Edebiyat

Yıl 2 Sayı 11
Aylık ücretsiz blog dergisi
www.geornalist.com
KASIM 2016

Atç

Bir Melek Ölürken

İÇİNDEKİLER

Bir Melek Ölürken
Atç / ESKIŞEHIR
Bilmediğimiz Hikayeler
Meyzen Ruha / İSTANBUL
Günlerden
Nida Tandoğan / ADANA
“East” Soslu “Western” Kafası
Amantes Amentes / ADANA
İbare/t
Berat İlhan / BURSA
Delirmeden Akledemeyiz
Dio Pane Libertà / KOCAELI
Seni Seviyorum Desen
Genç Süvari / ORDU
Şiirden Yoksun, Aşktan Hallice
Minel Alya Bayrak / ERZURUM
Orta Asya'da Bir Cevelan
Dio Pane Libertà / KOCAELI
Sanrılar
Amantes Amentes / ADANA
Sevgi Neydi?
Sevdaşrn / İSTANBUL
Mücahit'e
Mücahit Kılıç / İSTANBUL
Noktalama İşaretleri
Amantes Amentes / ADANA
Kendime Not: Düzlem Algısı
Aşağı Tırmanan Adam / ANKARA
Amaç Mutluluk
Buket Pehlivan / YALOVA
Seni Sevmek
Hasan Şahin / ANKARA
Son Olsundu
Sinemirez / BURSA
Dosta
Mücahit Kılıç / İSTANBUL
Bilmiyorum
Berat İlhan / BURSA
1977 Beyrut Kişi
Dio Pane Libertà / KOCAELI
Olamadık..
Hasan Özdoğan / İSTANBUL

Atç

Puan: 10.67

Bir Melek Ölürken

Atç yazdı, 604 kez okundu, 15 misafir beğendi, 2 yorum yapıldı.
Son sefer yazmak için sonbaharın gelmesini beklemiştimBu sefer de kışın gelmesini bekleyecektim,Sonra yılda dört kere yazarak yazdıklarımın bir kitap bile etmeyeceğini fark ettim,Ve yine aldım kendimle beraber düşürdüğüm kalemi elime,geldim.Yanlış hatırlamıyorsam iki mevsim önce bir söz söylemiştim
1
okuma modu
devamı...

3AvbexGZ

Son sefer yazmak için sonbaharın gelmesini beklemiştim
Bu sefer de kışın gelmesini bekleyecektim,
Sonra yılda dört kere yazarak yazdıklarımın bir kitap bile etmeyeceğini fark ettim,
Ve yine aldım kendimle beraber düşürdüğüm kalemi elime,geldim.

Yanlış hatırlamıyorsam iki mevsim önce bir söz söylemiştim,
'Kalem düştü diye , beni de düştü sandılar' demiştim. 
Her zaman olduğu gibi bu sefer de kimse üzülmesin diye yalan söyleyeceğim,
Ben düşmedim,sadece düşürdüğüm kalemi almak için biraz eğilmiştim.

Saatlerce ders çalışan bir çocuk nasıl oluyor da beş dakika oyun oynarken yakalanıyorsa babasına,
Siz de beni eğilirken yakalayıp güçsüz sanmışsınız.
Güçsüz değilim,şansızım.
Saatlerce oyun oynayıp beş dakika ders çalışırken babasına yakalanan bir çocuk olamadım sadece.

Yaşım bu kadar ayrılığı kaldıramayacak kadar küçük olabilir,
Ve kendime soruyor da olabilirim Allah neden bu acıları bana bıraktı diye,
Ama her soruya bir cevabım var, boyum yeterlidir belki de
Yürürken ardımda bıraktığım gölgem yeter acı çekmeye.

Kimi şans der kimi kader fazla mühim değil,
Benden kopup giden her neyse bende onunla birlikte giderim.
Kapı arasından bana bakıyorsanız ve ben yerin dibindeysem bilin ki,
Benden düşen bir şeyi geri almak için düşmekteyim.

Tabii kimse hayal etmiyor benim gibi birlikte düşmeyi,
Birbirini seven herkes birlikte uçmak istiyor.
Zaten o yüzden bu kadar ayrılık ya,
Biri düşünce diğeri onun peşinden gitmiyor.

Bir meleği seviyorsunuz,bir meleği çok seviyorsunuz.
Ve aslında hiç sevmediğiniz o kötü şarkı da dediği gibi melek ölüyor,
Zaten şarkı da melek öldüğü için şarkıyı sevmiyorsunuz.
Ama meleğin ölümünü nasıl izliyorsanız şarkıyı da öyle dinliyorsunuz.

