İyi Yazarlar
İyi Okurlar

Kürşat Koyuncu

1 / Puan: 13719

Ankara

Abdullah Fakiroğlu

2 / Puan: 6542

İstanbul

Bulut Sever

3 / Puan: 3856

İstanbul

Ömer Poyraz

4 / Puan: 1911

İstanbul

Ozan Bilican

5 / Puan: 1721

İstanbul
İstanbul

Salieri Alt Tire

7 / Puan: 1503

İstanbul

Detroitli Kızıl

8 / Puan: 1285

İstanbul

Sıla Münir

9 / Puan: 1247

İstanbul

Osman Batur Akbulut

10 / Puan: 1224

Kırıkkale

Mümin Yolcu

11 / Puan: 1066

İstanbul

Mustafa Karayel

12 / Puan: 955

İstanbul

Mücahid Cesur

13 / Puan: 905

İstanbul

Ferit Çaydangeldi

14 / Puan: 885

Ankara

Vlad Emir

15 / Puan: 848

İstanbul

Ali Turan

16 / Puan: 830

İstanbul

Müsemma Şahin

17 / Puan: 755

İstanbul

Sezer Emlik

18 / Puan: 731

Bartın

Muharrem Morkoç

19 / Puan: 644

İstanbul

Yamanduruş

20 / Puan: 638

Sakarya

Alpay Gökçe

21 / Puan: 635

İstanbul

Mesut Toprak

22 / Puan: 635

Ankara

Ahmet Lalbek

23 / Puan: 634

Erzincan

Ahmet Demir

24 / Puan: 613

İstanbul

Kumru

25 / Puan: 514

Adana

Emre Keleş

26 / Puan: 470

Ankara

Aykut Giray

27 / Puan: 418

Yozgat

Lagari Alıntılar

28 / Puan: 412

İstanbul

Sadık İbrahim

29 / Puan: 410

İstanbul

Kerem Yüksel

30 / Puan: 401

İstanbul

Bir sonraki paylaşıma yaklaşık 01 saat 12 dakika kaldı.

Sezer Emlik yazdı, 202 kez açıldı, 9 misafir olmak üzere 12 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
4 Kas 16 22:00

Sezer Emlik

Puan: 731

Sömürge Eğitimi

Siyasi açıdan bakıldığı zaman iki tip eğitim sistemi vardır. Bunlardan ilki milletin gelenek göreneklerini, kültürünü, ortak tarihini, dilini ve dinini temel alan ve amacı o milleti hür, şerefli kılan “ milli eğitim “ ikincisi ise emperyalist ülkelerin kültürünü, dilini, gelenek ve göreneklerini temel alan ve emperyalistlerin emellerine göre planlamış, milleti esir eden “ sömürge eğitimidir.

“ Şimdi aklınızdan şu soru geçiyor “ Gerçekten bir sömürge eğitimi var mıdır? “ Üzülerek söylüyorum ki benim gözlemlerim ve araştırmalarım ülkemizin tam bir sömürge eğitiminin ortasında olduğunu gösteriyor. Bunun en bariz örneğini şimdi sizlerle paylaşıyorum: Milli Eğitim konusunda en yetkili bilim adamımız olan Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu, 1945 yılında Amerika ile yapılan eğitim anlaşmasına göre, Türkiye’de Milli Eğitimi programlamak üzere kurulan 8 kişilik ortak eğitim kurulunun 4’ünün Türk, 4’ünün Amerikalı üyeden oluştuğunu ancak kurul başkanının daima Amerikalı olması ve 2 oy hakkına sahip olması nedeniyle, Milli Eğitimimizin 1945’ten bu yana Amerikalıların direktifleri ve kararlarına göre çalıştığını ifade etmiştir. Dehşet verici bir durum değil mi? Bir ülke düşünün ki Milli Eğitim dediği kurum Amerikalıların elinde olsun…

Ülkemizdeki eğitim kurumlarına baktığımız zaman sömürge eğitiminin egemen olduğunu anlamak çok da zor değildir bence. 1953’lü yıllardan sonra “ kolej “ adı altında birçok emperyalist devlet ülkemizde kendi dilinde eğitim veren okullar açmıştır. Bu okullar daha kaliteli eğitim verme vaatleri ile aldığı genç beyinlerimizi kendi dillerinde eğitim vererek kendi kültürlerini aşılamaktadırlar.

Bir milleti bir arada tutan en temel etmenlerden birisi dildir. Dildeki bozulmalar yabancı dillerin etkisi altına girme sonucunda kültürel olarak bozulmalara, yozlaşmalara ve birkaç nesil sonra kendi dilini ve kendini kültürünü bilmeyen nesillerin yetişmesine neden olmaktadır. Kolej adı altında yabancı devletlerin açtığı emperyalist okullar kendi dillerinde eğitim vererek kendi kültürlerini aşılamaktadırlar. Bu okullara giden nesiller belli bir zaman sonra kendi öz dilini bir köşeye bırakarak yabancı dillerin etkisine girmektedirler. Bu yozlaşmanın daha ileri noktasında ise o yabancı dillerin kültürlerini benimseyip kendi kültürlerini unutmaktadırlar.

Sömürge eğitiminin faaliyetleri bu kadarla da sınırlı değil. Başka ülkelerde okullar açarak kültür emperyalizmi yapan ülkeler eğitim kurumu açtıkları ülkelerdeki milli ve geleneksel eğitim kurumlarının gelişmelerini ve ıslahını önlemek gibi çalışmaları vardır. Bu yöntemle hem kendi bünyesinde eğitim verdiği genç beyinleri sömürmektedirler hem de milli ve geleneksel eğitim kurumlarındaki eğitim kalitesini düşürmektedirler. Sömürgeci eğitim modelini uygulayan emperyalistler, sömürülecek ülkenin insanını cahil bırakmak, geliştirmemek ve idareci sınıfların çocuklarını yozlaştırmak fikri üzerine oturmuştur. İngilizler ise sömürge çocuklarını, kendi eğitim modellerine göre yetiştirir, yerli çocuklarını İngiliz kültürüne adapte etmeyi, İngiliz dilini sevdirmeye ve Hıristiyanlaştırmaya önem verirler. Sömürülen ülkedeki din ve mezhep çatışmalarını mazeret göstererek din ve ahlak eğitimini en alt seviyeye indirerek dini ve ahlaki yönden de çöküntüyü amaç edinmişlerdir. İşte durum bundan ibaret değerli okuyucularım. Gerçekten de günümüzde milli bir eğitime en çok ihtiyaç duyduğumuz bu dönemde en azından sömürge eğitiminin ne olduğunu bilirsek, alacağımız tedbirleri daha iyi planlayabiliriz.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Abdullah Fakiroğlu yazdı, 426 kez açıldı, 29 misafir olmak üzere 30 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
14 Eki 16 14:00
Çocuklarımızı Kaybedebiliriz 
daee2127c2c3b047ab0630765e994fad1476442361

daee2127c2c3b047ab0630765e994fad1476442361

PKK, FETÖ, Suriye, Dünya çapında yaşanan büyük gerilimin yansıması, siyasi tartışmalar. Ülkemiz tarihin hızlı aktığı bir zaman diliminin tam ortasında. Her gün televizyonları açtığımızda, gazetelere baktığımızda, sosyal medyadan gündemi takip ettiğimizde kendimizi bir keşmekeşin ortasında buluyoruz. Twitterda gün içinde birkaç farklı konuda ahkam kesmediğim gün sayısı 0 (sıfır). Başta benim sonra hepimizin dünyayı kurtaracak büyük muhteşem fikirlerim/iz var.

