İyi Yazarlar
İyi Okurlar

Kürşat Koyuncu

1 / Puan: 34173

Ankara

Abdullah Fakiroğlu

2 / Puan: 8197

İstanbul

Ömer Poyraz

3 / Puan: 6987

İstanbul

Sezer Emlik

4 / Puan: 6877

Bartın

Mümin Yolcu

5 / Puan: 5665

İstanbul

Bulut Sever

6 / Puan: 5005

İstanbul

Mustafa Karayel

7 / Puan: 4704

İstanbul

Payitaht İstanbul

8 / Puan: 4348

İstanbul

Mustafa Kılıç

9 / Puan: 2789

İstanbul

Ozan Bilican

10 / Puan: 2419

İstanbul

Aa

11 / Puan: 2047

İstanbul

Detroitli Kızıl

12 / Puan: 1788

İstanbul

Salieri Alt Tire

13 / Puan: 1629

İstanbul

Sıla Münir

14 / Puan: 1455

İstanbul

Osman Batur Akbulut

15 / Puan: 1379

Kırıkkale

Lagari Alıntılar

16 / Puan: 1188

İstanbul

Ali Turan

17 / Puan: 1132

İstanbul

Reşit Akpınar

18 / Puan: 1110

Erzurum
İstanbul

Ferit Çaydangeldi

20 / Puan: 1031

Ankara

Yamanduruş

21 / Puan: 1017

Sakarya

Ahmet Lalbek

22 / Puan: 982

Erzincan

Ali Osman Rothschild

23 / Puan: 969

Ankara

Mücahid Cesur

24 / Puan: 947

İstanbul

Emre Keleş

25 / Puan: 918

Ankara

Ahmet Demir

26 / Puan: 912

İstanbul

Aykut Giray

27 / Puan: 884

Yozgat

Müsemma Şahin

28 / Puan: 882

İstanbul

Muharrem Morkoç

29 / Puan: 872

İstanbul

Mesut Toprak

30 / Puan: 856

Ankara

Bir sonraki paylaşıma yaklaşık 01 saat 45 dakika kaldı.

Ferit Çaydangeldi yazdı, 517 kez açıldı, 2 misafir olmak üzere 13 kişi beğendi, 4 yorum yapıldı.
8 Tem 15 16:00
Nano Macera 2

Nano Macera 1'de Nano boyutlara küçültülmüş aracımızla insan vücudunda yapmaya başladığımız seyahatte içinde bulunduğumuz hücrenin sinir hücresi olduğunu yeni anlamış olarak aksonun uç kısmına doğru yolculuk ediyorduk.

Yüksek hızdaki seyahatimizin yakında biteceğini bildiğimiz için vezikülden ayrıldık ve süzülmeye başladık. Çok geçmeden yol bitti tünelden çıktık. Bu sefer daha küçük bir sitoplazma parçasındaydık. Burası aksonun ucu olmalıydı. Kinezin, vezikülü bırakarak mühiş bir hızla tünele geri girdi ve gözden kayboldu. Aracımız vezikülü takipe devam ediyordu.

Çok kısa bir süre öylece yüzerken birden bire ışık hızında bir elektrik akımı aracın etrafını kapladı, yan duvarlardaki voltaj kapılı kalsiyum kanalları açılarak içerisi hızla kalsiyum doldu. Her kalsiyum iyonu +2 değerlikliydi ve içerideki her organel hareketlenmeye başladı Bizim aracın ekranları dahi bazen kapanıyor, bazen parazit gösteriyordu. Neyse ki araç hızla duvara yaklaşan vezikülü takip etmeyi bırakmadı ve o anları çok güzel filmledik. Vezikülümüz içerisindeki proteinimizle beraber hızla duvara yapıştı, açılarak proteinimizi dışarı attı ve duvarla birleşti.

