Mustafa Karayel
İyi olarak anılmak diler..

Türkiye Puanı

5828 puan Açık Yeşil Kalem

Derecesi

7 [Toplam 1641 kişi]

Türkiye
Tümü(27)
Pinledikleri(0)
Mustafa Karayel yazdı, 19 kez açıldı, 11 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
10 Tem '15 16:00
Abbâs (Radi̇yallahü Anh)

Bedir savaşında daha müslüman olmamıştı. Müşriklerin zoruyla savaşa sokuldu. Savaş sonunda, esîr edilip Medîne-i Münevvereye götürüldü. Peygamber efendimiz kendisine buyurdu ki:

- Ey Abbâs, kendin, kardeşinin oğlu Ukayl bin Ebû Tâlib ve Nevfel bin Hâris için kurtuluş akçesi öde! Çünkü sen zenginsin.

- Yâ resûlallah, ben müslümanım. Kureyşliler beni zorla Bedir'e getirdiler.

- Senin müslümanlığını Allahü Teâlâ bilir. Doğru söylüyorsan Allah sana elbette onun ecrini verir. Fakat senin hâlin, görünüş itibâriyle, aleyhimizedir. Bunun için sen kurtuluş akçesi ödemelisin!

- Yâ resûlallah, yanımda 800 dirhemden başka param yoktur.

- Yâ Abbâs, o altınları niçin söylemiyorsun?

- Hangi altınları?

- Hani sen Mekke'den çıkacağın gün, hanımın Hâris'in kızı Ümmül Fadl'a verdiğin altınlar. Onları verirken, yanınızda sizden başka kimse yoktu. Sen, Ümmül Fadl'a, bu seferde başıma ne geleceğini bilmiyorum. Eğer bir felâkete duçar olup da dönemezsem, şu kadarı senindir. Şu kadarı Fadl içindir. Şu kadarı Abdullah içindir. Şu kadarı Ubeydullah içindir. Şu kadarı da Kusem içindir dediğin altınlar?

Peygamber efendimiz altınlar hakkında bu kadar teferruatlı bir şekilde bilgi verince, Hazret-i Abbâs çok şaşırdı:

- Allaha yemîn ederim ki, ben bu altınları hanımıma verirken yanımızda kimse yoktu. Bunları sen nereden biliyorsun?

- Allahü teâlâ haber verdi.

- Senin, Allahü teâlânın resûlü olduğuna şimdi gerçekten inandım. Doğru söylediğine şehâdet ederim.

Hemen kelime-i şehâdet getirerek müslüman oldu.

*

Peygamber efendimiz mescide teşrif buyurduklarında, Abbas radiyallahu anh ve Eshabı Kiram aralarında konuşuyorlardı. Peygamber efendimiz

- Ne konuşuyordunuz, buyurdular.

Abbas radiyallahu anh,

-Ya resulallah, birbirimizin yaşından konuşuyorduk, buyurdu.

İki cihan serveri peygemberimiz amcası Hazreti Abbas'a şöyle sordular;

-Sen mi büyüksün ben mi büyüğüm?

Abbas radiyallahu anh zekasının ne kadar ince, edebinin ne kadar yüksek olduğunu gösteren şu cevabı verdiler.

- Ya resullallah siz her şeyden büyüksünüz. Fakat ben sizden 3 sene eskiyim.

*

Şefaatlerine nail olmak temennisiyle..

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.

Misafir

Mustafa Karayel yazdı, 30 kez açıldı, 12 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
13 Haz '15 22:00
"Allah ve Resûlü Elbette Daha İyi̇ Bi̇li̇r"

Abdullah bin Übeyy bin Selûl, münâfıkların reisi idi. Başında bulunduğu nifak şebekesinin yaptıklarından dolayı haklarında âyeti kerimeler, hattâ “Münafıkûn” adında müstakil bir sûre nazil olmuştu. Bu sebeple Resûlullah Efendimiz “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” bunlara karşı hep tedbirli olurdu.

Bir gün, Abdullah bin Ebî Selül hastalandı. Resûlullah Efendimiz iyâdetine [hasta ziyâretine] gitti. Habîbullaha “Ben öldüğüm zamân namâzımı kıl. Bana duâ et. Kaftanını kefen et!” dedi ve bir müddet sonra da öldü...

