Türkiye Aktivitesi
1266 ziyaret
1 online
Mücahit Kılıç
http://www.mucahitkilic.com/

Türkiye Puanı

427 puan Turkuaz Kalem

Derecesi

40 [Toplam 1624 kişi]

Türkiye
Tümü(21)
Pinledikleri(0)
Mücahit Kılıç yazdı, 6 misafir olmak üzere 7 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
28 Mar 17 01:00
Yahya Kemal'i Anlamak

Beyatlı, şiirimizin en önemli isimlerinden birisidir. Bu kuşku uyandırmaz bir gerçek. Türk şiiri modern formuna onun şiiriyle adım atmıştır. Sadece şiir mi? Elbette hayır. Beyatlı şair kişiliğinin yanı sıra bürokratik, edebi ve tarihi bilgisiyle geniş bir entellektüel birikime sahiptir. Üsküp'ten İstanbul'a bir sevda seyrine çıkmıştır. Aklıyla, kalemiyle, bilgi ve birikimiyle adeta bir 'Türk portresi' çizmiştir.

Beyatlı, debisi ülkeleri, kıtaları ve dahi tüm cihanı ardına katan bir medeniyet ırmağının suyundan kana kana içmiştir. Adına eski denilen o eli yüzü tozlu koca ihtiyarın ellerini sıkıca tutmuş ve 'Bakın işte burada o koca ihtiyar. Bu koca medeniyet burada!' demiştir. En çok şikayet ettiği konuların başında bu medeniyetin tarihin seyrini değiştirmesine rağmen o büyük tarihi kaleme almaması gelmektedir. Anadolu'ya akın eden Alparslan onun için Türk tarihinin dönüm noktasıdır. 1071 yılı ise büyük Türk medeniyetinin kaynağını İslam'ın berrak sularına karıştırarak insanlık tarihine adaleti, refahı ve medeniyeti yeşerten tohumlarını atması demektir. Medeniyet yalnızca kılıçla yükselen bir mefhum değildir onun için. Medeniyet Bâkî'dir, Itrî'dir, Koca Sinan'dır. Medeniyet şiirdir, musikidir, mimaridir. Türk-İslam medeniyeti bu değerlerle yükselmiş ve cihanşümul bir saadet evine dönüşmüştür. Beyatlı da bu medeniyete hasret ve özlemle göz kırpmaktadır. O, Süleymaniye'nin içinde Türk akıncılarını, Mohaç'ı, Çaldıran'ı, Yavuz'u, Alparslan'ı hissetmekte, kalbi bu medeniyetin bir evladı olmanın heyecanı ile çarpmaktadır. Yahya Kemal'i anlamak dedik. Yahya Kemal'i anlamak nedir peki? Bugün baktığımızda tarihimize ve medeniyetimize ne kadar Beyatlıca bakmaktayız? Süleymaniye bizim için yalnızca taşları çok eskiden dizilmiş bir yapıdan mı ibaret? Ayasofya bir müze mi yalnızca? Ezan-ı Muhammedî, duyduğumuzda sadece müziğin sesini kıstığımız bir name mi? Beyatlı'yı anlamak, Türk-İslam medeniyetinin kaynağından bir yudum su içmek demektir. Şiirleriyle medeniyetimizin sesi olan, ahengi olan, fikri olan büyük üstat Yahya Kemal, İstanbul'a aşık bir münevverdi. Peki İstanbul'u anlayabiliyor muyuz? Taşı toprağı altın  'kanımca Türk ve İslam olan'  bu şehri ne kadar anlıyoruz? Yahut o şehir eski İstanbul mu?

Son zamanlarda tarihe ve Türk medeniyetine bir ilgi söz konusu. Bu sevindiricidir elbette. Ancak bu medeniyeti anlamak, yaşamak ve iliklerimize kadar hissedip yeniden eski ihtişamına kavuşturmak için bir amentümüz olmalı. Bunun başlıca yapı taşı da Türk mefkûresini, Türk tarihini, Türk edebiyatını, Türk sanatını anlamak ve içselleştirmektir. Bize tabir-i caizse yutturulmaya çalışılan uyuşturucu hapları yutmadan tarihimize; sanatımızla, mefkûremizle, mimarimizle, irfanımızla yönelmeliyiz. Hamasi söylemlerle, bilinçsiz bir şekilde sadece tarihe değil, basit bir konuya dahi yönelmek bize boş söylem ve sloganlardan başka bir şey kazandırmayacaktır. Yahya Kemal dizeleriyle tarihimize göz atmadan, Süleymaniye'de, Sultanahmet'te, Selimiye'de, Itrî'nin Nevâ Kâr'ında pişip olgunlaşmadan bulunabilecek bir cevher değil bu medeniyet. Çaldıran'da kalkan tozların yaktığı gözlerdedir medeniyet. Türk akıncılarının tekbirlerinde, Nedîm'in dizelerinde, şarkılarındadır medeniyet. Bugün yapılış amacı sanat için olmayan, hiçbir estetik değer taşımayan Eyfel kulesine bile hayranlıkla bakan Türk genci, yanı başındaki Süleymaniye'ye, Galata'ya, Selimiye'ye neden kör olmaktadır? Beyatlı'yı anlamak bir bakıma gözlerimizin açılması demektir. Gözlerin, kulakların, kalplerin ve fikrin. Türkçe bakmak, Türkçe hissetmek ve Türkçe düşünmek için Türkçenin bu büyük ustasına yalnızca kulaklarımızı değil, aklımızı ve kalbimizi de yöneltmeliyiz.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Mücahit Kılıç yazdı, 4 misafir olmak üzere 5 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
1 Mar 17 22:00
Ürkek Titreyiş

Salâda sesi titreyen müezzinin ürkekliği var kalemimde

İçimde mezara düşen üçüncü kürek toprağın soğukluğu...

Saçlarım hoyrat kalkışmalar içinde

Beyaz kamuflajlara bürünmüş asker edasıyla

Bu hal içre gönlüm dargın en uzun gecelere

Hangi nota dile gelip haykırır zalimlere?

Ürkek kalemim, hoyrat saçlarım.

Yetişin

Yetişin yetmişinde bir ayağı çukurda gözlerime

Ürkek kalemim..

Pantolonunu yırtarak eve gelen çocuk kalemim.

Gönlüme çatan acılar ve ellerim

Hatalarımın bataklığında beklerim

Zarif bir adam bilirim

Ben de bağışlanmamı dilerim.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
02 Mar 10:34

Güzel bir yazı olmuş... yüreğinize tert görmesin...

