Furkan

Türkiye Puanı

Mavi Kalem

Derecesi

75 [Toplam 1656 kişi]

Hakkında henüz bir şey yazmadı.
Türkiye
Tümü(6)
Pinledikleri(0)
Furkan yazdı, 8 kez açıldı, 4 kişi beğendi, 2 yorum yapıldı.
27 Kas '15 08:00

Furkan

İstanbul

Suriye'de Sona Yaklaşırken

Suriye halkının diktatör Beşşar Esad rejiminin insanlık dışı uygulamalarına isyan etmesi ve silahsız bir biçimde başlayan isyanına rejim tarafından katliam, tecavüz, yağma ile cevap verilmesi sonucunda silahlı bir direnişe evrilen Suriye Halk Devrimi Mart-2016’da 5. yılına giriyor. 5 yıllık süreçte Suriye İnsan Hakları Örgütü (SNHR) verilerine göre (Ağustos 2015) yaklaşık 180 bini sivil 215 bin insan hayatını kaybetti. 4 milyon Suriye’li Türkiye, Lübnan, Ürdün gibi komşu ülkelere sığınmış durumda. Yaklaşık 2 milyon Suriye’li mülteciye ise ülkemiz Türkiye evsahipliği yapıyor. Yaklaşık 7.6 milyon Suriye’li ise ülke içinde yer değiştirmek zorunda kaldı.

Rejim gelinen noktada ülkenin güneyine ve Lazkiye-Tartus ekseninde sahil kısmına sıkışmış durumda. Ülke topraklarının sadece %30-40 arasını kontrol edebiliyor. Rejim güçlerinin askeri varlığının yarısından fazlası kayıplar ve firarlar ile yok oldu. Esad rejimi hapishanelerde yatan genelde yüz kızartıcı suçlar işlemiş olan “şebbiha” ismi verilen Nusayri çeteler, İran devrim muhafızları, Afgan şii milisler, Hizbullah militanları ve Türkiye’den bölgeye savaşmaya giden alevi sosyalist grupların desteği ile varlığını koruyabiliyor. İdlip, Dera ve Halep kırsalı ise muhaliflerin elinde. DAEŞ ise Rakka merkezli kurduğu devlet ile ülkenin doğusunu Irak sınırını kontrol ediyor. Kuzeyde ise PKK Suriye yapılanması PYD güçlerinin Amerika öncülüğünde kurulan koalisyon desteği ile kurdukları kantonal yapılanması mevcut. Türkiye sınırının büyük kısmınını PYD kontrol ediyor.

Uluslararası kamuoyu artık bu iç savaşa bir son vermek için epeydir görüşmelerini sürdürüyor. Cenevre görüşmelerinden bir sonuç çıkmasa da artık mülteci krizinin ve daeş eylemlerinin batıyı ciddi anlamda tehdit etmesi, meselenin Ortadoğu halklarını değil batı halklarını da mağdur etmeye başlaması batı ülkelerini yeni hamleler yapmaya itiyor. Antalya’da toplanan G20 zirvesinde meselenin tarafı olan ülke heyetleri çözüm için karşılıklı görüşmeler yaptılar. Ve tahminlere göre yakın bir zamanda tarafların masaya oturması planlanıyor.

Taraflar ise ağır bedeller ödemeye devam ediyorlar. Amerika- Türkiye- Katar- Arabistan- Fransa hattında Türkiye mültecilere ev sahibi konumda olması, 5 yıldır ülkenin çeşitli yerlerinde iç huzuru yok etme amaçlı terör eylemlerinin gerçekleşmesi, ülke içi çıkan isyanlarda Esad yandaşı temsillerin öne çıkmasıyla en büyük bedeli ödeyen ülke olarak görünüyor. Mülteci meselesinde 7.6 milyar liralık bir harcama ile hazinesinden kaynak aktarması Türkiye’yi ekonomik olarak zora sokmuş durumda. Görünen o ki Türkiye’nin 2 milyon yeni vatandaşı olacak. Fransa ise göbeğinde patlayan bombalarla sarsılmış durumda. Ayrıca batıya doğru akan göç dalgaları AB-ABD eksenini ciddi anlamda rahatsız ediyor. Bu göç dalgalarına karşılık batı toplumlarında göçmen karşıtlığı artıyor, ciddi sosyal patlamalar yaşanıyor. Arabistan ise yemen’de yaşanan husi darbesi ile uğraşıyor. İran’ın Yemeni işgal etme girişimi ile Arabistan’a Suriye’deki selefi gruplara verdiği destekten ötürü İran tarafından bedel ödetilmek isteniyor.