Bu münafığın oğlu olan Abdullah (radıyallahü anh) son derece samimi bir Müslümandı. Resûlullah Efendimizin huzuruna çıkarak babasının vasiyetini bildirdi. Gariptir ki, hayatı boyunca İslâmiyet aleyhinde plânları olan bu adamın kefenlenmesi için Resûli Ekrem Efendimiz sırtından gömleğini çıkarıp Abdullah’a verdi ve “Cenaze hazırlanınca bana haber veriniz, namazını kılayım” buyurdu.

Cenaze hazırlanmıştı. Peygamber Efendimiz namazı kılmaya kalkarken Hazreti Ömer (radıyallahü anh), arkasından ridasına yapıştı; “Yâ Resûlallah! Allah sizi münâfıklar üzerine namaz kılmaktan nehyetmedi mi?” dedi. Peygamber Efendimiz gülümseyerek şöyle cevap verdi:

“İstiğfar etmek veya etmemekte serbest bırakıldım. Ben de tercihimi yaptım. Allahü teâlâ, ‘Onlar adına ister af dile, ister dileme. Onlar için yetmiş kere mağfiret dilesen yine Allah onları bağışlayacak değildir...’ (Tevbe Sûresi, 80) buyurmuştur.”

Daha sonra Resûlullah Efendimiz, Abdullah bin Übeyy’in cenaze namazını kıldı ve kabri başına kadar da gitti...

Aradan çok zaman geçmeden Peygamber Efendimize münâfık ölüleri hakkında Cenâbı Hak tarafından ayeti kerime gönderildi.

Bundan sonra Peygamber Efendimiz, hiçbir münâfığın cenaze namazını kılmadı. Kabrinin başında da durmadı.

Resulullah Efendimizin bir münafığın cenazesine karşı bu alâkasının şüphesiz birçok hikmetleri vardı. En mühim hikmeti onun etrafında toplanmış olanların samimi iman etmelerini temin etmekti. Nitekim, Abdullah bin Übeyy’in vefât ederken Peygamber Efendimizden medet umduğunu gören bin kişi samimiyetle Müslüman olmuştur. Bunu gören Hazreti Ömer de, davranışından pişmanlık duymuş, “Allah ve Resûlü elbette daha iyi bilir” demiştir.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.

Misafir

Mustafa Karayel yazdı, 16 kez açıldı, 8 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
29 May '15 16:00
Teli̇mi̇yyet ve Hürri̇yeti̇n Zi̇rvesi̇ndeki̇ Köle

Bilal-i Habeşi (radiyallahü anh) Eshâb-ı kirâmdan olup, Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” müezzini idi. Önce müslimân olanlardandır. Ümmiyyetebni Halefin kölesi idi. Kâfirler ve efendisi, kendisine çok eziyyet ve cefâ ederlerdi. Boynuna ip takıp, çocukların ellerine verir, Mekke sokaklarında dolaşdırırlardı. Bilâl ise, Allah birdir, Allah birdir der, dîninden vazgeçmezdi. Birgün, Bilâli (radiyallahü anh) soyup, bir don ile, sıcak kum üzerine yatırdılar. Üstüne büyük taş koydular. Yâ, Muhammedin dîninden çıkarsın, yâhud ölünciye kadar, burada böyle kalırsın dediler. Bilâl hazretleri, bu taşın altında (Allah birdir, Allah birdir) derdi. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” oradan geçerken, bunu gördü. (Allahü teâlânın ismini söylemek, seni kurtarır) buyurdu. Evine geldi. Ebû Bekr gelince, Bilâlin çekdiğini söyledi. (Çok üzüldüm) buyurdu. Ebû Bekr “radıyallahü anh” kâfirlerin yanına gitdi. (Bilâle böyle yapmakla elinize ne geçer? Bana satınız!) dedi. Dünyâ dolusu altın versen satmayız. Fekat, senin kölen Âmir ile değişiriz dediler. Âmir, Ebû Bekrin ticâret işlerini yapardı. Çok para kazanırdı. Yanında maldan başka, onbin altın vardı. Ebû Bekrin her işini görür, ya’nî onun eli-ayağı yerinde idi. Fekat, kâfir idi. Îmân etmiyordu. Ebû Bekr, Âmiri, bütün malı ve paraları ile, Bilâl için size verdim buyurdu. Çok sevindiler. Ebû Bekri aldatdık dediler. Bilâli taş altından çıkarıp, elinden tutup, Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” huzûruna getirdi. (Yâ Resûlallah! Bilâli bugün, Allah için âzad eyledim) dedi. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” çok sevindi. Ebû Bekre çok düâ buyurdu. O anda, Cebrâîl aleyhisselâm gelip, doksan ikinci sûre olan (Velleyl) sûresinin, onyedinci âyetini getirdi. Cenâb-ı Hak, Ebû Bekrin Cehennemden uzak olduğunu müjdeledi.

