İyi Yazarlar
İyi Okurlar

Kürşat Koyuncu

1 / Puan: 23623

Ankara

Abdullah Fakiroğlu

2 / Puan: 7828

İstanbul

Bulut Sever

3 / Puan: 4353

İstanbul

Ömer Poyraz

4 / Puan: 4252

İstanbul

Mümin Yolcu

5 / Puan: 3494

İstanbul
İstanbul

Mustafa Karayel

7 / Puan: 2496

İstanbul

Sezer Emlik

8 / Puan: 2176

Bartın

Ozan Bilican

9 / Puan: 1924

İstanbul

Salieri Alt Tire

10 / Puan: 1582

İstanbul

Detroitli Kızıl

11 / Puan: 1566

İstanbul

Sıla Münir

12 / Puan: 1340

İstanbul

Vlad Emir

13 / Puan: 1337

İstanbul

Osman Batur Akbulut

14 / Puan: 1331

Kırıkkale

Mustafa Kılıç

15 / Puan: 1085

İstanbul

Ferit Çaydangeldi

16 / Puan: 982

Ankara

Ali Turan

17 / Puan: 960

İstanbul

Mücahid Cesur

18 / Puan: 924

İstanbul

Ahmet Demir

19 / Puan: 828

İstanbul

Müsemma Şahin

20 / Puan: 811

İstanbul

Yamanduruş

21 / Puan: 771

Sakarya

Mesut Toprak

22 / Puan: 749

Ankara

Ahmet Lalbek

23 / Puan: 744

Erzincan

Muharrem Morkoç

24 / Puan: 727

İstanbul

Lagari Alıntılar

25 / Puan: 719

İstanbul

Emre Keleş

26 / Puan: 692

Ankara

Alpay Gökçe

27 / Puan: 682

İstanbul

Reşit Akpınar

28 / Puan: 570

Erzurum

Ali Osman Rothschild

29 / Puan: 554

Ankara

Kumru

30 / Puan: 533

Adana

Bir sonraki paylaşıma yaklaşık 03 saat 47 dakika kaldı.

Mümtaz Fuat yazdı, 155 kez açıldı, 8 misafir olmak üzere 10 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
14 Nis 18 09:00
Oğluma Mektuplar - 17
a38651c7696fa6df9db1de6e9fb074a01523691418

a38651c7696fa6df9db1de6e9fb074a01523691418

Kıymetli Oğlum.

Müdavimleri haricinde pek bilinmeyen bir şiir şöyle başlar:

“Hadi bana sor

Sevmek bu kadar mı zor”

Sevmekten başka yok bildiğim bir yol.

En son vatanımızın işgal edilmesine yol olsun diye yapılan darbe girişimini müteakip yazmışım sana. Epey olmuş. Ondan önce de, önceki değil bir evvel ki Ramazan-ı Şerif ayında…

Zaman su gibi akıp diyorlarsa da sen aldırma; eğer zaman akıp gitseydi yerine yeni bir şey gelirdi. Anlar her an yaratılırken aslında, o anların içinde yaşar gibi yapıyoruz.

Uykudayız!

Sevgili Oğlum.

Sana yazmadığım son tarihten bu yana pek de bir şey değişmedi. Kendi küçük dünyamızda her zaman ki muhtelif sorunlarla boğuşmaya devam ediyoruz. Çok şükür! Hepimizin sağlığı yerinde... Gerçek saadet, mutluluk ve huzur vesilesi sahiden de bu değil midir zaten?

Hem ülkemizin içi hem etrafımız hem de dünya her daim olduğu ve devam edeceği üzere yangın yeri.

Bitmedi hiç. Bitmeyecek.

Biteceği süslü hülya ve rüyaları satmaya çalışan dışı şeker kaplı içi zehirli söylemlerden ve bu söylem sahibi kişi ve kurumlardan yılandan kaçar gibi kaç, sakın ola bulaşma!