Diğer taraftan İran-Rusya-Çin hattında İran onlarca generalini savaşta kaybetmiş durumda. Muhalif gruplar gerek İran devrim muhafızlarına gerek Afgan şii milislere ciddi bedeller ödetiyorlar. İran hiç ummadığı bir direniş dalgasıyla karşılaştığı Suriye işgalinde çok zorlu günler geçiriyor. Esad rejiminin seküler-laik endişeleri ve İran’ı bölgede aslında çok fazla istememesi gerçeği de giderek gün yüzüne çıkıyor. Rusya’nın aktif müdahalesi bu yüzden hem Türkiye’de baas yanlısı sol çevrelerde hem Nusayri rejim tarafından ekstrem bir sevinçle karşılandı. Hizbullah güçlerinin Zebadani’de 6 aylık ateşkes isteyip geri çekilmesi ile savaş Halep ve Türkiye sınırında yoğunlaştı. İran ve Hizbullah’ın Sünni İslam dünyasına İsrail karşıtlığı ve 2006 İsrail-Hizbullah savaşı ile elde ettikleri prestij sıfırlandı. Sünni dünyanın İran ve Hizbullah’a mezhepçilik suçlaması yapmasına karşın muhatap klasik Siyonizm nefreti dışında bir argüman üretememesi, işgalini gerekçelendirememesi İslam dünyasındaki mezhepsel ayrışmayı iyice gün yüzüne çıkartıyor. Rusya ise uçak gemilerini, savaş gemilerini ve askerlerini Suriye rejimini korumak adına bölgeye yığdığından beri ilk bedellerini ödemeye başladı. Rusların hava saldırılarıyla açtığı koridorda ilerlemek isteyen rejim güçleri çok yoğun direnişle karşılaşıyor. Geçtiğimiz günlerde gerçekleşen ve halen devam eden Bayırbucak Türkmen direnişi en bariz gösterge. Çin meseleye henüz aktif olarak müdahil olmuş değil fakat Rusya-İran hattının yanında saf tuttuğu herkesin malumu.

Sonuç olarak;

Suriye ülke olarak tamamen harap olmuş durumdadır. Savaş bugün bitse dahi Suriye’nin yeniden inşası ve toparlanması en az 30 seneyi bulacaktır. Suriye ayrıyaten büyük doğal kaynakların bulunduğu bir ülke de değildir. Savaş zaten doğal kaynakların kazanımı adına başlamamıştır. Suriye Devrimini başlatan Suriye halkıdır. Fakat devrim küresel emperyalist güçler tarafından akamete uğratılmış ve adeta Suriye toprakları batı ve doğu emperyalizminin savaş alanı olarak kullanılmaya başlanmıştır. Bölge emperyalist devletlerin istihbarat ajanlarının cirit attığı bir meydan haline gelmiş durumdadır. Bu kadar çok istihbarat örgütü ve bu kadar çok terör örgütünün bulunduğu bir yerde istikrar ve barış beklemek çok gerçekçi bir yaklaşım olmaz. Bu örgütler istikrara değil karşı tarafa daha çok zarar verme ve daha büyük operasyonlar yapma gayreti içindedirler.

Son tahlilde çatışmanın bitmesi için Uluslararası unsurlarının bir tarafta İran-Rusya-Suriye bir tarafta Türkiye- Katar- Fransa- Suudi Arabistan ortada da ABD’nin bir ortak noktada buluşması lazım. Yoksa bir yandan Rusya ve İran rejime inanılmaz destek verirken bir yandan Suriye’de muhalifler sürekli toplumsal taban kazanırken bu işin savaşla bitmesinin imkanı yoktur. Bütün savaşlar ateşkes ve müzakere ile son bulur. Kimsenin kimseyi sonuna kadar yok etme gücü yoktur. Önümüzdeki süreçte masaya oturmadan önce tüm taraflar son kozlarını oynamaya devam edecektir. Çünkü tüm tarafların en büyük amacı masaya en güçlü biçimde oturabilme iradesine sahip olmaktır. Rusyanın hard power saldırılarının artmasının sebebi Esad rejiminin bir Nusayri kantonuna dönüşmemesi en azından bölgede Rus ve İran menfaatlerini koruyup kollayabilecek otonom bir yapıya kavuşmasını sağlamaktır.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.

Misafir

Furkan yazdı, 8 kez açıldı, 4 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
21 Kas '15 04:00

Furkan

İstanbul

Türkmen Dağı Vs. Kobane

Şimdi Türkmen Dağı için ses çıkartınca bazı arkadaşlar sanki ırkçılık yapılıyormuşçasına alınganlık göstermişler. Türkmen Dağı ve Kürt Dağı birlikte kuşatma altında ve bu bölgelerde Türkler, Kürtler ve Araplar beraber rejime karşı savaşıyorlar. Ayrıca Çeçenler, Dağıstanlılar ve diğer halklarda çeşitli ketibeler vasıtasıyla bu direnişe destek veriyorlar. Evet Türkmen-Kürt dağları müthiş stratejik olmayabilir. Fakat psikolojik etkileri tartışılmaz. Savaş bölgesi Türkiye'nin yayladağı sınırının dibi. Belki yayladağı sınırında olanlar şu an top seslerini dinliyorlardır. Yani angajman kurallarının epeydir ırzına geçiliyor. Sınırımızda RUSYA, İRAN, HİZBULBEŞŞAR işgalci çeteleri fink atıyor. Bizden beş yıldır yardım bekleyen dostlarımıza saldırıyorlar. Hadise sınırımızda askerlerimizin gözlemleyeceği bir noktada gelişiyor.