Bütün gazalarda bulunan Hazret-i Bilal, Resulullahın(sallallahü aleyhi ve sellem) vefatından sonra Medine'de duramam diyip Şam diyarına hicret etmiştir.

Rüyasında Efendimiz,

- Beni ziyaret için gelmez misin ey Bilal?

buyurunca Medine-i Münevvere'ye gelmiş, hazret-i Hüseynin “radıyallahü teâlâ anhümâ” zorlaması ile bir sabâh ezânı okumuş idi. Efendimiz'i((sallallahü aleyhi ve sellem) hatırlayan Eshab-ı Kiramın gözyaşları sel olmuş, hazret-i Bilal ise ağlamaktan ezanı zor tamamlamış ve bu kendisinin son ezanı olmuştu.

....................

Ve Bilal-i Habeşi hazretlerinin hayatından bize ibretlik bir hadise;

Bir gün mescitte Bilal-i Habeşi hazretleri oynuyordu.

Hazret-i Ömer Efendimiz,

(Ya Bilal, burası mescid, ne yapıyorsun, burada oynanır mı?) dedi.

Bilal-i Habeşi hazretleri, Resulullahı göstererek,

-(Buranın sahibi var, sen çık aradan) dedi.

Hazret-i Ömer, taaccüp edip,

-(Ya Resulallah, Bilal mescidin içinde oynuyor) dedi.

Peygamber efendimiz onu çağırarak,

- (Ya Bilal, bu ne hâl, niye oynuyorsun?) diye sordular.

- (Anam babam sana feda olsun ya Resulallah, bu benim Allahü teâlâya özel teşekkürüm. Allahü teâlâ, her şeyi senin için yarattı, sana her şeyi verdi, sadece bir şeyi vermedi. İşte bu sebepten sevincimden oynuyorum) dedi. Peygamber efendimiz tebessüm buyurup,

-(O sebep nedir ki ya Bilal, seni sevinçten oynatıyor?) diye sordular.

- (Ya Resulallah, Cenab-ı Hak sana, hidayet verme yetkisi vermedi dedi. Kalbe iman bahşetmeyi sana bıraksaydı, sen önce yakınlarını, bildiklerini, tanıdıklarını hidayete erdirirdin, bu garip Bilal, tâ Habeşistan’da nasıl Müslüman olurdu, onun için oynuyorum) dedi.

Peygamber efendimiz yine tebessüm edip,

-(Oyna ya Bilal!) buyurdular.

.......................................

Şefaatlerine kavuşmak dileğiyle...

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.

Misafir

30 May '15 02:51

Geçmişte belki böyle canını feda etmek derecesinde İslamiyet gerekiyordu.. ancak bu kadar kalabalık dünyada ve karmaşık uygarlıkta.. sarhoş olmadan aklı çalıştırmak ve tuzağa düşmeden ince düşünmek gerekiyor.. zira düşman akıl ve dost düşüncesiz...

CEVAPLA
Mustafa Karayel yazdı, 1 kişi sahiplendi, 28 kez açıldı, 8 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
15 May '15 16:00

Bulut Sever

Puan: 5538

Mi̇raç Aklın Bi̇tti̇ği̇ İmanın Başladığı Yerdi̇r

Mekke'den Kudüs'e, Kudüs'ten yedi kat göklere; Arş, Kûrsi, Ruhlar âlemi, Kâbekavseyn makamına gitmek; Cennet, Cehennemi gezmek yani Mirac mucizesinin tamamı tek ân içinde olmuştu. Öyle kısa bir zaman ki "ân" bile aslında mânayı ifade etmiyor.

