İyi Yazarlar
İyi Okurlar

Kürşat Koyuncu

1 / Puan: 31755

Ankara

Abdullah Fakiroğlu

2 / Puan: 8139

İstanbul

Ömer Poyraz

3 / Puan: 6818

İstanbul

Sezer Emlik

4 / Puan: 5622

Bartın

Bulut Sever

5 / Puan: 4889

İstanbul

Mümin Yolcu

6 / Puan: 4847

İstanbul

Mustafa Karayel

7 / Puan: 4324

İstanbul

Payitaht İstanbul

8 / Puan: 4018

İstanbul

Mustafa Kılıç

9 / Puan: 2512

İstanbul

Ozan Bilican

10 / Puan: 2308

İstanbul

Aa

11 / Puan: 1895

İstanbul

Detroitli Kızıl

12 / Puan: 1739

İstanbul

Salieri Alt Tire

13 / Puan: 1621

İstanbul

Sıla Münir

14 / Puan: 1428

İstanbul

Osman Batur Akbulut

15 / Puan: 1361

Kırıkkale

Lagari Alıntılar

16 / Puan: 1095

İstanbul

Ali Turan

17 / Puan: 1085

İstanbul

Ferit Çaydangeldi

18 / Puan: 1026

Ankara

Reşit Akpınar

19 / Puan: 987

Erzurum

Ali Osman Rothschild

20 / Puan: 947

Ankara

Yamanduruş

21 / Puan: 943

Sakarya

Mücahid Cesur

22 / Puan: 942

İstanbul

Ahmet Lalbek

23 / Puan: 900

Erzincan

Ahmet Demir

24 / Puan: 896

İstanbul

Müsemma Şahin

25 / Puan: 876

İstanbul

Emre Keleş

26 / Puan: 871

Ankara
İstanbul

Mesut Toprak

28 / Puan: 850

Ankara

Muharrem Morkoç

29 / Puan: 793

İstanbul

Aykut Giray

30 / Puan: 757

Yozgat

Bir sonraki paylaşıma yaklaşık 03 saat 34 dakika kaldı.

Kürşat Koyuncu yazdı, 619 kez açıldı, 4 misafir olmak üzere 16 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
4 Nis 16 18:00

Kürşat Koyuncu

Puan: 31755

Copy/paste

“Ancak protez bir medeniyette, modern mühendisliğin en sevimli tasarımlarını şak diye üstüne takabilirsin.” diyor, Stanislaw Lem, müthiş eseri “Gelecekbilim Kongresi”nde. Yine kitabın bir başka yerinde şunu ekliyor; “Zaten medeniyet, insanın kendi kendisini iyi olmaya ikna etmesinden başka nedir ki?”

Ben burada “kendini iyi olmaya ikna etme” kısmıyla ilgileneceğim. Günümüzde hemen hemen her bilgiye ulaşmak teknoloji sayesinde çok kolaylaştı. Aslında meraklı/şüpheci/araştırmacı bir insan için iyi bir durum, ama böyle olmayan birisi için bu bir ezbere dönüşebiliyor. Çünkü Aldous Huxley’nin “Cesur Yeni Dünya”sında öngördüğü gibi bir bilgi bombardımanı altındayız. Eğer neyin doğru, neyin yanlış olduğunu durup düşünmezsek hemen her şey buharlaşıyor ve birbirine karışıyor. Bunun etkisi hem bilimsel hem de edebi yazılarda kendini gösterebiliyor.

Örneğin, bilim kısmı tam bir kaos halinde. Malum, bilimsel çalışmaları anlatmak hiçbir zaman kolay olmamıştır. Günümüzde bilim insanları yaptıkları araştırmaların yayınları çoğu zaman ilaç prospektüslerini andırır. Konuya hâkim değilseniz -hatta bazen hâkim olsanız bile- anlamanız oldukça zordur. İşte burada devreye popüler bilim dergileri devreye girer. Yapılan bu çalışmaları sıkmayacak, edebi bir dille anlatmak maharet işidir. Bunu herkes başaramaz. Örneğin, Einstein Princeton Üniversitesi’nde çalışırken Sceintific American dergisi, izafiyet teorisini halka en iyi şekilde açıklayan makale için yarışma açmış. Oldukça yüksek mali bir ödül içeren bu yarışma hakkında fikrini soranlara Einstein şöyle cevap vermiş: “Çevremdeki herkes bu yarışmaya katılıyor. Ben katılmıyorum, çünkü kazanacağımdan emin değilim!”

