayı olan arkadaşlarımız, tanıdıklarımız var. Twitter ile ilgili bir mesele olunca sorularına cevaplar veriyorum. Bir ağabeyim kendisine gelen mesajı gösterdi. "Sayın hocam sizi de 100 bin takipçi bantına çıkaralım. Fiyatımız 5000 lira diye".

Mesajı atanı ve takipçilerini inceledim. Bot diye tabir ettiğimiz robot hesaplar. Webmaster forumlarında 80-100 lira. Mesajı atan "sosyal medya uzmanına(!)" "ilgilenmiyoruz" diye mesaj attım. Biraz bozuldu. Bu takipçi yükletme numaralarını hâlâ yiyenler var mı bilmiyorum.

Seçim ve Twitter denilince akla ilk gelenlerden birisi de Obama. Herkes Obama'nın sosyal medya başarısını konuşuyor.

Geçen gün bir arkadaş sohbetinde konu oldu yine. Obama'nın danışmanları kampanyayı başlatacağı zaman gazetelere ilan vermiş."İyi bir kariyer fırsatı" şeklinde. Maaş vb konulara hiç girmeden gizemli bir ilan. Bu ilana çok ciddi başvurular olmuş. Büyük şirketlerden istifa edip gelen çok zeki kişiler olmuş.

Bugün Obama'nın başarısı ile ilgili bir haber daha okudum.

Berber salonlarından ibadethanelere kadar siyasetin konuşulduğu her yere girilmesi gerektiğini belirten Barack Obama'nın Ulusal Saha Direktörü Jeremy Bird, “Berberi yanınıza çekebilirseniz, siyasetin konuşulduğu bu yerlerde daha fazla kişiye ulaşabilirsiniz" diyor.

Obama'nın Digital Kampanya Direktörlüğü görevini üstlenen Teddy Goff da,“İnsanlar eskisi gibi CNN izlemiyor, Facebook ve Twitter'da daha çok vakit geçiriyor" diyor.

Peki Türkiye'de sosyal medyadan bu kadar başarılı bir kampanya yürütülebilir mi?

Bugün biz sosyal mecraları çok ciddi kullanıyoruz. Burada gördüğümüz şeylerden etkileniyoruz. Sosyal mecralar artık daha fazla ciddiye alınıyor.

Bir siyasetçi arkadaş "Sokaklara bayrak asmak ile Twitter'da parti olarak bulunmak aynı şeye tekabül ediyor, ikisini de yapmak zorundayız." diyordu.

Özetlersek;Şu siyasi ortamda Twitter ve Facebook ile insanların oy tercihlerini değiştirmek çok zor. Fakat en az 10-15 yıllık projeksiyonda sosyal mecraların siyasi tercihleri daha fazla etkileyeceği aşikar.

Şu an bu siteleri kullanan çocuklar o zaman oy verecekler. Bizden çok daha farklılar. Kesin kalıplaşmış siyasi düşünceleri yok. Etkiye ve yönlendirmeye çok daha açıklar.

Yani dijital kampanyaları yapmak elbette gerekli şu anda. Ama günümüz siyasi denkleminde Twitter'dan seçim kazanmayı beklemek hayalcilikten ötesi değil.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Abdullah Fakiroğlu yazdı, 426 kez açıldı, 8 kişi beğendi, 2 yorum yapıldı.
21 Mar 15 15:00
Türkiye'de İnternet Kullanımının Tehlikeleri (3)

Bundan önceki 2 yazımda Türkiye'de internet kullanımının tehlikelerinin bazılarını anlatmaya çalıştım. İnşallah bu haftaki yazımda, internet kullanıcılarının dolandırılma çeşitlerini anlatıp" bu konuyu önümüzdeki hafta yazacağım çözüm önerileri ve yeni bir internet mümkün mü? konusuyla sonlandıracağım.

Lafı çok fazla uzatmadan konuya girmek gerekirse dolandırılmanın yöntemlerini maddeler halinde yazalım.

1-Sevgili rolüne girerek dolandırılmak

2-Tanıdıkların hesaplarının hacklenmesiyle dolandırılmak

3-Ürün satışı yöntemiyle dolandırılmak

Şimdi isterseniz sırayla maddelerimize geçelim:

HAYATIM SÖZ SANA BORCUMU ÖDEYECEĞİM.

