Türkiye Aktivitesi
801 ziyaret
1 online
Aykut Giray
Hakkında henüz bir şey yazmadı.

Türkiye Puanı

27 puan Turkuaz Kalem

Derecesi

27 [Toplam 1568 kişi]

Türkiye
Tümü(9)
Pinledikleri(0)
Aykut Giray yazdı, 436 kez açıldı , 11 misafir olmak üzere 23 kişi beğendi , henüz yorum yapılmadı.
22 Ağu 16 18:00

Aykut Giray

Puan: 27

Şehitler İçin Bir Slogan Bulamadım
ff06c13f628ff219f2596c358540041b1471875760

ff06c13f628ff219f2596c358540041b1471875760

H. İ. Y. (15): Darbe girişimin olduğu gece babasıyla birlikte milli mücadele için direnişe çıktı. Başına isabet eden kurşunla şehit oldu. Henüz on beş (15) yaşındaydı. Ailesi şehit çocuklarının organlarını bağışladı. (Yeni Şafak Gazetesi, ‘15 Temmuz Direnişi’ eki, 29 Temmuz 2016, Cuma.)

E.T. (16): Darbe girişimin olduğu gece Cumhurbaşkanının sokağa çıkın çağrısını dinleyen E.T. sokağa çıktı. Sultançiftliği’nde oturan on altı (16) yaşındaki E. T.’nin annesi zihinsel, babası fiziksel engelliydi. Ailesi bayram için Malatya’ya gitmişler, henüz dönmemişlerdi. Arkadaşlarıyla tankların önüne geçti, ertesi gün kışlanın önünde cenazesi bulundu. Tabutuna örtecek büyük bir bayrak bulunamadığı için iki bayrak yan yana örtüldü. (Türkiye Gazetesi, Yıldıray Oğur ‘Bir kışlanın önünde cesedi bulunmuş 16 yaşındaki bir çocuk...’, 22 Temmuz 2016, Cuma.)

M.A. (16): Darbe girişiminin olduğu gece on altı (16) M.A. arkadaşlarıyla birlikte gittiği Atatürk Havalimanı'na gitti. Bir askeri tanktan çıkarıp polise teslim etmeyi başarmış fakat asker daha sonra kaçmış. Ben gencim, en önde ben gideceğim diyen MA. Atatürk Havalimanında şehit oldu. (Yeni Şafak Gazetesi, 24 Temmuz 2016, Pazar.)

U.C.K. (17): Darbe girişiminin olduğu gece on yedi (17) yaşındaki U.C.K, Cumhurbaşkanlığı Külliyesinin önünde darbe girişimini protesto ederken, darbecilerin açtığı ateş sonucu şehit oldu. (Hürriyet Gazetesi, 19 Temmuz 2016, Salı.)

U.K.I. (17): Darbe girişiminin olduğu gece on yedi (17) yaşındaki U.K.I., yaralılara yardım etmek için Genelkurmay Başkanlığı önüne gitti. Ancak kendisi şehit oldu. (http://www.haberler.com/yaralilarin-yardimina-kosarken-sehit-oldu-8628111-haberi/ 20 Temmuz 2016, Çarşamba.)

Ö.T. (20): Darbe girişimin olduğu gece Kazan’daki 4. Ana Jet Üssüne gitti. F-16 ve helikopterlerin kalkışını engellemeye gidenlerin arasındaydı. Askerlerin ateş açması sonucu şehit olan 7 kişiden biri de yirmi (20) yaşındaki Ö.T.’ydi. Şehit olmasaydı, Kasım’da askere gidecekti. (Star Gazetesi, ‘Milli İrade Destanı’ eki, 25 Temmuz 2016, Pazartesi.)

Ve daha niceleri, Allah hepsinden razı olsun, mekânları cennet olsun…

Ben burada şu “slogan” meselesiyle ilgili birkaç şey söylemek istiyorum. İlk olarak Salih Tuna’nın dillendirdiği ancak daha sonra hedefinden saptırılan bu “slogan” (sadece o kısımda, sonraki gençlik kolları, ihale falan beni ilgilendirmez) meselesinde, eğer başıma bir şey gelmeyecekse haklı olduğunu düşünüyorum.

Bugün size birisi, “Berkin” dediğinde kaçınızın aklına “ekmek” de gelmiyor? Nasıl bir propagandaya maruz kaldığımızı çoğunuz hatırlarsınız. Babası bile, “Oğlum ekmek almaya değil, eyleme gitti.” dediği halde, Berkin adı her geçtiğinde aklımıza ekmek de geliyor. Bu bize algı yönetiminin neresinde olduğumuzu da gösteriyor.

Yukarıdaki genç şehitleri yazarken bile o kadar az bir bilgi buldum. Buna gerçekten çok üzüldüm. İçlerinde en çok Yıldıray Oğur’un yazısına da konu olan E.T. var. Diğerleri hakkında doğru düzgün bir tane bile bilgi yok. Ben de bu şehitlerimizi yazarken bilinçli bir şekilde adlarının ve soyadlarının sadece ilk harfini yazdım. Bu aslında bizim içinde bir test, acaba kaç kişi “Google”lamadan bu gencecik şehitlerin adlarını hatırlayacak?

Bu gencecik çocukları da bir şekilde sloganla da olsa bir şekilde yaşatsak, iyi olmaz mı? Kahraman Şehit Ömer Halisdemir’in mezarını 100.000’den fazla insan ziyaret etmiş. Allah onlardan razı olsun. Keşke bu daha hayatının baharında şehit olan çocuklarında mezarları ve anne babaları ziyaret edilse ne kadar güzel olur, değil mi? Ki edenler vardır mutlaka, aksini düşünmek kalbimizi yaralar. Allah onlardan da razı olsun.

Özetle demek istediğim şu; “slogan” kötü bir şey değildir, hele ki bu modern çağda. Biliyorum, bu çocukların yaptıkları sloganlara sığmaz ama en azından aklımıza adlarını kazımak için bu yolu da denesek, fena olmaz mı?

Tekrar, Allah tüm “15 Temmuz” şehitlerimize rahmet eylesin, mekânları cennet olsun. Allah hepsinden razı olsun, aziz ruhlarına Fatiha…


Aykut Giray yazdı, 339 kez açıldı , 7 misafir olmak üzere 18 kişi beğendi , henüz yorum yapılmadı.
23 Nis 16 18:00

Aykut Giray

Puan: 27

Bozkırın Çocuklarını Kim Teselli Edecek?

Necip Can Çorum’dan gelmiş, şehit oğluymuş…

Muhtemelen taranacak kadar uzun olmayan saçları zorla sağa taranmış. Yine muhtemelen üzerindeki ceket de dede tavsiyesiyle giydirilmiş.

Boğazına düğümlenen kelimeler, gözlerinden akan iki damla yaş… Bozkırın çocuklarını kim teselli edecek? Bozkırın çocuklarını kim sevecek?