Bu kadar büyük olayların arasında unuttuğumuz ya da önemsemediğimiz ufak bir sorunumuz var: Çocuklarımız ve onların eğitimi/yetiştirilmesi. Çocuklarımızın eğitimi cümlesi herkesin aklında okuyacağı okullar, seçeceği meslekler olarak şekilleniyor. Aslında bizim okumalarını istediğimiz okullar, seçmelerini istediğimiz meslekler. Geornalisteki ilk yazılarımdan birinde  https://www.geornalist.com/post/920/turkiyede-internet-kullaniminin-tehlikeleri-2 çocukların internet ortamında karşılaştıkları tehlikeleri yazmıştım. Geçen gün kızımı götürdüğüm parkta karşılaştığım manzara çocuklarımızın sokakta benzer tehlikelere maruz kalabileceğini hatırlattı bana.

Kartal'da bir çocuk parkı, kaydırakların merdiveni çıktıktan sonra ulaşılan ara bölmesine bir takım yazılar yazılmış. İlanı aşk sözcükleri, çete ilanları ve alt köşede iki kelime “cigara cigara”. Bu alan maksimum 7-8 yaş hadi biraz daha abartalım 10 yaşına kadar olan çocuklar için. Cigara argoda esrar demek. En fazla10 yaşında olan birkaç çocuk, yaşıtlarının her gün kullandığı bir alanda esrarın reklamını yapıyor. 

Bundan birkaç ay önceyse başka bir parkta kızımı sallarken yan salıncakta sırayla sallanan iki çocuğun söylediği şarkıya kulak kabartmıştım. Çocuklar kopmaktan, “koko çekmekten” bahsediyordu söyledikleri şarkıda.

Bonzai, çakmak gazı, esrar, hap vb. uyuşturuculardan haberi olan, kullanan, kullanılmasını normalleştiren bir nesil var. Buna açılan kapılardan biri, belki de en önemlisi sigara alışkanlığı. Sabah okul önlerinde toplanan öğrenciler artık müdür görmeden uzun saçlarıyla okula girmenin yolunu aramıyor. Toplaşıp sigara içiyor. Okul bahçesinin önünde rahatça sigaralarını içip okula öyle giriyorlar. Bu rahatlıkla ileride başımıza çok iş açacak.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Mutsuz yazdı, 420 kez açıldı, 3 misafir olmak üzere 6 kişi beğendi, 5 yorum yapıldı.
28 Ağu 16 22:00

Mutsuz

Puan: 87

Bir Garip Mülakat

hoca1:eveett söyle bakalım hangi alanda çalışma yapmak istersin

ben:ağ ve yazılım güvenliği düşündüm

hoca1:neden

ben: x hocadan ağ güvenliği dersi aldım. bitirme projem ve tezim de x hocadan bu konuyla ilgiliydi bu yüzden ilgimi çekiyor.

hoca2:peki çalışıyor musun?

ben:hayır benim hayalim akademisyen olmak bu yüzden önceliğimi yüksek lisansa verdim ve hiç bir yere başvuru yapmadım

hoca2:babamın parası bol bana bakar diyorsun yani

hoca1:babalar kızlara evlenene kadar bakar hocam bunu erkekler düşünsün

ben:eğer yüksek lisansa kabul edilirsem ona göre iş arayacağım ya da burs ayarlamaya çalışacağım

hoca2:peki a şehrinden buraya nasıl gidip geleceksin

ben:(5 yıl boyunca orda okudum zaten nasıl gidip geldiysem diye içimden geçirdim) ders saatlerimi ayarlamaya çalışacağım olmadı yurtta kalırım

tüm jüri beraber: teşekkürler sıradaki gelsin

mülakat sonucum ne mi? 40 puan. sanırım babamın parası bol kendi özel aracım var deseydim 90 alırdım. mülakatta içerde 1 dakika bile durmayanlar sırf bölüm başkanımıza yalakalık yaptığından tezini ondan aldıkalrından 90-95 puan aldılar. bana 40 puan vererek resmen girmemi engellediler ki girenlerin bir çoğundan iyi ortalamaya, ales puanına ve bilim sınavı puanına (4.oldum) sahibim. Sizce hakkım yendi mi? Dürüst olarak hayalim bu diyerek mi kaybediyoruz? her zaman yalakalık yapmak ya da torpil mi gerekiyor istediklerimizi gerçekleştirmek için? tüm gün boyunca beni ağlatmalarına değdi mi?

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
31 Ağu 17:24

Mutsuz

Puan: 87

teşekkür ederim ağır bir tokatla başladım sanırım

31 Ağu 09:03

Hayata hoş geldiniz. Mezun olduğunuz anda yaşantımızın tüm kuralları değişir. Gerçek dostluklarla karıştırılan sahte gülücükleri ve size fırsat olarak sunulan tuzakları görmeniz gerekecek. Çünkü artık işin ucunda para olacak.

Mücahit Kılıç yazdı, 258 kez açıldı, 3 misafir olmak üzere 4 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
14 May 16 22:00
Bahar Şenlikleri Üzerine

Yine bir bahar şenliği dönemi ve yine tartışmalar. Öğrencilere sorulduğunda alınan cevaplar gerçekten insanı hayrete düşürüyor. "Üniversiteyi üniversite yapan bahar şenlikleridir." gibi tuhaf tepkiler var. Yahut bir klişe olarak "Bütün bir yıl stres yaşıyoruz bir gün eğlenmek hakkımız." gibi cümleler var. Kimse kusura bakmasın. Ben de bu okuldayım ve duyuru olarak asılan afişlere baktığımda neredeyse haftada bir o festival bu konser bu gezi. Hepsi de var maşallah.

En basiti Sakarya'daki bütün kafeler 7/24 dolu. Burada eğlenenler kim o vakit? Üniversitenin bahar şenliği yapıp yapmaması mevzuu değil bu. Öğrencilerin bahar şenliğine bakışı ve üniversitede olma gayelerini bu şekilde belirtmeleri. Olsun veya olmasın, bahar şenliğini bu kadar önemsemek ve derdimizin bu olması acı bir durum. Ülkede her zaman şehit var o zaman hiçbir şey yapmayalım diyerek bahar şenliklerinin olmamasını eleştirenler de var. Sahiden biz şimdi üniversite gençliği miyiz? Sahiden biz geleceğin teminatı mıyız? Bir şenliğe olan bakışımız, üslubumuz, yaptıklarımız... Hadi yapalım şenliği, eğlenelim gülelim. Ne değişecek yine aynı kafada devam edeceğiz. Üniversiteyi üniversite yapan bahar şenlikleri midir sizce?

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
28 May 21:34

Mutsuz

Puan: 87

5 yıllık üniversite hayatım boyunca hiçbir bahar şenliğine katılmadım. pişman değilim. bir eksikliğini de görmedim.

Bulut Sever yazdı, 396 kez açıldı, 7 misafir olmak üzere 21 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
9 May 16 18:00

Bulut Sever

Puan: 3856

Zorunlu Eğitim Öğretim Dedikleri Eğlenceli Eğitimsizlik

Eğitim ve öğretim, bunun sonucunda hassaten “bizim millet okumuyor abi yaaa” diye dedikleri bu memleketin birinci meselesi öyle değil mi?

Ne siyasetin dolambaçlı, çetrefilli ve de entrikalı yolları ne de ülkemizin iç ve dış düşmanları ilk sırada yer almakta aslında. Vatan dediğimizde de atacağımız adımların ya da vatana tasallut edildiğinde neyi nasıl yapmamız gerektiği en başta yazılan meselede saklıdır.

Okul hayatları başladıkları andan itibaren çocukların aklına hem ailede hem de okulda sürekli şu dikte ediliyor: “Eğlenmelisin. Hiç durmadan sürekli eğlenmeli fakat bu eğlence için önce bunu hak etmelisin. Hep eğleneceksin, hep böyle kalacak.”

Çocukların, görev ve sorumluluklarını “illa ki” bir karşılık almasa da yapması gerekliliği bu “motivasyon” aracı ile öldürülüyor.

