İyi Yazarlar
İyi Okurlar

Kürşat Koyuncu

1 / Puan: 38780

Ankara

Sezer Emli̇k

3 / Puan: 8828

Bartın
İstanbul

Ömer Poyraz

4 / Puan: 7401

İstanbul

Mümi̇n Yolcu

5 / Puan: 6911

İstanbul

Mustafa Karayel

7 / Puan: 5707

İstanbul

Bulut Sever

6 / Puan: 5507

İstanbul

Payi̇taht İstanbul

8 / Puan: 5249

İstanbul

Mustafa Kılıç

9 / Puan: 3475

İstanbul

Ozan Bi̇li̇can

10 / Puan: 2606

İstanbul

Aa

11 / Puan: 2504

İstanbul

Detroi̇tli̇ Kızıl

12 / Puan: 2036

İstanbul

Sali̇eri̇ Alt Ti̇re

14 / Puan: 1823

İstanbul
Ankara

Sıla Müni̇r

15 / Puan: 1657

İstanbul

Osman Batur Akbulut

16 / Puan: 1568

Kırıkkale

Reşi̇t Akpınar

18 / Puan: 1487

Erzurum

Lagari̇ Alıntılar

17 / Puan: 1397

İstanbul

Ali̇ Turan

19 / Puan: 1363

İstanbul

Ahmet Lalbek

23 / Puan: 1275

Erzincan

Yamanduruş

22 / Puan: 1265

Sakarya

Feri̇t Çaydangeldi̇

21 / Puan: 1191

Ankara

Müsemma Şahi̇n

28 / Puan: 1082

İstanbul

Emre Keleş

25 / Puan: 1079

Ankara

Aykut Gi̇ray

27 / Puan: 1073

Yozgat

Ahmet Demi̇r

26 / Puan: 1042

İstanbul

Mücahi̇d Cesur

24 / Puan: 1013

İstanbul

Muharrem Morkoç

29 / Puan: 984

İstanbul

Mesut Toprak

30 / Puan: 972

Ankara

Bir sonraki paylaşıma yaklaşık 04 saat 40 dakika kaldı.

Bulut Sever yazdı, 502 kez açıldı, 3 misafir olmak üzere 13 kişi beğendi, 2 yorum yapıldı.
14 Mar 16 05:00

Bulut Sever

Puan: 5507

Sözlükten Gezi̇'yi̇ Çıkar İngi̇li̇z Yaz

Ne Gezi’ymiş be!

Herşey Gezi olaylarıyla başladı…

Meşru hükümetin meşru hakkını kullanmak istemesini bahane edenler, ‘diktatör’ yaftasını vurarak önce masumane gözüken protesto gösterilerine başladılar, sonra ise masumlukları kamu düzenini bozmaya yönelik şiddet eylemlerine dönüştü.

Bu hallerden sonra ülkeyi batırmaya yönelik her ne yapıldı ise, tam da bu Gezi olaylarındaki sebep/bahane kullanıldı.

Ardından bu topraklarda yaşayan insanların (maalesef) gönlünde taht kurmuş bir dini(!) organizasyon, bu sefer de ‘adam devşirme’ kaynağı dershanelerini bahane ederek ‘diktatöre’ karşı gelme sebebini buldu. Sonuç çok şükür; takke düştü kel göründü.

Sonrasında, burada da “Ne 7 Haziranmış be!” demeden edemeyeceğim. İnsanın ayağı sendelememiş olsun öyle ya… Sıra sıra terör saldırıları artan oranlı başladı hem de. Hem de en aşağılık biçimlerde. Bu topraklarda yaşayan insanlar için her daim hassasiyet barındıran kadınların, çocuklarının yanında, gözü önünde.

Peşi sıra patlayan bombalar… Siyasi görüşü ne olursa olsun ölen onlarca insanın yanında, hiç günahsız, sen, ben, komşun yani, belki bir yakının… Arda kalan aileleri, tahayyül edilesi değil.

Şimdi sorsan iktidardaki zihniyeti beğenmeyen kişiye:

“Etrafımızda ve içimizdeki yangından sen de memnun değilsin, ben de. Ne olsun isterdin ki? Hem içeri için hem de dışarısı için bu ülkeyi yönetme gayreti içinde olanlar hangi politikaları benimseyip uygulasalardı ki?

Şimdi diktatör dediğiniz bu insanlar, sahiden diktatör olan, küçük bir zümre hariç halkının tamamına senelerdir kan kusturan, o çok sevdiğimiz özgürlüklerden biraz da kendileri istedi diye hiçbir insani hassasiyete bakmadan o çok sevdikleri halklarını katleden ve katledilmesine destek vermesi için her daim inandıklarını iddia ettikleri İslam dininin düşmanı olmuş devletlerin desteğini isteyenlere karşı ‘iyi yapıyorsunuz, bizim kapı komşumuzsunuz, sizdeki yangın bize de sıçrar ama varsın sıçrasın, bizim ne işimiz var sizin bu meselenizle’ mi deseydi?