Gerçi bozkırın çocuklarının kaderi böyledir zaten. Ona bidon kafalı, makarnacı, kömürcü, dağdaki çoban ya da göbeğini kaşıyan dendiğinde de kimse sahip çıkmamıştı. O yine sesini çıkarmayacak. Bugün Çorumlu Necip Can’ın babası, Yarın Yozgatlı Mustafa’nın babası ya da bozkırın başka bir yerinde yaşayan Fatma’nın ağabeyi “Vatan sağ olsun” diyecek…

Ama ben asıl bu yazıyı Cumhurbaşkanına kırıldığım için yazdım. Açıkçası Necip Can gözyaşlarına boğulurken yanına gidip başını okşamasını, teselli etmesini beklerdim. Keşke devlet ciddiyeti çocuklara gösterilmeseydi. Ben kendi adıma çok kırıldım.

Sayın Cumhurbaşkanım, bozkırın çocukları her zaman olduğu gibi sizi yine destekleyecekler. Birileri gibi; “Devlet bize şefkatli yüzünü göstermedi” deyip silaha sarılanlardan olmayacaklar. Necip Can’ın yanında oturup ona şaşkın şaşkın bakan -muhtemelen annesi ya da babası bir bürokrat olan- kız çocuğu -tabi ki buna bizler de dâhiliz- konforlu bir hayat yaşasın diye bozkırın çocukları şehit olacak, içlerindeki yarayı kanatacak, hep bir eksiklik hissedecek ama kimseyi suçlamayacaklar ve hep “Vatan sağ olsun” diyecekler…

Keşke böyle olmasaydı, Sayın Cumhurbaşkanım. Keşke olmasaydı…

Aykut Giray yazdı, 1 kişi sahiplendi, 441 kez açıldı , 6 misafir olmak üzere 18 kişi beğendi , 3 yorum yapıldı.
9 Nis 16 22:00

Aykut Giray

Puan: 27

Empathy For Mr. Vengeance

Vizontele’yi izleyenler bilir. Bir sahnesinde “çok beğenilince devamını çekmişler” diye bir espri vardı. Ben de buna benzer bir başlıkla yazı yazmıştım. Bu da onun devamı sayılır. Tabi ben devamını yazmak istemezdim. Tadında bırakmak isterdim ama Selina Hanım ve onun aydınlık yüzlü(!), ilerici(!) ve çağdaş(!) şürekâsı hiçbir şeyin “Kemal”e ermesine, tadında bırakılmasına izin vermiyor. Deyimler de olmasa ne yapardık ya da ne yaparlardı. Değil mi? Neyse biz yazıya geçelim, daha fazla vakit kaybetmeyelim.

Kemalistlerin yapmayı çok sevdikleri bir spor var. Bu sporu özetle; Cumhurbaşkanının gündem oluşturan herhangi bir sözünden sonra “siz Tayyib’in sözünü tartışırken dünyada neler olmuş yeaaa!” şeklinde tanımlayabiliriz. Ben de bu yazıda onlara kendi tarzlarında bir gol atma niyetindeyim. Bakalım Kılıçdaroğlu malum açıklamayı yaptıktan bu yazıyı yazana kadar geçen sürede dünya bilim ve teknolojisinde neler olmuş kısaca göz atalım:

5 NİSAN:

-Malum açıklamanın birkaç saat sonrası. Bilim insanları, yavrularını sırtında balonlara benzeyen keseciklerde taşıyan bilinmeyen bir HAYVANIN fosilini buldu. İngiltere'nin Herefordshire bölgesinde bulunan fosilin, yaklaşık 430 milyon yıl öncesine ait olduğu sanılıyor. Keseciklerin, hayvan deniz tabanında gezinirken arkasından uçurtmalar gibi uçuştukları tahmin ediliyor. Bu nedenle hayvana "uçurtma uçuran" anlamına gelen "Aquilonifer spinosus" adı verildi. Bakınız: link

-İngiltere’deki bir Ortaçağ manastırında bulunmuş, bakır alaşımı tellerin örülmesiyle yapılan iplerin, keşişlerin vebadan kurtulmak için kendilerini kamçıladığı kırbaçlar olduğu ortaya çıktı. Demek ki vebanın önüne yatmak yerine bu yolu tercih etmişler. Bakınız: link

6 NİSAN:

-Selina Doğan yukarıdaki olağanüstü açıklamasını yapmadan birkaç dakika öncesi. Türler arasında organ nakli için çalışmalar yapan bilim adamları, domuzdan aldıkları ve bir babuna naklettikleri kalbi 2 buçuk yıl çalıştırmayı başardı. Bakınız: link

-Aynı gün. Bilim insanları iki önemli insan virüsüne karşı etkili bir ilaç geliştirdi. Bakınız: link

-Bir araştırma grubu, günümüz örümceklerinin kökenine ışık tutacak 305 milyon yıllık bir örümcek fosili bulundu. Bakınız: link

-Güneşin 17 milyar katı ağırlıkta bir karadelik keşfedildi. Bakınız: link

-Intelligent Energy şirketinden uzmanlar, iki adet hidrojen yakıt tüpüyle çalışan Drone’u test ettiler. Bakınız. link

7 NİSAN:

-Kılıçdaroğlu’nun basın toplantısı yaptığı sıralar. Nature dergisinde yayınlanan araştırmaya göre Süpernova olarak adlandırılan büyük yıldız patlamalarının, son birkaç milyon yılda Dünya'yı radyasyonla yıkadığı bildirildi. Bakınız: link

-Washington Üniversitesi ve Microsoft’tan araştırmacılar, DNA molekülleri içine fotoğraf ve video kaydetmeyi başardı. Bakınız: link

-Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi CERN’in Büyük Hadron Çarpıştırıcısı (LHC) 3 aylık teknik bakımın ardından yeniden aktif hale getirildi. Bakınız: link

-Bursa Işıklar Askeri Hava Lisesi'nden 2 öğrenci, denize karışan petrol türevlerini temizlemede kullanılabilecek "patlıcan tozu" katkılı sünger geliştirdi. Bakınız: link

8 NİSAN:

-Wageningen Üniversitesi’nden Sam D. Molenaar ve meslektaşları bakterilerden güç elde edebilen pil prototibi yaptı. Bu pilin denemeleri esnasında, araştırmacılar pili 16 şarja tabi tuttular sonrasında, pilden 8 saat boyunca güç alabildiler. Piller mevcut solar pillerin davranışını taklit ediyor. Bakınız: link

-İngiliz araştırmacılara göre lityum, en azından sineklerde ömrü uzatıyor. Laboratuvar deneylerinde düşük dozlarda lityumun meyve sineklerinin ömrünü uzattığı belirlendi. Bilim insanları umut verici diye niteledikleri bu bulgunun ileride insanların daha uzun ve sağlıklı yaşamalarına yardımcı olacak yeni ilaçlar geliştirilmesini sağlayabileceğini bildirdi. Bakınız: link

9 NİSAN:

-ABD'li girişimci Elon Musk'ın sahibi olduğu SpaceX firmasına ait Falcon 9 roketi, Uluslararası Uzay İstasyonu’na (UUİ) malzemesini bıraktıktan sonra, okyanusta kurulan yüzen platforma başarılı bir dikey iniş gerçekleştirdi. Bakınız: link

İşte böyle…

Ne demiş Yunus Emre;

“İlim ilim bilmektir

İlim kendin bilmektir

Sen kendini bilmezsin

Bu nice okumaktır.”

