Edebiyat

Yıl 2 Sayı 10
Aylık ücretsiz blog dergisi
www.geornalist.com
EKİM 2016

Sıla Münir

Asrın Yesevî'si

İÇİNDEKİLER

Asrın Yesevî'si
Sıla Münir / İSTANBUL
İyi Bir Hayatın Beş Altın Kuralı
Yusuf Esad Öz / KONYA
Evet, Evet O Gün, İşte Bugün !
Minel Alya Bayrak / ERZURUM
Perdeler
Nida Tandoğan / ADANA
Ben Bir Eylül
Minel Alya Bayrak / ERZURUM
Kul'dan Sultan'a, Yavuz'dan Şair'e Selim Han
Bulut Sever / İSTANBUL
Sar Beni
Ali Şahan Avsuz / ADANA
Hayat Arası Rüya
Ali Şahan Avsuz / ADANA
Sonbaharda
Ali Şahan Avsuz / ADANA
Bir Sen
Buket Pehlivan / YALOVA
Etrafına Bak
Sevdaşrn / İSTANBUL
Yalnız Kalınca Ben
Sıla Münir / İSTANBUL
Yağmur Hikayesinde Şemsiye
Ali Şahan Avsuz / ADANA
Âh-I Bâkî Vü Fuzûlî
Mücahit Kılıç / İSTANBUL
Ben Charlie’Yim, Charlie Chaplin!
Minel Alya Bayrak / ERZURUM
Nefes
Ali Şahan Avsuz / ADANA
Ayrılalım Vecihe
Ali Şahan Avsuz / ADANA
Zalim Bedenim
Ali Şahan Avsuz / ADANA
Dilime Dolanmış Şarkım
Hasan Şahin / ANKARA
Eylül Evi 
Minel Alya Bayrak / ERZURUM
İyiler İyileri Bulur
Sıla Münir / İSTANBUL
Sonu Olmayan Masallar
Burhan Çekici / ORDU
Ah Şatıroğlu !
Minel Alya Bayrak / ERZURUM

Sıla Münir

Puan: 40

Asrın Yesevî'si

Sıla Münir yazdı, 381 kez okundu, 4 misafir olmak üzere 10 kişi beğendi, 3 yorum yapıldı.
Seyyid Ahmed Arvasi, İlim irfandı derdi. Taht kurdu gönüllerde, Asrın Yesevî'siydi! Genci hassaten sever, Hususi emek döker, Çırpınırdı öyle ki, Hiçbiri olmasın zâyi. Vaktâ ki bir tayinde, Köylü karşılar onu. Müellim bey diyerek, Hoş safâlar ederek. Gel gör ki takar hoca, Bu "mü
1
okuma modu
devamı...

Seyyid Ahmed Arvasi,

İlim irfandı derdi.

Taht kurdu gönüllerde,

Asrın Yesevî'siydi!

Genci hassaten sever,

Hususi emek döker,

Çırpınırdı öyle ki,

Hiçbiri olmasın zâyi.

Vaktâ ki bir tayinde,

Köylü karşılar onu.

Müellim bey diyerek,

Hoş safâlar ederek.

Gel gör ki takar hoca,

Bu "müellim" lafına.

Anlar hatâen değil,

İradeyle söylenir.

Çünkü "müellim" demek,

Elem veren demekdi.

Hoca bildiği için,

Zihnini meşgul etti.

Aradan günler geçer,

Köylü "muallim bey" der,

Der hoca, "Dur hemşehrim.

Sen bana ilk geldiğimde,

Hep müellim diyordun,

Şimdi "muallim " dedin,

O vakit mânâsını

Bilerek mi söyledin?"

Köylü, "Ah, muallim bey,

Senden evvel gelenler,

Köylüyü beğenmedi.

Gayretsizlik bir yana,

Emeksiz, kibirliydi.

İkram ettiğimiz aşı,

Beğenmeyip dökerdi,

İşte bundan sebeb,

Mânâsı elem veren,

Bir nice müellimdi.

