İyi Yazarlar
İyi Okurlar

Kürşat Koyuncu

1 / Puan: 33827

Ankara

Abdullah Fakiroğlu

2 / Puan: 8189

İstanbul

Ömer Poyraz

3 / Puan: 6962

İstanbul

Sezer Emlik

4 / Puan: 6742

Bartın

Mümin Yolcu

5 / Puan: 5521

İstanbul

Bulut Sever

6 / Puan: 4990

İstanbul

Mustafa Karayel

7 / Puan: 4629

İstanbul

Payitaht İstanbul

8 / Puan: 4289

İstanbul

Mustafa Kılıç

9 / Puan: 2714

İstanbul

Ozan Bilican

10 / Puan: 2411

İstanbul

Aa

11 / Puan: 2033

İstanbul

Detroitli Kızıl

12 / Puan: 1781

İstanbul

Salieri Alt Tire

13 / Puan: 1627

İstanbul

Sıla Münir

14 / Puan: 1450

İstanbul

Osman Batur Akbulut

15 / Puan: 1376

Kırıkkale

Lagari Alıntılar

16 / Puan: 1174

İstanbul

Ali Turan

17 / Puan: 1125

İstanbul

Reşit Akpınar

18 / Puan: 1089

Erzurum
İstanbul

Ferit Çaydangeldi

20 / Puan: 1031

Ankara

Yamanduruş

21 / Puan: 1002

Sakarya

Ahmet Lalbek

22 / Puan: 968

Erzincan

Ali Osman Rothschild

23 / Puan: 966

Ankara

Mücahid Cesur

24 / Puan: 946

İstanbul

Ahmet Demir

25 / Puan: 910

İstanbul

Emre Keleş

26 / Puan: 906

Ankara

Müsemma Şahin

27 / Puan: 881

İstanbul

Aykut Giray

28 / Puan: 866

Yozgat

Muharrem Morkoç

29 / Puan: 864

İstanbul

Mesut Toprak

30 / Puan: 855

Ankara

Bir sonraki paylaşıma yaklaşık 02 saat 32 dakika kaldı.

Aykut Giray yazdı, 690 kez açıldı, 5 misafir olmak üzere 14 kişi beğendi, 3 yorum yapıldı.
15 Mar 16 21:00

Aykut Giray

Puan: 866

Dev-Mem

Hemen başlığa bakıp yargılamayın. Yasal olmayan herhangi bir durum yok. Başlığın açılımı “Devlet Memuru”. Memleketin en büyük devrimci grubudur, ama sadece mesai saatleri içinde ve ekran karşısını geçtiklerinde. Eskiden daha çok “Mesailer” olarak bilinirlerdi. Ancak onların asıl trajedisi SGK’dan sonra başladı. Hüzünlerine hüzün katıldı. Artık en sevdikleri müzik eseri “Bir Sandığım Var” oldu. Bakınız: link

Devletin tatil köylerinde geçirilen (Nasıl yani? Devletin tatil köyü mü vardı? Demeyin. Gerçi demezsiniz biliyorum) saadet günleri mumla aranır oldu. Artık gelen iktidarla birlikte değişen -erkekler için- bıyık boylarının uzatılıp kısaltılması ya da benim de babaannem başörtülüydü (oha abicim sen zaten 60 yaşındasın, babaannende 120 falandır artık!) gibi cümlelerde kesmiyordu artık. “Geldikleri gibi giderler” cümleleri de bir anlam ifade etmiyordu. Çünkü her yerdelerdi. bir türlü gitmiyorlardı. Onlar ise koskoca devlet memuruydular. Bu kadar rencide edilmeyi hak etmemişlerdi.

Gündem hızla takip edilmeliydi. Sanat ve edebiyat için Posta gazetesi, gündem içinde Sözcü gazetesine abone olunmalıydı. İnternete de artık bir şekilde alışılmalıydı. Özellikle facebook tam da bu işler için biçilmiş kaftandı.

Nihayet istedikleri gibi hareket edebileceklerdi. Postadaki şiirleri okuyup içlenecekler, gazetedeki bulmacayı çözüp Alzheimer hastalığıyla bile mücadele edebileceklerdi. Sözcüden köşe yazarları takip edilecek, okunan her köşe yazısından sonra tatmin olmuş bir şekilde sigara içilecekti (KAMU SPOTU: Sigara sağlığa zararlıdır! DEV-MEM de olsan böyle “hık, hık edip götürür valla!”). haberlerin kalan kısmı da internetten takip edilecekti. (NOT: Muhtemelen takip ettikleri Hasan Cemal, Yılmaz Özdil, Bekir Coşkun vs. gibileri köşe yazılarını yazdıktan sonra testisi elinde pınarın başına gidiyorlardır. Çünkü onları ancak boy abdesti temizler. Gitmiyorlarsa mesele büyük demektir.) Facebook’tan en atarlı giderli şeyler seçilip paylaşılacak, bu arada göz ucuyla da “Survivor”a bakılacaktı (Duyarlılıkta bir yere kadar canım!).

Ertesi gün işte, “yuh sizin insanlığınıza be, ülke yangın yerine dönmüş siz neler izliyorsunuz? Cık cık cık…” denilecekti.