Aslında kendini bilmeyenlere ne anlatılsa boş. Ama onlara bir tavsiye vereyim. O baktığınız deyimler sözlüğünde bir de “kendini bilmek” maddesine bir bakın. Zannetmiyorum ama belki bir faydası olur…

11 Nis 16:20

Hahaha :D Ahmet Bey, "yanlış yere mi yorum yaptım?" diye bir an baktım :D

11 Nis 15:26

Yorum alttaki yazı için mi olacaktı :)

Aykut Giray yazdı, 320 kez açıldı , 3 misafir olmak üzere 11 kişi beğendi , 2 yorum yapıldı.
2 Nis 16 18:00

Aykut Giray

Puan: 27

İstatistik Trafiğinde Kazaya Kurban Gitmek

Hepimizin yapmaktan zevk aldığı milli bir sporumuz var: Kendimizi aşağılamak. Olimpiyatlarda böyle bir alan olsa kesinlikle bütün madalyalara alırız. Hatta bunu dekatlon şeklinde yapsalar, dışarıdan sporcu ithal etmemize gerek kalmaz. Ben neredeyse bunun artık psikolojik eşiği aştığını ve bu durumdan zevk almaya başladığımızı düşünüyorum. Maalesef eğitim sistemimizin bunda katkısı çok fazla. Adeta “Bizden bir b.k olmaz” fikriyle eğitiliyoruz. Bunu da genellikle geçmişe bağlayarak yapıyoruz. Hatta bazıları o kadar ileri gidiyor ki, sanki yerleşik hayata doksan yıl önce geçmiş avcı toplayıcı vahşilermişiz ama o eski hayatımızın etkilerinden kurtulamamışız gibi bahsediyor. Oysa her toplumda sıkıntı yaratan bir grup vardır. Konumuz o değil ama kısaca şuna da değinmek isterim. Dünyada her toplum münavebeli bir şekilde yaşar. Bir süre bir toplum diğerlerinden önde gider. Ama bir eşik gelir ve ondan sonra toplum baş aşağı gider. Bunu birçok sosyal bilimci ve araştırmacı bilir (Muhtemelen yurdum insanı arasında da bunlardan vardır, umarım!). Bir örnek verilir; Avrupa’da 11. yüzyılda yaşamış bir insan 15. yüzyıla gitmiş olsaydı muhtemelen hiç yabancılık çekmezdi. Çünkü kayda değer bir ilerleme olmamıştı Avrupa’da. Oysa Doğu’da özellikle Çin çok gelişmiş bir durumdaydı. Sonra işler tersine döndü. Ki o dönüş bugünde tekrar Çin lehine dönmeye başladı. Bununla ilgili birçok yayın yapılmaya başlandı. İçlerinde tarih verenler bile var. Her neyse asıl konuyu dağıtmayayım. O zaman örneklerle başlayalım.

Bunun için uzaklara gitmeye gerek yok. Haberlere bakmanın yeterli olacağı kanaatindeyim. İlk olarak geçenlerde öldürülen o çocuktan başlayabiliriz. İki kişi arasındaki yasak bir ilişki sonucunda bir çocuk ölüyor, yani tamamen adli bir vaka. Bir diğeri de küçük çocuklara cinsel taciz haberleri. Ama buradaki tartışma hemen başka yöne kaydırılıyor. “Neden böyle olduk?”, “Toplum olarak çok bozulduk!” gibi çıkarımlar yapılıyor. Hop hop bir dakika! Ben hiçbir çocuğa cinsel istismarda bulunmadım, ya da hiçbir çocuğa öldürmek arzusuyla zarar vermedim veyahut da evli olan birisiyle yasak ilişki yaşamadım. Yaşadığım toplumun ezici bir çoğunluğu da bunların hiçbirini yapmadı. Sen hem bireyciliği ön plana çıkar hem de toplum adına konuş. Günümüz dünyasında her birey kendi yediği haltlardan sorumludur. Anayasada yukarıdaki gibi bir suçun karşılığında bütün toplum cezalandırılır diye bir yasa yok.

İkinci örnek ise TRT 1 ana haberden. Spiker Zafer Kiraz, hayvanlara şiddetle ilgili bir haber sunuyordu. Haber şöyleydi; bir adam motosikletinin arkasına eşeği bağlamış ve yolda götürmeye çalışıyordu. Ancak bir süre sonra -doğal olarak- yolu kullanan diğer insanların tepkisi artınca adam hayvanı orada bırakıp yoluna devam etmişti. Ama spiker durur mu? Kafasına gelen ortayı illa ki gol yapacak! “Aman efendim, biz neden böyleymişiz de?”, “Bizden adam olmaz” falan filan. Devamında da Avustralya’dan bir hayvanseverlik haberi gösteriyordu. Yoldaki koalayı ezmemek için şoförlerin yavaşladığından, polisin trafiği durdurduğundan falan bahsedip insanlık dersi vermeye çalışıyordu. Burada kendimden bir örnek vermek istiyorum. Bir keresinde yolda karşıdan karşıya geçmeye çalışan bir kaplumbağa görmüştüm. İçerisinde olduğum aracı zorla durdurdum. Kendimi de tehlikeye atarak yoldaki kaplumbağayı alıp geçmeye çalıştığı tarafa bırakıp geri dönmüştüm. Pardon, birisi insanlık dersi mi dedi?

Son örnek ise atv haberden; spiker Cem Öğretir şöyle dedi: “Sıradaki haber Avrupa’daki bir kazadan, evet kazalar sadece bizde değil orada da oluyor!” tarzında bir sunum yaptı. Ben bunu izlediğimde en kibar haliyle “pes doğrusu” dedim. Yukarıdaki tabloda o haberden sonra yaptığım kısa bir araştırma sonucu bulduğum bir rapordan aldım (Bulduğum derken herkese açık bir rapor, isteyen herkes bulabilir. Kaynak da şurası: link ). Tabloda AB ülkelerindeki ülkelerin “ölümlü ve yaralanmalı kaza” sayılarını gösteriyor. Buradaki amacım bu durumu olağanlaştırmak değil, yani kaza her yerde oluyor. Almanya’da neredeyse 300.000 kaza olmuş ve bizdekinden daha fazla sayıda kişi hayatını kaybetmiş, keza Fransa, İtalya ve Polonya’da buna dâhil. Tamam, bizdeki istatistiklerde oranlar yüksek ona itirazım yok, keşke daha az ölümlü kaza olsa ya da hiç olmasa. Asıl itirazım bu tarz haberlerin verilme şeklinedir.

