Türkiye Aktivitesi
945 ziyaret
1 online
İremgül Gürcüm
Hakkında henüz bir şey yazmadı.

Türkiye Puanı

119 puan Mavi Kalem

Derecesi

77 [Toplam 1626 kişi]

Türkiye
Tümü(3)
Pinledikleri(0)
İremgül Gürcüm yazdı, 11 misafir olmak üzere 12 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
5 Nis 17 01:00
Nasıl Bir Çağda Yaşıyoruz Neden Yaşıyoruz?

Nasıl bir çağda yaşıyoruz? Bu zulüm dolu yıllara nasıl dayanıyoruz? Teknolojide, bilimde bu kadar ilerlemişken, dünya bu kadar küçülmüş, yarınlar bu kadar yaklaşmışken nasıl olur da her şey kötüye yuvarlanır durmadan? Kimsenin evladı hastalıktan ölmesin derken herkesin evladı nasıl olur da daha gözlerini kapamadan ölür. Ama beni asıl korkutan ölümler değil. Asıl nefret ettiren bulunduğum zaman diliminden her ölümün bir başkasının pençesinin darbesiyle geliyor olması, bunun planlanıyor, sonuçlarının en ince ayrıntısıyla anlatılıyor olması.

Kayıtlara duyguların katılmaması en acı tarih anlatımıdır bence.

Nefes almak için ağzını yarılamış küçücük çocukları sosyal medyadan sadece görmek çağımızın en büyük vebası.

Ne yapıyoruz? Dünya küçüldü de ne oldu. Kimse sığamıyor artık. Milyonlarca metre uzaklıktaki bebeklerin yatağına göz dikmiş kurtlar var oldukça dünyanın büyümesi neyi değiştirir ki? Her şeye sahip olsalar ne olur? Ama eminim siz de 'ya bir çocuk kendi adını unutmuş, babasını unutmuş, evini unutmuş. Ne olur ki?' diye düşünüyorsunuzdur. Farkında mısınız dünya sizin için döndükçe daha yaşanılmaz bir yer oluyor. Siz plan yaptıkça masum hayaller sis bulutlarının içinde kan emiciler tarafından yok ediliyor.

Ne olacak bu böyle? Etrafta cıvıldayan çocuklar olmasa ne olacak? Sadece çizgi dünyanın prens ve prensesleri gülsün değil mi tüm sahtelikleriyle?

Nefes almak zorlaşıyor kardeşlerimi düşünürken. Son oturuşlarda dua ederken boğazıma düğümleniyor kelimeler. Tekrar, günahı olmayan çocukların cenneti için secdeye varıyorum. En azından bizim umudumuz var. Sizin umudunuz kalmamış olmalı ki tertemiz yüreklerin yarınlarını banka hesaplarınıza yatırdınız.

Siz dediklerim kim mi? Yüreği yanmayan herkes. İbrahim'in ateşine bir damla su götürmeye üşenen herkes. Baloncuk üfleyen bir çocuğa eşlik etmeyen herkes. Susan, susmakta hak bulan herkes. Ne yaparsa yapsın bir şeyleri değiştiremeyeceğini düşünen herkes.

Yorulmadı mı ruhunuz bu karanlıktan?

Yazık ki ne yazık!

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
İremgül Gürcüm yazdı, 1 kişi sahiplendi, 2 misafir olmak üzere 11 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
2 Eyl 15 10:00
Çıldırmak İçin Güne Hastanede Başlayın!

Elimde 617 yazılı bir kağıt... Sabahın dokuzunda hınca hınç kalabalık bir koridor... Çok fazla mesai yapmamasına rağmen erkenden yorgunluğa teslim olmuş sekreterler... Canının derdine düşmüş hastalar... Tam olarak gizemini çözemediğim, sırasına anlam veremediğim odalardan çıkıp düzensiz sayılar bağıran mavi giyimli görevliler... Sohbetin dibine vuran yaşlı teyzeler... Birbirine ilginç reçeteler sunan beyaz saçlı amcalar... Acaba odalarda saklanmış doktorlar ne durumda?

Derken bu gergin ortamda eksikliği hissedilen kavga patlak verdi. Bir kayıt görevlisi kendinden yaşça büyük bir teyzeye bağırıyor:

-Bilmiyorum demedim mi size bilmiyorum? Neden ısrarla soruyorsunuz? Sağır mısınız? Bilmiyorum işte.

Sakinliğini korumak için elinden geleni yapan ancak gözleri yaşla dolarak, yanakları ise sinirden kızararak kendisine ihanet eden teyze cılız sesiyle karşılık vermeye çalışıyor:

-Ne diye bağırıyorsun kızım? Ben de birkaç kişiye sordum bilemediler. En son sana yönlendirdiler. İlk sorduğumda cevap vermedin, şimdi de bağırıyorsun. Ayıp değil mi evladım?

Müdahale eden kimse yok. Hatta kimileri telefonlarını çıkarıp kavgayı kameraya almaya başladı. En sonunda teyze kayıttakilere sizi baş hekime şikayet ederim tarzı tehditler savurarak uzaklaştı.

