İyi Yazarlar
İyi Okurlar

Kürşat Koyuncu

1 / Puan: 28447

Ankara

Abdullah Fakiroğlu

2 / Puan: 8033

İstanbul

Ömer Poyraz

3 / Puan: 6532

İstanbul

Bulut Sever

4 / Puan: 4784

İstanbul

Sezer Emlik

5 / Puan: 4501

Bartın

Mümin Yolcu

6 / Puan: 4250

İstanbul

Mustafa Karayel

7 / Puan: 3849

İstanbul

Payitaht İstanbul

8 / Puan: 3631

İstanbul

Mustafa Kılıç

9 / Puan: 2370

İstanbul

Ozan Bilican

10 / Puan: 2114

İstanbul

Aa

11 / Puan: 1830

İstanbul

Detroitli Kızıl

12 / Puan: 1687

İstanbul

Salieri Alt Tire

13 / Puan: 1604

İstanbul

Sıla Münir

14 / Puan: 1394

İstanbul

Osman Batur Akbulut

15 / Puan: 1352

Kırıkkale

Ali Turan

16 / Puan: 1019

İstanbul

Ferit Çaydangeldi

17 / Puan: 1016

Ankara

Lagari Alıntılar

18 / Puan: 975

İstanbul

Mücahid Cesur

19 / Puan: 940

İstanbul

Yamanduruş

20 / Puan: 886

Sakarya

Ahmet Demir

21 / Puan: 870

İstanbul

Müsemma Şahin

22 / Puan: 855

İstanbul

Mesut Toprak

23 / Puan: 843

Ankara

Ahmet Lalbek

24 / Puan: 838

Erzincan

Reşit Akpınar

25 / Puan: 834

Erzurum
İstanbul

Emre Keleş

26 / Puan: 791

Ankara

Muharrem Morkoç

28 / Puan: 753

İstanbul

Alpay Gökçe

29 / Puan: 728

İstanbul

Aykut Giray

30 / Puan: 694

Yozgat

Bir sonraki paylaşıma yaklaşık 03 saat 18 dakika kaldı.

Kürşat Koyuncu yazdı, 779 kez açıldı, 14 misafir olmak üzere 24 kişi beğendi, 2 yorum yapıldı.
15 Şub 16 17:00

Kürşat Koyuncu

Puan: 28447

Bozkırın Düğünü

“Bozkır, kıtaların iç bölgelerinde yağış miktarı 300-500 mm’ye düştüğü zaman ormanlar yerini otsu bitkilere ve çalılara bırakır. Bozkır kuşağı denen bu bölgelerde görece kurak, ama çok sıcak olmayan yazları çok soğuk kışlar izler.” Bozkır, kısaca bu şekilde tanımlanır. Ve ben ne zaman bu tanımı okusam içimi bir sıkıntı basar.

Hikmet Birand’a göre ise; bozkır medeniyetin beşiğidir. Bozkırda bitkiler bol ve özlü tohumlar üretir. Bozkırda bitkiler tohuma yatırım yapar. İnsanlar avcı-toplayıcı dönemlerinin ardından bozkırdaki bu bitki tohumlarının kullanılabilirliklerini öğrenmeleri sayesinde yerleşik hayata geçmişlerdir. Yani medeniyet bozkırda başlamıştır.

Bozkırda bitki çeşitliliği inanılmazdır. Bu bitkileri kış sonundan yaz sonuna kadar görebilirsiniz. Her bitkinin bir sırası vardır. Bu bitkiler, bozkıra adeta bir düğün yaşatır. Bu düğün çiğdemle başlar.