Mesela Doğan grubu kanalları patlama haberlerini ve özellikle şehit haberlerini veriş şekilleri benim sinirlerimi bozuyor. İnsanların perişan olmuş, üzülmüş hallerini, abartarak ve rencide ederek veriyorlar. Yani algı yönetimi işinde çok profesyoneller. Algı yönetimi deyince bazı aklı evveller sadece reklamlarda gizli mesaj -her şeyin içinde “sex” yazısını arama gibi- arama çılgınlığına kapılıyorlar. Oysa adamlar algının kralını yapıyorlar, onu kaçırıyorlar. Ve bunlar o kadar ikiyüzlü ki, sabah akşam “kadın” duyarlılığı kasarlar, ama iş realiteye döndü mü hemen onlarda döner. Örnek için, geçenlerde bir oyuncunun eteğiyle ilgili haberlere ve kullandıkları iğrenç dile bakabilirsiniz, ya da bakmayın. Boş verin gitsin…

Kısacası demek istediğim, toplum olarak kendimiz bu kadar rencide etmeyi hak etmiyoruz. Tarihin her döneminde, hatta en anlı şanlı dönemlerinde bile böyle ahlaksızca suçlar oldu ve maalesef olmaya da devam edecek. Şu ana kadar bunu engelleyecek bir sistem kurulamadı. Attila İlhan bir seferinde nüfusun içinde %10 hain barındırdığını söylemişti. Gerçi istatistiksel çalışmalarda %5’lik hata payı oranı vardır ve bu görmezden gelinir. Oran bundan daha düşük olsa da her toplumun içinde bir miktar sapıklar, caniler, ruh hastaları ve embesiller maalesef var ve var olacak.

Ayrıca bu gibi şiddet vakaları sadece bizde olmuyor. ABD’de son on yılda 300.000’in üzerinde insan silahlı saldırıda ölmüş. İstatistikler öyle söylüyor. Bu nedenle artık kendimize küfretmemize, “bizden bir b.k olmaz” gibi laflar söylememize artık bir son verelim, lütfen. Çünkü bu durumdan zevk almaya başlarsak (mazoşizm) bu daha büyük bir rahatsızlıktır, benden söylemesi…

06 Nis 16:57

Gerçi yazıda da belirttim ama benim buradaki derdim, yukarıdaki olayların sanki diğer memleketlerde hiç olmuyormuş gibi anlatılması. Eğitimsizlik konusunda size katılırım ama eğitim sistemimizin kendisinin de eğitilmeye ihtiyacı var bence...

05 Nis 23:57

Yalnız tabloda şöyle bir detay var: 1000 kişiye düşen araba sayısı bizde 127 Almanya'da 539. Bir sonraki sütun onu gösteriyor zaten. Evet, maalesef bizde bir sorun var (diğer İslam ülkelerİndeki kadar vahim olmasa da): EĞİTİMSİZLİK

Aykut Giray yazdı, 460 kez açıldı , 6 misafir olmak üzere 16 kişi beğendi , henüz yorum yapılmadı.
21 Mar 16 17:00

Aykut Giray

Puan: 27

An Inconvenient Truth

30 Ocak 2014 - Silikon Vadisi: “Tweetleri ikiye katlayın” mesajı ciddiye alınsaydı, o Tayyip iktidarda biraz zor dururdu.

1 Nisan 1921 - İnönü: İsmet Paşa, birincisi çok beğenilince, İkinci İnönü Savaşı’nı yapmasaydı, siz o cumhuriyeti biraz zor kurardınız.

18 Mart 1915 - Çanakkale: İngiltere’de ekonomik kriz olmasaydı siz Çanakkale’yi biraz zor savunurdunuz.

14 Temmuz 1789 - Paris: Marie Antoinette, “Ekmek yoksa pasta yesinler” yerine “Ekmek yoksa yufka yesinler” deseydi -veyahut da “Trabzon ekmeği” deseydi-, siz o devrimi biraz zor yapardınız.

29 Ağustos 1526 - Mohaç: Macar Kralı II. Lajos Habsburgların kızını aldığı gibi parasını da alsaydı, Kanuni Sultan Süleyman o savaşı biraz zor kazanırdı.

23 Ağustos 1514 - Çaldıran Ovası: Şah İsmail, bir gün önce Acemlerin oyununa gelip muta nikâhı yapmamış olsaydı, Yavuz Sultan Selim o savaşı biraz zor kazanırdı.

29 Mayıs 1453 - İstanbul: Kilise Babaları tam o sırada meleklerin cinsiyetini tartışmak yerine savaş için ayin yapsalardı, Fatih Sultan Mehmet Konstantiniyye’yi biraz zor fethederdi.

4 Temmuz 1187 - Hıttin: Renaud de Chatillon yanlış Selo’ya atarlı giderli harekette bulunmasaydı, Selahaddin Eyyubi Kudüs’ü Haçlıların elinden biraz zor alırdı.

26 Ağustos 1071 - Malazgirt: Andronikos Doukas, Romanos Diogenes’in verdiği görevi yerine getirebilseydi, Alparslan o savaşı biraz zor kazanırdı. Dolayısıyla Anadolu’ya da biraz zor girerdi.

13 Mart 624 - Bedir: Ebu Süfyan, Kureyşlilere yardıma gelseydi, Müslümanlar o zaferi biraz zor kazanırdı.

MS 30-33 - Kudüs: Pontius Pilatus, otoriteden izin almadan hareket eden Jesus Christ’i çarmıhta gerdirmeseydi, valiliğine biraz zor devam ederdi.

MÖ 323 - Basra Körfezi: Büyük İskender o son kadehi içip devrilmeseydi, imparatorluğu biraz zor devrilirdi.

MÖ 1300 - Kızıldeniz kıyısı: Hz. Musa; “Durun ben bir otoriteden izin alıp geleyim” deseydi, İsrailoğulları Kızıldeniz’i biraz zor geçerdi.

MÖ 3500 - Ortadoğu: Saban icat edilmeseydi, bugün açlıktan nefesiniz kokuyor olurdu.

MÖ 5500 - Dünya’da Bir Yer (Muhtemelen YOZGAT): O güzelim taşlar bitmemiş olsaydı, siz o “Taş Devri”nden biraz zor çıkardınız.

MÖ 65 000 000 - Meksika Körfezi Civarı: O gök taşı Dünyaya çarpmasaydı, bugün dinozorlara “dinozor” değil “Yorgo” derdiniz.

