Türkiye Aktivitesi
553 ziyaret
1 online
Mücahit Kılıç
http://www.mucahitkilic.com/

Edebiyat Puanı

919 puan Turkuaz Kalem

Derecesi

5 [Toplam 182 kişi]

Edebiyat
Tümü(7)
Pinledikleri(0)
Mücahit Kılıç yazdı, 13 misafir olmak üzere 15 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
14 Ara 16 22:00
Divan Şiirinde Bir Aşk Yolculuğu

 Sevmek ve sevilmek eylemlerinde, sevginin ve sevmenin kâğıda döküldüğü zamanlarda karşımıza şiir müessesesi çıkmaktadır. Bu hadise, tarihin her devrinde bu şekilde tezahür etmektedir. Edebiyatlar çoğunlukla bu iki vaka etrafında oluşur. Gelin şimdi hep beraber edebiyatımızın 600 senesini aşkın bir zaman dilimini kapsayan dönemine bir yolculuk yapalım.

Öncelikle şunu belirtmekte fayda görüyorum. Nasıl ki her devrin bir siyasi atmosferi var, her devrin de bir âşık portresi ve her devrin bir aşkı vardır. İşte biz de bu devirlerden birisi olan edebiyatımızın klasik devrine yahut daha yaygın ismiyle divan edebiyatına bir bakış atacağız.

Divan şiiri, odağını âşık-maşuk ilişkisi üzerine kuran ve gerek beşerî gerekse ilahi anlamda işlenen aşkın çoğu zaman mübalağalar eşliğinde yaşandığı bir şiirdir. Zaten duygular da bir bakıma mübalağaya en çok kapı aralayan ruh hâlleri değil midir? Şimdi benden delil isteyeceksiniz ve bu gayet tabii bir beklentidir. Haydi, başlayalım.

Gel gel beri ki savm ü salâtın kazâsı var

Sensiz geçen zamân-ı hayâtın kazâsı yok

(Nesîmî)

Gel, gel beri ki, orucun ve namazın kazası var; (ama) sensiz geçen günlerin kazası yok.

Kaza etmek, dinde vaktinde yapılmayan bir ibadetin daha sonra telafi maksadıyla yapılması diye kısa ve basit bir tanımlama ile ele alındığında burada şair için ilk bakışta sevgilinin namazdan ve oruçtan daha önce geldiği gibi bir anlam ortaya çıkabilir. Ancak bu, bir şiirdir ve şiir de pek tabii bir duygu işidir. Duygular da mübalağanın müsebbibidir. Namazı kazaya bıraktığında tövbe isteyeceği bir Allah var iken, sevgiliyi bir an olsun terk edince bağışlanma dilenecek kim ola ki? Belki de şair bize yine en merhametlinin kim olduğunu burada göstermek istiyordur. Düşünmek de bizim işimiz olsun o vakit.

Güllü dîbâ giydin ammâ korkarım âzâr eder

Nâzenînim sâye-i hâr-ı gül-i dîbâ seni

(Nedim)

Ey nazlı yârim! Üzerinde gül resimleri bulunan ipek elbise giydin; ama korkarım ki bu elbisedeki güllerin dikenlerinin gölgesi seni incitir.

İşte alın size mükemmel bir mübalağa örneği. Hepimiz sevdiklerimize bir kötülük dokunmasından korkarız, hele hele bu duygu aşk derecesinde bir yoğunluk olan bir his ise ve bu hisler Nedim gibi bir şair tarafından ele alınmışsa orada bu türden bir sakınma görmek sizi şaşırtmasın. İnsan sevdiğini gözünden sakınır elbette. Ona bir kötülük dokunmaması için adeta canını seferber eder. Bu sakınma, eğer divan şiirindeyse bu, sevgiliyi giydiği elbisedeki gül deseninin dikeninden dahi sakınmaya kadar götüren bir hissiyattır. Divan şairleri için sevgili bir yaşam kaynağıdır. Şiirleri de bu kaynaktan kana kana beslenmiştir. O sebeple sevgiliyi bu denli sakınmaları da hoş karşılanmalıdır. Tabii, Nedim üslubu da bu sakınmayı bu denli ince bir düşünce ile ifade etmedeki en önemli unsurdur.

Aşk derdiyle hoşem el çek ilâcumdan tabîb

Kılma derman kim helâkim zehri dermânumdadır

(Fuzûlî)

Ey tabip! (Ben) aşkın derdiyle hoşnutum, bana ilaç vermekten vazgeç, (zira) benim ölümüm senin vereceğin dermandadır.