Geçtiğimiz sene başlayan eğitim-öğretim yılı ile beraber bizde zorunlu eğitim ve öğretim çarkına bir yerden başlamış olduk. Ders yılının başından bu yana bir gezme-tozma-eğlenti furyası alıp başını gitmişken birkaç hafta önce çocuğumuzun sınıf öğretmeni sınıf annesi (senenin başından beri çözebilmiş değilim bu şımarıkça sınıf annesi uygulamasını!) üzerinden velilere bir öneride bulunuyor. Öğrenci başına 85 TL. bedel ile bir restoranda çocukların “okuma-yazma”yı öğrenmesini (okuma bayramı imiş) oynamalı-zıplamalı bir eğlence ile kutlayalım diye duyuruyor. Bütün veliler hoooop “aman hocam bir teklif anca bu kadar güzel ve isabetli olabilirdi” diyerek herhâlde, olumlu geri dönüşlerde bulunuyorlar ve bu mesele öğrenmenin teklifince olumlu bir neticeye vardırılıyor.

Meselem şudur: okul aile birlikleri ya da sanırım bir kısmı başka bir meslek isteyip de tutturamayıp sonunda “öğretmen”lik gibi kutsiyet(!) atfedilen bir mesleği tercih etmiş (bizim bayan hoca avukatlık istermiş de olmayınca öğretmen olmuş mesela) “eğitimcilerimiz” sene içerisinde şu eğlence senin bu etkinlik bizim diye sağa sola gideceklerine, memleketin en büyük sorunu olan okuma alışkanlığı ile ilgili ne yapmışlardır, ne yapmayı düşünmektedirler?

Mesela, yukarıdaki etkinlik ile ilgili 85 TL. talep eden öğretmen madem eğitimcidir kısa bir araştırmayla misal; Allah-ü Teala rahmet eylesin Cahit Zarifoğlu’nun çocuklar için yazdığı 9 kitaptan müteşekkil kitap setini aldırabilirdi. İkinci sene için her bir aya bir kitap okutturur, okudukları kitaplar üzerinden özet çıkartarak çocukların okuma alışkanlığı kazanmalarına katkıda bulunduğu gibi muhakemelerinin de gelişmesine yardımcı olabilirdi. Ayrıca bedeli itibariyle iki saat sürecek eğlence için istenen miktarın yarısından az olan fiyatı ile bu kitap seti, hem bir-iki saatlik uçup gidecek bir şey olmayacak, aksine ömürlük bir eğlence ve etkinlik, aynı zamanda insana yapılabilecek en büyük yatırım olacaktı.

Bir eleştiri de çocuklarının bir saatçik hoplayıp zıplaması için bu bedeli veren velilere… Yılların ne kadar çabuk geçtiğini unutan anne-babalar gün gelip, şimdi her yerde görülen devlete meydan okuyup, savaş açmış gençleri gördükçe hiç ibret almazlar mı? Hiç düşünmezler mi, anne-babasından ayrılan bu gençleri ve gençlik heyecanlarını istismar eden, zaten okumaktan bihaber, kendine bir “yer” arayan bu gençleri kandıran örgütlerin kirli ve kanlı ellerine düşer mi düşmez mi benim evladım diye?

Abarttığım düşünülebilir belki fakat kendi yakınlarımdan da gördüğüm üzere “zamanında” verilmeyen sağlıklı eğitim ve öğretim, gün geliyor o okuma halini meleke haline getirmemiş gencecik insanları sonu karanlık yolların müdavimi yapıp çıkıyor. Oyuncak oluyorlar iplerinin nerelere bağlı olduğunu bilmeden hem de.

Elbetteki çocuklar çocukluklarını yaşamasın, hiç oynamasın, hiç eğlenmesin demek istemiyoruz. Asker gibi sabah gözünü açıp akşam uykuya dalana kadar, askeri disiplinle yetişmeli de demiyoruz.

Dememiz o ki, çocuklar illa bir menfaat icabı görev ve sorumluluklarını yerine getirmemeli; en büyük karşılığın eğitim ve öğretimin onu vatanına, milletine ve herkese faydalı bir insan yapacağını bilmesi olmalıdır.

Ayrıca eğitim sistemi çocukları her bir eğitim-öğretim yılı içinde ve sonunda eğlentiler düzenlemeyi değil; memleketin bekasını düşünerek, vatan evlatlarının “sahiden” eğitimli ve mesleki donanımlılara sahip olması için uzun vadeli planlamalar yapması gerekmektedir.

Artık devleti yönettiklerini iddia edenlerden inşaat sektörünü canlandırdıkları gibi çocuklarımızın da zihinlerini gerçekten canlandırmaları hususunda eğitim ve öğretim sisteminde milliliğin ve yerliliğin yer aldığı radikal değişiklikler beklemekteyiz.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Mehmet Mert Şahintürk yazdı, 845 kez açıldı, 5 misafir olmak üzere 9 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
31 Mar 16 10:00
Fil Yutmuş Boa Yılanı mı Şapka mı?

Geçen gün elime geçen bir çocuk kitabı beni bu satırları yazmaya iten şeydir. Nedenini sormayın gerçekten bilmiyorum. ‘Küçük Prens’ kitabı bir saatte bitecek kadar kısa fakat üzerinde günlerce düşüneceğiniz bir kitap. Çocuklar için yazılmış fakat anlatıcının bir yetişkin olması yetişkinlere yönelik mesajlar da içermesi gerektirdiğini düşündürdü bana. Bu satırlar kitabın bir özeti değil, bende bıraktığı izlenimleri açıklayan birkaç kelimedir sadece. Şayet kitabı okursanız ne demek istediğimi anlayacağınızı umuyorum.

İlk olarak, resim çizen bir çocuğun bu tutkusundan vazgeçirilmesi söz konusu. Bu çocuğu matematik, coğrafya, tarih, dil bilgisi gibi alanlara gönderme eğilimi içerisinde olan büyükleri var ve bunu yapmadaki amaçlarının resmin(sanatın) karın doyurmayacağı korkusu.

‘Tabi onlara nasıl olduklarını anlatabilmek imkansızdır.’ Yirminci sayfada böyle bir cümle var. Bence yazar insanların kendi doğrularıyla yaşadığına ve eleştiriye kapalı olduğuna dem vurmak istiyor. Tabi bu dürtümüzün altında bencillik yatıyor.

Yirmi altıncı sayfada yazar, insanın yaşadığı çevreyi de en az kendisi kadar temiz tutmasını söylüyor. Çünkü tabiat ta canlı bir varlıktır ve sadece tek bir kişinin değil herkesindir. Herkesin hakkı vardır tabiatta. Saygı duymalıyız.

‘Çok üzgün olduğunda seviyor insan günbatımını.’ Bu cümle üzgün bir insanın ister istemez kendisini batan güne benzettiği gerçeğine dayanıyor. Çünkü insan üzüldüğünde bitmiş, tükenmiş ve kapkara bir halde bulur kendisini.

‘Gereksiz cümleleri fazla umursamıştı ve sonuçta bu onun kalbini kırmıştı.’ Yazar bu cümlesiyle insanın her şeyi kafasına takmaması gerektiğini söylüyor ki sonuna kadar katılıyorum.

Kitabın orta bölümlerinde küçük prens birkaç gezegeni dolaşıyor ve o gezegenlerde birkaç tiple karşılaşıyor ve yine mesajlar veriyor okura. Yönetecek kimsesi olmayan bir kral, içmekten duyduğu utancı içerek unutan bir ayyaş, sayılardan(para) başka bir şey düşünmeyen bir muhasebeci vs. Hepsi kendi küçük dünyasında yaşıyor. Yani hepsinin cenneti de cehennemi de kendisi. İnsanların çok gururlu olduklarına değinen yazar aynı zamanda insanların çok bencil olduklarını da söylüyor. Ek olarak beşinci ve içlerindeki en küçük gezegene giden küçük prens orada bir fenerciyle karşılaşıyor ve onu seviyor. Çünkü başkaları için bir şey yapıyor. Fakat küçük prens onun yanında kalamıyor çünkü gezegende ikinci bir kişiye yer yok. Yazar sadece kendini değil başkalarını da düşünen insanların çok zor bulunduğuna değiniyor bence.

