İyi Yazarlar
İyi Okurlar
Ankara
İstanbul
İstanbul
İstanbul
İstanbul
Bursa
Erzincan

Bulut Sever

İstanbul

İstanbul

Onur Gündüz

İstanbul

İstanbul

Salman Döner

İstanbul

İstanbul

Sevdaşrn

İstanbul

İstanbul
Erzurum

Ahmet

Kayseri

Kayseri
Ankara

Atç

Eskişehir

Eskişehir

Meyzen Ruha

İstanbul

İstanbul
Ankara

Benay Özbent

İstanbul

İstanbul
İstanbul
Ankara
Eskişehir
Ankara
Balıkesir
İstanbul

Kader...

İzmir

İzmir
Bülent Kesler yazdı, 45 kez açıldı, 3 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
20 Mar '16 00:00
Bi̇r Ruhtur Çanakkale

Ey bir kara parçası için canını veren şehidim. Evladı için, anası için, bacısı için, Türk Milleti için hayatını feda eden şehidim. Vatan ve millet aşkıyla, yedi cihana mertlik ve insanlık dersi veren, yenilmezleri yenen, olmazları olduran şehidim. Yüreğinde iman ve millet şuurundan asla vazgeçmeyen, tarihe adını kanla yazan ve ya İstiklal ya ölüm nidasında gözünü kırpmadan vatan uğruna genç yaşta toprağa düşen şehidim.

Bizler biliyoruz ki Türkler öyle bir millet ki, canını alırsınız ama bağımsızlığını alamazsınız. Canından edersiniz ama yurdundan edemezsin. Vatanından edemezsiniz. Tarih boyunca asla esarete boyun eğmeyen ecdadımın, 1915 Mart’ında yeniden tarihe adını yazdığı bir dönemdir. Evet şehidim, Dünya’da eşi benzeri görülmemiş bir savaştı bu. Bir yanda şairin ‘’Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar’’ dizesinde söylediği gibi tam bir ölüm makinesi olan İtilaf ordusu, diğer yanda en büyük sermayesi inancı ve vatanseverliğiyle siz Türk ordusu. Siz şehidim, sadece düşmanla savaşmadınız, açlıkla, susuzlukla, insanlıkla savaştınız. Cephanenin yetersiz olduğu bir dönemde, imkansızlıkla savaştınız. Sayısı ve olanakları sizden fazla olan düşmanın bir karış ilerlemesine asla izin vermediniz. Size yaşattıkları cehennemi siz göğsünüzde söndürdünüz. Türklere yaşattıkları karanlıkları sizler nurunuzla aydınlattınız. Size atılan kurşuna, kalkan yerine göğsünüzü siper ettiniz. Bütün Dünya’ya iman gücüyle vatanın kazanıldığını gösterdiniz.

Sizin oyun oynayacak topunuz yoktu şehidim, belki de hiç olmadı. Çaputları birbirine bağlayıp bezden top yaptınız belki de. Onunla da kim bilir kaç kez oynama fırsatınız olmuştu? Sizin en büyük eğlenceniz neydi? Gece uyuduğunuzda neyin hayaliyle uyuyordunuz? Hayal kurmak için fırsatınız var mıydı şehidim? Bugün rahatlığımızı borçlu olduğumuz siz şehitlerim, babalarınız cephede olduğu için bir şeyler isteme şansına bile sahip değildiniz. Ve bir gün siz şehitlerime bir görev düştü; vatan için ölmek. Tereddüt etmeden gittiniz. Öyle güzel, öyle güzeldi ki gittiğiniz yerler… Gittiniz ve bir daha geri dönmediniz. Geride Mehmet’imin asla unutulmayacak sözleri kaldı: ‘’Artık yolumu bekleme, çünkü ben şehit oldum gelemem anne. Hasret kaldım oğlum diyen dillere. Yatağımı açma çünkü ben şehit oldum gelemem anne. Hakkını helal et ana, Hakkını helal et üzdüysem eğer seni. Ana, gözyaşlarını düşmana gösterme. Namertler, kahpeler, şerefsizler duyup da sevinmesinler.’’ Sizler Şehidim, anadan, babadan, yardan helallik bile alamadan düştünüz toprağa. Bizler nasıl bu cennet vatan için sizlerden helallik alacağız? Sizler komutandan cepheye gönderilmek için gönüllüler arasındaydınız. Öyle bir yüreğiniz vardı ki; yüreğin içindeki ateşi, ateşin içindeki gülü, gülün içindeki kanı, kanın içindeki ay-yıldızı görüp ürpermeden, gözyaşlarına boğulmadan, hürmetle anıp, saygıyla önünüzde eğilmeden bu aziz vatan da yaşanır mı?

