Türkiye Aktivitesi
808 ziyaret
1 online
Aşağı Tırmanan Adam
ölcez.

Edebiyat Puanı

520 puan Mavi Kalem

Derecesi

10 [Toplam 182 kişi]

Edebiyat
Tümü(23)
Pinledikleri(0)
Aşağı Tırmanan Adam yazdı, 4 misafir beğendi, 1 yorum yapıldı.
26 Eki 16 22:00
Kendime Not: Düzlem Algısı
a88cb862012af91c3a499701189dce051477490474

Epey bir aradan sonra buradayım, gel iki dakika söyleşelim. İnsanların büyük bir çoğu yeni fikre hatta fikre kesinlikle kapalılar. Bu kapalılığın arkasında bazen kibir, bazen zor gelmesi, bazen toplumun çoğunluğunun düşüncesi gibi engeller vardır. Genel olarak yeniyi üretmek ve yeniyi kabullenmek zordur, sancılıdır. Ancak en temel insani değerlerden biridir dinlemeyi bilmek. Yeni bir fikre açık olmayan insan yanlış içerisindeyse nasıl doğruyu bulabilir? Ki algı gibi manipüle edilebilen eğilmeye çok müsait bir acizlik içerisinde olduğumuz göz önünde bulundurulursa, karşılaşılan her fikir değerlendirilmeye alınmalı. Başta söylediğim gibi değişik engeller önüne çıkabilir insanın ama bunlar doğrudan ilkel hatta yobaz bi bakış açısının temelleri. Yobaz kelimesini özellikle kullanıyorum. Yobazlığın ideolojisi, dini olmaz. Buna sahip insan olur. Kimin söylediği veya hangi başlık altında söylendiği asla önemsenmemelidir sözün. He ben demiyorum ki her söz sahibine itibar aynı olmalıdır ama zaten o itibarı oluşturan da geçmişteki sözlerdir, sözlerin mantık, doğruluk, güvenirlilik derecesidir. Söz konusu insan olduğundan her daim bir muhakeme olmalıdır, her söz için ayrı ayrı. Bir sözün veya inanılan bir şeyin doğruluğuyla ilgili mantık yürütmek gerek demiştim. Ama burada da karşımıza mantık düzlemi çıkıyor. Mantık kriteri çıkar. Öyle şeylere inanır ki insan aslında doğruyla uzaktan yakından alakası yoktur ama sırf kriterler, mantık düzlemi hatalı diye çok net bir doğruymuş gibi kabul edilir. Mesela bir oda da elmayı yüksek bir yerden bıraktığımda yere düşmez dediğimde mantıken bunu kabul etmezsiniz çünkü aklınızda bir yer çekimi kabulü vardır, eğer yer çekiminin olmadığını kabul ederseniz elmanın yere düşmeyeceğini kabul edersiniz. Bu örnekte bir realiteyi ele aldım ama olay bu aslında. X şahsı bir söz söylüyor ama farz edelim bu söz doğru olmayan bir söz. Ama ben aklıma şöyle bir kriter yani algı koyarsam ‘x asla yalan-yanlış konuşmaz’ ve bu algıyla bir değerlendirme yaparsam asla onun yanlış söylediğini kabullenmem. Gerçeğin yanlış olduğunu düşünürüm hatta kendime göre bunu çeviririm ama x’e asla yanlış konuşturmam. Son bir örnek veriyorum. On soruluk bir test çözdünüz, cevap anahtarından kontrol ettiniz tüm soruları yanlış yanıtlamışsınız. Cevap anahtarını çözdüğüm testin cevap anahtarı olarak kabul edersem evet tüm sorular yanlış. Ama cevap anahtarı başka bir test içinse durum değişiyor. Normal düzlemin bu kadar basit bir yapıda olmadığını göz önüne alırsak örnek üzerinden şu açıklama yapılabilir. Oturur ‘ya nasıl hepsi yanlış’ deyip soruları çözersiniz tekrar ve bunun bir matematik olduğu kabul edersek aslında doğru çözmüş olduğumuzu görürüz. Cevap anahtarı palavraya dönüşür. Çünkü biz doğruluğu akıl ve mantık kıstasları içerisinde değerlendirmiş olduk. Akıl sahipleri çoktan ne dediğimi anlamıştır. İşte bu bağlamda, ön yargılar yani bu adam kesin yanlış konuşur bu şöyle böyle diye bir algı ortaya koyulursa yanlış bir yola girilir. Yahut tam tersi. Bu kesin doğrudur. Ee sonuç olarak doğrunun peşinde olması, daha iyinin peşinde olması insanın bir idealdir. O zaman hiçbir kimlik gözetmeksizin hiçbir bu gibi basit algı hatalarına düşmeksizin herkes dinlenilmelidir. Yaşlı-küçük, okumuş-okumamış, farklı ideoloji-aynı ideoloji, sevilen-sevilmeyen. Kimse tamamen doğru olamayacağından az önce belirttiğim ideal gereği dinlemek, anlamaya çalışmak yapılması gereken. He şu da var algı hataları her zaman olabilir, ancak bahsettiklerim bir çok insanın düştüğü ancak mantıken basit çözüm barındıran ilkellikler. Baktığımız zaman daima bir mantık düzlemi vardır öznel olarak ancak genel ilkeler olmak zorunda. Bunları şuan açmaya lüzum yok zannediyorum. He şu var şurada da ben bir mantık düzlemi ortaya koydum. Yanlış olduğunu düşünürseniz, tüm yazdıklarım sizin için boş olur. He şu sakinlikte beni de tanımadığını ortaya koyarsak yalnızca söylediklerimi değerlendirdiğiniz gibi, yani belki bahsettiğim yanlışlara düşüyorsunuz ama bu yazıyı okurken dezavantajlarım az olduğundan sözleri doğru kabul ederseniz –kendi içinde bi paradoks bu- hayatınızda ciddi ve zor değişimler gerekebilir. Daha uzun bir konu nihayete bağlanmadı ama boşlukları tamamlayabilirsiniz. Tamamlayamayadabilirsiniz. Şimdilik bu kadar. Herkese selam. 

a88cb862012af91c3a499701189dce051477490474

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Aşağı Tırmanan Adam yazdı, 10 misafir olmak üzere 14 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
12 Ağu 16 22:00
Kendime Not-1

Kendime not.

İnsanın iğrenç bir varlık olduğu konusundaki düşüncelerim o kadar yoğunken riyakarca ve ahmakça bir unutkalık içinde paradoksal bi iğrençliğe düşmek kaldıramayacağımı sandığım kadar bayağı bir durum. Döngüler halindeki berbat yaşamda kendini bi halt sanıp öldüğünde bi halt olacağı sanrısı artık terkedilmesi gereken ergenlik takıntısı. Ne yaptıysam kendim için. Ben bunu hakettim. Walt reise selam olsun.

Kendimi boğmasıkça düşüncelerimde sahip olmadığım düşünceler ya da başka boyuttaki düşünceler elbet beni boğacak, bu mukadderat. Amma kontrol hapı kadar keskin olmayan irade boşluğu anlık olarak çok geniş. Zamana dair fikirler bi yana öz önemli. Görecelilik asla unutulmamalı.

