Türkiye Aktivitesi
597 ziyaret
1 online
Dio Pane Libertà
Yazarım, çizemem. Okurum, okutamam. İlgi alanlarım klişelerdir. Edebiyat, Felsefe ve Hukuk. Sonuncusu mecburiyetten biraz da. Bir de inanç çok ilgimi çeker. not: insanı en iyi okuyarak tanırsınız.

Edebiyat Puanı

84 puan Mor Kalem

Derecesi

64 [Toplam 182 kişi]

Edebiyat
Tümü(4)
Pinledikleri(0)
Dio Pane Libertà yazdı, 2 yorum yapıldı.
15 Oca 17 02:00
Kan ve Barut

Patlar bir aralık gecesinde gözlerinin önünde
Sen durmak bilmezsin koşarsın sürekli
Kavgaya, ölüme ve devlete
Üzerine doğru yürürsün görevin, üzerine doğru vazifenin
Devletin, yasaların ve bürokrasinin
Şuracıkta patlayan pimi çekilmiş batılı ajansların
Sonra edebiyattan ve sanattan bahsetmeye başlarlar
Böyledirler çünkü sen silmedin mi yüzündeki kan lekesini
Devren ölmüş, ikinci devrenin sonunda bir aralık gecesinde
Nerede mızrağın nerede kalkanın senin maaşını ben veriyorum
Arka kapısındasın daima, üniformandır bedenin çıkarma
Ha bir de reel politiğe gündelik kaygılara kurban gidebilirsin kusurumuza bakma
Ailen vardır ama sen yoksundur bazen
Olmayacaksın da bundan sonra zaten
Bir mezarın olacak, bir bayrağın olacak
Baban diyecek vatan sağ olsun. Olacak mı? Sen öleceksin ama
Belki
Bir devletin olacak, bir vatanın olacak, bir de mezarın olacak
Olsun
Bu vatan sen varsan sağ olacak

-

10 Aralık şehitlerine.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Dio Pane Libertà yazdı, 6 misafir beğendi, henüz yorum yapılmadı.
22 Eki 16 18:00
Orta Asya'da Bir Cevelan
0a972f3812a9b5d037608f24e08bda411477140066

0a972f3812a9b5d037608f24e08bda411477140066

Ucu bucağı görünmeyen orta asya bozkırlarındayım. En yakın yerleşim yeri kilometrelerce uzağımda, altımda günlerdir dur durak bilmeden dört nala koşan atım, yelelerini bulutlara yetişecekmişcesine savura savura ilerliyor. İçecek bir şeylere hasret kalan dudaklarım kuraklıktan çatlamak üzere, omzumdaki matarayı alıyor kımızın dibini görüyorum. Artık durmadan hedefe doğru yol almalıyım, aksi halde hava kararacak ve bir günümüzden daha olacağız.

Bir müddet iniyorum atımdan, onun da dinlenmeye hakkı var. O bozkır-steplerde dolaşırken ben yere diktiğim sopayla vakti belirlemekle meşgulüm. Güneşin batışına az kalmış, ancak bu hızla devam edersek iki tepe daha rahat aşar ve görevimizi yerine getirebiliriz.

Bu kadar tembellik yeter diyerek tek seferde atlıyorum ve kuvvetli bir hamleyle sürmeye başlıyorum. Güneşi önümüze, rüzgarı arkamıza alır vaziyette orta asya bozkırlarının görmediği bir süratle ilerliyoruz. Böyle giderse iki değil iki bin tepe gelse duramaz önümüzde. Saçlarım hızımızın etkisiyle dağılırken atın yelelerine karışıyor, nalların bıraktığı izler, yerden kopan ve sağa sola savrulan topraklar ayırt edilemiyor. Şimdi bizim bulutlara ulaşmak derdimiz değil, bulutlar bize yetişmeye çalışıyor ama nafile!

Güneş battı batacak derken biz ondan erken davranıyoruz ve bir çırpıda atımdan inip otağın önüne bağlıyorum atı, gelen balaların saçlarını okşayarak doğru görevimi bitirmek için beyimizin otağına yürüyorum. Yürümek ne kelime, gören atımdan inmedim sanacak.

Destur alıyor ve giriyorum, akabinde vuruyorum dizimi toprak zemine. İzni alınca bir sağıma bakıyorum, bir soluma. Ben hariç üç kişi beklemekte, beyimiz anlıyor ve yalnız kalmamızı sağlıyor. Yaklaşıyorum kendisine, ve sonlandırıyorum görevimi.

