Türkiye Aktivitesi
688 ziyaret
1 online
Mücahid Cesur
1997 İstanbul doğumluyum. Televizyon-Sinema bölümünü okumaktayım. Politik ve tarihi konularda araştırma yapmaktayım.

Türkiye Puanı

905 puan Yeşil Kalem

Derecesi

13 [Toplam 1578 kişi]

Türkiye
Tümü(12)
Pinledikleri(0)
Mücahid Cesur yazdı, 23 misafir olmak üzere 25 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
18 Nis 17 13:00
Referandum Sonuçlarını Hazmedemeyenler
b3176c8d673844c0271d2ec46259cd991492509324

b3176c8d673844c0271d2ec46259cd991492509324

Sandıklar açıldı, oylar sayıldı, sonuçlar netleşti. Herşey normalken hazımsızlar tekrar sahneye çıktı. 1 milyon 300 bin oy farka rağmen sudan sebeplerle seçimin meşruluğunu sorgulamaya çalıştılar. Siyasiler kargaşaya zemin ararken millet düşmanları tencere tavasına sarıldı. Mühürsüz oyları bahane ederek seçimin galibinin kendilerinin olduğunu iddia etti. Hadi buna göz yumduk diyelim son 10 yıldır sokak eylemlerinin amacı nedir peki ?

Her seçim %45 - %50 oy alan siyasi iktidarı sandıkta değil de sokakta yenme çabası ? Geçin bu işleri ne yaparsanız yapın sonuç ortada. Bir kere de millete saygı duyun ! Duyun ki daha da alçalmayın insanların gözünde.

Unutmadan seçim sonrası çok bilgin, ülke için hizmetler yapmış, 14 saat bilgisayarın başında olan ve Atatürk fotoğrafları paylaşarak Atatürkçü olduğunu zanneden basiretsizler ‘’Köylü milletin efendisidir.’’ sözünü sanırım okumayı unutmuşlar. Milliyetçi,halkçı olduğunun altını ısrarla çizen bu çok bilmiş basiretsizler has Anadolu’ya ve onun insanına o kadar iğrenç küfürler ettiler ki, bunların şerefsizliği 16 Nisan’da tescillendi.

Gelin şimdi ırk analizi yapalım. Haritayı önce aklımıza getirelim. Evet çıkan yoğunluk yerler İç Anadolu yani Anadolu’nun ta kendisi ve Karadenizin tümü (Zonguldak,Artvin, Ardahan hariç) Gerçek Türk nüfusu bu bölgelerdir. Kendisi sahillerde köpek dolaştıran, çocukları parkta öpüşen Garp kırmaları veya rakı almaktan hangi günde olduğunu dahi bilmeyen Yunan kırmaları asla ve asla Türk değildir ve Türklüğü temsil edemez.

Kahraman sıfatını almış Maraş, Gazi ünvanını alan Antep ve Şanlı ismi kendine layık görülmüş Urfa’ya değil de, vatan millet düşmanlığının gurur kaynağı sanıldığı Tunceli veya sahte Türklerin vatanı İzmir’e mi vatansever sıfatını yapıştıracağız ?

Bağdaş kurup yer sofrasında yemek yiyen Anadolu insanını çomarlıkla suçlayanlar, hatayı halen kendilerinde aramıyorlar. Ama hatayı bulabilmeleri için KONYA’nın etli ekmeğini, BAYBURT’un ketesini yiyip, RİZE’nin çayını içerlerse sonuca ulaşabilirler. Baktı ki bunlar işe yaramadı BURSA Uludağ Gazozunu veya herhangi bir büfeden buzz gibi bir sade soda içebilirler, ama buzz olması şart.

Tüm mesele bundan ibarettir. 80 milyon şimdi arkasına yaslansın ve olacakları izlesin. Prangalarını söküp atmış, Dünya ringinde benimde yumruk atma hakkım var diyebilen bir TÜRKİYE geliyor…

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Mücahid Cesur yazdı, 25 misafir olmak üzere 26 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
4 Nis 17 21:00
Duvar ve Sinema
d6b36ddd35d04d3555358e934f611f7e1491336709

d6b36ddd35d04d3555358e934f611f7e1491336709

Duvar benim lugatımda hem müspet hem de menfii anlamlar ifade ediyor. O kadar kapsamlı bir şeydir ki sosyal, ekonomik, kültürel, politik her kategoride vardır. Sinemada da tabii…

Klasik aşk filmlerinde yazılan romantik lakaplar ve sloganlar. İdeolojik amaçlar güden film veya dizilerde de birçok kez ayrıntı olarak verilir. Duvara yazılan bir slogan veya ideolojilerle özdeşleşmiş bir sembol. Simgeler ufak olsa da bıraktığı etkiler devasadır. Zaten sinemanın amacı da bu değil midir?

