İyi Yazarlar
İyi Okurlar

Kürşat Koyuncu

1 / Puan: 28789

Ankara

Abdullah Fakiroğlu

2 / Puan: 8054

İstanbul

Ömer Poyraz

3 / Puan: 6553

İstanbul

Bulut Sever

4 / Puan: 4792

İstanbul

Sezer Emlik

5 / Puan: 4605

Bartın

Mümin Yolcu

6 / Puan: 4295

İstanbul

Mustafa Karayel

7 / Puan: 3877

İstanbul

Payitaht İstanbul

8 / Puan: 3646

İstanbul

Mustafa Kılıç

9 / Puan: 2385

İstanbul

Ozan Bilican

10 / Puan: 2157

İstanbul

Aa

11 / Puan: 1842

İstanbul

Detroitli Kızıl

12 / Puan: 1693

İstanbul

Salieri Alt Tire

13 / Puan: 1606

İstanbul

Sıla Münir

14 / Puan: 1396

İstanbul

Osman Batur Akbulut

15 / Puan: 1353

Kırıkkale

Ali Turan

16 / Puan: 1025

İstanbul

Ferit Çaydangeldi

17 / Puan: 1017

Ankara

Lagari Alıntılar

18 / Puan: 986

İstanbul

Mücahid Cesur

19 / Puan: 940

İstanbul

Yamanduruş

20 / Puan: 889

Sakarya

Ahmet Demir

21 / Puan: 870

İstanbul

Müsemma Şahin

22 / Puan: 857

İstanbul

Reşit Akpınar

23 / Puan: 847

Erzurum

Mesut Toprak

24 / Puan: 844

Ankara

Ahmet Lalbek

25 / Puan: 840

Erzincan
İstanbul

Emre Keleş

27 / Puan: 792

Ankara

Muharrem Morkoç

28 / Puan: 753

İstanbul

Alpay Gökçe

29 / Puan: 728

İstanbul

Aykut Giray

30 / Puan: 699

Yozgat

Bir sonraki paylaşıma yaklaşık 02 saat 09 dakika kaldı.

Emre Keleş yazdı, 465 kez açıldı, 7 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
2 Nis 15 04:00

Emre Keleş

Puan: 792

Bir Dolmuşçu Gözünden Gündeme Dair İlginç Tespitler

Her sabah olduğu gibi bu gün de işe gitmek için yola çıkıp bir dolmuşçunun insafa gelip beni almasını bekliyordum. Yaklaşık yarım saatlik zorlu bir bekleyişin ardından el kol hareketleri ve biraz da yolun ortasında olmamın etkisi ile karşıdan gelen dolmuşu durdurabilmiştim. Tam içeri adım atıp sağlam bir söylenmeye başlayacakken dolmuşçu benden önce davrandı ve;

"Abi kusura bakma ilerde çevirme var yazıp yazıp gönderiyorlar bizlik bi durum yok ayakta bir kişi almanın cezası 70 lira " deyip lafı ağzıma tıkadı. Neyse ki beni aldığı yerin az ilerisinde inecek varmış. Meğer beni de o yüzden almış. Bir kaç yüz metre daha ilerledikten sonra trafik polisleri göründü. Karşılıklı 2 polis her iki şeriti de dikkatlice kontrol ediyor dolmuşların kaçmaması için ellerinden gelen çabayı gösteriyordu. 2 polis de az ilerisinde ceza yazmakla meşgul oluyordu. Sanki o kalabalık trafiğin içinde dolmuşlardan başka hiç bir araç seyir etmiyormuş gibiydi. Yanlarına iyice yaklaşmışken polis, sağ tarafa yanaştırması için dolmuşçuya el kol hareketleri ile işaretler veriyordu. Dolmuşçuya kapıyı açması için işaret verdi. Ne olduğunu anlamaya çalışıyorduk. İçeriye kafasını uzatıp, şöyle bir süzdükten sonra yere çökmüş yolcu olmadığını anlayıp sert bir tonla "devam et" diyerek bizi gönderdiler. Dolmuşçu içten bir "ya sabır" çekip yoluna devam etti. Bana doğru dönerek;