Çiçeğini başıboş bırakan küçük prens pişmanlık duyuyor çünkü o çiçek üzerinde sorumluluğu var. Yazar insanın sorumlu olduğu şeyin üzerine fazlaca titremesinin iyi olduğunu öğütlüyor biz okurlara.

‘Evcilleştirdiğimiz şeye karşı sorumluyuz.’ Bu cümle kitabın sonlarında geçiyor. Bence evcilleştirmeden kasıt benzerlerinden ayrılan şey ve ona karşı duyulan eşsiz sevgi.

Kitaptan kesitlerle bir şeyler anlatmaya çalıştım. Kitabın bence asıl söylemek istediğiyse insanların ne görmek istediğini bilmemesi. Gözümüz görüyor fakat körüz. Yani fil yutmuş bir boa yılanını şapka olarak görmemeliyiz, kalbimizin sesini dinlemeliyiz. Çünkü tek gerçek kalbimizin söylediğidir.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
14 Oca 01:16

Misafir

That's a creative answer to a difulcfit question

Mutsuz yazdı, 268 kez açıldı, 1 misafir olmak üzere 3 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
13 Mar 16 13:00

Mutsuz

Puan: 87

Yarın Ygs Varken

Birçok öğrenci büyük umutlarla girecek sınava ve içlerinden gerçekten hakedenler (!) sınavı kazanacaklar. Şimdiden tüm sınava girecek kardeşlerime başarılar dilerim.

Benim derdim aslında sınavla değil; sistemle. Ben şuan üniversitede okuyorum son sınıftayım. Haliyle okuldaki son dönemim. Fakat bir hocamız var kendisi Yrd.Doç. fakat bu sıfatı nasıl kazandı tüm bölüm olarak şüphemiz var. Şöyleki her hafta bize programlama ödevi veriyor.Verdiği ödevler 1 hafta da yetişecek şekilde değil ve her verdiği ödev diğer verdiği ödeve eklenerek yapılabilen ödev. Yani ilk ödevi yapamamışsanız diğerlerini yapamıyorsunuz haliyle. Fakat hocamız verdiği ödevin ilk parçasını kendisi yapamadı. Hem de bize öğreten o iken! Ve "ödev sizin ben yapmak zorunda değilim" diyerek işin içinden çıktı.

Ayrıca daha önceki dönemler bu hocamız sınavda tek soru sorardı notlar açık olurdu sınav uygulama olurdu ve yaptığın program,hocanın istediği şekilde(!), çalışıyorsa 100 yoksa sıfır alırdın.

Şimdi size soruyorum sınav sistemimiz gerçekten bilgimizi mi ölçüyor?

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Mesut Toprak yazdı, 421 kez açıldı, 8 misafir olmak üzere 17 kişi beğendi, 3 yorum yapıldı.
12 Mar 16 21:00

Mesut Toprak

Puan: 635

Princeton Üniversitesi'nde Yılın İlk Kartopu Savaşı

1892-1893 yılının ilk karı yağdı, kampüse. Geleneksel kartopu savaşlarının başlamasının tam da sırası… Tabi, bu savaşa herkes katılamıyor. Eğitimlerinin en güzel yılındaki üçüncü sınıfların daha önemli işleri var. Dördüncü sınıflar ise, artık son yılları olduğu için bir sakatlık çıkmadan mezun olmanın derdindeler. Ayrıca sonrasında çok önemli sınavları var -for example, like KPSS-. Geriye sadece iki sınıf kalıyor, mini mini birler ve çalışkan ikiler.

Ve savaş başlıyor. Her iki sınıfta Büyük kar yığınlarının arkasına geçmişler ve kartopu yapmanın peşindeler. Çılgın kartopu atışları başladı. Her iki tarafta Allah ne verdiyse diğer tarafa fırlatıyor. Üçüncü sınıflar her iki tarafa da gaz veriyor. Dördüncü sınıflar muhtemelen kartopunun fizik kısmıyla -eğik atış, serbest düşme gibi- ilgili soruları çözüyorlar. Kartopu oynayanların biraz uzağında, kampüsün girişine yakın olan bir kısımda ‘Atanamayan İİBFliler’ ellerindeki dövizlerle atanamamalarını protesto ediyorlar. Yine kartopu oynayanların arka tarafında üç harfi bir araya getirip bir fraksiyon oluşturandan bazıları ‘Anti-Snowballist’ adı altında toplanmışlar ‘AKP defol, Üniversiteler bizimdir’, ‘Üniversiteyi yobazlara, sermayeye bırakmayacağız’ şeklinde slogan atıyorlar ve ‘Devrimci Halk Savaşı’nı başlattıklarını ilan ediyorlar. Tam o sırada yanlışlıkla birisinin kafasına kartopu geliyor ve hiddetle o tarafa dönüp ‘Tayyip istifa!!!’ diye bağırıyor. Gerçi arkadaşları buna anlam veremese de ayıp olmasın deyip onlarda aynı şekilde bağırıyor. Kartopu savaşı yapanları izleyenler arasında bir grup ise getirdikleri ‘Nutuk’ları dağıtabilmek için savaşın bitmesini bekliyorlar…

… … … … … …

Akşam oldu. Yılın ilk kartopu savaşı bitti. Sırada bu anı ölümsüzleştirmek için fotoğraf çekilecek…

… … … … … …

İşte yukarıdaki bu fotoğrafta kalan bir hatıra. Savaşı ikinci sınıflar kazandı. Ancak biraz hasarlı çıktılar, fotoğrafta bunun kanıtı. Fotoğrafta hasar almış öğrencilerin adları ise (soldan sağa) Darwin R. James, John P. Poe, and Arthur L. Wheeler). Kartoplarının içinde taş olduğuna ilişkin söylentiler var ancak bunu doğrulayacak kanıt yok ellerinde. Artık ikinci sınıflar bu kartopu savaşından kurtuldukları için sevinçliler, birinci sınıflarsa bu senenin onlar için iyi bir tecrübe olduğunu düşünüyorlar. Atanamayan İİBFliler hala aynı yerde dönüp duruyorlar. Anti-Snowbolistler ise moralleri bozuk bir şekilde oturuyorlar. İçlerinden biri: ‘Bu üniversitenin %75’ı yobaz ve gerici yeaa’ diyor. Her ne kadar diğerleri %99’unun yobaz ve gerici olduğunu düşünseler de iyimserliği elden bırakmama adına arkadaşlarını onaylıyorlar. Diğer taraftan, kartopu savaşından sonra ellerine tutuşturulan kitaplara bakıyor. İçlerinden bir tanesi; ‘bu ne yea, kargacık burgacık yazılmış bu…’ diyor. Bir diğeri bunun Türkçe olabileceği tahmininde bulunuyor.