Senin yaşlarındayken ben vatanımızda darbeler olmaya devam ediyordu. Babam bana bakıyor, çalışıyordu. Ekonomik krizler oluyor, dolar çok önem arz ediyordu hala olduğu gibi… Ben oynuyordum. Babam ekmek alıyordu. Bakkala veresiye yazdırıyordu. Bakkallar vardı. NASA yeni uzay programları deniyor, yeni nesil uzay mekikleri göndermeye hazırlanıyordu dış uzaya. Ekonomik ve siyasi krizler olmaya devam ediyordu. Ben eski ama çok hoş bol desenli halının üzerinde oturup oynarken Saba marka renkli televizyon izliyordum sobanın yanında. Babam teknoloji meraklısıydı o zamanlar da. Tek kanal TRT’ye bakarken ilk hatırlarımı beynime kazıyordum: Challenger uzay mekiği kazasının görüntülerini ve ilk sivil astronotların ölümünün görüntüleri… Şimdi sen küçüksün; başka uzay mekikleri, uzaya çıkıp tekrar yere inen roketler, feza araştırmaları, buluşlar vs… O zamanda ülke için suni gündemlerle milletimiz uyuşturulmaya devam ediyordu. Krizlerin adı değişti, yöntem ise hiç değişmedi.

Üzülerek arz etmek isterim ki bütün çabalara rağmen bu devleti “BİZ” kurmadık. Şu hususa bana itimat etmeni isterim; derin devlet dedikleri mefhumunun da derininde İngilizler vardır bu topraklarda. İngiliz adı altında hem kendileri hem de günümüz adı ile ifade etmek gerekirse belki adına “Küresel Sermaye”ye de diyebiliriz.

Ne yapalım peki diye soracak olursan…

“Yanında kal!” Kimlerle? Kurtulanların yanında…

Ehli Sünnet Âlimlerinin işaret buyurdukları yoldan yönünü çevirmeden ilerlersen, ilerleyenlerin olduğu tarafta tarafını değiştirmez isen rahat eder, kurtuluşa erersin.

Elbet konuşacak mevzularımız bitmez. Bitmemeli de. Bir kılavuz hattı olarak bunları not düşüyorum sana.

Beni biliyorsun.

Bir kördüğüm var Oğlum.

Konuşmalıyız.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Mücahit Kılıç yazdı, 240 kez açıldı, 5 misafir olmak üzere 6 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
28 Mar 17 01:00
Yahya Kemal'i Anlamak

Beyatlı, şiirimizin en önemli isimlerinden birisidir. Bu kuşku uyandırmaz bir gerçek. Türk şiiri modern formuna onun şiiriyle adım atmıştır. Sadece şiir mi? Elbette hayır. Beyatlı şair kişiliğinin yanı sıra bürokratik, edebi ve tarihi bilgisiyle geniş bir entellektüel birikime sahiptir. Üsküp'ten İstanbul'a bir sevda seyrine çıkmıştır. Aklıyla, kalemiyle, bilgi ve birikimiyle adeta bir 'Türk portresi' çizmiştir.

Beyatlı, debisi ülkeleri, kıtaları ve dahi tüm cihanı ardına katan bir medeniyet ırmağının suyundan kana kana içmiştir. Adına eski denilen o eli yüzü tozlu koca ihtiyarın ellerini sıkıca tutmuş ve 'Bakın işte burada o koca ihtiyar. Bu koca medeniyet burada!' demiştir. En çok şikayet ettiği konuların başında bu medeniyetin tarihin seyrini değiştirmesine rağmen o büyük tarihi kaleme almaması gelmektedir. Anadolu'ya akın eden Alparslan onun için Türk tarihinin dönüm noktasıdır. 1071 yılı ise büyük Türk medeniyetinin kaynağını İslam'ın berrak sularına karıştırarak insanlık tarihine adaleti, refahı ve medeniyeti yeşerten tohumlarını atması demektir. Medeniyet yalnızca kılıçla yükselen bir mefhum değildir onun için. Medeniyet Bâkî'dir, Itrî'dir, Koca Sinan'dır. Medeniyet şiirdir, musikidir, mimaridir. Türk-İslam medeniyeti bu değerlerle yükselmiş ve cihanşümul bir saadet evine dönüşmüştür. Beyatlı da bu medeniyete hasret ve özlemle göz kırpmaktadır. O, Süleymaniye'nin içinde Türk akıncılarını, Mohaç'ı, Çaldıran'ı, Yavuz'u, Alparslan'ı hissetmekte, kalbi bu medeniyetin bir evladı olmanın heyecanı ile çarpmaktadır. Yahya Kemal'i anlamak dedik. Yahya Kemal'i anlamak nedir peki? Bugün baktığımızda tarihimize ve medeniyetimize ne kadar Beyatlıca bakmaktayız? Süleymaniye bizim için yalnızca taşları çok eskiden dizilmiş bir yapıdan mı ibaret? Ayasofya bir müze mi yalnızca? Ezan-ı Muhammedî, duyduğumuzda sadece müziğin sesini kıstığımız bir name mi? Beyatlı'yı anlamak, Türk-İslam medeniyetinin kaynağından bir yudum su içmek demektir. Şiirleriyle medeniyetimizin sesi olan, ahengi olan, fikri olan büyük üstat Yahya Kemal, İstanbul'a aşık bir münevverdi. Peki İstanbul'u anlayabiliyor muyuz? Taşı toprağı altın  'kanımca Türk ve İslam olan'  bu şehri ne kadar anlıyoruz? Yahut o şehir eski İstanbul mu?