Şimdi gelelim ufaktan beliren ırkçılık yapılıyormuş imalarına.

Beyler soruyorum sahi Kobane bizim neyimiz olur? Kobane Suriye'de ne kadar yer kaplar? Ne gibi bir stratejik önemi vardır? IŞİD kobane'ye saldırana kadar geçen süreçte ESAD rejimi belki yüz binden fazla arabı Suriye'nin iç bölgelerinde katletti. Türkiye'den çok cılız duyarlılık sesleri yükseldi bu süreçte. Kobane'ye saldırı başlayınca toplum olarak solcusundan, islamcısına acayip insan hakları aktivisti kesildik. Devletimiz keskin refleksler göstererek karadan müdahaleleri falan tartışmaya başladı. Sınırlar açıldı, yaralılar taşındı, PKK terör örgütünün sınır hareketliliğine göz yumuldu. Buna rağmen ne ışitçiliğimiz kaldı, ne soykırımcılığımız. Ne habile yaranabildik ne kabile. Aksine PKK Suriye'de IŞİD karşısında geriliyor diye Sultangazi'den, Cizre'ye bu ülkede 3 gün OHAL yaşandı. Arabalar yakıldı, işyerleri yağmalandı, yasinler, hüseyinler, riyadlar katledildi. Elliden fazla insan öldü. Uluslararası güçler sonunda koalisyonlar kurdular havadan müdahalelerle kutsal kobane kasabası kurtarıldı.

O günlerde acayip ifrit olmuştum. Ulan diyordum bu kobaneliler insan da bu hamalılar, humuslular, halepliler insan değil mi? Yıllardır yüz bin insan katledildi ESAD tarafından. Neden bu ülkede ortalık ayağa kalkmadı? Bizim vicdanımızın sesini bir etnik grubun ülke içindeki örgütlülüğü mü kontrol ediyor? İşte o vakitler açığa çıkan gizli ırkçılığı keşfettim. Yıllardır devleti faşist olmakla suçlayan tiplerin ne yaman ırkçılar olduklarını gözlerimle görme fırsatım oldu. O günleri akıllarına getirenlere soruyorum ESAD'mı IŞİD'den daha az zalimdi? Yoksa Kobane'mi Humus'tan daha kutsaldı? Ortada dönen hikaye neydi?

İşte o günlerde dünyayı ayağa kaldıran bu iki yüzlü örgütlülük çevreleri bugün Türkmendağı hassasiyetinde ırkçılık geyiği çevirmesinler lütfen. Ne Türkmendağı sizin ulusçu mantığınıza hapsedilebilecek kadar tek tip bir yer, ne orada mücadele edenler böyle izzetsiz bir anlayışa kurban olacak kadar kalpleri kararmış insanlar. Biz ırkçılığın cisimleşmiş halini yüz bin insan katledilmişken halen devrimi amerikan emperyalizminin oyunu olarak görüp, IŞİD kobane'ye girince vicdanları kabaranların suratlarında gördük beyler, boşuna kendinizi kasmayın. Allah'tan başka kimsemiz yok diyenlere iftira atanları, biji obama diye sokaklara dökülen kahramanlarını görmezden gelişleriyle iyice tanıdık. Beş ülkede aktif süren iran işgaline karşı bir kez olsun iran konsolosluğunun önüne gitmeye cesaret edemeyip seslerini kısanları, kendi ülkesini her türlü emperyalist emelin aleti olmakla suçlarken duyduk, seslerini işittik. Bize hesap vereceğiniz günleri görmek isterim. Ama Allah'a çetin bir hesap vereceğinizden eminim. Allah sizlere merhamet etmesin.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.

Misafir

Furkan yazdı, 7 kez açıldı, 4 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
22 Eki '15 09:00

Furkan

İstanbul

Müslüman Kutuplaşmalı mı?