MÖ 4 500 000 000 - Samanyolu Galaksisi: O son süpernova patlayıp da Güneş Sistemi oluşmamış olsaydı, %49,5 diye bir derdimiz olmayacaktı.

MÖ 13 800 000 000 - Patlamaya Hazır Bir Nokta (Metafor değil gerçek, ama “gerçek”ten gerçek): Eğer o büyük patlama meydana gelmeseydi, bugün AKP diye bir derdimiz olmazdı.

Nasıl? Tarihi böyle okumadınız değil mi? Ben de okumadım ama bunlar gerçek, hem de en uygunsuz haliyle gerçek…

Muhtemelen George Orwell hayatta olsa beni ayakta alkışlardı, hatta Orwell hayatta olsa memleketimizdeki bir grubun (her şeyin sahibi olduğunu düşünen grup) hareketlerini görse ellerini patlatırcasına alkışlardı. Neden mi? Anlatayım. Şimdi bu grup, Orwell’i ve onun 1984’ünü dilinden düşürmez ama keşke biraz da okuduktan sonra aynısını yapsalardı, daha iyi olurdu. Romanda, Dünya Okyanusya, Avrasya ve Doğu Asya adlı üç büyük devletten oluşmaktadır ve bunlar birbiriyle savaşır durur. Örneğin, Avrasya için bir ara en büyük düşman Okyanusya iken daha sonra Doğu Asya olur, tıpkı bir ara dindarlara “Mollalar İran’a” deyip bugün içlerinde “savaş olursa İran’ı tutarım” diyen milletvekiline sahip güzide partimiz gibi. Yine kitapta “Yenikonuş” diye bir şey vardır, tıpkı bugün neredeyse toplumsal bir afaziye neden olan, iktidardayken yeni kelime uydurma merakına kapılmış malum güzide partimiz gibi. Konuşurken kelime bulamazsan “şey” de gitsin, for example; “şeyi şey ettin mi?” de olduğu gibi. (Muhtemelen bu sorunun muhatabı “cık” diye cevap verip konuyu kapatırdı. Soruya “cık” diye cevap veren kaç millet var ki zaten?!?!?)

Her neyse, amacım Orwell ya da yeni dil veyahut da yeni düşman değil. Çoğu kişinin yaptığı gibi, bunları cümlenin içinde kullanınca daha çekici olduğu için kullandım. Bunların ne olduğunu bilmemize gerek yok. Çünkü “bazı Yorgolar eşittir, ama bazı Yorgolar daha eşittir.”

İnsan her an “Emre” amade olunca, “Uslu” uslu duramıyor anlaşılan. Bu senin, dün tekfir ettiğin, bugün yücelttiğin grubun abarta abarta anlattığı “İnönü Savaşları”na benzemez, paşam. (Aç parantez. Adam onun sayesinde cumhurbaşkanı bile oldu. Hatta adına sikke bastırır gibi para bile bastırdı yahu. Neyse konu bu da değil. Kapa parantez.) Ağır ol da molla desinler. Ama tabi önce otoriteden izin al. Ne olur, ne olmaz? (Bu arada Mollalık yolunda “Kemal”e “Eren”ler de İran’a gitsin lütfen.)

Ne demiş Atatürk; “Türk şoförü en asil duyguların insanıdır.” Pardon, pardon. O değil, şu; “Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan yapana sadık kalmazsa değişmeyen hakikat, insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alır.”

Yani adam diyor ki; “Filin züccaciyeci dükkânına girdiği gibi tarihe girilmez. Her şeyin bir yöntemi var. Gireceksen usturuplu gir, canımı ye…”

Son olarak, “Bırak Atanamayan İİBF Mezunlarını, Mehdilerin bile atanamadığı bir ülkede yaşamak çok ağır bir yük. Acaba nereye hicret etsem?” diyerek, toplumsal mesajımı verip olay mahallinden uzaklaşayım…

Aykut Giray yazdı, 551 kez açıldı , 7 misafir olmak üzere 18 kişi beğendi , henüz yorum yapılmadı.
17 Mar 16 21:00

Aykut Giray

Puan: 27

Empathy For Lady Vengeance

Mehmet Emre Çakar (16): Karaciğer yetmezliği tedavisi görüyordu. Babasından alınacak karaciğerin nakledilmesi için gün sayıyordu. 13 Mart’ta patlamadan değil empati yoksunluğundan hayatını kaybetti.

Kemal Bulut (66): Hemen herkese gururlanarak anlattığı futbolcu oğlu Umut’un maçını seyretti. Evine dönmeden önce son kez işyerine uğramak istedi. 13 Mart’ta patlamadan değil empati yoksunluğundan hayatını kaybetti.

Doğmamış Bebek (6,5 aylık): Annesi Songül Bektaş’ın karnında doğmak için gün sayıyordu. Olay sırasında annesi bankta dinleniyordu. Doğmamış bir bebek olarak nasıl becerdi, bilemiyoruz ama 13 Mart’ta patlamadan değil empati yoksunluğundan hayatını kaybetti.

Feyza Acısu (22): Gazi Üniversitesi İngilizce Öğretmenliği bölümünde okuyordu. Olay esnasında annesiyle telefonda konuşuyordu. 13 Mart’ta patlamadan değil empati yoksunluğundan hayatını kaybetti.

Destina Peri Parlak (16): Lise öğrencisi Destina Peri Parlak arkadaşlarıyla buluştuktan sonra evine dönüyordu. Babasını anne karnındayken kaybetmişti. 13 Mart’ta patlamadan değil empati yoksunluğundan hayatını kaybetti.

Murat Gül (26): Güvenlik görevlisiydi. O gün fazla mesaiye kalmıştı. Olay esnasında Etlik’teki evine gitmek için otobüs durağında bekliyordu. 13 Mart’ta patlamadan değil empati yoksunluğundan hayatını kaybetti.

Elvin Buğra Arslan (19): Çankaya Üniversitesi’nde öğrenciydi. Gençlerbirliği-Galatasaray maçını statta izledikten sonra evine dönüyordu. 13 Mart’ta patlamadan değil empati yoksunluğundan hayatını kaybetti.

Doğan Aşık (28): Kastamonulu, Ankara’ya çalışmak için gelmiş. Hamallık yapıyor. Neyse ki patlamadan sağ kurtuldu. Etrafındakiler yaraları yardım etmek istiyor. O ise; “Ben Türkiye’yi bırakmayacağım. Ölürsem ölürüm…” diyor. Muhtemelen, yaşadığı sürece asgari ücret civarı maaşla geçinecek ve ondan birkaç kat maaş alıp ‘Katil Devlet’ konulu bildiri yazanların bildirisine imza atmayacak. Belki bir devlet memuruna kızacak, ama kesinlikle ölene kadar ‘Katil Devlet’ demeyecek ve hatta dedirtemeyecekler. Bu yüzden empati yoksunluğuyla suçlanacak, “benim oyumla bu hamalın oyu bir mi?” diyenlere muhtemelen gülüp geçecek. Yine o kitlenin ağzına sakız ettiği “Büyük İnsanlık”tan nasibini almayacak. İyi ki de almayacak. Keşke hepimiz onun kadar samimi olabilsek. link

Buraya herkesi yazmak isterdim. Ama yazamıyorum. Her ne kadar “Büyük İnsanlık”a dâhil olmasam da insanım. İçimde “kendini patlatarak ölüm saçan insanlar”ı anlayacak kadar yer açamam.