Mücahit Kılıç yazdı, 2 misafir olmak üzere 3 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
11 Ara 16 22:00
Siyaset ve Devlet Düşmanlığı Arasındaki İnce Çizgi

Açık sözlü olmak gerekirse "ki gerekiyor" ülkemizde politikayı ve siyaseti her daim ülkesinin ve milletinin menfaatleri üzerine çıkaran bir kesim vardır. Bu kesim ister sağ ister sol, ister yatay ister dikey her gruptan çıkmakta ve eksik olmamaktadır. Milli mesele kavramı zihninde ve kalbinde oluşmamış bu insanlar için içinde bulundukları siyasi zümrenin çıkarları ve haklılığı kadar önemli hiçbir şey yoktur. Bu tutum, ülkemizde yaşanan en ufak terör hadisesinde ortaya çıkmaktadır. Her insanın bir ideolojisi, partisi, topluluğu olabilir. Olmalıdır da. Ancak bu kurumların devletin ve milletin menfaatlerinin üzerine çıkarılması vatana ve millete nankörlük etmek demektir. Bugün ülkeyi yöneten kişi ve kurumlara en ufak terör saldırısında sert tepkiler koyup bizzat o eylemi yapanlara tek kelime dahi kullanmamak, siyaset ile, iktidar karşıtlığı ile vatan hainliği arasındaki ince çizgiyi aşmak demektir. Yine aynı şekilde ülkemizde yapılan en ufak terör eylemini ülkedeki siyasi gelişmelere ve iktidarın düşürülmek istenmesi gibi sebeplere bağlamak da aynı şekilde bir gaflet ve ihanettir. Bu topraklarda yıllardır terör var, yıllardır hainler vardır ve hiç de eksik olmayacaktır. Bize düşen, gerçek bir Türk evladına yakışanı yapmak ve her türlü kişisel ve siyasal çıkarı bir kenara bırakıp vatan için, millet için, bayrak için birlik olmak, devletimizin yanında durmaktır.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Mücahit Kılıç yazdı, 7 misafir olmak üzere 8 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
22 Eyl 16 02:00
Türk Kimleri Rahatsız Eder?

Türk kimleri rahatsız etmiştir ve kimleri rahatsız etmektedir? Bu soruyu tarihe sorduğumuzda cevabını en güzel şekilde almaktayız.

Türk, korkuyla Çin'e, Çin Seddi'ni yaptırıp rahatsız etmiştir.

Türk, Kür Şad ve 40 çerisi ile yine Çin'i rahatsız etmiştir.

Türk, Malazgirt'te yüzbinlerce kişilik Bizans ordusunu rahatsız etmiştir.

Türk, yine 1453 yılında Bizans'ı rahatsız etmiştir. Rahatsız olan Bizans ise tarihin tozlu sayfalarına karışmıştır.

Türk, yine bir zamanlar Viyana'yı rahatsız etmiştir.

Sakarya'da, Çanakkale'de, Maraş'ta, Antep'te ağzı salya akıtan Batı'yı rahatsız etmiştir.

Türk İzmir'de Yunan'ı rahatsız etmiştir.

Türk Kıbrıs'ta Amerika ve İngiliz'i rahatız etmiştir.

Tarihin her bir sayfasını açıp baktığımızda Türk kimi ve kimleri rahatsız etmiş görürüz. Peki Türk'ün yüzyıllardır rahatız ettikleri âşikâr iken, şimdi farklı yerleri mi rahatsız ediyor dersiniz? Hiç sanmam. Çünkü bir millet tarihiyle ve tarihten bugüne getirdikleriyle varolur.

O halde bugün daha gür bir ses ile; Tanrı Türk'ü korusun. Ne mutlu Türk'üm diyene!

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Mücahit Kılıç yazdı, 6 misafir olmak üzere 8 kişi beğendi, 2 yorum yapıldı.
15 Eyl 16 10:00
Mazlumlar Manifestosu

Köşesiz acılarımız var ömür yokuşunda yuvarlanan. Kaşesiz umutlarımız hayat denen müdürden aldığımız. Yarınlar yüzbinlerce lira borç yaptığımız bir tefeci gibi. Zaman ise kavgayı uzaktan izleyen sinsi arkadaş. Ecel tuzak, emel uzak. Haydi uçun desek hayaller tutsak. Yersiz yurtsuz bir ucube gözüyle bakılırken, ümitler yakılırken, mezarlara taşlar çakılırken, çocuklara çukurlar kazılırken, vurulan uçurtma semada süzülürken, neden hep sessizlik tesadüf eder gecelerimize? Ben saçlarımın arasından isyankar bir tavırla kendini gösteren aklara dahi müsamaha ederken, feleğin bu acımasızlığı da neyin nesi? Gülüşlerimize faiz koyan mutluluk baronları her tebessüme karşılık bir acı ekliyor tarifemize. Operatörler fazladan konuşma hakkı vermektense faturamıza ek kahkaha vermeli. Huzurumuzun KDV'si biraz olsun düşürülmeli. Bindiğimiz ümit taşıtlarının akbiline zam gelmemeli. Yetkililer bizi dinlemeli. Gerekirse ortamı germeli ancak önümüze bir parça umut sermeli. Kabadayılığı hep mazluma tutan bu dünya, biraz da onlara diklenmeli. Onlara söylenmeli; bir gün tüm hüzün fabrikatörleri batacak. Ne demiştik? Hayat umurlarımıza kaşe vurmadı. Şimdi biz yarınları nasıl inandıracağız?

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
15 Eyl 12:58

Yüreğine sağlık.

15 Eyl 12:46

Nasıl inandıracağız gerçekten bilinmez.. Kaleminize, yüreğinize sağlık...

Mücahit Kılıç yazdı, 5 misafir olmak üzere 8 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
26 Ağu 16 06:00
Mâziden Âtiye

Dün yaşanmışlıklarıyla silinip gitmez. Yarın ise yeni temeller üzerine kurulmaz. Yarınlar dünlerin evlatlarıdır. Oğullar babaların eserleri, öğrenciler öğretmenlerin... Dün ile yarın arasında köprü olmak, geçmişi geleceğe kaynaştırmak ve bugünü bu esaslar ile yaşayıp bugünü düne uğurlamak ve yarını karşılamak milletçe en büyük vazifemiz olsa gerek. Bizim geçmiş dediğimiz, dünde kaldı dediğimiz bir hazine vardır. Adına tarih dediğimiz bir hazine. Medeniyetleri doğuran, büyüten ve kimisini de silen bir güç olan tarih. Dün dünde kalmıştır diyerek aldananlara her zaman tokadını indiren tarih. Bugünün meyvelerinin dün nasıl yetiştiğini ve ne zahmetlerle oralara geldiğini bilmeyenlerin o meyveyi yeri gelince kursaklarında bırakan tarih. Eski tabirle mâzi, bugünün deyimiyle geçmiş. Bugün yattığımız sıcak yatakların altındaki toprakta da yatanların olduğunu bize her daim hatırlatan tarih. Önemini bilenlerden ödülünü hiç esirgemeyen cömert tarih. Bizi biz yapan, bizim biz olmamızı sağlayan tarih.

Kötümser olmak için kurulacak cümleler değildir bunlar öncelikle bunu söylemek isterim. Tarih ile olan münasebetimizi daha da güçlendirmemiz gerekmektedir. Tarihi başucumuzdan ayırmamak, onu her zaman bir yoldaş olarak görmemiz gerekmektedir.

Küçük örnekler verecek olursak dün girdiği sınava nasıl çalıştığını hatırlayan ve iyi not aldığı o sınavın çalışma metodunu, gücünü ve o çalışma esnasındaki inancını unutmayan ve diğer sınavlara da bu şekilde hazırlanan bir öğrenci başarısız olabilir mi? Ya da dün sizi mutlu eden bir kimseyi yarın gördüğünüzde aklınıza dün gelir mi?