Kutuplaşma hakikaten bu kadar lanetlenmesi gereken kötü bir şey mi diye düşünüyorum epeydir. Allah Hz. Adem'den kıyamete kadar bir mücadelenin olduğunu vaad ediyor kitabında. Bu mücadele hak ile batılın mücadelesi. İman ile küfürün mücadelesi. İyi ile kötünün mücadelesi. Ve insanları bu mücadele sürecinde kategorize ediyor. Müminler(Müslümanlar)-Müşrikler(İnkarcılar)-Münafıklar. İnsanlığın kardeşliği sadece "insan" olmak ile mümkün mü? Öyleyse bu kategorizasyon veya kimlik siyaseti Kur'an'da neden sürekli öne çıkartılıyor. Hümanizmin ortaya attığı olan tüm "insanlar" kardeştir öğretisi ne kadar bizim? Eğer tüm insanlar kardeşlerse neden Allah Müminler "ancak" kardeştirler dedi? Madem müslümanlar-gayrimüslimler eşit ise neden kur'an'da inanıyorsanız üstünsünüzdür deniyor? Müminlerin- İnananların içerisinde ise ırk,dil,cinsiyet farklılıklarını gözardı ederek üstünlüğün takvada olduğu vurgulanıyor. Takva-İmanda sadakat burada kilit nokta. Tüm bu veriler ışığında insanların kutuplaşması doğaldır. Tabi ki biz ehli kitap ile, marksistlerle, sekülerlerle, kürtçülerle, türkçülerle, baasçılarla, dincilerle aynı kutupta olmayacağız. Farklı kutupların, farklı ideallerin, farklı dünyaların insanları olacağız. Kilit soru bence şu; nasıl beraber yaşayacağız? Çünkü herkesin doğuştan getirdiği bir yaşam hakkı var. Bize saldırmadıkça kimseyi haksız yere öldüremeyiz. Kutuplaşma-kimlik siyaseti tartışmalarından sıyrılıp "karşılıklı hukuku" tesis ederek nasıl aynı ortamda yaşayacağımıza kafa yormamız gerekiyor. Eğer modernitenin üretimi olan hümanizm kavramının dayattığı kardeşlik modeline teslim olursak müminlerin "ancak" kardeş olduğunun pek bir önemi kalmaz. O zaman rahatlıkla müminlere savaş açmış siyasal yapıların, Allah'a kul olmayı reddeden kitle örgütlerinin, fuhuşun,alkolizmin,eşcinsellik propagandasının payandası olmuş "insan hakları" kuruluşlarının paydaşı-eylem ortağı oluruz. Müslümanları hatalarından dolayı eleştirirken hizb'imiz değişir. Müslümanlarla kardeşlik hukukumuz kalmaz ve islam'ın ötekisi olanlarla kardeşlik hukuku kurgulamaya başlarız. Bu hukukun getirisi olarak savruluruz. Savrulurken de hakikaten bu tavır olduğunu iddaa ederiz. Dikkat edin yani kutuplaşmayalım-kimlik siyaseti yapmayalım derken kendinizi başka başka kardeşliklerin kucağında bulabilirsiniz.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.

Misafir

Furkan yazdı, 6 kez açıldı, 2 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
28 Eyl '15 09:00

Furkan

İstanbul

Esad'lı Çözüm Tezviratı

Dünden beri dikkat ediyorum RTE-Putin görüşmesinden sonra Türkiye'de baasçı medya ve irancı müselmanlar RTE Suriye politikasını değiştiriyor. RTE yan çizince bütün müslümanlar yan çizecek. İşte bakın nasıl geri vites yapacaklar heheheheh deyu tezviratlar yapıyorlar. Allahsızlığın ve alçaklığın kitabını beş senedir yazmaya devam eden bu habis güruh şunu iyi bilsin ki coğrafyamızda hiç bir örgüt, isim, devlet sizin kadar şeytani ameller ile yoğrulmamıştır. Yıllarca Suriye Kıyamını amerikan işbirlikçisi ilan edip iftiralarınızla boğmaya çalıştınız. İran geldi müslümanları katletti sustunuz. Amerika geldi o amerikan işbirlikçisi diye iftira attığınız mücahitleri vurdu yine sustunuz. Hizbullah sünni avına çıktı sessizliğe gömüldünüz. Şimdi Rusya bombalıyor siz ise bundan kıvanç duyuyorsunuz. Secde ettiğiniz, humus gönderdiğiniz, adına her türlü ajanlık faaliyetini yürüttüğünüz İran ruhban faşizmi yatıp kalkıp küfrettiğiniz Amerika ile anlaşıp terör faaliyetlerine hız verirken siz hala utanmadan Türkiye Cumhuriyeti hükümetine karşı NATO goygoyu çeviriyorsunuz. Adeta taptığınız mollalar İsrail'in tarih boyunca öldürmediği kadar müslümanı beş yılda öldürdü. Hala hiç yüzünüz kızarmadan antisiyonizm duyarı kasıyorsunuz. Suriye Direnişinin sizin çapsız, ahlaksız, haysiyetsiz duruşunuza ihtiyacı yok bunu unutuyorsunuz. Suriye Direnişinin Recep Tayyip Erdoğan'a da ihtiyacı yok. Amerika'ya ve onun avanesine de ihtiyacı yok.

Hürriyet mücadelesine girişip hiç bir emperyal gücün boyunduruğu altına girmedikleri için her gün varil bombalarıyla yüzlercesi canını veriyor. Bunu kendileri en başta deklare ettiler DERAA meydanlarında. Sadece ALLAHU EKBER diyerek daha haysiyetli, daha müreffeh, daha insani bir yaşam talep ettiler. ALLAHU EKBER basit bir slogan değildi onlar için. ALLAHU EKBER demek Allah büyük geri kalan herkes eşit demekti. Asrın diktatörlerinin yüzlerine vurulmuş bir tokattı. Asrın belamlarının yüzlerine tükürmekti. Asrın karunlanlarının tekasür krizine teslim olmamaktı. Bugün bütün dünya onları yüzüstü bırakmış olabilir. Belki yarın (Allah Korusun) RTE'de onları yüzüstü bırakacak. Bunun Suriye'li Devrimciler için herhangi bir kıymeti harbiyesi yok. Açın bakalım kıyamın başladığı günlerde çekilen görüntüleri. Ne Obama Ne Recep Tayyip Erdoğan Ne Körfez Emirleri. Hiç birine güvenerek bu yola çıkmadıklarını onlarca kez haykırmışlardı. Kimsenin yarı yolda bırakmasıyla tökezleyecek değiller.