Benden yana bir sıkıntı yok ben o şarkı da hep ölen taraf oldum,
Üstelik izleyen de bendim zaten izlediğim için öldüm.
Siz şimdi uçmak istiyorsunuz ve uçmak için sevmişsiniz bir meleği -meleklerin kanatları olur ne de olsa-
Ama hatırlamıyorsunuz bir günah işlemeden şeytanın da melek olduğunu hatırlamıyorsunuz.

Ben şimdi tam bu anda,sizin yürüdüğünüz yerlerin altından uçuyorum.
Ne kanatlarım var ne de gökyüzü,sizin hayalinizin düşüp kırıldığı yerde ben yükseliyorum.
Şimdi sorsalar ne istersin diye,herkesin güzel sevmeyi öğrenmesini isterdim.
Tıpkı benim yaptığım gibi,bir melek ölürken öyle sessiz durmanızı değil onunla birlikte ölmenizi isterdim.

Aslında kendimizi bu kadar da yıpratmayalım,
Biliyorsunuz yerde olanın sevdiği gökte,gökte olanın sevdiği yerde oluyor.
Ben birlikte nasıl düşülür onu biliyorum onu anlatıyorum.
Birisi de bana nasıl uçulur gökyüzünde onu anlatsın,sevdiğim meleğe yetişemiyorum.

Daha fazla söyleyecek yalanım yok,
Bahsettiğim o kötü şarkının bizi ortadan ikiye bölen yeriyle bitireceğim geceyi.
Sabah kalktığınız da sizin yapacağınız ilk iş diğer parçanızı bulmak olsun.
Ben birden çok parçaya ayrılıyorum,
Birini bulup,diğer kaybolanları da ona aratıyorum.
Bu şarkıyı bu sefer bizim için değil de bizim öldürdüklerimiz için çalıyorum.

Veda etmeden gidilmezdi çocuk,
Bu vedadan sayılmazdı çocuk,
Bir melek ölürken,
Öyle sessiz durulmazdı.
Çocuk...


2

Meyzen Ruha

Puan: 12.67

Bilmediğimiz Hikayeler

Meyzen Ruha yazdı, 551 kez okundu, 9 misafir olmak üzere 11 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
Adam elindeki kağıdı buruşturduktan sonra bir kadın gibi hüngür hüngür ağlamaya başladı. Yumruk yaptığı eliyle de bir yandan göz yaşlarını siliyordu.Yanından geçenler bir anlam veremiyordu adamın haline.Yaşı altmış civarinda bir amca; borcu var herhalde, elindeki kağıt da icra mektubu olabilir dedi
3
okuma modu
devamı...

Adam elindeki kağıdı buruşturduktan sonra bir kadın gibi hüngür hüngür ağlamaya başladı. Yumruk yaptığı eliyle de bir yandan göz yaşlarını siliyordu.Yanından geçenler bir anlam veremiyordu adamın haline.Yaşı altmış civarinda bir amca; borcu var herhalde, elindeki kağıt da icra mektubu olabilir dedi. Öte yandan başka bir adam; iyi de amcacım otobüs durağında mı icra memurları adamın eline mektubu tutuşturdular? Adam olduğu yerde bir anda kendini yere bıraktı, adamın gözleri büyüdü, ona bakan dört beş civarında insan kalabalığı adamdan korkarak uzaklaştılar.Adam yumruğunu açtı, elindeki mektup gözyaşlarını silerken sırılsıklam olmuştu. Adam Aniden bir vapur düdüğünü işitti, yerinden kalkmak için bir hamle yaptı ama kalkamadı. Güneş ortalığı kavururken adam da sıcacık asfaltın üzerinde buram buram terliyordu. kollarıyla yüzüne gölgelik yapmaya kalkıştı ama onu da beceremedi. Sesini işittiği vapur birazdan Kadıköy'e hareket edecekti ama adam bir türlü yerinden kalkamadı. Vapur kıç üstü hareket edince adam bir salvo daha yaptı ama nafile, bir felçli gibiydi.

Neden sonra yaşı otuz civarında olan bir bayan, adama yaklaştı; neyiniz var beyefendi dedi,

Adam mahcup bir tavırla "Ene Suri" dedi

kalabalık başka bir kalabalığa bıraktı kendini ve adam hâlâ yerdeydi.Belli ki bilmediğimiz bir dünyada bir şeyler oluyordu ve bilmediğimiz bir sürü hikâye her gün yazılıyordu.Dünyamızdan kopan bir şey olmadığı gibi sessiz kalma hakkımızı kullanıyorduk.

