İyi Yazarlar
İyi Okurlar

Kürşat Koyuncu

1 / Puan: 29710

Ankara

Abdullah Fakiroğlu

2 / Puan: 8068

İstanbul

Ömer Poyraz

3 / Puan: 6634

İstanbul

Sezer Emlik

4 / Puan: 4838

Bartın

Bulut Sever

5 / Puan: 4820

İstanbul

Mümin Yolcu

6 / Puan: 4398

İstanbul

Mustafa Karayel

7 / Puan: 3981

İstanbul

Payitaht İstanbul

8 / Puan: 3696

İstanbul

Mustafa Kılıç

9 / Puan: 2415

İstanbul

Ozan Bilican

10 / Puan: 2220

İstanbul

Aa

11 / Puan: 1866

İstanbul

Detroitli Kızıl

12 / Puan: 1710

İstanbul

Salieri Alt Tire

13 / Puan: 1612

İstanbul

Sıla Münir

14 / Puan: 1410

İstanbul

Osman Batur Akbulut

15 / Puan: 1355

Kırıkkale

Ali Turan

16 / Puan: 1039

İstanbul

Ferit Çaydangeldi

17 / Puan: 1023

Ankara

Lagari Alıntılar

18 / Puan: 1012

İstanbul

Mücahid Cesur

19 / Puan: 941

İstanbul

Ali Osman Rothschild

20 / Puan: 909

Ankara

Reşit Akpınar

22 / Puan: 901

Erzurum

Yamanduruş

21 / Puan: 901

Sakarya

Ahmet Demir

23 / Puan: 878

İstanbul

Müsemma Şahin

24 / Puan: 862

İstanbul

Ahmet Lalbek

25 / Puan: 855

Erzincan

Mesut Toprak

26 / Puan: 846

Ankara
İstanbul

Emre Keleş

28 / Puan: 804

Ankara

Muharrem Morkoç

29 / Puan: 763

İstanbul

Alpay Gökçe

30 / Puan: 729

İstanbul

Bir sonraki paylaşıma yaklaşık 01 saat 13 dakika kaldı.

Abdullah Fakiroğlu yazdı, 2208 kez açıldı, 70 misafir olmak üzere 71 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
13 Oca 17 10:00
Hesabı Kapatıyoruz 
3ca6c269d54bcf4e13f91b9ecb5cd3961484290206

“25 Mayıs 1876 tarihli bir notunda zamanın İngiliz Büyükelçisi Henry Eliot İstanbul’da sokaktaki kapıcılardan Boğaz’daki kayıkçılara kadar herkesin ağzında “Kanuni Esasi” kelimesinin bulunduğunu yazar.”(Bedri Gencer, İslamda Modernleşme /605 Eliot günümüz Türkiye’sini görseydi; 141 yıldır bu toplum değişmemiş derdi herhalde.

Tanzimat fermanıyla başlayan Anayasacılık, yasal değişikliklere gidilerek, yönetim biçimlerini değiştirerek Osmanlı Devletinin yıkılmasını engellemeyi Türkiye Cumhuriyeti dönemiyle birlikte de Osmanlı Devletinden kendini soyutlayarak varlığını sürdürmeyi amaçlıyordu.

3ca6c269d54bcf4e13f91b9ecb5cd3961484290206

Darbe bildirilerinin olmazsa olmazı, yeni bir anayasa yapılacağı ve batıyla ilişkilerin devam edeceğiydi. En son 15 Temmuzda yaşadığımız bu açıklamaların darbecilere getirisi, Batı Dünyasının darbecilere karşı şefkatli olmasının nedeni buydu.

Mecliste görüşülen anayasa değişikliğiyle anayasacı anlayışın devam ettiği söylenebilir. Fakat bu sefer zihniyet ve yol açacağı sonuçlar diğer örneklerden farklı. Tanzimat fermanından bu yana ilk defa, Batı Blokunun istemediği/ yapılmaması için uğraştığı, bir değişiklik gerçekleşecek.

Peki, bu anayasa değişikliği gerçekleştiği takdirde Türkiye bütün sorunlarından kurtulmuş mu olacak? PKK, DEAŞ, FETÖ, DHKPC terör örgütleri birden bire yok mu olacak? Dolar gerçekten 3 liranın altına inip, birden bire acayip zengin mi olacağız? Cevap hayır. Hatta büyük ihtimalle tam tersi yaşanacak. Terör örgütleri daha da sert şekilde saldıracaklar. Bu sözcüleri aracılığıyla meclis kürsüsünden söylendiği halde, değişiklikte bu denli ısrarcı olunmasının sebeplerini doğru tahlil etmek gerekiyor.

Türkiye’nin (Osmanlı Devletinin ) Avrupa Uluslar Topluluğu’na kabul edilmesi ve devletin bağımsızlığıyla toprak bütünlüğünü Avrupa Devletlerinin ortak güvencesi altına alınması “kazandığı” Kırım Savaşı ve sonrasında yapılan Paris Barış Antlaşmasıyladır. (Oral Sender, Siyasi Tarih/309 ) 1856 yılındaki bu savaşın, Osmanlı Devletinin dış borç aldığı ilk tarih olduğunu, antlaşmayla, Osmanlı Devletinin bir toprak kazanmadığını, artık Avrupa Topluluğun himayesine girdiği, Eflak ve Boğdan’ın Osmanlı’dan koparıldığını hatırlatmakta fayda var. Bedri Gencer’in ifadesiyle; “geleneksel anayasayı altüst eden ve gelenekle modernliği uzlaştıran bir anayasa arayışını başlatan Islahat Fermanı”da Paris Barış Anlaşması sırasında açıklanmıştır.

Bugün sistem değişikliğine karşı çıkanların ekonomik kriz, iç savaş, toprak bütünlüğünün kaybedilmesi ile tehdit etmesi 161 yıl önceki gelişmeleri akla getirmektedir. Batı Bloku verilmek istenen mesajı almış ve temsilcileri aracılığıyla tehditlere başlamıştır. BM Nezdinde çalışmalar yapmakla övünen CHP’li bir milletvekilinin Meclis kürsüsünden “emperyalistler istedi sizde bu değişikliği yapıyorsunuz” demesi sizi aldatmasın. CHP Kendisine verilen vazifeyi ifa etmektedir. Ayrıca bilmektedir ki Türkiye bu değişiklik ve sonrasında yapacaklarıyla amacına ulaşır, artık Avrupa Uluslar Topluluğunun bir üyesi olarak görülmez ve bağımsızlığını sürdürmek için Batı Blokunun himayesine ihtiyaç duymadığını gösterirse bu CHP’nin son kullanma tarihinin geldiğini de gösterecektir. CHP’nin her zamankinden daha fazla hırçınlaşmasının sebebi budur.

Bunu başarabilecek miyiz? Zaman gösterecek. Sadece Anayasa değişikliğinin gerçekleşmesi yetmeyecek. İçte ve dışta yapmamız gereken çok iş var. Bu fırsatı heba etme hakkımız yok.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Reşit Akpınar yazdı, 269 kez açıldı, 3 misafir olmak üzere 4 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
8 Oca 17 02:00
Türkiye Daeş'le Mücadelesi

Türkiye'nin DAEŞ'e karşı verdiği mücadeleyi ülke içerisinde ve ülke dışında yapılanlar diye ikiye ayırmak lazım.

Ülke dışında yaptığımız Fırat Kalkanı Operasyonu'nun 2 önemli hedefi var;

1-DAEŞ'İ sınırdan temizlemek.

2-PYD-PKK koridoruna izin vermemek.

Yapılan bu operasyon neticesinde 6 sözde DAEŞ Emiri olmak üzere toplam 1800'den fazla DAEŞ teröristi öldürüldü.Şu an bölgede DAEŞ'e karşı savaşan tek ülke Türkiye.İlk göğüs göğüse çarpışan ordu TSK.Hepsinden önemlisi Türkiye'ye sadece Rusya havadan destek sağlıyor.Sözüm ona müttefiklerimizin yaptığı sadece "güç gösterisi".

Bilindiği üzere şu an sınırlamızda DAEŞ temizlendi ve El Bab'da askerlerimiz çarpışmakta.El Bab'ın yüzde kırkı alınmış durumda.El Bab alınması çok zor.Mayınlı araziler,bombalı araçlar ve canlı bombaların olması mücadeleyi zorlaştırıyor.

DAEŞ  moral motivasyonu yüksek düzenli bir orduya sahip.Bu ordu çok iyi yetiştirilmiş komutanları ve bilinen terör örgütlerinden çok farklı silahları -mesela tank-  içinde barındırıyor.Aslında Fırat Kalkanı Operasyonu yerine Fırat Kalkanı Savaşı dersek abartmış olmayız.

Ülke içerisinde yaptıklarımızı kısaca İçişleri Bakanlığının sayfasından aldığım rakamları aynen yazıyorum;

-2016 yılında 52.000 kişiye Türkiye'ye giriş yasağı konulmuş.

-2016 yılında 670'i yabancı 1300 terörist tutuklanmış.

İçişleri Bakanlığı özellikle bakan Süleyman Soylu'nun katkılarıyla çok önemli operasyonlara imza atıyor ve görünen şu ki atmaya da devam edecek.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Abdullah Fakiroğlu yazdı, 842 kez açıldı, 32 misafir olmak üzere 34 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
7 Oca 17 18:00
Çıkış Noktası 

ABD’nin Avrupa kıtasına yaptığı askeri yığınak sürekli artıyor. Rusya’ya komşu ülkelere sattığı silahlar ya da bizzat kendi askeri birliklerinin sevkiyatına dair sürekli haberler okuyoruz. Buna mukabil Rusya’nın kendi vatandaşlarını milis gücü olarak eğitmeye başlaması, Çin, Hindistan, Pakistan, İran, Mısır gibi ülkelerle kurduğu askeri ilişkilerin – buna son zamanlarda eklenen Türkiye’yi unutmak olmaz- muhteviyatı yeni bir dünya savaşı mı geliyor sorusunu gündeme taşıyor.

Ortada henüz kesinleşen cephelerin olmaması belki savaşı geciktiren sebeplerden biri hatta birincisi denebilir. Birkaç örnek vermek gerekirse, Rusya Pakistan’la askeri tatbikat yaparken, Hindistan’a da ciddi miktarda silah satıyor. Hindistan silahı Pakistan’a karşı alıyor, Pakistan tatbikatı Hindistan’la yapacağı olası savaşa karşı yapıyor.

Diğer gerilim cephelerinden birisi de Çin. Rusya ile ortak bir blok mu kuracak, yoksa dünyanın en büyük nüfusuna sahip ve 2. Büyük ekonomisi, en kalabalık ve hızlıca modernleşen ordusuna sahip ülkesi olarak ayrı bir kutup mu olacak bunu zaman gösterecek. Çin Japonya ile adalar konusunda gerilirken Rusya’nın Japonya ile arasındaki sorunları çözmeye çalışması iki ülkenin hala tam bir cephe olmadıklarını gösteriyor.