İnternet ortamında en sık karşılaşılan yöntemlerden biri, sevgiliymiş gibi davranarak para istemek. Eskiden forum ve chat sitelerinde kullanılan bu yöntem, şimdilerde twitter, facebook oyun sayfaları başta olmak üzere her yerde. Davetkar bir kadın ya da erkek resmi bazen tek başına bile yetiyor. Kırık ve hassas kalpleriyle oltaya girmeye hazır birilerini illaki bulunuyor. Önce havadan sudan başlayan muhabbet bir süre sonra sevgi sözcüklerine dönüyor. Av karşısındakinin kendisine aşık olduğunu düşünüp ona karşı yakınlık duymaya başlıyor. Anlayışlı, derdiyle ilgilenen, kendisine aşık olan dahası cinsel dürtülerini harekete geçiren sevgilisi bir süre sonra bazı sıkıntıları olduğundan bahsediyor. Bunu o kadar içten bir şekilde yapıyor ki, muhatabı/avı hiçbir şey anlamadan kendisini yardım ederken buluyor. Önce kontör, küçük harçlıklarla başlayan bu süreç bir süre sonra yüklü meblağlarla devam ediyor. Her ödeme uyarılan cinsel dürtülerle mükâfatlandırılıyor. En sonunda “aslında ben evliyim ama kocamdan boşanacağım, şu kadar para vermezsem(miktar avın maddi durumuna göre değişiyor) benden boşanmayacağını söylüyor” cümlesiyle son noktaya geliyor. Dolandırıldığını hala anlamayan, hayatının aşkıyla karşılaştığını düşünen şahıs bir şekilde bu parayı bulup sevgilisine ulaştırıyor. Parayı alınca ortadan kaybolan sahte sevgilisiyle durumu anlayan şahıs, çoğu zaman savcılığa bile başvuramıyor utancından.

KARDEŞİM SOKAKTA KALDIM, BANA CEP HAVALE İLE PARA YOLLAR MISIN ÇOK ACİL

Bizzat başıma geldiği için tüm detaylarına vakıf olduğum için dolandırıcılık yöntemi. O zamanlar var olan Messenger üzerinden imam hatipteki lise öğretmenim benimle temasa geçti. Eşinin evde olmadığını acil paraya ihtiyacı olduğunu ve kendisine cep havale ile para gönderip gönderemeyeceğimi söyledi. Öğretmenimin kocasıyla bir dershane sahibi olduğunu, maddi durumunun gayet yerinde olduğunu bilmeme rağmen bir an ufak bir tereddüt gösterdim ama hemen geçti. Telefonla hocamı arayarak durumu sordum. O da Messenger adresine giremediğin söyledi ve durumdan haberdar oldu. Birisi adresini hacklemiş ve tüm takip ettiklerine ulaşarak onun adına para istiyordu. Allahtan olay hemen çözüldü de bir sürü insan dolandırılmaktan kurtuldu. Bu yöntem şimdilerde facebook/twitter hesabı patlatılarak yapılıyor. Kanan var mı elbette ki var.

İKİ YÜZ LİRAYA İPHONE 6 ALMAK İSTER MİSİNİZ?

Haber sitelerinin alt kısımlarında Google Reklamlarında sık karşılaştığımız ürünler vardır. İphone 6 , Samsung Note 3 ve muadili cep telefonları 100 ile 200 tl arasında bir fiyata satılır. Heyecanla tıkladınız ve ürünü aldınız. Alırken de hiç düşünmediniz yahu bu ürün üretildiği ülkede bile bu fiyata satılmıyor, bunlar neden satıyor diye. Heyecanla beklediniz kargonuzu, kargonuz ya hiç gelmedi ya da içinde hıyar, domates veya ayvanın olduğu bir kutu geldi. Geçmiş olsun, hem dolandırıldınız hem de alay konusu oldunuz.

Aslında yerim olsaydı, zengin olma vaadiyle dolandırılmayı da yazacaktım ama yerim bitti. Önümüzdeki hafta güvenli internet mümkün mü sorusuna cevap arayacağım.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
23 Mar 16:10

iki kere niyetlendiler beceremediler.

23 Mar 12:15

Ufunet bey, acaba dolandırıldınız mı :) Çok dertli ve içten yazmışsınız.

Detroitli Kızıl yazdı, 2104 kez açıldı, 4 misafir olmak üzere 16 kişi beğendi, 7 yorum yapıldı.
17 Mar 15 15:00
Trolleri Kim İfşa Etti

Bu yazıyı olaylar henüz sıcakken yazacaktım.