Siz şehidim, sonsuza dek yaşayacaksınız ölümsüzlükle… Omzunuzda silah, diliniz de memleket türküleriyle. Düştünüz yollara. Saraybosna’dan, Elazığ’dan, İzmir’den, Kars’tan… Yüreklerin beraber attığı yerden… Vatan, bayrak, ezan, namus sizlere emanetti. Siz şehidim, ölmeden emanete sahip çıkılmayacağınızı anlayınca eve dönmekten vazgeçtiniz. Ah şehidim, sizler üç dakika sonra öleceğinizi biliyordunuz. Evet. Kazanılacak üç dakika için sizden hayatlarınızın feda edilmesi isteniyordu. Sizler hiç düşünmeden gittiniz. Kiminiz on beş yaşındaydı şehidim, kiminiz anasının tek kuzusu. Kiminizse muallim. Ya işte böyle şehidim. Peki ya bizden istenseydi bu? Bizler üç dakika sonra ölüme gönderilme emri aldığımızda, emre itaat etmez miydik? Elimizi kalbimize koyduğumuzda biliyoruz ki bizler de hiç düşünmeden vatana canımızı veririz. Ardımızda kalacak hiçbir şey aklımıza gelmez şehidim. Bizlerin içinde bulunduğu bu manevi ruh, sizin eserinizdir.

Düşünüyorum da şehidim, bugün bulunduğumuz çalışma işlerinden şikayet ediyoruz. Cephe de bir askeri hastane ve hastanede görevli bir tabip komutan. Bir asker getiriliyor masaya. Doktor bakıyor ki şansı yok:’’ Bunu kaldırın!’’ diyor. Bir başkasını getiriyorlar. Çünkü resmen ölüm yağıyor siperlere. Bakıyor ki onda da umut yok:’’ Bunu kaldırın!’’ diyor. Sonra bir başkası. Bir tane daha ve bir tane daha. Yaşama ihtimaliniz yoksa şehidim, morfin iğnesi de yok. Çünkü morfin yok denecek kadar az. Ölüme mahkum bir yaranız olsa bile o ağrıyı, sızıyı çekmemek belki hepinizin hakkıydı şehidim.

Bir ameliyat sırasında şehit olan bir Mehmet’in ağzından artık onun işine yaramaz diye çekilip alınan bir keçe parçası üzerinde dört tane diş duruyordu. Hani derler ya‘’dişimle,tırnağımla kazandım’’ diye. İşte siz şehidim bu vatanı, dişinizle, tırnağınızla kazandınız.

Şehidim, sizler yine bir çarpışma da, ölümün muhakkak olduğunun bilincindeydiniz. Siperdekiler ilerliyor ve arkasından ikinci sıradakiler yerine geçiyor. Hiç bir telaşa düşmeden. Sorgusuz, sualsiz ölüm emrine koşuyordunuz.Okuma bilenleriniz Kur’an-ı Kerim okuyor, okuma bilmeyeniniz Kelime-i Şehadet getiriyordu. Hepiniz cennete gitmeye hazırlanıyordunuz. Emin olalım ki Mustafa Kemal’in de dediği gibi Çanakkale Savaşlarını kazandıran bu yüksek ruhtur.

Bizler bugün sizlerin canınızı vererek kazandığınız ve bizlere emanet ettiğiniz topraklardayız. Ah şehidim. Her bir karışından şüheda fışkırıyor. Her bir sınırı kanla çizilmiş. Edremitli Koca Seyit’in 215 okkalık mermiyi kaldırmasını hayranlıkla izliyoruz. Ezineli Yahya Çavuşun, sayılı arkadaşlarıyla geriye dönemeyeceklerini bildikleri halde ölüme koştuklarını görüyoruz. Yozgatlı Hatçe Ananın oğlunu vatana kurban adadığını biliyoruz. İşaret parmağı koptuğu halde ateş etmeye çalışan ve acısını dahi hissetmeyen Mehmet’imin canıyla, vatanı arasındaki ikilemde hiç düşünmeden koşa koşa vatan için ölüme gittiğini görüyoruz. Okul çağında olan çocukların silah tutup cephenin en önünde canlarını verdiğini biliyoruz. Cephe gerisinde sırtında mermi taşıyan kadınlarımızı biliyoruz.

Bizler bugün Çanakkale’de yaşıyoruz, Ankara’da, Şırnak’ta, Gümüşhane’de, Manisa’da yaşıyoruz. Sizlerin bize miras bıraktığınız tek vatan Anadolu’da yaşıyoruz. Tıpkı o gün gibi bir ve beraberiz. Tıpkı sizlerin o tarihte omuz omuza verdiğiniz gibi bizlerde bugün Ardahanlısıyla, Yozgatlısıyla, Karamanlısıyla omuz omuzayız. Bizlere öyle bir vatan bırakmışsınız ki her bir karışı cennet misali. Sizlerden gördük ki vatanı sevmek yetmezmiş. Ona canını vermek gerekirmiş, vatana hizmet etmek gerekirmiş. Bugün buram buram tarihin izleri kokan ülkemde bir olmaya, vatanımızı ilelebet yaşatmaya, ilim ve fende ilerlemeye ve muasır medeniyetlerinin zirvesine çıkarmaya söz veriyoruz. Akıttığınız kan, emanet ettiğiniz bu cennet vatan namusumuzdur. Birlik ve beraberliğimizin hiçbir zaman kopmaması, ayrılıkların hiçbir zaman milletimizin canını yakmaması için Çanakkale ruhunu daima içimizde yaşayacağız. ‘’Sahipsiz bir vatanın batması haktır. Sen sahip olursan bu vatan batmayacaktır.’’ Hakkınızı helal edin şehidim. Mekanınız cennet olsun…

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.

Misafir

Bunlar da ilginizi çekebilir..
Siz de Türkiye yazarı olmak ister misiniz?
Kaydol