Fakat sen değilsin böyle,

Derdimizle dertlenen,

Soframızda beklenen,

El gibi değil, içten,

Muallimsin ebeden!!!

Fotoğraf:

Seyyid Ahmed Arvasi

Sahte Dindarlar Sahte Laikler

11 Eyl 20:10

Teşekkür ederim.

11 Eyl 19:38

Yureginize kaleminize sağlık..

2

Yusuf Esad Öz

Puan: 2.33

İyi Bir Hayatın Beş Altın Kuralı

Yusuf Esad Öz yazdı, 391 kez okundu, 5 misafir olmak üzere 10 kişi beğendi, 3 yorum yapıldı.
Aziz bir üstadımın sohbetlerinde bahsettiği iyi bir yaşamın 5 altın kuralını açıklıyorum şimdi sizlere:1- Dini inancın küçük yaşta belirlenmesi (Müslüman-Hristiyan-ateist) 2- Kendimizi iyi tanımak 3- En uygun meslek 4- Uygun bir eş seçimi 5- Her önüne gelene arkadaş dememekİşte üstadımızın hayattaki
3
okuma modu
devamı...

Aziz bir üstadımın sohbetlerinde bahsettiği iyi bir yaşamın 5 altın kuralını açıklıyorum şimdi sizlere:

1- Dini inancın küçük yaşta belirlenmesi (Müslüman-Hristiyan-ateist

2- Kendimizi iyi tanımak 

3- En uygun meslek 

4- Uygun bir eş seçimi 

5- Her önüne gelene arkadaş dememek

İşte üstadımızın hayattaki 5 altın kuralı. Şimdi bu kuralları kendi perspektifime göre ne kadar mühim olduğunu yorumlamaya çalışacağım.

1; dini inanç küçük yaşta belirlenmesi en önce çocuğun zihinsel faaliyetlerini ne tarza yapacağını ne tarafa budaklanacağını belirler. Çevresini belirler. Zihin yapısı bu ideolojide geliştirmesini sağlar. Gideceği yönü tayin eder.

2; kendimizi iyi tanımak, yani kapasitemizi, yeteneklerimizi iyi bilmek. Sözel zeka ya sahip bir insanın tarih dersini rahat rahat geçebilecek iken fizik dersine çalışıp o dersten de geçmesi gibi. Aşırı güçlü olmayan bir insanın çok ağır bir yükü kaldıramayacağını bilmesi gibi, Bu bizi zaman ve emek israfından kurtaracaktır.

3; kendimizi iyi tanımak, en uygun meslek seçimi içinde kritik bir tercihtir. Yapmak isteyip istemeyeceğimiz mesleği iyi bilmek gerekir. Kendimizi bilmez isek bize neyin uygun olup neyin uygun olmayacağını bilemeyiz. Ömrümüzü işimizden tiksinerek geçirmeyi kimse istemez.

4; kendi durumumuza, psikolojimize, maddiyatımıza ve kültürümüze uygun eş seçmek çok önemli. Bir ömrümüz var ve her yatağa girdiğimizde ‘’yine mi sen be kadın’’ diyerek ömrümüzü çürütmek istemeyiz nede olsa.

5; her önüne gelene arkadaş dememek. Arkadaş ‘ARKA’daştır çünkü. Arkanı kollayacağına kesin bir gözle bakabileceğimiz insanlara arkadaş demeliyiz. Bir başkasının yanında dedikodumuzu yapacak insanlara arkadaş demenin pek bir mantığı olduğunu düşünmüyorum. Bir veya iki Dostu olur insanın. Her tanıdığına ‘’oooo kanka naber ya?’’ havasıyla yaklaşmak insanları sıradan bir obje gibi görmekten başka bir şey değildir. ‘’Seni seviyorum’’ yalanının topluma, bireye indirgenmiş versiyonu da diyebiliriz. 