Latince adı Crocus olan çiğdem birbirinden güzel renkleriyle kırları süsleyerek baharı müjdeleyen çok güzel bir çiçektir. Bu isim Yunan mitolojisindeki bir karakterden gelmektedir. Crocus (Krokos) tanrı Hermes’in yakın arkadaşıymış; ancak Crocus, Hermes gibi ölümsüz değilmiş. Yiğit bir kahraman olan Crocus bir güç yarışında yaralanarak yenik düşmüş. Ölümlü olan Crocus düştüğü yerde kan kaybından hayatını kaybetmiş. Ondan süzülen kanların toprağı ıslattığı yerlerde birbirinden güzel bahar çiçekleri açmış ve bu çiçeklere kahramanın adı olan Crocus adı verilmiş.

Çiğdemlerin hayli geniş bir yaşama alanı vardır. İç Anadolu’da birçok türü vardır. Özellikle parlak koyu sarı renkli Crocus ancyrensis yani ‘Ankara Çiğdemi’ en meşhurlarındandır. Adında da anlaşılacağı gibi Ankara’nın en eski yerlilerindendir. Ancak onlara daha çok, kışın son aylarında soğuk ve yüksek yerlerde, dağ eteklerinde rastlarız. Kar içinden başını çıkarıp, baharın geldiğini müjdeleyen, olabildiğince sade ve güzel bir çiçektir. Güneşin altında, ağırlığından tutamadığı başını sarı sarı görmek insana inanılmaz mutluluklar verir. Narindir. Ama bakmayın siz onun en ufak bir esintide ‘koptu kopacak’ gibi durmasına. Soğuğa karşı direnmede, sert rüzgârlara karşı dimdik ayakta durmada üstüne yoktur. Yalnızdır ama güçsüz değildir. Sıcaktan pek hoşlanmaz. Onun için kışın sonunda, baharın başında açar. Hititlerin en önemli bayramlarından biri çiğdeme adanmış ve özellikle çocuklar tarafından şenliğe dönüştürülmüş.

Bozkırda yaşam zordur. Yağışların az olması, bozkırda yaşamı daha da güçleştirir. İşte bu yüzden kırkikindi yağmurları, burada yaşayan canlılar için adeta bir kurtarıcı gibidir. Çiğdemlerden sonra, kandamlası ya da Latince ismiyle Adonis etrafı sarar. Kıpkırmızı rengi ile bütün bozkırı sarar. Yunan mitolojisinde, yakışıklılığı ile tanrıların gazabına uğrayan Adonis’ten alır ismini.

Yine bu dönemde kekik kokuları sarar etrafı. Latince Thymus olarak adlandırılan kekik ismini Yunanca ‘Thumon’ yani ‘koku’ kelimesinden almıştır. Gerçekten de kekik etkin kokusuyla nam salmış bir bitkidir. Ona bozkırın parfümü de diyebiliriz. Şiirlere konu olacak kadar güzel bir kokusu vardır. Yunan mitolojisinde kekiğin Troyalı Helen’in gözyaşlarının düştüğü yerden doğduğu anlatılır. Eski Yunan’da asaletin ve cesaretin bitkisi olarak bilinmektedir. Ayrıca kekik bitkisi cesaret sağlamasının yanı sıra arınma ve psişik güçlerle de ilişkilendirilmektedir. Bozkır insanı onu yemeklerine katmış, kurutmuş çay yapmıştır.

Mayıs-haziran dönemi, en zengin dönemdir. Bu dönemde, gelincikler, mavi çiçekli Campanula’lar, mor çiçekli Anchusa’lar, Echium’lar ve daha birçok farklı renkteki çiçekler sarar bozkırı.

Ama bütün bunları kaçırırsanız, bozkırın kurak ve çorak yüzüyle karşılaşırsınız. Bu karşılaşma dünyaya bakışınızı bile etkiler. Çevre anlayışınızda eksikliklere yol açar. Bu eksiklik öyle bir noktaya getirir ki insanı. Çevre korumayla yeşili koruma aynı anlama sıkıştırılır. Ve bu bakışta popüler kültürün bakışıdır. Yani bir nevi, Andy Warhol’un dediği gibi “Herkes bir gün şöhret olacak” cümlesi, bugün yeşil için geçerlidir. Bozkır ise sırasını beklemektedir.