Seyyidil Mürselin, Ümmü Hani'nin evine gelince Burak da ayrılıp kayboldu. İçeri giren büyük Peygamber leğendeki abdest suyunun hâlâ çalkalanmakta ve yatağının soğumamış olduğunu gördü. Ümmü Hâni de dışarıda herşeyden habersiz uyuyordu.

Her şeye muktedir olan Cenab-ı Hak Resulüne uyanık olarak ve dünya gözü ile böyle bir mucizeyi yaşatmıştı.

Recep ayının yirmiyedinci Pazartesi gecesi vuku bulun zamanın zamansızlık noktasındaki bu büyük mucizeyi Resulullah ertesi sabah Kâbe yanına giderek yine risalet görevinin icabı oradakilere anlatıp onları islam dinine çağırmak istedi! Fakat müşrikler, her şeyi akıl ve mantık süzgecinden geçirdikleri için duyduklarından müthiş şekilde şaşırdılar..

Böyle şey olur mu? Mekke ile Kudüs arası bir aylık yol! O ise bir gecede bu kadar yola gidip-geldiğini söylüyor... Kahkahadan karınlarını tuta tuta gülüyorlar. Şamata gürültü diz boyu.

-Amma laf! Bir aylık yolu bir gecede git gel.

-Peygamber ya! Bizi akılsız sayıyor... Yoksa böyle bir sözü nasıl söyler.

-Hadi Ebu Bekr'e gidelim. Efendisinin dediğini haber verelim; bakalım böyle olmayacak bir iddiaya ne diyecek.

-Ebu Bekr akıllıdır, O'nun bir yalancı olduğunu artık kabul eder.

Hazreti Ebu Bekr'in kapısındalar; telaşla kapıyı çalıyorlar. İslamın büyük kahramanı kapıda görünüyor. Soran gözleri müşriklerin üzerinde:

-Hayırdır...

-Şer şer... Bak efendin işi nerelere kadar vardırdı.

-N'olmuş efendime?

-Sen bilirsin; Mekke-Kudüs arası kaç günlük yoldur?

-Bir ayda alınır.

-Yaşşa Ebu Bekr. Ne doğru söyledin.

-Ama Muhammed ne diyor biliyor musun?

Sevgili Peygamberimizin ismi geçince Ebu Bekr, radıyallahü anh, dikkat kesildi.

-Ne diyor?

-Bu gece, bir anlık zaman içinde Kudüs'e gidip geldim, diyor.

-Hem sadece Kudüs'e değil; yedi kat göklere de gitmiş güya!.

Beklediler ki kendileri gibi Hazreti Ebu Bekr'de aklın dar kalıplarını aşamasın; ama O, en büyük hürriyetin teslimiyette olduğuna inanıyordu. Cevabı ile müşrikler buzdan hayret heykelleri haline geldi:

-O diyorsa doğrudur!!! Bir ânda gidip gelmiştir...

link

....................

Miraç Kandiliniz Mübarek Olsun.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.

Misafir

Mustafa Karayel yazdı, 1 kişi sahiplendi, 90 kez açıldı, 11 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
1 May '15 16:00
Şehadeti̇ İki̇ Kez Tadan Şanlı Sahabe Nevfel (Radıyallahü Anh)

Nevfel “radıyallahü anh”. Bir yiğit sahabe ki, iki oğlunu ve hanımını yanında getirip dedi ki,

- Yâ Resûlallah “sallallahü aleyhi ve sellem”! Ben düâ edeyim, siz de “âmîn” deyiniz ki düâm kabûl olsun.

Server-i âlem,

- Sen söyle, ben âmîn diyeyim, buyurdular

Nevfel “radıyallahü anh” ellerini kaldırıp:

- Yâ Rabbel âlemîn! Nevfel kuluna şehâdet müyesser eyle. Bu iki oğlunu yetîm eyle. Vâlidelerini dul eyle.

Bu duadan sonraki daha ilk gaza. Nevfel şehîd oldu.

Haberi alan Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellemin mubârek gözleri yaş ile doldu. Eshab-ı Kiram ile Nevfel’in başına geldiler ve buyurdular ki;

- Allahü teâlâ sana rahmet etsin, Yâ Nevfel! Şübhe yokdur ki, Hak Sübhânehü ve teâlâ yarın kıyâmet gününde, nidâ edip, buyurur. Sen Arşın altından çıkarsın. Başın sağ elinde olur. Damarlarından kan akar. Kokusu miskden güzel kokar. Süâlsiz, hesâbsız Cennete gidersin.

