Türkiye Aktivitesi
60 ziyaret
1 online
Muhammed Emir Yavuz
Hakkında henüz bir şey yazmadı.

Türkiye Puanı

105 puan Mavi Kalem

Derecesi

68 [Toplam 1578 kişi]

Türkiye
Tümü(3)
Pinledikleri(0)
Muhammed Emir Yavuz yazdı, 9 misafir beğendi, 2 yorum yapıldı.
5 Ara 17 09:00
Tarafım Türkiyedir

 Cemil Meriç’in ‘’Bu ülkede sağ-sol yoktur, namuslular ve namussuzlar vardır’’ sözü, son zamanlarda dahili ve harici çeteler tarafından her türlü kirli ve namertçe saldırılarla boğuşan bu ülkede yaşayan herkes için mihenk vazifesini görüyor. Anlaşılan o ki, sağ soldan ziyade namuslu olup olmamak, her türlü ideolojiden bağımsız bir taraf seçmektir. Bu seçimle insan, kendini Cemil Meriç’in kategorize ettiği sınıflardan birine yerleştirir.

  Hikmet Kıvılcımlı’yı bilirsiniz. 1954 yılında Vatan Partisini kurmuş, sosyalist bir liderdi. O kendine bir taraf seçmiş ve 1957 yılında Eyüp Sultan’da yaptığı mitingde tarafını belli etmişti. Şöyle başlıyordu konuşmasına:

 ‘’Muhterem Vatandaşlarım! Sevgili İşçi kardeşlerim! Bugün, Müslüman İstanbul'umuzun, İstanbul'dan önce Müslüman olan Eyüp bölgesinde Vatan Partisi'nin sesini duyurmaya geldik.’’

  Merak edenler devamını https://www.timeturk.com/tr/2013/01/06/hikmet-kivilcimli-nin-tarihi-eyup-sultan-konusmasi.html buradan okuyabilirler.

  Yalnız bu giriş cümlesi bile şimdiki Türk solu akla geldiğinde insanı şaşırtmaya yetiyor.. Müslüman İstanbulumuz ifadesi zaten başlı başına bir duruşu gösteriyor. Zulüm 1453’de başladı diyenlere o zaman verilen tarihi cevaptır bu aslında. Evet Hikmet Kıvılcımlı bir taraftı. Şimdi ise, karşı tarafta mevzilenmeyi kendilerine görev bilen bir sol çoğunluk var. Öyle olmasaydı bugünlerde her zamankinden daha çok birlik beraberliğe, yerli ve milli duruş sergilemeye ihtiyacımız varken, Vatan neredeyse tam karşısında durabilecek kadar aleni bir örgütlenmeye şahit olmazdık. Günümüz solcuları belki de Hikmet Kıvılcımlıyı, feodal düzene karşı çıkamayan veya komünist öğretilerden nasibini almamış biri olarak tanımlıyordur, kim bilir. Ama bilinen bir gerçek var ki; o da Hikmet Kıvılcımlının her şeyden öte yerli olduğudur. Moskova’dan devşirme solculardan farkı da budur. Ve bu fark öyle belirgin hale gelmiştir ki, ömürlerini ve ses tellerini kapitalist Amerika’ya karşı mücadeleye adayan güzide solcular, Amerika’da görülen bir davadan dolayı o ülkeyi abi belleyip medet umarak paradigmanın iflasını bilmem kaçıncı defa gözler önüne sermiş oldular. Marx’a mezarında attırdıkları kaçıncı ters takla, insan düşünmüyor değil.

   Solun garabeti sadece bu kadarla bitmiyor. Bir gün, bahsettiğimiz bu solun bu topraklarda bir seçim kazandığını varsayalım. O günün akşamında solcularımız ellerinde Türk bayraklarıyla seçimi kutlar mı dersiniz? Kendini bu topraklara ait hissetmeyenin bayrakla herhangi bir taalluku mümkün mü?

    Gönül istiyor ki, ideoloji ne olursa olsun, kökü bu topraklardan çıkmış olsun. Kökü bu topraklarda olmayanların 15 Temmuz’ da neler yapabileceklerini gördük. Gerçi onlar da, Türkiye ne demekmiş onu gördüler. Lakin biz, hissiyatımızı ve fikriyatımızı diri tutmayınca oluşabileceklere de şahitlik ettik. Türkiye vatandır, vatan sevgisi imandandır. Bu düşünce yönümüzü tayin edip, bizi diri tutmaya yetecektir . Ya, ne diyorduk: ‘’Türkiye ağır yüktür, bilmeyen ne bilesi’’

Sizce bu yazı dergimizin Ocak sayısında yayınlansın mı?
Mutlaka yayınlansın.
Yayınlansın.
Fark etmez.
Yayınlanmasın.
06 Ara 16:58

Allah razı olsun, sagolun.

06 Ara 15:56

Misafir

Çok güzel bir yazı olmuş ve tam da şu anki solun girmiş olduğu çıkmazı çok veciz ifadelerle kaleme almışsınız. Teşekkür ediyoruz.