"Bak abi gördün değil mi ? Sanki yangından mal kaçırıyor hırsızlık yapıyoruz gördüğümüz muameleyi hırsızlara katillere göstermiyorlar. Biz ekmek peşindeyiz çalmıyoruz çırpmıyoruz üstelik bunların aldığı maaşı da biz vergilerimizle ödüyoruz. Afedersin bir tane şerefsiz, Özgecan isimli bir kıza kötülük yapıyor bunun cezasını bütün dolmuşçuya adledip üzerimize geliyor, potansiyel sapık muamelesi yapıyorlar. Zabıta bir yandan, polis bir yandan, vatandaş bir yandan sıkıştırıyor. Biz de İnsanız be abi.. Hırsızı yakalıyor az ötede geri salıyorlar bizim üstümüze bir çamur atıyorlar ne yapsak yaranamıyoruz. Bu olaydan sonra görüntü yapmak ve biraz da bunu fırsat bilip rant ve rüşvet için derneğimiz adli sicil kaydı kimlik kartları bir sürü ıvır zıvır evrak topluyor, zabıta saç sakal kılık kıyafet kontrolü yapıyormuş gibi yaparak rüşvet topluyor, trafik polisleri de az önce gördüğün muameleyi yapıyorlar. Vatandaşın gözündeki değeri (medya sağolsun) hiç söylemiyorum bile. Peki abi bizi bu kadar sıkıştırıyorlar eyvallah diyeceğim yok da daha dün adliye içine avukat kılığında girip memleketin savcısını şehit ediyorlar, hak hukuk adalet diyorlar. Baro Başkanı çıkıyor avukatların aranması doğru değil diyor toz kondurmuyorlar anlayacağın. Memleketin ne kadar derdi tasası sıkıntısı varsa bizden kaynaklanıyor herhalde. Yolcu biniyor bize sallıyor, polis durduruyor bize yazıyor, ceza yazamassa artisliğini yapıp stres atıyor bir de Özgecan çıktı potansiyel sapık olduk zabıta da burdan kovalıyor. Az da bi sakal bırakmışsak vay ki vay. Bi bize yapılan muameleye bak birde savcı olayından sonra terörist(ler)e yapılan muamelelere bak. Bu mu abi adalet? Özgürlük, hak hukuk? Sonra dolmuşçular çok agresif çok kaba çok bilmemne..."

Sabah beni almadı diye fırçalamaya hazırlandığım dolmuşçudan sağlam bir fırça yiyordum. Gerçek ortadaydı ne diyebilirdim ki?

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Dlşt Kefeli yazdı, 400 kez açıldı, 4 kişi beğendi, 4 yorum yapıldı.
1 Mar 15 09:00
Düzce'yi Sevmek mi? Neden?

Düzce;

Cismi de ismi gibi banal, insanda sıradan hatta negatif duygular uyandıran şehir tanesi.

'99 depreminden sonra şehir olmuş olmasına ama yıllardır bir cadde üzerinde kurulmuş bir kaç dükkandan ibaret çarşısı, çapraşık arka sokakları,dengesiz çarpık yapılaşması ile bir göz ziyanlığı...

16 yıl sonra bile hala depremin derin izlerini silememiş, zerre ilerleyememiş bir şehircilik planı yoksunluğu...

Çarşının göbeği denen merkezde, depremde ağır hasar görmüş 5-6 katlı binaların bodrum katlarına, camlarına çakılan engellere rağmen yerleşmiş bonzai evlatlar...

Eğitim seviyesi ülke ortalamasının çok altında, doğu illerinin bile gerisinde olmasına karşın; umursamaz, vurdumduymaz, çağgerisi, kaprisli eğitimci silsilesi...

Sanki çok lazımmış, eğitime, öğretime, çağdaşlığa, fikir geliştirmeye, akıl yürütmeye, açık görüşlülüğe , fiziken-ruhen ilerleme kaydetmeye bir faydası varmış gibi; mantar gibi heryerde biten abuk ''cafe''ler. Ve en acıklısı buralarda parasını, zamanını, ahlakını, aile terbiyesini çarçur edip, gözü kapalı harcayan genç zümre. Arkadaş kelimesinin anlamını '' cafelerde beraber takıldığımız şahıs'' manasına indirgeyen, yalnız, antisosyal,bunak genç kafalar...

Kendi kapısının önünü temiz, düzenli tutmaktan yoksun esnafı; inek değil tavuk bile beslemeye üşenen köylülerin badanasız, kenarına köşesine yığılmış hurdalarıyla göz zevki düşmanı evleri; boyanmamış, çarpık, uzunlu kısalı biçimsiz çitleri ile iç dünyalarındaki tembelliğin, görsel fakirliğin dışa yansıması...

