Türkiye Aktivitesi
850 ziyaret
1 online
Mustafa Fevzi Karagöz
Çok şey var yazılacak lâkin marifet gerek. Sporcuların diyetisyeni olma yolunda ilerlemeyi kendimize uğraşı edindik ve gerçekten faydalı bir şeyler yapıyor gibi hissetmek için buralara geldik

Türkiye Puanı

36 puan Koyu Mavi Kalem

Derecesi

136 [Toplam 1623 kişi]

Türkiye
Tümü(1)
Pinledikleri(0)
Mustafa Fevzi Karagöz yazdı, 1 misafir olmak üzere 5 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
15 Kas 15 01:00
Hat Yazan Eller Odun Yardı

Bu başlık "Derin Tarih" dergisinin bahsettiği konulardan biri ve daha başlığı okuduğumda beni yürekten sarsmıştı. "Yeni" bir bakış açısı kazandırma derdinde değilim; bir bakış sağlama niyetindeyim. Kişileri tartışıp da anlatmak istediklerimin amaçtan sapması niyetinde hiç değilim. Nesnel olarak yaklaşmanızı rica ederim çünkü ancak bu şekilde zihninize ve kalbinize ulaşabileceğim kanısındayım.

Bir zamanların pek değerli şahısları, herkes hürmet eder, el üstünde tutarmış. Bir yazı değil onların yaptıkları sadece. Yaratıcılıklarını konuşturdukları, anlamları üst üstüne koyup hem de içine deren zatlar. Öyle büyük ki zanaatları, derine indikçe daha da yukarı çıkarıyor insanı. Vav'lardan Elif'lere, Tuğra'lardan Besmele'lere. Hepsi ayrı, hepsi birbirinden güzel. Hiç kötüsü de yok bunların herhalde, en azından ben duymadım. Yaptıkları eserler hem gözleri doyururmuş hem kalpleri. Onların kendilerini anlatma yöntemi de buymuş. Geçimlerini de böyle sağlarlarmış bu zanaatkârlar. Böyle ince bir sanatı hakkıyla yerine getirmek öyle kolay da değilmiş. Değer üstüne değer, anlam içine anlam, hürmet ki ne hürmet? Ellerinin çok ince işçilikleri varmış. Öyle hassas bir sanat ile meşgullermiş ki odun kırmak, tarlada çalışmak vb. yorucu işler bu sanata göre değilmiş hiç. Elleri pek değerli olduğu için yorulmaması, ağrımaması gerekirmiş. Pek çoğu devlet dairelerinde katiplik ve hattat hocalığı yaparmış. Cağaloğlu'nda Ankara Caddesi'nde 350 tane hattat dükkânı da varmış. 1914 yılında gerilemekte olan hat sanatını ihya etmek ve nitelikli sanatçı yetiştirmek amacıyla Mederesetü'l-Hattâtîn (Hattatlar Okulu) açılmış, ki bu okulda dönemin en meşhur hocaları hattatlık yaparmış. 1924'te ismi sebebiyle olacak ki, aslında bir sanat okulu olmasına rağmen, medrese zannedilerek kapatılmış. Bundan 8 ay sonra geri açılmış ancak 1929'da tekrar kapatılmış. Okulun hocalarından Nuri Efendi İstanbul'daki evini satıp, çiftçilik yapmak üzere babasının Kastamonu'daki köyüne yerleşmiş.

Geçmişin itibarlı hocaları sanatlarıyla ilgili özel bir izin almak durumunda kalmışlardı. Bunlardan biri olan Necmettin Okyay o dönem yaşadığı duyguyu, "hattatız demeğe korkuyorduk" diyerek dile getirmiş.

Halim Özyazıcı da Tepebağı bölgesinde boş bir arazi satın alıp bağcılık yapmağa başlamış. Nadiren gelen hat siparişlerini "sâbıkan hattât, hâlen bağban" yani "eskiden hattat,şimdilerde bağcı" olarak imzalıyormuş. Bağcılığa başlamadan evvel Medesetü'l-Hattâtîn kapanınca bir ilkokulda yeni yazıyı öğretiyormuş. Diploması olmadığı için ordan da çıkarılmış. Kendi anlattığı üzere sebzecilik yapmış, toprak bellemiş, odun yarmış. Bir gün Cerrahpaşa'da Altınmermer'de doğduğu evin sokağından geçerken Hattat Halim Sokağı tabelasını görmüş. Ağzından şunlar dökülmüş; "Şaşırdım. Adımı yüceltmişler. Allah razı olsun![...] Şu garip cilveye bakın, bir taraftan diplomam olmadığı için beni ilkokuldan çıkarıyorlar,öbür taraftan da namımı tebcil ediyorlar, mükafatlandırıyorlar."

1940'lı yıllara kadar hattatlar işleriyle pek uğraşmamışlar. Bundan sonra tarihî cami restorasyonu gibi ilerde ihtiyaç duyulunca hattatlıklarını devam ettirmişler. Sonra da azalarak bugüne gelmişler.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.