Bu konuda okuyucunun ilgisini çekmek için başvurulan yöntemlerin başında antropomorfizm (insanbiçimcilik) gelir. Hayvan ve bitkilere insan özelliklerinin atfedildiği bu yöntemin en güzel örneklerinden birini rahmetli Hikmet Birand “Alıç Ağacı ile Sohbetler” adlı kitabında verir. Birand Hoca ekolojik bilgileri bizlere ağacın ağzından aktarır, hem de bir ilköğretim öğrencisinin bile anlayacağı biçimde.

Edebiyat kısmı ise girişte söylediğim “kendini iyi olmaya ikna etme”nin resmen işgali altında. Bağlamında koparılmış, önü arkası unutturulmuş cümleler/dizeler resmen havada uçuşuyor. Burada bir anekdot aktarmak isterim. Popüler yayıncılıkta başarılı olmanın sırlarını, birkaç bilim kurgu kitaba -Dünyalar Savaşı gibi- imza atmış popüler bilim yazarı H.G. Wells, Aldous Huxley’nin kardeşi biyolog Julian Huxley’ye yazdığı bir mektupta şöyle açıklamış: “Bu kitabı yazdığın okuyucu senin kadar akıllıdır ama senin kadar bilgili olmayabilir. O sınava hazırlanan bir öğrenci değildir ve kafasının teknik terimlerle doldurulmasından hoşlanmaz; onun edebiyat ve mizah anlayışı büyük bir olasılıkla senden daha kuvvetlidir. Shakespeare, Milton, Platon, Dickens ve Darwin’in onun için yazdığını unutma.” Aslında H.G. Wells çok önemli bir uyarı yapmış, keşke hepimiz bunu uygulayabilsek.

Maalesef bunu dikkate almayanların sayısı çoğunluğu oluşturuyor. Hele bu “copy/paste”den sonra işler iyice çığırından çıktı. Önceden birer ikişer cümle paylaşılırdı. Sonra şiirlerin kelimeleriyle oynayarak sanki kendisi yazmış gibi paylaşanlar çıktı. Ki, bunları uyarınca, “pardon” bile demeden derin bir sessizliğe gömüldüler. Ama artık uzun uzun yazılar kopyalanıp yapıştırılıyor, hem de hiç kaynak gösterilmeden. Bunu yapan kişiler sanırım şöyle düşünüyor: “Nasıl olsa kimse fark etmez.” Ama edenler çıkıyor, azizim. Belli ki okuyana saygın yok, keşke biraz yazının müellifine saygın olsaydı. Birkaç “kalp”, birkaç “like” uğruna değer mi? Sanki tam da, Stanislaw Lem’in kastettiği “protez medeniyet”in zamanlarındayız. Protez hiçbir zaman orijinalinin yerini alamaz. İşi bittikten sonra çıkarılıp bir kenara konulur.

Kaynak göstermek şartıyla, bir şiirden, bir denemeden ya da bir yazıdan bir parça -ya da tamamını- almak/kullanmak ayıp bir şey değil. İnsan biraz dikkatli olmakla hiçbir şey kaybetmez. Bence bir şeyler yazmaktan çok okumak daha önemlidir. Dışarıdan bakan göz her zaman için daha öğreticidir. Çünkü eksikleri, gedikleri görür ve bunlar da eleştiriye açık olan herkese yol gösterir.

Gerçi ben de her iki kişiden üçünün şair olduğu ama edebiyat dergilerinin en çok satanının binlerle ifade edildiği memlekette hangi eleştiriden bahsediyorum. Her neyse tamam şiir yazın da, “copy/paste” yapmayın, yapacaksanız da isim yazın. Çünkü yazmamanız hem çok ayıp hem de biraz emek hırsızlığı oluyor.

Dikkat edelim de “alıntı” yaparken “çalıntı” olmasın.

Değil mi, albayım?!?!?

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Bunlar da ilginizi çekebilir..