Türkiye olarak maalesef bu gelişmeler yaşanırken yakalanabilecek en zayıf halde yakalandık. Bir tarafta Suriye’de işler istediğimiz gibi gitmiyor, bir tarafta hala devletten tam manasıyla silinmemiş FETÖ etkisi, DEAŞ terörü, İran’ın yayılmacı Şİİ politikaları, PKK terörü ve aman Erdoğan gitsin de isterse ülke yıkılsıncı zihniyet. Dün DEAŞ Sayın Cumhurbaşkanını ölümle tehdit etmemiş gibi, Fırat Kalkanı operasyonu DEAŞ’a karşı yapılmamış gibi bugün çıkıp Türkiye DEAŞ’a silah verdi yalanını bu ülkenin ana muhalefet partisi genel başkanı tekrar edebiliyor.

Ama ümitsiz olmamak lazım, 2015 yılında PKK’nın şehirlerde oluşturmaya çalıştığı otonom bölgelere müsaade edilmedi ve PKK’ya ağır zayiat verildi. 2016 yılında bir darbe girişimini sokaklara çıkan halkın müdahalesiyle engellendi. Ordu içindeki darbeci unsurlar hala tam manasıyla temizlenememişken Fırat kalkanı operasyonu başlatıldı. Yakın gelecekte, Irak’a kara harekâtı başlatılarak PKK’ya darbe vurulması konuşuluyor. – Bugünkü Irak ziyaretinin asıl amacının bu olduğu söyleniyor-

Bütün bu gelişmelere rağmen sıkışmışlık hali devam ediyor. Batı bloku güvenilmez olduğunu defalarca gösterdi, Rusya ile şimdi ilişkilerimiz iyi ama yarın olası bir gerginlik durumunda Rusya’nın tekrar PKK’ya destek vermeyeceğinin bir garantisi yok. İran tehditkâr ve yalancı olmaya devam ediyor. Bugün Irak ziyareti nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın, Irak başbakanının yaptığı açıklamalar hala aklımızda.

Yapacak çok işimiz, gidecek çok yolumuz var. Önce PKK’yı Avrupa, İngiltere, ABD, İran gibi bizimle derdi olanların kullanabileceği bir güç olmaktan çıkartmak gerekiyor. Bunun için Irak ve Suriye topraklarında kısmi hâkimiyet kuran PKK’yı oyun dışına itmemiz lazım. Silahlanmada kat edeceğimiz uzun yolu kısaltmak için azami çaba göstermeli, bu konudaki hantallığı engellemeliyiz.

Bizim bir sıçramaya ihtiyacımız var. Bunu mültecileri öne sürerek ya da İncirlik’i kapatabiliriz ama kapatmıyoruz istersek kapatmayı düşünürüz açıklamalarıyla yapamayız.

Dünyada Müminlerin Emiri unvanını bir Fas kralı, bir Taliban lideri bir de DEAŞ’ın başındaki terörist kullanıyor. Büyük babamızın vaktiyle zor günler için toprağa gömüp unuttuğu, unutturduğu kıymetli hazinemizi hatırlamanın vakti geldi de geçiyor. Sahi, hilafeti neden tartışmıyoruz?

Zaten yaşam tarzına müdahale konuşuluyor, bunun üzerinden bir gerilim hattı inşa edilmek isteniyor Hilafeti tartışmak bunu arttırır dediğinizi duyar gibiyim. Cemil Meriç’ten cevap vereyim: “Bütün Kur’an’ları yaksak, bütün camileri yıksak, Avrupalının gözünde Osmanlıyız; Osmanlı, yani İslam. Karanlık, tehlikeli, düşman bir yığın!”

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
07 Oca 22:08

"Büyük babamızın vaktiyle zor günler için toprağa gömüp unuttuğu, unutturduğu kıymetli hazinemizi hatırlamanın vakti geldi de geçiyor. Sahi, hilafeti neden tartışmıyoruz?"

Reşit Akpınar yazdı, 369 kez açıldı, 5 misafir olmak üzere 6 kişi beğendi, 2 yorum yapıldı.
6 Oca 17 10:00
Daeş Nasıl Bir Örgüt

Aslında DAEŞ çok farklı bir örgüt.Öyle pek diğer Radikal örgütlere benzemiyor.İdeolojisini,eylem tarzını ve düşmanlarını ayrı ayrı ele aldığınız zaman bunu fark edebiliriz.

Herkes DAEŞ'in Ehlisünnet İslam anlayışından yani Geleneksel İslamdan beslendiğini düşünse de  öyle değil.Geleneksel İslam'dan olmadığının 3 kanıtını şöyle yazabiliriz:

1)DAEŞ sahabe mezarlarını ve türbelerini yıkmıştır.Geleneksel İslam'a göre bu olay doğru değildir.

2)DAEŞ Osmanlı Halifelerini Halife olarak kabul etmez.

3)DAEŞ İbnül Arabi,Mevlana gibi alimleri tekfir eder.                                                  

Çektiği kafa kesme görüntülerine baktığınız zaman sosyal medya ve teknolojiyi çok iyi kullandıklarını görebiliyoruz.Kafa kesme videolarının öncesinde provalar yapılıyormuş.Bunun amacı insanları daha çok etkileyebilmekmiş.

Moral motivasyonu hep yüksek bir terör örgütü olmuştur.Güvenlik uzmanı Abdullah Ağar'a göre bölgedeki moral motivasyonu en yüksek örgüt DAEŞ.

Genelde siyasi hedefleri olmaz.Yaptığı her eylemi üstlenir.Ancak Türkiye'deki eylemlerini üstlenmiyor ve aynı zamanda siyasi hedefleri var.

DAEŞ acayiptir ki İsrail'i düşman görmeyen tek Radikal örgüttür.Hedefleri arasında İsrail yoktur.

Kendi dışındaki bütün İslami Anlayışları ve Mezhepleri reddeder.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
08 Oca 01:40

Eyvallah katılıyorum.Ama ifademin amacı o değil.

06 Oca 11:53

Güzel bir yazı olmuş teşekkürler. Ancak ehli sünnet bir geleğin adı degildir. Islam modernistleri ve bir kısım musteşriklerin ısrarlı bir iddaasidir ehli Sünnetin gelenek ile ozdeştirilmesi meselesi

Mücahid Cesur yazdı, 2200 kez açıldı, 46 misafir olmak üzere 47 kişi beğendi, 6 yorum yapıldı.
6 Oca 17 06:00
Hepimiz Anadolu Çomarıyız !
2e821fbba9f39f566186c2e34fbdcade1483653319

2e821fbba9f39f566186c2e34fbdcade1483653319

Bıkmadan, usanmadan hakaret ediyorlar ya hani. Çok bilen, medeni, çağdaş gezinen tiplerin gariban Anadolu halkına taktığı isimdir çomar. Nerede bir köylü, zavallı birini görse veya belirli bir topluluk gibi düşünüyorsa direk çomar damgası yer. Peki kimdir bu çomarlar? Hangisi daha vatansever? Bunu soruyormuyuz kendimize?

Önünde kahvesi ve dizüstü bilgisayarı ile tweet atıp, önüne gelene çomar diyen kas kafalı mı? Yoksa dün İzmir saldırısında canını ortaya koyan gakkoş diyarı şehidi Fethi Sekin mi? Çok değil 6 ay önce aynı şekilde şehit olan Ömer Halisdemirde çobandı, onlara göre o da çomardı. Orta Anadolu’dan gelme gariban bir annenin evladıydı. Anadolu halkının tek işinin askere çağrıldığı zaman gitmek ve mahsul yetiştirmek olduğunu düşünen beyinsiz kafalar maalesef günümüzde de devam etmektedir. Hep halk çocukları kendini feda etmekte. Ama seçim zamanında çok güzel kampanyalar yürütülüyor. Milletvekillerinin çocuklarını da artık askerde görmek istiyoruz. Şehit cenazelerine gelip üzgün pozlar vermeleri artık inandırıcı gelmiyor. TBMM Sosyal Tesisinde tıkabasa zıkkımlanan takım elbiseliler sadece 17-18 TL verirken aynı yemeği bir işçi yiyemiyor. Köylü zaten çalışmaktan kafasını kaldıramıyor. Ama işlerine gelince ‘’Köylü milletin efendisidir’’ veya ‘’Biz hizmetkar olmaya geldik’’ laflarını dillerinden düşürmüyorlar. Sadece şehit cenazelerinde el üstünde tutulan gariban Anadolu halkı olmak istemiyoruz. Birilerinin hatrına susuyor bu millet, anlayan anladı. Takım elbiselilerin artık silkinmesi, hak edene hakkını vermesi, yaşı geldiğinde çok sakındıkları evlatlarını askere göndermesini istiyoruz !

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Fatih Kaymakçı yazdı, 284 kez açıldı, 2 misafir beğendi, henüz yorum yapılmadı.
1 Oca 17 22:00
Gerçekten Sistem Başkanlık mı ?
4c67d61025e239bc35f54d29c0a6a1421483289600

4c67d61025e239bc35f54d29c0a6a1421483289600

Son yıllarda bir türlü gündemden düşmeyen geçtiğimiz günlerde de Anayasa Komisyonu'ndan geçen Anayasa değişikliğiyle birlikte birçoklarının artık adını dahi duyduğunda gına getiren Başkanlık ya da yumuşatılmış biçimiyle Cumhurbaşkanlığı sistemi üzerinde gerçekten toplum yeteri kadar bilgi sahibi mi ? ya da olmak zorunda mı? o da ayrı bir tartışma konusu.

Öncellikle şunu söylemeliyim ki gerek iktidar tarafından gerekse muhalefet tarafından faydalı ve bilgilendirici bir şekilde sistem tartışması yapılmıyor. Bir taraf bu sistemin gelmesi halinde ülkeye sihirli bir değnek değecekmiş edasıyla savunurken,diğer taraf ülkeye diktatörlük geleceğini savunabilmektedir.Bana göre ikisi de yanlış.Zira bütün sorunları sadece sistem üzerine indirgemek ne kadar yanlışsa bu sistemin diktatörlüğü doğuracağını savunmakta o kadar yanlıştır.Diktatör olacak birisi ne sistem tanır ne de kanun yani birisinin diktatör olma hevesinin parlamenter sistem tarafından engellendiğini düşünmek oldukça gülünç.

İşin bir de hiç konuşulmayan teknik boyutu var.İnsanlar çoğunlukla oy verdikleri partilere göre hareket ettikleri için eminim birçok kişi TBMM'ye gelen anayasa maddelerine göz atmamıştır.

Bu sistemin iyi ya da kötü olması tartışılır ama bu sistemin Başkanlık ya da Cumburbaşkanlığı sistemi olmadığı açık ve nettir.Zira bir sisteme Başkanlık sistemi diyebilmemiz için üç maddenin kesinlikle olması gerekir.Bu üç madde şöyledir;

a) Yürütme organı tek kişiliktir.

b) Başkan halk tarafından seçilir.

c) Başkan,yasama organının güvenine dayanmaz.