Biz o anı da yakalamanın mutluluğu içerisindeyken aracımızın vezikülü değil, proteini takip ettiğini duvara çarptığımızda hatırladık. Araç çılgınlar gibi hızla uzaklaşan proteinin peşine gitmeye çalışıyor ancak bir türlü duvarı geçemiyordu. Biz aceleyle takibi sonlandırmaya çalışırken arkadan başka bir vezikül bize çarptı ve duvarla birleşerek içindeki asetilkolinlerle birlikte bizi presinaptik aralığa fırlattı. Aracımız defalarca takla attığı halde hızla durağan bir hale gelerek proteinimizi aramaya başladı.

Dev bir duvarın daha önündeydik. İşte bu şimdiye kadar gördüğümüz en etkileyici sahneydi. Burası milyonlarca reseptörle döşenmiş müthiş bir hücre zarıydı. Arkamızdan bir müddet daha asetilkolinler fırladı ve çabucak karşımızdaki dev duvardaki reseptörelerden birine bağlandı. Biz ağzımız açık manzarayı seyrederken aracın bizim proteini aradığını bile unuttuk. Burası tam da istediğimiz yerdi, sinir kas kavşağı. Kas hücresinin yüzeyini seyrederken kendimizden geçmiştik.

Birden araç hareketlendi ve dev duvarın yüzeyinde bir hedefe doğru hızla gitmeye başladı. Bizim proteinimizi bulmuştu. Tam yaklaştık ki protein yavaşça reseptörünü bırakarak boşlukta salınmaya başladı. Biz yine şaşkınlık ve hayranlık içerisinde görüntü alma derdindeyken büyük bir protein bulanık suyun içerisinde beliriverdi ve asetilkolinimizi parçaladı. İşte asetilkolin esterazı da kaydetmiştik…

Ekranlarımızda hedef parçalandı yazısını gördüğümüzde aracı takipten çıkartmamıza gerek kalmadı. Mükemmel bir kayıt almıştık. Tüm ekip mutluluktan havalara uçuyordu.

Vücuttan çıkıp nano aracımızı normal boyutlara büyüttüğümüzde bu yaşadığımız maceranın etkisinden kurtulmuş değildik. Hiç dinlenmeden kayıt aldığımız videoları vücudu dışardan kaydetmek üzere koyduğumuz diğer kameraların çekimleriyle beraber düzenlemeye başladık.

O zaman farkettik ki; bizim içerisine girdiğimiz vücut, kahvede pişti oynayan zavallı bir adama aitmiş. İskambil kağıdına uzanmak için elini hareket ettirdiği bir andaki oluşan yüzbinlerce sinir kas iletiminin, yalnızca çok küçük bir anını yaşamışız.

O zaman, Allah-ü Teala bu adamdan hesap soracağı zaman ne kadar ayrıntıya girebileceğini anladım. Böyle mükemmel bir sistemin bunları yapmak için yaratılmadığı aşikar. Kendime çeki düzen vermem gerekiyor.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
29 Nis 20:35

Misafir

Bir öğretmen olarak söylüyorum bunu derslerde anlatmayı dusunuyrum. Çok beğendim.

08 Tem 16:44

Tek parça olarak yükleyebilseydim çok daha iyi olurdu. Editörden ricam karakter limitinin artırılması.

Ferit Çaydangeldi yazdı, 540 kez açıldı, 1 misafir olmak üzere 12 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
7 Tem 15 10:00
Nano Macera -1

Hücrenin içerisine girmek istiyoruz yalnız önümüzde yağ asitlerinden yapılmış, hareketli, yaşayan bir zar var. Her madde içeriye kolayca girip çıkamıyor. Kendimize uygun kapılar arıyoruz ancak tüm kapılar özel anahtarlarla açılıyor. Mecburen özel nano aracımızın silahlarından kullanarak ufak bir delik açıyor ve zar mikro saniyeler içerisinde kendisini tamir etmeden kendimizi içeri atıyoruz.

