Türkiye Aktivitesi
1406 ziyaret
1 online
Aykut Giray
Hakkında henüz bir şey yazmadı.

Türkiye Puanı

866 puan Turkuaz Kalem

Derecesi

28 [Toplam 1632 kişi]

Türkiye
Siyaset(3)
Pinledikleri(0)
Aykut Giray yazdı, 13 misafir olmak üzere 25 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
22 Ağu 16 18:00

Aykut Giray

Puan: 866

Şehitler İçin Bir Slogan Bulamadım
ff06c13f628ff219f2596c358540041b1471875760

ff06c13f628ff219f2596c358540041b1471875760

H. İ. Y. (15): Darbe girişimin olduğu gece babasıyla birlikte milli mücadele için direnişe çıktı. Başına isabet eden kurşunla şehit oldu. Henüz on beş (15) yaşındaydı. Ailesi şehit çocuklarının organlarını bağışladı. (Yeni Şafak Gazetesi, ‘15 Temmuz Direnişi’ eki, 29 Temmuz 2016, Cuma.)

E.T. (16): Darbe girişimin olduğu gece Cumhurbaşkanının sokağa çıkın çağrısını dinleyen E.T. sokağa çıktı. Sultançiftliği’nde oturan on altı (16) yaşındaki E. T.’nin annesi zihinsel, babası fiziksel engelliydi. Ailesi bayram için Malatya’ya gitmişler, henüz dönmemişlerdi. Arkadaşlarıyla tankların önüne geçti, ertesi gün kışlanın önünde cenazesi bulundu. Tabutuna örtecek büyük bir bayrak bulunamadığı için iki bayrak yan yana örtüldü. (Türkiye Gazetesi, Yıldıray Oğur ‘Bir kışlanın önünde cesedi bulunmuş 16 yaşındaki bir çocuk...’, 22 Temmuz 2016, Cuma.)

M.A. (16): Darbe girişiminin olduğu gece on altı (16) M.A. arkadaşlarıyla birlikte gittiği Atatürk Havalimanı'na gitti. Bir askeri tanktan çıkarıp polise teslim etmeyi başarmış fakat asker daha sonra kaçmış. Ben gencim, en önde ben gideceğim diyen MA. Atatürk Havalimanında şehit oldu. (Yeni Şafak Gazetesi, 24 Temmuz 2016, Pazar.)

U.C.K. (17): Darbe girişiminin olduğu gece on yedi (17) yaşındaki U.C.K, Cumhurbaşkanlığı Külliyesinin önünde darbe girişimini protesto ederken, darbecilerin açtığı ateş sonucu şehit oldu. (Hürriyet Gazetesi, 19 Temmuz 2016, Salı.)

U.K.I. (17): Darbe girişiminin olduğu gece on yedi (17) yaşındaki U.K.I., yaralılara yardım etmek için Genelkurmay Başkanlığı önüne gitti. Ancak kendisi şehit oldu. (http://www.haberler.com/yaralilarin-yardimina-kosarken-sehit-oldu-8628111-haberi/ 20 Temmuz 2016, Çarşamba.)

Ö.T. (20): Darbe girişimin olduğu gece Kazan’daki 4. Ana Jet Üssüne gitti. F-16 ve helikopterlerin kalkışını engellemeye gidenlerin arasındaydı. Askerlerin ateş açması sonucu şehit olan 7 kişiden biri de yirmi (20) yaşındaki Ö.T.’ydi. Şehit olmasaydı, Kasım’da askere gidecekti. (Star Gazetesi, ‘Milli İrade Destanı’ eki, 25 Temmuz 2016, Pazartesi.)

Ve daha niceleri, Allah hepsinden razı olsun, mekânları cennet olsun…

Ben burada şu “slogan” meselesiyle ilgili birkaç şey söylemek istiyorum. İlk olarak Salih Tuna’nın dillendirdiği ancak daha sonra hedefinden saptırılan bu “slogan” (sadece o kısımda, sonraki gençlik kolları, ihale falan beni ilgilendirmez) meselesinde, eğer başıma bir şey gelmeyecekse haklı olduğunu düşünüyorum.

Bugün size birisi, “Berkin” dediğinde kaçınızın aklına “ekmek” de gelmiyor? Nasıl bir propagandaya maruz kaldığımızı çoğunuz hatırlarsınız. Babası bile, “Oğlum ekmek almaya değil, eyleme gitti.” dediği halde, Berkin adı her geçtiğinde aklımıza ekmek de geliyor. Bu bize algı yönetiminin neresinde olduğumuzu da gösteriyor.