Baktığımızda ilk iki maddenin sağlandığı fakat üçüncü maddenin bizdeki Başkanlık sistemiyle uyuşmadığı görülmüştür.Zira getirilen anayasa değişikliği teklifinde TBMM'ye ve Cumhurbaşkanına karşılıklı  fesih yetkisi verilmiştir.Yani yürütme organı yasama tarafından denetlenebilmektedir.Bu özellikte parlamenter sistemin bir gerekliliğidir.Bu da bu sistemin Başkanlık sistemi olmadığını göstermektedir.

Peki Başkanlık sistemi değilse bu sistem nedir ?

Açıkçası yine ülke olarak farkımızı ortaya koyduk ve biraz oradan biraz buradan alarak bir şekilde kendimize göre bir kılıf uydurduk.

Genel olarak bu sistem ne Başkanlık, ne Parlamenter, ne de Yarı-Başkanlık sistemidir. Cem Yılmaz'ın tabiriyle ''hepsinden azar azar ortaya yap'' şeklinde bir sistemdir.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Bulut Sever yazdı, 742 kez açıldı, 6 misafir olmak üzere 10 kişi beğendi, 2 yorum yapıldı.
30 Ara 16 22:00

Bulut Sever

Puan: 4820

Komisyondan Halkçı Nümayişler
6d7a5674a9171a08d4586bad2b21beb61483104620

6d7a5674a9171a08d4586bad2b21beb61483104620

15 Temmuz, OHAL, üzerine Fırat Kalkanı Harekâtı ve senelerdir süregelen, artık saymak istemediğimiz terör eylemlerinin ve şehitlerimizin ardından yıllardır konuşulan Anayasa değişikliği mevzuu bir neticeye gitti.

İktidar partisinin hazırladığı Anayasa değişikliği maddeleri üzerinden her iki partinin de (AKP-MHP) hassasiyetleri korunarak ilgili değişiklik maddeleri komisyona sevk edildi ve muhalefet partisinden beklediğimiz şekilde çok olmayan fakat düşüklüğü daha önceki “muhalif tepkilerine” nazaran daha da çukurlaşan nümayişler neticesinde geçti.

Belki sabotajlarını diye yazmalıydık!

Biz yine kibarlığı elden bırakmayalım ve HALKÇI, DEMOKRATİK, LAİK, SOSYAL, HUKUK DEVLETİ TANIR CUMHURİYET PARTİSİ(!)nin komisyonda çıkardıkları marazların kelimelere yansımasını nezaket kuralları çerçevesinde aşağıya yazalım.

1- “Su atmak demokratik haktır, dediler.”

Öyle tabi! Demokrasinin sonuna kadar işlemesi gereken yerde su atarak demokratik tepki göstermeyi hak ve marifet sayan bu düşünce yarın sivil direniş adı altında devlete, hükümete kurşun “atmayı”da birer hak görecektir.

2- “Halk güven olmaz. / Halk (her zaman) doğru söylemez. / Referandumda oy sayımı teferruattır, sonucu tanımayız.”

Ne güzel oldu bu komisyon işi, bayıldım. Hele hele şu laflara bakın halkçı partiden: “Halk için, halkı halktan koruyan halkın partisi!”

3- “Bazı seçimler vardır, oylar sayılmaz, tartılır.”

Bunu söyleyen kişiyi düşünürken, bu sözü söylerken bir gözünü kameralara kırptığını hayal ediyorum. Müjdemizi verdiler, bir Aysun Kayacı vak'amız daha oldu!

“Yok yani şimdi halk ne, çoban kim, oy kullanmaları ne demek! Dedirtmeyin böyle şeyler bize!”

4- “Yavuz Sultan Selim katildir!”

Bitmediniz be! Vallahi bitmediniz! İkinci adam diyelim, cezası yok! İkinci adam ve avenesi bu lafı diyen ahmakların mezhebinden olanları kıtır kıtır öldürme vermiş halkçı partileri “tek partili düzen”de iken. Bunlar hala vatana göz koymuş teröristlerle kendi masum halklarının akıbetlerini bir tutuyorlar!

“Sus sus! Alevileri katleden bizimkiler ama şimdi makamdan-imkânlardan ayrı düşmek zor! Şartlar zor şartlar azizim karıştırma şimdi sus!”

Kısa olsun, hızlıca geçelim. Aşağıdakiler tırnak içinde.

• Abdülhamid istibdatçıdır.

• CHP’li bayan vekil: “Gel lan buraya”

• Anayasayı değiştiremezsiniz, size siyasi eşkıyalık yaptırmayız.

• Milli irade fetişizmi…

Olmuyor sevgili okuyucu, olmuyor.

Özde değil sözde HALKÇI CUMHURİYET MUHALEFET PARTİSİ isteriz!

(Kahkaha emojisi)

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
01 Oca 10:05

Bulut Sever

Puan: 4820

Eyvallah. Nasip.

01 Oca 00:55

Misafir

Kıraathanede çay eşliğinde sohbet eder gibi okudum yazınızı. Tebrik ederim. Daha sık okumak isteriz. Mesela ülkenin gençliği ne durumda? Bu konuyla ilgili fikirlerinizi okumak isterdim. Tekrar tebrikler.

Fatih Kaymakçı yazdı, 404 kez açıldı, 5 misafir beğendi, 8 yorum yapıldı.
25 Ara 16 06:00
Demokrasi Hayatımızın Neresinde ?
13e96b343881389bc4772f07fdd369ea1482609977

13e96b343881389bc4772f07fdd369ea1482609977

Demokrasi,etkin siyasal makamların,düzenli aralıklarla tekrarlanan,birden fazla partinin katıldığı,yöneticilerin ya da iktidarın serbest seçimlerle belirlendiği ve temel hakların güvence altına alınmış olduğu rejimdir.1970’lerde dünyadaki toplumların dörtte üçü yetkeci sayılabilirdi.Günümüzde ise özellikle Komünist blokunun yıkılmasıyla toplumların yaklaşık %75’i demokrasiye geçiş yapmıştır. (Her ne kadar Rusya ve bazı Orta Asya ülkelerinde demokrasinin sadece adı olsa bile)

Peki ne oldu da toplumlar demokrasiye geçiş yaptı? Bunun tabii ki birçok nedeni var;Küreselleşen dünyayla uluslararasındaki temasların artması(bunun en iyi örneği 1989’da Polonya’daki devrimin Macarları harekete geçirmesi),BM ve AB gibi uluslararası örgütlerin yetkeci devletler üzerinde demokratik olmaları yönünde baskı yapması,devletler için büyük önem taşıyan dev şirketlerin demokratik ülkelerle çalışmak istemesi gibi nedenleri sayabiliriz.(ki bu da çok tartışmalıdır.) Bu nedenle bazı sosyologlar küreselleşmenin de etkisiyle Çin,Küba,Kuzey Kore gibi ülkelerin de ileriki yıllarda demokratik adımlar atacaklarını savunmaktadır.

Demokrasi ne değildir? Eminim ki kimse kendini anti demokratik olarak görmez ama ‘’Çoğunluk azınlığa hükmeder.’’ yanılgısına birçok kişi kapılır.Kişinin temel hakları başka bireylerin iradesine ya da keyfine sunulamaz ,bunun en iyi örneklerinden biri 2008’de TBMM’de ‘’üniversitelerde başörtüsünün serbestliği’’ konusunun oylamaya sunulmasını söyleyebilirim.Zira böyle bir şeyin oylamaya sunulması dahi utanç vericidir.

Demokrasinin Sınırı Var mı ? Her ne kadar demokrasi en iyi yönetim biçimi de olsa hayatımızın her yerinde onu kullanmamız saçma olur.Örneğin;Herhangi bir bireye demokratik olup olmadığını sorduğumuzda kendisinden emin bir şekilde ‘’Evet’’ yanıtını alırız ve ardından devam ederek demokrasinin kendisi için bir vazgeçilmez olduğunu hatta bir yaşam tarzı olduğunu dile getirir.Bunun kanıtı olarak da ailede görevlerin paylaşıldığını kendisinin eve ekmek getirdiğini eşinin de ev işlerini yaptığını,çocuklara baktığını ve çocuklarını sporla ya da sanatla ilgili kursa vermek arasında kendisine göre tercih yaptığını yahut çocuklarının gideceği okulları,giyeceği kıyafetleri bile kendilerinin –ebeveynlerin- seçtiğini duymamız çok uzak bir ihtimal değildir..Belki de doğru olanı budur ama demokrasiyi hayatımızın her alanında olduğunu söylersek işte o zaman büyük bir yanılgıya düşmüş oluruz.

Özetlemek gerekirse demokrasi sandıktır ama her oylama demokrasi değildir.Yani kişi haklarını oylamaya sunarak demokrasiyi savunmuş olmuyorsunuz aksine kişi haklarını ihlal etmiş oluyorsunuz.

Neticede demokrasinin ne olduğu kadar ne olmadığını da iyi kavrayabilmemiz gerekir.

Tabii o zamana kadar ‘’demokrasi’’ diye bir kavram kalırsa…

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
28 Ara 12:40

Misafir

Demokrat Adnan Menderes yaşasın demokrasi , darbeci ismet inönü ,cemal gürsel allah belanızı versin

27 Ara 16:22

Kusura bakılacak bir durum yok, asıl ben eleştiriniz için teşekkür ederim. :)

Timur Timurlenk yazdı, 1566 kez açıldı, 18 misafir olmak üzere 19 kişi beğendi, 4 yorum yapıldı.
25 Ara 16 02:00
Toplum Neo Osmanlıcılık Tarih
128fddde901a3ccccc35bae339fc9ee31482595088

128fddde901a3ccccc35bae339fc9ee31482595088

Gündemimiz her zaman olduğu gibi yoğun, dolayısıyla Türk insanı ne yazık ki sürekli memleket ile ilgili gelişmeleri takip etmekten kendini alıkoyamıyor. Elbette insanımız memleket meseleleri dışında kendini inşa edebileceği, geliştirebileceği alanlara da yoğunlaşmak zorundadır. Edebiyat, tarih felsefe, bilim, sosyoloji, sanat, müzik vs. insanın zevkini ve kendine olan saygısını arttıran ilim ve uğraşlardır. Ben tarihle ilgilenen bir kimse olarak, sizlere 'derin tarih' anlattığını söyleyen kimi tarihçilerle, tarih anlayışıyla ve buna müteakip Neo Osmanlıcıkla ilgili birkaç hususa değinmek isterim

Toplum nezdinde, tarihe yönelik merakımız, ilgimiz ve idrakimiz ne derecede hep düşünmüşümdür. Aslında cevabı belli olan bu soruyu bir çıkış noktası olarak ele alabiliriz ve şunu net olarak söyleyebiliriz: Biz tarihimizi önceden de bilmiyorduk, şimdi de bilmiyoruz. Bu acı gerçeği kendimize itiraf etmekten çekinmemeliyiz ve buna bağlı olarak da dünyadaki konumumuzu yerli yerine oturturken hamasi söylemleri bir kenara bırakmalıyız. Bugün Türkiye'de ve genel olarak dünyada artan popülist dalga, milletleri sararken, onu gerçek dışı bir post-gerçekliğe itmiştir. Meydanlarda atılan söylevlere ve medyanın büyük çoğunluğuna hakim olan propagandist yayınlara dışarıdan bakan ve Osmanlı Tarihi hakkında fikir sahibi olmayan bir kimse, Osmanlı'nın sürekli fetih yapan ve bu fetihlerden topladığı vergilerle ve yağma ile gücünü arttıran bir devlet olduğunu düşünür. Bunun böyle olmadığı çok açık olmakla birlikte, asli görev siyasilere düşüyor (Geçenlerde sözde bir akademisyen 'fetihler çağı'nın başladığını twitter'dan duyuruyordu, düşünün seviyenin ne kadar ayağa düştüğünü). Millete aşıladığınız söylemler zararlıdır ve ne yazık ki zaten okuma ve araştırma alışkanlığı olmayan insanımızın zihnini çürütmektedir.