İşin menfii kısmına gelecek olursak duvar bazen de insanlığımızdan utanacağımız bir öğedir. Berlin’de ki utanç duvarı, işgal altında ki Filistin açık hava hapishanesi ya da Amerika’nın yakın zamanda kilometrelerce öreceği duvar…

Dünyaya sulh götüreceğini iddia eden medeniyet bekçilerinin eseridir bunlar. Onlar her duvar ördüklerinde kendilerini daha güvenli daha huzurlu hissederken gerçekten bihaberdirler aslında. Vicdanı taşlaşmış insanların sığınağıdır duvarlar. Bizim toprakların insanları da diğerleri gibi olmamalı, kalp duvarlarını yıkmalı. Kalp duvarlarımızı yıkarsak belki de dünyayı daha yaşanılabilir hale getirebiliriz, ama bu maalesef mümkün görünmüyor. Benim için de duvar bir mesajlaşma aracıdır. Gönlünü kaptırdığın yarene atılan bir postadır. Ben de bu postayı geçmiş yıllarda birkaç kez yollamıştım…

Özetleyecek olursak duvar insanların duygularının, düşüncelerinin, kimi zaman acımasızlığın, kimi zaman aşkın, kimi zamanda kültürünün bir dışa vurumudur. Umut ediyoruz ki duvarlar hep olsun ama gönüllerimize sınır koymak için değil, kendimizi daha iyi ifade edebilmek için…

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Mücahid Cesur yazdı, 37 misafir olmak üzere 38 kişi beğendi, 6 yorum yapıldı.
27 Oca 17 22:00
Evet Hayır ve MHP
6fae49afbb203d6744c0ba70d3da78dc1485517918

6fae49afbb203d6744c0ba70d3da78dc1485517918

Son birkaç gündür Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli'ye linç politikası uygulanıyor. Fitneçağcılar bir yandan sahte halkçılar bir yandan, tüm gücüyle saldırıyorlar. Şu sıralar Erdoğan'dan daha fazla hakarete uğruyor ve medya tarafından baskıya alınıyor. Neden olduğu ise apaçık bir şekilde ortada. MHP referandumda ki belirleyici parti. Çatlaklar olmasına rağmen Bahçeli kararını değiştirmiyor. Meselenin milli olduğunun bilincinde ve Cumhuriyetçi Partiye de her seferinde çağrıda bulunuyor. Yıllardır siyasi krizlerin artık ülkeye kaostan başka bir şey getirmediğini çok iyi biliyor. Yaşının da verdiği tecrübeyle milletinin kararına saygı duyuyor. Kimileri ise halen kapısına dayanıp kendi safına çekme çabasında, ama nafile…

Ağıza alınmayacak küfürler, hakaretler ancak onlara yakışırdı. Bu küfürleri Bahçeli'ye edenlere en büyük destek sol partiler ve Halkların Terör Partisinden geliyor. Aslında tüm bunlara baktığımız zaman Turgut Özal'ın sözü aklıma geliyor. ''Ben bir icraat yapacağım zaman sol cenaha bakarım, onlar ne derse aksini yaparım.'' Ne kadar anlamlı ve günümüze cuk oturan bir söz. Bazı beyinsizlerde tek adamlıktan dem vuruyorlar. Bre ahmak! Tek adam İslam ve Türk'ün ruh köküne bağlı ve halis niyetli ise neden tek adamlıktan korkuyorsun?

Korkuyorlar çünkü bu saatten sonra darbe haricinde iktidarı ele geçiremeyeceğinin bilincindeler. Ondan olsa gerek sokakları harekete geçirmeye çalışıyorlar. Yine beyinleri bulanmış gençleri sokağa çıkıp bildiri dağıttırarak, metroda halkı tahrik ederek toplumsal kriz oluşturma peşindeler. Sanat dünyasında ki sevimli yüzleri de ''hayır'' propagandası yaptırarak pay kapma peşindeler. Öte yandan kendisiyle aynı fikriyatı paylaşmayan ''evetçi'' camiaya yalaka damgası vuracak kadar yobazlaşmakta. Durum böyle olunca insan üzülüyor. Düşman bile mert değil. Türlü hilelere başvurmaktan çekinmiyorlar. Ama bilmiyorlar ki ''ALLAH tuzak kuranların en hayırlısıdır''.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
10 Şub 01:08

En son yazdığım yazının kaldırılması kesinlikle benimle alakalı birşey değildir. Demek ki iğneleyici laflar birilerini yaraladı. Durmak yok Hakkı haykırmaya devam.