Son zamanlarda tarihe ve Türk medeniyetine bir ilgi söz konusu. Bu sevindiricidir elbette. Ancak bu medeniyeti anlamak, yaşamak ve iliklerimize kadar hissedip yeniden eski ihtişamına kavuşturmak için bir amentümüz olmalı. Bunun başlıca yapı taşı da Türk mefkûresini, Türk tarihini, Türk edebiyatını, Türk sanatını anlamak ve içselleştirmektir. Bize tabir-i caizse yutturulmaya çalışılan uyuşturucu hapları yutmadan tarihimize; sanatımızla, mefkûremizle, mimarimizle, irfanımızla yönelmeliyiz. Hamasi söylemlerle, bilinçsiz bir şekilde sadece tarihe değil, basit bir konuya dahi yönelmek bize boş söylem ve sloganlardan başka bir şey kazandırmayacaktır. Yahya Kemal dizeleriyle tarihimize göz atmadan, Süleymaniye'de, Sultanahmet'te, Selimiye'de, Itrî'nin Nevâ Kâr'ında pişip olgunlaşmadan bulunabilecek bir cevher değil bu medeniyet. Çaldıran'da kalkan tozların yaktığı gözlerdedir medeniyet. Türk akıncılarının tekbirlerinde, Nedîm'in dizelerinde, şarkılarındadır medeniyet. Bugün yapılış amacı sanat için olmayan, hiçbir estetik değer taşımayan Eyfel kulesine bile hayranlıkla bakan Türk genci, yanı başındaki Süleymaniye'ye, Galata'ya, Selimiye'ye neden kör olmaktadır? Beyatlı'yı anlamak bir bakıma gözlerimizin açılması demektir. Gözlerin, kulakların, kalplerin ve fikrin. Türkçe bakmak, Türkçe hissetmek ve Türkçe düşünmek için Türkçenin bu büyük ustasına yalnızca kulaklarımızı değil, aklımızı ve kalbimizi de yöneltmeliyiz.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Anonim yazdı, 190 kez açıldı, 1 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
9 Şub 17 06:00

Anonim

Puan: 37

Şikayetçiyim

O kadar yalnız ve kalabalık ki içim...Eksik olan şeyi arar dururdum yıllardır,nafileymiş ,yeni anladım.Eksik olan benmişim,benliğimmiş, kendimmiş.

Sanki ruhum sıkışıp kalmış karanlık bir köşede.Etrafı seyrediyor cam bi duvarın arkasından.Üzülüyor, ağlıyor,feryat figan derdini anlatıyor; duymuyorsunuz.

Aç bi şeyler var bünyemde,adını hala koyamadığım.Adını başka birinin koyacağını sandığım,yanıldığım, tanıdığım bir şey...Benim olan bir şey...

Hiç sevdiğim birini kaybetmeden daha üzüntüden ölecek gibi hissediyorum.Sonra düşününce hiç kimseyi aslında sevmediğimi görüyorum.Sonra sevememe nedenin olan duvarlarımın ardına geçip ağlıyorum.Duvarların ardında ağlamak...Niye ağlamayı güçsüzlük olarak görüyorum?En çok ihtiyacım olan şeye karşı önyargımdan dolayı o dört duvarı akvaryuma çevirip gözyaşımda boğuluyorum."İmdat" demeye ne gücüm ne yüzüm var; hoş olsa ne olacak,insanlar sağır, korkunç, acımasız...

Kalbim ağrıyor.Sanki bir organ değil de bir yük,ona sahip olmak sadistçe,ona sahip birini aramak anlamsız...

Kalbimde yaşamak istiyorum,onarmak istiyorum faça izlerini.İzlemek istiyorum kendimi.

Kalbim çok ağrıyor azizim, şikayetçiyim.

Yıllanmanın tek şartının yıllar olduğunu sanardım.Ne yıllar ne yaşanmışlıklar...Yıllanmanın yılmanın tek şartı senmişsin,yüklerinmiş.Hep kurtul der ya kitaplar yüklerden...