“Kendini patlatarak ölüm saçan” insanları anlamaya bu kadar meraklıysa bu arkadaşlar, mesela Yozgat’ta, Çorum’da, Niğde’de Karadeniz’de Toroslarda vd. yoksulluk içinde yaşayan ama “Katil Devlet” demeyen ya da kendini patlatmamayı seçen insanları da anlasınlar. Ki bu şehirlerin bazıları mensup oldukları parti tarafından uzun yıllar cezalı kalmış. Koskoca bir şehre ceza verilmiş ve bu insanlar ellerine silah alıp dağa çıkmamışlar. Şimdi ben, bunlara göre, “Ama Yozgat, ama Çorum, ama Karadeniz” deyince “ırkçı, faşist, milliyetçi” vs. olacağım. Bunlar “Ama Cizre, ama Sur, ama Kobani” deyince “Büyük İnsanlık” olacak öyle mi? Peki…

Katille empati kurmak, parçalanmış ceset fotoğraflarını paylaşmak bu arkadaşların en büyük isteği anlaşılan. Yahu, siz nasıl bir çocukluk yaşadınız? Biraz anlatıverin de dinleyelim. Gerçi dinlesek ne olacak? Bir şey anlatacakları yok, bol bol slogan atacaklar. Hayatları lapsus olmuş bunların. Azıcık sıkışınca saçmalamaya başlıyorlar. Sıkıysa katille empati kurma işini yurtdışında da yapın.

Memleketi ne hale getirdiniz yahu. Millet hayatını kaybedenler için yas tutuyor. Bunların tek derdi, katille empati kurmak, kanlı ceset fotoğrafı göstermek ve hiç anlamı yokken “başkanlığın batsın, sarayın batsın” gibi saçma sapan başlıklar atıyorlar.

Lütfen biraz sessiz olur musunuz? Kaybettiğimiz insanların yasını tutuyoruz…

Aykut Giray yazdı, 465 kez açıldı , 5 misafir olmak üzere 14 kişi beğendi , 3 yorum yapıldı.
15 Mar 16 21:00

Aykut Giray

Puan: 27

Dev-Mem

Hemen başlığa bakıp yargılamayın. Yasal olmayan herhangi bir durum yok. Başlığın açılımı “Devlet Memuru”. Memleketin en büyük devrimci grubudur, ama sadece mesai saatleri içinde ve ekran karşısını geçtiklerinde. Eskiden daha çok “Mesailer” olarak bilinirlerdi. Ancak onların asıl trajedisi SGK’dan sonra başladı. Hüzünlerine hüzün katıldı. Artık en sevdikleri müzik eseri “Bir Sandığım Var” oldu. Bakınız: link

Devletin tatil köylerinde geçirilen (Nasıl yani? Devletin tatil köyü mü vardı? Demeyin. Gerçi demezsiniz biliyorum) saadet günleri mumla aranır oldu. Artık gelen iktidarla birlikte değişen -erkekler için- bıyık boylarının uzatılıp kısaltılması ya da benim de babaannem başörtülüydü (oha abicim sen zaten 60 yaşındasın, babaannende 120 falandır artık!) gibi cümlelerde kesmiyordu artık. “Geldikleri gibi giderler” cümleleri de bir anlam ifade etmiyordu. Çünkü her yerdelerdi. bir türlü gitmiyorlardı. Onlar ise koskoca devlet memuruydular. Bu kadar rencide edilmeyi hak etmemişlerdi.

Gündem hızla takip edilmeliydi. Sanat ve edebiyat için Posta gazetesi, gündem içinde Sözcü gazetesine abone olunmalıydı. İnternete de artık bir şekilde alışılmalıydı. Özellikle facebook tam da bu işler için biçilmiş kaftandı.

Nihayet istedikleri gibi hareket edebileceklerdi. Postadaki şiirleri okuyup içlenecekler, gazetedeki bulmacayı çözüp Alzheimer hastalığıyla bile mücadele edebileceklerdi. Sözcüden köşe yazarları takip edilecek, okunan her köşe yazısından sonra tatmin olmuş bir şekilde sigara içilecekti (KAMU SPOTU: Sigara sağlığa zararlıdır! DEV-MEM de olsan böyle “hık, hık edip götürür valla!”). haberlerin kalan kısmı da internetten takip edilecekti. (NOT: Muhtemelen takip ettikleri Hasan Cemal, Yılmaz Özdil, Bekir Coşkun vs. gibileri köşe yazılarını yazdıktan sonra testisi elinde pınarın başına gidiyorlardır. Çünkü onları ancak boy abdesti temizler. Gitmiyorlarsa mesele büyük demektir.) Facebook’tan en atarlı giderli şeyler seçilip paylaşılacak, bu arada göz ucuyla da “Survivor”a bakılacaktı (Duyarlılıkta bir yere kadar canım!).

Ertesi gün işte, “yuh sizin insanlığınıza be, ülke yangın yerine dönmüş siz neler izliyorsunuz? Cık cık cık…” denilecekti.

Bu arada çocuklar da iyi yetiştirilecekti. Örneğin, bilgi yarışmasında hiçbir şey bilmediği için elenen genç yarışmacı; “Hiçbir şey bilmiyor olabilirim, ama Atatütkçüyüm…” deyip olaydan sıyrılmasını öğretilmeliydi. Biz de; “tamam abi, Atatürkçüymüş, dağılalım o zaman” demekten başka bir şey bırakmıyorlardı. Bu kadar da değil. Hatta o derece iyi yetiştirilecekti ki, Rusların hala komünist olduklarını zannedeceklerdi. Aynen şuradaki gibi: link

(Bu arada bir hatıramı anlatayım. Ben ilkokuldayken, sabahları ‘Andımız’ı hep üniformalı ve üniformasız devlet memurlarının çocukları okurdu. Biz hiç okuyamadık. Niye? Çünkü durumumuz yoktu. İşte bu nedenle, andımız kaldırılınca koskocaman bir kahkaha attım ve havalara zıpladım. Aklıma geldikçe gülerim, acı acı.)