03 Şub 18:32

Misafir

Reis, neden yazın kaldırıldı! Problem mi var acaba?

Mücahid Cesur yazdı, 35 misafir olmak üzere 36 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
20 Oca 17 02:00
Müslümanlar ve İletişim
78096059c81f18751b3230a69d1e21471484852320

78096059c81f18751b3230a69d1e21471484852320

İletişim araçları günümüzde bir silah görevi görmekte, bazen de bir silahtan daha güçlü etkiler oluşturmaktadır. Bir hedefin peşine düşen kişi veya grupların öncelikli hedeflerin biri de medya olmuştur. 21 yy’da medya, insanların zihinlerini kontrol etmekte, istediği gibi gündemi belirlemektedir. Küçük bir azınlığın dışında da hepsi aynı amaca hizmet etmektedir. Ülkemizde ki medya kuruluşlarına baktığımız zamanda bunu net olarak görüyoruz. Yıllarca algılarımızla oynadılar, bizleri telafisi olmayan hasara uğrattılar. Şimdi ise 7’den 70’e bir virüs gibi bünyemize enjekte ediliyor.

Peki neden bu ülkenin asıl sahipleri, yani Müslüman Anadolu Halkı kendi medyasını oluşturamadı? Bırakın dünyayı daha kendi ülkemizde bile bazı olağanüstü olayları gündeme getiremiyoruz. Son yıllarda internet üzerinden oluşturulan gündemler hariç. Bu ülkenin acil olarak milliyetçi, maneviyatçı medyaya ihtiyacı vardır. 7-24 parti propagandası yapan medyaları medyadan saymıyorum bile. Çünkü onlar mevsimliktir. Güç kimde ise onlarda oradadır. Yıllarca bu meselelerden çok güzel uzak tutulduk. Televizyon izlemek haram diyenler bile ortaya çıktı ve bizleri bu alandan çok akıllıca tasfiye ettiler. Çocuklarımızı imam hatibe yolladık, yolladık ama sadece imam veya din işleriyle uğraşarak bir hedefe varılamayacağını maalesef anlayamadık.

Haftaya Mahsun Kırmızıgül’ün saçma sapan din ile alenen dalga geçen bir filmi gösterime girecek. Herkes isyan ediyor ve girmesin, yayınlanmasın falan filan. Tamam iyi güzel de bu adamın işi ve adam İslam düşmanlığını yapıyor hem de başarılı bir şekilde. Peki ya biz bunlarla bu alanda nasıl mücadele edeceğiz? Tabii ki de Müslümanları iletişim dünyasına sokarak. Aralarından medya patronu çıkararak. Onların anlayacağı dilden filmler çekip, kaliteli elemanlar yetiştirerek. İyi hoş güzel de, kimse çocuklarını böyle bir alana bırakmaya cesaret edemiyor. Aynı şekilde kültür-sanat çalışmalarında da alanlar ulusalcı-sosyalist çevrenin hakimiyetinde. Hal böyle olunca daha çok kafamıza vururlar. Sapık hoca tiplemeleri veya karısını, çocuğunu döven sakallı, üfürükçü sahte hocalar görürüz. Herkes şapkasını önüne koyup bir daha olayları muhabese etsin.

Suç acaba onlar da mı yoksa bizde mi ?

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Mücahid Cesur yazdı, 32 misafir olmak üzere 33 kişi beğendi, 8 yorum yapıldı.
13 Oca 17 18:00
Başkanlık Nedir Ne Değildir ?
95ffeb32e23f9acf499272e3fd9c25a31484309313

95ffeb32e23f9acf499272e3fd9c25a31484309313

Hepimizin gündemini şu sıralar başkanlık meşgul ediyor. Nedir, ne değildir hiç kimsenin bir fikri yok. Cephe alanlar sadece benim partim burada onun için bende buradayım kafasında. Kısaca başkanlık yarı padişahlıktır. Şimdi bu yazıyı okurken kimimiz eleştiriyor, kimimizde destekliyor. Padişah kelimesinden ne mana çıkardığımız önemli. Etrafına refah dağıtan adaletli yönetici mi? Yoksa sarayda sefa süren onların anlattığı gibi harem aşığı tek adam yönetimi mi? İşte önce bu kelimeye ne anlam yükleyebildiğimiz önemli. Bugün itibariyle devletin bir numaralı koltuğunda ki zat başkan olacaksa bende bu anayasa değişikliğini destekliyorum. Ancak herkes fanidir, reisten sonra başa kim gelir o muamma…