Suriye için karar alma yetkisi ne Obama ne Recep Tayyip Erdoğan ne Hamaney ne Putindedir. Başından sonuna kadar izzetlice mücadele veren müslümanların tayin edeceği önderlerdedir. Elbet müzakere masası kurulacak. Aliya'da miloseviç'le masaya oturmuştu. Fakat hiç birimizin Suriye'li Müslümanları masaya oturmaya zorlamaya hakkı yok. Biz Türkiye'li Müslümanlar ve Recep Tayyip Erdoğan en fazla tavsiye verebilir. Çünkü müslümanlar aralarında tavsiyeleşirler. Onlar dilerlerse masaya otururlar ve bu analarının ak sütü gibi haktır. Taleplerini zalimlerle müzakere edebilirler ki zaman zaman ediyorlar. Elbet bu savaş son bulur. Elbet bu vatan sonunda kurtulur. Fakat bu süreç bize herkesin ne mal olduğunu iyice bir gösterdi. En büyük kazığı yıllardır hor gördüğümüz tarikatçılardan, sofilerden değil kendini tevhide kendini özgürlüğe kendini adalete nispet eden, komplolardan beyinleri iğdiş edilmiş, ruhbanların adeta kölesi olmuş fakat her seferinde özgür düşünceden dem vuran modernist belamlardan yedik. Çantalarında taşıdıkları iftiralarını ellerine alıp müslümanların üzerlerine fırlattılar beş sene boyunca ak sakallı teorisyen hocalar. Şimdi RTE-Putin görüşmesinden sonra hepsi bir olmuş mal bulmuş mağribi gibi sırıtıyorlar. Sizin ilminiz ayaklarınızdaki zincirleriniz olmuş haberiniz yok. Başkonsolosluktan gelen talimatlarla hareket eden beyinler bizimde RTE'nin günlük politikaları ile hareket edeceğimizi zannediyorlar. Siz ruhbanlarınıza secde edebilirsiniz. Siz ruhbanlarınızın sözlerine kayıtsız şartsız itaat edebilirsiniz. Siz ruhbanlarınızın sözlerini emir telakki edebilirsiniz. Bizler sevdiklerimizi önce dinleriz. Eğer kalplerimiz mutmain olmuşsa onlarla aynı düşünceleri paylaşırız. Eğer mutmain değilsek onlara karşı çıkabilmek özü-gürlüğünü sonuna kadar kullanırız. Son olarak sizleri isim isim, sıfat sıfat belleklerimize kaydettik. Elbet hesap vereceğiniz günler gelecek. O günlere iyi hazırlanın çünkü bizler iyi hazırlanıyoruz.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.

Misafir

Furkan yazdı, 20 kez açıldı, 5 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
21 Ağu '15 13:00

Furkan

İstanbul

Saray Gladyosu Yalanı ve Üstü Örtülen Gerçekler

Gönlünü medyanın yüceltmesi, popüler olması, RTE nefreti ve kapıldığı hırs veya masumane dilekler ile HDP saflarına kaptıran ve bu sebeple verdiği desteğe meşruiyet devşirmeye çalışan büyük bir kitle var. Bu kitlenin bir kısmı verdiği destekten dolayı pişman oldu. Bir kısmı ise yaşanan PKK barbarlığı ve vahşeti karşısında derin bir sessizliğe bürünen HDP siyasetinden gelecek tepkileri bekliyorlar. Yapay atmosferler yaratılıyor ve gerçek tüm çıplaklığı ile ortada dururken, yaratılan, dayatılan gerçekleri insanların önüne sunuyorlar. Son günlerde yayılan insanlar saray için ölüyor yalanı gibi.

Tayyip Erdoğan'dan nefret edebilirsiniz fakat bu durum sizin rahatça iftira atıp yalan söyleyebileceğiniz anlamına gelmez. Tayyip Erdoğan yalan söylese dahi sizin söyleyeceğiniz yalanlara dayanak olmaz. Bu ülkede Tayyip Erdoğan bir otobüs şöförüyken veya genç bir politikacıyken de PKK tarihin en vahşi katliamlarını gerçekleştiriyordu. PKK 1993 yılında Diyarbakır'ın Susa köyünde camide 10 insanı taradığında saray yoktu. Yine aynı tarihte PKK Dersim eyalet komutanı Dr. Baran kod adlı Müslüm Durgun ve militanları tarafından Erzincan'ın Başbağlar köyü basılıp 33 insan kurşuna dizildiğinde Erdoğan'ın otoriter tavrı yoktu. 1987 yılında Mardin Ömerli ilçesi Pınarcık köyünde 16'sı çocuk 30 kişi kurşuna dizildiğinde erken seçim tantanası yoktu. Sadece devlet bu katliamlara misliyle cevap veriyor ve çoğu zaman hukuk dışına çıkarak örgütün yöntemleri ile terör örgütüne cevap veriyordu. Şiddet bir başka şiddeti tolere ediyor, PKK şiddetine meşruiyet zemini buluyor ve toplumsal rıza üretebiliyordu.