Divan şiirinin en büyük ustalarından olan Fuzûlî, aşka ve âşıklığa başka bir boyutla bakmamızı sağlamakta. Divan şairleri aşklarını sevgiliye canlarını verecek şekilde yaşarlar. Onlar için sevgilinin yolunda acı ve eziyet çekmek bir mutluluk ve adeta bir yaşama sebebidir. O sebeple eğer bu şairlere birisi olur da bu aşktan kurtulmaları için bir çare sunarsa onlar bunu kesin olarak reddederler. Çünkü eğer âşıktan maşuğu alırsanız ondan geriye ne kalır? Sevgilinin ona sunduğu tek şey cefa da olsa, âşık bunu seve seve kabul eder ve bunu bir ilgi ve lütuf olarak görür. Divan şiirine ve divan şairlerine bir nefeslik de olsa bir göz atmış bulunmaktayız. Bu tür örneklere sayısız denecek kadar çok rastlayabiliriz. Elbette aşk her dönemde ele alınmıştır. Elbette, aşka insanlığın her devrinde rastlama imkânımız vardır. Biz de aşkın divan şiiri safhasını ele aldık. Ancak bu devir için kanaatimce şu değerlendirmeyi yapabilirim: Aşk; aklı, ezici bir üstünlükle ele geçirmiştir.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Mücahit Kılıç yazdı, 5 misafir olmak üzere 9 kişi beğendi, 2 yorum yapıldı.
19 Eki 16 06:00
Mücahit'e

Âlem dolu ibret ile bakmasını bilene

Âteş hazır durur her dâim, yakmasını bilene

Ömürde bir kez rahat kapa kâfi gözlerin

Ölüm dahi kolay, yaşamayı bilene...

Ey Mücahit! eşk ile arz-ı hâl eyle Rahmâna

Kelâm dahi kolay, ilm-i sükûtu bilene...

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
21 Eki 05:36

Teşekkürler...

20 Eki 22:11

Kısa ama gayet yerinde kelâmlar.. yüreğinize sağlık

Mücahit Kılıç yazdı, 5 misafir olmak üzere 6 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
13 Eki 16 06:00
Dosta

Her aksinde ruhumu titreren fecrin o garip fısıltısına bir mânâ verebilmiş değilken kalbim, bu gidiş de neyin nesi? Hani güneşi her gördüğümüzde birbirine değecek olan bulutlara bakıp resim çizme ayinlerimiz? "Nerede kaldın dost..." Dedirtmeyecektik ya sâhi? Şimdi her adımda yürüdüğümüz kaldırımlar feryâd ü figân etmekte desem sana. Desem ki güneş pek bir nazlı senden sonra. İmdât, imdât ister köşebaşları. Köşebaşlarının başları bükük desem senden sonra. "Ne fayda?" dedirtme yollara. Bir çift gözüm var servetim, beni de mahçup etme onlara. Bırak kara toprak Veysel'in sâdık yâri olsun. Şimdi sırası mı el sallamanın? Heyhât! Nerede bu gidişe bir çare. Hangi tabip bakar yarama. Hangi falcı kandırır beni? Kaç vakte kadar gelirsin ya da? Ağyârın kelâmına muhtaç eyleme dilimi. Bana hesap sorar kılma ellerimi. Soldurma güllerimi. Çıkıver, sevindir yollarımı. Dost diye diye koşayım eşiğe. Dost diye diye...

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Mücahit Kılıç yazdı, 8 misafir beğendi, henüz yorum yapılmadı.
2 Eyl 16 06:00
Âh-I Bâkî Vü Fuzûlî

Şiir, duyguların ve soyut olanların ürünüdür. Duygular ise mübalağanın en sadık çocuklarından birisidir. İnsanoğlu duygularını aktarırken çoğunlukla mübalağa ile bunu yapar. Özellikle de şairler. Şair, duygular ve onların dışa vurumu konusunda elbette diğer insanlardan farklı bir yerdedir. Şairlerin duygularını kâğıda yahut söze döktüklerinde ortaya çıkan ürünlerde her dâim bir mübalağa görülmektedir. Şair, duygularını kaleminin dev aynasından bize sunmaktadır desek yanılmış olmayız. Şimdi Klasik Türk Edebiyatı'nın en meşhur ve en başarılı iki şairinin bu konudaki maharetlerine şairlerin birer beyitini ele alarak göz atalım. Bu iki şair birçok kişinin mâlumu olduğu üzre Bâkî ve Fuzûlî'dir. Önce Fuzûlî'nin beytine bakalım:

Beni candan usandırdı cefâdan yâr usanmaz mı?

Felekler yandı âhımdan murâdım şem’i yanmaz mı?

(Beni canımdan uslandırdı, eziyetten yâr usanmaz mı? Âhımdan gökler yandı, isteğimin mumu yanmaz mı?)