Aldığı yetkiyi vatan,millet yolunda mı kullanır, yoksa milletin değerlerini yeniden itibarsızlaştırmak için mi? Buna da elbette ki biz değil tarih karar verecek. Tabii bu değişikliğin içinde doğru olmayan maddeler de mevcut. Mesela 18 yaş meselesi. Şimdi Genç Osman, Sultan Mehmet’te küçük yaşta padişah oldu, kimisi daha konuşamazken padişahın varisi gösterildi. Ancak Osmanlı’da ki medrese gibi eğitim kurumları günümüzde ki gibi değil. 20 yaşına gelmiş üniversite öğrencilerine halen zorunlu olarak İngilizce, Atatürk İlkeleri, Türk Dili gibi dersler veriliyor. Gençlikten ancak 25-26 yaşlarından çıkıyor, kişiliği ancak 30 yaşında oturuyor. 18 yaşında ki bir şahsa vekillik görevi yüklemek akla mantığa uygun olmamakla beraber çok güzel torpil yolunuda açacak gibi gözüküyor!

Bu maddelerin meclise sunulmasında ki en büyük rol sahiblerinden biri de küşkusuz bilge devlet adamı Devlet Bahçeli’dir. Kendi partilileri tarafında acımasızca eleştirilmesine rağmen geri adım atmadı, sonuna kadar destek çıktı. Kesinlikle onun payı gözardı edilemez. Gündem trafiğinde kaynayıp giden bir meselede Kıbrıs meselesi. Şuan İsviçre’de görüşmeler yapılıyor umarız Kıbrıs papazlara bırakılmaz. Başkanlık, anayasa derken devlet yetkililerinin bu mesele ile yakından ilgilenmesi lazım. Çünkü Kıbrıs jeopolitik konum olarak hayati bir öneme sahiptir. Türk’ün namusudur. Topraklarından Türk egemenliğinden çıkması Akdeniz’de ki varlığımızı tehlikeye sokar ve yeni facialara yol açabilir. Vel hasıl-ı kelam… Allah milletimizi birlik içinde daim eylesin.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
15 Oca 07:58

Nötrinov

Puan: 39

Objektik yazı beklerken "Reis" zamirini okuyunca yanlı bir yanlı bit yazı olduğunu gördüm :)

14 Oca 23:59

çok vakit ayrılmamış, belirli bir çerçevede yazılmış ve eleştirel düşünceden uzak bir yazı. üzgünüm ama sana katılamıyorum. başkanlık padişahlıkla yakından uzaktan alakası olmayan bir hükümet sistemidir. tartışılan başkanlık mı değil mi, orası ayrı.

Mücahid Cesur yazdı, 41 misafir olmak üzere 42 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
6 Oca 17 06:00
Hepimiz Anadolu Çomarıyız !
2e821fbba9f39f566186c2e34fbdcade1483653319

2e821fbba9f39f566186c2e34fbdcade1483653319

Bıkmadan, usanmadan hakaret ediyorlar ya hani. Çok bilen, medeni, çağdaş gezinen tiplerin gariban Anadolu halkına taktığı isimdir çomar. Nerede bir köylü, zavallı birini görse veya belirli bir topluluk gibi düşünüyorsa direk çomar damgası yer. Peki kimdir bu çomarlar? Hangisi daha vatansever? Bunu soruyormuyuz kendimize?

Önünde kahvesi ve dizüstü bilgisayarı ile tweet atıp, önüne gelene çomar diyen kas kafalı mı? Yoksa dün İzmir saldırısında canını ortaya koyan gakkoş diyarı şehidi Fethi Sekin mi? Çok değil 6 ay önce aynı şekilde şehit olan Ömer Halisdemirde çobandı, onlara göre o da çomardı. Orta Anadolu’dan gelme gariban bir annenin evladıydı. Anadolu halkının tek işinin askere çağrıldığı zaman gitmek ve mahsul yetiştirmek olduğunu düşünen beyinsiz kafalar maalesef günümüzde de devam etmektedir. Hep halk çocukları kendini feda etmekte. Ama seçim zamanında çok güzel kampanyalar yürütülüyor. Milletvekillerinin çocuklarını da artık askerde görmek istiyoruz. Şehit cenazelerine gelip üzgün pozlar vermeleri artık inandırıcı gelmiyor. TBMM Sosyal Tesisinde tıkabasa zıkkımlanan takım elbiseliler sadece 17-18 TL verirken aynı yemeği bir işçi yiyemiyor. Köylü zaten çalışmaktan kafasını kaldıramıyor. Ama işlerine gelince ‘’Köylü milletin efendisidir’’ veya ‘’Biz hizmetkar olmaya geldik’’ laflarını dillerinden düşürmüyorlar. Sadece şehit cenazelerinde el üstünde tutulan gariban Anadolu halkı olmak istemiyoruz. Birilerinin hatrına susuyor bu millet, anlayan anladı. Takım elbiselilerin artık silkinmesi, hak edene hakkını vermesi, yaşı geldiğinde çok sakındıkları evlatlarını askere göndermesini istiyoruz !