Türkçe demişken, kuş uçuşuyla Anadolu’ya geliyoruz. Bir öğrenci sınavda; ‘Bir kovada 40 tane, 40 ml ağırlığında kartopu var. Bunlar eridiğinde kovanın toplam ağırlığı ne olur?(Kovanın ağırlığı 275gr)’ problemini çözmeye çalışıyor, bir problem çıkmamasını umarak…

Ona başarılar dileyerek tekrar Princeton semalarına dönüyoruz. Kazandıkları 40 Nobel ödülünün hangi alanlardan verildiğini inceliyoruz. Birazdan Albert Einstein’ın odasına gideceğiz…

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
23 Eyl 11:02

Farklı ve renkli bir yazı olmuş :)

13 Mar 01:09

Kalemine yüreğime sağlık

Nur Ceren yazdı, 424 kez açıldı, 3 misafir olmak üzere 5 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
10 Mar 16 17:00

Nur Ceren

Puan: 68

2 Milyon Gişeli Stres

ÖSYS Adım-1

Adı: YGS (Yükseköğretime Geçiş Sınavı)

Tür: Dram-Gerilim-Aksiyon

IMDB: 9.2

13 Mart Pazar günü yine bir çok "genç" adımı yeni attıkları yolda çıkmaz sokakla karşılaşacak. Bütün hayaller ve umutlar çoktan seçmeli sorularla azdan çoğa doğru sıralanacak. Kim daha az hayalle daha çok idealle başlamışsa bu çok parkurlu yarışın ilk parkurunu dereceyle tamamlayacak. Sıralamada aşağıya doğru inildikçe artan hayallerin verdiği ağırlıkla yıpranmış psikolojiler karşılayacak bizi. İte kakalaya bitirilen bu parkurun ardından, dinlenmeden yeni bir parkurla baş başa kalacağız.

Her yıl olduğu gibi bu yıl da Gelecek adlı büyük ödülü kazanmak için özel alanlarında çalışan robotlar, pardon katılımcılar ilk parkurun son virajına girdiler. Hakemlikte yine gelecek kaygısını görüyoruz. Kurallara ne kadar uyduğu ve ne kadar adil davrandığı hala muallak. Birçok kez itiraz aldı fakat başkanlığını stresin yaptığı yönetim kurulu her şeyin ahlaka ve kurala uygun olduğunu, zaten sıkı bir denetimde bulunduklarını belirtti. Bunu sorgulamaya vakit ayırmak ya da yarışa devam etmek sizlere kalmış.

Kadroya dahil olan katılımcılara baktığımızda bir çok yeni yüzün yanında eski yüzler de çıkıyor karşımıza. Bir önceki sene çeşitli sebeplerden parkurları tamamlayamamış ya da tamamlamamış katılımcılar bu yıl tekrar bizimleler. Tecrübenin verdiği rahatlık ve 2. kez yarışmanın verdiği yorgunlukla acaba bu sene parkuru kaçıncı tamamlayacaklar? Şimdiye kadarki yarışmacıların istatistiğine baktığımızda 2. ya da 3. kez katılanlar yarışa tekrar başlarken kendilerine sürtünme kuvveti etkisi yapan gençliklerini, hayallerini bir süreliğine kenara bırakıp daha hızlı yol alabilmek için ideallere sarılıyorlar. Eskiye göre daha çok hayalle yola çıkanları da görüyoruz, tek amaçlarının bu yarıştan kurtulmak olduğunu söylüyorlar. Kimin taktiği daha çok işe yarayacak buna hep birlikte şahit olacağız.

Bu yola ilk kez çıkanlara baktığımızda ise yüzlerinde büyük bir şaşkınlık görüyoruz. Nasıl bir şeyin içinde olduğunu anlamaya çalışanlar çoğunlukta. Bunu aksine önce yarışı tamamlayıp ne olup bittiğine daha sonra kafa yoracak olanlar da var. Her sene olduğu gibi bu sene de çok çeşitli sağlam bir kadro ile beraberiz.

Yaşları ortalama 17-20 arasında olan katılımcıların kanlarının kaynadığı bir dönemde, beyinlerini kaynatacak olan bu yarışı herkes merakla ve heyecanla bekliyor. Yarışa dair en çok düşündüren ve dikkat çeken ise bu yarışı düzenleyen ÖSYM'nin sloganı oldu: "EMEĞİNİZ EMANETİMİZDİR"

IMDB si 9.2 olan bu 2 Milyon gişeli streste herkese başarılar!

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Nida Tandoğan yazdı, 335 kez açıldı, 4 misafir olmak üzere 5 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
11 Şub 16 05:00
Neden Şimdi Değil

Günlerdir kafamda bir sürü konu uçuşuyor.Acaba şu konuyu mu ele alsam yok hayır onu biraz daha araştırmam gerekiyor,hayır bu da olmaz şu ilham bir gelse..Bir anda kalbim hararetle çarpıyor kalemler sayfalar havada uçuşuyor sonra hop ortada güzel bir metin..Ve tabi ki bunlar bir hayal.En sonunda zaten hayatım beklemekle geçiyor bir de ilhamımı beklemeyeyim dedim ve geçtim klavyenin başına.Bu kadar çene yaptığıma göre bir derdim var elbette.Çok değil bir sene evveline kadar bu garip bir üniversite talebesiydi-Nasıl geçti habersiz o güzelim yıllarım diyesi geliyor insanın- ve yine bu saatlerde "Hukuk Metodolojisi" diye bir seçmeli dersi geçme gayreti içerisinde idi.Şimdi hakkını vermek lazım dersin ufkumu açmıştı ve zaten asıl mesele de burdan başlıyor.Her zaman Hukuk Fakültelerinin eğitiminden dem vururuz,nasıl daha iyi olabilir diye işte o gece kendimce bir sistem oluşturmuş ve Tıp Fakültelerinde uygulanan "Üç yıl teori Üç yıl Pratik" eğitiminin Hukuk Fakülteleri için de faydalı olabileceğini düşünmüştüm.Bu fikir eminin bana münhasır değildir ve şu an staj yapıp hayal kırıklığına uğrayan her stajyer avukat biraz bendendir.Velhasılı kelam geçenlerde Adalet Bakanı Bekir Bozdağ Hukuk Fakültelerinim sisteminin değişmesi üzerine -benim hayal ettiğim gibi-bir çalışma içerisinde olduklarını duyurdu.Önceden var olan bir proje mi yoksa yeni mi bilmiyorum ama tek bildiğim şey kafamı duvarlara vurduğumdur.Çünkü hep aynı şeyi yaşıyorum ve neden diyorum neden sesimi birilerine duyurmuyorum neden o adımı atmakta hep geç kalıyorum ve Neden Şimdi Değil!Hadi ben kendimi biliyorum sabahları hep beş dakika daha uyuyayım derken bir saate vurduğum için bu olay geliyor başıma ya sen kardeşim sen neyi bekliyorsun?

Ve tabi ki sözlerimi böyle bitireceğimi zannetmeyin son söz üstadın:

"Yarın elbet bizim,elbet bizimdir!

Gün doğmuş gün batmış,ebet bizimdir."

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Yusuf Çurku yazdı, 305 kez açıldı, 4 misafir olmak üzere 7 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
17 Oca 16 09:00

Yusuf Çurku

Puan: 115

Antropoloji Mezunu Olmak!

Okuması oldukça keyifli olan bu alanı bitirdikten sonra çok da keyifli olmayan bir döneme giriyorsunuz.. Neden mi peki? Diplomalı işsizliğin her geçen gün arttığı güzel ülkemde.. diye yazmam yeterli olacaktır! Antropoloji mezunları olarak kamuda iş bulma olanağımız hemen hemen yok iken özel sektörde de koşulksr pek farklı değil malesef! Üstelik özel sektördeki

iş başvurularımızda bitirdiğiniz bölüm kısmına Antropoloji yazmakla yetinmeyip Antropoloji'nin ne anlama geldiğini yazmak mecburiyetinde kalırız çoğu zaman.İş başvuruları dışında da bitirdiğimiz bölümün içeriğini ve neler yapabileceğimizi açıkladığımız o kadar fazla birey ve alan var ki: Aile bireylerimiz, ekmek aldığımız fırıncı,tıraş olduğumuz berber,tanıdığı vardır düşüncesiyle Cv verdiğimiz komşu vb. Hepsinin verdiği tepki aynı olmasa da ortalama tepkileri "adı havalı ama içi boş bölüm bitirmişsiniz" oluyor.. Evlatları için (doktor,avukat,mühendis,öğretmen olmaları) temenniler de bulunan insanların doğal bu tepkileri. Denildiğinin aksine adı havalı olmayan içi ise dopdolu olan antropoloji alanı ile ilgili okumalar ve araştırmalar yapın çok sevecek, belki de yakınlarınızı bu alanda eğitim almaya yönlendireceksiniz..

