İyi Yazarlar
İyi Okurlar

Kürşat Koyuncu

1 / Puan: 30807

Ankara

Abdullah Fakiroğlu

2 / Puan: 8110

İstanbul

Ömer Poyraz

3 / Puan: 6707

İstanbul

Sezer Emlik

4 / Puan: 5182

Bartın

Bulut Sever

5 / Puan: 4848

İstanbul

Mümin Yolcu

6 / Puan: 4593

İstanbul

Mustafa Karayel

7 / Puan: 4138

İstanbul

Payitaht İstanbul

8 / Puan: 3799

İstanbul

Mustafa Kılıç

9 / Puan: 2460

İstanbul

Ozan Bilican

10 / Puan: 2266

İstanbul

Aa

11 / Puan: 1878

İstanbul

Detroitli Kızıl

12 / Puan: 1725

İstanbul

Salieri Alt Tire

13 / Puan: 1617

İstanbul

Sıla Münir

14 / Puan: 1416

İstanbul

Osman Batur Akbulut

15 / Puan: 1357

Kırıkkale

Ali Turan

16 / Puan: 1072

İstanbul

Lagari Alıntılar

17 / Puan: 1057

İstanbul

Ferit Çaydangeldi

18 / Puan: 1026

Ankara

Reşit Akpınar

19 / Puan: 943

Erzurum

Mücahid Cesur

20 / Puan: 941

İstanbul

Ali Osman Rothschild

21 / Puan: 933

Ankara

Yamanduruş

22 / Puan: 917

Sakarya

Ahmet Demir

23 / Puan: 885

İstanbul

Ahmet Lalbek

24 / Puan: 883

Erzincan

Müsemma Şahin

25 / Puan: 865

İstanbul

Mesut Toprak

26 / Puan: 849

Ankara
İstanbul

Emre Keleş

28 / Puan: 819

Ankara

Muharrem Morkoç

29 / Puan: 771

İstanbul

Aykut Giray

30 / Puan: 735

Yozgat

Bir sonraki paylaşıma yaklaşık 01 saat 39 dakika kaldı.

Mustafa Karayel yazdı, 571 kez açıldı, 5 misafir olmak üzere 13 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
29 Şub 16 13:00
Cahilin Bedeni Seyyar Bir Kabirdir

İlim ilim bilmektir,

İlim kendin bilmektir,

Sen kendini bilmezsen,

Ya nice okumaktır?

diyor Yunus Emre hazretleri ve devam ediyor maksadı öğretmek için;

Okumaktan maksat ne?

Hakkı bilmek elbette,

Kim okur bilemezse,

Hepsi kuru emektir.

..............

Zamanın birinde, yeni evlenen gencin biri, ilim öğrenme hevesiyle köyden ayrılır. Uzun bir yolculuktan sonra şehre varıp medrese ararken, işçiye ihtiyacı olan bir zenginle karşılaşır. Zengin iyi para verince, niyetini bozup onun yanında çalışmaya başlar. 20 yıl bunun yanında çalışıp, üç bin dirhem para biriktirir. Sonra köyüne dönmeye karar verir.

Yolda, konakladığı bir yerde biri, (Bende öyle bir nasihat var ki, bunu alan dünyada ve ahirette rahat eder; fakat bedeli bin dirhem) der. Adam, (Evden ilim öğrenmek için çıkmıştım, bunu öğrenemedim, bari bu nasihati alayım, kalan iki bin dirhem bana yeter) deyip, buna bin dirhem vererek, karşılığında, (Kaza ve kaderde ne varsa o olur! Kaderde olandan başkası başa gelmez) nasihatini alır. Yoluna devam eder. Başka bir konak yerinde, yine böyle biriyle karşılaşır. Bu da, (Bende öyle bir nasihat var ki, bunu alan dünyada ve ahirette rahat eder; fakat bedeli bin dirhem) diye bağırıp durur. Adam, (Bin dirheme de, bunu alayım, kalan bin dirhem bana yeter) deyip, bin dirhem de ona vererek, karşılığında, (Gönül kimi severse, güzel odur!) nasihatini alır. Yoluna devam ederken, başka bir konaklama yerinde yine birine rastlar. Bu kişi de, (Bende öyle bir nasihat var ki, bunu alan dünyada ve ahirette rahat eder; fakat bedeli bin dirhem) diye bağırıp duruyor. Adam, bu sefer kendisiyle mücadeleye başlar. Bir yandan ilim öğrenememenin acısı, diğer yandan kalan son para! Sonunda ilim öğrenme sevgisi ağır basar, tekrar çalışır kazanırım diyerek, bin dirhem de ona vererek, karşılığında, (Hoşlanmadığın, uygunsuz bir durumla karşılaştığın zaman acele etme!) nasihatini alır.