Anlayıp anlamama arasındaki kalın çizgide gezerken beşinci boyuttan bilmem kaçıncı merdiven bu düştüğüm. Boşver. Boşverme.

Garip sesler filan duymuyorsun. Referans bi saçmalıktır. Gündem: algı gerçektir.

Damarlarına gerçeğini pompala arkadaşım..

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
23 Ağu 00:44

Cizime bayıldım.

Aşağı Tırmanan Adam yazdı, 7 misafir olmak üzere 10 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
2 Tem 16 22:00
Şeytanın Tırnakları
37937c555bbf1d7471ae04d0b6ea3ae11467475191

Savaş çığlığı. Retina sancısı. Ve yaklaşan kıyamet.

Dünyevi muammalar. Cesaret kapanı, korku tüneli. Sonu bilinmeyip yarıda terk edilen oyunlar.

Salt doğrularıyla halt etmiş halkların harabe ruhlarına bakmaktan kılcalları sabırsızlıktan patlayan bedenlerimiz öylesine yorgun ki ateşli bir ölüm kavuşturur bizi refaha. Her gün savaş provası nefes nefese. Ses yok. Sussak orucumuz bozulur. Öylesine bağırmak içine.

Yok öyle mavi bi manzarası evimizin. Toz içindeki ellerden karışan tuz oluyor yemeğimize tat. İkiye böl dedi umudu. Öyle bölmeliydik ki atom gibi parçalanıp boğmalıydı karanlığı. Tatsız elvedaları sütlaç haline getirmeliydi. Umursamadık hiçbirini. Bakışlarımız bulanmıştı. Stratejik bir piyonla mat edecektik ruhlarımızı. Dalgalar dinmedi elbet. Üç gemi boyu. Kırk gemi genişliği. Tam yedi kez vurdu. Kaç yedi? Herkeste buruk bir gülümseme oluyordu en sonunda. Tüm buruklukları bir gün boğacağına inandığımız bir burukluk. Güldük arsızca. Kudüs’e karşı Nescafe içerek. Sonra mı? Sonra şeytan tırnaklarını boğazımıza, tamda bademciklerimizin üzerine kesti. Hem de sırasıyla. Biz sadece ağzımızı açtık. Oysa gözlerimiz kapalıydı. Soğuk bir su. Ürperen tüyler. Ve gökyüzü. Gözlerimizin içindedir elbet gökyüzü. Susmasak orucumuz bozulur. Koşuyorduk öyle. Dünyanın dönüşüyle aynı hızda. Durmadı dünya. Işık vardı gözlerde ama karanlık öyle kokuşmuştu ki buharı perdeliyordu manzaramızı. Bahar mı gelecek derken küresel ısınma bu sefer uzattı kışı. Başlangıç derken zaman genişledi. Harp… Sussak orucumuz bozulur.

37937c555bbf1d7471ae04d0b6ea3ae11467475191

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Aşağı Tırmanan Adam yazdı, 4 misafir olmak üzere 7 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
4 Haz 16 18:00
Kör Oldu Her Şey

Çığlığı yükseliyor ruhlar âleminden canavarlarımın. Farkı yok somut algıladıklarımla soyutlarımın. Umutlarımın. Fişi çekilmiş bir ömür şerbeti. Kanalizasyon hattında imal edilen sabunlarımız. Sahte haykırışları arasında sahte kimyasallar. Hasbihali hayırsız sahteler. Hepsi. Öyle ya da böyle geçiyor işte yıllar.

Tımarhane bodrumunda sakladığımız patlayıcılar saat ayarlı değil. Ölenler fark ediyor ancak çıkan kabarcıkları. Çok geç. Solgun bir soygundur soysuz nefesimiz. Hortlar bir anda her şey. Gevşek yular iplerinde bal damlaları. Popülerin delikleri sokuyor şimdi de çomağı.

Şimdi on tane soysuz akışkan koşturuyor peşimde. Kaldırımlar ıslak. Kaygan diller ağlak. Kör oldu her şey. Nefes nefese koşturmam. ‘Bu mu lan nefes?’ dediğim hep aynı tat. Çocukluğumun kronik kâbusu. Usul usul yaklaşan ussuz yeşil silgi parçaları. Kör oldu her şey.

İkna yöntemleriyle ciğerlerde patlayan uyuşturucular. Somuttan soyuta. Soyuttan somuta. Tekrar oku aynısını. Şair şiiri şiir olmadan önce yazdı. Son kozunu oynayan blöf kâr bir batak oyuncusuyum. Ruhumuz hasta anla. Farkı yok anlattıklarımdan. Farklı olan: tek tek her insan. Ayakkabılar: cinayet. Kayıtsız kalma negatif eğimli doğrulara. Bana. Devam etme böyle. Devam haydi.

Biraz daha akışkan olsa aslında daha iyi olur Kant. Kant’ın kastı aklına. Akıl kasına. Hasmı: aslı olan kassız halis halsiz hali. Yeter bu kadar darbe davet.

Pantolonları yırttık, kaldır şimdi orta parmağı. Kendine. Önce. Sosyal ağların asosyal soysuz toz taneleri. Yuların ipinde bal damlaları. Tolstoy’la sek kahve telafisi her akşam. İyiyizdir. Aslında. Asla.

Sidiğimde kokuyor kahve çekirdekleri. Sus dedim. Koştum. Geldi arkamda her zaman ki gibi. Kaldırımlar aylak. Nefeka: babalarınız haindir belki de.

Kör oldu her şey.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Aşağı Tırmanan Adam yazdı, 3 misafir olmak üzere 5 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
5 Mar 16 13:00
Spazm

Teslimatı ruh diye beklenen bedenlerden alıyorum protein yoksunu etlerinizi. Tok olma telaşına girişmiş ruh açlarının okuma çabaları boşa. Boşa çıkacak her adım. Alabora olmuş bir geminin kaptanıyla uyanıyoruz her sabah. Gemimizin kirli paslı gövdesine düşen kaygan terlikli her talihsize verelim fetva. Sahibi kimse alsın gölgemizi. Sanrılar peşinde koşmaktan kati kanaatlerin hatırı kaldı.

Bir nefes olsun diye okuduğumuz kitaplarda boğulmamız yüzme bilmediğimizden. Kitaplar ağaçtan yapılır ve ağaçlar batmaz. Âdemoğlunun toprağına su bulaştı. Çamurlaşan toprağı berrak göl sanan aptal düşünmeden göle atladı. Bir gölün içindeki balığın midesinde altın arayışına girişti. Altın sandığı değersiz madenleri bozdurabileceği tek kuyumcu bağırsaktı. Utanarak kapattığı tuvaletin kapısında kaldı parmak izleri.

Uzatılan bir elin tırnakları kadardı iyi niyet kırıntıları. Voleybol maçı devre arasında verilen direktiflerle beraber binlerce çocuk can verdi. Çürük meyvelerde elde edilen meyve sularını yudumlarken kimilerine sadece denizlerin tuzu kaldı.

Sipariş almak için bir garson yaklaşıyor. Elimdeki kitabın cinsel içerikli kapağı ilgisini çekmiş olacak ki bir an afalladı. Popülist kültürün beyinlerimize pompaladığı cinsellik objesinin kısır bir döngüye dönüştüğü çarka çomak sokmak irade kantarlarımız kaldırmakta çok zorlanacağı bir yüktü. Kantarları yeni imal edilenlerse ruhlarının geldiği yerde her şeyden bihaberdi.