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
17 Oca 13:47

Antropoloji nedir diyormuşum mesela.

Yiğit Yılmaz yazdı, 289 kez açıldı, 1 misafir olmak üzere 2 kişi beğendi, 8 yorum yapıldı.
6 Ara 15 09:00
İngilizce Eğitimi

İlk, orta ve lise yıllarında ingilizce dersi veriliyor.

Hatta bazı üniversitelerde de ingilizce eğitimi veriliyor. Ve bu 12 yıllık ingilizce eğitiminden hiçbirşey öğrenilmiyor. Allah var hiçbirşey demeyelim ama anadil gibi konuşamadığımız doğrudur.

Sonra bir işe girmek kendimizi geliştirmek için 2 yıl özel eğitimle kurslarla ingilizce öğreniliyor.

Peki neden 12 yılda öğrenemiyoruz ya da doğru düzgün öğretilemiyor?

Ben bunun nedeninin öğrencilerde değil de Eğitim sistemizin yetersizliğine buluyorum.

12 yıllık eğitimle ingilizce konuşabilen var mı çok merak ediyorum.?

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
06 Ara 18:08

teşekkür ederim

06 Ara 13:25

Tebrikler.

Ferit Çaydangeldi yazdı, 338 kez açıldı, 3 misafir olmak üzere 9 kişi beğendi, 5 yorum yapıldı.
4 Ara 15 01:00
İtunes'da Saklı Cevher

Mac bilgisayarlara yüklü gelen iTunes "link" programını çok sayıda PC kullanıcı da yüklemiştir. Bu programı biraz karıştırırsanız "iTunes U" adında bir modu olduğunu farkedersiniz.

iTunes University'nin kısaltması olan iTunes U incelemeye değer bir deryadır. Dünyanın en iyi üniversitelerinin pek çok fakültesinin derslerinin tamamını video, slaytlar, pdf olarak notlar, materyaller, ödevler ve hatta sınav soruları ve açıklamalı çözümleri olarak tamamen ücretsiz ve tam erişimle kullanabilirsiniz. İlk derste hoca o dersi anlamak için daha önceden almış olmanız gereken dersleri söyler. İsterseniz o dersleri de bulabilir o üniversitede okuyan öğrencilerle eşit düzeyde erişim sağlayabilirsiniz. Upper intermediate seviyesinde ingilizceye sahip herkes dünyanın en iyi üniversitelerindeki dersleri evinden takip edebilir.

Bu servisi inceledikten sonra çok düşündüm. Üniversitede hocaların bazılarının bize gösterdiği sunumu dahi vermek istedediği "ben buna emek harcadım" dediği günleri hatırladım. Neden adamlar bu kadar değerli bilgileri hiçbir karşılık almadan yayınlıyor?

Benim anladığım kadarıyla lisans seviyesindeki bilgiyi kimseden saklamıyorlar. Bu bilgiye sahip olabilen kişilerin en iyi çalışabilecekleri yere sahip oldukları için korkmuyorlar. Nasıl olsa fazla kişi takip etmez. Eğer takip edebilirse de benim olur diye düşünüyorlar.

Ben Türkiye'de kendi uzmanlık alanı ile ilgili dünyanın en iyi üniversitelerinin derslerini düzenli bir şekilde tamamlayarak kendisini geliştirecek kadar idealist bir kişi olduğuna inanmıyorum.

Yalnızca açarız beğeniriz, hayran kalırız. Sonra "hiç vaktimiz olmadığı" için bir daha açmaya fırsat bulamayız.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
03 Oca 20:41

Evet bu da çok doğru haklisiniz

05 Ara 15:08

Bence en büyük engel biziz. İngilizcesi olsa bu dersleri sabırla tamamlayacak kadar basiretli birisi zaten dil sorununu da kısa sürede aşar.

Hilye yazdı, 561 kez açıldı, 6 misafir olmak üzere 14 kişi beğendi, 2 yorum yapıldı.
10 Kas 15 13:00

Hilye

Puan: 39

Ela Lale Talat Üçlüsünün Aydınlanmaya Etkileri

Sabah erken kalkması gerektiği için erken yatması gerekli, ama ödevlerini bitiremedi. Üstelik kardeşi ve kuzeni deli gibi kahkahalar atarak oyun oynarken o masa başında oturup ela lale talat yazmaya çalışıyordu bütün akşam. Ve o da bir çocuk daha, 6 yaşında sadece.

Çocuğunun ödevlerini takip eden hatta yapan bir veli olamayacağım diye kendime baştan söz verdiğim için başında beklemiyorum. Kendisi de çocuk olduğu için oyun oynamak istiyor ödev yapmak değil. Bu sebeple de sürekli oyalanacak bir şey buluyor ve yatma saati geldiğinde ödevler hala bitmemiş oluyor.

Bu akşam sınıf öğretmeninden gelen “çocuklarınızın ödevlerini özenle yapmasına dikkat edin, ödevlerini yap(a)mayan çocuklar sınıfın gerisinde kalacaklar” temalı bir mesajın beni tetklemesiyle bir değişiklik yapıp çocuğun yanında oturuyorum ve takip ediyorum. Onun yerine ödevini yapmıyorum tabii ki ama yardım etmeye çalışıyorum ve en önemlisi yanındayım mesajım ile ona destek oluyorum, çünkü hayatı çok zor. Çocuk –ki hatırlayalım kendisi sadece 6 yaşında- yazamadığı bir kıytırık kelime yüzünden içlenip ağlamaya başlıyor ve kalemi elinden kayarken dilinden “anne yapamıyorum, bilmiyorum ben” sözleri dökülüyor.

“Yavrucuğum zaten okula bilmediğimiz için gideriz, bilmediklerimizi öğrenmek için. Öğreniyorsun ve bak yapabiliyorsun” diye moral vermeye çalışıyorum. Ama o hala ağlıyor, öyle şımarıklık değil ağlaması, içli derin bir keder yüklü. İşte bunu farkettiğim an öfkeleniyorum. 6 yaşındaki çocuğa kendine güvenini yitirme pahasına, yapamıyorum, bilmiyorum yüzleşmelerini yaşatma pahasına öğretmeye çalışılan şey ne diye bakıyorum; sağa eğik, başlangıç ve bitiş çizgilerine dikkat edilerek yazılması gereken ‘talat’.

Okuma yazma öğrenmek, bir eğitimden geçmek elbette önemli ve gerekli. Amma velakin çocuk kendine güvenini yitirmek ile karşı karşıya kalacak ve mutsuz olacaksa gerekirse 5 ay sonra öğrensin, gerekirse 1 yıl sonra. Sınıfın gerisinde kalabilir. Okuma yazmayı en son öğrenen kişi olabilir. Hiç önemli değil zira bir süredir yaşadığım ‘aydınlanma’ sonucu akademik başarıyı öncelemenin yanlış olduğunu, akademik başarısı olmasa da kişinin ‘başarılı’ olabileceğini, en önemli başarının ise ‘mutlu olabilmek’ olduğunu düşünüyorum.

Mutlu olan iyi bir insan olur, iyi bir kul olur, iyi bir evlat olur, iyi bir öğrenci olur, iyi bir x olur. X yerine ne isterseniz koyun, mutlu olan olduğunun en iyisi olur. Çünkü mutlu olmak kendini sevmekle başlar ve bunun akademik başarıyla hiçbir ilgisi yok. Olmamalı.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Atakan Söyleyen yazdı, 286 kez açıldı, 2 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
9 Kas 15 05:00
Eski İmparatorluk Geri mi Dönüyor?