Sarıp, defn etdiler ve yine buyurdular ki;

- Beni Peygamber gönderen Allahü teâlâya yemîn ederim ki, Nevfel üzerine o kadar melek nâzil oldu ki, meleklerin çokluğundan ayağımı basacak yer bulamazdım. Bir melek gelip, kanadını ayağım altına döşedi. Ona basdım.

Ve sayısız ganîmetler ile mensûr ve muzaffer olarak, Medîne-i münevvereye dönen Eshab-ı Güzîn şehre yaklaşdılar. Medîne halkı sevinç içinde yollara dökülmüşler, gelenleri bekliyorlar.

Gelenler arasında olan Nevfel’in annnesi (bir rivayette ise hanımı) Server-i kâinât hazretlerine selâm verip, üzengilerine yüz sürdü ve;

- Gazânız mubârek olsun, Yâ Resûlallah, Nevfelim nerededir, diye sordu.

Hazret-i Fahr-i âlemin mubârek gözlerinden yaş revân oldu. Yanında bulunan Sahabe-i kiram de ağlamaya başladılar. Zübeyr bin Avvam hazretlerine ;

- Yâ Zübeyr! Yürü. Bunu söylemeye kim dayanabilir ki ben söyliyeyim, buyurdular.

Mubârek eli ile arkalarına işâret edip, geçip gittiler.

Ardından hazret-i Alî “radıyallahü teâlâ anh” geldi.

- Nevfel’e ne oldu?

Hazret-i Alî “radıyallahü teâlâ anh” ve yanındakiler de ağlıyorlardı. Yanında yürüyen Ammâr bin Yâser’e;

- Bu haberi annesine nasıl söyliyebilirim, diyerek cevap veremediler.

Hazret-i Osmân, “Hazret-i Ömer “radıyallahü teâlâ anhümâ” geldiler sırasıyla.

Aynı sorular, ve yine cevabında gözyaşları. Onlar da elleriyle arkayı işaret ederek, geçdi ve gitdiler.

Kalan tek sahabe, Ebû Bekr-i Sıddîk “radıyallahü teâlâ anh” tebessümle geldiler. Ve yine o yürek yakan soruya muhatap oldular. Resulullahın mağara arkadaşı, yüksek sırların kaynağı olan Ebû Bekr-i Sıddîk “radıyallahü anh” mubârek sakalını avucuna alıp, gönlü perîşân olarak, parmağını dişine dokundurup, Hakk’a teveccüh edip;

“Yâ Rabbî! Bir gönül ki, yıkmakdan Habîbi ekremîn sakındı. Hazret-i Alî, hazret-i Osmân, hazret-i Ömer kaçındılar. Ben müşkil durumda kaldım. Eğer ifşâ edersem, ya’nî Nevfelin şehâdet haberini verirsem, Habîbine muhâlefet etmiş olurum. Eğer geri kaldı, geliyor desem, yalan söylerim. Doğru söylesem hâtırı [gönlü] yıkılır. Doğru söylemesem din yıkılır.”

Ve mübarek gönlünden geçirerek, tevekkülün zirvesine çıkarak ve dahi O’na sığınarak;

- (Yâ ALLAH), deyiverdi.

Hiç vakit geçmeden, daha o ânda yaydan ok çıkar gibi, kılıncı elinde Nevfel (radiyallahü anh) gelerek, selâm verdi.

-Buyur, Yâ Sıddîk, beni mi istersin, dedi.

Cebrail aleyhisselam gelerek;

- Yâ Muhammed! Şükr secdesi eyle ki, ümmetinde Allahü teâlâ, hazret-i Îsâ aleyhissalâtü vesselâm gibi, ölüyü dirilten kimse yaratdı. Allahü teâlâ sana selâm eder. Buyurur ki, benim Habîbim, eğer senin mağara arkadaşın Ebû Bekr-i Sıddîkın “radıyallahü anh” sakalı avucunda iken, bir kerre dahâ (Yâ ALLAH) demiş olaydı, izzim-celâlim hakkı için, bütün şehîdleri, diriltirdim. Yâ Muhammed! Ebû Bekr kuluma söyle ki, ben ondan râzıyım. O da benden râzımıdır. Onun sözünü doğru çıkarmak için, Nevfeli diriltdim. Zîrâ o câhiliyye döneminde yalan söylememişdir, dedi.