Bu arada çocuklar da iyi yetiştirilecekti. Örneğin, bilgi yarışmasında hiçbir şey bilmediği için elenen genç yarışmacı; “Hiçbir şey bilmiyor olabilirim, ama Atatütkçüyüm…” deyip olaydan sıyrılmasını öğretilmeliydi. Biz de; “tamam abi, Atatürkçüymüş, dağılalım o zaman” demekten başka bir şey bırakmıyorlardı. Bu kadar da değil. Hatta o derece iyi yetiştirilecekti ki, Rusların hala komünist olduklarını zannedeceklerdi. Aynen şuradaki gibi: link

(Bu arada bir hatıramı anlatayım. Ben ilkokuldayken, sabahları ‘Andımız’ı hep üniformalı ve üniformasız devlet memurlarının çocukları okurdu. Biz hiç okuyamadık. Niye? Çünkü durumumuz yoktu. İşte bu nedenle, andımız kaldırılınca koskocaman bir kahkaha attım ve havalara zıpladım. Aklıma geldikçe gülerim, acı acı.)

Bir de bu DEV-MEM’in emekli versiyonları vardır ki evlerden ırak! Bir kısmı kahvelerde kanla ve vahşetle orgazm olmuş (muhtemelen, Freud yaşasaydı bizim DEV-MEM’le ilgili bir araştırma yapardı.) bir şekilde yazdıkları köşe yazılarını okuduktan sonra “cık, cık, cık” deyip, gazeteyi okey oynayanlara doğru dönüp “memleket elden gitmiş, siz hala okeye dönün” diyen modeli vardır. Okey oynayanlar da; “iyi de bey amca, madem o kadar duyarlısın çık dışarı sen kurtar” deyince kaşlarını çatarak bakar ve hiçbir şey yokmuş gibi çayını yudumlamaya devam eder.

Emeklilerin camiye gidenleri ise daha da acayiptir. Emekli olduktan sonra iki sure öğrenip, namazı bunlarla kılar, kılmakla da yetinmez camiye girdiklerinde ilk baktıkları yer müezzinin bulunduğu yerdir. Eğer boşsa heyecanla oraya otururlar. Yer doluysa dışarı da söğüdün dibinde millete ayar vermeye koyulur. Bir de bunların takvim yapraklarından öğrendiklerinden fetva verenleri vardır ki, düşman başına!

(Yine bir hatıra, bu amcalardan bir tanesi safın ip gibi olmasını o kadar abarttı ki görmeliydiniz. İki kolunu açtı ve “Sen sağ baştaki bir ayak ileri, sen soldan üçüncü göbeğini içine çek, onun yanındaki sallanma” şeklinde konuşmaya başladı. Safta bulunan nur yüzlü bir hacı amca da sessizce “Tövbe Estağfirullah, Tövbe Estağfirullah” diyerek namaza durdu. Yani derdim çoktur hangisini anlatayım!)

Yani özetle, kısacası, sözün özü, maaş bordrolarında uçak yapıp pencereden atacaktık. O uçaklar kamikaze gibi dalış yaparken, biz de devrim yapacaktık ki, “hoppalaaa” mesai saati bitti. Zaten bu ek göstergeyle devrim bile yapılmaz…

NOT: Şimdi bu notta “tabi ki bütün memurlar öyle değil, içlerinde iyileri de var” gibi beklentisi olanlar yanılırlar. Öyle bir derdim yok. Memlekette eleştiriden bahsedenleri eleştirince yaygarayı koparıyor. Memleketimizde her mesleğin kutsal olduğuyla ilgili bir algı var maalesef. Örneğin, öğretmenlik çok kutsaldır gibi sözlerle çok karşılaşırız. Tamam, öğretmenlik kutsal olabilir ama öğretmenlik yapanı ne yapacağız? William Arthur Ward’ın bir sözü var. Şöyle diyor: “Vasat öğretmen anlatır. İyi öğretmen izah eder. Süper öğretmen gösterir. En iyi öğretmen ise ilham verir.” Bir söz daha vardır: “Öğretmek olmak için üç iyi neden vardır: Haziran, Temmuz, Ağustos…’ Kendi adıma bırak iyi öğretmeni vasat öğretmeni bile zor denk geldim. Tamam öğretmenlik mesleğine saygı gösterelim ama her öğretmene de aynı saygıyı göstermek zorunda değilim. Ben yine de öğretmen olanların bir kısmı diyeyim de başıma bir şey gelmesin. Neyse konu öğretmenlik değildi. Kısaca demek istediğim, hayatınızın herhangi bir döneminde muhtemelen yukarıda anlattığım gibi birine denk gelmişsinizdir. Ama neyse ki azınlıktalar da biz de dalga geçebiliyoruz. Çoğunluk olsalardı halimiz haraptı…

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
01 Nis 15:03

Teşekkür ederim. Bilinçli bir tercihti :)

29 Mar 01:27

"Not" kısmı çok hoş olmuş! Yani ordaki açıklama telaşı (parodisi?). Bilmeden yapılmış olabilir, bilinçli yapıldıysa ayriyetten kutlarım :D

Bunlar da ilginizi çekebilir..