Dün, bir uyarı levhasıdır. Dün, dünya otobanında kilometrelerce hızla giden milletler arabasına bir trafik ihtarıdır. Dün aynadır. Dün öğretmendir. Dün alimdir. Yani dün dün değildir ahali. Dün dünde de kalmamıştır. Kalamamıştır da. Bize dün dündür dedirtenlerin dünleri önlerinde bir rehber gibi durmaktadır.

Bir milletin içinden geçtiği her olay, düne bakmasını ve tarih denilen ders kitabından dersler çıkarmasını sağlamıyorsa eğer, o millet ya köle olmaya, ya da yok olmaya mahkumdur. Bize düşen dün denilen aynaya her sabah bakmaktır. Millet olarak bakmaktır. Çok da şanslı bir milletiz bu hususta. Bizde ayna da çoktur, bakılacak kitap da. Yani sözün özü ibret alacağımız bir mâzimiz, o mâziden besleyip büyüteceğimiz bir âtimiz vardır.

Aslında eskiye ve tarihin kucağında olanlara karşı hep bir muhabbetimiz mevcuttur. Bize düşman olanların en büyük emelleri de bu muhabbeti kırmaktır. Bizi biz yapanla aramızı bozup bizi yok etmeyi, sindirmeyi ve üzerimizde hakim olmayı amaçlayanların en büyük hedeflerinden birisidir bu. Bu bilinci milletçe kendimize yüklemeli ve bu şuurla yaşamımızı sürdürmeliyiz. Diz çöktürdüğümüz Papa'yı, kılıcımızda kanımızla girdiğimiz Anadolu'yu, yıktığımız Bizans'ı, yaptığımız gönülleri, geldikleri gibi gönderdiğimiz İngilizler'i ve daha nicelerini hafızamızdan silmeyi, olmadı bir kısmımıza bir dönemini, diğer kısmımıza da bir diğer dönemini düşmanlaştırıp bizi aslında işin özünde yok etmeyi hedefleyenlere karşı uyanık ve teyakkuzda olmamız elzemdir.

Oğuz Kaan'ı, Kür Şad'ı, Attila'yı, Sultan Alparslan'ı, Osmangazi'yi, Fatih'i, Yavuz'u, Abdülhamit'i, Mustafa Kemal'i bize unutturmak yahut bir yerinden düşman etmek kurnazlığına ve alçaklığına tutuşanlara karşı tarih aynamızın bütününe gururlu ve ibret alan gözlerle bakmamız gerekmez mi?

1071'i, 1453'ü, 1915'i ve 1923'ü bizden söküp atacaklarını sananlara karşı birbirimize ve tarihimize sımsıkı sarılmamız gerekmez mi?

Dünümüzü birilerinin ihtiraslarıyla ve kurnazlıklarıyla baştanbaşa yahut parça parça ayırıp çöpe atma gafletinden korunmamız gerekmez mi?

Biz Türk miletiyiz!

Tarih bizim, mâzi bizim ve o mâzinin meyvesi olacak olan âti bizimdir.

O halde dünümüze sımsıkı sarılalım ve yarına bu güçle bakalım. Toprağın altında kefensiz yatanları unutmayalım. Onları incitmeyelim.

Dün bizim, yarın bizim, toprak bizim, vatan bizimdir.

Göktürk bizim, Selçuklu bizim, Osmanlı bizim, Cumhuriyet bizimdir.

Bu hazine bizimdir ve ilelebet varolacaktır.

Bu hassasiyetleriyle:

Türk milleti, en büyük hocası olan tarihinin dizinin dibinde terbiye alıp yarınlara koşmalıdır. Koşacaktır.

Türk milleti, dününü dünden ibaret görmeyip, bir ibret aynası olarak o aynanın karşısında dimdik duracak ve yarınlara koşacaktır.

Ve herkes bilmelidir ki:

Mâzi bizim

Âti bizimdir...

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Mücahit Kılıç yazdı, 6 misafir olmak üzere 8 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
19 Ağu 16 10:00
Şirk Üzerine Bir Tefekkür

Şirki ve insanlık tarihinde görülen belli başlı örneklerini, insanı bu denli bir düşünceye iten sebepleri açıklamak ve bu konuya farklı bir pencereden bakmak istiyorum. Öncelikle "şirk" nedir diye sormamız gerekir. Şirk olgusu birçok insan tarafından eksik yahut yanlış bir biçimle tarif edilmektedir. Şirk kelimesi Arapça kökenli olup lugat anlamı "ortak olmak, ortaklık iddia etmek" anlamlarına gelmektedir. İştirak, müşterek gibi kelimeler de yine şirk kelimesiyle ortak kökten gelmektedir. Bahsedeceğimiz konuda bize en iyi yol gösterecek kaynak şüphesiz ki Kur'an-ı Kerim'dir. İçerisinde bulunan kıssalar ile bize bu konuda da yol gösteren ve ibret almamız için adeta dersler veren Allah, kendisine bir şeyi ortak olarak görmeyi veya bizzat kendisini Allah'a ortak görmeyi asla affetmeyeceğini açık bir şekilde beyan etmektedir. Peki bir insanı bu denli uç bir noktaya iten şey nedir? Bu soruya cevap olacak konulardan birisi de Allah'ın sıfatlarıdır. Allah'ın birçok sıfatı vardır ve bu sıfatlar zâti (yalnızca kendisinde görülen) ve subuti (yarattıklarında da "sınırlı derecede" görülen) olarak ayrılmaktadır. Örneğin başlangıcı olmamak Allah'a mahsus bir özelliktir. Sonu olmamak ise Allah'ın insanı kendi ruhundan can vererek yaratmasıyla insana da ait bir özelliktir. Buradan kasıt ruhun sonsuzluğudur. Sonsuz cennet ve cehennem hayatı olduğu için insan da bu sebeple sonsuzdur. Tarihte görülen bir çok müşrik (şirki yapan kişi) bu konu üzerinden kibrine yenik düşmüş ve kâfir olmuştur. Örneğin Nemrut. Hz. İbrahim ile Nemrut kıssasına baktığımız zaman Nemrut'un kendisinde de yalnızca Allah'ta görülen özelliklerden olduğunu iddia etmiştir. Kendisinin de dilediğini öldürmeye, dilediğini de yaşatmaya kudreti olduğunu söyleyip iki kişiden birisini öldürtüp diğerini serbest bırakmıştır. Bu tavır Allah'ın bir özelliğini kendisine yüklemektir. Bu açık bir şirktir. Bir diğer örnek ise Hristiyan ve Yahudiler üzerinden verelim. Burada da tam tersi bir durum söz konusu. İnsanda bulunan ve Allah'ın münezzeh olduğu bir olguyu Allah'a atfetmek şeklinde bir ortak koşma. İlk örnekte kendisini yüceltip Allah'a ortak koşma, burada ise tam tersi bir durumu görüyoruz. “Hamd, çocuk edinmeyen, mülkte ortağı olmayan, zillet ve âcizliğin gerektirdiği bir yardımcıya ihtiyacı bulunmayan Allah’a mahsustur” de ve O’nu tekbir ile yücelt. (İsra:111) Bu inançlar sebebiyle de yani çocuk edinmek, üremek gibi yalnızca fani varlıklara has olan bir durumu Allah'a yüklemek de açık bir şirktir. Bir diğer şirk sebebi ise Allah'a ibadet ve yalnızca kendisinin yardım edebileceği hususunu bırakıp başka varlıklara da tapınma veya onlardan yardım istemedir. Bu konu da kutsal kitabımızda yer almaktadır. "Ve Allah ile beraber başka bir İlâh’a dua etme (ibadet etme). O’ndan başka İlâh yoktur. O’nun zâtı hariç herşey helâk olucudur. Hüküm O’nundur. Ve O’na döndürüleceksiniz." (Kasas:88) Buradan anlaşıldığı üzere Allah'tan başka hiçbir gücün ibadet edilecek, dua edilecek ve istediği her şeyi yapabilecek şekilde olmadığıdır. Bu özellikleri başka bir kişi veya maddeye yüklemek de açık bir şirktir. Sonuca gelecek olursak:

Yaratılmışların içinde hiçbir kişi veya madde Allah'ın hiçbir zâti özelliğiyle tanımlanamaz.

Allah'tan başka hiçbir güç her şeyi bilemez, isteyemez, yapamaz, göremez, duyamaz. Bu özellikler sadece kısmen olacak derecede insanda vardır. Bu özellikleri tam olarak kendisinde gören yani ben de her şeyi görebilirim diyen kişi açık bir şirk halindedir.

X şahıs olmasa aç kalırız, şu kimse olmasa nasıl yaşarız gibi cümleler tehlikeli ve kasten söylendiği takdirde şirk barındıran cümlelerdir. Rızkı ve ömrü veren yalnızca Allah'tır.

Tapınılacak olan, sonsuz güç sahibi olan sadece Allah'tır. Yenilmez olan ordu, devlet, kişi veya kurum yoktur. Mutlak güç sahibi Allah'tır.

Çıkarılacak dersler;

Bu maddelere bakacak olursak bir Müslüman gerçek anlamda yalnızca Allah'tan korkar ve bu bilinçle yaşar. Efendim bu ülke yenilmez, bu kişiden korkulur, bu yıkılmaz şeklinde cümleler kurmak biz Müslümanlardan uzak olmalıdır. Can veren ve öldüren yalnızca Allah'tır. Hiçbir güç sizi Allah izin vermedikçe öldüremez yahut diriltemez. Bu sebeple bu inanca sahip bir kişiye zalimden korkmak uzak bir kavramdır.

Sonuç;

Bahsedilen açıklamaları ve dersleri alan, hayatında tatbik eden hiçbir kimse yoktur ki zelil olsun, yenilmiş olsun ve hüsrana düşmüş olsun. Allah hesabı adil görendir. Bu özelliklere sahip kişiler, milletler ve devletler kıyamete kadar Allah'ın kudretini temsil edeceklerdir. Allah hepimize bu bilinci ve imanı nasip etsin. Amin...

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Mücahit Kılıç yazdı, 9 misafir beğendi, henüz yorum yapılmadı.
9 Ağu 16 22:00
Milliyetçilik ve Takva

Dünya'da diğer tüm yaratılmışların üzerinde ve diğer tüm yaratılmışlardan farklı özelliklerle yaratılan yegane varlık insandır. İnsan, Tanrı'nın yeryüzüne halife olarak atadığı bir temsilcidir. Yaptıklarıyla ve yapmadıklarıyla hesap gününde hesaba çekilecek olandır. Peki insan bireysel bir varlık mıdır? İnsan, bireyden ibaret midir? Bu soruların cevabı çok açık bir şekilde hayır olacaktır. İnsan toplumsal ve topluma göre yaratılmış, akıl ve irade verilmiş, ahlak ve diğer kutsal değerler etrafında şekillenmiş ve Allah tarafından yaratılmışların en şereflisi sıfatıyla da tanımlanmıştır. İnsan, topluma göre yani toplu yaşamaya göre bir fıtrata sahip ise bu toplum nasıl bir yapıdadır ona bakmak gerekir. Bu konuda en net ifade Kuran-ı Kerim'de bulunmaktadır. Ey insanlar! Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi boylara ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdar olandır.(Hucurat-13) Evet Allah insanı kabileler halinde yaratmıştır. Bir kimse çıkıp "Efendim ne milliyeti, hepimiz aynı atadan geliyoruz, bunlar sonradan uydurulmuş şeylerdir." şeklinde bir ifade kullanamaz. İnsanın toplumlar halinde yaratıldığından ve toplumların yani milliyetlerin varlığından şüphe duymak akıl işi olmasa gerek. Dünya hayatı bir imtihandır ve bu hayatın sonunda insanların içinden iyiler ve kötüler, cimriler ve cömertler çıkmaktadır. Yani insanlar yaptıklarına göre Tanrı'nın gazabını yahut ödülünü kazanmaktadır. Meselemizin merkez noktası olan "takva" da burada devreye girer. Takva nedir diye soracak olursak; Takva, kişinin Allah'a olan korkusu/sevgisi ve bunların neticesinde yaptığı kulluğa denir. Anlaşılacağı üzere bireyin kendisiyle ilgili bir meseledir. Bu çıkarımın sonunda "Üstünlük takvadadır." hadisi üzerinden milliyetleri ve milliyetçiliği haram olarak göstermek bir yanılgıdan ibaret olsa gerek. Bir kişi "Ben şu millettenim ve milletimi seviyorum, benim milletim yaptıklarıyla ve özellikleriyle diğer milletlerden güzeldir ve tarihin en büyük milletidir." dediği vakit takva ile ilgili hadise ters düşecek ne söylemektedir? Milletlerin üstünlüğü ile bireyin üstünlüğünü karıştırmak büyük bir yanlıştır. Bir kimse diğerine elbette ben senden üstünüm benim kaşım gözüm şöyle, benim babam bu diyemez. Çünkü insanlar birbirilerine yanlızca iyilikte(takvada) üstün olabilirler. Ancak bir millet, bir kavim tarihin akışı içerisinde yaptıklarıyla, tarihe ve insanlığa kattıklarıyla neden diğer milletlerden üstün olamasın? Mezarlıklar milletlerin değil kişilerindir. Bir kimse mezara tek girecektir. Hesabı kendi hesabıdır. Ancak bu olguları, Allah'ın insanları yaratırken belirttiği özellik olan millet olmak ile karıştırıp yorumlamak gafletten başka bir şey olmasa gerek. Yani insanlar arasında adına millet dediğimiz bir olgu vardır ve bu olgu o milletin yaptıklarıyla, yapmadıklarıyla, tarihe ve insanlığa kattıklarıyla diğer milletler içerisinde üstünlük göstermesine sebep olmaktadır. Üstünlük takvadadır evet. Takva hak yememektir, zulmetmemektir, iyiliği ve adaleti yaymaktır. Öyleyse bir millet tarihte bu özelliklerle yoğrulmuş ve bezenmiş ise, o millet diğer kavimlerden elbette üstündür. İnsanların kendi bireysel özellikleriyle diğer insanlara üstünlük iddia etmesi yanlış olan ve hadiste anlatılmak istenendir. Öyle olmasaydı aynı Peygamber İstanbul için; "Onu fetheden ordu ne güzel ordudur." der miydi? O vakit o ordu, o millet, bu konuda diğer milletlerden üstündür. Üstünlük takvadadır. İyiliktedir. İyi olan üstündür. İyi ordu, iyi komutan, iyi milletler üstündür. Üstünlük takvadadır ve hangi millet tarihe ve insanlığa ne katmış açıktır, nettir. O halde kavramları yerli yerine koymalı ve ondan sonra bir kez daha düşünmeliyiz.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Mücahit Kılıç yazdı, 2 misafir olmak üzere 3 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
20 Tem 16 06:00
Abdullah ve Kardeşleri