Eğitim, ilkokul düzeyinde camilerde başlatılır ve çeşitli aşamalardan geçerdi. Fatih zamanında sekiz dereceli bir eğitim düzeni haline getirilen bu sistem, küçük yerleşim birimlerindeki 'haşiye-i tecrid' medreselerinde başlar, kırklı, hariç, dahil ve sahn-ı seman aşamalarından geçerdi. Sahn-ı seman medreselerinde eğitilenler 'danişmend' (bilgin insan) payesi ile onurlandırılırdı. Öğretim konuları arasında; hat sanatı, arap dili ve gramer, güzel söz ve yazı, şiir, mantık, felsefe, astronomi, betimleme, inanç doktrinleri, peygamber sözleri, şeriat bilgisi, din bilgisi ve ahlak bulunurdu. Kanuni ile başlayan bir uygulama ile bunlar arasına tıp, matematik, fizik de katıldı.

Ulema sınıfından Şeyh-ül İslamlık şansı olabilenler, yalnızca Sünni olanlardı. Ve elbette bilimin lideri Şeyhülislamdı. Bu sınıfta müderrislerin yanı sıra, yasaları yorumlayan müftüler ve nihayet onları "mahkeme" yoluyla uygulayan kadılar yer almaktaydı.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Emre Keleş yazdı, 460 kez açıldı, 6 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
12 Eki 15 22:00

Emre Keleş

Puan: 470

Tarih Bilmeyen Milliyetçiler Hak Hukuk Bilmeyen Sosyalistler

Memleket te çocuğu öğrenci olana Allah yardım etsin. Aileler, evlat yetiştirme amacıyla iyi bir eğitim alsın diye okula gönderdikleri çocuklarının Teröristlerle aynı sıraları paylaşmalarına seyirci kalıyor. Bence medrese sistemi gündeme getirilmeli ve üniversiteler ile denklik sorunu yaşamadan öğrenci mezun edilebilmeli. Öğrencilerin; Okulda Ortam endişesi, popüler olanı takip etme, ona özenme ve örnek alma gibi geleceğe doğrudan etki edebilecek tehlikeler göz önüne alınarak gerçekler dile getirilip gündem yapılmalı. Bakınız yaşanan olaylar neticesinde olaylarda aktif rol oynayan kitle genellikle gençler. Liseler üniversiteler gençlik Kulüpleri ve gençlik dernekleri. Bu anarşist marjinal gruplar, özgürlük eşitlik insan hakları gibi klişeşer üzerinden gençleri etkileyerek sahaya sürüyor. Bağırıp çağırmaya zaten meyilli genç slogan atıp kendini özgürlük savaşçısı ilan ederken haz alıyor. Bunu en ufak bir bilgi ve tarih okumasına dayandırmayan kulaktan duyma sağdan soldan etkilenme ve yönlendirmelere alet olan gençler türüyor.

Bu şekilde devam ettiği sürece az da olsa elimizde olan temiz saf nesil de etki altında kalmaya ve marjinal olandan etkilenip özenmeye onun gibi olup takip etmeye devam edecek. Çocuklarımıza bir yere kadar sahip çıkabilir bir yere kadar onların yaptıklarını doğru veya yanlış takip edebiliriz. Fakat bir yerden sonra ne kadar çaba göstersek işe yaramaz. Sanırım gelecekte Ülkede görünen manzaraya göre aileler lise ve üniversite ye öğrenci gönderme konusunda ciddi endişeler yaşar duruma gelecekler. Eğitim sistemi önemli diyip klasik eleştiriler yapmak istemiyorum. Söylemek istediğim şeyler bundan ibaret değil lütfen bu söylediklerimden sadece bu çıkartılmasın. İnanç, insani ve ahlaki değerlere önem veren hak ve hukuk gibi konuları Matematik Fizik Coğrafya Kimya Dil bilgisi ve Edebiyatı gibi öncelik verilen alanları eğitimde ikinci plana alan bir sistemden söz etmek tartışmak gerekiyor. Öğrenilmesin diye değil diğer konuların birinci plana alınmayacak kadar önemsiz olmadığını anlatmak için hatta hayati öneme sahip olduğunu belirtmek için kullanıyorum bu örnekleri. Tarih bilmeyen milliyetçiler hak hukuk bilmeyen sosyalistler insanlık ve ahlaktan yoksun saygısız kültürsüz bir çılgın toplum olma yolunda son sürat giden insanlar olmamak adına acizane fikirlerimi paylaştım. Herkes katılmayabilir eksiklik ve yanlışlarımdan dolayı hakkınızı helal edin katılan ya da eklemek istediği olanlar da olabilir onlara da bu konuda düşündüklerini yazmaları çizmeleri anlatmaları gerekliliğinin ne kadar önemli ve değerli olduğunu belirtmek isterim. Yanlış veya doğru tartışmaya açılması gereken önemli konulardan biri olduğunu düşünüyorum.

Ne yaptığını ne dediğini bilen kimsenin maşası olmamış kimsenin yalanı papuç bırakmayan kaliteli bir nesil özlemiyle sabır ve dualarla birlikte bekliyoruz. O nesil ile inşallah görüşürüz.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Mahmut Kara yazdı, 692 kez açıldı, 6 misafir olmak üzere 16 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
22 Tem 15 16:00

Mahmut Kara

Puan: 112

Osmanlıca Nasıl Öğrenilir?

Evvela tabiri tashih edelim: Osmanlıca diye bir şey yok aslında. Bu klişe bir tabir ve bazen insanların olumsuz fikirlerini sağa sola saçmalarına da hizmet ediyor. Diğer taraftan aslında kastedilen mânâ da tek değil. Klasik Türkiye Türkçesi ve Arap Harfli Türk Yazısı diye iki farklı kavram, tek bir Osmanlıca kelimesi ile söyleniyor, bu da kafa karışıklığını arttırıyor.

Peki "Osmanlıca" öğrenmek için ne yapmak lazım? Osmanlıca öğrenmek başka bir dil öğrenmek değildir, aksine kendi dilinizi adam gibi öğrenmenin tek yoludur. Dolayısıyla Osmanlıca öğrenmek için yapmak gerekenin, tersinden giderek- önce Türkçe'yi çok iyi öğrenmek olduğunu görebiliriz. Yani aslında önümüzdeki meselenin en büyük tarafı elifba öğrenip kelimeleri hecelemeye başlamak değil, "İmparatorluk Türkçesine" imkan nisbetinde hakim olmak. Yeni başlayanları korkutacak bir hedef göstermiş olabiliriz, ama heyecanlanacak bir şey yok, bir ucundan başlamak o kadar da zor değil, ne kadar ilerleyebileceğiniz de hedeflerinize, gayretinize, kaabiliyetinize bağlı bir husus.

Eski yazıyı, ne kadar iyi anlarsanız o kadar iyi okuyabildiğiniz söylenir. Arap harfiyle yazılmış kelimeleri sökebilmek için, orada ne yazıyor olabileceğini tahmin edebilmek gerekir. Bu husus zaman zaman uzmanları da zorlayabilen bir meseledir. İhtisasınız Tıp Tarihi üzerine ise, tarihî tıp metinlerini nisbeten rahat okuyabildiğiniz halde, mesela siyasi-hukuki bahislerle alakalı bir metinle karşılaştığınızda okuyamamanız, anlayamamanız şaşırtıcı değil. Belirli bir maksatla Osmanlıca öğrenmek istiyorsanız, Türkçe'yi iyi bilmekle kalmayıp, o sahanın terminolojisine de hakim olmanız gerekiyor.

İşe kolay tarafından başlamak istiyorsanız, eski metinlerin Latin harfine çevrilmiş nüshalarını okuyarak başlayabilirsiniz. Zaten bir dili öğrenmenin, eğer yazı dilinden bahsediyorsak, en iyi yolu, o dilin klasik metinlerini, güzel eserlerini okumaktır. Başta bu eserleri okurken zorlanacağınız, sık sık lugate müracaat etmek mecburiyetinde kalacağınız aşikardır, lakin emek vermeden de olmuyor...