İlkokul öğretmenlerinin bir genelev çalışanının müşterisinin işini bitirip defolup gitmesini beklediği gibi saçma işler peşinde koşmak için son ders zilini beklediği ülkelerde kantar üretimleri daima merdiven altı olur.

Yalnızca paranın suni ısıtması altında kalan bireyler sıcaktan terler ancak bunu berrak okyanus serinliği sanır önceleri. Terler, terler, terler. Boğulana kadar terler. Terden spazm geçirip bir de kusmuklarında terlerler.

Dördüncü kattaki bir kafeye müşteri çekmek için bağıran bir genç kızın dar kotu kadar iğrenç manzaralarım var. Sıkkınlığımın müsaadesi ve teşviki arasında vizem.

Safirin tepesindeyim. Everest de olabilir. Cemil Meriç’in gençliği ve yaşlılığı arasında açıyorum paraşütümü.

Limonlu bir çay eşliğinde yudumluyorum yanlış teslimatları.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Aşağı Tırmanan Adam yazdı, 3 misafir olmak üzere 5 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
2 Mar 16 09:00
Ormanın İçindeki Sokak

İçi çamurla dolu tırnak uçlarına bakıyoruz. Ter ve çamur karışımı saçlara.

Güney Afrika’nın Horaite kasabasında seyyar satıcılık yaptım. Konteynırlar da büyümüş erkek çocuklarıyla arkadaşlık yaptım. Hiçbir zaman ebe olmak istemedim. Sırf bu yüzden üç yaşımdayken kusmuğumda çocuklar boğdum.

Dünya’yı etraflıca düşünüp kavrayacak kadar sabrım yok. Olmadı. Sizde de olduğunu sanmayın. S…yim kendini güçlü sananları. Acizliklerini saklamak için kibir küpüne dönenleri.

En başta kendimi. Benim mevzum çok başka. Ha unutmadan bir de kendini anlatanları. Birde bir yerde duyduğum gibi televizyonda g..t gösterip silahı sansürleyen sistemi. Kimseye değil lafım. Hepsi benim distopyam. Hatta fazlası. Anlattığım sistem ve insanlar bu dünyaya ait değiller. Hepsi benim zihnimin içinde. He bir de sizinkinin. Sizinkinin de. Ne bu nefret ne bu öfke? Evet doğru soru olabilir bu. Ama bir soru, soru olmaktan çok cevap olmalı. Bu da benim kitabımda yazıyor. Başka bir yerde değil.

En Yedi Zelenda’da açlıktan kıvranırken bir köpekle beraber bir kemik kemiriyordum. Sonra sahibimi parçaladım. Sonraysa köpeğini yedim.

İmgeler biraz iğrenç olur gerçek olduklarında. Ve o kadar gerçek olduklarında çok az kişi anlar onları.

Düşünsene altı milyarın beş milyarı delirdiğinde geriye kalan bir milyar onlara deli diyebilir miydi? Evet çok saçma lan. Hem de çok. Eğer demokrasi ve özgürlük varsa tımarhane ve yasalar bunun en büyük katilleri. Bu arada insan hakları dersinden AA ile geçtim. Dün gece.

Simit fiyatlarındaki artış piyasayı çok etkiledi canım. Memur kebabı filan da değildir simit. Eksiyi hissedemeyenler nötr olana öfkelenir. Ve hiçbir zaman daimi teyakkuz mümkün değildir.

Ne ax ax kafiyesi hocam. Sokakta bunlar yok ki. Ve sokakta olmayan hiçbir şey burada olmayı hak etmiyor. Çünkü sokak pahasına katlettik oksijeni. Ormanın içindeki sokaklar. Evet işte buldum. Tam hiçbir yer içime sinmiyor diye düşünürken. Sindirdim! Ormanın içindeki sokağın çocukları evsiz kalmaz ki. Evet evet.

Uzatsana ordan limonlu sodamı. Kızılay olsun markası. Kandırılsanız ve bunun farkında olmasanız bunun adı kandırılmak olmaktan çıkar. İki kademeli bir kandırmadır bu. Birincisi sizden bağımsız obje tarafından diğeri de yine sizden bağımsız beyin tarafından. İki eksi bir artı yapar. Cevap ver gözlüklü çocuk, yapar mı?

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Aşağı Tırmanan Adam yazdı, 4 misafir olmak üzere 5 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
29 Şub 16 01:00
Soğumuş Yataklar

Kriminal çıkışı,

Yumurta haşlaması

Kadavralarda parmak izleri

Kuş boyunlarında terliyorum

Cinnet sahilinde buharlar,

Tozlanmış makarna paketleri

SOĞUMUŞ yataklar

Yahut elektrik çarpması gel-gitleri

Merdiven boşluğunda

Raskolnikov

Terli yorgan karanlığında.

Hep içinde yaşar,

Raskolnikov.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Aşağı Tırmanan Adam yazdı, 5 misafir olmak üzere 8 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
20 Şub 16 13:00
Âyin Kapışmalarım

Diyalektik cinayetlerim. Ağzına parmaklarımı sokarak yanağını kopardığım çiçekli bahçeler. Cinayet sonrası mesafesiz ayin kapışmalarım. İçe menzilli kalemimin açtığı yaralar. Ve uçuşan milyonlarca insan.

Mini etek sancısı çeken toprak karaları. Yaklaş biraz daha belki anlarsın. Fahişeden son zevk kırıntılarını alıyor biri. Kapat kapıyı artık. Banklarda oturan sahipsiz rahibeler.

Bak alkışlanan kral çıplak! Bu sözler soytarıların ve sana. Kaçışın. Kaçınız, kovalayan yelkovan arısının iğnesi batacak retinalarınıza. Yırtık ayakkabılardan sızan sularda kirlenmiş kalplerimiz. Koşarken ağzımızdan gelen tükürüklerle guslettim. Tuşsuz bir telefonun ekranını kırmaktı yaptığımız. Maaşlarınızı yatırın tohumlara. Faizli günahımızın şirketine ortak olun. Tabut tahtalarıyla ağızlarınıza vuracağım. Dişlerinizin arasındaki boşlukları talaşlarla kapatın. Amalgam bir dolgu tadı geliyor ağzıma.

Veba olmak işten değil. Kanseri yenmekse yenilmek.

Durma yaklaş, kat kat giyinmiş kral! Donunu giymeyi unutmuşsun!

Kıbrıs’ın tuzlu sularında nefes alan bir köpek balığıyım bazen. Tozlu öksürükler sardı etrafımı. Saygısız parmak uçlarım. Kibir yoksunu tabanların, kibirli saçlarısınız siz. Jöleden dökülecek saçlarınız. Hindistan’dan Meksika’ya uzanan bir köprünün işletmesi bana ait olmalı. Ankara soğuğunda boğulan Londra grisi kadar talihsiz olacak maskeleriniz. Maskelerimiz!

Başlangıç için fena değilsin. Yaklaş!