Dün zihnimde ve kalbimde ne kadar güzel ve doğru fikirler yaşattığıma olan inancım bir kez daha arttı. Konu Suriye'den göçle ülkemize gelen insanlarla ilgili ve başrolünde bir kaç çocuk var. Kursumda sınıfta bulunan 3 Suriyeli kardeş dün de yine diğer çocuklar gibi kendi çaplarında haytalık yapmaya devam ettiler. Çocuklar bebekken geldikleri için Türkçeyi de en az diğer çocuklar kadar biliyorlar ve anlıyorlar. 3 kardeşten en büyükleri derste birkaç kez daha konuştu ve en sonunda kendi dillerinde susmaları ve sadece beni dinlemelerini söyledim. Abdullah birden gülmeye başladı ve utandı. Sevindi birden sonra hemen sustu. Kendi dilinde ona bir şeyler söylenmesini özlemiş olsa gerek. Sonra bana birkaç soru sordu ve bir kaç cümle Arapça sohbet etti. Konuştukça kardeşleri de sevinmeye başladı tabi. En sonunda Türkçe olarak tabi ki derse devam ettik. Çıkışta üçü de yanıma geldi koşarak üstad üstad diyerek. Tek tek sarılmaya başladılar Türkçe seni çok seviyoruz diyerek. Üçü de aynı anda gelip sarıldılar sımsıkı böyle. Sonra onlara daha çok Türkçe öğrenmelerini ve konuşmaları gerektiğini söyledim. Söz dediler Türkçe daha çok öğreneceğiz. Yine gülüyorlardı. Ben de yine jest amaçlı onlarla Arapça vedalaştım ve selamlaşıp sarılıp ayrıldık. Çocuklar gülerek gittiler. Başkalarıyla anadillerinde konuşmanın nasıl bir şey olduğunu tadıp mutlu oldular. Tabi daha çok ve daha güzel Türkçe öğrenme sözünü de aldım. Birkaç atasözü öğrendiler gülerek. Bir çocuğun kendi dilinde konuşmakla ne kadar mutlu olduğunu gördüm ve çocukların milleti olmadığını, hepsinin masum olduğunu yine anladım. Ayrıca yine yaşayarak gördüm ki mazlum ve masum bir çocuğun hiç bir bağı olmamasına rağmen sevgiyle size sarılması harika bir duygu. Umarım Abdullah ve kardeşleri bir gün kendi ülkelerinde de huzurla oyun oynarlar ve beni hep öyle hatırlayıp gülümserler.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Mücahit Kılıç yazdı, 6 misafir olmak üzere 8 kişi beğendi, 3 yorum yapıldı.
19 Haz 16 06:00
Meseleler (Allah'ın Dini ve Kulların Vazifesi)

Son zamanlarda gerçekten çok tuhaf ve kötü bir hal aldık. Oruç tutmayanı dövmek gerekir mi, namaz kılmayan hayvan mı gibi konuları tartışır haldeyiz. Bir kişi ramazan ayında toplum içinde kasten ve oruca isyan niyetiyle bir şey içtiğinde o kişi size değil Allah'a karşı bir harp içindedir. Din bizim değildir. Din Allah'ındır. Hüküm O'nundur. Kimse size inat karşınızda yemek yiyemez. Onun inatlaştığı, Allah'tır. Allah namaz kılmayana hayvandır dememişken, kimseye bu söylem düşmemektedir. Din bizim değil Allah'ındır. Dışarıda yemek de yense, tüm dünya karşınızda su da içse, iman ediyorsanız onların da sizin de hesabınızı görmek Allah'ın işidir. Bir kişi ibadetleri yapmıyor yahut inkar ediyorsa onun muhattabı Allah'tır. Allah yalnızca dine savaş açanlarla mücadeleyi emretmektedir. Kişinin namaz kılmaması toplumu etkilemez. Ancak ahlak dışı bir ideolojinin, Allah'a isyan eden bir iş içindeyse onu durdurmak vazifemizdir. Bir insan kendi çapında (haşa) Allah olduğunu da düşünebilir. Bu bir özgürlüktür. Ancak kendisine mürid aradığı anda mesele değişir. Toplumca sorunumuz, dinde bize düşen ve düşmeyen şeyleri ayırt edememektir. Bir kişi en kutsal günde en büyük günahı da işleyebilir. Bu iradeyi ona veren Allah'tır. Ancak elbette hesabı adil gören de Allah'tır. Peygamber kendisini taşlayanların dahi helakını "bilseler yapmazlardı" diyerek istememişse, biz kimiz ki oruç tutmayanı dövüyoruz? Son olarak içinde hayvan kelimesi geçen bir cümle kuracaksanız Yunus'un;

"Ölen hayvandurur âşıklar ölmez" sözünü zikredin. Allah için. İnsanlar için Allah'tan mağfiret ve hayır dileyin. Kimseye hayvan demek, sövmek, beddua etmek bize bir şey katmaz. Vesselam...

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Mücahit Kılıç yazdı, 5 misafir olmak üzere 7 kişi beğendi, 3 yorum yapıldı.
30 May 16 06:00
Türklük ve Müslümanlık