Yukarıdaki genç şehitleri yazarken bile o kadar az bir bilgi buldum. Buna gerçekten çok üzüldüm. İçlerinde en çok Yıldıray Oğur’un yazısına da konu olan E.T. var. Diğerleri hakkında doğru düzgün bir tane bile bilgi yok. Ben de bu şehitlerimizi yazarken bilinçli bir şekilde adlarının ve soyadlarının sadece ilk harfini yazdım. Bu aslında bizim içinde bir test, acaba kaç kişi “Google”lamadan bu gencecik şehitlerin adlarını hatırlayacak?

Bu gencecik çocukları da bir şekilde sloganla da olsa bir şekilde yaşatsak, iyi olmaz mı? Kahraman Şehit Ömer Halisdemir’in mezarını 100.000’den fazla insan ziyaret etmiş. Allah onlardan razı olsun. Keşke bu daha hayatının baharında şehit olan çocuklarında mezarları ve anne babaları ziyaret edilse ne kadar güzel olur, değil mi? Ki edenler vardır mutlaka, aksini düşünmek kalbimizi yaralar. Allah onlardan da razı olsun.

Özetle demek istediğim şu; “slogan” kötü bir şey değildir, hele ki bu modern çağda. Biliyorum, bu çocukların yaptıkları sloganlara sığmaz ama en azından aklımıza adlarını kazımak için bu yolu da denesek, fena olmaz mı?

Tekrar, Allah tüm “15 Temmuz” şehitlerimize rahmet eylesin, mekânları cennet olsun. Allah hepsinden razı olsun, aziz ruhlarına Fatiha…

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Aykut Giray yazdı, 6 misafir olmak üzere 16 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
21 Mar 16 17:00

Aykut Giray

Puan: 866

An Inconvenient Truth

30 Ocak 2014 - Silikon Vadisi: “Tweetleri ikiye katlayın” mesajı ciddiye alınsaydı, o Tayyip iktidarda biraz zor dururdu.

1 Nisan 1921 - İnönü: İsmet Paşa, birincisi çok beğenilince, İkinci İnönü Savaşı’nı yapmasaydı, siz o cumhuriyeti biraz zor kurardınız.

18 Mart 1915 - Çanakkale: İngiltere’de ekonomik kriz olmasaydı siz Çanakkale’yi biraz zor savunurdunuz.

14 Temmuz 1789 - Paris: Marie Antoinette, “Ekmek yoksa pasta yesinler” yerine “Ekmek yoksa yufka yesinler” deseydi -veyahut da “Trabzon ekmeği” deseydi-, siz o devrimi biraz zor yapardınız.

29 Ağustos 1526 - Mohaç: Macar Kralı II. Lajos Habsburgların kızını aldığı gibi parasını da alsaydı, Kanuni Sultan Süleyman o savaşı biraz zor kazanırdı.

23 Ağustos 1514 - Çaldıran Ovası: Şah İsmail, bir gün önce Acemlerin oyununa gelip muta nikâhı yapmamış olsaydı, Yavuz Sultan Selim o savaşı biraz zor kazanırdı.

29 Mayıs 1453 - İstanbul: Kilise Babaları tam o sırada meleklerin cinsiyetini tartışmak yerine savaş için ayin yapsalardı, Fatih Sultan Mehmet Konstantiniyye’yi biraz zor fethederdi.

4 Temmuz 1187 - Hıttin: Renaud de Chatillon yanlış Selo’ya atarlı giderli harekette bulunmasaydı, Selahaddin Eyyubi Kudüs’ü Haçlıların elinden biraz zor alırdı.

26 Ağustos 1071 - Malazgirt: Andronikos Doukas, Romanos Diogenes’in verdiği görevi yerine getirebilseydi, Alparslan o savaşı biraz zor kazanırdı. Dolayısıyla Anadolu’ya da biraz zor girerdi.

13 Mart 624 - Bedir: Ebu Süfyan, Kureyşlilere yardıma gelseydi, Müslümanlar o zaferi biraz zor kazanırdı.

MS 30-33 - Kudüs: Pontius Pilatus, otoriteden izin almadan hareket eden Jesus Christ’i çarmıhta gerdirmeseydi, valiliğine biraz zor devam ederdi.

MÖ 323 - Basra Körfezi: Büyük İskender o son kadehi içip devrilmeseydi, imparatorluğu biraz zor devrilirdi.

MÖ 1300 - Kızıldeniz kıyısı: Hz. Musa; “Durun ben bir otoriteden izin alıp geleyim” deseydi, İsrailoğulları Kızıldeniz’i biraz zor geçerdi.

MÖ 3500 - Ortadoğu: Saban icat edilmeseydi, bugün açlıktan nefesiniz kokuyor olurdu.

MÖ 5500 - Dünya’da Bir Yer (Muhtemelen YOZGAT): O güzelim taşlar bitmemiş olsaydı, siz o “Taş Devri”nden biraz zor çıkardınız.