Geornalist'in teknik imkanları izin vermedi. Bu arada "bir yazıyı sahiplendiğimiz zaman ona ortak çıktığımızı ve bizim adımızla da yayınlandığını" öğrenmiş oldum.

Pazar gününe dönelim. Sabah erkenden kalktım. Acil yetişmem gereken bazı yerler vardı. İşlerimi hallettim. Öğleden sonra umreden dönen kayın pederleri hava alanından aldım. Eve geldim. Twitter'a baktım. "Trolleri sizin ekip mi ifşa ediyor." diye bir DM gördüm. (Herhangi bir ekibim veya bir yerine eklemlendiğim ekip yok. Sadece arkadaşlarım var.) "Ne ifşası, kimin ifşası" diye cevap attım.

Sonra kayın pederin evine gittik ailecek. Gece yarısı döndüm. Kızım öksürerek uyandı. Onunla biraz ilgilendim, uyuttum, geri uyudum.

Burası burada dursun. Size hayatımdan bir kesiti neden sunduğuma ileride değineceğim.

Sabah namazında arkadaşların "ifşa olmuşsun" mesajını gördüm. Twitter kullanıcıları tarafından tahminen 38. kez adım soyadım yazılıyormuş.

Olsun, yazsınlar. Herkes mayasının gerektirdiği şeyi yapacak. Ona da itirazım yok.

Twitter'da her siyasi tartışma "Salieri'yi takip edenler beni takip etmesin" "Detroitli ile konuşanlar bana küssün" aşamasına geldiği için artık çoğu şeyi anlayışla karşılıyorum.

Biraz daha geriye saralım zamanı. Bir gazeteci tanıdığa bir çocuk Twitter'dan ağza alınmayacak hakaretler ediyordu. Gazeteci buna hakaret davası açtı. Mahkeme tazminat ödemesine karar verdi. Annesi ve babası "senin bu paraya ihtiyacın yok" diye yalvar yakar davadan vazgeçmesini söylediler. Gazeteci "bu çocuk bu cezayı ödemezse ilerde başına bu taciz ve hakaretlerden daha büyük belalar alacak. O yüzden cezasını çekecek. Ben de o parayı bir hayır kurumuna bağışlayacağım" dedi.

Şimdi;

İfşa edilen Twitter trolleri ise hemen hesabı kapadı gitti. (Bahsedilen kişilerle en ufak bir temasım, kavgam, sürtüşmem ile yoktu bu arada. Çoğunun nickini ifşa muhabbetinden sonra duydum)

Başka bir çocuk ise akıl veriyordu. Başbakana, cumhurbaşkanına hakaretlerinizi silin. İfşa olsanız da bir şey olmaz. Yani herkes sosyal ağlarda ne yaptığının farkında. Kime hakaret ve küfür ettiğinin, yaptığının suç olup olmadığının...

Dönelim en başa.

İfşa edilen Twitter trolleri kimdir necidir bilmem. Olayla alakam olmadığı halde bir şekilde mindere çekilmek isteniyorum ama böyle ucuz kavgalara zamanım ve enerjim yok.

Yetiştirmem gereken işler, yaşadığım bir hayat, sorumlu olduğum insanlar var.

20 yaşında bir üniversite talebesi olsaydım gece gündüz sizinle kavga edebilirdim belki. Bu yaşlardan bakınca o harcadığım zamanlara bile acıyorum.

Özetlersek; Trolleri kim ifşa eti bilmiyorum. Trollerin kim olduğu umurumda da değil.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
01 Nis 17:51

beyfendi maşallah size hep likelar bize hep beklemeler. yazdık bir yazı cumaya bir yazı daha yazar arayı kapatırız.

18 Mar 16:55

Türkiye Birincisi olmuşum. Abdullah beyler ve Salieri beyler lütfen biraz daha like toplayın. Biraz daha yazı yazın :)

Detroitli Kızıl yazdı, 1772 kez açıldı, 9 misafir olmak üzere 19 kişi beğendi, 4 yorum yapıldı.
13 Mar 15 21:00
Listeleme Çılgınlığı ve Liste Siteleri

Türkiye'deki ve dünyadaki liste sitelerinin atası BuzzFeed'in ziyaretçi sayısı dünyanın en çok okunan gazetesi New York Times'ı geçmiş.

İlk okuduğumuzda bizi biraz şaşırtan bu haber İnternetteki trendleri takip edenler için sürpriz değil aslında. Liste siteleri son yılların yeni gözdeleri.