İçeride özel mikrotubül yollar üzerinde kargolarına tutunarak yürüyen ve sürekli bir yerden bir yere madde taşıyan kinezinleri görüyor ve yürüyüşlerini hayranlıkla seyrediyoruz.

Etrafımızı incelemeye devam ederken hücre iskeletinin ağları arasından uzaklarda çekirdeği farkettik. Hemen aracımızı oraya yönlendirdik ve çekirdeğin yeni bir zarla korunmakta olduğunu gördük. Bu seferki engel daha çetindi. Biz de girmeye çalışmak yerine izlemeye karar verdik. Birden çekirdek zarındaki porlardan bir mRNA çıkışı oldu. Hızla önümüzden geçerek sitoplazmada ilerlemeye başladı. Onu takip ettik ve ribozomla buluşmasını kayda aldık. Ribozom hemen alt ünitesiyle birleşti ve mRNA yı okuyarak karşılık gelen aminoasitleri taşıyan tRNA ları birleştirerek yeni bir zarın içerisine doğru bir protein sentezledi. Biraz uzaklaşarak bu zarın Granüllü Endoplazmik Retikulum (GER) denen organa ait olduğunu farkettik. Mükemmel bir anı daha görüntülediğimiz için çok mutluyduk. Yeni sentezlenen proteinin zarın içerisinde katlanmaya başladığını ve taşındığını dışarıdan görebiliyorduk. Aracımızı o proteini takip etmesi için programladık ve birer kahve doldurarak neler olacağını seyretmeye başladık. Bu arada bilgisayarımız proteinin 3 boyutlu yapısı hakkında tahminler yürütüyordu.

Protein, GER içerisinde fazla durmadan kendine çok benzeyen birkaç tane daha proteinle birlikte bir küçük bir zar kabarcığı şeklinde tomurcuklanarak ayrıldı. Biz hayranlıkla seyrederken nasıl olduğunu anlayamadığımız kadar hızlı bir şekilde vezikül hareket etmeye başladı. Aracımız birden hızlanarak proteinimizin içerisinde bulunduğu vezikülü takibe aldı. Vezikül kabarcığı hiç tahmin etmediğimiz kadar hızlı hareket ediyordu. Etrafı incelerken bir kinezinin bizim vezikülü kaptığını ve çok uzun ve ince bir tünele doğru götürdüğünü farkettik. O kadar hızlı gidiyordu ki aracımızın onu uzun süre takip etmesi mümkün olmayacaktı. Hemen bir çapa atıp vezikülü yakaladık ve motorlarımızı kapatarak yüksek hızdaki seyahatimizin tadını çıkartmaya başladık.

Dar tünele gireli saniyenin onda biri kadar uzun sürdüğü halde hala yol bitmemişti. Bu bir hücrenin ortalama boyunun yaklaşık 400.000.000 katı mesafeydi. İçinde bulunduğumuz hücrenin bir sinir hücresi olduğuna o zaman emin olmuştuk. Biz akson içerisinde bir asetilkolin vezikülü ile seyahat ettiğimizi anladıktan sonra bilgisayarımız proteinin yapısını çözdü ve ekranlarımıza üç boyutlu modelini çıkartarak bizleri güldürdü. Yüksek hızdaki seyahatimizin yakında biteceğini bildiğimiz için vezikülden ayrıldık ve süzülmeye başladık.

devamı var...

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Talha Erhan Özcan yazdı, 565 kez açıldı, 3 misafir olmak üzere 8 kişi beğendi, 10 yorum yapıldı.
18 Mar 15 03:00
Yenileşim

Yenileşim (inovasyon) teknolojik gelişmelerin bu kadar hızlı bir şekilde arttığı, ülkeler arası yarışa dönüşerek ülke itibarlarını belirlediği bu dönemde, ulusal ekonomik performansı arttırmanın merkez şartıdır.