Düzce'yi sevmek mi? Neden?

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
03 Mar 00:04

Garip, gurbette bile özlemiyorum... İçinde sevdiklerim olmasa, yolci da gelur geçmem..

01 Mar 16:13

Düzce içinden bir yer Dümdüzce Adres: Mecburiyet caddesi hep aynı yapı sokak daral geldi apartmanı No:81

Erkan Keçili yazdı, 316 kez açıldı, 3 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
18 Şub 15 09:00
Konya Veya Gonya

Dünyanın ortası ancak merkezi değil...bir başkent...Selçuklunun başşehri...gönlümüzün başkenti...Diyarı Mevlana...Medinetül Evliya...Ovanın gülü...not: dünyanın merkezi İstanbul...not2: Medinetül Evliya tabiri Mesnevi'de geçen ibare...Veliler Şehri demek...

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
18 Şub 09:13

Ömer Poyraz

Puan: 6553

Gonya'lıyız amma kazoz içeriz diyorlar. Ben ona çok da takılmıyorum. Ne demişler "Gez dünyayı, gör Gonya'yı". Gördük şükür.

Ali Turan yazdı, 617 kez açıldı, 4 misafir olmak üzere 7 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
17 Şub 15 21:00

Ali Turan

Puan: 1025

Kabe ve Çevresi

Yukarıdaki Mescid-i Haram fotoğrafında yer alan kule kompleksinin ismi "Ebrac El Bait". Zannedersem hacca gidenlerin Zemzem Tower diye bahsettikleri kuleler bunlar. Yüksekliği yaklaşık 600 metre. Dünyanın en uzun kulelerinden biri ve dünyanın en yüksek oteli. Mimarlık otoriteleri tarafından "Çakma" olarak isimlendiriliyormuş, ama neyin çakması olduğunu bulamadım.

Küçük resimde ise Ecyad kalesi, bir Osmanlı eseri yer alıyor. O kale bugün yok, yıkılarak yerinde işte bu Ebrac kuleleri yapılmış.

Tarihi Osmanlı kalesinin yıkılması bir yana, kıblegahımız olan Kabe-i Şerif'in yanına bu kadar yüksek bir kulenin yapılmış olması ne kadar acı.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Ali Turan yazdı, 359 kez açıldı, 5 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
5 Şub 15 15:00

Ali Turan

Puan: 1025

3. Köprüde Sona Yaklaşıldı Ama

Biliyorsunuz önceki gün 3. köprüde bir aşama daha geçildi ve serilecek olan halatlar şantiye sahasına gelmeye başladı.

Çoğunlukla bu bölgede yaşayan birisi olarak 3. köprü ve onun devamı olan yeni otoyoldan (Kuzey Marmara Otoyolu) beklentilerim şu şekilde:

1. Mevcut Ankara-İstanbul otoyolundaki özellikle de İstanbul-İzmit arasındaki aşırı yoğunluğun bitmesi. Bu otoyolda seyreden tır ve kamyonların yeni otoyolu kullanması.

2. İstanbul şehir içine tır ve kamyonların girmemesi, bunların FSM köprüsü yerine tamamen 3. köprüyü kullanması.

3. Mevcut otoyol güzergahı üzerinde olan Tır Filo Merkezlerinin garajlarını kaldırıp, Kuzey Marmara Otoyolu kenarındaki bölgelere taşımaları (Bu hafta bir tırın bir sivile çarptığına şahit birisi olarak).

Bununla ilgili korkum ise:

1. Bu proje İstanbul çevre yolu olarak düşünülmesine rağmen, tıpkı mevcut otoyolun başına geldiği gibi, Kuzey Marmara Otoyolu çevresinde de yeni yerleşim yerlerinin kurulması. Bunların hem çarpık olması, hem de yeteri kadar kalabalık olan İstanbul'un nüfusunu daha da arttırarak, yaşadığımız problemlerin bir süre sonra daha da büyüyerek karşımıza çıkması.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
05 Şub 15:47

Ömer Poyraz

Puan: 6553

Korkularınız yersiz değil, maalesef. İstanbul'a talep arttıkça yapılaşma artacaktır. 2. köprü sonrası ne olduysa o olur. Kentsel dönüşüm belki kurtarabilir İstanbul'u bu felaketten. Amacı gibi transit yol olursa da, çok fayda getirir İstanbul'a.