İnternet bu kadar yaygın değilken "Ölmeden önce okumanız gereken 100 kitap" "Ölmeden önce görmeniz gereken 100 yer" gibi listeler çıkardı gazete ve dergilerde. Bugün her şeyin listesi var.

En Popüler Türkçe liste sitelerinden birisine girdim bu yazıyı yazarken.

"Türklerin Ağzından Kerpetenle Bile Alınması Zor Olan 12 Cümle" "Yeni Girişimcilerin Fatura Hakkında Bilmesi Gereken 10 Şey" "Bir Bebeğe Asla Güvenilmemesi Gerektiğini Kanıtlayan 21 GIF" sitede yayında olan listelerden sadece 3'ü. Hepsinin ortak özelliği ise internet kullanan neslin dilini yakalamaları, merak unsurunu tetiklemeleri ve az yazı bol görsel kullanmaları.

Liste sitelerinin bu görkemli dönemi bir zamanların sözlük sitelerini hatırlatıyor. Yüzlerce online sözlük açıldı Ekşi Sözlük'ün peşinden. Uzun vadede ise 3-4 tanesi ayakta kalabildi. Diğerleri atıl bir vaziyette içerik üretecek yazar bekliyor.Büyük sözlük siteleri bile kullanıcılarını sosyal mecralara kaptırdılar ama İnternetin bakir zamanlarında oldukça nitelikli ve özgün içerikle sitelerini doldurdukları için Google aramalarından gelenler sayesinde Alexa sıralamalarını koruyabiliyorlar.

Liste sitelerinin reklam ve pazarlama yönü de var.

Reklamcılar liste sitelerini keşfetmiş durumda. Liste şeklinde içerik reklamlarıyla dolu bu siteler. "Kahve içerken okunacak on kitap" içeriği dünyaca ünlü kahve markaları tarafından sponsorluk bedeliyle yayınlanabiliyor mesela. Bu tarz reklamlar banner reklamlarına kıyasla oldukça etkili ve hedefe yönelik. Bir dönemin popüler siteleri itiraf siteleriydi. Onlar da "itiraf şeklinde reklam" içerikleri girerdi.

Peki yeni liste siteleri mümkün mü?

Bunu tartışmak lazım. Yani yeni liste siteleri "tutar mı?"

İlk aklıma gelen kitaplarla ilgili bir spesifik listeleme sitesi. Sadece kitaplarla ilgili bir liste sitesi Varsa da ben bilmiyorum. Konu alanı geniş. "En sevilen beş çocuk kitabı" "Mustafa Kutlu'nun en çok satan 10 kitabı" "Bu hafta yayınlanan en ilginç 20 kitap"

Sizce nedir bu listeleme çılgınlığının varacağı nokta?

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
16 Mar 08:42

Listeleme çılgınlığı insanları kategorize ederek devam edecek. İnsanlar uzun uzun okumaktansa hazır hap gibi olanı tercih etmeye devam ettikçe bu liste olayları daha da güçlenecek. İleri de bilgiyi hap olarak alacağız. Çok değil 5-10 seneye olacak.

14 Mar 00:17

Sağ üst taraftaki yeşil butonu kullanarak paylaşım yapabilirsiniz.

Abdullah Fakiroğlu yazdı, 1 kişi sahiplendi, 946 kez açıldı, 18 misafir olmak üzere 28 kişi beğendi, 19 yorum yapıldı.
13 Mar 15 15:00

Ömer Poyraz

Puan: 6532

Türkiye'de İnternet Kullanımının Tehlikeleri (2)

Geçen haftaki yazımda, Türkiye'de internet üzerinden yayılan yalanların toplumsal olaylara yol açma ihtimalini örnekler vererek anlatmaya çalışmıştım.

Bu hafta biraz rahatsız edici bir tehlikeden bahsedeceğim: Çocukların taciz edilmesi ve pornografiye ulaşma kolaylıkları.

Son on yılda internete ulaşmamızı sağlayan cihazlar artarak evimize yerleşti. Artık çocuklar 7 yaşında bazen daha erken yaşlarda internet ile çalışıyor. Peki çocuklarımızı cinsel tacizden ne kadar koruyabiliyoruz. İnternet paketlerini güvenli yapmak tek başına yetiyor mu?