Yıllar geçti PKK yine aynı örgüt ve son günlerde yaşananlar örgüt açısından hiç bir şeyin değişmediğini gözler önüne seriyor. Fakat devlet için bir çok şey değişmiş. Gümbür gümbür doksanlar propagandası yapsalarda devletin doksanlar reaksiyonu göstermediği ortada. Doksanlara dönsek emin olun bu ülkede halk neden dönüyoruz demez. Çoğunlukta doksanlara dönmeye dünden razı. Devlet bu stratejisi ile terör örgütünü ofsayta düşürdü. PKK kendi barbarlığı karşısında devletten alışılmış eski Türkiye kodlarına uygun karşılık bulamadığı için şiddetine rıza üretemiyor, toplumu ikna edemiyor. Onlarca çağrıya rağmen insanlar sokaklara dökülmüyor. Devlet, hukukun dışına çıktığı anda oluşacak halin örgüte bağlı enformasyon organları için müthiş bir PR malzemesi oluşacağını bildiği için tüm tahrik ve tecavüzlere rağmen oyuna gelmiyor.

Diyorlar ki HDP bu denli hızlı bir yükseliş yakalamasına rağmen neden şiddet sarmalını büyütsün ve kendi meşruiyetini tartışmaya açsın. Kandil dün olduğu gibi bugünde HDP siyasetini rehber edinmiyor. Bugün HDP'li sandığınız belediyeler bile kandilden atanan onbaşılar tarafından yönetiliyor. Bütün önemli kararlar bu onbaşıların ve kandilin denetiminde geçiriliyor. HDP'nin siyasal aktörlüğü etiket ve reklamdan öte bir şey değil. KCK mahkemelerinde çöpçünün Osman Baydemir'i yargıladığını hepimiz biliyoruz. Bu yüzden HDP'nin PKK'ya etki edecek bir gücü ve misyonu bulunmuyor. Örgütün HDP veya Türkiyelileşme idealinin bir önemi yok. Tek derdi bölgede denetimi ele geçirmek, varoluşunu meşru bir zemine dayandırmak ve bölgede yükselen diğer yapılara karşı baskı kurmak. Bu Suriye'de de aynı şekilde oluyor. PYD'de kendisi dışındaki Kürt grupları sürgün ediyor zaman zaman katlediyor. (Amude Katliamı)

HDP kaynakları PKK'nın bu barbarlıklarını saray gladyosu gibi komik argümanlarla örtmeye kalkışıyorlar. Şiddeti büyüten madem saraysa eğer o zaman örgüt olarak tek taraflı ateşkes ilan et ve operasyonlar karşısında oyuna gelmeyeceğini ilan et. Neden minübüsçüyü, imamı, esnafı, uykusunda uyuyan polisi, eşi yanında albayı vuruyorsun? Madem derdin barış, madem bütün bu olanlar Recep Tayyip Erdoğan'ın ihtirasından kaynaklanıyor kes ateşi, pasif direniş ilan et, barışı savun. Saray gladyosu mu engelliyor bu adımı atmanı? Yapacak bir şey yok. Tek taraflı vahşetiniz açığa çıktı ve bu gerçekliği koca bir yalan korosu kurarak susturmaya çalışıyorsunuz. Yanınıza Recep Tayyip Erdoğan nefretinden dolayı kafayı yemiş ne kadar gazeteci, politikacı, aktivist varsa almışsınız. Halkı yalanlarınız ve iftiralarınız ile aldatmaya çalışıyorsunuz. Ama yalanlarınız oldukça basit ve yatsıyı bile görmeden doğruyla yüz yüze gelmek zorunda kalıyor.

HDP siyasetinin bütün yalanlarını geride bırakarak şu gerçekliklere işaret edebiliriz; PKK şu an büyük bir ihale aldı. IŞİD'in Ortadoğu'da aldığı konum batının PKK ile direk ilişki kurmasına meşru bir zemin hazırladı. Barzani-Türkiye ittifakı Amerika başta olmak üzere batıyı gerdi. PKK eliyle Türkiye'ye, Barzani'nin hükümet sahasındaki İran'a bağlı hareketler eliyle Barzani'ye ders verilmek isteniyor. Bununla birlikte mutedil İslamcı grupların Suriye'de mevzi kazanması İran'ı oldukça korkutuyor. Bu yüzden PKK'nın Suriye'de Esad ile ortak çalışması karşılığı PYD'yi finanse ediyor. PYD koalisyon uçaklarının desteği ile Azez hariç tüm kuzey hattına hakim bir konuma geldi. Böylelikle Türkiye'nin mutedil islami direniş gruplarıyla ilişkisi akamete uğratılmak istendi. PYD bir yandan Barzani'yi taciz ediyor. Petrol hatlarında şimdiye kadar 500 milyon dolarlık zarar verildiği belirtiliyor. Aynı zamanda İran'a ve Amerika'ya bağlı olan Irak merkezi hükümeti Kürt bölgesine göndermesi gereken bütçeyi bölgeye göndermeyerek Barzani'nin yönetim alanında bir ekonomik krize sebebiyet vermeye çalışıyor. Yani özetle PKK, Amerika-İran-Esad-Irak Hükümeti hattının taşeronluğunu üstlenerek Barzani ve Türkiye'yi cezalandırmaya çalışıyor. Allah yardımcımız olsun. Allah tüm inananlara feraset ve basiret versin.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.