Bu hamasi tarih söylemlerine paralel olarak, adına her ne derseniz deyin, biz, Neo Osmanlıcılık gibi, sözde kökünü mazide arayan, özde gerçeklikten kopuk, hem ülkemize hem de komşu devletlere zarar veren politikalardan artık vazgeçmek durumundayız. Bu coğrafya da ayakta kalmak istiyorsak, önce bölgedeki dostlarımızı arttıracağız, sonra bölge dışından başka müstemlekeci devletlerin buraya müdahalelerini azaltacağız. Realiteden koptuğumuzda başımıza neler geldiğini 1918'de yaşadık. Artık tarihi filmlerde bile komik gelen 'fetihler çağı' gibi ancak ilkel toplumların rüyalarını süsleyecek kuruntuları bir kenara bırakıp, çok çalışmaya, düşünmeye, üretmeye, okumaya ve memlekete faydalı olmaya çalışmalıyız.

Artık etkileri topluma daha da fazla sirayet etmeye başlayan sözde tarihçilere ve onların zararlı görüşlerine isnaden; Cumhuriyetin kuruluş yılları, tarihimizin en acı dönemleridir. O şartlar altında cumhuriyeti kuran kuşağa, biz, çok şey borçluyuz elbette. Son yıllarda moda olan, kurucu değerlere ve kurucu kadroya karşı yapılan saldırıları, milletin dini duygularını ve hassasiyetlerini kullanarak yaptıkları bu 'fikri terör' faaliyetlerini esefle kınıyorum. Bize düşen görev, burada ve bütün muhtelif mecralarda halka doğruyu anlatmaktır. Kuruluşumuzun ne denli zor şartlar altında olduğunu belirtmek açısından, geçen asrın Türkiye'sinde nüfusun durumu şudur: Tahılla besleniliyor ve iptidai bir yapıları var, bütün kırsal toplumlar gibi Türkiye'nin nüfusu artıyor, her kadın beş çocuk doğuruyor fakat doğan yeni nüfus için büyük problemler var, Batı Anadolu ve Rumeli'de bulunan Hristiyan nüfus daha sağlıklı gelişiyor, bir takım hastalıklara daha az maruz kalıyor, bunda en büyük katkı misyoner eğitimi ve sağlık hizmetlerinde, Hristiyan nüfus hastahaneye gidebilirken, Türk gidemiyordu. Bu şekilde Türk nüfus doğumdan itibaren sağlıksız besleniyor ve hastalıklarla boğuşuyor, hatta bazı seyyahlar: " Bunlar eriyor, bitiyor, dejenere oluyorlar, Türkiye'nin geleceği Hristiyanlardadır." diyebiliyorlardı.(İlber Ortaylı- Avrupa ve Biz)

Biz cumhuriyete çok şey borçluyuz ve bunun bilincindeyiz, dün bu sözleri söyleyen Batılı seyyahlara bugün söylemleriyle hizmet eden tarihçi güruha itibar eden gençlerimizi, doğruyu aramaya davet ediyorum.    

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
27 Ara 07:59

Yazı; okumaya başladığım da sanki bana bazı konularda bilgi ve fikir verecekmiş gibi gözüktü. Ama özelliği olmayan, kişisel bir görüşün ötesine geçemedi...

26 Ara 19:25

Misafir

Ayrıca 19.yüzyıl osmanlıda sosyal yapıları ele alırsanır yazınızı bıraz daha geniş tutabilirseniz neden siyasette sanatta ticarette daha iyi yaşam sürenlerin gayrimüslümler olduğunu yazarmışınz? Türklerin vergilerinin neden fazlaydı?

Muharrem Morkoç yazdı, 766 kez açıldı, 29 misafir olmak üzere 32 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
24 Ara 16 22:00
Topumuzun Başını Bir Kılıçla Çıkarmadan [Uçurmadan] Nereye?

Ziyafet bitti, fakat ağzınızı silmeden, elinizi yıkamadan, bir de acı kahvemizi içmeden efendiler nereye?

Yaz başlangıcında sırtı karnına yapışmış, sarı, sıska, cansız birtakım tahtakuruları çıkar, iğne gibi vücudumuza batarlar, derimizi haşlarlar, kanımızı emerler, sonra sabaha karşı etli canlı, iri yarı şuraya buraya kaçarlar... Galiba şafak attı, güneş doğuyor; tahtakuruları nereye?

Kedisiz evlerde fareler vardır; kilerlere girerler, dolapları delerler, şunu, bunu kemirip, sağa sola koşuşup baş köşede gezerler, bir pıtırtı olunca deliklere girerler... Galiba koku aldınız, kedi geliyor; koca fareler nereye?

Dul annelerin haylaz çocukları vardır; sandıkları kırarlar, paraları çalarlar, bohçaları aşırıp Yahudi [eskiciye] satarlar ve sonra korkup sokak sokak kaçarlar... Galiba foyanız meydana çıktı, yakanız ele geçecek, ziyankâr evlatlar nereye?

Vurdular, kırdılar; yaktılar, yıktılar; astılar, kestiler; kastılar, kavurdular; nihayet leşimizi meydanlara sererek yılan gibi kaçtılar; memlekete düşmanları sokarak üzerimizden aştılar...

Eli sopalı, beli palalı, gözü kanlı paşalar damdan dama nereye?

Siz âmir olmadınız, sergerdelik [kabadayılık] ettiniz... Siz valilik yapmadınız, asesbaşılık [polis şefliği] ettiniz... Efelere, taş çıkardınız; zorbalara parmak ısırttınız...

“As” deyince sıra sıra darağaçları kurulur, “yak” deyince alev alev meşaleler tutuşur, “bas!” deyince tabur tabur jandarmalar üşüşürdü... Elinizde zindan anahtarları, belinizde idam ipleri, sırtınızda darağaçları vilâyet vilâyet dolaştınız... Beş senedir her tarafta kargalara insan leşinden öbek öbek ziyafetler çektiniz; akbabaları çocuk ölüsü ile besleyip kartalları artık Âdem etinden tiksindirdiniz.

Muhalif mi? Al aşağı... Muharrir mi? Vur başına... Türk mü? Sür ölüme... Rum mu? İste parasını... Ermeni mi? Kes kafasını... Arap mı? Çek ipe... Kadın mı? Gönder eve... Haydut mu? Buyurun köşeye... Külhanbeyi mi? Gelsin yanıma... Yahudi mi? Sor fikrini... Kalan kimseye at sopayı... Paraları koy cebine... İşte sizin programınız bu!

Palalarla sopalarla işe giriştiniz; sürülerle insanları dağ başlarına götürüp satırlardan geçirdiniz; babaları, evlatları yoktan yere harcayarak Anadolu içerisinde dul kadından, yoksul yetimden başkasını bırakmadınız. Ne oluyordunuz? Bu kanlı işgüzarlıklar, bu canavar akını, bu fitne ve fesat siyaseti ne fayda verecekti? Ne kazanacaktık? Dünyayı mı alacaktık, Mısır’a sultan mı olacak, Hind’e şah mı gidecektik?

Sizin sadrazamlıkla, seraskerlikle, nâzırlıkla gözleriniz doymamıştı, a padişah heveslileri... Şam’da, Halep’te az daha namınıza hutbe okutup, isminize sikke kestirecektiniz. Yiğitlik sizde, kahramanlık sizde, avurt zavurt sizde, caka tavır, hepsi sizdeydi... Şimdi böyle sinsi sansar gibi tavandan tavana nereye?

Evet, nereye gidiyorlar? Mahalle kahvesinden bir adımda sadârete, meyhane peykesinden bir basışta nezârete, tulumbacı koğuşundan bir hamlede vilâyete eren bu türediler nereye gidiyorlar? Kendileri kürklere büründüler, milletin derisini soydular... Anamıza sövdüler, babamızı dövdüler, hulâsa bacağından yakalayıp bu devleti yerden yere vurdular, paçavraya çevirdiler.

İşte milleti artık büsbütün öldürdüklerinden emin olsunlar... kollarımızda bir zerre kuvvet kalmış olsaydı, yakalarından yapışır öcümüzü alırdık... Halbuki kollarını sallıya sallıya, yüzümüze tüküre tüküre gittiler.

Aşkolsun! At da size yaraşır; meydan da. Bizde bu ölü kan, sizde o yaman surat olduktan sonra bir gün olur yine gelirsiniz... Biz size: “Kırk katır mı, kırk satır mı?” diye soramadık; yarın sizin bize:

- "Ölümlerden ölüm beğen!" demek artık hakkınızdır. Lâyıkımız olan paşalar! Topumuzun başını bir kılıçla çıkarmadan [uçurmadan] nereye?

R.H. Karay

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
14 Oca 17:00

Misafir

BNdmdm

Payitaht İstanbul yazdı, 691 kez açıldı, 21 misafir beğendi, 7 yorum yapıldı.
24 Ara 16 18:00
Türkiye Batı'ya Olan Bey'atını Bozdu mu?

Osmanlı İslam Devleti bakiyesi üzerine kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti, 1923 yılında yeni kurulacak olan devletini ilan ederken, her şeyi ile Batıya Bey’at edeceğinin garantisini Lozan antlaşmasında vermiş bulunuyordu...

Viyana kapılarını zorlamış olan Osmanlı İslam Devletinin korkusu, Hristiyan Batı âlemini çok korkutmuş ve Osmanlının yıkılması için yüz yıllar boyunca her türlü fitne ve desiseye başvurmaktan geri durmamışlardır...

Batı dünyası, yüz yıllardır süren “Osmanlı ile nasıl mücadele edebilirim” kaygı ve korkularını artık geride bırakmış ve 20. yy’la “Osmanlı Devletinin yıkılmış veya durdurulmuş” halini görerek, yeni işgal edeceği coğrafyaların hesabı ile meşgul olmaya başlamıştır...

