İyi Yazarlar
İyi Okurlar

Kürşat Koyuncu

1 / Puan: 27758

Ankara

Abdullah Fakiroğlu

2 / Puan: 8030

İstanbul

Ömer Poyraz

3 / Puan: 6471

İstanbul

Bulut Sever

4 / Puan: 4760

İstanbul

Sezer Emlik

5 / Puan: 4202

Bartın

Mümin Yolcu

6 / Puan: 4156

İstanbul

Mustafa Karayel

7 / Puan: 3740

İstanbul

Payitaht İstanbul

8 / Puan: 3601

İstanbul

Mustafa Kılıç

9 / Puan: 2286

İstanbul

Ozan Bilican

10 / Puan: 2063

İstanbul

Aa

11 / Puan: 1784

İstanbul

Detroitli Kızıl

12 / Puan: 1674

İstanbul

Salieri Alt Tire

13 / Puan: 1599

İstanbul

Sıla Münir

14 / Puan: 1386

İstanbul

Osman Batur Akbulut

15 / Puan: 1350

Kırıkkale

Ferit Çaydangeldi

16 / Puan: 1014

Ankara

Ali Turan

17 / Puan: 1011

İstanbul

Lagari Alıntılar

18 / Puan: 957

İstanbul

Mücahid Cesur

19 / Puan: 939

İstanbul

Yamanduruş

20 / Puan: 869

Sakarya

Ahmet Demir

21 / Puan: 867

İstanbul

Müsemma Şahin

22 / Puan: 849

İstanbul

Mesut Toprak

23 / Puan: 840

Ankara

Ahmet Lalbek

24 / Puan: 820

Erzincan

Reşit Akpınar

25 / Puan: 779

Erzurum

Emre Keleş

26 / Puan: 778

Ankara
İstanbul

Muharrem Morkoç

28 / Puan: 751

İstanbul

Alpay Gökçe

29 / Puan: 728

İstanbul

Aykut Giray

30 / Puan: 677

Yozgat

Bir sonraki paylaşıma yaklaşık 03 saat 21 dakika kaldı.

Kürşat Koyuncu yazdı, 886 kez açıldı, 12 misafir olmak üzere 26 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
16 Mar 16 17:00

Kürşat Koyuncu

Puan: 27758

Biyoyakıt Meselesi - 2: Biyoyakıt Ne Değildir?

Yazının ilk bölümü biyoyakıtın ne olduğu konusunda idi. Bakınız: link

Bu bölümde ne olmadığı konusu etrafında olacak. O zaman hemen başlayalım.

Peki, bu yakıtların sunduğu avantajlar ne kadar büyüktür? Güvenlik sorununu bir kenara bırakır ve enerji ve çevresel etkenlere bakarsak, önümüze karışık bir tablo çıkar. “Tarladan tekerleğe” kazanılan enerji, ekonomi ile ilgili sorular ve yiyecek, hayvan yemleri, toprak kalitesi ve su kaynakları üzerindeki etkilerin yanı sıra karbon salınımları hakkındaki çalışmalar, değişik sonuçlara varır ve bütün biyoyakıtların eşit üretilmediğini ortaya koyar. Yatırımın enerji getirisi ile ilgili tartışma tüm hayat döngüsüne sağladığı katkıların net olarak tanımlanmadığına işaret eder. Nesnel olarak bakarsak, bu biyoyakıtların petrole bir enerji üstünlüğü yoktur.

Genel olarak etanol üretiminin neden olduğu çevre kirliliği kesinlikle petrol rafine etme işlemine göre daha azdır ama biyodizele oranla daha fazla arazi, enerji ve su gerektirir. Örneğin, bir galon (=3,78 litre) mısır etanolünü yetiştirmek için yaklaşık 130 galon su, damıtmak için 5 galon su gerekiyor; bu hesapta, mahsulün sadece %15’inin sulandığı varsayılıyor. ABD’nin yılda yaklaşık 35 milyar galon etanol üretme hedefine ayak uydurmak, yılda California’nın tüm nüfusunun harcadığı kadar suya mal olması demektir. ABD’de devamlı sübvanse edilmesine karşın, mısırdan elde edilen etanol petrolün yerini alabilecek bir ürün olarak kabul edilemez. Gerçekler, etanolün gerçekten enerji ve iklim açısından sağladığı faydalar nedeniyle değil, bölgesel ekonomik ve politik avantaj (tarımla uğraşan topluluklarına destek verilerek bu grupların vereceği oyu garanti altına almak) ile ilgili nedenlerle ABD hükümeti tarafından “kazanan” ürün seçildiğine işaret eder. Amerikan siyasetinde böyle bir egemenlik kurmasının başlıca sebebi, büyük şirketlerin lobi faaliyetlerine ve siyasete akıttıkları ödeneklerdir. (Yani, British Petroleum’u Beyond Petroleum yapmakla çevreci olunmuyor, iyi bir lobi için makyaj yapılmış olunuyor.)