Nasır tutmuştur dillerimiz. Gıcır gıcır kulaklarınıza lanet besteleri fısıldamanın sırasını beklemek çok aptalca. Öfkenin dar kotu eskimiş gibi. Biraz da rengi atmış. Sayfalardan gelen ah seslerini duy!

İmlası bozuk bir nöron turnuvasının hakemine rüşvet verdim. Galip benim. Ben değilim ama benim. Mavinin selameti adına sus ve beni dinle. Peki konuş. Dinliyorum. Ne o gözlerindeki kaleler. Vezirin hücumu kadar kurnaz olsun tümceler. Ancak o zaman amansız bir sabır kandırabilir sizi.

Niye adımını geri atıyorsun. Yaklaş dedim sana!

En önde oturmaya devam et. Bedenin ruhunla besleniyorsa bunun ne önemi var. Hadi kus 9 saat önce yediklerini çıkartırsın belki.

Dalgalandı yine saçlarım. Korkarım parmak izlerinden tanıyacaklar seni. Bak ellerim de..

Şimdi ne yaparsan yap bir şey demiyorum. İstersen defol!

Duracak mısın öylece? Sözlerimin tarihi geçmeden satmalıyım bir sayfaya. Sonra beraber çalarız onları. Ama bu değil ki bizim tutkalımız. Şeffaf tutkal.

Tamam, sessiz ol artık.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Aşağı Tırmanan Adam yazdı, 5 misafir olmak üzere 9 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
11 Şub 16 21:00
Bilmiyorum

Otobüste, metroda veya metrobüste kapüşonum daima kafamda. Yorgun bedenim siyah kapüşonumun içinde. Yüzlerce insanın içinden geçtim. Temastan nefret ettim. İkinci bir temasa girmemek içinse sesimi çıkarmadım. Garip garip bakan gözler oldu etrafımda. Hiçbirini umursamadım. Liseliler, üniversiteliler, iş yorgunları, kadın yorgunları, aptallık mutluları.

Sapkın ve küçük hesap peşinde binlerce beyin gördüm. İlkokuldan beri çıkar parıltıları görüyorum insanların gözlerinde. Kaç yaşımdaydım bilmiyorum. Ama o günden beri içimde çiçek açmaz oldu. Tam tohumlar tutacak derken her şey kurudu.

Yıllar geçti üç beş insan sevdim. Sevdim. Ama kendimi sevemediğimden onlardan da uzaklaştım. Hormonlarımı sevmedim, bakışlarımı sevmedim, yetersizliği sevmedim. İyi olmaya çalışmayı daha doğrusu kötü olmayı sevmedim. İkisi aynı şeydi.

Tam bir sistem oluşturacakken yüzlerce parametre bıçak sapladı. Tam bir sisteme girecekken çatlamış bir porselen olduğumu fark ettim. Her fark edişe şükrederken bunun ardı olmayan bir matematik problemi olduğunu fark ettim. İşte o zaman dedim bunları yok edecek bir formül bulmalıyım. Onu ya ben yazmalıydım ya da daha önce yazmış birini bulmalıydım. Arıyorum yıllardır. Arayın yıllarca. Belki bulmuşumdur bilmiyorum.

İşte ben bunlarla uğraşırken bir bomba patladı. Bir tane daha. Sonra bir tane daha. Avuçları kan içinde ağlayan çocukları gördüm. Masum binlerce insan gördüm. Onların masumluklarıyla orantılı binlerce piç gördüm. Sadece gördüm. Gürdük ve baktık. Ben bir kişi değildim, olamazdım.

Biz formül arayanlar arayışlarına da küfredecekler eğer zamanında bulamazlarsa. Yahut bulduklarını fark edemezlerse. Yahut bulduklarını soruyu çözmek için kullanmazlarsa.

Şimdi bunu kapatıp televizyonu açın. Haber sitelerini açın. Aptal profillerle dolu ana sayfalarınızı açın. Lanet olası sahtekar ve çıkar hesaplı şeylere bakın. Farketmeden veya farkederek etkisine girin. Girelim. Sonra ne olacak? Ya sonra?

Tüm soru bu değil mi aslında? Ya sonra.

Nesneler ve insanlar aynı kaldıkça çürür. Geniş ve farklı açılar pirinç tanesi kadardır en az.

Duruyor ve aynaya bakıyorum. Siz aynaya koşabilirsiniz. Sizi de sevemem biliyorum.

Gerçekçilik içeren yahut birilerinin ayağına basmaktan korkan her film veya dizinin başında yazıldığı gibi: Yazıda geçen her şey hayal ürünüdür.

Her geçek gibi.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
13 Şub 23:13

Ya sonra.. Kaleminize sağlık

Aşağı Tırmanan Adam yazdı, 4 misafir olmak üzere 8 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
6 Şub 16 01:00
Ben ve Benim Gibiler

Herkes koşuyor

Su damlaları bile.

Yağan yağmur

yahut ağızdan çıkan tükürükler

Ben ve benim gibilerse sadece bakıyor

Benim gibiler kabul etmez

benzerlerinin olduğunu

Ama bilir

Benzerlik insan olmanın defosudur

Kimseyi kandıracak halim yok

Yorgun, bitkin düştü bedenim

Kendime nefsime dur diyemedim

Ben ve benim gibilere

Serden geçip yere serilenlere

Antibiyotik verin

Aspirinler çaresiz

Paçalarımda su damlaları

Kirli, çamurlu su damlaları

Paronoya elması

Parodoks elması,

Âdem elması.

Kelebekten dövmeler.

Daha iyisi daha kötü.

Daha akllı olan daha deli.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Aşağı Tırmanan Adam yazdı, 5 misafir olmak üzere 6 kişi beğendi, 2 yorum yapıldı.
3 Şub 16 17:00
Fahişe Ayakkabısındaki Su

Göz kapaklarımın içinde postal sesleri. Sabaha üç saat var. Uykusuz ve yorgun bedenimde inatçı ve hastalıklı beynim savaş halinde. Şeytanım ve meleğim yazmamı, mantığımsa uyumamı söylüyor. Arabuluculuğu duygularım yapıyor. Elini attığı her yerde kan ve pislik oluşturan Amerika gibi duygularım. Enjekte ettiği hormonlar her şeyi bulanıklaştırıyor. Parmaklarımsa sadık birer er gibiler. Yazıyorum. Yazıyorlar.

Köpek sesleri geliyor dışardan. Bıkkın havlayışlar. Bıkkın dinleyişler. Okuyuşlar.

Saniyede yüzlerce resim geçiyor zihnimden. Resimleri bütünleyecek tutkal yok. Büyük adımlar atıyorum yatağımda. Bacak kaslarımı uzatacak kadar.

Yeniköy’de bir sahildeyim, yanımda dostlar. Tüm faili meçhul mağdurları yanımda. Sanırım bu sebepten tanımıyorum onları. Bakmıyoruz birbirimize. Soğuk bir rüzgar saçlarımızı okşuyor. Çocukluğumuzu hatırlıyor oluşumuzdan olacak çekirdek hızla tükeniyor.

Arpa ve üzüm.

Kapüşonumu çekiyorum kafama. Böylece bir at gibi hissediyorum. Birazcık. Sonra minik bir tebessüm. Minik ellerimi hatırladım sanırım. Sonra unuttum. Şimdiyse tekrar hatırlamış oldum, sizse hatırlatmış. Telepatik tacizler. Kendi kuyruğumuzu kovalıyoruz.