“Orta asya topraklarında son bir sene içerisinde iznimiz olmadan kuş dahi uçmamıştır beyim, gönlünüz ferah ola!”

Başını sallıyor, kınından çıkardığı kılıcı bir sağa bir sola doğru tutuyor ve önümdeki toprağa saplıyor. Yeni görevimi devralıp beyliğimizin doğu vilayetlerine sefere çıkıyorum. Ancak bir gece olsun dinlenmek benim de hakkım.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Dio Pane Libertà yazdı, henüz yorum yapılmadı.
21 Eki 16 06:00
1977 Beyrut Kışı

Şehrin buz tutmuş caddelerinde yürüyorum, şehir üşüyor, Beyrut dahi olsan üşürsün bu can sıkıcı havada. Kara karışan yağmuru umursamayan insanlarla dolu sokaklar. İşyerlerinden ayrılan insanlar, evlerinin yolunu tutuyor, vardiyalı çalışan gece işçileri ise karınlarını doyurmakla meşgul. Neyse ki çocuklar dolanıyor ortalıkta. Kimi annelerinin ellerini tutmuş usul usul hayal kuruyor, kimisi üşümemek için ateş yakma telaşında. Sokağın yeni sahipleri onlar. Günün hesabını yapmakta dilenciler, birkaç Lübnan poundu onları yeterince zengin edebilirdi, böylece gece derin bir uyku çekmek içten bile olmazdı.

Aşıklar yürüyor yalın ayak. Kısa süreli bir gülümseme onların yüreklerine karla karışık yağmur serpebilir. Böylece sabah uyandıklarında ilk düşündükleri şey, gece uyumadan son düşündükleri şeyle kesişmezdi ve daha uzun süre yaşayabilirlerdi.

İlerde bir Cami’den ezan sesleri yükseliyor. Talebeler akşam namazı için Cami’ye doğru koşar adım yürüyorlar. Bir taksi yaklaşıyor, içinden 30’lu yaşlarında şık giyimli bir bayan iniyor, hemen arkasından kuvvetle muhtemel eşi olan ve en az bayan kadar şık giyinmiş ancak ondan daha yaşlıca duran adam. Bir davete yetişmek için acele ettikleri her hallerinden belli oluyor. Adam dilencilerin yanından geçerken cebinden çıkardığı bozuklukları çocuklara doğru uzatıyor. Çocuklar onlara hayır dualarıyla karşılık veriyor. Böylece ben de bugün çocuklara para vermek zorunda kalmamıştım. Şimdi en iyisi o taksiye binip evime gitmek ve iyi bir uyku çekmek. Taksiye doğru ilk adımımı atmamla ellerimi cebime götürüp kalan paramı yoklamam bir oldu. Taksiyle en fazla elli metre gidebilirdim. Bunu ne o ne de ben isterdim.

Kar yağışı etkisini kaybederken ben de en yakındaki durakta beklemeye başladım. Belliydi ayakta gidecektim tüm yolu, bugün cumaydı ve durakta iğne atsan yere düşmezdi. Kısa süre sonra geldi beklenen araç, beklendiği gibiydi. İçerdeydim şimdi. En arkada bulduğum boşluğa sıkışmıştım. Cam kenarında değildim ama olsun oturacak bir yer bulmuştum ya! En önde oturan ihtiyar çok geçmeden bir sigara yakmış, ciğerlerimize ciğerlerimize üflüyordu.

Bundan rahatsız olsam da ona tepki göstermem yakışık almazdı. Rahatsız olmamak adına ben de çantamdan çıkardım kalitesiz sigaralardan birini yaktım. Güzelini akşama saklıyordum zira. Çakmağı tekrar yerine koyarken çoktan benim gibi diğerleri de yakmıştı sigaralarını. En öndeki ihtiyar bu devinimi başlattığı için içten içe gurur duyuyordu.

Sararmış bıyıkları, kalın kaşları ve kirli sakalıyla seyahat ediyordu. Başındaki şapkası İstanbuldan hediye olmalıydı, onda eğreti dursa da onu tamamlıyordu aynı zamanda. İhtiyarın hemen arkasında başındaki örtüyle saçlarının yarısını ancak kapatabilen bir kız, elindeki dergiye göz gezdiriyordu. Medrese talebelerinin haftalık çıkardığı dergilerden olmalıydı.