Bunun üzerine, Server-i Âlem, Ebû Bekrin sakalını öpüp, Cebrâîl aleyhisselamın müjdesini haber verdiler.

Nice yıllar ömür süren Hazreti Nevfel’in evvelki oğullarından başka iki oğlu daha oldu. Yemâme cenginde şehîd oldu.(Radıyallahü teala anhüm ecmain)

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.

Misafir

Mustafa Karayel yazdı, 16 kez açıldı, 9 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
24 Nis '15 10:00
Hanzala (Radi̇yallahü Anh)

Uhud savaşına bir günlük evli olmasına rağmen peygamber efendimizin emrine uyan Hazret-i Hanzala da katılmıştı. Savaş sona erince müslümanlar Medine'’ye dönmeye başladılar. Harbe iştirak edenlerin yakınları acaba bizden geriye dönen olacak mı heyecanı içerisinde yollara sıralanmışlardı. Bunların arasında henüz bir günlük evli olup, gece yarısı Sevgili Peygamberimizin emrine uyarak harbe giden ve şehitlik şerbeti içen Hazret-i Hanzala’'nın hanımı da vardı. Herkes büyük bir heyecanla harpten dönenlere yakınlarını soruyor, fakat hiç kimse kimseye cevap vermiyordu. Ancak sorulan soruları Sevgili Peygamberimiz "“aleyhisselam"” cevaplıyordu.

En son olarak soru sorma sırası, Hanzala'’nın (radiyallahü anh) hanımına gelmişti. Resulullah efendimize (sallallahü aleyhi ve selllem) yaklaşarak sordu:

-Ey Allah’ın resulü! Hanzala nerede?

Sevgili Peygamberimiz cevabında buyurdu ki:

- Hanzala şehit oldu.

Bunun üzerine Hanzala'’nın (radiyallahü anh) hanımı yere bakarak, sessizce;

-Ya resulallah, şu anda söyleyeceğim bir aile sırrıdır. Sizler de biliyorsunuz ki, kocamla daha henüz ilk evlendiğimiz geceydi. Hanzala, sizin mübarek emrinize

uyarak boy abdestini dahi alamadan hemen harbe katıldı. Bu sebeple, emir veriniz de kocamı bulsunlar ve yıkasınlar, dedi.

Peygamber efendimiz buyurdular ki:

(Sen Hanzala için hiç merak etme! Ben Hanzala'’yı meleklerin yıkadığını gördüm.)

Bunun için ona “gasilül-melâike” yani (meleklerin gusül ettirdiği) Hanzala denir. (Radiyallahü anh)

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.

Misafir

Mustafa Karayel yazdı, 21 kez açıldı, 11 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
13 Nis '15 10:00
Ki̇şi̇ Sevdi̇ği̇ i̇le Beraberdi̇r

Bir gün bir Eshab-ı kiram, Sevgili ve Şanlı Peygamberimizin yanında bir anda hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlamış. Ama nasıl... İç çeke çeke... Sanki babası bir daha geri dönmeyecek küçük bir çocuk ızdırabıyla...

Efendimiz,

- Niye ağlıyorsun diye sormuşlar şefkatle...

Şu aşk dolu sözlere bakınız...

- Ya Resulallah... Cennetin üçte ikisi sizin ümmetinize verilecek. Ümmetiniz orada çok kalabalık olacak. Bu dünyada ben yanınıza gelebiliyorum. Bu güzel cemalinizi görüyorum. Tatlı sesinizi işitiyorum. Orada kalabalıktan, izdihamdan yanınıza yaklaşamam ki, sizden ayrı kalırım... Size hasret kalırım... İşte o hasret şimdiden benim iliklerimi yakıyor...

Efendimiz"sallallahü aleyhi vesellem", tebessüm buyururlar ve şu müjdeyi verirler:

- (El-mer'ü me'a men ehabbe)Kişi sevdiği ile beraberdir. Orada da yanımda olacaksın...

Beraber olanlardan olmak dileğiyle..

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.

Misafir

17 Nis '15 11:26

Amin

CEVAPLA