New York Üniversitesi ekonomi profesörü ve Amerikanın önde gelen ekonomistlerinden Paul M. Romer yeni “Büyüme Teorisi”nde (buna değineceğiz) yenileşmeye yapılan yatırımın ekonomik büyümeyi sağlayan can alıcı içsel (endojen) bir faktör olduğunu belirtmiştir. Yenilik yapma, yenileşme yeteniğine sahip milletler, dengeli ve sağlam bir şekilde ihtiyaç duyulan girişimciliği ortaya çıkararak erken evrede risk sermayesini cezbeder ve ekonomik gelişimi güçlendiren çeşitlendirilmiş bir ekosistem sağlayabilirler.

İç kaynaklı bu büyüme teorisi, ekonomik büyümenin tamamen içsel kaynakların sonucu olduğu ve dış güçlerle olmayacağını göstermektedir. İç kaynaklı büyüme teorisi insan kaynağına, yenileşmeye ve bilgiye yatırım yapmayı gerektirir ve bunlar en önemli kaynaklardır. Teori aynı zamanda ekonomik gelişmeyi sağlayacak olan bilgi tabanlı ekonominin olumlu dışsallıklar ve yayılma etkisine de odaklanmaktadır. Ayrıca iç kaynaklı büyüme teorisi uzun dönemde ekonominin büyüme oranına etki edecek politik aksiyonları da kapsamaktadır. Örneğin, Ar-Ge devlet katkıları, eğitim sisteminde yer alacak değişiklikler gibi.

Burada ülkelerden örnekler vereceğim;

-Yenileşmenin örneklerinden biri Singapurdur. İnsana yatırım yapmıştır. 1960’larda 2.300 dolar olan gayri safi yurtiçi hasılası Jamaikaya eşittir. Singapur finansal servisler ve araştırma geliştirme merkezi olmaya odaklanmışken, Jamaica turizme odaklanmıştır. Tam 50 yıl sonra Singapurun gayri safi yurtiçi hasılası 43.100 dolar, Jamaicanın ise 5.000 doların biraz üzerine çıkabilmiştir.

Arada görülen büyük fark insan sermayesine yapılan yatırımdır ve ne denli büyük bir atılım sağlanabileceğini göstermiştir. Singapur eğitim sistemi liyakate dayalı bir temel oluşturup, genç öğrencilerden geleceğin liderleri ortaya çıkarmışlardır.

1960’larda Singapur işçi sınıfını hedef alan tekstil alanında yoğunlaşmış yabancı sermayeyi çekebilirken, 1970lerin başında kendi iş gücünün eğitimini daha iyi vermeye başladıktan sonra, daha yüksek değerli olan elektronik ve petrokimya alanında yabancı sermayeyi çekmeye başlamıştır. Günümüzde ise Singapur, biomedikal bilimin de dahil olduğu, tüm bilgi tabanlı endüstrinin neredeyse lideri konumunda. 2011 yılında ”Dünya Ekonomik Forumu”nun “Global Rekabet Gücü Raporu”nda Singapur, matematik ve bilim eğitimi alanında 1. olarak yer almıştır.

-Bir diğer yandan Kanada araştırma-geliştirmeye önem vererek yenileşmeyi sağlamıştır. Çünkü yenileşmenin girişimciliği sağlayan en önemli ve uzun süren süreci araştırma-geliştirmedir. En büyük riskleri kapsayan alan da, yatırımınızı çöpe atmanızı sağlayabilecek kadar, budur diyebiliriz. Yapılan araştırmalarda, kazandıran bir ödül sistemi ve düzenleyici mevzuata sahip yapıların direkt olarak araştırma-geliştirme aktivitelerine olumlu tesir ettiğini görebiliriz.

Burada en önemli düzenleyici mevzuat olarak karşımıza vergi sistemi çıkmaktadır. Araştırma-geliştirme sistemlerinin doğasında olan riskleri efektik bir şekilde düşüren yollardan biri vergi destekleridir.