Bir de bu DEV-MEM’in emekli versiyonları vardır ki evlerden ırak! Bir kısmı kahvelerde kanla ve vahşetle orgazm olmuş (muhtemelen, Freud yaşasaydı bizim DEV-MEM’le ilgili bir araştırma yapardı.) bir şekilde yazdıkları köşe yazılarını okuduktan sonra “cık, cık, cık” deyip, gazeteyi okey oynayanlara doğru dönüp “memleket elden gitmiş, siz hala okeye dönün” diyen modeli vardır. Okey oynayanlar da; “iyi de bey amca, madem o kadar duyarlısın çık dışarı sen kurtar” deyince kaşlarını çatarak bakar ve hiçbir şey yokmuş gibi çayını yudumlamaya devam eder.

Emeklilerin camiye gidenleri ise daha da acayiptir. Emekli olduktan sonra iki sure öğrenip, namazı bunlarla kılar, kılmakla da yetinmez camiye girdiklerinde ilk baktıkları yer müezzinin bulunduğu yerdir. Eğer boşsa heyecanla oraya otururlar. Yer doluysa dışarı da söğüdün dibinde millete ayar vermeye koyulur. Bir de bunların takvim yapraklarından öğrendiklerinden fetva verenleri vardır ki, düşman başına!

(Yine bir hatıra, bu amcalardan bir tanesi safın ip gibi olmasını o kadar abarttı ki görmeliydiniz. İki kolunu açtı ve “Sen sağ baştaki bir ayak ileri, sen soldan üçüncü göbeğini içine çek, onun yanındaki sallanma” şeklinde konuşmaya başladı. Safta bulunan nur yüzlü bir hacı amca da sessizce “Tövbe Estağfirullah, Tövbe Estağfirullah” diyerek namaza durdu. Yani derdim çoktur hangisini anlatayım!)

Yani özetle, kısacası, sözün özü, maaş bordrolarında uçak yapıp pencereden atacaktık. O uçaklar kamikaze gibi dalış yaparken, biz de devrim yapacaktık ki, “hoppalaaa” mesai saati bitti. Zaten bu ek göstergeyle devrim bile yapılmaz…

NOT: Şimdi bu notta “tabi ki bütün memurlar öyle değil, içlerinde iyileri de var” gibi beklentisi olanlar yanılırlar. Öyle bir derdim yok. Memlekette eleştiriden bahsedenleri eleştirince yaygarayı koparıyor. Memleketimizde her mesleğin kutsal olduğuyla ilgili bir algı var maalesef. Örneğin, öğretmenlik çok kutsaldır gibi sözlerle çok karşılaşırız. Tamam, öğretmenlik kutsal olabilir ama öğretmenlik yapanı ne yapacağız? William Arthur Ward’ın bir sözü var. Şöyle diyor: “Vasat öğretmen anlatır. İyi öğretmen izah eder. Süper öğretmen gösterir. En iyi öğretmen ise ilham verir.” Bir söz daha vardır: “Öğretmek olmak için üç iyi neden vardır: Haziran, Temmuz, Ağustos…’ Kendi adıma bırak iyi öğretmeni vasat öğretmeni bile zor denk geldim. Tamam öğretmenlik mesleğine saygı gösterelim ama her öğretmene de aynı saygıyı göstermek zorunda değilim. Ben yine de öğretmen olanların bir kısmı diyeyim de başıma bir şey gelmesin. Neyse konu öğretmenlik değildi. Kısaca demek istediğim, hayatınızın herhangi bir döneminde muhtemelen yukarıda anlattığım gibi birine denk gelmişsinizdir. Ama neyse ki azınlıktalar da biz de dalga geçebiliyoruz. Çoğunluk olsalardı halimiz haraptı…

01 Nis 15:03

Teşekkür ederim. Bilinçli bir tercihti :)

29 Mar 01:27

"Not" kısmı çok hoş olmuş! Yani ordaki açıklama telaşı (parodisi?). Bilmeden yapılmış olabilir, bilinçli yapıldıysa ayriyetten kutlarım :D

Aykut Giray yazdı, 357 kez açıldı , 4 misafir olmak üzere 13 kişi beğendi , henüz yorum yapılmadı.
8 Mar 16 13:00

Aykut Giray

Puan: 27

Çerokilerin Çilekeş Kadınları

Malum 8 Mart. Her türlü konu kadınlara bağlanacak. Kadınların ne sıkıntılar çektiği yazılıp çizilecek, hepsinin değil tabi, kendisine yakın hissettiklerinin sadece -evlere temizliğe giden kadınlar çok konu edilmeyecek mesela-. Ben öyle yapmayacağım. Sömürenler arasına katılmayacağım. Farklı bir anekdot anlatacağım, ta Amerika’dan…

İşgalciler Amerika’yı icat etmeden önce orada pek çok halk yaşıyordu. Tabi ki bunların pek çoğunu perişan ettiler ve hatta yok etme derecesine getirdiler. En çok perişan ettikleri halkların başında Çerokiler gelir. (Hz. Google’a isimlerini yazınca bir 4x4 otomobil çıkıyor olması da ayrıca düşünmeye değer sanki! Bilemedim şimdi…) ABD’deki o meşhur Kızılderili tehciri sırasında binlerce Çeroki hayatını kaybetmiş. Bu tehcire de onlar ‘Gözyaşı Yolu’ adını vermişler.

İşgalciler Amerika’ya geldiklerinde yerlilerin vahşi bir hayat yaşadıklarını iddia etseler de, gerçek hiç de öyle değildir. Onlar Amerika’ya istila etmeye başladıklarında Çerokiler çiftçilikle uğraşıyorlardı. Çerokiler daha çok mısır tarımı yaparlarmış. Ve bunu da kadınlar yaparmış. Erkekler bu işle meşgul olmazlarmış.

Çerokilerde kadınlar çok önemli bir konuma sahiplermiş. Onlar isterlerse savaşçı olabilirlermiş, ama alışılmış sorumlulukları çiftçilik ve tutsaklarla ilgilenmekmiş. Hatta işkence yapmak ve kazıkta infaz bile görevleri arasındaymış. Çeroki toplumunda soy analar üzerinden ilerlermiş. Bir Çeroki ile evlenen başka halklardan herhangi biri -hatta beyazlar- hemen kendi yurttaşlarından sayılırmış. Bunların çocukları, Amerika kıtasının öteki kısımlarında olduğu gibi Mestizo, Metis ya da yarım kan olarak değil, Çeroki halkının tam üyesi kabul edilirmiş. Kadınlar ayrıca meclise de üye olarak katılırlarmış, ta ki işgalciler gelene dek.

İşgalciler bu insanları görünce derhal aydınlatma işine girmişler, tabi öldüremediklerini. Bu ‘Vahşilerin’ kendileri gibi olmazlarsa hiç hakları olmayacağını söylemişler. İşgalciler çok çabalamışlar ama onların toprakla, evrenle ve birbirleriyle olan kutsal ilişkilerini koparmaya çalışmışlar. Bunun bir yolunu çiftçilikte denemişler. Çiftçilikte yeni tarz uygulanmaya çalışılmış.