Uğur kolunu Deniz’in omzuna atıyor. İlgisizce oturuyorum ben. Bir mum yakıyor biraz ilerde biri. Korna sesleri söndürüyor mumumuzu.

Aramızdan birisi denize bir şey fırlatıyor. Düştükten sonra fark ediyorum atılan şeyin gözlük olduğunu. Artık bu iğrenç dünyayı, iğrenç insanları dahası iğrenç gerçekleri görmek istemeyen biri olmalı bunu atan diyorum kendime.

Sonradan boğuk bir sesin ‘Olmuyor!’ diye iç çekişiyle fark ediyoruz Sabahattin’i.

Kuyunun içinden ayakkabısıyla su çıkarıp ellerimize döküyor bir fahişe. Bizse suratına tükürüyoruz sessizce. Kin dolu gözleri kin dolu gözlerimle karşılaşınca altı saniyeyi dolduramadan kaçıyor.

Doğumun habercisidir sancılar. Kansa ölümün. Kanlı sancıysa nefretin.

Ayaklarım üşüdüğü için mi bu kadar çok çişim geliyor? Annemi dinleyip çorabımı giymeliydim yıllar önce.

Bugün günlerden ne? Saat kaç?

Üşümeyen var mı?

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
06 Şub 01:23

Eyvallah

04 Şub 15:01

okunmaya değer bir yazı tebrik ediyorum

Aşağı Tırmanan Adam yazdı, 11 misafir olmak üzere 14 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
27 Oca 16 21:00
Tonu Koyu Bir Akıl Oyunu

Zamanın dikenleri batıyor sevgili. Gözlerim kayıyor. Başım dönüyor.

Biliyorsun sen sevgili, benim başım hep döner, ama bu sefer ki bir başka. Gözlerim buğulanıyor. Gözlerimin üstündeki şişler patlayacak kıvama geliyor. Dişlerimi sıkıyorum. Korkarım en sonunda dişlerim beynime geçecek.

Bir sokak köpeğinin salyaları ellerimde.

Aklımdaysa güzel gözlerin.

Kelimeler çok samimiyetsiz. Samimiyet çaba göstermeksizin ortaya konandır sevgili. Benimse çaba göstermeden yapabileceğim tek şey gözlerine bakabilmek. İmkânı yok sana bazı şeyleri anlatmamın. Anlatmanın. Olsun be sevgili biz de böyle olalım.

Bizim de penceremizin önüne kuşlar konar bir gün.

Yolumdan döndüğümde son kelimem olur: sövün!

Donmuş gölün ortasındayken buharlaşır parmak uçlarım!

Kan tadı ağzıma geldiğinde gevezelik yok, susarım…

Tonu koyu bir akıl oyunu içindeyim. Psikolojik bir macera romanıdır oyunum. Sonunda bir koyun olmak yok, olmayacak! Temel düşünce sistematiğim buna ters. Tersim ben. Obsesif bir dahi olduğum konusundaki narsist şizofrenik rahatsızlığım rahatsız etmesin seni.

Samimiyet birinci esasımdır. İblisle takıştığım noktadır bu. Bilip yapmayanlardan olma paradoksuysa anlamsızlıktan anlamsızlık doğurmakla aynı şey.

Surata tokat!

Çivinin pasları elime bulaştı. İlkokul yıllarıma dönüp kaçtığım tetanos aşısını olmalıyım. Aşıyı yapan hemşirelerin suratlarına iş sonrası tükürme ayinime davet ediyorum herkesi. İştirak yok. Müşterekliğimiz biz bize. Siz size misafirperverliğiniz. Telepati terapisi yok hiçbir klinikte.

Salyalar!

Sayfalar!

Milyonlarca ses. İlaçlarımı almalıyım artık. Sayfalar şakaklarımdayken odaklanmak daha kolay.

Kan tadı!

Silisyum!

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Aşağı Tırmanan Adam yazdı, 6 misafir olmak üzere 8 kişi beğendi, 12 yorum yapıldı.
10 Oca 16 21:00
Çıplak ve Riyakâr

Tuvalette sigara içen bir liseliyim. Yahudi yakarak orgazm olan bir Nazi subayıyım. Savaşta kocasını kaybeden annenin en sinirli çocuğuyum. Zehir içen bir Boşnak, kan uyuyan bir Çeçen’im.

Avuç içlerime kendi işlediğim dövmelerime bakarak saatlerce oturabilirim karanlıkta. Aydınlığa ihtiyacım yok karanlığımı görmek için. Lastikten bir ip, bir şırınga ve yine kendi hazırladığım uyuşturucum karanlığımı beşinci boyuta taşıyıcı merdivenler. Merdivenimin kırık basamakları var. Lazer destekli kırıklar. Hitler’in doktorlarının icatları.

Sosyalleşmek istemedim hiç. Sosyal olmak ruhumun kabul edemeyeceği kadar riyakârca ve çıplaktı. Bense kat kat giyiniyorum. Atletim terimden sırılsıklam olana kadar koşuyorum. Göz kapaklarımdan akan ter gözlerimi yakana kadar kum torbasını yumrukluyorum. Toprağı dövüyor ayaklarım, kan kokusu gelene kadar koşuyorum. Başım dönene kadar da düşünüyorum.

Düşüncelerim hidrojenden. Kafatasımın güvenliği yok. Yağlar içinde bir domuz koşturuyor içimde. Domdom üzerinde çalışan şizofrenik laboratuvar çalışanlarıma bağırmakla geçiriyorum günlerimi. Kodlarımla oynama paradoksuyla kirlendi ellerim. Sıfır ve birler. Ellerime çizdiğim dövmeler. Basit sistem unsurlarının milyon tanesinin bir araya gelmesiyle oluşuyor karmaşık objeler. İhvanlıklarımı terk ettiren üvey objelerim.

Evrenin sırlarını bulundurduğuna inandığım zihin odama giriş yapamadım. Kapısını defalarca yumrukladım. Bir şiirde olmayan bir anlamı aramak gibiydi çabalarım belki de. Asla inanmadım buna. İnansam güvenliği dahi olmayan kafatasımın sıvısının ana maddesini parçalatmak işten değil. Bunu ben yapmam. Dövmelerime kimse dokunamaz. Dokunanlar da elbet düşer avuçlarımdaki çukura. Vicdan kırıntıları gayet lezzetli geliyor ki kimseye kıymıyorum.

Bir elimle senin boğazını diğeriyle kendi boğazımı sıkıyorum. Boştaki ellerinle bileklerimi kesmelisin!

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
12 Oca 01:19

Kesinlikle çok başarılı tebrik ederim.

11 Oca 21:51

Teşekkür ederim.