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Mücahid Cesur yazdı, 35 misafir olmak üzere 37 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
31 Ara 16 02:00
Fikir Adamı: Seyyid Ahmet Arvasi
459c2e1fa850a82ea44d1cd4f782119e1483120453

459c2e1fa850a82ea44d1cd4f782119e1483120453

Gönül insanı, fikir adamı, dava aşığı, mütefekkir, pedagog, şair…

Onu anlatmaya, kelimelendirmeye, bir kalıba sokmaya mürekkepler yetmez. Ahmet Arvasi 1932’de Ağrı’da doğdu. Doğu Anadolu coğrafyasında yıllar sonra Müslüman gençlere yön verecek bir düşünür doğuyordu. Sırasıyla Van, Erzurum’da öğretimini tamamladı.Konya’da ilkokul öğretmeni olarak 19 yaşında insanlara fikirlerini yaymaya başladı. Üniversite eğitimini de tamamlayıp, enstitülerde hocalık yaptı. Toplumbilimciydi. Dönemin kasvetli ortamında, kaybollan milli ve manevi değerlere sahip çıktı ve buhran içinde olan Müslüman Türk gençlerine adeta bir kılavuz oldu. Bir taraftan içi bomboş olan maddeci,ruhsuz,dünyevi milliyetçiliğe karşı çıktı. Bir taraftan da siyasal İslam’a ve değiştirilmeye çalışılan İslam anlayışını eleştirdi. O dönemde sıkça kullanılan Türk-İslam sentezi kavramı yerine ısrarla Türk-İslam ülküsü kavramına kitaplarında sıkça yer verdi. Ehlisünnet bir müslümandı. İçi boşaltılmaya çalışılan kavramları yeniden tanımlıyor ve o dönemde ki milliyetçi gençleri putperestçi bir anlayıştan Öz Muhammedi İslam’a yönlendiriyordu.

Kendisi biyolojik olarak Arap olmasına rağmen sosyolojik olarak Türk olduğunu ve Türk Milletinin bir ferdi olmaktan gurur duyduğunu her zaman ifade etti. Türk ve İslam’ın birbirlerine karşı olmadığını ve bunları karşı cephe olarak görenlerin büyük gaflet içinde olduğunu vurguladı. Bir dönem MHP parti yönetiminde yer aldı. Fikirleriyle Türk-İslam Alperenlerinin, vefatından 5 yıl sonra M.Yazıcıoğlu liderliğinde kurulacak BBP kurucu kadrolarını derinden etkiledi. Türkiye Gazetesinde Türk-İslam köşesi olarak günlük yazılar yazdı. Onlarca kitabı mevcut olmasına rağmen bu kitapları okuyup anlamadığımız için belki de merhumun bize ilaç olarak gösterdiği teorileri uygulayamadık. Toplum ahlakı, tasavvuf-şeriat ilişkisi ve Güneydoğu meseleleri halen Türkiye’nin devam eden sorunlarıdır. O bir yazısında ‘’kadrolar değişmedikçe, anayasalar,kanunlar ve tüzükler değişse bile bir anlam ifade etmez’’ demişti. Yakından tanıyanlar onun evini bir mektep gibi görürdü. Peygamber aşığı bir mütefekkirdi. Tarihine, bayrağına, dinine ve kültürüne yabancılaşan gençlerin elinden tutup yol gösterdi ve vatanseverliği topluma aşıladı. Özellikle 1975’ten sonra ülkücü camiada çok rağbet gördü. Mamak’ta zindanlara atıldı, kalp krizi geçirdi. O da her dava adamı gibi çileye talipti ve nasibini aldı. Fuhşiyatın, Allah’a isyanın zirvede olduğu 31 Aralık 1988 yılında daktilosunun başında hakikatları kağıda dökerken, Rabbine kavuştu. Biz ondan razıyız. Allah’ta ondan razı olsun. Bizleri şefaatine nail eylesin…

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Mücahid Cesur yazdı, 38 misafir olmak üzere 41 kişi beğendi, 4 yorum yapıldı.
23 Ara 16 18:00
Saddam Hüseyin
ccec4c521fd1d5b964297ab30eac90381482500982

ccec4c521fd1d5b964297ab30eac90381482500982

Öncelikle bu yazıdan Saddam hayranı veya Saddam’ı övme anlamı çıkartılmamalıdır.