İşte bu beş tercih bizim hayattaki yaşantımızı belirleyen en önemli faktörlerdir. İtina ile uygulamanızı tavsiye ederim. Beş basit kural, güzel bir hayat. 

bc088082c24c839cee7b1860f73996be1472656123

01 Eyl 03:15

Yureginize sağlık

01 Eyl 02:05

"Devamı" na tıklayınca safari de açılmıyor arkadaşlar. Başlığa tıklayınca yazının tamamına erişebiliyorsunuz.

4

Minel Alya Bayrak

Puan: 23.33

Evet Evet O Gün İşte Bugün !

Minel Alya Bayrak yazdı, 424 kez okundu, 7 misafir olmak üzere 8 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
Can! Haydi Can! Gel de sayalım artık paralarımızı ne kadar biriktirmişiz bir bakalım bugün malum gün biliyorsun! diye seslendi Gazi. İdadi'nin karşısınd ki yıkık dökük kaldırıma tüm cam kavonozdaki paraların sesi sokakta yankılanırken Can'ın mutlu ama en çok heyacan yuvası olan sesi kucaklam
5
okuma modu
devamı...

Can!

Haydi Can!

Gel de sayalım artık paralarımızı ne kadar biriktirmişiz bir bakalım bugün malum gün biliyorsun! diye seslendi Gazi. İdadi'nin karşısınd ki yıkık dökük kaldırıma tüm cam kavonozdaki paraların sesi sokakta yankılanırken Can'ın mutlu ama en çok heyacan yuvası olan sesi kucaklamıştı tüm sokağı...

Evet, biliyorum Gazi. Tam da bugün ! Evet, evet o gün, işte bugün !

İdadiyi bitirdik arkadaşım. Bitirdik...

Sence ne kadar biriktirmiş olabiliriz Gazi?

Şiir yazarken kağıtları bile hep arkalı önlü kullandım harçlığım baya olmuş olmalı ! dedi Ellerini bozuk paralar içinde dolaştırırken gözüne o kadar çok gelmişti ki gözlerinin parıltısını Gazibile görebiliyordu. Gördükçe o da seviniyor ve ona yardım ediyordu paralarını saymaya. Hesaplamaları bittikten sonra ne yazık ki gözlerine çoğunlukla fazla gelen para onların hitiyaçları olduğu parayı değil karşılamak yarısı bile etmiyordu. Can bozuk paralara uzun uzun dalmış Gazi ise Can'ı izliyordu.

Gayet iyi durumdayız kardeşim gerçekten değmiş şiirlerine, gidelim daha fazla geç olmadan gidelim Bakanlığa hadi arkadaşım!

Can ve Gazi'ın tabi ki de bir ikinci planları vardı ki bu iş kesinlikle cepteydi. Bakanlığa hem büyük bir heycan ile hemde şans bu ya güneşin sıcağından alnınlarında birikmiş terler, adımları bile kendilerinden büyük Can ve Gazi bakanlığın kapısından içeri girdiler. Bakanın odası önünde kapıyı kimin çalacağını, içeri önce kimin buyur edeceğini hararetli bir şekilde tartışa dursunlar;

Bakan kapı koluna asıldı. Merhaba çocuklar ! Hayırdır bu saatte bakalım?

Babacığımm !

Bakan kaşlarını öyle müthiş çattı ki bir an da gözlerinde ki hareler yuvarlaklığını kaybetti.

Şey yani Öğretmenim ! Yok ! Ba- bakanım !

Sözün devamını getiremediği zamanlar hiç olmazdı Can'ın öyle ki büyük bir ustalıkla kırardı kelimelerin belini, en çok şiir yazarken akardı kelimeler fakat karşısında babası olunca duraksıyor, geriliyor ve kelimeler Can'ın belini kırıyordu adeta. Bu durumdan Can'ı kurtarmak isteyen Gazi hemen boğazını temizleyerek aynı zaman da sırtınında dikleştiğini hissetti ve İdadiyi bitirmiş olmanın verdiği özgüven ile ;

Öğretmenim, İdadi'yi gün itibari ile bitirmiş bulunmaktayız. Bütün dönem boyunca çalıştık ve bir miktar para biriktirdik fakat biz yurt dışında eğitim almak istiyoruz ve geri kalan paramız için sizden burs istiyoruz !