Aşağı Tırmanan Adam yazdı, 6 misafir olmak üzere 8 kişi beğendi, 4 yorum yapıldı.
8 Oca 16 05:00
Heaven Or İnferno Or Heaven

Karanlık odada bir bekleyiş içinde olmak ışığı getirir mi ayağınıza? Ayağa kalkıp adım atma cesareti gösterme yolunda olduğunuz, zaman şeridinin fark edilebilen en küçük birimi olan "an"da burnunuzun hizasında kara duman ve ruhlar çok ürkütücü olacaktır. Göğsünüz hizasında yirmi santim önünüzde tuttuğunuz gard elinizin sizi koruyabileceğini düşünebilirsiniz. Belki küçük aklınızın bu tahmini doğru çıkabilir. Dirsek hizanızın altında kalan engelleriniz ne olacak? Kafatasınızın içini kaynatan arı sütü soğutmak kolay mı?

Şunu tercih edebilirsin: konum koruyarak etrafı kol yarıçaplı bir daireyle tarayabilirsin. Parmak uçlarını kanatan diken ve ısırganları fark edip elini ağzına götüreceksin. Dilindeki uyuşma, yaptığın hatanın nöronlarında karşılık bulduğunu fark ettirecek. Tomografi ve cinli Türk korku filmlerinde duyulan seslerin benzerlerini duymaya başladığında hala konum koruma tercihinde bulunabilecek misin? Konum kavramı bulunan yeri ifade eder. Bu ifade algıladığından geniş. Bulunduğun yer Dünya. Bulunduğum yer, Dünya. Zaman ve mekandan kopmuş olsamda insanlara bunu demeliyim.

Kaşlarının arasında oluşan buruşma kontrol kaybı öncesindeki bir filozofu andırıyor.

Şimdi ne olacak? Kara duman ve ruhlar ensende soluk alırken sana ulaşacak yardım gölgesi kim? Muktedir gölgesi kim? Hâdî soluğu nerede? Bunları görüp hissetmek için sıcak çay bardağını avuçlarının arasına alıp çoğunu beyninin kullanacağı soğuk bir burun nefesi çektin mi?

Korkmuş, hüzün dolu gözlerine bakarak, ışığın içinden gelen ses: Korkma ben varım!

Suicide and Power.

Imagination.

We are going to be Happy.

Heaven.

İnferno.

Heaven.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
09 Oca 00:57

Ben de kalpledim ki, anlamadigim yerler olsa da begendim tabii ki de.

09 Oca 00:53

İnsanı çok farklı bir yere taşıyor, bir an olsun bu gezegende olduğunu unutturuyor. Çok başarılı, umarım kişisel hırsla yazılmış yorumlara aldırış etmezsiniz biz de yazılarınızın devamını okuma şansı buluruz.

Aşağı Tırmanan Adam yazdı, 7 misafir olmak üzere 11 kişi beğendi, 2 yorum yapıldı.
18 Ara 15 21:00
Saydam Bedenimin Karanlığı

Yolun sonunda gibiyim. Garip bir hüzün var içimde. Sana dair olmaya başlayan şeyler var içimde. Başlayıp bitemeyen. İçimdeki canavarı beslerken boğan sana dair olmaya başlıyor her şey. Şarkılar seni çalmaya başlıyor. Ettiğim küfürlerde sana dair olacağından etmiyorum artık. Tükenmek de sana dair olacak sanırım. Bunun ne yönde kanalize olacağını bilmiyorum. Olumsuzluklar tükenecek senle. Sen tükenme. Tükenmeyeceksin.

Bir piyano sesisin bazen. Bazense bir kulak çınlaması. Ve sen artık anlatılmayan hikâyemsin.

Eteklerini çekiştiriyorum. İrademi çekiştiriyorum. İradelerimizi parçalıyorum. Atomu parçalayınca açığa çıkan enerji, hidrojende de aynı durum var, nükleerinkiyse bambaşka, sen gibi. Biraz esnetmeye çalışırken yırtılmak üzere olduğunu fark ediyorum. Gözbebeklerini yırtmaktan korkuyorum. Sen benimkileri yırttın çoktan. Yırttın artık. Ve yenilerini vermen gerektiğini fark ediyorsun. Ve lütfediyorsun iki çift gözümüz var artık. Biri biraz bozukça. İkisi koyu. Üçü bilinçsiz. Dördü yakıcı.

Dramatize edilmeksizin yoğun dram içeren tiyatrolar vardır. Sufle olarak ağır küfürlerin verilmesi uygun olacak tiyatrolar. Oynayanların oynamayı isterken aynı zamanda izlemeyi istedikleri. Sahneden izleyenlere domates atmak istedikleri. Paradoksu fark ettiklerindeyse saçlarını yoldukları. Bunu yaparken de senaryoda bunların yazdığını fark ettikleri. Kontrolü kaybettikleri.

Kafiyeli cümleleri okurken bunun bir şiir olmadığını farkedip iç çekerek vurgulardıkları, anlar. Çok zor olur bazen anlaması. Çok. Çatlaklarımızdan sızan mis kokulu sesler.

Odandaki saydam bedenime dikkat et, alnına kondurduğu öpücük kalıcıdır.

*Geçen haftadan damlayan bir galon kanın pıhtısıdır bu yazı.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Aşağı Tırmanan Adam yazdı, 5 misafir beğendi, henüz yorum yapılmadı.
13 Ara 15 13:00
Fokurdayan Zamanımız

Tüm kelimelerim tüm cümlelerim tüm harfler ve de tüm iletişim araçları o kadar sığ kalıyor ki. Bunu da anlatamıyorum. Eğer gerçekten duygularımı düşüncelerimi anlatabilecek olsaydım bir yazıyla, kulak zarlarınızı yırtacak basslara ve frekansa sahip en acıklı en hard parçalarda çalınan daha önce çalınmamış notalar gerekirdi. Öyle ki henüz keşfedilememiş bir enstrüman çalmalıydı bunları. Ve tüm bunlar henüz keşfedilmemiş bir kıtada olmalıydı. Yanlışlıkla dahi yanından geçilip bulunamamış.

Zamanının fokurdadığını hisseden her insan gibi lanet bir boşluk sardı içimi. Fokurdayan zamanın bir yağmura dönüşmesini bekliyorum. Kelebeğin kanat çırpışıyla kendini bile öldürdüğü fırtınayla kopmasını yıllardır beklediğim bir kıyamet var. Kopmasından korktuğum.

Şimdi bunları yazarken yüzde biri yakalayabilmek adına şu şarkıyı dinliyorum: JediMindTricks-DeathMessiah. Üç milyon spermden biri olarak yüzde biri yakalamaya çalışmak gayet ironik değil mi? Ölünce başladığımız yere döneceğimiz gibi.

Peyami Safa gibi Cahit Sıtkı gibi dipleri bulmak, farkına varmaksızın ne kadar berbat biliyor musunuz? Ve bu çamuru sırf insan olduğun için omuzlarına yüklendiği bilmek. Mesih’in sırf insan olduğu için çarmıha gerildiği gibi. Şimdi küfürler yağdırdığım kendisini üç kuruşa satan havarisi de sırf insan olduğu için yaptı bunu.

Tatmin olmama. Bu konuda dahi başkalarını tatmin edebiliyorken, başkalarını tatmin etmekten tatmin olamama. Ben girdaptayken başkalarını neyleyim dediği anlar oluyor insanın. Sonra girdaptan az burnunu çıkarınca tekrar başkalarına bakarken girdaba düştüğü. Çok defa söylediğim paradoks çukuruna battığı.