Saddam Hüseyin Irak-Tikrit’te dünyaya gözlerini açtı. Çocukluğu ve gençliği ileride nerelere gelip, neler yapacağının bir göstergesiydi. Askeri akademiye girişi başarısız olunca Baas Partisine girdi ve partide liderliğe kadar yükseldi. Gerçekten iyi bir liderdi. Muhalefetten yükselen sesleri başarıyla bastırdı. Devlet içinde polis ağı kurdu. Propagandayıda başarıyla kullanarak halk arasında ‘’ efsane’’ olmaya hazırdı, hatta olmuştu bile. Saddam ortadoğu coğrafyasında ülkesini lider yapmak istiyordu. Arap milliyetçisiydi. Elbette ki hataları yok demiyoruz ancak genel olarak ülkesinin menfaatlerini düşünüyordu ve Amerika’ya sert bir şekilde kafa tutuyordu. Silahlanma aşkı belki de onun en zayıf noktasıydı. İran’la 8 yıl süren savaş sonunda Irak’ta ekonomik anlamda istikrarsızlık olmasına rağmen silahlanmaya son sürat devam ediyordu.

Ülkesinin refahı için Şiiler ve Peşmergeye karşı amansız bir mücadele verdi. Günümüz şiilerine Saddam’ı sormaya kalksak ne cevap alacağımızı iyi biliriz. Bu olaylar da ‘’Halepçe Katliamı’’nın sorumlusu tutuldu. Yargılanmasında ise ‘’Öyle bir şey duymuştum’’ dedi. Bu olayın muhasebesi çok ayrı bir dava, biz konumuza dönelim. Milleti için uğraşması emperyalislerin uykusunu kaçırmıştı. Amerika Irağa girmenin hesaplarını yapıyor ve bahaneler üretiyordu. Irağın elinde kimyasal silahlar ve kitle imha silahları olduğunu iddia ediyordu. ABD, Saddam’ı görevi bırakmaya çağırıp tehdit ediyordu. Saddam bir adım bile geri atmadı. Zaten onun sonunu getirende buydu. Sanki lugatında geri vites diye bir şey yoktu. Afganistan’a katillerin girmesinin ardından ABD Mart 2003’te Irağa girdi. Demokrasi getirme vaadiyle girdiği ülkede katliamlar,terör günümüze kadar hiç durmaksızın devam etti. Saddam’ın 2 oğlu ABD Özel Kuvvetler tarafından öldürüldü. Saddam ise doğduğu Tikrit’te yakalandı. Sözde bağımsız Irak mahkemeleri tarafından yargılandı. 148 Şii’nin öldürüldüğü Duceyil davasından idamına karar verildi. Saddam idam edilmek yerine, kurşuna dizilmek istiyordu. Bu talep Saddam’ın dünya kamuoyuna küçük düşürülmesi için kabul edilmedi.

30 Aralık 2006 Kurban Bayramında idam edildi. Tek suçu milletini, Irağı düşünmekti. İdamın ardından İsrail, ABD, Kuveyt sevinirken diğer yandan Malezya,Libya ve Pakistan’da şiddetle kınandı.

Buna bakılarak bile Saddam’ın nasıl bir lider olduğunu anlamak zor değil. Tek hatası ise ileriyi düşünememekti. Aşırı silahlanma, gereksiz efelenmesi onu ölüme sürükledi. Onu yargılayan hakim ve CIA itirafçısı yıllar sonra pişmanlıklarını dile getirecek ve Saddam’ı haksız yere devirdiklerini kabul edeceklerdi. 2003’e kadar terörün kökünü kazıyan Irak’ta 2003-2015 arasında toplamda 175 bin kişi hayatını kaybedecek ve türlü türlü terör örgütleri doğacak, ülkede otorite sağlanamayacaktı. Saddam’ı diktatörlükle suçlayanlar, onun heykelini devirenler şimdi onu mumla arayacaktı…

İdamından önce yazdığı şu satırlar ise okunmaya değer ;

‘’ Ruhumu bir kurban olarak Allah’a sunuyorum. İsterse ruhumu şehitlerle birlikte cennete gönderecek, belki de erteleyecek. Bu yüzden sabırlı olalım ve ona güvenelim.’’

İdamdan önceki mektubunda son sözleri şunlar oldu ;

Allah büyüktür!

Allah büyüktür!

Allah büyüktür!

Yaşasın Milletimiz!

Yaşasın Irak!

Yaşasın Filistin!

Yaşasın cihad ve mücahidler!

Saddam Hüseyin

Irak Devlet Başkanı ve Irak Mücahid Silahlı Kuvvetleri Başkomutanı

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
31 Ara 15:33

Güzel bir yazı olmuş. Saddam Hüseyin konusundaki düşüncelerimle örtüşüyor. Kaleminize sağlık.