Bakan kaşları tekrar eski sert ama az önceki ifadesine göre gayet yumuşak bir hal aldı. Düşünceli olduğu çocukların gözlerinde gözlerini gezdirirken verdiği ifadenin özünde vardı. O sırada Can biraz daha rahatlamış şimdi babasının vereceği cevabı bekliyordu. Hayallere engel olunamaz ya ! Hayallerini bile kurmaya başlamıştı Can.

Hayallerin kurulmasına engel olunamazdı ama yıkılması çok kısa bir zaman belki 1 salise bile alabilirdi. Can içinde işte tam böyle oldu.

Bak çocuğum, sana bursunu verebilirim fakat Can'a veremem.

Gazi ağız dolusu bir itiraz da bulunacaktı ki Bakan bunu hisseder gibi lafa karışmasına bile izin vermeden devam etti.

Bak genç adam, Can' a eğer burs verir isem; "Seni gönderebilirim ama arkadaşım gönderirsem dedikodu olur. 'Oğluna torpil yaptı' derler. Bu yüzden onu gönderemem" dedi.

Gazi usulca başını Can'a çevirdi. Çaressizdi. İdadi bitmişti fakat herşey yolunda gitmiyordu. Tam o sırada Can'ın gözlerinde şiir yazarken ve para sayarkenki gördüğü parıltıyı yine gördü.

Benim biriktirdiğim parayı da al kardeşim ! Yolun açık olsun! Birde döndüğünde bana menekşe kokulu mürekkep birde renkli kağıtlar getir yazılacak çok şiir var !

Can büyük bir yüreklilik ile babasının pardon bakanın kararına boyun eğdi ve arkadaşına parasını uzattı... Kağıtlarından esirgeyerek biriktirdiği harçlığıydı o fakat ne babasına karşı gelebilir ne de Gazi'nin burda kalmasına razı olabilirdi...

Aslında bakarsanız sizler, Gazi ve Can ' ı çok iyi tanıyorsunuz. Haliyle Bakanı da.Bakan, Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel'di, dedikodu olur endişesiyle yurtdışına göndermediği öğrenci ise oğlu Can Yücel'di. Yurtdışına giden öğrenci ise daha sonra dünyanın en ünlü beyin cerrahı olacak Prof. Dr. Gazi Yaşargil..

Peki sonra ne mi oldu ?

Hiç kopmadı Can ve Yaşar idadi bitti ama arkadaşlıkları günlere yıllara meydan okumaya devam etti.

Can Yücel'in biriktirdiği harçlığı da alan genç Gazi Yaşargil, 2. Dünya Savaşı'nın en sıcak günlerinde iki yıl Almanya'da kaldı, daha sonra da İsviçre'ye geçip, Zürih Tıp Fakültesi'ne girdi. O dönemin ünlü beyin cerrahı Prof. Dr. Rudolf Nissen'in dikkatini çekti ve bu hocanın asistanı oldu. Bu süre içinde Can Yücel ile ilişkisini hiç kesmedi. Can Yücel sık sık arayıp, derslerini sordu.

Gazi Yaşargil'in asistanlığı devam ederken Türkiye'de darbe gerçekleşti ve TSK 27 Mayıs 1960'da yönetime el koydu. Gazi Yaşargil'in doçentlik sınavına gireceği günlerde Türkiye'den asker celbi geldi: "Ülkene dön, askere gideceksin." Asker celbinin geldiği günlerde liseden arkadaşı olan Ömer İnönü, Gazi Yaşargil'i ziyaret etti. İnönü'ye, "Git babana söyle, profesör olmaya yakınım, profesör olup askere gelirim" diyen Yaşargil, İsmet İnönü'nün oğlunun temaslarından da istediği sonucu alamadı. Bakanlar Kurulu Kararı ile Türk vatandaşlığından çıkarıldı. Vatansızların taşıdığı "haymatlos" pasaportuyla yaşamaya başladı. Önce profesör, sonra da ordinaryüs profesör oldu.