Misafir

Furkan yazdı, 65 kez açıldı, 4 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
20 Ağu '15 01:00

Furkan

İstanbul

Dünyanın Yarısı "İsfahan"

“İsfahan nısf-ı cihân=İsfahan dünyanın yarısıdır” diyor şehir halkı. Tebrizliler’de arkasına “Tabriz olmasaydı” diye ekliyor. İsfahan İran medeniyetinin başkenti. Safevi hanedanlığının saraylar ve bağlar ile süslediği bir ilim ve kültür şehri. Tam bir başkent edasıyla donatılmış ve İslami motifler ile bezenmiş. Geniş bulvarlar, devasa köprüler, göz alıcı kubbeler, yemyeşil parklar bu şehirde en dikkat çeken detaylar.

İsfahan’a kuzeyden giriş yapıyoruz. Şehre tahrandan VIP otobüslerle 6 saatte ulaşmak mümkün. Ayrıca Türkiye’den direkt uçuşlarda mevcut. Fakat ben İran’a ilk defa gidecek olanlar için Tebriz-Tahran-İsfahan rotasını takip etmelerini öneriyorum. Kuzeyden güneye doğru yolculuk yaptıkça İran’da ki çarpıcı değişimi daha kolay fark edeceklerdir. Otobüsler oldukça konforlu ve yatak haline gelebiliyor. Petrol fiyatlarının düşüklüğü sebebiyle biletler çok ucuz. Otobüse biner binmez bir karton yolluk veriyorlar. Ve sınırsız çay servisi yolculuk boyunca sürüyor. Ondan sonrası kulakta bir kulaklık ve Farsçanın büyüleyici tınısı eşliğinde tefekkür vakti. İran insana farklı bir dünyada olduğunu hissettiyor. Doğu kendini bu ülkede gösteriyor. Doğu’ya ait olduğumu bu yolculuklarda keşfettim.

Kalacak yer olarak Amir Kabir Hostel’i öneririm. Tüm gezginlerin ortak buluşma noktası adeta. Resepsiyon görevlileri İngilizce biliyor ve çok yardımseverler. İsfahan’ın en hareketli ve gezilecek mekanlarına yakın bir noktada bulunan Chaharbaq caddesi üzerinde bulunuyor. Amir Kabir’in içi farklı bir dünya adeta. Kendinizi Paris’te bir hostelde hissetmemeniz için hiçbir sebep yok. Dünyanın dört bir tarafından gelen sırtçantalılar ile hostelin geniş avlusunda sabaha kadar muhabbet etme imkanı yakalıyorsunuz. Farklı hayat hikayelerini dinliyor, hayatınızın karmaşıklığına şaşıp kalıyorsunuz. Her şeyin lüks ve şatafat olmadığının güzel bir ispatı bu hostelin avlusu. Ayrıca temel ihtiyaçlarınızdan olan sıcak duş ve internet hizmetini de sağlıyorlar. Gecelik bir kişilik ücreti ise normal bir müzenin giriş biletine denk 25.000 tümen. (1 lira=1400 tümen>2014 verileri)

Hostelinizden çıktıktan sonra Chaharbaq caddesinde adımlayarak 10 dakika gibi bir sürede dünyanın en büyük ikinci meydanı olan Nakşi Cihan meydanında kendinizi buluyorsunuz. Unesconun dünya mirası listesine aldığı, camiler, saraylar, kapalı çarşılar ile dört bir tarafı çevrilmiş, ortasında büyük havuzların su gösterilerini sunduğu, çimlerin üstünde insanların 24 saat muhabbet ettiği, içinde faytonların gezdiği harika bir meydan. Büyüleyici bir atmosferi var.Taksim meydanı gibi, Sıhhiye, Kızılay, Beşiktaş meydanları gibi gelip geçmek için kullanılan bir meydan değil burası. İnsanların dinlenip, eğlenmesi, hoşça vakit geçirmesi için kurgulanmış ve salt ticari kaygı güdülmeden hizmete sunulmuş bir yaşam alanı. Reklam panolarının olmadığı, gürültünün içine sızamadığı, arabaların yakınından dahi geçemediği bir meydan.Metropollerde sıkça tartışılan yaşam alanı hadisesinin tam olarak karşılık bulduğu bir meydan. Meydanlara şap dökülen bir ülkeden geldikten sonra insan haliyle şoka giriyor bu manzara karşısında. Şah camii, Şeyh Lütfullah Camii, Ali Kapu Sarayının devasa kubbeleri ve incelikle işlenmiş taşları meydanın ışıltısını artırıyor. Meşhur gez tatlısını çevresindeki dükkanlardan alıp yakıcı İsfahan sıcağında kendinizi çimenlere atabilir, yıldızları seyretmenin imkanına varabilirsiniz. Nakşi Cihan Meydanı bir gün boyunca gezilebilecek, vakit geçirilebilecek, gözlem yapılabilecek bir meydan. Kapalı çarşısı alışveriş yapmaya uygun, İsfahan’a özel tesbihleri, halıları, meşrubatları, tatlıları, çinileri, porselenleri ile tanışmanız için fırsatlar sunuyor.