27 Ara 08:21

İyi bir yazı olmuş.

Mücahid Cesur yazdı, 60 misafir olmak üzere 62 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
16 Ara 16 14:00
İran Bizim Neyimiz Olur
3399ceb050090adecdda4c875c25d5b01481882148

3399ceb050090adecdda4c875c25d5b01481882148

Bu soruyu İslam alemi yıllardır birbirine soruyor. Vahdet vahdet diye bağıranlar, İran’da Müslüman ayrılık olmasın diye yıllardır haykırıyorlar. Şimdi onları ekranda görüyormusunuz ? Yok, çünkü onlar ruhlarını Ayetullah gibi sahte mollara satmışlar. İran’ın tarihine kısa bir göz atalım.

Geçmişten bu yana müslümanlara engel oldu.Küffarla savaştığı, müslümanın yanında devede kulak kalıyor. Hepimizin bildiği gibi Halep’te İslam’a karşı Ruslarla ittifak kurdu. Ermenistan’ı destekleyip, Müslüman Azerbaycan Türklerine ihanet etti. Irak ve Afganistan’da emperyalizmin babası ABD’nin yanında saf tuttu. Ama İran çok yiğittir, nedenini sorarsanız hemen söyleriz. Günde ortalama 12 kere İsrail’i vurmakla tehdit eder, ancak yıllardır bir kurşun attığı görülmemiştir. Mevcut yönetimimiz Batı’ya çıkışacağına keşke İran’a yüklenseydi çok daha iyi olurdu. Doğu hudutlarımız tehlike altında. Bugün Halep’in müslümanlarını katleden İran, yarın Van’a çıkarma yapmayacağı ne malum?

Şimdi Yavuz Sultan’ı daha iyi anlıyoruz. O Batı’ya fetihler yerine Şah İsmail’i devirdi. Onlardan bir şah peydahlandıysa, bizden Yavuzlar doğmalıdır, doğacaktır. 5 yılda öldürdüğü Müslüman sayısı Rusların katlettiklerinden daha fazladır. İran, Rusya’dan daha aşşağılıktır. Firavun bebekleri öldürüp, kadınlara dokunmamıştı. İran Müslüman bacılarımızın ırzına geçiyor. İran Firavun’dan daha aşşağılıktır. İran, Ortadoğunun gayrimeşru çocuğudur. Tüm bunlar yaşanırken yıllardır İran olmayız diyen kemalist amca ve teyzeler şimdi de İran destekli Esed’in sözde zaferini kutluyorlar. Dünya tersine dönüyor, kahpe mollalar bebek öldürmüş çok mu ?

Sonlara gelmeden yine yüksek bir sesle soruyoruz. İRAN SİZCE BİZİM NEYİMİZ OLUR ?

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
22 Ara 07:32
Mücahid Cesur yazdı, 43 misafir olmak üzere 44 kişi beğendi, 4 yorum yapıldı.
9 Ara 16 18:00
Propaganda Niçin Önemli ?
b998183bb98f4e11e0f76dce3b2a84781481288664

Mamak’ta sıradan bir gün. Akşam saatleri, toplu taşımanın en yoğun olduğu saatler ve otobüse binen iki eşkıya… İhbar aldık, burada gericiler faaliyet yapıyormuş diyorlar. Cama yapıştırılan bir etkinlik afişi, afişte şanlı Peygamberimizin(ona selam olsun) ismi ve Medine-i Münevvere kubbesi. Adi köpekler leş elleriyle o afişi yırtıyorlar. Bahsinde bulunduğum domuzların bunu yapması normal, her fırsatta leş ağızlarıyla İslam’a sövme cesaretini buluyorlar. Otobüstekilerin, yapılan bu hareketi var gücüyle alkışlaması çok ilgin. Ankara’yı komünistler işgal etti de bizim mi haberimiz yok? Böyle merkezi bir konumda, başkentte, bunlar nasıl olur da böyle bir eyleme yeltenirler?

Belki de biraz gevşedik. Hayır hayır biraz değil, çok gevşedik. Biz olmadan da bazı şeyler yürür dedik.Herkes elini ayağını çekmeye başladı. Meydanlarda, üniversitelerde, muhafazakar-milliyetçi gençler maalesef birkaç fakülte dışında aktif değiller.Onlarda olup bizde olmayan tek şey PROPAGANDA...