Benim yüküm kalbim... Nasıl kurtulacağım?

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Faruk Aslan yazdı, 241 kez açıldı, 2 misafir olmak üzere 3 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
7 Oca 17 14:00

Faruk Aslan

Puan: 89

Gelişme Kısmında Biten Hikaye

           Yine büyük konuşmuştu.''Ne saçma laf ediyorsunuz, ilk görüşte aşk diye bir saçmalıktan söz ediyorsunuz,ilk görüşünü geçtim aşk diye bir şey yoktur''demişti.Kendinden o kadar emindi ki kendisini dinleyen arkadaşlarına dönerek ekledi:İlk görüşte hoşlantı olur azizim.Sonrasında tanırsın,huyunu suyunu,soyunu sopunu öğrenir,kriterlerine uyar mı bakarsın.Aşkta neymiş?Birde tutturmuşlar platonik aşk(!).O da yok arkadaşlar.Bu bildiğimiz şefkattir.Nasıl ki anneniz sizi karşılıksız sever, siz ona seni sevmiyorum deseniz dahi o sizi sever işte tek taraflı aşk(!) budur.Eğer varsa aşk diye bir şey ancak karşılık gördüğün zaman aşk olur.Tek taraflı olmaz ''.Sözleri mantıklı gelmişti arkadaşlarına,zaten çoğu zaman mantıklı(!) konuşurdu.

             ''Peki ya bir gün biri çıkarsa karşına sesin düğümlenir konuşamazsan bunu neyle açıklarsın?'' dediler.Sustu.Bunu hiç düşünememişti.Telefon çaldı,müsaade istedi,kalktı ve evine gitti.''Günaydın arkadaşlar bugün sizden 3 kişilik gruplar oluşturarak Galata'nın mimarı yapısı hakkında bir sunum hazırlamanızı istiyorum''.dedi kel hoca.Lise yıllarından arkadaşına seslendi: ''Beni de al gruba Toprak''dedi.Akşam telefonu çaldı.''Yarın 12.00 da Galata da görüşürüyoruz''.Sabah kalktı.Aynaya baktı.Suratını inceledi ve çirkin olduğu kanısına tekrar vardı.Galataya vardı,kimse yoktu.Telefonuna yeltendiği anda omuzuna dokundu.''Toprak.Nerde kal...dı...n?Ihhhm...öhööhö...Tanıştırmayacak mısın bizi Toprak?''Toprak sözü aldı:''Bu Nalan bu da Mert.Mert hey Mert iyi misin?''dedi. Peki ya bir gün biri çıkarsa karşına sesin düğümlenir konuşamazsan bunu neyle açıklarsın?sorusu çınlıyordu kulaklarında.Olmuştu...konuşamamıştı...Keşke bu kadar olsa kalp atışları hızlanmış ne kadar duygu varsa hepsi içiçe geçmiş devasa Galata Kulesinin altında aşık olmuştu galiba.Yıllardır yok dediği şey karşısına çıkmıştı birdenbire.Bir çocuğun ilk oyuncağını kullanması gibi bir şeydi bu ne onu kullanacak  ne zekaya sahipti ne işlevini biliyordu, yalnızca o şey onu mutlu ediyordu.Akşam nasıl oldu bilinmiyordu artık.Eve geldi.Telefona sarıldı

-Ben bu kızı daha önce neden görmedim sınıfta toprak?

-Derse geldiğin mi var göreceksin?

-Bundan sonra ders kaçırırsam vurun beni

-Hayırdır?Hani aşk yoktu

                Aşk yoktu tabi.Bu bir hoşlantıydı sadece.Ve yazar kararını verdi uzatmaya gerek yoktu.Gelişme kısmında bitmeliydi bu hikaye.Çünkü bu hikaye uzadıkça Mert'in canı çok yanacaktı.Çünkü Mert aynaya baktı ama kız çok güzeldi aralarında ne olabilirdi ki?Mert günlerce sırf belki görürüm diye koskoca semti turladı,apartman dairelerinin zillerine baktı,saatlerce yol gitti,şiirler yazdı ve bir gün aynaya baktı.'' bugün'' dedi.''Bugün o gün'' dedi çıktı dışarı gitti. Nalan'ın yanına geldi.''Sen''dedi.''Sen ölümüm ve kalımım''. Kız dedi:Arkadaş kalalım.Mert gitti evine ve aynaya baktı.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Sıla Münir yazdı, 480 kez açıldı, 13 misafir olmak üzere 17 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
5 Ara 16 02:00

Sıla Münir

Puan: 1340

Küfür Dili

Ah gençlik kaslı gençlik,

Dilleri paslı gençlik,

Size sesleniyorum,

Küfür libaslı gençlik.