Yusuf Çakabey Mengi yazdı, 342 kez açıldı, 3 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
1 Şub 15 21:00
Şehrin Kimliği

Her insan bir kimlik taşır. Hüviyet cüzdanı manasındaki kimlik değil burada bahsettiğimiz. İnsanı maddi ve manevi manada ortaya koyan, onu diğerlerinden ayıran yahut birilerine benzeten özellikler sözünü ettiğimiz...

Kimlik, insanın alameti farikası belki, ya da mümeyyiz vasfı. Bu cümleden olarak belki “kimliksizlik” dahi kendi çapında bir kimliktir, nitekim o da bir duruş gösterir.

Kimliğin teşekkülü kolay değildir, onca senenin mahsulüdür. Hayatın bir toplamı, yaşananların, bilinenlerin, hissedilen ve arzulananların hülasasıdır.

İnsanlara mahsus da değildir kimlik, nitekim şehirlerin de kimliği vardır. O da şehrin mazisinden bugüne gelen bir birikimdir. Şehri farklı kılan, öne çıkaran yahut geride bırakandır.

Şehrin toplam bir kimliği olsa da, o aslında parça parça birçok kimliğin bileşkesidir. Nitekim her semt, her mahalle, her sokak da kendi içinde alt kimliklere sahiptir. Bu kadar kimlik çeşitliliği, o şehrin kimliğine renk katar.

Peyami Safa’nın Fatih Harbiye’si, esasında ayrı ve hatta zıt kimlikli iki semtin mücadelesi değil midir? Necip Fazıl’ın “Beyoğlu tepinirken ağlar Karacaahmet” mısraları, aynı şehirde de olsa, semtlerin farklı kimliklerine işaret ermiyor mu?

Elbette. Ama şehrin alt kimlikleri ne kadar tenakuz içerisinde de olsa, en nihayetinde “O manayı bul da bul, İlle de İstanbul, İstanbul” mertebesine erişmişse, işte o şehir bütün zıtlıklarına rağmen, alt kimliklerinin üstünde bir kimlik sahibi olmuştur.

Ve şurası muhakkak ki, şehrin kimliği ahalisinin kimliğine de tesir eder. O yüzden değil mi “İstanbul Beyefendisi-Hanımefendisi” diye kavramlar oluşmuş.

Sahi nerede kaldı bunlar? Artık duymuyor, görmüyoruz.

Yoksa bu, şehrin kimliksizleşmesinin mi bir göstergesi?

Olsun, kimliksizlik de bir kimliktir, nitekim o da bir duruş sergiler...

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Yusuf Çakabey Mengi yazdı, 347 kez açıldı, 7 kişi beğendi, 4 yorum yapıldı.
30 Oca 15 03:00
Şehir ve İnsan

Hayat şeklimize, yaşadığımız şehrin tesiri ne kadardır acaba?

Bu sorunun cevabı, yaşadığımız şehri değiştirdiğimizde daha bir anlamlı oluyor. Hele bir de İstanbul gibi bir şehirden başka bir yere gidiyorsanız bu fark çok daha bariz hale gelir.

Nitekim İstanbul’da metronun yürüyen merdivenlerinde bir an bile duraksamadan koşarcasına yürüme gayretinde iken, Ankara’ya gelince “yürüyen merdivenlerde yürünmez” kuralını şaşmaz bir şekilde uygulamak, başka neyle izah edilebilir?

Evet, şehirlerin de bir ruhu vardır ve bu ruh, bizim hayat şeklimiz üzerinde mühim bir tesire sahiptir.

Elbette bunun müspet olduğu kadar menfi etkileri de olacaktır. Büyük şehrin dinamizmi, hayatımızı daha bir hareketli kılarken, aynı dinamizm ve hız, belki de çok daha hızlı yaşlanmamıza sebep oluyor.

Yaşayacağı şehri seçme noktasında, özgürce ve alternatifli bir seçimi çok az kimseler yapabiliyor. Ancak şu ya da bu şekilde herkesin yaşadığı bir şehir var. Bu noktada en tatminkâr ruh hali, herhalde aşağıdaki beytteki manada gizli:

"Eğer ele geçmezse sevdiğimiz,

Çare ne? Eldekini sevmeliyiz!"