-2011 yılında Fransa, OECD ülkeleri arasında Ar-Ge için en cömert vergi teşviğine sahip ülkedir. Devlet vergi desteklerinin kapsamını sürekli olarak genişletmektedir. Özetlersek 2011 yılında Fransada 1 dolar Ar-Ge yatırımı için devlet vergi desteği ortalama 43 sent, Amerikada ise bu rakama göre değersiz kalacak şekilde 7 senttir.

-Finlandiya da 2011 yılından itibaren kaynak tabanlı ekonomi anlayışından, bilgi tabanlı ekonomi anlayışına geçmiştir. Sonunda uşatığı noktada OECD ülkeleri ortalamasının 2 katı kadar patent üretmiştir.

Örnekler çok ama yer dar.

Ülke olarak bu değişim ve gelişimleri kendi matematiğimize, kendi ekonomimize göre formüle ederek, belki de bunlara farklı yollar ekleyerek bir strateji oluşturmalı ve bu stratejiyi devletin stratejik planları arasında önemli bir yere koymalıyız.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
19 Mar 17:23

Ben de anlamadım niye böyle oldu.

19 Mar 14:57

Ömer Poyraz

Puan: 6987

Yazı içeriği çok doyurucu. Teşekkürler. Başlık zannedersem ilgi çekmedi:)

Yamanduruş yazdı, 464 kez açıldı, 1 misafir olmak üzere 4 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
28 Şub 15 03:00

Yamanduruş

Puan: 1017

Nesnelerin İnterneti (Internet Of Things) Büyüyor!

6.1 trilyon dolarlık akıllı cihaz pazarında sürekli yenilikler, yeni yazılımlar, servisler ortaya çıkıyor. Giyilebilir Teknoloji ile son dönemde pazar büyümeye devam ediyor.

Teknoloji dünyasında ilk dalga internetti, ikinci dalga ise uygulamalar oldu ve sıra üçüncü dalga olan nesnelerin internetinde. 4H yani Her yerden, Herkesle, Her zaman, Her nesne ile bağlantı bizleri bekliyor. İnternete bağlı kahve makinesi ile başlayan Nesnelerin İnternetinde yakın gelecekte akıllı binalardan arabalara, elektrikli aletlerden su ısıtıcılarına, yiyeceklerden ayakkabılara kadar aklınıza gelebilecek tüm nesnelerin birbiri ile bağlanmaları bizleri bekliyor durumda.

Kolaylaşacak hayatlarla birlikte ufukta bazı sorunlar da gözükmekte. Mesela; veri miktarı fazlaca artacak ve verilerin işlenmesi (büyük çaplı olacağından) işin içinden çıkılması zor bir hal alacağa benziyor. Gizlilik ve güvenlik ise ayrıca üzerinde durulması gereken sorunlardan olacak gibi..

Gelecekte her şey dijitalleşerek internette olacakken ülkemizde Arge’ler bu konu hakkında her yönüyle çalışmalar yapıyor mudur dersiniz? Yoksa çoğu şeyde olduğu gibi yine geç mi kalacağız? Neden en az bir firmamız Arge çalışmaları sonucu Nesnelerin İnterneti’nde dünyada öncü olmasın? Giyilebilir teknoloji, dijital raflar, akıllı ev sistemleri gibi şu an sürekli gelişen ve büyüyen bu pazarda ses getirecek çalışmayla ülkemiz ekonomisine katkıda bulunmasın?

Tabi, bunun için de öncelikli olarak konuyla ilgili doğru stratejiler belirlenmesi ve argelerimizin stratejileri esas alarak faal şekilde çalışmaları gerek.. Bunu dünyada yankı uyandıracak birkaç firmayla gerçekleştirebilirsek, eminim ki ülke olarak orta gelir tuzağından bile kurtulabiliriz.. Başka başka sorunlarla uğraşan ülkemizde, zaman artık hayallerin ötesine geçme zamanıdır!