Duyguların ifadesindeki mübalağa kendisini doğrudan belli etmekte. Aşkından ve aşkının verdiği eziyetten, sevgilinin kendisine karşı olan tutumundan dolayı âh etmesi felekleri dahi yakmıştır ancak isteği olan sevgiliye kavuşmasının mumunu yakamamıştır. Burada ustaca bir mübalağa vardır. Feleklerin yanması karşısında bir mumun yanmaması akıl işi değildir. Bir âh ile feleklerin yanması da aynı şekilde. Ancak bu şiirdir. Şair de ustalığını bu şekilde göstermektedir.

Bâkî'nin beyitine gelecek olursak:

Zahm-ı hadeng-i âh ile deldüm şu denlü kim

Kef-gîre döndi günbend-i heft âsmânı gör

(Büyük kayın ağacını öyle bir âh ile deldim, süzgece dönen yedi kat semâyı gör.)

Bu kez âh eden Bâkî'dir. Tevriyeleriyle de nam salmış olan şair burada ise mübalağa sanatını ustaca kullanmıştır. Fuzûlî'nin âhı ile felekler yanmıştır, Bâkî'nin âhı ile yedi kat semâ süzgece dönmüştür. İki beyitin ortak noktası derdinden âh eden şairin yakarışını bize göstermesidir. Kezâ "bir ah etsem karşı dağlar yıkılır" deyişi de bu konuya bir diğer örnektir. Âşık-mâşuk ilişkisinde âşığın âhı diye bir gerçek vardır. Bu halk şiirinde de karşımıza böyle çıkar, bir hikâyede de böyle, divan şiirinde de böyle. Ancak şairi şair yapan da burada duygularını ifade ediş biçimidir. Hangi şair duygularını kelimelere ustaca dökerse o şair öne çıkar. Bir âhı ile felekleri yakan ancak sevgiliye kavuşma isteği olan mumu yakamayan şair ve işlediği mübalağa ile insanı hayrete düşüren Fuzûlî, diğer yanda bir âh edip semâları delip süzgece çeviren Bâkî. Bu iki şairi ve bu ustalıktaki şairleri de böyle noktalara getiren de bu özellikleri olsa gerek.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Mücahit Kılıç yazdı, 5 misafir olmak üzere 6 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
15 Tem 16 02:00
Lütfen Dinleyin

İnsan her zaman söze nereden başlasam diye düşünüyor sanırım. Söze nereden başlasam, aynı zamanda size nereden başlasam bilemiyorum anlatmaya lakin, lakin azımsanmayacak derecede birikmişlerimiz var. Bugün fazladan bir iki derin nefes daha aldım. -Ne önemi var diyebilirsiniz- Daha sonra gözlerimi biraz daha geç açtım ve en önemlisi de bugün soğuk suyla yıkadım yüzümü. Ne cesaret ama değil mi? Sabah o soğukta yüzünü sıcak suyu açmadan yıkamak. Büyük iş doğrusu. Tabi siz nereden bileceksiniz bu tür muharebeleri. Siz hiç muslukla savaştınız mı? Kolay iş değildir öyle bakıp gülmeyiniz. Lütfen gülmeyiniz. Hanımefendiler, beyfendiler! Uçak anonsu mu yapıyoruz yahu? Hem ben pilot muyum? En son birkaç umuttan ibaret mürettebatım ile kaderin karanlık sularına çakıldı uçağım. Karakutu da bulunamadı şansıma. Polis epeyce soruşturdu kazanın sebebini, en sonunda olayı örtmek için "pilot hatası" dediler. Pilot hatası öyle mi? Güldürmeyin Allah aşkına! Belki de öyledir bilemiyorum. Neyse konumuz bu değildi. Musluk savaşını zor da olsa kazandım. Ancak biraz yara da aldım. Sanırım yüz hatlarım bana umarsızca küfretti. "İnsan bir haber verir hayvan herif! Sen sabah yüzünü soğuk suyla yıkayacaksın ve bunu bizden habersiz yapacaksın. Yazıklar olsun. Kimsede saygı kalmamış dostlar." Dediklerini duyar gibi oldum. Onlar da haksız sayılmazlar. İnsan, saygısını kaybetmemeli. Sonra çok büyük bir risk aldım. Durağa yaklaşırken hızımı arttırmadım. Aynı yavaş adımlarla yürümeye devam ettim. Otobüs gelir de yetişemem kaygısıyla son 100 metresini adeta küçük bir maraton gibi hızlıca yürüyen işçilerin tersine ben bugün büyük bir risk aldım ve yavaş yürüdüm durağa. Otobüse yetiştim mi diye merak edecek olursanız, ne önemi var? Sonuçta o riski aldım değil mi? Yapmayın ama biraz insana hakkını teslim edin. Büyük bir iş değil mi bu? Bence büyük bir iş. Ne gün ama! Sabah yüzünü soğuk suyla yıka ve işe giderken durağa yüz metre kala hızını arttırma. Böyle macera dolu ve yiğitçe geçirilen bir günün ardından eve gelip elbette kendime bir ödül çayı koyacağım. İngilizlerin beş çayı vardı dimi bir de. Beş çayı da ne ola? İnsan ödül çayı varken beş çayı içer mi hiç? Neyse ne diyordum? Birikmiş çok şey vardı sanırım. Neyse ömür bir gün değil ki. Elbet konuşuruz. Hadi eyvallah.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Mücahit Kılıç yazdı, 6 misafir beğendi, henüz yorum yapılmadı.
16 Haz 16 06:00
Maddi ve Manevi Rahatsızlık