Şaşırıyorsun. Ben artık şaşırmıyorum. Sakat bir şuurun anlam arayışında kaçırdığı benzinin kaza sonucu çıkan kıvılcımla alev almasına rağmen oluştuğu madde yüzünden yanamaması gibi bu.

Toprak.

Su.

Sıcak su.

Ve eller ve ateş ve uranyum.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Aşağı Tırmanan Adam yazdı, 5 misafir olmak üzere 7 kişi beğendi, 4 yorum yapıldı.
11 Ara 15 21:00
Pisuvarlara Atılan Sigaralar

Gitmek ya da gidememek. Doğru olan, yanlış olan veya olmasını istediğimiz. Hep bir seçim yapmak zorunda olmak. Her seçimin bir vazgeçiş oluşu. Yapılmak istenen milyon şey. Doğru olduğuna inanılıp yapılmak istenen milyon şey. Fakat bunları yapmamıza engel küflü, paslı ve de kokuşmuş iradelerimiz. Oldurma yolunda adımlar attıktan sonra bir yer de tökezleyip o andan sonra durduğunu fark etme. Fark etme ve ardında kendini üzerinde parlak bir lambanın yandığı sorgu masasına oturtmak. Başını ellerinin arasına almak. Gözünün önünden geçen resimler. Ya da karanlık dumanlar. Sonra daimi isteneni heves olarak görme. Sonra birazcık toparlanınca kendini tekrar oldurma yolunda bulma, sonra sonra sonra… Kısır bir döngü.

Sabaha güne altıda başlıyorsun. En yakın büfede bir çayla günü başlatma telaşına girişiyorsun. Ya da en yakın soğuk bardakla öpüşüyorsun diş etlerindeki o aşağılık tadı ve hissi tekrar tekrar fark ederek. İş veya okul yolunda yakılan ilk dumanı güçlü bir sigara. Ya da kullanmayanlar için atkısının içinden aldığı nemli bir nefes. Bereni yanaklarına kadar çekmişsin. Bir anda kendini tuvalette buluyor erkekse. Bir an da üzerinde çamur lekeleri olan küçük desenli fayansların üstünde. Yaktığın kaçak Marlboronun izmaritinin kullandığın ilaçlar yüzünden sararan sidiğinin içine attığını gördüğünde anlıyorsun. Artık bu motor bir harekete dönüşmüş. Pisuvarlara atılan sigaralar. İlk temasta biraz önce ağzında olan süngeri emiyor gider yolunda geciken sidiğini.

Pat şimdi de 7 yaşındasın. Altına yaptığın için annenden dayak yemekten korktuğun sabahlarda. Babanın şefkatle yaklaşıp sana o an dünyanın en büyük iyiliğini yaptığı. İkilemde kalıyorsun yakın akrabalarının aptalca ‘anneni yoksa babanı mı daha çok seviyorsun?’ sorularına. Şimdi olsa küfrederdin ama değil mi?

Sonra bayram sabahları var en güzel kıyafetlerin çekildiği. Telaşla camiiye gidildiği. Kurbansa kesim heyecanını yaşandığı.

Ya da okul dönüşü oturup izlediğin haberlerdeki lanet savaş haberleri. İç ve dış savaş haberleri. Siyasi otoritelere, tüm kötü kalpli sebebin menşei insan ve insancıklara.

'Şaşırmaya zamanımız olacak mı bunu bile bilmiyoruz.Bedenim aç kaldı ruhum öldü.'

Sapsarı bir balgam atıyorsun hepsinin üstüne. Saçlarından ayakkabılarına kadar akan sarılık mideni bulandırıyor. Mideni bulandırıyor insan olamamak. Serdar Akar filmleri gibi itici aslında dünya.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Aşağı Tırmanan Adam yazdı, 12 misafir olmak üzere 16 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
27 Kas 15 21:00
Yanmaktan Korkarsın

Önce bir çift göz görürsün, kopkoyu bir çift göz. Görmenle düşmen bir olmuştur. Sonra dur arkadaş n’oluyor demeye kalkarsın. Dizlerinin bağına baktığında çözülmüştür onlar. Koşsan onlara basar düşersin. Kendimi toparlamam gerek dersin sonra. Toparlamam gerek. Sonra bir sızı yayılır içine. Bir sancı. Bir düşünce. Bir göz ağrısı. Birkaç kelam edersin, lütfeder sana bunu, o lütfeder de bilmez ki lütuf sandığının sonrasında vücudunda çıkmayacak izler bırakacağını. En kalıcısından acısız bir dövme yapacağını. Yapılırken acısızdır, çünkü çıkarmaya kalksan çift acı birden çekeceksindir.

Konuşmaya devam edersin pervasızca. Ama haddini bilerek. Çünkü o gözler bıçak gibi bakıyordur. Korkman gerekir. Zaten korkarsın da fütursuzca. Şimdi ne olacak dersin. Lanet olsun dersin kendine. Yıllardır aradığın şeyi bulduğun içindir belki de. Yıllardır aradığım şeye bu kadar yakın olmaktı beni korkutan. Ateş böcekleri gibisindir. En sonunda içine düşüp çatır çatır yanmaktan korkarsın, yanmayı bu kadar isterken.

O kadar yakınsındır ya ona hani, işte tam da bu yüzden sana başlamıştır hain muhalefetler. Zamanın muhalefeti, mekanın muhalefeti, tüm şartların muhalefeti. Tüm bunları gördükçe yine korkarsın. Sonra daha öncesinde korkarak baktığın o bir çift göze bakıp teselli bulursun. O gözler annenin gözleri gibi bakıyordur çünkü. Bunu farkettiğinde yine dersin kendine, bu O. İşte bu anlarda saplanır karnına bir sancı. Düşünürsün şimdi ne olacak? Şimdi ne olacak diye bağırmak istersin herkese. Susarsın sadece. Anlatamazsın kimseye. Çünkü anlamaz kimse. Bu his bir başkadır. Acaba bir tek ben mi hissediyorum dersin bunu. Daha önce kim hissettiyse bunu görmek istersin onu. Konuşmak istersin ama nafile o da anlamaz ki seni.

Bir çift göz sarmıştır etrafını. Beyninin içinde bayram temizliği yapıyordur. Her tarafını ovalıyordur beyninin farketmeksizin. O kadar ki akan kanını dahi farketmez. Sen yarama melhem olsun artık dersin ama nafile. Her güzel şeyde olduğu gibi vakti gelimiştir bunda da ayrılığın. Tırnaklarını koparmak istersin. Hem onun hem senin. Gözlerinin yerinden çıktığını farkedersin uykularda. Çatlayan kafandan akıyordur beynindeki temiz ten kokusu.