Çerokiler binlerce yıldır yapıyorlarmış. Ama bu işgalciler onları zorladığı yeni çiftçilik tarzı cinsiyetler arasında ve toprakla ilişkilerde derin değişimler gerektiriyormuş. Kadınlarla erkeklerin rolleri, eşit derecede değer verilse de, değiş tokuş edilemezmiş. Kadınların mısıra ve toprağa özel bir bağlılıkları varmış, bunlar dişil varlıklarmış; erkekler tarla temizleme ve kazma gibi ağır işlere yardım ediyorlarmış, ama ekim işine karışmıyorlarmış. İşte ‘Medeni’ işgalciler ‘Vahşilerin’ bu durumunu çözmek için hemen harekete geçmişler.

Thomas Jefferson’a göre tarla işi kadınlar için ‘adil olmayan angarya’, ‘vahşiliğin’ sonucuymuş. Yerli kadınları ev kadınlarına dönüştürerek onları kurtardığını sanıyormuş…

Muhtemelen memleketimin kendisini sosyal bilimci olduğunu iddia edenlerin ezici bir çoğunluğu Thomas Jefferson’u alkışlayacaktır. Bunu nereden biliyorum. Ben bunun için bu grubun %49,5 ile ilgili yorumlarına baktım ve bu kanaate sahip oldum. Belki de yanlış anlamışımdır. İnanmayan kendisi de baksın. Kendi adıma ben bakınca bunu görüyorum. Kimse kusura bakmasın. Güya ‘Kadınlar Günü’ adı altında afiş asıp üzerine de ‘Lezbiyeniz, Transız, Biseksüeliz, İnterseksiz (ne demekse, bunu da ilk kez duyuyorum!), her yerdeyiz…’ kadınların en büyük sorunları bunlarmış gibi gösterirsen veyahut da ‘Yoga Matı, Namaz Seccadesi’ gibi tamamen oryantalist -hatta self oryantalist- bakış açılı yazılar yazarsan, ama kişisel sohbetlerde yukarıdaki konularla ilgili evlerden ırak tavrına girersen kimse sizin samimiyetinize ve daha önemlisi çalışmalarınıza inanmaz. Sonra böyle apışıp kalırsın ve kendine ‘Neden?’ diye sormak yerine ‘memleketin %75’i yobaz, gerici vs. vs.’ diyerek ancak kendini kandırabilirsin. Kadınların gerçek sorunlarını öğrenmek istiyorsan, bu çok basit aslında. Mesela, evine temizliğe gelen kadına sorabilirsin…

Özetle, bozkırın orta yerinden bakınca böyle görünüyor.

NOT: Burada bir de kitap önerisi yapayım. Çerokileri anlatan “Küçük Ağaç’ın Eğitimi” kitabını tavsiye ederim.

Aykut Giray yazdı, 1 kişi sahiplendi, 458 kez açıldı , 6 misafir olmak üzere 14 kişi beğendi , 9 yorum yapıldı.
27 Şub 16 21:00

Aykut Giray

Puan: 27

Erkekleri Hadım Edelim!!!

Aslında yazmaktan çok okumayı severim. Çünkü yazma konusunda yetenekli değilim. İnternette birçok yeri takip etmeye çalışıyorum. Geonalist’i de bu nedenle takip ediyorum. Çünkü bazen gizli cevherlere bu gibi sitelerde denk gelebiliyorsunuz. İsmini ilk kez duyduğunuz yazarlar, kafanızda bir şimşek çakılmasına veya ufkunuzun genişlemesine vesile olabiliyor. Her ne kadar yeni üyesi olsam da Geornalist’te de böyle yazan ve kendilerini heyecanla takip ettiğim yazarlar var. Ama yazıların çoğunluğu -üzgünüm ama- çok sıradan ve anlamsız. Bazıları da var ki, günlük olaylardan nemalanmak amacından başka bir derdi yok.

Bu tarz yazılara özellikle taciz/tecavüz gibi olaylardan sonra artış gösteriyor. Ve bu yazıların çoğunu da erkekler yazıyor. Ama çoğu da bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olan, birkaç tane daha fazla ‘like’ alabilmek için yazılmış. Bıraksan; ‘Bizim gibi duyarlı olanlar hariç, tüm erkekler hadım edilsin!’ diyecekler.

Niyetim, burada kimseyi rencide etmek değil. Ancak sözü edilen hadiseler dünyanın her yerinde ve çoğunlukla gelişmiş ülkelerde daha fazla yaşanan olaylar. Bunu söyleyerek, aşağılık insanların işlediği bu suçları sıradanlaştırmıyorum. Çocuklara, kadınlara, hayvanlara işkence eden/tecavüz edenlerin direkt idam edilmesini istiyorum.

Ama burada kendi toplumumuza bu kadar haksızlık yapılmasına itiraz ediyorum. Sanki bütün kötülüklerin merkezi burasıymış gibi yazılar yazılmasını kabul edemiyorum. Dünyada, özellikle Güneydoğu Asya’da çocukları fahişelik yapmaya zorlayan -üzgünüm ama bunu söylemek zorundayım- piyasayı ayakta tutanlar çok gelişmiş beyazlardır. Tabi ki bizim toplumumuzda sütten çıkmış ak kaşık değil ama kendimize bu kadar da haksızlık yapmayalım. Öyle hemen gaza gelmeyelim.

Son sözümde bu tarz yazıları yazan arkadaşlara: Erkekliğinizden utanmadan, kadın olmanın zorluklarına dikkat çekmeden önce biraz araştırma yapın. Dünyada bu konularda yapılan çalışmalar ve bu çalışmaların sonucunda yapılan istatistikler var. Bunları ‘Wikipedia’da bile bulabilirsiniz. Yukarıdaki istatistikte oradan alınmıştır. Tablo şaşırtıcı gelebilir. Birkaç ‘like’ uğruna gaza gelmeyin.

Yine tekrar ediyorum. Bu suçları işleyenlere en ağır cezalar -bence idam- verilsin. Ama bir şey yazacaksak birazcık araştırma yapalım lütfen. Bu arada yazıyı eleştirecek olanlara bir tavsiyem var. İlk taşı en günahsız olanınız atsın. Olur mu?

-Bahsettiğim Wikipedia sitesinin linki: link

-Bugünkü Sabah gazetesinde yer alan dünya tecavüz raporunun linki: link

28 Şub 23:42

Hattta, kapitalizmin kökeninin bile Çin'e dayandığını gösteren çalışmalar var. Ayrıca bu gelişmişlik/gelişmemişlik konusu çok derin. Kime göre neye göre. Oraya hiç girmeyelim.

28 Şub 23:36

Memleketimizde sosyal bilimlerin gelişmesindeki en büyük engel de bu kısımdır. Geçen yüzyıldan kalmış kalıplara sığınılır. Örneğin, 'Şark Despotizmi' gibi. Ama son zamanlarda yapılan çalışmalar bunun böyle olmadığını gösteriyor.