4

Nida Tandoğan

Puan: 12.33

Günlerden

Nida Tandoğan yazdı, 408 kez okundu, 10 misafir beğendi, henüz yorum yapılmadı.
günlerden İstanbul'u özledim haftalardan damla sakızlı kahve mevsimlerden güz ya boğazın serin sularına çarpar gönlümüz dünya bu aralar çok mu soğuk kıyametin kıyısı mıdır bu yüzdüğümüz alışılmış resimler coğrafyasında söylenmemiş sözler kıtası ve bu yorgun kalabalıklar arasında "Aşk mü
5
okuma modu
devamı...

günlerden İstanbul'u özledim

haftalardan damla sakızlı kahve

mevsimlerden güz ya

boğazın serin sularına çarpar gönlümüz

dünya bu aralar çok mu soğuk

kıyametin kıyısı mıdır bu yüzdüğümüz

alışılmış resimler coğrafyasında

söylenmemiş sözler kıtası

ve bu yorgun kalabalıklar arasında

"Aşk mümkün müdür hala?"

6

Amantes Amentes

Puan: 3.67

"East" Soslu "Western" Kafası

Amantes Amentes yazdı, 376 kez okundu, 5 misafir olmak üzere 8 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
Sokak kapısının sürgüsünü çekip yola adımımı atıyorum. Etrafa ölüm sessizliği hakim… Kafam, az önce izleyip bitirdiğim Western’in etkisinde hala. Kaç kere de söyledim, beni bilgisayar başından kaldırıp sokağa göndermeyin diye ama nafile. Yokuş aşağı doğru yollanıyorum. Sanırsın ki ekmek almaya değil
7
okuma modu
devamı...

bb2a0090782a9ddcddfd515180ece2d21477323561

Sokak kapısının sürgüsünü çekip yola adımımı atıyorum. Etrafa ölüm sessizliği hakim… Kafam, az önce izleyip bitirdiğim Western’in etkisinde hala. Kaç kere de söyledim, beni bilgisayar başından kaldırıp sokağa göndermeyin diye ama nafile. Yokuş aşağı doğru yollanıyorum. Sanırsın ki ekmek almaya değil de, kellesine 100.000 $ ödül konmuş azılı bir suçluyu mıhlamaya gidiyorum. Yol üstünde bir kediye rastlıyorum. Şapkasını tehditkar bir ifadeyle tek gözünün üstüne doğru düşürmüş, ağzında ikinci sınıf tütün sarılı cigarasıyla bana doğru seğirtiyor. Yeşil gözlerinden buram buram nefret tütüyor. Bunu benden başka gören yok zira kedide ne şapka ne de cigara var. Gözünün üstündeki Allah vergisi gölgeyi şapka, ağzındaki balık kılçığını cigara sanıyorum. Yanımızdan bir çalı yuvarlanıyor ama o da çalı değil, üst komşunun oğlunun b.klu bezi. Düello kokusunu alan kasabalılar, korkudan pencerelerini örtecekler diye bekliyorum ama aksine karşı komşu Saliha Teyze çıkıp, tepemize tozlu kilimi çırpıp umarsızca içeri, evlilik programının başına dönüyor. Hafiften mırlamaya başladığını farkediyorum kedinin ve “restine rest ulan” dercesine elimi cebime atıyorum. Blöfümü yiyor ve silahımı çekeceğimi sanıp “Köpeğin olayım abi kıyma bana. Eniklerimi sahipsiz koma” diyor. Dile geldi ya şerefsiz! Hem de tabiatına nankörlük edip, can düşmanı köpeklerin safına geçmeye yelteniyor. Bir de utanmadan “kıyma bana” diyor. Yok sana kıyma falan deyip canını bağışlıyorum. Silah var sandığı cebimden ekmek parasını çıkarıp hesaplıyorum. Tamam, para üstü ile kendime tuz-tekila yapıp zaferimi kutlayabilirim. Muzaffer bir edayla sokaktan aşağı seğirtiyorum. Parmak arası terliklerimden mahmuz çınlamaları geliyor sanki. Köşeyi dönüp bakkala varıyorum. Ekmek dolabından üç ekmek alıp içeri giriyorum. Dükkanın kapı kanatları titreşiyor. Sanki ekmek değil de, başıma gelen onca şeyden sonra etrafımdaki haydutların hakkından gelebilmek için üç silah almışım. Biri susamlı, pardon, saçma atan cinsten. Diğer ikisi çiçek görünümlü ama aslında altıpatlar, her bir dilimi birer mermi yuvası. Herkes bilmez. Parayı tezgaha vuruyorum, çıkmaya yeltenecekken bakkal para üstünü almadığımı söylüyor. Başta bahşiş bırakayım havasındayım ama sonra aklıma geliyor. O parayla tuz-tekila yapacağım. Para üstünü alıp yokuş yukarı tırmanıyorum. Sağda solda auramdan başı dönmüş kasabalılar, bana çekingen ama bir o kadar da gururlu bakışlar atıyorlar. Gözüpek bir silahşör olduğumun farkındalar ama komşuluğun verdiği güvenle de benle gurur duyuyorlar. Ne de olsa bu kasabanın asayişi benden sorulur. Aşağı sokağın taze hatunlarına, şapka altından çapkın bir bakış atıyorum ki pencereden annem çıkıp bağırıyor, bütün atmosferi, Marilyn Monroe’nun eteğini havalandıran vantilatör misali dağıtıyor: “Oğluuummm haydi acele etsene yemek hazır. Herkes sofrada seni bekliyor!!!”