MÖ 65 000 000 - Meksika Körfezi Civarı: O gök taşı Dünyaya çarpmasaydı, bugün dinozorlara “dinozor” değil “Yorgo” derdiniz.

MÖ 4 500 000 000 - Samanyolu Galaksisi: O son süpernova patlayıp da Güneş Sistemi oluşmamış olsaydı, %49,5 diye bir derdimiz olmayacaktı.

MÖ 13 800 000 000 - Patlamaya Hazır Bir Nokta (Metafor değil gerçek, ama “gerçek”ten gerçek): Eğer o büyük patlama meydana gelmeseydi, bugün AKP diye bir derdimiz olmazdı.

Nasıl? Tarihi böyle okumadınız değil mi? Ben de okumadım ama bunlar gerçek, hem de en uygunsuz haliyle gerçek…

Muhtemelen George Orwell hayatta olsa beni ayakta alkışlardı, hatta Orwell hayatta olsa memleketimizdeki bir grubun (her şeyin sahibi olduğunu düşünen grup) hareketlerini görse ellerini patlatırcasına alkışlardı. Neden mi? Anlatayım. Şimdi bu grup, Orwell’i ve onun 1984’ünü dilinden düşürmez ama keşke biraz da okuduktan sonra aynısını yapsalardı, daha iyi olurdu. Romanda, Dünya Okyanusya, Avrasya ve Doğu Asya adlı üç büyük devletten oluşmaktadır ve bunlar birbiriyle savaşır durur. Örneğin, Avrasya için bir ara en büyük düşman Okyanusya iken daha sonra Doğu Asya olur, tıpkı bir ara dindarlara “Mollalar İran’a” deyip bugün içlerinde “savaş olursa İran’ı tutarım” diyen milletvekiline sahip güzide partimiz gibi. Yine kitapta “Yenikonuş” diye bir şey vardır, tıpkı bugün neredeyse toplumsal bir afaziye neden olan, iktidardayken yeni kelime uydurma merakına kapılmış malum güzide partimiz gibi. Konuşurken kelime bulamazsan “şey” de gitsin, for example; “şeyi şey ettin mi?” de olduğu gibi. (Muhtemelen bu sorunun muhatabı “cık” diye cevap verip konuyu kapatırdı. Soruya “cık” diye cevap veren kaç millet var ki zaten?!?!?)

Her neyse, amacım Orwell ya da yeni dil veyahut da yeni düşman değil. Çoğu kişinin yaptığı gibi, bunları cümlenin içinde kullanınca daha çekici olduğu için kullandım. Bunların ne olduğunu bilmemize gerek yok. Çünkü “bazı Yorgolar eşittir, ama bazı Yorgolar daha eşittir.”

İnsan her an “Emre” amade olunca, “Uslu” uslu duramıyor anlaşılan. Bu senin, dün tekfir ettiğin, bugün yücelttiğin grubun abarta abarta anlattığı “İnönü Savaşları”na benzemez, paşam. (Aç parantez. Adam onun sayesinde cumhurbaşkanı bile oldu. Hatta adına sikke bastırır gibi para bile bastırdı yahu. Neyse konu bu da değil. Kapa parantez.) Ağır ol da molla desinler. Ama tabi önce otoriteden izin al. Ne olur, ne olmaz? (Bu arada Mollalık yolunda “Kemal”e “Eren”ler de İran’a gitsin lütfen.)

Ne demiş Atatürk; “Türk şoförü en asil duyguların insanıdır.” Pardon, pardon. O değil, şu; “Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan yapana sadık kalmazsa değişmeyen hakikat, insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alır.”

Yani adam diyor ki; “Filin züccaciyeci dükkânına girdiği gibi tarihe girilmez. Her şeyin bir yöntemi var. Gireceksen usturuplu gir, canımı ye…”

Son olarak, “Bırak Atanamayan İİBF Mezunlarını, Mehdilerin bile atanamadığı bir ülkede yaşamak çok ağır bir yük. Acaba nereye hicret etsem?” diyerek, toplumsal mesajımı verip olay mahallinden uzaklaşayım…

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Aykut Giray yazdı, 7 misafir olmak üzere 18 kişi beğendi, 2 yorum yapıldı.
17 Mar 16 21:00

Aykut Giray

Puan: 866

Empathy For Lady Vengeance

Mehmet Emre Çakar (16): Karaciğer yetmezliği tedavisi görüyordu. Babasından alınacak karaciğerin nakledilmesi için gün sayıyordu. 13 Mart’ta patlamadan değil empati yoksunluğundan hayatını kaybetti.

Kemal Bulut (66): Hemen herkese gururlanarak anlattığı futbolcu oğlu Umut’un maçını seyretti. Evine dönmeden önce son kez işyerine uğramak istedi. 13 Mart’ta patlamadan değil empati yoksunluğundan hayatını kaybetti.