Evet, evet ! O gün işte bugün !

Bugün 30 Ağustos Zafer Bayramı...

Bak geçiyor Subaylar, Mehmetçikler, Ordular...

Başlar dimdik, gözler çelik, yüzler pos,

Bayrak imil imil

Geçer tunç adımlar demir göğüsler,

Geçer Mehmetçikler, geçer subaylar,

Hepsinin alnında zaferden süsler

İzliyor Ata'm!

İzle Ata'm, izindeyiz...

30 Ağustos Zafer Bayramı Kutlu Ola !

(Burada yazılanların tamamı şahsıma ait olup Can Yücel ile Gazi Yaşargil hakkında yazmış olduğum öykünün gerçekle hiç bir alakası yoktur ancak böyle bir durumun olduğu kesinliği belirtilmiştir)

6

Nida Tandoğan

Puan: 12.33

Perdeler

Nida Tandoğan yazdı, 467 kez okundu, 7 misafir olmak üzere 8 kişi beğendi, 3 yorum yapıldı.
Gel gizle bütün perdeleri Hadi çıkar yüzünü güneşe aya geceye Bak bir piano çağırıyor seni mutfakta Hangi notasında kalmıştın hatırla! Eskimiş cilt kokusu Ve bir köşesinde yağmur üstü sen yoksulu Gel gir artık bu kapılardan Limanda gemiler mi yanmış Bırak yansın Gel sıyrıl işte bu z
7
okuma modu
devamı...

Gel gizle bütün perdeleri

Hadi çıkar yüzünü güneşe aya geceye

Bak bir piano çağırıyor seni mutfakta

Hangi notasında kalmıştın hatırla!

Eskimiş cilt kokusu

Ve bir köşesinde yağmur üstü sen yoksulu

Gel gir artık bu kapılardan

Limanda gemiler mi yanmış

Bırak yansın

Gel sıyrıl işte bu zamandan

Bırak zamanı

Sen kalsın

8

Minel Alya Bayrak

Puan: 23.33

Ben Bir Eylül

Minel Alya Bayrak yazdı, 395 kez okundu, 6 misafir olmak üzere 7 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
Ve Eylül...Yılın 9. ayı Eylül...Ağustos'tan sonra; Eylül...Öptüm Ağustos'un sıcak savaşından Hoşgeldin takvimime soluk sarı Eylül geceleri Döktün mü terk edecek olan yeşilleri? Hazır mı mazi? İnsan medcezirinin erbabı Eylül... Gitmelerin...Gelmelerin... Şiirden anlayanların, Toprak şairlerinin ayıHe
9
okuma modu
devamı...

Ve Eylül...
Yılın 9. ayı Eylül...
Ağustos'tan sonra; Eylül...
Öptüm Ağustos'un sıcak savaşından 
Hoşgeldin takvimime soluk sarı Eylül geceleri 
Döktün mü terk edecek olan yeşilleri? 
Hazır mı mazi? 
İnsan medcezirinin erbabı Eylül... 
Gitmelerin...
Gelmelerin... 
Şiirden anlayanların, 
Toprak şairlerinin ayı
Her bekleyenin bir Eylül'ü
Her ülkenin bir Eylül'ü 
İçinizde ki küçük şairin bir ruhu Eylül'dü 
Bundandır rüzgarın zil zurna hali 
Kuşları var Eylül'ün 
Kafesten kanatlanan, 
Dans eden sarı yaprağı, 
Ayaklarına sarılan, 
Çıtır çıtır yaprakları var Eylül'ün 
Ayrı bir mevsim ısmarla Eylül 
Soğuk düşlere, 
Yağmur'un gürültüsünde 
Ilık bir Eylül gerek bize 
İçim hep Eylül
Ağla beni Eylül 
Ağla... 
Ki; Bu bir Eylül meselesi
Eylül affetsin Seni...

10
Kapat