8

Berat İlhan

Puan: 6.33

İbare/t

Berat İlhan yazdı, 418 kez okundu, 5 misafir olmak üzere 7 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
Mutsuzlaştığımı hissediyorum güldükçe Ve hiçbir şeyde, ama hiçbir şeyde Bulamıyorum samimiyet. İçimin içinde bi'yabancı, Sanki içim; uzun koridorlardan, Karmaşık labirentlerden, Çıkmaz sokaklardan ibaret. Ve kayboluyorum git gide, gittikçe bende. En gerek anında; bi'anda, kaybolan eşyam G
9
okuma modu
devamı...

Mutsuzlaştığımı hissediyorum güldükçe

Ve hiçbir şeyde, ama hiçbir şeyde

Bulamıyorum samimiyet.

İçimin içinde bi'yabancı,

Sanki içim; uzun koridorlardan,

Karmaşık labirentlerden,

Çıkmaz sokaklardan ibaret.

Ve kayboluyorum git gide, gittikçe bende.

En gerek anında; bi'anda, kaybolan eşyam

Gibi bir şey bu...

Kalbimin hangi çekmecesini

Açarsam açayım

O huzuru bulamıyorum.

En iyi, tek bildiğim dilde dahi

Kendimi anlatamaz oldum.

Süslü/afili sözcüklerle cakasını arttırmak

İsterdim bu keder halinin; ama,

Kapılarımızı açıp sokağa adımımızı attığımız

Anda şehrin eline düşüyoruz; soluyor,

Kuruyoruz, ey ahali!

Dökülüyorum en diri yerlerimden,

Çekiliyor hayat, git gide gözlerimden.

Güneşi alıp göğsümde taşımak isterdim;

Ay, ruhumla ışısın isterdim.

Bi'kabri dolduracak kadar ''var'' olamadım,

''Hiç'' denebilecek kadar, zerre kalamadım.

Nefes alabileceğim bin bir muhit

Buldum da yeryüzünde;

Sarınabileceğim tek yeşil dal

Bırakmadım kendimde.

Artık biçilen benim yerde çim yerine,

Budanan benim; ağaçta dal yerine,

Vurulan ben, gökte kuş yerine;

Sığdırmak isterken uçsuz fezayı

Şuncacık yüreğime,

Bi'idamlık darağacı oldum;

Bundandır intiharı içimin çocuğunun.

Yeşerin göğsümde duvarlar, yeşerin!

Dirileceği varsa baharın, beton duvarlar

Arasında dahi açar; kaldırımıydı,

Sokak taşıydı, hiç dinler mi?

Hangi buzul güneşe karşı gelir?

Dirilecekse bu benliğimin enkazı,

Söker de yüreğimi, tohum yerine ekerim!

Bana bir ''yokluk'' eleyin eleklerden,

Süzün geceler, süzün beni kendimden.

Getirin en ala karanlıkları;

En ağır misafiri oldum çıkmaz sokakların,

Yeter israf ettiğim yıldızları, yeter;

Gece mi kabirden, kabir mi ağır geceden?

10
Kapat