Bu olayın ardından bir sessizlik kapladı insanın içini karartan, duvarlarından psikolojik travmalar akan hastane koridorunu. Birkaç saniye sürmedi, kimin haklı kimin haksız olduğu kararı verildi hasta yakını jürileri tarafından. Ardından her şey unutulup boş sandalye bulma, sırada biraz olsun öne geçebilme yarışına geri dönüldü.

Randevu alma sistemi teknolojik açıdan doruk noktasına ulaşmışken hastanelerin kendi içindeki düzenin bu kadar karmaşık olması nasıl bir tezatlıktır? Neden hastaneye düşen daha çok hasta olmak zorunda?

Sıram mı? 617 numarayı çağırmışlar ama çıkan kargaşada çoğu hasta bir şey duyamadığından artı bir yığılma oldu. Olan yine bize oldu.

Bu arada beklerken hiç susmayıp iki saat boyunca konuşan Bedriye teyzeye geçmiş olsun. Sayesinde komşusundan kaynanasına kadar tüm özel hayatındaki sorunları öğrendim.

Allah tüm hastalara acil şifalar versin. Başımızdan hastaneleri eksik etmesin ama kimseyi de oralara düşürmesin.

Bir büyüğümün dediği gibi: "Hastaneler,adliyeler,hapishaneler daha çok dolup taşacak. Yetmeyecek evladım... Yetmeyecek!"

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
İremgül Gürcüm yazdı, 1 kişi sahiplendi, 5 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
2 Ağu 15 10:00
Masa Başı Sohbetleri

Az önce gürültüsüne kızıp kapatılan televizyonun oluşturduğu yeni sessizliğe inat çekirdeklerin müzikal tınısına kaptırmıştık kendimizi. Dört kişi, dört köşeli yemek masasında hırsla ancak acı çıkma korkusuyla çitleme işlemine devam ediyorduk. Aslında açık havada tadı daha hoştu fakat bu sıcakta hangi gölgeye kaçarsak kaçalım evin klimalı soğuğundan daha rahatlatıcı olamazdı.

Derken o bilindik, ne zaman başlayacağı bilinmeyen sohbetin startı en küçüğümüz tarafından verildi:

-Televizyonda doğru düzgün bir şey yok ki izleyelim. Yaz gelse de gelmese de Türk yapımı filmler, diziler koca bir çıkmazın içinde aynı tekrarlar için emek harcayıp duruyorlar. Hikaye aynı...

Haklıydı. Geçmiş de anlatılsa şimdinin mesajı da verilmeye çalışılsa hep aynı dram, aynı mizah, aynı hastalıklı sevgi(aşk demeye dilim varmıyor doğrusu) oynanıyordu ekranlarda. Bilgisi ve tecrübesi aradaki azıcık gibi görünen yıllara rağmen kat be kat fazla olan abim aldı sözü:

-Yine doksan beş buçuk tane yeni ve üç bölümde bitecek dizi başladı.

Sözünü kestim ama bu soruyu sormam şarttı.

-Sahi hiç şöyle adam akıllı bir bilim kurgu çabamız yok mu?

-Çoğu rezalet.

Belki de verilebilecek en kısa ve en net cevap buydu. Nerede okumuştum bilmiyorum, şu söz geliverdi aklıma. "Sadece bilimi yapanlar bilim kurgu yazar." Doğruydu. Ne kadar bilim temeli atmıştık ki? Ya da hayır bu sorudan vazgeçtim. Bilim insanlarımızdan kaçı yazmayı kendine dert edinmişti? Bu soru da olmadı. Belki birkaç tane de olsa birileri vardır. Yok sayamam kimseyi. Ne haddime! Tamam buldum. Neden böyle bir açığımız vardı yoksa böyle bir açığımız yoktu da bizler mi bihaberdik?

Bilmem kaç yüzüncü çekirdekteydim. İyice koyulaşmış sohbetten uzaklaşmıştım. Susuzluk kendini göstermeye başlamıştık ki düşüncelerimden beni koparacak ve kendime getirecek o sözleri annemden duydum.

-Bunca dert arasında kimin umurundaki dizi,film,yarışma programı? Bu millet ne zaman başını kaldırabildi ki acıdan sıra zevklerine gelebilsin? Hangi devirde rahat uyudu ki bu devirde uyumadan önce izlediğini düşünebilsin? Evlat yangını, vatan millet meselesi hep peşindeyken neme lazım akımlar peşinde koşsun? Madem bu kadar farkındasınız, imkanınız var siz yapın istediğinizi. Her şeyi devletten beklemeyin.

Çekirdekli masa başı sohbetimiz hepimizin ağzında acı bir tat bırakarak bitmişti. Sahiden koca poşetin tadını kaçırmıştı son taneler. Yine televizyon açıldı. Ailemizin en önemli ferdi konuşmaya başlamıştı.

Herkes sustu.

Nefesler tükenmişti bir annenin diğer anneyi en içten anladığı havasız kalmış bir salonda.

Hayalin bittiği yerde haberler başlamıştı.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.