Bozkırın sırasının gelmesi ise popüler kültür açısından çok zordur. Çünkü bozkırda her şey ortadadır. Hiçbir şey başka bir şeymiş gibi davranmaz ya da hiçbir şey başka bir şeyin arkasında veya gölgesinde değildir. Her şey olabildiğince kendisidir ve her şey ortadadır. Ve bu da bozkırın popüler olmasının önündeki en büyük engeldir. Zaten burada devreye bozkırın kaderi girer.

Hayatın kendisinden çok sanal ortamlardan ve simülasyon ortamlarından hoşlanan benim kuşağıma bozkırın gerçekliğini anlatmak çok da kolay değildir. Çünkü benim neslim için çevre denince akıllarına hep orman gelmektedir. Su denince de, kocaman göletlerden ve şelalelerden oluşan parklar gelmektedir. Aslında yapılan bu yapay şelaleler veya yapay göller Baudrillard’ın simülasyonlarına benzetebiliriz. Baudrillard, simülasyonu tanımlarken şunu söyler: Simülasyon hipergerçekliktir ya da olmayanın görüntüsüdür. Bir köken ya da gerçeklikten yoksun gerçeğin modeller aracılığıyla türetilmesidir. Ya da daha yalın bir ifadeyle sahip olmadığımıza sahipmişiz gibi yapmaktır. Simülasyon ufkunda gerçekliğimizi kaybettiğimiz için kurulan bu yapay şeyler de gerçek gibi algılanmaya başlanmıştır. Örneğin; Ankara’da şu anda Boğaziçi’nde ya da Keçiören’de veyahut da ülkemizin herhangi bir ilinde bulunan şelalelerimizin Niagara Şelalesinden bir farkı yoktur.

Bu simülasyonlar yetmezmiş gibi son yıllarda bozkıra yeni ve daha güçlü bir rakip çıktı. Alışveriş merkezleri. Bu öyle bir rakip ki, karşısında durmak çok zor. Alışveriş merkezleri yüzünden yakında Ankara’da bozkırı bile arayacak duruma geleceğiz sanırım. İşte bu yüzden, bu sene bozkırın düğünün kaçırmayın. Zaten davete icabet etmek kültürümüzde de vardır. Öyle teker teker değil, ailecek gidin. Özellikle çocukları yanınızda götürün. Hele ki Ankara’daysanız. Çocukları kesin götürün. Kekikleri koklasınlar, kandamlaları, gelincikleri ve diğer bütün kır çiçeklerini görsünler. Belli mi olur? Bir bakmışsınız, gittiğiniz bozkıra alışveriş merkezi yapılıvermiş. Sonra çok üzülürsünüz. Çünkü dünyadaki bütün alışveriş merkezleri bir araya gelse, o kekiklerin kokusunu ve kandamlalarının, gelinciklerin ve kır çiçeklerinin güzelliğini yaşatamazlar…

NOTLAR:

1.Alışveriş merkezlerine karşı değilim ama neredeyse kasabalara bile alışveriş merkezi yapma çılgınlığına da artık bir son verilse ne güzel olur. Biz ne ara bu kadar çok şeye ihtiyaç duyduk? ‘Eğer insan çok fazla ‘şey’e gereksinim duyuyorsa, bu büyük bir yoksulluğun göstergesidir.(Göğü Delen Adam, sayfa 46.)’ diyen Samoalı kabile reisi Tuiavii’ye katılmamak elde değil! Burada söylemek istediğim sığ ‘doğal yaşam’ veya ‘çevrecilik’ değildir. Sonuçta hala toprağa ve doğaya bağımlı bir canlıyız. Yaşadığımız çevreyi birazcık bile olsa tanımanın bize çok şey katacağı kanaatindeyim.

2.Fotoğrafı şu adresteki siteden aldım. link

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Bunlar da ilginizi çekebilir..