Muhammed Emir Yavuz yazdı, 7 misafir beğendi, 2 yorum yapıldı.
28 Kas 17 13:00
Ayna Herkese Lazımdır

     ‘’Her cemal ve kemal sahibi, cemalini ve kemalini görmek ve göstermek ister.’’ Bediüzzaman’a ait bu söz, Cenab-ı Hakkın kainatı ve canlı cansız her şeyi ve dahi insanı yaratmasının hikmeti olarak anlaşılır. Cemal ve Kemal sahibi olan Allah, bu sıfatlarını kainat üzerinden biz insanlara göstererek lutfediyor. Dolayısıyla eşrefi mahlukat olan insan da marifetullah vechesiyle bu pencereden O’nun cemalini ve kemalini görebiliyor, hissedebiliyor. Nasıl ki, denizin kabarcıklarında Güneşin aks’i bir güneşin varlığına delalet ediyor ise, küre-i arzda tecelli eden Allah’ın esmasının her biri bizi O’na ulaştıran bir ayna olarak telakki ediliyor.

      Ayna, insanın günde normal olarak en az bir veya birkaç kez bakıp, kendisinin nasıl olduğunu görmesine yarayan, her gün kendisini seyrettiği bir yüzeydir. İnsan, Allah’ın isimlerinin mazharı olduğundan, kendi güzelliğini görmek ve göstermek ister. Bu sebeple ayna, insanın bu hislerini kısmen de olsa gerçekleştirebilir özelliktedir. Fakat çoğu zaman insan, kendini nasıl görmek istiyorsa aynanın karşısında öyle duruyor. İlk önce kendisi kendisini beğenecek ki sonra insanlar hangi gözle bakacaksa bakacak, diye düşünüyor. Her insanının fıtraten kendisini sevmesi gereği, aynanın karşısından genellikle kendini beğenmiş olarak ayrılıyor. Bu burada dursun.

    İnsanların neden bir mürşid bulmaları gerektiği, neden onun dizinin dibinde rahle-i tedrisattan geçmeleri yıllarca tartışılmış, günümüzde belki de bu tartışma nirvana noktasına ulaşmıştır. Bazı aklı evveller tarafından mürşid, bir aracı olarak görülmüş; insanın tövbe edecekse de ibadetini yapacaksa da araya bir vasıta konulmaması gerektiği söylenmiştir. Modernite her alana bir alternatif koyarak boş geçmeme vasfını bu noktada da konuşturmuş, yeni modern mürşidler icat etmiştir. Böylelikle mürşidi kabul etmemek üzere odaklanmış kimseler; moderniteyi, aklı, bilimi ve Batı referansını mürşid olarak kabul etmiştir. Neyse, bu hamur çok su götüreceğinden, anlatmak istediğimiz noktaya gelelim.

     Malumdur ki insan yalnız akıl, kalp, vicdan vs. gibi mefhumlardan ibaret olmadığı gibi binlerce letaifle techiz edilmiştir. Bazı letaiflerin ismi dahi olmasa da insanda mevcut bütün latifenin hissesi vardır. Aklımızın onayladığı, vicdanımızın rahat olduğu bazı anlarda hala tam mutluluğu yakalayamamız bu sebepledir zannediyorum. Eğer insan sadece akıl,kalp vesaireden ibaret bulunmuş olsaydı, söz gelimi aynanın karşısındaki tavrı, hal, hareketleri, zahiri görünüşü insanı gerçek manada mutlu edebilirdi. Mutlu etmiyor çünkü insanın hakikatini her ayna yansıtmıyor, latifeler hisselerini alamıyor. Halbuki müslümanın hor görülmeye, gerçek nasıllığının kendi gözleri önüne serilmeğe çok daha ihtiyacı vardır. Çünkü nefsin en belirgin özelliği kendini asla eksik görmemesi, bilakis sevdirmesidir. Bir müslümanın her gün kendini beğenmemesi, böylelikle bir günü önceki günden daha hayırlı bir vaziyette geçirmesi, üzerine düşendir. Öyle bir ayna ile kendini görecek ki, nefsinin bütün ayıplarını o aynada görecek, pişman olacak, tövbe edecek, nefsin nadanlığıyla yüzleşecek. O ayna bir öğretmen olacak, karşısındakini aynı zamanda eğitecek. İşte mürşid-i hakiki bu aynadır, hakikatin aynasıdır. Bu mefkureyle bir mümin, aynaya her baktığında mürşid terbiyesiyle bakacak ,bu hakikati idrak edebilecek vaziyete dönüşecektir.

   Velhasılı kelam alttaki dizeleri anlayabilirsek, amaç hasıl olacaktır. Buyrun:

Aynalar, bakmayın yüzüme dik dik;

İşte yakalandık, kelepçelendik!

Çıktınız umulmaz anda karşıma,

Başımın tokmağı indi başıma.

Suratımda her suç bir ayrı imza,

Benmişim kendime en büyük ceza!

Ey dipsiz berraklık, ulvi mahkeme!

Acı, hapsettiğin sefil gölgeme!

Nur topu günlerin kanına girdim.

Kutsi emaneti yedim, bitirdim.