İşte bizi buradan vuruyorlar. İnsanlara yüklendiğimiz misyonu yeterince anlatamıyoruz.Nasıl ki Eylül darbesinden önce ülkücülerin basın-yayın faaliyeti yok denecek kadar az idi. Sırf bu sorun yüzünden onlarca şehit olan vatan evladı, aşırı sağcı, faşist veya gerici olarak toplumun zihnine kazındı. Kültürde,sanatta,medyada kesinlikle varlık göstermek lazım. Belirli kalıplaşmış uğraşlar yerine, bunların hakim olduğu ve toplumu harekete geçirecek kademelere egemen olmamız lazım. Müslüman aktif olacak ve fikrini tüm yeryüzüne yaymak istiyorsa, bu gibi şeylere ağırlık verecek. Yoksa biri gelir senin en kutsalına, en mahremine, müslüman bir ülkenin en merkezi yerinde öyle bir dokunur ki, oturup ben nerede hata yaptım diye düşünürsün. Propagandayı olabildiğince iyi kullanmalıyız. Düşmanın bize doğrulttuğu silahı, ani bir hamleyle alıp ona sıkmalıyız. Onları kendi silahlarıyla vurmak ne kadar da mantıklı değil mi? Geçmişte yaşanan olayların tekrarlanmasını istemiyorsak, acılardan tecrübe kazanmalıyız. Yaşasın propagandamız, yaşasın davamız !

b998183bb98f4e11e0f76dce3b2a84781481288664

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
13 Ara 00:51

Misafir

Kesinlikle katılıyorum bizi herşeyden uzak tutup durdular yıllarca hem ibadet et hem dünyayı kurtar cok mantıklı bunu geliştirmemiz için bir birimizden destek almalıyız hadi bismillah

11 Ara 18:16

Misafir

Yazık.

Mücahid Cesur yazdı, 42 misafir olmak üzere 44 kişi beğendi, 2 yorum yapıldı.
2 Ara 16 14:00
Yalnız Kurt
64650a1bc19157aaf00247e3778be6af1480676248

64650a1bc19157aaf00247e3778be6af1480676248

Issız bir çölde yalnız adam olmak ne kadar zor değil mi? İşte şeytanlarla dolu bir masada melek olmak da bir o kadar zor. Masa altından o kadar dolaplar dönüyor ki artık gündeme yetişemiyoruz bile. Sağda kaza, solda ateş, ortada dikenli bir yol. Yukarıda uçaklar, aşşağıda ise zehirli yılanlar. Tam ortasında ise gül yüzlü bir adam. Bu çetin yolculuğun sonunda bir gül bahçesi ve feda edilmesi gereken birisi var. Yaklaşık 12-13 yıldır o kadar meşakkatli yollardan geçti ki artık yoruldu. Millet ateşe düşmesin diye risk alıp, sonunu düşünmeden kararlar alan bir lider, bir komutan. Onun nefesinin tıkandığı yolda, yanındakilerin onu sırtına alması lazımken her tıkandığında çakallar tarafından bir darbe yiyiyor. Bu kadar yaraya rağmen nasıl ayakta kalıyor diyeceksiniz, onu da hemen söyleyeyim. Parolası Hakka tapar, halkı tutar. İşte bu parolayı teoriye koyup, pratikte başarınca, yaratan ilahi güçte ona yardım ediyor. Onun bu hali iki kelimeyle tarif edilebilir. Öz be öz Yalnız Kurt…

Şer odaklarına karşı, tereddüt etmeden hakkı haykıran bir yiğit. Gücünü imanından alan, küfre karşı cihad eden, gözünü bile kırpmadan ölüme giden, kaderine teslim olmuş bir başkomutan. Her dakika gücü daha da artıyor ve bunu gören küfür savaşçıları yeni oyunlarını devreye sokuyor. Nihayetinde o da bir fani ve onunda zayıf noktaları var. Onun en zayıf noktası sırtını dayadığı adamlar. Hepsi o kadar iğrenç ki, bizim gözümüzde hiçbir değeri yok. Yüce dinimizde de münafıklar, kafirden her zaman daha tehlikelidir.

Tarih tekerrürden ibaret. Nasıl ki zamanın padişahları ilim irfan öğrensin diye Paris’e talebe yolladı. Hepsi topraklarına döndüğünde milletin koynundan yılan gibi soktu. Yalnız kurdun yanında gördüklerimizin hepsi çakal. Maskeleri düşmek üzere, ancak kendilerine yüklenen misyonu gerçekleştirmeye hepsi çok yakın. Bakalım kim galip gelecek. Bunun içinde vakti beklememiz lazım. Millete düşen görev, bu yalnız kurdu sağı, solu, önü, arkası çakallarla dolu bir yolda son nefesine kadar desteklemek. Zafere giden yolda çekilen çile kutsaldır. Bizler çileye talip olmanın talibiyiz. Unutmayın ‘’ Nasıl yaşarsak öyle yönetiliriz’’…

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
03 Ara 08:57

Misafir

Tebrikler oğlum