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
02 Şub 10:47

Ömer Poyraz

Puan: 6553

Kimlikte yazan şehir de var, kütüğe kayıtlı olduğumuz ya da hastane kayıtlarında geçen doğduğumuz şehir. Birisi önde birisi arkada yazılı. Onların tesiri var mı acaba bizde ve acaba kimlik ve kişiliğimize bir katkısı var mı? Düşüncesi olan?

30 Oca 22:08

Hakkınız var, muhakkak tesir ediyor. Ki zaten "hayat şekli" de kişiliğin bir yansıması değil mi? Kişilik-şehir ilişkisi incelemeye değer bir konu...

Ahmet Demir yazdı, 373 kez açıldı, 2 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
28 Oca 15 03:00

Ahmet Demir

Puan: 870

Bir Aceminin İstanbul Trafiğine Adaptasyonu

Birkaç yıl önce bir arkadaşım aradı. İlk arabasını yeni almıştı. Ağzından kötü bir söz çıktığına hiç şahit olmadığım arkadaşım sordu "Abi, trafikte ben çileden çıkıyorum, sana da oluyor mu?". Şaşırdım. O zamanlar ben de yavaş yavaş İstanbul trafiğine girer olmuştum.

Bir süre sonra arkadaşımın ne demek istediğini trafikte yaşadığım birkaç gerilimle anladım. Trafiğin şakası yoktu. Forumlarda insanların trafikte yaşadıkları hikayeleri okudum. İleri sürüş teknikleri ile ilgili yazılara baktım. Hatta "rajon"u öğrenirim ümidiyle arabada hep "Trafik Radyo"yu dinler oldum: Birinci köprü trafiğinin Çamlıca yokuşunda başladığını, Tekstilkent'deki trafik durumunu ve hatta hiç gitmediğim halde Göktürk yolunun tehlikeli olduğunu..

Bize ehliyet alırken takip mesafesinin Hız / 2 metre olduğunu söylediler mesela. Takip mesafesinde iken arkamdan selektör yapanlara deliriyordum. Bir de 2 km geriden geldiği halde selektör yapanlar vardı, beni güldürüyorlardı. Bir seferinde 155'i aradım "Memur Bey, filanca yerdeyim, filanca istikametine doğru yolun orta şeridinde gidiyorum. Takip mesafesinde gittiğim halde filanca şirkete ait otobüs firması rahatsızlık verdi". Başka bir zaman ise bir filoyu arayıp "Filanca plakalı tırınız şu mevkide tehlikeli bir şekilde önüme kırdı". Ve buna benzer olaylar.

Dedem almanya emeklisidir. Mevzu trafik olunca bir alman polisinin kendisine şunu söylediğini söyler: "Ehliyet aldım diye kendini şoför oldum zannetme. İyi bir şoför ancak 100 bin km'de olunur. 100 bin km ise bir arabanın yarı ömrüdür". Buna göre, şimdiye kadar 50 bin km yapmış birisi olarak yarım şoför olduğumu söyleyebilirim :)

Artık trafikte daha az problem yaşıyorum. Önümde makas atanları görmezden geliyorum. Sağ tarafımdan kaynak yapanlarla inatlaşmıyorum. Takip mesafemi biraz azalttım ama yine de bazen selektör yapanlarla karşılaşabiliyorum.

Darısı acemilerin başına..

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Ali Turan yazdı, 345 kez açıldı, 3 kişi beğendi, 10 yorum yapıldı.
27 Oca 15 09:00

Ali Turan

Puan: 1025

Sanayileşmemiz Sağlıklı mı?

Anadolu'da bir insanın sağlıklı olması için temiz, kaliteli yemek yemesi gerektiği söylenir. Muhtemelen atalarımız bunu söylediklerinde henüz sanayii diye bir kelime yoktu. O yüzden bu sözü şöyle güncellemek gerekir: İnsanın sağlıklı olması için kaliteli yemekten önce temiz hava soluması gerekir.

Marmara Bölgesi ve özelde İstanbul, Kocaeli ve Tekirdağ Türkiye'nin sanayii yükünü çeken şehirler. Aslında bu yükü çekenler şehirler değil, buralarda yaşayan insanlar. Anadolu'nun yayla havalı temiz köylerini terk edip para kazanmak için bu şehirlere gelen ve maalesef zehir kokan kimyasal ve metal fabrikalarda günlerini, yıllarını geçiren insanlar.