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Ferit Çaydangeldi yazdı, 373 kez açıldı, 2 misafir olmak üzere 8 kişi beğendi, 2 yorum yapıldı.
23 Şub 15 03:00
Bilim ve Ateizm

Yıllarca bize hayran olmamız için ateist bilim adamları gösterdiler. Bilime yön veren, son bilgilere yenilerini ekleyebilen herkesin ateist olduğunu zannettik. Bildikleri bir yerlerde tıkandığı zaman uydurdukları saçmalıkları göz ardı ederek onların mantıklı ve çok zeki insanlar olduğunu zannettik.

Şimdi büyük patlamanın zamanı, uzay boşluğunun ve atomun elemanlarının yapı taşları hakkında söyledikleri gözlerimizi kamaştırdı. Ancak; yaratıcıyı kabul etmemek için ne taklalar attıklarını fark etmemiz gerekiyor. National Geographic kanalında yayınlanan Cosmos belgesel dizisinden yalnızca %1 sansür yapsak (Evrim ve büyük patlamanın sebebi) tevekkül için Müslümanlara izletebileceğimiz imanlı bir yayına dönüşebilir.

Büyük patlama ile ilgili cevaplarında hile yaptıklarını düşünüyorum. Şöyle ki; "Büyük patlamanın sahip olduğu sonsuz enerjinin başka evrenlerin çarpışması sonucu ortaya çıktığını düşünüyoruz" diyorlar. Muazzam derecede yüksek bir enerjinin bizim gibi bir gün telefonu çalıştıramayan pillerle oynayan insanoğlu için sonsuz denilebileceğini kabul etsek dahi başka evrenler olduğundan bahsetmek işin hile kısmıdır. Madde aleminde sıkışıp kalmış insanoğlunun evrenin dışı ile ilgili bir araştırma yapması veya bir şekilde bilgi edinmesi mümkün olmadığı için bu yola başvuruyorlar. Aksi ispatlanamayacak bir teori ortaya atarak uzun süre ateist kalmakta ısrarlı gurubu rahatlatmak peşindeler.

Daha sonra; "Eğer başka evrenler varsa bu sonsuz adet olmalıdır" diyor ve işi maskaralığa çevirmek için "Sonsuz adet paralel evren varsa bunlardan mutlaka içinde bulunduğumuza çok çok benzeyen, yalnızca birkaç ufak farklılığı bulunanlar da vardır. Mesela her şey aynı yalnızca üç kulaklıyız" şeklinde kelime oyunları ile işi magazinleştirmeye çalışıyor ve buna inanmak isteyen bahtsızlara eğlenceli bir hayal oyunu sunuyorlar.

"Tüm bu sonsuz sayıdaki paralel evren nasıl oluştu peki?" sorusuna "Daha oraya gelmedik" diyebilmenin yolunu açıyorlar.

Hiçbir zaman da oraya gelemeyecekler.

Nasip...

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
25 Ağu 02:48

EVET KESİNLİKLE...İSPATLANAMAYACAK ŞEYLERLE İŞİ MUGALATAYA BOĞUYORLAR. YARATILIŞI İNKAR İÇİN DİDİNİYORLAR. NE YAPALIM NASİP MESELESİ...HERKES SAFINI BELLİ EDİYOR.

23 Şub 08:15

Ömer Poyraz

Puan: 6987

Ahmaklğın zirvesine çıkmış, kalpleri körleşmiş adamların. Güneşe ne suç bulabiliriz? Bu ahmaklar kazanın doğduğuna inanan ama öleceğine inanmayan tipler. Zırva tevil götürmüyor maalesef. Biliyorlar ki Allah'a inanan tahrif edilen o dinlere inanamaz.

Ferit Çaydangeldi yazdı, 620 kez açıldı, 1 misafir olmak üzere 4 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
27 Oca 15 03:00
Drone'ların Geleceği

Son günlerde adını daha sık duymaya başladığımız 4-5 model helikopterin birleşimi görünümünde, 2,5 kg yükü rahatça taşıyabilen, uzun menzilli, kendi kendine uçabilen, programlandığı yere güvenle gidebilen Drone'lar..