Seküler bir zemin üzerine kurulmasına müsaade edilen Türkiye Cumhuriyeti Devletinin, bir daha başlarına yeni bir Osmanlı tecrübesi açmaması için her türlü şey düşünülmüş ve hayata geçirilmişti...

Hristiyan Batı, Cumhuriyet rejiminin yeni kadrolarından Lozan’da verilen Bey’at’larının gereğini yerine getirmelerini bekler ve çok geçmeden kanlı inkılap ve devrimler yaşanmaya başlar...

Saltanat kaldırılır, Hilafet ilga edilir, medreseler, türbeler, tekke ve zaviyeler kapatılır, harf inkılabı yapılır, Şer’i hukuk kaldırılır yerine Hristiyan Batı hukuku getirilir, İbadet dili değiştirilir, Camiler hızlı bir şekilde kapatılır veya yıkılır, Laiklik anayasaya bir yaşam tarzı olarak geçirilir v.s. v.s

Yapılan her devrim, Batı’ya verilmiş olan Bey’at’in adeta bir taahhüdü gibiydi!

Batı, Lozan’ın çocukları üzerinden, Hira’nın evlatlarından yüz yılların intikamını almak istiyordu...

1923 – 1950 yılları arası, Osmanlı tebaasının her alanda tam bir travma geçirdiği Dönemin adıydı artık...

Demokrat partinin 10 yıllık iktidarı ve icraatları, Lozan antlaşmasında verilen taahhütleri zorlamamasına ve ihlal etmemesine rağmen, 1960 darbesi gerçekleşti...

1960 darbesinin gerekçesi ne 18 yıl aradan sonra okunan Arapça ezânlar, nede bir kaç camiinin açılması, Lozan’ı ihlal eden hususlar değildi...

Ama bu ve benzeri şeyler Olimpusun çocuklularını tedirgin etti. 1960 darbesi ile en ufak sapmalara dahi balans ayarı verildi...

İslam’ın siyasi alanda etkisini hissettirmesi, 1980 ve 1997 de gerçekleşen 28 Şubat darbesini hazırladı...

Her darbe, aşınan Lozan antlaşmasının tazelenmesi anlamını taşıyordu...

2003 yılında iktidara gelen Ak Parti iktidarının da aslında ne Batı ile nede Lozan ile bir problemi vardı...

Batı ile gayet uyumlu, Avrupa Birliğine girmek için canhıraş bir şekilde çalışan, batılılaşma eğilimi ve Temâyülünün zirve yaptığı dönemlerdir 2003 ila 2009 yılları arası...

•İlk ciddi ihlal...

Davos’ta ki “wan minute” çıkışı ile, istemeden de olsa Lozan antlaşmasını ihlal ediyoruz!

Ülke üzerindeki dini baskıların tedricen ber taraf edilmesi, Üniversitedeki Başörtüsü yasağının kaldırılması, olimpus dağının çocuklarını artık ciddi bir şekilde tedirgin ediyordu!

Türkiye’yi ulus devlet yalanları ve masalları ile büyüten Batı’nın, Türkiye’nin verdiği ümmetçi reaksiyonlar ve faaliyetler, Batı’ya artık asırlık düşmanı Osmanlıyı hatırlatıyor!

Artık Türkiye haddini aşmış ve Lozan antlaşmasının sınırlarını fazlası ile ihlal etmişti!

17/25 aralık polis ve yargı darbesi ile, tereyağından kıl çeker gibi bu defteri kapatmak istediler ama olmadı!

Batı’nın âleni bir şekilde destek verdiği “Gezi Ayaklanması” da bir işe yaramadı. Nede çok umutlanmışlardı!

Çatı aday Ekmeleddin ihsanoğlu ise tam bir hayal kırıklığı olmuştu!

•Fiili işgal...

Kimsenin beklemediği bir şey oldu ve 15 temmuz darbe girişimi gerçekleşti!

Darbe, milletin mukavemeti ile akâmete uğratıldı...

Böylece 15 temmuz darbe girişimi ile, Olimpusun çocukluları Hira’nın evlatlarına karşı ilk büyük yenilgilerini tatmış oldular!

15 Temmuz 2016 tarihi, Lozan’ın fiili olarak çatırdadığı tarihin adı oldu!

Yazımızı, Reisi Cumhurun 15 temmuz darbe girişiminden 2 ay sonra, Lozan ile ilgili sarf ettiği tarihi bir meydan okuma ile bitirelim...

Reisi Cumhur: “1923'te Lozan'a razı ettiler. Birileri bize Lozan'ı zafer diye yutturmaya çalıştılar. Şöyle bağırsan sesinin duyulacağı adaları biz Lozan’la verdik.”

Yaklaşıyor yaklaşmakta olan...

Yaklaşıyor yaklaşmakta olan...

(Resim, ismet İnönü’nün Lozan antlaşmasını haber yapan bir gazeteye ait)

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
15 Oca 12:37

Cehaletin ilacı yoktur. Okumakla da geçmez

15 Oca 08:07

Nötrinov

Puan: 101

Abdülhamitten ne beklenir ki.Sorsan Habeşistan diye bir ülkenin hala olduğunu sanar.Kardeş dünya değiiyor dünya ileriye gidiyor.Süreki batı batı tutturmuşsun senin batı dediğini 2.Dünya savaşınad Ruslar dümdüz etti.Klasik Osmanlı kafası.

Mücahid Cesur yazdı, 1144 kez açıldı, 44 misafir olmak üzere 47 kişi beğendi, 6 yorum yapıldı.
23 Ara 16 18:00
Saddam Hüseyin
ccec4c521fd1d5b964297ab30eac90381482500982

ccec4c521fd1d5b964297ab30eac90381482500982

Öncelikle bu yazıdan Saddam hayranı veya Saddam’ı övme anlamı çıkartılmamalıdır.

Saddam Hüseyin Irak-Tikrit’te dünyaya gözlerini açtı. Çocukluğu ve gençliği ileride nerelere gelip, neler yapacağının bir göstergesiydi. Askeri akademiye girişi başarısız olunca Baas Partisine girdi ve partide liderliğe kadar yükseldi. Gerçekten iyi bir liderdi. Muhalefetten yükselen sesleri başarıyla bastırdı. Devlet içinde polis ağı kurdu. Propagandayıda başarıyla kullanarak halk arasında ‘’ efsane’’ olmaya hazırdı, hatta olmuştu bile. Saddam ortadoğu coğrafyasında ülkesini lider yapmak istiyordu. Arap milliyetçisiydi. Elbette ki hataları yok demiyoruz ancak genel olarak ülkesinin menfaatlerini düşünüyordu ve Amerika’ya sert bir şekilde kafa tutuyordu. Silahlanma aşkı belki de onun en zayıf noktasıydı. İran’la 8 yıl süren savaş sonunda Irak’ta ekonomik anlamda istikrarsızlık olmasına rağmen silahlanmaya son sürat devam ediyordu.

Ülkesinin refahı için Şiiler ve Peşmergeye karşı amansız bir mücadele verdi. Günümüz şiilerine Saddam’ı sormaya kalksak ne cevap alacağımızı iyi biliriz. Bu olaylar da ‘’Halepçe Katliamı’’nın sorumlusu tutuldu. Yargılanmasında ise ‘’Öyle bir şey duymuştum’’ dedi. Bu olayın muhasebesi çok ayrı bir dava, biz konumuza dönelim. Milleti için uğraşması emperyalislerin uykusunu kaçırmıştı. Amerika Irağa girmenin hesaplarını yapıyor ve bahaneler üretiyordu. Irağın elinde kimyasal silahlar ve kitle imha silahları olduğunu iddia ediyordu. ABD, Saddam’ı görevi bırakmaya çağırıp tehdit ediyordu. Saddam bir adım bile geri atmadı. Zaten onun sonunu getirende buydu. Sanki lugatında geri vites diye bir şey yoktu. Afganistan’a katillerin girmesinin ardından ABD Mart 2003’te Irağa girdi. Demokrasi getirme vaadiyle girdiği ülkede katliamlar,terör günümüze kadar hiç durmaksızın devam etti. Saddam’ın 2 oğlu ABD Özel Kuvvetler tarafından öldürüldü. Saddam ise doğduğu Tikrit’te yakalandı. Sözde bağımsız Irak mahkemeleri tarafından yargılandı. 148 Şii’nin öldürüldüğü Duceyil davasından idamına karar verildi. Saddam idam edilmek yerine, kurşuna dizilmek istiyordu. Bu talep Saddam’ın dünya kamuoyuna küçük düşürülmesi için kabul edilmedi.

30 Aralık 2006 Kurban Bayramında idam edildi. Tek suçu milletini, Irağı düşünmekti. İdamın ardından İsrail, ABD, Kuveyt sevinirken diğer yandan Malezya,Libya ve Pakistan’da şiddetle kınandı.

Buna bakılarak bile Saddam’ın nasıl bir lider olduğunu anlamak zor değil. Tek hatası ise ileriyi düşünememekti. Aşırı silahlanma, gereksiz efelenmesi onu ölüme sürükledi. Onu yargılayan hakim ve CIA itirafçısı yıllar sonra pişmanlıklarını dile getirecek ve Saddam’ı haksız yere devirdiklerini kabul edeceklerdi. 2003’e kadar terörün kökünü kazıyan Irak’ta 2003-2015 arasında toplamda 175 bin kişi hayatını kaybedecek ve türlü türlü terör örgütleri doğacak, ülkede otorite sağlanamayacaktı. Saddam’ı diktatörlükle suçlayanlar, onun heykelini devirenler şimdi onu mumla arayacaktı…

İdamından önce yazdığı şu satırlar ise okunmaya değer ;

‘’ Ruhumu bir kurban olarak Allah’a sunuyorum. İsterse ruhumu şehitlerle birlikte cennete gönderecek, belki de erteleyecek. Bu yüzden sabırlı olalım ve ona güvenelim.’’

İdamdan önceki mektubunda son sözleri şunlar oldu ;

Allah büyüktür!

Allah büyüktür!

Allah büyüktür!

Yaşasın Milletimiz!

Yaşasın Irak!

Yaşasın Filistin!

Yaşasın cihad ve mücahidler!

Saddam Hüseyin

Irak Devlet Başkanı ve Irak Mücahid Silahlı Kuvvetleri Başkomutanı

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
31 Ara 15:33

Güzel bir yazı olmuş. Saddam Hüseyin konusundaki düşüncelerimle örtüşüyor. Kaleminize sağlık.

27 Ara 08:21

İyi bir yazı olmuş.