Peki, değer mi? Şu dünyada sağlıkdan daha kıymetli bir nimet var mı? Dilovası'nda -Allah korusun- çaresiz hastalıklara yakalananlar, memleketlerinde tarım-hayvancılıkla kıt kanaat de olsa geçinseler daha iyi olmaz mı?

Herkes köyünde kalırsa sanayii'de kim çalışacak peki. Her halukarda buralarda insan çalışacaksa, o zaman bu problemi devletin çözmesi gerekmez mi?

Ama şöyle küçük bir problemimiz var. Devlet bizde hiçbir zaman, sanayii bölgelerimizin ülke sathına nasıl dağılması şeklinde bir çalışma yapmamış. Nasıl ki çarpık şehirlerimiz varsa, çarpık bir sanayii anlayışımız olmuş. Öyle ki, Gebze'deki sanayi bölgemizin "Dünyanın En Büyük Sanayii Bölgesi" olmasıyla övünmüşüz. İyi de, bu bir maharet değilki, bir basitlik, hatta acizlik. Almanya, sanayiisini bütün ülkesine eşit bir şekilde dağıtmaya çalışmış, küçük küçük her yerde ve üstelik dağda taşta yapmış. Biz ise sanayimizi Türkiye'nin en kıymetli bölgesine yığmakla övünmüşüz. Halbuki yapmamız gereken şey, ulaşım altyapısını da hazırlayarak dört bir tarafa sanayimizi dağıtmak, böylece göçü de büyük oranda engelleyerek, insanların nispeten temiz, kasaba görünümlü şehirlerinde trafik, konut problemi olmaksızın insanca yaşamalarını sağlamak olmalıydı.

Sonuç olarak, maalesef bu problemin bırakın çözülmeyi, fark edildiğinden bile emin değilim.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
30 Oca 13:57

Ömer Poyraz

Puan: 6553

Neyimiz sağlıklı ki? Sanayi devriminin o etkisine kapılmaktan geç kaldığımız için kurtulurken, sonrasında kapitalizmin 3. dünya ülkelerine devrettiği sanayinin ülkemizdeki enkazını 50 yılda zor kaldırırız herhalde. Dikkat çeken yazı için tebrikler.

Ömer Kalaycı yazdı, 269 kez açıldı, 3 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
25 Oca 15 15:00
Benim Esenler

Benim ailemin buraya gelişi 30 yılı geçmiş. Şu aralar Arnavutköyden veya Çerkezköyden arsa almak mümkün, o vakitte ise İstanbul'un ismi geçen son iki mevkiiden biri Esenler'miş. Zaten Otogarın da buraya kurulmasından anlayabilirsiniz, taşra şehirlerde (halen görebilirsiniz) otogarlar şehrin dışına inşa edilir mümkün oldukça. Ağırlıklı bamya tarlalarıymış. Dereler, tepeler, çamurlu yollar ve merkezi mevkii Dörtyol. Merkezi oluşu da iki üç yıllık bir durum, yolun yeraltına alınmasiyla. Taksim misali.

Esenler şuan çok kalabalık. Namaz kılanların önünden geçen bazı suriyeli misafirlerle daha da kalabalık. Modifiye şahin doğan ve bilumum teskolu arabaların anavatanıdır burası. Hergün fazladan üç beş şarkı dinlersiniz istemeyerek. Konfeksiyonlar başörtülü genç kızlar kadar çoktur. Yani çoktur sayıca. Konfeksiyonda çalışan erkekleri için söylüyorum çok muptezel sinir bozucu insanlardırlar. Bonzaiye ulaşmak marketteki murattiye ulasmaktan daha kolaydı bir kaç ay önce, şimdi nasıl bilmiyorum. İnsanlar gördüğüm kadarıyla patinaj halinde her alanda. Benim planlarım içinde Esenler, kendisinden kaçmak ve ailemi de teşvik etmek dışında yer almıyor. Sizin de olmasın. Ölmüş bir yer burası. Tek umut kentsel dönüşüm olayı. Apachi gençlikte anlatıldıgi gibi, eğer çevre şehre ("modern") benzerse, kendisiyle taban tabana çeliştiği giyim tarzı ve hayalleri belki sürdürmek zorunda kalmaz insanlar. Ve doğal bir şekilde mutlu bir topluluk olabilir burası.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.