Bu makineler Amerika'da Amazon'un siparişlerini ulaştırmakta, İngiltere'de pizza teslimatı yapmakta kullanılmaya başladığına dair haberler okuyoruz. Bazıları video çekimleri yapıyor, inşaat yapılacak arazinin ayrıntılı haritasını çıkartıyor, suçluların yakalanmasında polise yardım ediyorlar.

Peki, bu makineler hep faydalı işlerde mi kullanılıyor? Dün okuduğum bir haber beni düşündürmeye başladı. Meksika'dan Amerika'ya 2,5 kg uyuşturucu taşıyan bir Drone, arızalanmış ve düşmüş. Polis sahibini arıyormuş. Bir kere de bir Drone aracılığı ile hapishaneye silah sokmaya çalışırken yakalanmışlar. Acaba yakalanana kadar bunlar kaç defa suç işledi. Uyuşturucuyu sınırdan kim bilir kaç kere sorunsuzca geçirdi ve hapishanelere neler taşıdı.

Belki de bunlar Drone ile işlenebilecek suçların en basitleri kalır. Mesela kamikaze yaptırılabilir. Belli bir bölgeye 2 kg plastik patlayıcı götürüp patlatabilir. Üzerine silah düzeneği kurulsa termal kameranın tespit ettiği insanlara dönüp defalarca ateş edebilir. Ele geçtiğinde sahibi yakalanmamak için tüm işi otomatik yapması için programlayabilir. Deneylerde 30 kg taşıyanların başarılı testlerini gördüm. Bu geleceklerinin çok daha tehlikeli olacağını gösteriyor.

Güvenlik teşkilatı bu tür suçlar gerçekleşmeden çalışma yapabilir mi? Bir yaz günü pencereden evimize girmiş video çekimi yapan bir drone ile karşılaşmamız nasıl engellenebilir? Bütün güvenlik sistemleri suçlunun uçamayacağı varsayılarak hazırlanmış. Bunların şimdiden elden geçirilmesi gerekiyor.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
27 Oca 12:23

Oldukça tehlikeli görünüyor. Devlet başkanlarına da bu yöntemle suikast düzenlenebilir.

Ahmet Unutulmaz yazdı, 358 kez açıldı, 4 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
26 Oca 15 15:00
Hibrit ve Plug-In Araçlara Uygulanan Vergiler Düşürülmeli

Hibrit (elektrik motoru ile enerji dönüşümü yapan) ve Plug-In Hibrit (elektrik şebekesinden de şarj olabilen) araçlara uygulanan vergiler azaltılırsa ülkemizin petrol bağımlılığı da zaman içinde azalacaktır. Hibrit araçların motor hacimleri genellikle yüksek oluyor, bunun sebebi verimliliği artırmak ancak ülkemizde uygulanan ÖTV oranları bu araçların fiyatını çok artırıyor. Örneğin: Toyota Prius modelinde 1798cc motor var ve en fazla 73kw güç veriyor. Motor hacmi 1600cc'den büyük olduğu için %90 ÖTV uygulanıyor. Oysa aynı firmanın Yaris modelinde 1329cc motor var ve bu motorda en fazla 73kW güç veriyor. Yaris 1329cc olduğu için %45 ÖTV uygulanıyor. Yani iki aracın motorları aynı gücü üretebiliyor ama Prius'a uygulanan vergi oranı iki kat fazla, üstelik Prius daha verimli bir motora sahip.