Lisana hakim hale gelince işi büyük nisbette kolaylaştırmış oluyorsunuz, elifba kısmı sanıldığı kadar zor değil. Türkçe asıllı kelimeler, ekseriyetle belirli kaidelere göre yazılır ve Kur'an okuyabilecek kadar harfleri öğrenmiş biri, bu kelimeleri kısa bir girişten sonra okuyabilmeye başlar. Elbette ne kadar fazla pratik yaparsanız, o kadar hızlı ve hatasız okuyabilirsiniz. Farsça ve bilhassa Arapça asıllı kelimeleri okuyabilmek için, bu dillerin gramerlerine dair biraz bilgi sahibi olmak kolaylık sağlar. Osmanlıca açısından ihtiyaç duyduğunuz kısmını öğrenmeniz, o kadar da zor değil. Diğer taraftan, eğer kelime bilginiz iyiyse, gramer konusunda açığınız olsa bile, vaziyeti idare etmeniz mümkün.

Konuyu olduğundan zor göstermek kadar, fazla kolay göstermek de hatalı. Biri size üç-beş günlük bir çalışmayla mezar taşlarını sular seller gibi okumaya başlayabileceğinizi söylerse inanmayın. Hem heveskarlar beklemedikleri bir neticeyle karşılaşınca işin ucunu bırakabiliyor, hem de aslında okuyamadığı halde okuyabildiğini sananların yalan yanlış yazıları zihinleri bulandırabiliyor. Matbu yazı okumak, el yazması okumaktan daha kolaydır. Nesih hattını okumak, Divanî hattını okumaktan daha kolaydır. Metin okumak istifli yazıları okumaktan daha kolaydır. Hedefinizi, programınızı belirleyin; size göre kolay olan kısımdan başlayın ve çalışmaya devam edin. Gayret kuldan, tevfik Allah'tan...

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Faruk Recep Özalp yazdı, 379 kez açıldı, 2 misafir olmak üzere 7 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
17 Haz 15 04:00
Çoğalarak Bitenler

Saya saya bitiremeyeceğimiz sorunları olan ülkemizde,eğitim-öğretim sorunların en büyüğüdür.İktidarlar tarafından oyuncak haline getirilmiş,herkes kendine göre ‘Türk Tipi’ sistemini insanlara dayatmıştır.Geriye dönüp bakıldığında ardışık üç nesilden aynı eğitim-öğretim sürecinden geçen neredeyse yoktur.

Eğitim sistemimizin yetersiz olmasının birçok sebebi vardır.Bunlar;

1)Sistemin kendinin ideolojik olması,

2)Yeni gelecek iktidarın ideolojisine göre sistemin değişecek olması(Kısaca yalama olması)

3)Fakirlik(Ülkenin genelindeki fakirlik para kazanmayı öncelik haline getiriyor,eğitim-öğretimi arka plana itiyor.Kısacası fakiriz eğitimsiz kalıyoruz,eğitimsiz kalıp daha da fakir kalıyoruz.)

4)Veliler(Özellikle saldım çayıra mevlam kayıra zihniyeti)

5)Öğretmenler(Salla başı al maaşı zihniyeti)

6)Öğrenciler

Yukarıdaki beşli nedeniyle birey olma bilinci aşılanamamış,yaptıklarının ilerde zarar ve ya kar olarak döneceği öğretilememiş olan öğrenciler ne kadar suçlu olabilir?Orası size kalmış.

Yıllarca İngilizce dersi alan öğrenci İngilizce konuşamıyor,

Yıllarca matematik dersi alan ülkemin eleme sınavında matematik neti ortalaması 4-6 arası kalıyor,

Yıllarca edebiyat görmüş güzide öğrencilerimiz ise işin ilginci ‘Milena’ya Mektuplar,Sisifos Söyleni,Sabahattin Ali,Gülün Adı..vs. coşturuyor.Niye?Çünkü en çok like,RT,FAV bunlara alınıyor.

Bundan birkaç sene önce belki şu an da Trablusgarp Savaşı’ndaki ünlü İtalyan komutan olarak yutturabileceğiniz Umberto Eco’u hiç okumamış arkadaşınız,Foucault Sarkacı’ndan sözler paylaşıyor.

Sosyal medya o kadar güçlü ki onlarca defa değişen eğitim sisteminin yapamadığını yapıyor.İnsanlara değerleri ismen olsa da öğretiyor.Burada devlete düşen matematikten,ingilizce’den FAV,RT,like alabilecek uygun ortamı sağlamak…İnsanlar bir şey bilmese de en azından duymuş olacaklardır.Karşılıklı etkileşimle matematik netini arttıracaklardır.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Hatice Kara yazdı, 345 kez açıldı, 6 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
8 Nis 15 22:00

Hatice Kara

Puan: 237

Dönüşüm

Başlığı görünce bir çok kişinin ilk aklına gelecek olan muhtemelen Kafka olacaktır. Ancak konu dershaneler ve temel liselere dönüşme sancıları. Kapandı kapanacak özel okul oldu olamadı derken vakit maalesef geldi çattı bile.

Konu özellikle de benim gibi seneye ailesinden biri lise son sınıf olanlar için farklı bir öneme sahip. Çünkü kimse ne olacağını kestiremediği için öğrenciler genelin tabiriyle daha yarış atı olamadan yorulmuş ve bunalmış durumdalar. Kafaları çok karışık, her kafadan ses çıkıyor, okul ayrı telden çalıyor dershane ayrı telden.

Şu günlerde artık dershaneler yavaş yavaş okul olmak için yeterlilik şartlarını (maddi koşullar olarak) bildirmiş, kayıtlara bile başlamış durumdalar.

Tahmin edildiği gibi her çeşit söylenti havada uçuşuyor.

Öncelikle dershaneler cezbedici olarak bu yıl sürecin ilk yılı olduğu için ne olacak bekleyelim görelim denilebilecek bir yıl değil bu büyük bi risk olur, okuldaki hocalar ek ders ücretini az bulup kabul etmek istemiyorlar çocuklar çok zorlanır gibi dezavantajlardan bahsedip akabinde bir çok vaadde bulunuyorlar. Ders saatinin çokluğu, derslerin bi kısmının 12. sınıf bi kısmının YGS ve LYS dersleri olacağı, soru çözme saatleri, kaynak çeşitliliği ve öğretmen kadroları vs. Bunları dinleyince her şey çok mantıklı geliyo.

Fakat buna karşılık olarak okulla olan görüşmelerim sonucunda özellikle iyi anadolu veya fen liselerine giden öğrencileri farklı bi sıkıntının beklediğini öğrendik. Temel liseye kayıt yaptırıldığı zaman pişman olduk kaydımızı tekrar okula alalım gibi bi şey mümkün değil. Zira başarı olarak daha üst seviyede bi okula geçilemiyor. Bir de dershane öğretmenlerinin atanma ihtimali var ki her öğretmen elbette atanmayı ister ve böyle bir durum söz konusuyken kalmayı düşünmez. Dershanelerin nam-ı diğer temel liselerin istediği ücretler de öyle az değil bir çok ailenin devlet desteğiyle bile karşılayabileceğinin çok çok üstünde. Bizim gibi az bekleyeyim bi şeyler kesinleşsin dediğinizde de cevaben kontenjanımız dolar sonra mağdur olursunuz deyip aileyi ve öğrencileri bilmem kaçıncı kez strese gark ediyorlar.

Hal böyleyken bi şeyleri kestirip karar vermek hayli zor. Önümüzdeki yılın sorunları şimdiden dağ olmuş vaziyette. Allah ailelerin ve özellikle üniversite sınavına girecek öğrencilerin yardımcısı olsun, işleri zor görünüyor.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.