Yoluna devam eder. Yolda bir kalabalıkla karşılaşır. Yanlarına vardığında derler ki: (Şu kuyunun içinde bir deli var, yanında da bir kız var. Köyümüzün suyunu kesti. Kim içeri girerse öldürüyor. Bizi bu sıkıntıdan kurtarana, şu çömlekteki altınları vereceğiz.)

Adamın aklına birinci nasihat olan, (Kaza ve kaderde ne varsa o olur) sözü gelir. Kuyuya iner. Deli, (Sana bir soru soracağım bilirsen suyu açacağım. Bu kız mı güzel, yoksa şu kurbağa mı?) diye sorar. İkinci nasihat hatırına gelir, (Gönül kimi severse güzel odur) der. Deli, (Aferin sana! Şimdiye kadar hep, bu kız güzel dediler, bilemediler, sen bildin) der. Deli, kurbağayı sevdiği için, bu söz hoşuna gider, suyu açar. Adam da, önceki parasından çok fazla olan altınları alıp köyüne döner.

Evinin penceresinden baktığında, içeride hanımının yanında genç birini şakalaşırken görür. Hemen bıçağına sarılır. Bu sırada, üçüncü nasihat olan (Acele etme!) sözü hatırına gelir. Bıçağı gizleyerek, kapıyı çalar. Hanımı kapıyı açınca, yanındaki gence, (Bak oğlum, baban geldi) der.

..............

İlimle ilgili şu hadis-i şerifler dinimizin ilme verdiği kıymeti göstermeye yeter.

(En üstün sadaka, ilim öğrenip sonra da onu başkasına öğretmektir.) [İ. Mace]

(İlmi öğretenle öğrenenler hariç, herkes Allah’ın rahmetinden uzaktır.) [Tirmizi]

(Bir saat ilim öğrenmek, gece sabaha kadar ibadet etmekten, bir gün ilim öğrenmek, üç ay oruç tutmaktan kıymetlidir.) [Deylemi]

(Ya âlim, ya ilim öğrenen, ya dinleyen veya bunları seven ol! Sakın beşincisi olma, yoksa helâk olursun.) [Taberani]

................

Bu yazıyı yazma sebebim ise beni derinden sarsan şu şiir. İslamiyyet'in cehaletle savaşını çok veciz ifade etmiş. Buyrun;

Hak teâlâ, ilmi çok yerde övdü, Kur’ânda,

Resûlün, ilmi emr eden sözleri, meydânda.

İslâmın en büyük düşmanıdır, bil, cehâlet,

çünki, cehl mikrobunun hastalığı: Felâket!

Cehâlet olan yerden, din gider dedi, Nebî.

Dîni seven, o hâlde ilmi, fenni sevmeli!

Cennet, kılınc gölgesinde, demedi mi hadîs,

atom gücü, jet uçuşuna bu emr, pek vecîz!

İslâmın zilletine cehldir, bütün illet!

ey derd-i cehâlet, sana düşmekle, bu millet!

Bir hâle getirdin ki, ne din kaldı, ne nâmûs,

ey sîne-i islâma çöken, kapkara kâbus.

Ey biricik düşman, seni öldürmeli evvel,

sensin, bize kâfirleri, üstün çıkaran el!

Ey millet, uyan, cehline kurban gidiyorsun!

İslâm gerilikdir, diye bir damga yiyorsun!

Allahdan utan, bâri bırak, dîni elinden,

gir, leş gibi, topraklara kendin, gireceksen!

Lâkin bu sözüm de, te’sîr etmez ki câhile,

Allahdan utanmak da, olur elbet, ilm ile.

link

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Bunlar da ilginizi çekebilir..