Kürt meselesinde, yıllardır Kürt gerçeğini inkâr edenler gibi bu insanlar da inkâr yoluna mı gitseydi? Askerin, polisin yani güvenlik güçlerinin tamamının her daim hazır ve yeterlilikte olması için çalışmasa mı idi? Bir zamanlar yoluna güller serptiğiniz fakat şimdi sizce hükümet yardakçısı olan ordu komutanları, 90’larda olduğu gibi 20’sinden yeni gün almış ve terör bölgelerine gitmeden önce 20 tane mermi atmamış gencecik askerleri, teröristliği meslek edinmiş teröristlerin karşısına çıkarmasına devam mı etseydi? Arada bir de birkaç sorti, birkaç senede bir de 25-30 şehitli, bu rakamdan daha az fakat söylenmeyen karşı zayiatlı sınır ötesi operasyonlar da yapmaya devam etselerdi tadından yenmezdi kurmaylarımız değil mi? Bir de bildiri falan okumaya devam ediyorlarsa eğer, kaymaklı ekmek kadayıfı. Küçük dünyamızda çok mutluyduk değil mi, etliye sütlüye karışmadan.” diye denilebilse, sorulabilse keşke…

Şimdi bakın, dün itibariyle yine bombalı terör saldırısı oldu. Yine Ankara, yine başkent.

Aslında tablo çok net; öldürmekle dize getiremeyeceklerini bildikleri için, dört bir yandan bu tür terör saldırılarıyla ve hem de ısrarla aynı yer seçilerek; Ankara Ankara olmaya başladığı için, bunun gayretinde olmaya çalıştığı için, bütün ülke insanın kalplerine korku salmaya çalışıyorlar.

Bu ülkede aklı başında her insanın kabul ettiği üzere Kürt meselesi diye bir meselesi yoktur, daha önce dile getiril(e)memiş olsa da hep böyle olmuştur. Terör örgütü meselesi vardır ki ve artık bu bizim iç meselemiz de değildir. Suriye meselesi ise aksine tamamen bizim iç meselelerimizden biridir.

Hâlihazırda dünyadaki muktedir güçlere bu durumları farklı platformlarda gizli ve açık, sözlü ve yazılı, kriz bölgelerinde ise örtülü ve aleni askeri ve istihbari eylemlerle gösterdik, göstermeye de devam ediyoruz. Bizi hiçe sayan oldubittilerle oturduğumuz yere oturmayacağımızı, artık bize yazılan rolü oynamayacağımızı çok açık bir şekilde muhtelif zamanlarda anladıkları dilden anlattık.

Bu anlatışlarımıza cevapları ise Gezi ile başlayan süreç oldu ve bu süreç hararetle devam ediyor. Paraleliydi, medyasıydı, meclisin içine kadar girebilecekleri özgürlüğü kazananların teröre destekleriydi, silahları tamamen bıraksalardı ‘her şey çok güzel olacak’ken, bırakmayan terör örgütüyle devam ediyor.

Komşu ve bu komşu devletlere uzaklardan gelip müdahil olan devletleri ise saymaya dahi gerek yok.

Sonra dönüp dolaşıp mevzu tarihi hakikatleri çorba yapışlarına geliyor. Abdülhamid Han’ı çok sevdiklerini iddia edenler daha geçen gün o Büyük Padişah’a kaleminin sanatını(!) konuşturarak ince ince ağız dolusu hakaretler eden Akif’e methiyeler düzüyor.

Ondan önce ise koca koca gazetelerin kocaman köşelerinde yazan İslamcı Ablalardan biri geliyor, İngiliz’in vali atadığı ülkenin başbakanının tesettürlü bayanların tokalaşmamasına duyduğu saygıdan dem vurarak ülkemiz bir kısım ‘İslamcı’ erkeklerine misal gösteriyor.

Eyvallah hanım abla da, bunların ve ağababalarının Müslüman coğrafyalarının tertemiz Müslüman kadınlarına ettikleri namussuzlukları da yazaydın ya yakışıklı başbakanın kadrajlar önünde toka yapmadığı reklamını yapmadan önce. Doğru olanı söylemek, göstermek için başka bir yol bulunamadı mı acaba köşelerinde.

İngiliz adamın gözünü böyle boyar. Bu dünyada sıkıntı çeken her Müslümanın çektiği sıkıntıda aslan payı bunlara aittir de hiç adını duyurmazlar. Bir de bilmeden reklamını yaptırırlar.

Varsa yoksa Amerika, İsrail; şimdi de Rusya, Almanya.

Yani, terör değil, İngiliz!

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
09 Nis 12:12

Merhaba Müsemma hanım, siz belki yazara sordunuz fakat paylaşmadan edemedim : Sorunuzun cevabını bu linkte bulabilirsiniz belki; http://www.ekrembugraekinci.com/makale.asp?id=539 Selamlar...

29 Mar 01:32

Ben bir noktaya takıldım: futbol kültürüne göre aynı anda hem Fener'i hem Galatasaray'ı tutamıyoruz galiba ama; aynı anda hem Abdülhamit'i hem Akif'i sevme/saymakta ne gibi sakınca oluyor?

Bunlar da ilginizi çekebilir..