Ödev Siteleri:

Ders kitaplarını inceleyenler hemen her konunun sonunda verilen ödevlerde şu cümleyi muhakkak görmüşlerdir. Konuyla ilgili internetten araştırma yap. " Google'a cümleyi yazdığımızda karşımıza bir sürü site çıkacak. Paralı ödev siteleri, vikipedia, bloglar ve ücretsiz ödev siteleri. Genellikle ödev içeriğini etiket yaparak aramalarda öne çıkmaya çalışan bu ücretsiz ödev sitelerinden birinden ödevini yapmaya çalışan yeğenimi izlediğimde başımdan aşağı kaynar suların döküldüğünü hissetmiştim. Çünkü ödev konusunun yanında banner olarak porno materyalleri vardı ve başka bir siteye yönlendiriyordu. Evdeki internet güya güvenli internetti ama bu materyali engellemiyordu. Hemen o sitedeki bilginin güvenli olmadığını kendisine söyledim, öğretmeninden azar yemek istemiyorsa söylediğim siteye girmeli ödevlerini oradan yapmalıydı. Daha sonra ilk fırsatta o siteyi engelledim.

Facebooktaki ödev/öğrenci grupları:

Görseldeki iletiyi yeni aldım, 6. Sınıf tavsiyeleri adlı çok üyesi olmayan bir gruptan. "güzellik yarışması yapacağım foto yollayın. İlk başta çocuklar arası "masum bir yarışma" zannedebiliriz. Grubu kimin kurduğunu bilmiyoruz ama. Ergenlik aşamasındaki 2 bin çocuğa her gün okulda nasıl cool olunacağını anlatan, onları büyütmeye çalışan bir sayfa. Aynı şekilde 5. sınıf tavsiyelerii isimli bir sayfası daha var ve oradan da çocukların resimlerini topluyor. Ne kadar masumane değil mi?

Bundan daha beterini bizzat görmüştüm. Evimize geldiğinde Facebook'a giren yeğenim (bu arada hanımın ailesinden olanlar hariç 15 tane yeğenim var) şifresini silmemişti. Üye olduğu gruplardan birinde bir ileti vardı, "sevgilimle birlikte vakit geçirmek için kız ya da erkek arkadaşlar arıyorum". 30'lu yaşların üstünde tüm irtibat bilgilerine kolayca ulaşılabilen bir üyelikle bunları yazan adam o zaman onbinlerce üyesi olan bir öğrenci grubuna üye olmuş, herkesin görebileceği şekilde bu iletileri üç dört sefer yazmıştı. Ekran görüntüsünü alıp önce İstanbul Emniyeti Bilişim Suçları Müdürlüğüne, (şimdiki adı Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü link) yazan şahsın bulabildiğim tüm irtibat bilgilerini ekleyerek şikayette bulundum. Sonra da facebook'a şikayet ettim. Grup kapatıldı şahsa ne oldu biliyorum.

Fake Ünlüler:

Facebookta ünlü isimleriyle açılan onlarca fake hesap var. Kenan İmirzalıoğlu, Beren Saat, Kıvanç Tatlıtuğ, liste uzayıp gidiyor. Bizzat şahit olduğum Kenan İmirzalıoğlu’nun fake hesabında 5000 - bu rakam facebookun arkadaşlık için belirlediği üst sınır – arkadaşı vardı ve hepsi 10-14 yaş arası çocuk. Ne kadar masum değil mi ? Beş bin çocuk ile özel mesajlaşabilen kendini ünlü gibi tanıtan biri neler yapar insan düşünmek bile istemiyor.

Peki ne yapmak lazım:

Öncelikle çocuklarımızı başıboş bırakmamakla işe başlayabiliriz. Onunla ilgilenmek ödevlerini birlikte yapmak, girdiği internet sitelerini sosyal medya hesaplarını kontrol altına almak, onları olası tehlikelere karşı uyarmak etkili çözüm yöntemlerinden bir tanesi.

Eğer başlarına böyle bir olay gelirse ne yapacaklarını anlatmak, onların masum olduğunu, onlara kızılmayacağını göstermek. Unutmayın bir çok çocuk ailesinin kızma ihtimaline karşı çekildikleri bataktan kurtulamıyor. Nasıl konuşacağımızı bilmiyorsak bir fikir verebilir. link

Tabi önce kendimizi yetiştirmemiz gerekiyor. Unutmayın evlatlarımız bize Allah’ın verdiği birer emanet.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
17 Mar 13:50

maalesef bugün gündeme gelen bir haber https://twitter.com/shikamaru_bey/status/577796532365369344

16 Mar 08:43

Çok önemli bir nokta. Güzel bir yazı.