Abdullah Fakiroğlu yazdı, 577 kez açıldı, 16 misafir olmak üzere 20 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
22 Ara 16 14:00
Profesyonel Algı Makineleri Hala Devrede 

Rus Büyükelçisinin FETÖ mensubun bir polis tarafından Ankara’da öldürülmesi sonrasında sayın cumhurbaşkanının 21 Ekim’de yaptığı bir açıklama gündeme getirildi. Erdoğan o açıklamada “Nusra’ya neden terör örgütü diyorsunuz” demişti. Bilerek eksik yazdım, yaptığı açıklamanın tam manşete yansıyan kısmı şuydu aslında, “ O zaman Nusra’ya neden terör örgütü diyorsunuz”

Rus büyükelçiyi öldürenin getirdiği tekbir sonrası suikastı Nusra işledi iddiası dolaşıma sokulduğunda akabinde hemen bu eski haber paylaşıldı. Akşam gazetesinin sosyal medya hesabından(bakın adamınız diyor ben demiyorum ) haberin twitini RT yapmak, akabinde belki İngilizce twitle birebir alıntılayarak paylaşmak.

Bu çalışma Nusra Rus büyükelçisinin öldürülmesini üstlendi yalanıyla birleşince oluşan algıyı hesap edersiniz. Nasılsa uluslararası medya da yayılmasında sıkıntı yok. Sosyal medyada gördüğüm en iyi medya okurlarından biri olan Mister NU’nun https://twitter.com/mister_nu dün yaptığı flooda göz atmakta fayda var. https://twitter.com/mister_nu/status/811571750341406721

Medya’nın gerçeği oluşturma, değiştirme, yok etme ve genetiğiyle oynayarak farklı bir hale getirip dolaşıma sokma gücünün hafife alındığını, bunun ne derece büyük bir tehlike olduğunun gözden kaçırıldığını düşünüyorum.

Bu tür yalan iddialar dolaşıma sokulduğu andan itibaren gerçek oluyor. Facebook instagram, twitter, fısıltı gazetesi aracılığıyla milyonlarca insana ulaşıyor. Sonra ayıkla pirincin taşını. Dolaşıma sokulan bilginin yalan olduğunu ispatladığında karşındaki muhatabın görüşünü değiştirmiyor.

Tanıtımı yapılacak bir ürünün reklam kampanyası gibi demiştim 8 Haziran’da yalanları konu aldığım yazımda. https://www.geornalist.com/post/11610/bu-yalanlarin-bir-sebebi-var Yazımın sonunda korktuğum gerçekleşmedi, Erdoğan alaşağı edilmek istendi ama bu yalanlara inanmadık.

Burada, madem başarısız oldular neden devam ettiriyorlar sorusu sorulacaktır. Uzun vadede amaçlarının Erdoğan’ı terör örgütlerinin hamisi gibi göstermeye devam ettirmek olduğunu söyleyebilirim. Böylece hem PKK’yı temize çekiyorlar, hem FETÖ eliyle yapılan operasyonu aklıyorlar, hem de surda bir delik açmayı hedefliyorlar.

Yoksa Boğaziçi üniversitesi mezunu, medya üzerine çalışan, akademisyenlik yapan, kitap sitelerinde okuma listeleri hazırlayan entelektüel insanlar neden bir gerizekalı gibi aşağıda ekleyeceğim açıklamayı Erdoğan’ın Nusra’ya desteğiymiş gibi göstersin ki?

http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/siyaset/555151/Erdogan__El_Nusra_ya_niye_teror_orgutu_diyorsunuz_.html

"Son gelişmeleri görüyoruz. Avrupa Parlamentosu'nun koridorlarında bakıyorsunuz YPG terör örgütünün paçavraları asılı ve onun önünde de ülkemizdeki bölücü terör örgütünün parlamentoya destekleriyle soktuğu kişiler poz veriyor. Bunu batıya söylediğimizde hepsinin söylediği şey şu. 'Ama onlar DAİŞ'e karşı'. Eğer DAİŞ'e karşı olanlar terör örgütü değilse o zaman El Nusra'ya niye terör örgütü diyorsunuz? El Nusra da DAİŞ'e karşı çok ciddi mücadele veriyor. Bu batının mantalitesi şöyle çalışıyor. İyi terörist, kötü terörist anlayış bu. Bu anlayışı tersine Allah'ın izniyle biz değiştireceğiz. Onun için yılmıyoruz. Nasıl ki şu anda çok kararlı operasyonlar sürdürdük, sürdürüyorsak milletimizin huzurunu tesis edene kadar bu terörle mücadeleyi can güvenliği, mal güvenliği konusunda sorumluluğu olan bir devletin başı olarak Allah'ın izniyle başaracağız. Yılmak yok. Bu yolda devam edeceğiz. Kararlıyız. Korkuyu korkutmadığınız sürece her zaman mağlupsunuz."

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Fevzi Altınok yazdı, 628 kez açıldı, 33 misafir olmak üzere 36 kişi beğendi, 6 yorum yapıldı.
22 Ara 16 06:00
Son Toprak

Böyle bir dönemde hala cıvık cıvık aşk dizilerinin filmlerinin bu kadar rağbet görmesine anlam veremiyorum. İnsanlar ya çok umursamaz ya da gerçekten bütün ülkenin psikolojisi bozuldu. Özellikle genç arkadaşlarıma sesleniyorum biz bu ülkenin genç dinamikleriyiz, ülkenin teminatıyız. Avrupanın üstümüze yıktığı ve bir türlü üstümüzden atamadığımız bu rahatlıktan ve vurdumduymazlıktan biran önce kurtulmamız gerekiyor.

Hiçbir sebep bulamıyorsanız eğer bunları yapmaya, sadece harita çıkartın önünüze ve çevremizde ki ülkelerin ne halde olduklarına ve bundan 15 yıl önce ne halde olduklarına bakın. Söylemek istediğim şu Suriye’nin bundan 10-15 sene önce bizden pekte bir farkı yoktu ama bakın bugün Halep’te tek bir tane bina ayakta kalmadı eğer ki içimize giren bu tehlikenin farkında değilsek yarın her şey için çok geç olabilir.

Benim burada yapmaya çalıştığım şey 50 yaşında ki amcaların kahve muhabbeti değil, çevremizde ki ülkeleri bu hale getirmek için yapılan şeylerin aynısı bizim ülkemizde de yapılıyor bunu söylemeye çalışıyorum.

Sosyal medya da görmüştüm bir Suriyeli kadın şöyle demişti ve sanırım bu anlatmaya çalıştığım şeyin özeti ; “ülkemizde ara sıra bombalar patlıyordu, aldırış etmiyorduk ta ki uçaklar evimize bomba yağdırana kadar” .

Teröre teslim olmayın çalışın, çabalayın, ülkemizi daha güzel bir yer haline getirmek için çabalayın.

Bizim buradan başka gidecek bir yerimiz yok .

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
27 Ara 10:06

Doğrudur bende etrafımda çok gördüm reis öyle tipleri bu yüzden bu konuya değindim

27 Ara 08:33

Ha bu arada "50 yaşındaki amcaların kahve muhabbeti derken" 50 yaşın çok uzağında olduğunu sanma, şıp diye bir bakmışın 50'sindesin... Tecrübe:)

Merve Çelik yazdı, 756 kez açıldı, 29 misafir olmak üzere 32 kişi beğendi, 13 yorum yapıldı.
22 Ara 16 02:00
Başka Türkiye'miz Yok!

Asırlar boyunca mukaddes emanetimiz olan bu coğrafya Türk milletinin namusudur. Bayrağının rengini aziz şehitlerimizin kanından alan yerdir bu vatan. Bu topraklar bizim mirasımızdır. Geçmişten bugüne her karış toprağına işlemiş ezan sesidir bu vatan. Binlerce şehidimizin kanının kokusunun sindiği topraktır bu vatan. Şehitlerimizin kutsal naaşlarının toprakla bütünleştiği yerdir bu vatan. Toprak uğruna korkusuzca savaşan yiğitlerimizdir bu vatan. Ezani susmasın diye dini uğruna canini verenlerindir bu vatan. Ortak diline, Türkçe’ sine sahip çıkanlarındır bu vatan. Hak yolunda, davası uğruna can verenlerin ta kendisidir bu vatan. İste bu vatan Aziz Türkiye, Büyük Türkiye!

Biz bu vatanin evlatlarıyız. Bu topraklarda doğduk, bu topraklarda öleceğiz. Boğazımızdan geçen her lokma bu topraklardan. Dini, dili, mezhebi, siyasi görüşü ne olursa olsun ayrıştırmadan kardeşçe bu topraklarda yaşıyoruz. Bu kardeşliği bozmaya çalışanlara inat bağlarımızı sıkı tutacağız. Geleceğimizi yüzyıllardır olduğu gibi kardeşlik içinde biz kuracağız.

Büyük Hun İmparatorluğu' ndan Osmanlı İmparatorluğu’ na varıncaya kadar 16 büyük Türk Devleti kuruldu.

1071'de Malazgirt'le Anadolu'nun kapılarının açılmasıyla başlayan bu serüvende defalarca bizi yok etmeye çalışan Haçlıları alt ettik.

Peygamber Efendimizin övgülerine nail olan, müjdelenen o kutlu padişahımız Fatih Sultan Mehmed Han'ın İstanbul' u fethetmesi vatanımızı vatan yapan başka bir neden.

İslam birliği için çabalayan Yavuz Sultan Selim Han’ın nizam götürmek için topraklarımıza toprak katmasıyla halifeliği devralması koskoca coğrafyayı İslam çatısı altında toplamasıydı vatanı vatan yapan.

Cihad anlayışıyla büyük topraklar fetheden Kanuni Sultan Süleyman’ın adaletiydi vatanı vatan yapan.

Osmanlı Devleti'nin çökmesine ramak kala hala tüm inancıyla onca düşmana rağmen vataninin tek karış toprağını bile kaybetmemek için seferber olup, yiğitçe emanetine sahip çıkanların yeridir bu vatan.

Kurtuluş Savaşı'nda evinde ne var ne yok hepsini askerine götüren hatta savaşan kahraman analarımızın namusudur bu vatan.

Şu an özgürce, korkusuzca dalgalanan şanlı al bayrağımızın gölgesinde yaşayabiliyorsak vatanının istikbali için gözünü kırpmadan şehadete koşan göz nurumuz şehitlerimize borçluyuz.

Ve şimdi...

Türkiye Cumhuriyeti'nin emin adımlarla büyüdüğüne şahidiz. Batılı güçlerin işine gelmeyen bu hızlı gelişme onların canlarını sıksa da...

Hep birlikte kardeşçe yaşadığımız bu topraklarda, namusumuz gördüğümüz bu vatanı kendi elimizle bölmemizi istiyorlar. Bunun için hiçbir alçaklıktan geri kalmıyorlar. Açıkça teröre desteklerinden mi bahsedelim, eğittikleri canlı bombaları mı, yoksa hain darbeyi mi?

Bizim yapacağımız tek şey bir olup, üzerimizde oynamaya çalıştıkları oyunu alt etmek. Türk-Kürt dediler bölmeye çalıştılar, elimizden topraklarımızı almaya çalıştılar ve hala son bir umut çabalıyorlar. Doğuda PKK ya yıllardır binlerce şehit verdik lakin tek karış toprak vermedik, vermeyiz!

Vatanı bölünmeye sürükleyen, hatta darbe planları bile yapabilme haddinde bulunan dış güçlere rağmen; Bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız, hep birlikte Türkiye olacağız !