Bunaldım, otobüsten atmak istedim kendimi ancak pişman olacağımı da biliyordum. Kafamı ayakta bekleyenlere çevirdim. Bu esnada sigaramın külünü camdan karla karışık yağan yağmura karıştırdım. Öksürükle karışık ve kesik bir nefes verirken sigarayı bırakma kararı aldım.

1977 Beyrut kışında her şey olması gerektiği gibiydi ve ben o akşam son sigaramı içmiştim. 

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Dio Pane Libertà yazdı, 8 misafir beğendi, 7 yorum yapıldı.
19 Eki 16 06:00
Delirmeden Akledemeyiz

Bir insanı insan yapan özellikler nelerdir, bizi diğer canlılardan ne ayırır diye sorarsak birçok cevap verebiliriz fakat bunlar çoğu zaman birbirinden farklı cevaplar olur ve ortak paydada buluşamayız ama gerek materyalist, gerekse metafizik ortak bir cevaba ulaşırız. Düşünmek.

Bu bana göre aynı zamanda insan ne ile yaşar sorusunun da cevabıdır. Düşünmek bir insanın sahip olabileceği en muhteşem özellik olmalı. Bir lütuf, ilahi bir lütuf. İnsan düşünceyle coğrafyalar fetheder, insan düşünceyle bir insan yaratır. Fazla düşünürse insanlık dahi yaratabilir . Toplumda bir algı vardır, insan fazla düşünürse kafayı yer. İtirazım yok. Fakat bizler şunun farkında değiliz. Delirmeden akledemiyoruz.

İnsanı insan yapan özelliktir düşünmek demiştik, peki buradan düşünmeyen zürafadır sonucunu çıkarabilir miyiz? Hayır. Çünkü böyle bir şey mümkün değil. Bakın burası önemli, bir insanın düşünmemesi mümkün değildir. Herkes hayatının her döneminde düşünmeye muhtaçtır. Kimisi de muhtaç değil, mahkumdur. Daha önce de bahsettiğimiz düşünmekten delirenler burada karşımıza çıkıyor. Demek ki düşünmek veya delirmek insanın iradesi dahilinde olan bir şey değil. Barınma, beslenme gibi bir yaşamsal faaliyet. Peki neler düşünüyoruz? Bu soruyu hiç soruyor muyuz kendimize? Yarın hava nasıl olacak, Fenerbahçe bu akşam ne yapacak, seçimleri hangi parti kazanacak gibi sorular hayatımızın belirli dönemlerinde karşımıza çıkar. Bunlar da pekala düşündüklerimiz kategorisine girebilir. Ama bizim ihtiyacımız olan, bizi delirtecek olan düşünce bu değil. Bizler akletmek için öncelikle delirmeliysek; sorgulamalıyız.

Evet, bizim yapmamız gereken sorgulamak. Sorgulama denince akla ilk olarak Allah gelir. Allah’ı sorgulamak. Tanrıyı sorgulamak. Varlığını sorgulamak. Ancak bu yanlış bir başlangıç. Sorgulamaya öncelikle kendimizden başlamalıyız. Biz kimiz? Amacımız ne? Neden buradayız? Ne yapmalı ve ne yapmamalıyız? gibi soruları kendimize sormadan, henüz var oluş sebebimizi sorgulamadan yaratıcıyı sorgulamak haddi aşmaktır. Neden varız, yok olabilirdik ama varız. Bunun bir sebebi var mı? Varsa bile bu sebebi bulmalı mıyız yahut bulabilir miyiz, bulduğumuzda huzura kavuşacak mıyız yoksa asıl o zaman mı başlayacak huzursuzluğumuz? Ya da sadece bulduğumuzu düşüneceğiz ve bununla kendimizi mi kandıracağız? İşte bu sorulardan birkaçına belki iyi kötü cevaplar vereceksiniz. Ancak emin olun, hiçbiri sizi tatmin etmeyecektir.

Çünkü bu soruların asıl amacı cevapları bulmak değil, sizi düşünmeye sevk etmek. Belki de bu dünyadaki yaradılış gayemiz soruların cevaplarını bulmak değil de, sorular sormak ve sorgulamaktır. Belki de yaratıcı bizden sadece sorgulamamızı istiyordu ama öyle ki her sorunun da bir cevabı yoktur fakat unutmamak gerekir her cevap bir soruyla ve bir düşünceyle başlar.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
20 Kas 03:22

hayvanlar da utanır.

17 Kas 12:31

Misafir

Bizi diğer canlılardan ayıran tek özelliğimiz utanma duygumuz