Doğmaz güneşlere bağlandı vade;

Dişlerinde, köpek nefsin, irade.

Günah, günah, hasat yerinde demet;

Merhamet, suçumdan aşkın merhamet!

Olur mu, dünyaya indirsem kepenk:

Gözyaşı döksem, Nuh tufanına denk?

Çıkamam, aynalar, aynalar zindan.

Bakamam, aynada, aynada vicdan;

Beni beklemeyin, o bir hevesti;

Gelemem, aynalar yolumu kesti.

Necip Fazıl KISAKÜREK

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
28 Kas 20:26

Teşekkürler.

28 Kas 19:32

Misafir

Mükemmel !

Muhammed Emir Yavuz yazdı, 10 misafir beğendi, 4 yorum yapıldı.
24 Kas 17 09:00
Barzoların Şerri Büyük Olur
dac37061250b262be0b69d8f3be039021511511288

dac37061250b262be0b69d8f3be039021511511288

  Son bikaç yıldır aynı paydada buluşmuş bazı insanları rahatsız eden olaylar gerçekleşiyor. Entelektüel seviyesi yerlerde, toplumu lümpenleştirmeyi kendine görev bilen ama bunu büyük bir titizlikle ve ekrana çıkarılmasını sağlayan güçlerin desteğiyle görevini yapan zevattan bahsediyorum. Belki birkaç yıl önce ekranlarda görüldüğünde çok ciddiye alınmayan veya konjonkturel olarak desteklenen (!) bu insanlar artık kabak tadı vermeye başladı. Öyle bir hal aldı ki üstelik, içinde yaşadıkları toplumu aşağılayan, manevi değerleri hiçe sayan ve bunu hiç gocunmadan söyleyiveren bir ekiple karşı karşıya kaldık.

İmtihanımız büyük. Dava kelimesi bu insanlar yüzünden bir anlam ifade etmiyor artık. Çünkü ne halt yiyorlarsa bu kelimeyi kendilerine kılıf yaparak yiyorlar. Lüks hayatlar, medya patronlukları ve bilumum onlarca şeyi bu kelimeyi kullanarak elde ettiler. Uluslar arası her ziyarette Reis-i Cumhurun yanında yer edindiler. Her fotoğraf karesinde mutluluklarını belli eden pozlar verdiler ve sonra.. Sonrası karışık. Bu zevat, ekrana her çıktıklarında istediklerini söyleme özgürlüğüne kavuştular. Herkesi kendileri gibi düşünmek mecburiyetindeymiş gibi bir hava oluşturdular. Normal hayatlarında bazısı sarhoş gezen, bazısı at yarışı hastası olduğu bilinse de, toplumun belli bir kesimi bunları ‘Dava Adamı, CIA ile bağlantısı olan, Büyük Resmi Gören Müslüman, Komploları Çökerten Ümmet Sevdalısı vs.’ olarak gördü ne hikmetse. Sarhoş gezmesi yada at yarışı hastası olması kınanacak şeyler değil lakin, bunları yaparken ekranlarda İslamcı pozu vermeleri insanları irrite etmek için yetti bile. Velhasıl bu destekleri arkalarına alınca, hayvan terbiyecisini putin’in danışmanı olarak tanıtıp, GTA’nın şifresini darbenin şifresi olarak pespayelikle haber yaptılar. Yıllar yılı kemalizmle mücadeleye hafif bulan ağabeyler, canlı yayında İzmir’in dağlarında çiçekler açtırdılar. Bunlar yetmemiş olacak ki, herhangi bir eleştiriye de kulak asmadılar, hatta eleştirenler kripto fetocu ilan edildi onların nezdinde. En son, son yılların en eyyamcısı kimdir diye sorulsa, yüzü kızarmadan ‘O benim’ diyebilecek zat; her iktidara yaptığı kendi o çirkin eyleminin içine Bosna kelimesini yerleştirince tepkileri üzerine çekti. Sözüm bunları ayırt etmeksizin hepsine. Pelikan vb. gruplandırmanın ötesinde bu kirli ve çirkin siyaseti kim yapıyorsa onlara.

    Ortada ivedilikle çözülmesi gereken bir mesele, bir omurgasızlık olduğu aşikar. Her geçen gün bunlardan birinin o absürd, o ukala, o kendinden menkul lafları gündeme düşüyor. Gündeme düşüyor düşmesine de bu insanlar ekranlardan, patron koltuklarından düşmüyorlar, sendelenmiyorlar bile.. Turnusol kağıdı işlevi gören bir dönemden geçerken, üstümüze düşen vazife bunların paçozluğunu korkmadan çekinmeden dile getirmek ve bu ahlaksızlığa hiçbir gerekçeyle çanak tutmamaktır zannediyorum. Değerli bir büyüğüm, bu hali ‘barzolaşma’ diye tabir etmişti. Ona selam ederek, şöyle bir dua ile bitirelim o halde: Allah bizi bu barzoların şerrinden korusun.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
28 Kas 20:26

Teşekkür ederim Allah razı olsun.

28 Kas 19:32

Misafir

Ancak bu kadar güzel duygulara tercüman olunur kalemine kuvvet !