Yeni hibrit araçlarda plug-in özelliği de bulunuyor, yani şebekeden şarj edilebiliyor. Örneğin, Toyota'nın Prius Plug-In modeli 30km'ye kadar sadece elektrikle gidebiliyor ki, bir çok kişi evinden işine elektrikle, petrol tüketmeden, gidebilir. Sırf elektrikle çalışan araçlara %10 ÖTV uygulanırken, bu araca %90 ÖTV uygulanması bu araçların yaygınlaşmasını engelliyor. Sırf elektrikli araçlara ise yüksek kapasiteli piller gerekiyor, bu yüksek pil maliyetine sebep oluyor ve sırf elektrikli araçlar tercih edilmiyor. Sonuç olarak ülkemizin dışa bağımlılığını azaltacak elektrikli araçlarla tanışması gecikiyor.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Ümmügülsüm Önder yazdı, 417 kez açıldı, 4 misafir olmak üzere 9 kişi beğendi, 5 yorum yapıldı.
24 Oca 15 21:00
Eskiden Simit Satılırdı Bu Yollarda Şimdi İse Şarj Aleti

Devrin bize getirdiklerini yaşamak için insanüstü birer çaba harcıyoruz. Çünkü bu getiriler öylesine hızlı geçiyor ki önümüzden, ancak koşarak yakalayabiliyoruz. Adeta ışık hızıyla kovalıyoruz onları. Tamam! Her şey biz insanlar için olabilir ancak o her şeyin de bir sınırı var değil mi?

İşte bu sınırları zorladığımız anda tabiri caizse dananın kuyruğu kopuyor, zurnanın zırt dediği noktaya geliveriyoruz bir anda ve genelde bu noktaya gelen insanüstü varlıklar (onlar gerçekten insanüstü bir çaba harcıyorlar) nereden, ne zaman, nereye düştüklerinin farkında bile olmuyorlar.

Günümüzde bu noktaya ‘’Teknoloji’’ deniyor olsa dahi, bu zavallı insanları iyi bir yere sürüklemediği belli. Bu kişiler adeta hipnoz olmuşçasına teknolojinin peşinden giderken arkalarına bakmıyorlar maalesef. Acı kaybımızda işte bu! Zamanın getirdiklerini yaşayalım derken, daha önceki zamanlara ait olan getirilerin üzerinin çizilmesi, unutulması, kazanılan bazı değerlerin yavaş yavaş kaybolmasını bilinçli ya da bilinçsiz bir şekilde sağlamaları hoş olmayan bir davranış. Misal verecek olursak; topluca vakit geçirilen mekanlarda heyecanlı bir ‘’Garson’’ nidasının ardından garsonun ne sipariş hayalleriyle gittiği masadan sadece mekanın internet şifresini vererek hüsranla ayrılması durumu. Ya da kokusunu içine çeke çeke kitap okumak varken, sırf teknolojiye ayak uyduracağım diye e-kitap okuma eziyetine katlanmak ve iki sene sonra yine son model bir gözlüğe sahip olmak. Yahut otobanda aç karnına ağır ağır seyrederken ‘’Bir simit olsa da yesek’’ diye düşünmek yerine ‘’Of! Telefonumun şarjı bitti, şuralarda şarj aleti satan biri yok mu acaba?’’ diye düşünmek gibi. E tabi sevgili tüccarlarımız bunları duyar da durur mu? Tabi ki yollarda simit satmak yerine şarj aleti satılacak, çünkü insanların buna daha çok ihtiyacı var(!)

Zaman çok kötü insanlar! Uyanmalıyız ey ahali! Sokakta satılan simitlerin, (evet zararlı ancak teknoloji kadar zararlı olduğunu düşünmüyorum) keyifle okunan kitapların, ailece radyo dinleme heyecanın,

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
25 Oca 14:24

Kesinlikle haklısınız, ancak burada değinilen konu teknolojinin tutarsız kullanılması.. Teknolojiyi bilinçli kullanma olgunluğuna erişmemiş kişilerin kullanması. Bence önce bilinçlenip daha sonra faydalanmak gerekir.

25 Oca 10:46

Amerika'da Amish'ler teknoloji kullanmiyor. Teknolojinin zararlarini on plana cikarip teknolojinin nimetlerinden istifade etmeyi birakmamayi samimiyetsizlik olarak goruyorum. Veya teknolojinin bize neyi vaat ettigi tam olarak anlasilmamis demektir.