Kardeşimdir dediğin,

Yarenliğe seçdiğin,

Güya şaka niyetli,

Gayet de laubali,

Ana-bacı sövüyor,

Ecdadına sayıyor,

Sense buna gülerek,

Mukabele ediyorsun.

Terk edeceğin yerde,

Daha da sokuluyorsun.

Pelesenk olmuş dillerde,

En galiz küfürlerle,

Bir güruh yetişiyor,

Tevbesi tez olmazsa,

Vah ki İman göçüyor!

İmansız ölenlerin,

Yeri ebed cehennem,

Ey İmanlı temiz genç,

Küfrü terk eyle hemen!

Düşün ki beş vakit,

Secdede dua ile,

Annen seni bekliyor.

Her derdini sabırla,

Sinesine çekiyor.

Bu da yetmezmiş gibi,

Her türlü nazlanmana,

Merhamet ve sevgiyle

Mukabele ediyor.

Derken yediğin içtiğin,

Bir vakti geçirmediğin,

"Arkadaşın " geliyor,

Elini sırtına vurup,

O anneye sövüyor?!

Buna nasıl gülersin?

Bunu anneciğin duysa,

Nasıl izah edersin?

Sana daha birşey demem,

Ettiğini çekersin!

Terk et bu küfürlü dili,

Olasın ecdad nesli!!!

Not: Fotoğrafdaki beyit, üstad Necip Fazıl Kısakürek'in ÇİLE isimli eserinde yeralmaktadır.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Bulut Sever yazdı, 339 kez açıldı, 9 misafir olmak üzere 13 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
28 Eki 16 18:00

Bulut Sever

Puan: 4353

Sonbahar Çocukları
dbade12e6b814bc6cb88367e7d5f9f401477660968

dbade12e6b814bc6cb88367e7d5f9f401477660968

Dudaklarımızı kıpırdatmaksızın kısa ve sessiz cümlelerce bağırıyoruz.

Yüreklendiriyoruz tuşlarımızın alınlarından tutarak. Hiçbir yerle her bir yer arasında gidip geliyor, günün sonunda elbette uyuyoruz; sessizce.

Sonbahar da bitmek üzere…

Sararmış yapraklar şehirlerarası yolların süsü olmaktan çıkmıştır artık.

Gidebilene aşk olsun!

Tabiat parkı adı verilen eski zaman olağanlıklarını seyretmeden deklanşörün yakınlığına vasıl olmakla ilgili beğenilerimiz var; ne büyük bir lüks ya da sıradanlıktır belki de bu.

Sonbaharda neden yapraklar kurur diye düşünmeden ömür mü geçiyor ne.

Ağaçların bin bir sabırla besleyip büyüttükleri çocukları olan yapraklar hiç zamansız kurumaz hâlbuki.

Ağaçlar hiç ağlamaz onlar kurudukça…

Yerle yeksan oldukça ve rüzgârla savruldukça.

Sahi yapraklar neden kurur?

Her gün minicik yapraklar dökülmekte hemen yanı başımızda. Yemyeşil, zamanını bekleyen yapraklar zamansız dökülür.

Ümmetin vahdeti diye diye tekfir edenler ümmeti, ümmetin vahdetine merhem olacak küçücük yaprakları döker her gün.

Kaçak ormancılar baltalarını bırakmış, yorulmuyorlar artık piknik yapmaktalar. Keyifleri yerinde nasıl olsa, gülüyorlar; ağlanacak halimizi bilmeden biz de gülüyoruz.

Hani şehadet parmağını göğe uzatıp da için için bağırdığın o yer işte şurada bak.

Ekranların sarhoşluğunda ne kuklalara galip gelirsin, ne kaçak ormancılara.

Sahi büyümesi gereken yeşil yapraklar neden kurur zamansız?

Zamansız sonbahar çocukları yeşil yeşil savrulurken rüzgârda…

Sabah ve akşam, gün ve gece, günlerce ve gecelerce solarken minicik bedenleri, ufak bir fotoğraf karesinde yitip gidiyorlar.

Sonbahar çocukları, hep sonbahar…

Arkalarını dönmüş, küsmüş gidiyorlar.

Bizim çocuklarımız.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.