Şimdi ne olacak dersin cevabı duymamak istercesine. İki mahcup kelime çıkabilmiştir ağzından. Yapma bunu.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Aşağı Tırmanan Adam yazdı, 4 misafir olmak üzere 7 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
23 Kas 15 17:00
Yaşamak Öldürse de

Sessiz bir an. Aklımdaki tüm kalabalığa inat sessiz bir an. Yine gözlerim yanıyor. Odama zor attım kendimi. Salonda duvara sürterek yürüyebildim ancak. Duvar zamanı eritti bir zımpara gibi, koltuğuma oturduğumdaysa aniden soğuyan lavlar gibi çok sert ve ağır bir hal aldı zaman. Saçlarım ellerimin arasında. Uzun süredir yıkanmamış olmasından olacak yağlı ve özümde sahip olduğu dalgalı halini almış durumda. Dipten uca kadar parmallarımın arasında sıkıştırıyorum saçlarımı. Döküyor ve sayıyorum. Sayfaya sayıp sövemediklerimi, yalvaramadıklarımı düşünüp birkaç tel daha koparıyorum. Kırmızı bir tükenmez kalem alıyorum elime. Aşk kırmızısı değil bu, uykusuz gözlerimin kırmızısı. Odaklanamıyorum. Odaklanacak çok şey var diyorum kendime. Açık pencereden boş arsada top oynayan çocukların küfürleşmelerini duyuyorum. Sonra derin bşr nefes alıyorum pencereye doğru bir adım alarak. İkincisi. Üçüncüsü. Bir anlık bir baş dönmesi. Sessiz bir an yine.

İlk cümle ne olabilir ki? İlk kelime olmaya değecek kadar değerli bir kelime var mı? İlkler özeldir. İlk olabilmek ilk oldurabilmek.

"İlk karşılaştığımız günü hatırlıyor musun?" Hayır, hayır bu ilk cümle olamaz. Bunda ümit ve mutluluk kokuları var. Ben de hiç olmayan ümit ve mutluluk kokuları. Daha vurucu olmalı daha net olmalı diyorum kendime. Hiçbir zaman net olamadım. Dünya net olunamayacak kadar karmaşık ve lanet bir yer. O yüzden cennetten sonraki durağıydı babamızın. Karalıyorum bu cümleyi.

"Sana bugüne kadar yaşattıklarımdan..." Hayır bu da olmaz diyorum kendime. Bu üzerine pişmanlık kıyafetleri giymiş gibi. Bu sahte diyorum kendime. Benimse damarlarımda dolaşıyor pişmanlık. Ve hiçbir kıyafet içini gösterecek kadar transparam değiş. Sexshoplarda satılanlar bile.

Aklımdan binlerce kelime geçiyor. Türkçe, Fransızca ve doğuda geçirdiğim üç yılda öğrendiğim kadarıyla Kürtçe. Evet lanet olası ingilizceyi sokmadım beynime. Küreselleşen dünyada insanlar yakınlaşırken ben uzaklaştım. Uzaklaşırken başımı kaldırıyordum. Kapitalizme, kominizme, emperyalizme, faşizme, pragmatizme. Kendini kusursuz gören tüm yapay özürlü sistemlere. Sistemle açıklanamayacak kadar karmaşık olan arapça kökenli "Aşk"a.

Bütün kelimeler aciz kalıyor işte sevgili. Sana içimi anlatamıyorum. Ve ben yaşayarak ölüyorum, seni ve sensizliği yaşayarak ölüyorum.

Ve "Sana çok ihtiyacım var. Gidiyorum"

"Yunus"

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
24 Kas 01:18

Kalemine Sağlık gerçekten cok akıcı bir yazı.

Aşağı Tırmanan Adam yazdı, 12 misafir olmak üzere 16 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
17 Kas 15 01:00
Kaybedenlerin Kulübü Yoktur Aziz

Kaybedenlerin kulübü olmaz aziz. Sen bunu anlarsın. Kaybedenlerin rengi de olmaz. Satırları da. Kaybetmek paradoksta boğulmaktır, paranoya çamuruna batmak, sevdiğinin göz çukurunu yırtıp orada sessizce yaşamaktır. Sessizce. Şuur cinayetleri işlenir o çukurda, sessizce. Üstüne boşalan şarjörlere aldırış etmeksizin yürümektir kaybeden olmak.

Ben yürümüyorum aziz, dünya altımdan kayıyor. Çok kaygan bir zemin bu dünya diyorum kendime. Hüzünlü bir fahişenin salyalarıyla kayganlaşan bu dünyada masumiyet kanatlara yüklenmiş bir günah. Satırları olmaz demiştim ya hani aziz. Bu satırları olmama satırların kendine yazılmamasıdır, kendiliğinden yazılmasıdır belki de. Bu kendi sözlerini söyleyememedir. Bu çok sevdiği bir şarkı sözünün kendisine ait olduğuna inandırmaktır. Aslında gerçeği bilmenin tüm dikenli ve yakıcı yapısına katlanmaktır kaybeden olmak. Yüzüstü gömülmeyi istemektir, Kayra'yla kardeş olmak.

Çok dingin ve de sakinim değil mi? Hayır. Bitkin dursamda tetikteyim. İçimde nefret okyanusuyla tüm obezitelerine rağmen boğabilirim tüm batı toplumlarını. Tüm samimi altyapılarına rağmen akciğerlerinde asit olabilirim riyakâr Asyalıların. Tüm riyakârların beyinlerindeki tümörle dolduracağım silahımı. Şimdilerde dalga geçer gibi ödülleri verilen barut kralı Nobel en büyük yardımcım. Nobel. Bir temizlik malzemesi şirketi gibi. Temiz insan temizliği yapan barutlu katillerin babası. Benimki silahsız kuvvet. Kaç mhz olduğumu kimsenin bilmediği frekansımla duyguları parçalayacağım. Nefretimle nefretini boğacağım Davudi yıldızlı orduların. Adolf'un karanlık ruhuyla katledeceğim katilleri. Alıştı artık bünyem karanlık enerjiye. Çok önceleri nereden öğrendiğimi hatırlamadığım bir söz geliyor aklıma: Zalim Allah'ın kılıcıdır. İlk defa zalim olmak istemiştim. İlk defa. Şimdiyse her defa.

Bireysel ve toplumsal hatta dünyaca kaybedişlerimiz ruhumu boğarken oldu tüm olanlar.

Ne zaman böyle bir hale geldim tam olarak. Varoş İstanbul sokaklarında dendiği gibi "ne zaman film koptu bende" bilmiyorum. Ben annemin yumuşak elleriyle yaşımı dizine yatırıp okşadığında, doğruluk-dürüstlük-adalet gibi şimdilerde unutulan -belki de benim de unuttuğum- dünyanın en mukaddes değerlerini anlatırken kirpiklerini kırpış sıklığına bakıyordum, canımı verircesine dinliyordum canımı. Kutsal kadını, annemi. Çocuk aklımla. Keşke hepimiz çocuk kalsaydık, keşke. Herkes bunu ister belki de. Aptal babasından dayak yiyenler, küçük yaşta kimsesiz kalanlar, daha o yaşlarda taciz ve tecavüze uğrayanlar hariç. İşte bu kelimeler aklımdan geçerken kopuyor film her seferinde. Film kopuyor, ben annemden kopuyorum, mukaddesatımdan kopuyorum, en sonundaysa kendimden. Bu en son olmayacak. Son olmayacak hiçbir şey.

Hiçbir siyasetçinin yalanı, hiçbir uyuşturucu satıcısının satışı, hiçbir savaş çocuğunun çığlığı. Hiçbiri son olmayacak. Kıyametimizi biz koparacağız. Her şeye rağmen umut edin ve Polyanna size tapsın ya da şuursuzca siz ona!

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.