Günümüzde terimlerin bir çoğu anlam karmaşasına uğramış vaziyettedir. Bu durumun en çarpıcı örneklerinden birisi de "Türk" ve "Müslüman" tanımları arasındadır. Bu karmaşanın doğurduğu en belirgin mesele; "Türklük mü yoksa Müslümanlık mı?" sorusudur. Karıştırdığımız bir çok kavram gibi bu iki kavramın da birbirinden tamamen farklı şeyler olduğunu şöyle açıklayalım: Allah, insanları kavimler halinde yaratmıştır. Bunun en büyük delili de dildir. Eğer insanlık kavimler halinde yaratılmasaydı o vakit bütün insanlar aynı dili konuşmak durumunda olurdu. Nasıl bir Arap, Arapça konuşuyor, bir Japon, Japonca konuşuyorsa, biz de Türkçe konuşmaktayız. Yani Türkçe demek Türk demektir. O zaman Türk de tıpkı diğer kavimler gibi bir kavim, yani millettir. Gelelim Müslüman olma safhasına. İşte burada yanılgıya uğramaktayız. Toplumda din ile milliyet kavramları sanki birisi diğeri olunca olmayacakmış gibi, olamazmış gibi yansıtılmaktadır. Bunun iyi niyetli bir düşünce olduğunu söylemek zor olsa gerek. Bugün baktığımızda dünyadaki bütün milletleri örneğin İngilizleri hem İngiliz hem de Hristiyan olarak aynı anda tanımlıyorsak, bunu kendimiz için yapmamamız aklı zorlayan bir vakadır. Kaldı ki Türk milleti varolduğu her dönemde varoluş amacını "Nizâm-ı Âlem" mefkûresine dayandırmıştır. Tarihin bütün dönemlerinde Türkler'in amacı, Tanrı'nın emirlerini cihana yaymaktır. O sebepledir ki hükümdarlık her zaman Tanrı tarafından belirlenen bir makam olarak görülmüştür. Bunun en açık örneklerini Türk tarihinin bilinen ilk yazılı olan "Orhun Abideleri" bize vermektedir. Hülâsâ bu yanlış tanımlama asıl bizim için geçerliliği olmayan bir tanımlamadır. Allah, insanları kavimler halinde yaratmış ve yeryüzüne yaymıştır. Ayrıca bir milletin diğer milletlere takvaca ve diğer özelliklerce üstün olması meselesi de ilginç bir şekilde inkar edilmektedir. Oysa ki nasıl bir birey Allah tarafından yeryüzüne ne denli iyi bir insan, ne kadar iyi bir kul olacağının belirlenmesi gayesiyle gönderilmişse, bu olgu milletler için de neden geçerli olmasın? Kaldı ki tarihin akışı içerisinde baktığımız zaman her milletin neredeyse hiç değişmeyen karakteristik özellikleri vardır. Bu reddedilemez bir gerçektir. Yani millet (ulus, kavim, bodun) ile din ayrı birer kavramdır ve ikisi bir arada gayet tabii var olabilir. Ayrıca Türk milleti için özellikle bu iki olgu birbirini tamamlar niteliktedir. Tarih boyunca varoluş gayesi Tanrı'nın buyruğunu yeryüzüne yaymak ve cihan hakimiyetini ele geçirmek olan, dünyaya adaleti ve Tanrı'nın arzuladığı düzeni getirmek olan Türkler, aynı şekilde aynı gayeyle ortaya çıkan İslam diniyle nasıl olur da çatışır? Nasıl olur da birisi varsa diğeri olamaz? Bu fikir kanımca fesatlık barındıran ve Türk düşmanlığı besleyen ithal bir fikirdir. Biz kültürümüzle, yaşayışımızla, hayatın her alanında Türk ve Müslüman olabiliriz. Ki zaten bu iki vasıf birbirini adeta tamamlar niteliktedir. Bu yüzdendir ki İslam tarihinin doğuşundan bugüne neredeyse bütün zaferleri biz Türkler tarafından kazanılmıştır. Sözün özü; Türk, Allah tarafından tıpkı diğer milletler gibi ayrı olarak yaratılmış bir kavimdir, İslam ise Tanrı'nın bütün insanlık için indirdiği bir dindir. Bu dini benimsemek kişilerin ve kavimlerin öz tercihidir. Ancak milletler kendi yapılarında kıyamete kadar varolacaktır. Türk milleti de tarihinin her döneminde tek Tanrı'ya inanmış ve ahiret inancını benimsemiş "putperest" olmayan yegane kavim olarak İslamı seçmiş ve İslam dinini dünyaya adaletle ve kalpleri fethederek yaymıştır. O halde Türk olduğumuz kadar Müslüman, Müslüman olduğumuz kadar da Türk olmalıyız, olmak zorundayız.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
01 Haz 01:52

Özellikle Türk milleti ve milliyetçiliği üzerinden milliyetçilik haram, ya din ya ırk şeklinden gayri aklî ayrımların karşısında, bu ayrımın yersiz ve kötü niyetli olduğunu açıklamaya çalıştım.

01 Haz 01:48

Irkı savunmanın temeli (en azından Türk milleti için) dini esasları reddetmek yahut geri plana atmak değildir. Kaldı ki benim de açıklamaya çalıştığım kavram karmaşası buydu tam olarak. Din ve millet/ırk farklı şeylerdir. Biri diğerini yok etmez.

Mücahit Kılıç yazdı, 4 misafir olmak üzere 5 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
26 May 16 06:00
Çocuk

Dünyayı yöneten amcalar var çocuk. Büyük abiler var her zaman bir şeyler düşünen. Para var ve savaş var. Oyun parkı var, pamuk şeker var, oyuncaklar var ve bombalar çocuk. Yaşatmayı ve öldürmeyi iradesine aldığını düşünen mızıkçılar var. Hilebazlar var çocuk. Hani şu elindeki mendil birden bire kuş oluveren amcalar var ya; Onlar gibi olan amcalar var. Şimdi sıcak yatağında sen hayaller kurarken, bir şeyler planlayanlar var çocuk. Petrol var, demokrasi var, adalet var. Bunlar varken siz varsınız bir yandan, dünya var, düzen var, üzen var çocuk. Sizi üzen amcalar var. Arkadaşlarınız var ellerinde oyuncak ayıları ile farklı farklı yerlere yalın ayak yürüyen, yüzme bilmediği halde denizlerde yüzüp karaya vuran akranlarınız var. Hayalleriniz var, yarım kalan günleriniz var. Babalarının tabutlarına sarılan dostlarınız var sonra, babasının mezarını sulayanlarınız var çocuk. Uçurtmalarınız var biliyorum. İpleri gökyüzünün sonsuzluğunu amaçlayan uçurtmalarınız var. Ellerinde bıçaklar olan amcalar da var, uçurtma avcısı olan amcalar. Eli kanlı amcalar. Uykunuz var çocuk, daha ne olduğunu dahi bilmeden, korkusunu yaşadığınız ölüm var. Çocuk... Umutları olan çocuk. Yarınlar var. Umutlar var. Allah var. Selametle kal.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Mücahit Kılıç yazdı, 2 misafir olmak üzere 3 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
24 May 16 06:00
Hikaye-İ Gureba

Çok güçlü birisi olamamıştı zannımca

Sakallarını kesecek kadar dermanı yok

Olacak ki küçük bir kız çocuğunu andırıyor

Elinde sönmeye yüz tutmuş sigara

Küller

Yere düşmemekte ısrarcı izmaritler

Topallıyor gibiydi lakin baston yakışıyordu

Tabi sorarsanız bana

Sıkıca bağlanmış kravatı fiyakalıydı da

Biraz eksik olsa da kundurasında boya

Yüzü gülerdi bir paket Marlboro'ya

Her cuma namazı öncesi yürür şadırvana

Ceketini asıp duvara

Sigarasından ayrılıp çekerdi bir bismillah

Takvada üstündü yine zannımca

Kasılarak yürürken kimileri avluya

Başını eğerdi öne, yüzünü silerdi bir havluya

Yürürdü hafiften topallaya topallaya

Selam verişi dahi kibardı

Bir iki beyaz saçı vardı

Onlar da hatırdan sebep dururlardı

Akşam oldu kapı çaldı

İnna lillah ve inna ileyhi raciun

Helal edin hakkınızı hazirun

Bir bastonu bir takımı kaldı geriye

Evladı olsa bölüşemezlerdi diye

Daha sağken derdi

Rahat giderdi bu yüzden fakirler

El hak haklıydı

Geriye kaldı

Rahmet okuyan bir bastonu

Bir de bu garip dostu...