Nakşi Cihan meydanının hemen yanında bulunan turist ofisinden pasaportunuzu teslim ederek hiçbir ücret ödemeksizin bisikletinizi alıp İsfahan’ın geniş cadde ve bulvarlarında pedal çevirebilirsiniz. Şehrin ortasından geçen Zayende nehrinin üstüne kurulmuş olan Siesapol köprüsüne varabilirsiniz. Zayende nehri üzerine 1602 yılında inşa edilmiş, Farsça 33 anlamına gelen köprü, kendisini ayakta tutan 33 sütun üzerine inşa edildiğinden bu ismi almış. Biz gittiğimizde zayende nehri akmıyordu ve fena bir sıcak vardı. Sutun aralarını bisikletlerimizle dolanıyor, gölgeliklerinde ara ara dinleniyorduk.

Geniş ağaçlıklı yolları, tertemiz sokakları, büyük güzel bahçeleri, sanat merkezleri, müzeler ile adeta tarih kokan İsfahan, görkemli Safevi devrinin bütün haşmetini sunan camileri, medreseleri, kiliseleri, mescitleri ve pazarlarıyla doğunun kalbini gezme fırsatını bizlere sunuyor.

Yine bisikletlerinizle Çeher Sutun sarayına geçebilirsiniz. Çehel Sütün, Şah Abbas döneminde yapına başlamış ve II. Şah Abbas döneminde 1647’de tamamlanmış. Saray, 67.000 m2’lik bir alana yayılan Çehel Sütun bağının ortasında yer alıyor. Bahçesinde yüksek ağaçlar ve önünde büyük bir havuz dikkati çekiyor. 20 sütunlu sarayın önündeki havuzda yansıyan 20 sütun görüntüsü nedeniyle Kırk Sütun Sarayı olarak adlandırılmış. İşlemeli tavanları ve içindeki zengin minyatürlerle tam bir doğu sarayını andıran Çehel Sutun sarayında Yavuz Sultan Selim Han ile Şah İsmail’in karşılaştığı Çaldıran Savaşını resmeden bir minyatür en gösterişli biçimde resmedilmiş ve sarayda sergileniyor.Şahlar devrinde kokteyl ve resepsiyonlar için kullanılan, yabancı devlet adamlarının ağırlandığı saray şu an eski eserler müzesi olarak kullanılıyor. Bahçesinde insanlar dinlenme imkanı buluyor.

Ayrıca Sallanan Minare ve Zerdüştlerin tapınağı Ateşgah İsfahan’da görülmesi önerilen bir başka gezi rotası. Taksi ile yaklaşık 20 bin tümen karşılığı bu bölgeye ulaşmanız mümkün. Ateşgah’tan İsfahan’ın manzarasını izleyebilirsiniz. Zerdüşt inancı ile ilgili gözlemler yapabilirsiniz. Tabi bütün gezi bölgelerine gitmeden önce bölgeyi önemli kılan kültür ve inançlar ile ilgili ön okumalar yapmak gezileri daha anlamlı hale getirebilir. Bunun dışında İsfahan’da Abbasi Otel’inin (otel demek haksızlık olur aslında saray) avlusuna geçebilir hoş bir İsfahan gecesi yaşabilirsiniz. Galyancılarda(Nargile) İsfahan’a özel galyanları tadabilirsiniz. Yeme içme konusunda Nakşi Cihan meydanı çevresindeki yöresel restoranları kullanabilirsiniz. Paranız kısıtlıysa İsfahan caddelerindeki fast food restoranlarında çok cüzi ücretlere karnınızı doyurabilirsiniz. Pizzalarını beğenmedim fakat hindi dönerleri bence denenebilir. Ayrıca naneli ayranı her öğünde tüketebilirsiniz.

Öğrenciler, işçiler, memurlar… Kısıtlı bütçelerle İran’ı baştan başa gezmeniz mümkün. Ben yaklaşık 1000 liraya 10 gün boyunca İran’ı kuzeyden güneye dolaştım. Ayrıca bu fiyatın içine Van-İstanbul gidiş dönüş uçak biletleri de dahil. Unutmayın Şark diye bir yer varsa orası İsfahan’dır. İran’a gidip İsfahan’a uğramadan dönenlerin yanılgısına kapılmayın. Atlayın Tahran’dan otobüse İsfahan’da en az üç gün kaybolun. Tuğrul Beyin, Alparslan’ın, Melikşahın, Nizamülmülk’ün, Razî’nin, Gazzalî’nin yurduna uğrayın. İsfahan sizi kendinize getirecektir.

Twitter.com/hayatafurkanca

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.

Misafir