Doğmamış Bebek (6,5 aylık): Annesi Songül Bektaş’ın karnında doğmak için gün sayıyordu. Olay sırasında annesi bankta dinleniyordu. Doğmamış bir bebek olarak nasıl becerdi, bilemiyoruz ama 13 Mart’ta patlamadan değil empati yoksunluğundan hayatını kaybetti.

Feyza Acısu (22): Gazi Üniversitesi İngilizce Öğretmenliği bölümünde okuyordu. Olay esnasında annesiyle telefonda konuşuyordu. 13 Mart’ta patlamadan değil empati yoksunluğundan hayatını kaybetti.

Destina Peri Parlak (16): Lise öğrencisi Destina Peri Parlak arkadaşlarıyla buluştuktan sonra evine dönüyordu. Babasını anne karnındayken kaybetmişti. 13 Mart’ta patlamadan değil empati yoksunluğundan hayatını kaybetti.

Murat Gül (26): Güvenlik görevlisiydi. O gün fazla mesaiye kalmıştı. Olay esnasında Etlik’teki evine gitmek için otobüs durağında bekliyordu. 13 Mart’ta patlamadan değil empati yoksunluğundan hayatını kaybetti.

Elvin Buğra Arslan (19): Çankaya Üniversitesi’nde öğrenciydi. Gençlerbirliği-Galatasaray maçını statta izledikten sonra evine dönüyordu. 13 Mart’ta patlamadan değil empati yoksunluğundan hayatını kaybetti.

Doğan Aşık (28): Kastamonulu, Ankara’ya çalışmak için gelmiş. Hamallık yapıyor. Neyse ki patlamadan sağ kurtuldu. Etrafındakiler yaraları yardım etmek istiyor. O ise; “Ben Türkiye’yi bırakmayacağım. Ölürsem ölürüm…” diyor. Muhtemelen, yaşadığı sürece asgari ücret civarı maaşla geçinecek ve ondan birkaç kat maaş alıp ‘Katil Devlet’ konulu bildiri yazanların bildirisine imza atmayacak. Belki bir devlet memuruna kızacak, ama kesinlikle ölene kadar ‘Katil Devlet’ demeyecek ve hatta dedirtemeyecekler. Bu yüzden empati yoksunluğuyla suçlanacak, “benim oyumla bu hamalın oyu bir mi?” diyenlere muhtemelen gülüp geçecek. Yine o kitlenin ağzına sakız ettiği “Büyük İnsanlık”tan nasibini almayacak. İyi ki de almayacak. Keşke hepimiz onun kadar samimi olabilsek. link

Buraya herkesi yazmak isterdim. Ama yazamıyorum. Her ne kadar “Büyük İnsanlık”a dâhil olmasam da insanım. İçimde “kendini patlatarak ölüm saçan insanlar”ı anlayacak kadar yer açamam.

“Kendini patlatarak ölüm saçan” insanları anlamaya bu kadar meraklıysa bu arkadaşlar, mesela Yozgat’ta, Çorum’da, Niğde’de Karadeniz’de Toroslarda vd. yoksulluk içinde yaşayan ama “Katil Devlet” demeyen ya da kendini patlatmamayı seçen insanları da anlasınlar. Ki bu şehirlerin bazıları mensup oldukları parti tarafından uzun yıllar cezalı kalmış. Koskoca bir şehre ceza verilmiş ve bu insanlar ellerine silah alıp dağa çıkmamışlar. Şimdi ben, bunlara göre, “Ama Yozgat, ama Çorum, ama Karadeniz” deyince “ırkçı, faşist, milliyetçi” vs. olacağım. Bunlar “Ama Cizre, ama Sur, ama Kobani” deyince “Büyük İnsanlık” olacak öyle mi? Peki…

Katille empati kurmak, parçalanmış ceset fotoğraflarını paylaşmak bu arkadaşların en büyük isteği anlaşılan. Yahu, siz nasıl bir çocukluk yaşadınız? Biraz anlatıverin de dinleyelim. Gerçi dinlesek ne olacak? Bir şey anlatacakları yok, bol bol slogan atacaklar. Hayatları lapsus olmuş bunların. Azıcık sıkışınca saçmalamaya başlıyorlar. Sıkıysa katille empati kurma işini yurtdışında da yapın.

Memleketi ne hale getirdiniz yahu. Millet hayatını kaybedenler için yas tutuyor. Bunların tek derdi, katille empati kurmak, kanlı ceset fotoğrafı göstermek ve hiç anlamı yokken “başkanlığın batsın, sarayın batsın” gibi saçma sapan başlıklar atıyorlar.

Lütfen biraz sessiz olur musunuz? Kaybettiğimiz insanların yasını tutuyoruz…

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.