Uzaktan bakınca kötüymüş gibi görünen bir çok şey gibi rahatsızlık duymak da bize hoş görünmeyen bir hadisedir. İnsanın zihninde, kalbinde, hissiyatında bazı depremlere ve artçı sarsıntılara sebep olan o rahatsızlık hissi de rahatsızlığın bir türü olsa gerek. İnsanoğlu beden olarak rahatsızlanır ve bu rahatsızlık ekseri olarak yaşlılıkta meydana gelir. Ancak bir de manevi rahatsızlık vardır. Bazı şeyleri yapmak veya yapmamaktan kaynaklanan vicdan muhakemesi. Maddi rahatsızlık ile manevi rahatsızlık tamamen zıt iki hadisedir. Çünkü bedenin rahatsızlık duyması artık eskisi kadar güçlü ve zinde olmamasından kaynaklanır. Manevi rahatsızlık ise tam tersi bir şekilde insanın kalbinin, ruhunun ve zihninin olgunlaşması, yeniden doğması ve bir anlam ifade etmeye başlamasının getirisidir. Bu sebeple misal bir insan bugün az kitap okudum düşüncesiyle vicdanen rahatsızlık duyarsa buna kim bir hastalık yahut aksaklık diyebilir? Ya da bugün birilerine faydam dokunmadı diyerek vicdanında kendisini sorgulamak nasıl olur da maddi bir rahatsızlıkta olduğu gibi acizlik yahut muhtaç olmayı beraberinde getirir. Nasıl felçli bir kimse birilerine muhtaç ise, bedenindeki rahatsızlık buna sebep ise, yaptıklarından veya yapmadıklarından dolayı vicdanı ve kalbi rahatsızlık duyabilen kişiler de tam tersine o denli özgür kişilerdir. Allah hepimize sağlık ve afiyet versin lakin fikrî ve vicdanî rahatsızlığımızı da her daim muhafaza etmemize de yardım eylesin.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Mücahit Kılıç yazdı, 8 misafir olmak üzere 11 kişi beğendi, 2 yorum yapıldı.
20 May 16 06:00
Merhaba ve Elveda

Doğan güneş, geçen zaman, ilk nefesini içine çeken ve sonra içli bir ağlamaya tutulan dünya misafiri. Merhaba...

Her şeye ve herkese. Bir yetimhanenin karanlık ve en çok da yalnızlık kokan yatakhanesindeki çocuk. Sabahın ilk ışıklarıyla yollara koyulan işçi, yol gözleyen anne, hasret çeken baba, özlemle katmerlenmiş mezar taşları...

İlk kez yere düşüp dizlerini kanatan yaramaz minik, yüzünde anılarından paragraflar olmuş ihtiyar, doğan güneş ve geçen zaman. Sabah yeliyle savrulan gonca, yağmurda ıslanan serçe ve yere atılan ekmek...

Yıldızların aydınlattığı yalnız dağlar, coşkun dereler ve alem. Merhaba kanat çırptığı semalarda ilk kez süzülen kartala, simit bekleyen martıya, sadık köpeğe ve insanoğluna.

Merhaba yaşarken ayaklar altında ezilen, öldüğünde omuzlarda taşınan tabut sahibi. Biz ve bizim olanlar, bugün merhaba yarın elveda ve sonra...

Önceleri hapsetmiş bir gardiyan sonra. Sana da merhaba. Ey ilk nefesini çekip ağlayan bebek, selam ver günlere, aylara, yıllara ve ömrüne. Ey ölü, selam ver toprağa. Ey kalbim, savrulup giden zamana ve birkaç telden beyazlık tutan saçlarıma selam ver. Sen de bir kez olsun gül ve bak güneşe, gözlerin kısılsın, yüzün ısınsın en çok da kalbin çocuk. Merhaba gülümsemeye, elveda acılara de. Haykır arşa doğru ve dök mutsuzluğu eteklerinden.

Bugüne merhaba, düne elveda. Piyanoya ve kemana da elveda. Selamla ömrüm, sevgi ve selamla. Bir gün elbet; sana elveda, toprağa merhaba.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
24 May 01:24

Thank you so much for your comment.

24 May 01:15

Misafir

What an awesome way to explain this-now I know evhynteirg!