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Mücahit Kılıç yazdı, 4 misafir olmak üzere 5 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
21 May 16 22:00
Sizlik Bizlik Kimsesizlik

Yemin olsun acılara. Acıları uyandıran notalara. Acılar sessizce gözlerini uzak diyarlara kaptırmışken, bir çığlık kopartıp onları uyandıran ve kalbime büyük bir taarruz başlatan notalara. Haylazca yanıma sokulan ve selam veren akşamlara. Herkesin yorgan sandığı akşamlara. Soframın tuzu biberi olan yalnızlığa ve o yalnızlığın tadını bozduğu lokmalara. Kitaplara, kitap tozlarına, raflara ve kendi kendine konuşan laflara yemin olsun. Sayfalara ve sokakta top oynayan minik tayfalara... Bakıyorum ve şaşıyorum aynalara, yaşımızı saymalara, ölümü anmalara, ölmeyecekmiş sanmalara... Yaşıyorum savrulmalara, akıyorum kurumamak için olanca kuvvetiyle suyun kaynağına ulaşmaya çalışan çağlayanlara. Aşıyorum kalbimin en yüksek tepelerini, sonra tepelerde kalıyorum ve manzaramı izliyorum. Yatağımda manzaramı... Haydi çıkın gelin desem hiç ses vermeyecek umutların yolunu gözlüyorum. Acımı gizliyorum. Sanırım, başrolünü oynadığım filmin en sıkıcı sahnelerini izliyorum. İçimde yokluğa doğru, sonsuza doğru koşmak arzusuyla yanıp tutuşan küheylanı dizginliyorum. Ne ıssızlık arıyorum, ne susuzluk duyuyorum bu kurak yatakta. Yalnız biraz açılsa pencerem, içeriye vuran güneş ışıklarıyla nefes alsa biraz odam. Ben değil odam. Evet yaşıyorum. Yaşlarım artıyor bir bir. Bir iki üç derken, güç kazanırken, koşmaya başlarken duyduğum o heyecan sanırım açık kalan penceremden kaçıp gitti. Kafamda tuhaf bir soru; Peki kim pencereyi açık bırakıp gitti? Evet yemin olsun yalnızlığa, kaleme ve mürekkebe. Yaşama ve ölüme yemin olsun. 

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
24 May 00:43

Misafir

You Sir/Madam are the enemy of confusion evherwreye!

Mücahit Kılıç yazdı, 3 misafir olmak üzere 4 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
17 May 16 02:00
Biraz Tefekkür

Günümüzün liseleri ve hatta üniversitelerinin milli ve manevi anlamda nerede olduklarını tefekkür etmek milli bir vazife kanımca. Türk milleti, Doğu medeniyeti ve bir tarih birikimi. Onlarca baş yapıt. Nasihatler ve alınabilecek onlarca ders var. Teşbih yapmak gerekirse bir insan atölyesi, bir nesil fabrikası ve ilim irfan yuvası kurmak, Türk milletinin köklerinden beslenip, Türk-İslâm mefkûresi izinde bir gençlik yetiştirme gayesi taşıyan kuruluşlar. İmam-Hatip liseleri, Fen liseleri, Anadolu liseleri varsa şayet, oturup bir düşünmek lazım gelir. Acaba bir alternatif üretmek mümkün müdür? Elbette mümkündür. Bugün Türk tarihinin ve milli bilincinin damarlardaki kana nüfuz etmesini sağlayacak bir müfredat. Kur'an ve Peygamber'in ideolojisini, hoşgörüsünü, ahlakını beyinlerle nüfuz ettirecek bir eğitim. Neden olmasın? Bence proje bu olmalıdır. Bir ülkenin tarihi akışını değiştirecek, nizam-ı âlem için bir basamak olacak, bir gençlik atölyesi kurumlar. Bunun için şuurlu, cesur ve her manada Türk ve İslam bir zihniyet olması elzem. Allah büyük. Bir gün inşallah. Büyük günlere, güzel günlere...

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Mücahit Kılıç yazdı, 3 misafir olmak üzere 4 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
14 May 16 22:00
Bahar Şenlikleri Üzerine

Yine bir bahar şenliği dönemi ve yine tartışmalar. Öğrencilere sorulduğunda alınan cevaplar gerçekten insanı hayrete düşürüyor. "Üniversiteyi üniversite yapan bahar şenlikleridir." gibi tuhaf tepkiler var. Yahut bir klişe olarak "Bütün bir yıl stres yaşıyoruz bir gün eğlenmek hakkımız." gibi cümleler var. Kimse kusura bakmasın. Ben de bu okuldayım ve duyuru olarak asılan afişlere baktığımda neredeyse haftada bir o festival bu konser bu gezi. Hepsi de var maşallah.

En basiti Sakarya'daki bütün kafeler 7/24 dolu. Burada eğlenenler kim o vakit? Üniversitenin bahar şenliği yapıp yapmaması mevzuu değil bu. Öğrencilerin bahar şenliğine bakışı ve üniversitede olma gayelerini bu şekilde belirtmeleri. Olsun veya olmasın, bahar şenliğini bu kadar önemsemek ve derdimizin bu olması acı bir durum. Ülkede her zaman şehit var o zaman hiçbir şey yapmayalım diyerek bahar şenliklerinin olmamasını eleştirenler de var. Sahiden biz şimdi üniversite gençliği miyiz? Sahiden biz geleceğin teminatı mıyız? Bir şenliğe olan bakışımız, üslubumuz, yaptıklarımız... Hadi yapalım şenliği, eğlenelim gülelim. Ne değişecek yine aynı kafada devam edeceğiz. Üniversiteyi üniversite yapan bahar şenlikleri midir sizce?

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
28 May 21:34

Mutsuz

Puan: 94

5 yıllık üniversite hayatım boyunca hiçbir bahar şenliğine katılmadım. pişman değilim. bir eksikliğini de görmedim.

Mücahit Kılıç yazdı, 3 misafir olmak üzere 4 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
12 May 16 10:00
Kimin Elinden Ne Yiyorsunuz?