Türkiye sevgisi imandandır dedik düşmanlara kul olmadık, tek dostumuzu Hak bildik. Yazarın da dediği gibi: " Bizim marifetimizden değil, bize rağmen, Allah bu ülkeyi muhafaza ediyor şuurundaki Türkiye sevdalılarının kalplerindeki iman nuruna emanetiz..." Bu ülkeyi sevmeyi iman bilenlerin hürmetine Türkiye yıkılmaz !

Pkk, Pyd, Daeş, Fetö her türlü terör örgütü bizim kadim tarihimizi bilmeden bize musallat olmaya çalışsalar da onlara kim olduğumuzu o gece hatırlattık. 161 şehit verdiğimiz o gece, 15 Temmuz gecesi...

Onlar planlarıyla, silahıyla, tankıyla, uçağıyla geldiler. Ya biz? Biz Allah'tan gelen müthiş cesaretle, elimiz bomboş ama gönlümüzdeki koskoca imanımızla karşılarına çıktık. O köprü, o sokaklar imanlı insanlarla dolup taştı. Sabaha kadar aralıksız okunan ezanlar, salâlar bize güç verdi. Tüm millet tek yürek dualara sarıldık.

O gece korkusuzca tankın üzerine çıkan insanlar gördük. Nereye ateş açıyorlarsa, nereyi bombalıyorlarsa oraya koşan insanlar gördük. Arabaları çiğneyip geçen tanktan korkmayıp durdurmak için karşısına çıkan hatta önüne yatan insanlar gördük. Meclisimiz bombalandı, cumhurbaşkanımıza suikastta bulundular, biz tek millet olarak karşılarında durduk. Bu hadsizliği yapanlara aziz milletimiz adeta Kurtuluş Savaşı’ndaki muazzam ruhla karşılık verdik. "Biz biriz, gerekirse vatanimiz için canimizi vereceğiz." deyip evden çıkarken kimisi anasından, babasından; kimisi eşinden, evladından helallik alıp çıktılar. Tereddüt etmeden!

İşte bu yüce yürekli insanlarımız sayesinde bizle başa çıkamadılar, muvaffak olamadılar. Felaket gecenin hiçbir sahnesini unutmayacağız, unutturmayacağız. Çünkü "Allah yolunda öldürülenlere “ölüler” demeyin. Bilakis onlar diridirler, fakat siz hissedemezsiniz." diye Bakara suresinde bizlere bildirilmişti. Ve biz "Şehitler ölmez, vatan bölünmez! "anlayışıyla yaşayan milletiz. Evladını vatan uğrunda şehit veren anaların "Düşmanı sevindirmeyeceğiz." diye dik duruşu başka vatanda görülmez.

Geleceğimizi şehitlerimizi unutmadan biz inşa edeceğiz. Ne diyordu Rahmetli Muharrem Ertaş: " Aşkınan çalışan yorulmaz! " Biz de bu vatanin evlatları olarak canla başla aşkla çalışacağız.

Vatansız insan köksüzdür. Namusumuza, mukaddes emanetimize yüzyıllardır olduğu gibi şimdi de tek yumruk halinde sahip çıkacağız. Ana gibi yâr, vatan gibi diyar olmaz...

Başka vatanımız yok !

Başka Türkiye’miz yok !

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
27 Ara 23:19

Kesinlikle mevzu begenilip begenilmemesi degil benim için . Saygı duyuyorum görüşünüze elbette teşekkür ederim kardeşim ..

27 Ara 23:16

Vatanı için elinden geldiğince bir şeyler yazmaya çalışan birine neden saygısızlık yapılsın ki. Dikkat ederseniz, "Kısa ve öz" sözümden sonra yazınızla ilgili eleştirim bitmiştir. Sonraki cümle genel durumumuzu anlatmaktadır. Yine de özür dilerim.

Ozan Bilican yazdı, 1920 kez açıldı, 210 misafir olmak üzere 213 kişi beğendi, 21 yorum yapıldı.
20 Ara 16 18:00

Ozan Bilican

Puan: 2220

Pkk Bir Yokoluş Hikayesi
2c49409eac854eef43087d883474ebbc14834989

2c49409eac854eef43087d883474ebbc14834989

Hatırlayanlar vardır; 7 Haziran 2015 akşamı seçim sonuçları açıklandığında HDP artık Türkiye’nin bir gerçeğidir yazmıştım. O günden sonra HDP bu gerçekliği ve arkasındaki desteği meşru yolda kullanıp teröre karşı bir duruş sergileseydi belki de bugün çok farklı bir noktada olabilirdik. HDP ise bu sûni gücünü “sırtını dayadığı” PKK/PYD’nin bir anda çözüm sürecini bitirip başlattığı ayaklanmanın legal görünümlü savunuculuğu üzerine kurmaya yönelik siyaset izledi ve tabii kendileri kaybetti.

Şuan Türk halkında pek dile getirilmese de terör olaylarına karşı son derece doğal bir bıkkınlık var. 1.5 senedir peşisıra patlayan bombalar “yenilmiyoruz ama yenemiyoruz da” hissiyatı oluşturuyor insanların içinde. Peki gerçekten öyle mi? Bunu cevaplamak için PKK’nın 30 senede geçirdiği evrimleri iyi okumak gerekir. İlk başta Türkiye’nin Güneydoğusu,Irak ve Suriye’nin kuzeyini kapsayan bir Kürt devleti amacıyla kurulan örgüt,zamanla önce Irak daha sonra Suriye ve Türkiye üzerindeki devlet hedeflerinde tamamen başarısızlığa uğrayarak yeni bir hedef belirledi ; Özerklik.

Devlet hedefinde başarıya ulaşamayacağını anlayan terör örgütü artık konseptini değiştirerek Türkiye’nin Güneydoğu illerini kapsayan bir özerk devlet istiyordu. Öcalan’ın yakalanması sonrası Kandil ve İmralı arasındaki iktidar mücadelesi de izledikleri politikaları etkiledi.

Bu noktada ilk önce Eski İçişleri Bakanı ve devlet kademeleri üzerinde her daim etkisi bulunan Mehmet Ağar tarafından dile getirilen “düz ovada siyaset” terimi ve dönemin MİT Müsteşarı Emre Taner ile başlayan örgütün üst düzey yöneticileriyle yapılan müzakereler ile birlikte bir devlet projesi olan çözüm süreci devreye girdi. Bugün toplumun büyük çoğunluğunun mutabık kaldığı dönemin AK Parti iktidarının çözüm sürecinde yaptığı büyük hatalar belki de terörün dozunu tetikledi ama işin bir de Kürt halkı boyutu var.

93 senelik ülke tarihinde belki de ilk defa devletten bu kadar haklar elde edebilen;devletten hizmet alabilen;eğitim,sağlık ve ulaşım gibi temel insani ihtiyaçlarını her vatandaş gibi devletinden temin edebilen Güneydoğu başta olmak üzere tüm Kürt halkı,devletin babacan yüzünü yeni yeni tanıyabiliyordu. Bu da halkın devlete güvenebilmesine ve örgütün taban desteğini büyük ölçüde yitirmesini sağlamıştı. Geçtiğimiz sene şehirlerde yaşanan hendek süreçleri,örgütün başlattığı gerilla ayaklanması ile sivil halkın örgüte desteği ise neredeyse tamamen son buldu. Özel Kuvvetler Komutanlığı,Jandarma Özel Harekat ve Polis Özel Harekat öncülüğünde şehirlerde büyük kayıplar veren PKK,çareyi Suriye’deki kantonlarına çekilmekte buldu. Yani PKK,kuruluş amacı olan Kürt Devleti ideasından sonra ikinci ideası olan özerklikte de başarısızlığa uğramış ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti sınırları üzerinde herhangi bir toprak ve iktidar hakkı ileri süremeyeceğini anlamıştı.

Peki şuan durum ne?

Suriye’deki iktidar boşluğundan faydalanıp Afrin,Menbiç ve Kobani şehirlerinde kanton ilan eden PYD/PKK,şuan bu bölgelerde kendi kendine devletçilik oynuyor.

Suriye’de Esed rejimi Rusya ve İran’ın,IŞİD İngiltere ve İsrail’in,PYD/PKK ise Amerika ve Avrupa’nın menfaatlerini kolluyor diyebiliriz. Şuan dünyanın büyük güç odaklarının gözünü diktiği Suriye topraklarındaki paylaşım sona ermeden de bu dağınık yapı sona ermeyecek tabii ki.

PKK/PYD/YPG/HDP/TAK artık adı her ne ise,bu örgütün şuan Türkiye’de,Türkiye halkında,sokakta hiçbir somut karşılığı yok. Bu örgütün artık Türkiye’de hiçbir egemenlik hakkı ileri sürecek ne gücü kaldı,ne de dermanı. Artık ülkemizdeki tek varlık gayeleri Suriye’de Amerika’nın politikalarına uymayan hamlelerimize karşı bir cevap olarak kendini patlatan gerizekalılar yetiştirmekten başka bir şey değil.

Peki terör neden bitmiyor? Türkiye’de terör bir gün biter mi? Bu soruların yanıtını da bir sonraki yazıda konuşuruz inşallah.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
22 Ara 20:40

Misafir

Suriye ve Irak'taki toprakları birleştirmek içinde tek engel barzani eğer barzani bu aşiretçilik anlayışını bir yana bıraksa bunlar her iki bölgeyide birleştirip bağımsızlıklarını ilan ederler...

22 Ara 20:34

Misafir

PKK'nin 30 yıldır amacı sosyalist birleşik bir kürdistan devleti kurmaktı.ve bu devlete ırak, Suriye, Türkiye ve İran arasında osmanlı zamanındaki kürdistan toprakları içerisindeydi.örgüt Irak'taki yönetimi elde edemeyince.straji değiştirdi...

Payitaht İstanbul yazdı, 830 kez açıldı, 18 misafir olmak üzere 21 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
19 Ara 16 06:00
Halep İçin Yola Çıktık!

Halep’te mahsur kalmış 100 binlerce insan için Cilvegözü sınır kapısına yürüdük...

Binlerceydik, gelmek isteyipte gelemeyen milyonlarca Müslüman adına, tekbirler getirdik!

Kundaktaki bebeler ve küçücük çocuklar bile gelmişti, Allah indinde dualarımızın kabulü için!

Öfkeliydik hemde çok öfkeli!

Taifte Hz. Peygamber’e gelen ve Taif’i helak etmek isteyen melekleri bekledik nedense!

Nuh a.s)’ın “EY Rabbim, yer yüzünde kafirlerden hiç kimseyi bırakma!” bedduası, dualarımıza girmek için kalbimizi yokladı!

Halep’te öldürülen her bebeği görünce, tekrardan Nuh a.s)’ın dizinin dibinde buluyoruz kendimizi ve onun gibi yalvarıyoruz Rabbimize:

“Ey Rabbim! Ben yenilgiye uğradım, yardım et”

Öfkemizi dindirmek için namaza, infaka ve duaya sarılıyoruz..