2005’te dünya aşağı yukarı on milyar ton etanol üretti. Bunun %45’i Brezilya şeker kamışı, %45’iyse Amerikan mısırından elde edildi. Buna Avrupa kolza tohumundan üretilen bir milyar ton biyoyakıtı ekleyin ve sonuçta ortaya çıkan manzarada, dünyada ekim yapılan toprakların %5’inin gıda yetiştirmekten yakıt yetiştirmeye kaydırıldığını görürüz (ABD’de %20). 2008’de dünyada gıda arzının, talebin altında kalıp tüm dünyada gıda ayaklanmalarına sebep olmasının kilit etkenlerinden biri de Avustralya’daki kıtlık ve Çin’de artan et tüketimiyle birlikte buydu. 2004 ile 2007 arasında dünyada hasat edilen mısır miktarı elli bir milyon ton artmış, fakat etanol için elli milyon ton mısır ayrılmıştı, dolayısıyla geride başka amaçlar için kullanılacak otuz üç milyon tonluk talep artışını karşılayacak bir şey kalmamıştı: Böylece mısırın fiyatı yükseldi. Unutmayalım, yoksullar gelirlerinin %70’ini gıdaya harcıyor. Amerikalı araç sürücüleri kendi benzin depolarını doldurmak için yoksulların ağzından fiilen karbonhidrat aşırıyor. Ve yine BM rakamlarına göre, gıda fiyatları 2008 yılında dünya genelinde %35 oranında yükseldi ve böylece 2002 yılında başlayan yükselme eğilimi hızlandı. O tarihten itibaren tüm gıda maddelerinin fiyatlarında %65 oranında ilave bir artış kaydedildi. BM Gıda ve Tarım Teşkilatı FAO’nun dünya gıda indeksine göre 2008 yılında süt ürünleri fiyatları %80, tahıl fiyatları ise %42 oranında yükseldi.

Peki ya salımlar? Bu alanda gitgide artan bir tür hayal kırıklığı ortaya çıkmıştır. İlk başlarda, CO2 salınımlarında önemli oranda azalma olması kaçınılmaz gibi görünmüştü; petrol rafine etme işleminden kaçınılacak ve bir biyoyakıtın yanmasıyla ortaya çıkan karbonlar büyüyen enerji mahsulleri tarafından yeniden yakalanacaktı. Ama yürütülen çalışmalar kısa süre sonra bu resmi bulandırdı. Çünkü hidrokarbon yakmakla kıyaslandığında karbonhidrat mayalamak verimsiz bir iş alanıdır. Araştırmacılar, tarım faaliyetlerinde kullanılan fosil yakıtlar, gübre yapımında kullanılan doğalgaz ve ilgili bütün ulaşım süreçlerinde petrol temelli yakıtların kullanılması gibi nedenlerle karbon tasarrufunun azaldığı sonucunu buldu (Mısırın ya da şeker kamışının her dönümü için traktör yakıtı, gübre, böcek ilacı ve damıtım yakıtı gerekiyor; bunların hepsi yakıt!).

2007’ye gelindiğinde Avrupa’nın palmiye yağı talebinin dünyanın öbür ucunda, özellikle de Endonezya’da yağmur ormanlarının korkunç bir düzeyde tahribatına neden olduğu açıkça görülüyordu. Bu da “hayat döngüsü salınımları” kavramının çok daha fazla genişletilmesi gerektiğini ortaya koydu. Bir başka deyişle, doğal araziler enerji mahsul alanına dönüştürülürken ilk hesaplamalara arazi kullanımının etkileri dâhil edilmemişti.

Gerçekten de Batı’da coşan etanol ve biyodizel pazarı, ironik de olsa dramatik salınım artışlarına neden olmuştur. Bu artışlar, Güneydoğu Asya’da yağmur ormanlarının ve turbalık alanların yakılarak temizlenmesine, Brezilya’da yağmur ormanı ve savanalar ile ABD’deki yeşillik ve çalılık alanlarının palmiye, şeker kamışı, soya fasulyesi ve mısır ekilmesi için dönüştürülmesine neden olmuştur. Bu nedenle, yerel şirketlerin ve arazi sahiplerinin tropik çalılıkları kurutması ve yakması, Endonezya’nın, ABD’nin ve Çin’in ardından, dünyanın en çok karbon salınımı gerçekleştiren ilk beş ülkesinden biri haline gelmesinde rol oynamıştır. Söz konusu alanlar yakılmasa bile, habitatta gerçekleşen değişiklik, kesilip temizlenen bitkisel maddelerde, yer altındaki köklerin ve toprağın kendisinin içerisinde kalan organik karbonun zaman içerisinde çürümesi nedeniyle önemli oranlarda CO2 ve CH4 ortaya çıkmasına neden olabilir. Bu şekilde oluşturulan “karbon borcu” on yıllarca, hatta yüzyıllarca kalabilir. Bu nedenle, bu alanda yürütülen araştırmaların sonuçlarından biri basit ancak acımasızdır: Biyoyakıtlar, galon temelinde kıyaslandığında, bugüne kadar salınımlar ve iklim açısından petrolden daha kötü etkiler doğurmuştur.

Sonuç olarak, şu andaki kavrayışla etanol ve biyodizel politik yakıtlardır. Bu, söz konusu yakıtları üretmekteki asıl amacın, kendisi de önemli oranda politikleşmiş bir yakıt olan petrole bağımlılığı azaltmak olmasından kaynaklanır. Biyoyakıtlar, enerji açısından petrole kıyasla hiçbir üstünlük sağlayamadıkları gibi salınımlardaki sağladıkları genel iyileşme de belirsizdir.

Biyoyakıtların da karbon kaynakları olduğunu aklımızdan çıkarmamalıyız. Kolayca mevcut ulaşım sistemimize entegre olmalarını sağlayarak onları çekici kılan şey budur. Ancak, daha önce belirtildiği gibi, onları daha derin bir anlamda sorunlu hale getiren de budur. Kimyasal açıdan, bu yakıtlar alternatif değil vekildirler. Bu yakıtlar üzerine dev yeni bir sektör kurmak, yerel üreticiler ve dünyanın yoksul bölgelerinde politik himayeden Batı’daki büyük tarımsal işletme şirketlerine kadar uzanan yeni bir çıkarlar ağı oluşturarak hâlihazırda elimizde olan şeyi daha da pekiştirmeye yarar.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Bunlar da ilginizi çekebilir..