İlla elma yemek zorunda mısınız? Ya da tek bir parçasını yemek zorunda mısınız? Hiçbir şey yemek zorunda değilsiniz. Eğer önünüze sunulan menüde çürük ya da faydasız yemekler varsa hiçbirini yemek zorunda değilsiniz. Aç kalmanız elbette sizi korkutabilir, düşündürebilir ya da endişelendirebilir. Mesele elma ya da avokado değildir azizim! Bunlar hadisenin perdelerini aralamak için yapılan birkaç basit tasvirden ibarettir. Tamamı kutuplaşmış, ayrılmış, kindarlaşmış ve birbirinden uzaklaşmış kesimleri yaratan bu sistemi anlatmak için yapılmış aciz bir benzetme. Şöyle bir düşünün; Bir topluluğu, örgütü, partiyi veya kurumu destekleyen binlerce hatta milyonlarca kişi olabilmektedir. Peki bu saydığım kurumları kimler destekliyor? Genel bir soru bu. Herhangi bir tarafa çekilmesini istemediğim bir soru. Kısacası herkesi ilgilendiren bir soru. Yolda yürürken önünüze bakmak yerine birkaç dakikalığına çevrenize bakın. Sonra aynaya bakın. Bir mitinge gidin, bir tartışma programı izleyin. Tartışanlar neyi tartışmakta, mitinge gidenler neyi desteklemekte? Bir de şunu sorun; Neden desteklemekte? Bir topluluğa konuştuğunuzu düşünün ve o toplulukta sevmediğiniz ya da daha doğrusu görüşlerinin ve zihniyetinin dar pencereli olduğunu bildiğiniz kişilerden oluşan bir topluluk olsun bu topluluk. Basit ve pek de doğru olmadığını düşündüğünüz bir konuşma yaptınız ve bu konuşma o dar pencereleri kırıp geçti. Herkes ayakta ve sizi alkışlıyor. Neden alkışlıyor? Çünkü beğendiler. Peki siz bu konuşmanın pek alkışlanmaya layık olan bir konuşma olmadığını biliyorsunuz. Temsili bir rakam verecek olursak bin kişilik bir topluluk olsun bu topluluk. Ve içlerinden biri hariç hepsi size hayran olmuş ve körü körüne destekleyen bir üslupla slogan atmakta. Bir kişi hariç, o bir kişi bu konuşmanın aslında o kadar da içi dolu ve etkili bir konuşma olmadığını söylesin. Sonra geri kalanların o bir kişiye nasıl hücum ettiğini izleyin. Size destek verenlerin bakış açıları her ne kadar sayıları çok da olsa o bir kişiden geniş olamadığı için sizin yaptığınız konuşmanın binler tarafından desteklenmesinin bir anlamı kaldı mı şimdi? Bu sorunun cevabını kendiniz verin. Çünkü az önce önce çevrenize sonra aynaya bakın demiştim. İşte onu yapın yani. Şimdi gelelim asıl konuya. Bugün meydanlarda, televizyonlarda size bir şeyler sunan politik veya siyasi aşçıların menüleri ne kadar sağlıklı? Bir taraftan bir grup size: ‘Etme eyleme bak hiç yoktansa bunlar iyidir, gel en azından kötünün iyisi bu.’ Biraz daha açarsak siz bu kötünün iyisini desteklemek zorunda da değilsiniz. Yani desteklemezseniz hiçbir şey kaybetmeyeceksiniz. Yani aşçı size gelip: ’Efendim elimizde iyi yemek yok fakat bu biraz çürümüş yani en çürümüşü yemekten iyidir.’ Dediği zaman siz o yemeği yer misiniz? 

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Mücahit Kılıç yazdı, 3 misafir olmak üzere 4 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
10 May 16 06:00
Yiğidim

Bu topraklar ki fırtınalar kopartacak bir deniz, gökleri inletecek bir deprem, kulakları sağır edecek bir yankı. Haydi çık ve yürü aslanım! Yürü ki sussun küfür, yürü ki bozulsun bu alçak düzen. Davran, tez davran yiğidim. Cenge sür atını, kır atını... Çek kılıcı kınından. Kılıç dahi seni beklemekte yiğidim. Vur gafile, vur ve inlet arş-ı azamı yiğidim. Seni beklemekte doğan güneş. Nallara kıvılcım çak yiğidim. Tozu dumana, sözü imana kat yiğidim. Rüzgar arkandan baksın ve kıskansın dağılan saçlarını. Sür orduları yiğidim. Çek sancağı kubbeye, davran yiğidim. Bekleme, tez davran cenk meydanlarına ve yak göğü yiğidim. Yak gafleti, yık hasreti yiğidim. Anandan, atandan, töreden ve gayri tüm milletten esirgeme canını yiğidim. Devlet ki yaşasın, millet ki gülsün, alem nizam-ı alem görsün, haçlı sürünsün, mazlum alsın ahını yiğidim. Davran... Tez davran yiğidim.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Mücahit Kılıç yazdı, 3 misafir olmak üzere 6 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
8 May 16 06:00
Elbet Yeniden

Elbet dirilecektir bir millet. Ölü elbet dirilecektir. Ancak haşrolmak vaktinden önce bir kez daha dirilmek lazım gelmez mi?

Ve ümitvârız. Sabah namazına kalkmak zordur. Yataktan çıkmak zor. Ancak yüzüne su çarptığın vakit zafer senindir. Yüzümüze su çarpacağız.

Türk milleti, sıcak yataklarımızdan kalkıp yüzümüze soğuk suyu vuracağız. İşte o vakit aldığımız o abdestin namazını Viyana'da kılacağız.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Mücahit Kılıç yazdı, 2 misafir olmak üzere 4 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
6 May 16 22:00
Medeniyet Üzerine

Batı’nın bize yutturduğu en güzel uyku haplarından birisi de “gericilik” olsa gerek. Düzenli olarak dozumuzu veriyorlar eksik olmasınlar. Geride kalan, geçmişe ait olan veya geçmişin günümüze taşıdığı örf, adet ve en önemlisi mukaddesâtı “gericilik” diyerek bize geri verdiler. Bir kısım aklı satın alınmışlar, bir milleti, bir medeniyeti bir günde kuracaklarını sanıp, birikimleri bize gericilik diye reklam etti. Bir bina temeli üzerine yapılırken, bir millet, bir medeniyet nasıl olur da geriden, geçmişten bir şeyler katamaz bugününe? İşlerine gelmeyen, bizi biz yapan ve Batı’nın o batmayan güneşinin önünü kesen bütün değerlerimiz artık bizim için “gericilik” oluverdi.

Yazık ki biz, bize düşman olanlardan daha çok bize düşman olduk. Kendi topuğumuza şarjör boşalttık. Bize neyi nasıl gösterdilerse öyle gördük. Din ilerlemeye engel dediler ateist olduk, maymundan geldik dediler evrimci olduk. Koskoca bir millet, bir medeniyet adeta küçük bir bebek gibi eline ne verildiyse onu hoş görüp benimsedi. Ne yazık ki o bebek hâlâ büyümedi. Geride kalıp, ahlaksızlık, maddecilik, ruhsal bataklık gibi kavramlardan korunmak yerine “çağdaş ve ilerici” olup hepsinin dibine battık. Kendi halklarını uyuttukları haplarla maalesef bizi de uyuttular. Oysa onlar uyumaya müsaitti. Peki ya biz? Biz müslümandık? Biz Türk idik?Sınırsız içkiler, sexist propagandalar, kulüpler barlar vs vs. Bizim mide bu hapları kaldırmazdı oysa. Geride kalıp korunamadık. Velhasıl, şurada bir ateş yansa geride bekleyip yanmak istemeyecek gafiller, kalkıp bir medeniyete gericilik ilericilik dersi vermesin.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.