Emperyalistler tarafından çizilen Hatay’ın suni sınırlarını zorluyoruz...

Halep ne kadarda yakınmış meğer!

Halep’i ve diğer mazlum coğrafyaları unutmamız için, Kayseri’de askerlerimizi tekrardan hedef alıyorlar!

Artık kimse bizle yüz yüze savaşmak istemiyor, kahpe ve korkak köpeklerine hazırlattıkları bomba yüklü ölüm makinaları ile saldırıyorlar bize!

“Kahrolsun İran” haykırışlarına, “Rusya Suriye’den defol” sesleri eşlik ediyor!

Müslüman Türker’in iki kâdim düşmanı: Ruslar ve Safeviler!

Bize olan kin ve nefretleri hâlâ bitmemiş!

Yüz yıllardır nesilden nesile aktardıkları düşmanlıkları kararlı bir şekilde devam ediyor!

Arap devletlerin suskunluğu ve korkağı, bizi tekrardan tarih yazmaya sevk ediyor!

Türkiye, mazlumlara sahip çıktığı için, kıskanç Kardeşleri tarafından kuyuya atılan Yusuf a.s) gibi âdeme (yokluğa) mahkum ediliyor!

Mazlumların üzerinde tepinen Ebrehenin filleri, Ebâbil Kuşlarının gelmesini hızlandırıyor!

1. Rabbin fil sahiplerine neler etti, görmedin mi?

2. Onların kötü planlarını boşa çıkarmadı mı?

3. Onların üstüne sürü sürü kuşlar gönderdi.

4. O kuşlar, onların üzerlerine pişkin tuğladan yapılmış taşlar atıyordu.

5. Böylece Allah onları yenilip çiğnenmiş ekine çevirdi.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
20 Ara 23:36

Misafir

15TEMMUZ da bu millet

Fatih Kaymakçı yazdı, 262 kez açıldı, 1 misafir olmak üzere 4 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
18 Ara 16 22:00
Büyük Meseleleri Tartışmak
ab25fe96759902e5f4ebf086393da3061482070957

ab25fe96759902e5f4ebf086393da3061482070957

Ülkemizin bulunduğu coğrafya itibariyle insanların apolitik olmasının ve kalmasının oldukça zor olduğu bilinen bir gerçektir.

Hayatın her alanında sokakta,işte,evde,tatilde hatta en son olması gereken yerde okullarda bile politika çok önemli bir konuma sahiptir.

Politika hayatın her alanına yön vermektedir. Hatta bu öyle bir seviyededir ki dokunulamaz olarak kabul gören hayat,hürriyet,mülkiyet haklarını bile yok saymaktadır.

Bunun en somut örneği; Yeni tanışılan bir insana ilk önce nereli olduğu sorulur. Ve muhtemeldir ki Trabzon'lu birisinin Tunceli'li birisiyle çok fazla muhabbet etme ve ilişki kurma şansı yoktur.

İnsanlar aslında bundan rahatsız değildir. Çünkü kendilerince geçerli gerekçelerle bunları sıralarlar.Fakat gerekçelerin birçoğu geçmişte kalmış ya da kişinin gündelik ilişkilerini etkileyemecek düzeyde olan ''Makro'' sorunlardır.

Makro sorunlar demişken sahi insanlar neden ilgileniyor bu sorunlarla ? Asgari ücretle geçinen birisinin Rus uçağının düşürülmesiyle, kahvede oturan emekli amcanın doların yükselip-düşmesiyle,bir lise öğrencisinin kabinede hangi bakanın olacağıyla vs. ilgilenmesi onları dolaylı yoldan bile etkilemeyecek iken neden hayatlarının merkezlerine alıyorlar ? Ya da ülkedeki her kesimden insan neden Baro seçimlerini yahut Danıştay seçimlerini takip ediyor ?

İnsanlar bu sorunları gündemde tutarken gündelik hayatını kolaylaştıracak olan ''Mikro'' sorunları çözme yolundan daima kaçınmaktalar. Hatta bu sorunlarla uğraşanları da eleştirmekten geri durmuyorlar.

Geç gelen otobüsü, sürekli değişen kaldırım taşlarını, kamu kurumlarında çözülemeyen sorunları, devlet hastanesinde memnun kalınmayan doktoru, trafikte emniyet şeridinden giden aracı kaç kişi şikayet ediyor

Belki de bu ufak gibi görünen sorunları çözererek gelecekte oluşacabilecek potansiyel makro sorunları yumuşatabiliriz. Bu sayede ''karnında neşter unutulan hasta'' gibi haberlere maruz kalmayız.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Seyfullah Özel yazdı, 373 kez açıldı, 5 misafir olmak üzere 6 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
18 Ara 16 02:00
Neden Girmiyoruz?
 

Yıllardan beri var olan bir PKK terörü sorunumuz var ve bir türlü sonlandıramıyoruz. Mücadele için halen yöntem tartışmaları içerisindeyiz. Ülke içerisinde başarılı olsak bile bu örgütün asıl desteği ülke dışı olduğu için bu sefer ülke dışında güçleniyor, yer ediniyor, bizim çıkarlarımıza zarar verecek hareketlerde bulunuyor. Yine böyle bir dönemde yaşıyoruz. PKK şu anda Suriye ve Irak sınırımızda alan hakimiyeti kurmuş ve ABD'den aldığı dokunulmazlık ve silah desteğiyle adeta bize nisbet yapmaktadır. Oralarda canlı bomba eğitip ülkemize göndermektedir. Nitekim İstanbul-Beşiktaştaki terör saldırısını yapan canlı bombanın suriyeden geldiği tespit edimiş. Daha o saldırının acısı geçmeden Kayseri'de de bir canlı bomba saldırısı oldu. Bir çok canlı bomba aynı şekilde o bölgeden gelmiş. PKK'nın bu saldırıları daha ne kadar devam eder, o bölgede kendisini daha ne kadar güvende hisseder biemiyoruz.

Peki ya biz buna daha ne kadar sabredecez? Yöneticilerimizin ağzından hiç düşmüyor bu sabır işi. Ben bundan sonraki tahmmüllerin artık sabırla açıklanamayacağını düşünüyorum ve milletin de tahammülü kalmadı. Değerli yöneticilerimiz bazen milletin düşüncelerini doğru okuyamıyor ve ters hareketlerde bulunabiliyorlar. Bu durumu mecliste milletvekili maaşlarına zam getiren yasayı büyük bir çoğunluk ile geçirdiklerinde net bir şekilde gördük. Asgari ücretliye zam yapmayıp kendilerine gelince 'ihtiyaçlarımız çok oluyor' diyerekten zam yapmaları bazen milletin halinden anlamadıklarını çok net gösteriyor. Zira sanki milletin ihtiyaçları yokmuşgibi... İşte bundan dolayı terör konusunda milletin yöneticilerimize artık sabrımızın kalmadığını doğru bir şekilde yansıtması lazımdır.

 Biz ne zaman yurt dışında operasyon yapılması gerektiğini söylesek birileri hemen felaket tellallığına soyunuyor; savaş çıkar, ekonomimiz çöker, ambargo uygularlar, bilmem ne kuyrukları oluşur... gibisinden şeyler söylüyorlar. İran bizden daha mı güçlü? Hiç hakkı olmadığı halde yayılmacı ve mezhepçi politikasıyla Yemen'e, Suriye'ye girebiliyor ve anlaşmaları, uyarıları hiçe sayıp insanları katledebiliyor. Biz ise haklı sebeplerden dolayı, neredeyse her gün şehit verdiğimiz PKK terör örgütüne karşı yurt dışında bulunduğu yerlerde kalıcı operasyonlar gerçekleştiremiyoruz. Bunu bile yapamıyorsak, neyin mücadelesinden bahsediyoruz?

 Daha kandili temizleyememişken Suriye ve Irak sınırlarımıza yayılan bu PKK'nın inlerine kalıcı aperasyonlar yaparsak ne olur? Her gün şehit mi veririz? Şehir merkezlerinde bomba mı patlatırlar? Üniversteler mi karışır? Darbe girişiminde mi bulunurlar? Ekonomimize mi saldırırlar? Dolarla baskı kurmaya mı çalışırlar? İyi de bunlar zaten olan ve malesef artık olağan şeyler değil mi? tekrar soruyorum NEDEN GİRMİYORUZ?

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Mücahid Cesur yazdı, 1261 kez açıldı, 62 misafir olmak üzere 64 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
16 Ara 16 14:00
İran Bizim Neyimiz Olur
3399ceb050090adecdda4c875c25d5b01481882148

3399ceb050090adecdda4c875c25d5b01481882148

Bu soruyu İslam alemi yıllardır birbirine soruyor. Vahdet vahdet diye bağıranlar, İran’da Müslüman ayrılık olmasın diye yıllardır haykırıyorlar. Şimdi onları ekranda görüyormusunuz ? Yok, çünkü onlar ruhlarını Ayetullah gibi sahte mollara satmışlar. İran’ın tarihine kısa bir göz atalım.

Geçmişten bu yana müslümanlara engel oldu.Küffarla savaştığı, müslümanın yanında devede kulak kalıyor. Hepimizin bildiği gibi Halep’te İslam’a karşı Ruslarla ittifak kurdu. Ermenistan’ı destekleyip, Müslüman Azerbaycan Türklerine ihanet etti. Irak ve Afganistan’da emperyalizmin babası ABD’nin yanında saf tuttu. Ama İran çok yiğittir, nedenini sorarsanız hemen söyleriz. Günde ortalama 12 kere İsrail’i vurmakla tehdit eder, ancak yıllardır bir kurşun attığı görülmemiştir. Mevcut yönetimimiz Batı’ya çıkışacağına keşke İran’a yüklenseydi çok daha iyi olurdu. Doğu hudutlarımız tehlike altında. Bugün Halep’in müslümanlarını katleden İran, yarın Van’a çıkarma yapmayacağı ne malum?

Şimdi Yavuz Sultan’ı daha iyi anlıyoruz. O Batı’ya fetihler yerine Şah İsmail’i devirdi. Onlardan bir şah peydahlandıysa, bizden Yavuzlar doğmalıdır, doğacaktır. 5 yılda öldürdüğü Müslüman sayısı Rusların katlettiklerinden daha fazladır. İran, Rusya’dan daha aşşağılıktır. Firavun bebekleri öldürüp, kadınlara dokunmamıştı. İran Müslüman bacılarımızın ırzına geçiyor. İran Firavun’dan daha aşşağılıktır. İran, Ortadoğunun gayrimeşru çocuğudur. Tüm bunlar yaşanırken yıllardır İran olmayız diyen kemalist amca ve teyzeler şimdi de İran destekli Esed’in sözde zaferini kutluyorlar. Dünya tersine dönüyor, kahpe mollalar bebek öldürmüş çok mu ?

Sonlara gelmeden yine yüksek bir sesle soruyoruz. İRAN SİZCE BİZİM NEYİMİZ OLUR ?

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
22 Ara 07:32