İyi Yazarlar
İyi Okurlar

Kürşat Koyuncu

1 / Puan: 33742

Ankara

Abdullah Fakiroğlu

2 / Puan: 8182

İstanbul

Ömer Poyraz

3 / Puan: 6953

İstanbul

Sezer Emlik

4 / Puan: 6707

Bartın

Mümin Yolcu

5 / Puan: 5476

İstanbul

Bulut Sever

6 / Puan: 4983

İstanbul

Mustafa Karayel

7 / Puan: 4614

İstanbul

Payitaht İstanbul

8 / Puan: 4277

İstanbul

Mustafa Kılıç

9 / Puan: 2709

İstanbul

Ozan Bilican

10 / Puan: 2408

İstanbul

Aa

11 / Puan: 2030

İstanbul

Detroitli Kızıl

12 / Puan: 1781

İstanbul

Salieri Alt Tire

13 / Puan: 1626

İstanbul

Sıla Münir

14 / Puan: 1450

İstanbul

Osman Batur Akbulut

15 / Puan: 1375

Kırıkkale

Lagari Alıntılar

16 / Puan: 1171

İstanbul

Ali Turan

17 / Puan: 1124

İstanbul

Reşit Akpınar

18 / Puan: 1080

Erzurum
İstanbul

Ferit Çaydangeldi

20 / Puan: 1031

Ankara

Yamanduruş

21 / Puan: 1001

Sakarya

Ahmet Lalbek

22 / Puan: 963

Erzincan

Ali Osman Rothschild

23 / Puan: 962

Ankara

Mücahid Cesur

24 / Puan: 943

İstanbul

Ahmet Demir

25 / Puan: 909

İstanbul

Emre Keleş

26 / Puan: 903

Ankara

Müsemma Şahin

27 / Puan: 881

İstanbul

Muharrem Morkoç

28 / Puan: 863

İstanbul

Aykut Giray

29 / Puan: 856

Yozgat

Mesut Toprak

30 / Puan: 854

Ankara

Bir sonraki paylaşıma yaklaşık 01 saat 00 dakika kaldı.

Kürşat Koyuncu yazdı, 1406 kez açıldı, 7 misafir olmak üzere 19 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
11 Nis 16 18:00

Kürşat Koyuncu

Puan: 33742

Dünyanın En Kötü Kokan Çiçeği

Bundan önceki yazılarda da belirttiğim gibi, bitkiler döllenmek için hareket edemez; yeni alanlara kendi başlarına gidip yayılamaz. Bunun, başka yoldan yerine getirilmesi gerekir. Kimi bitkiler tozlaşmada rüzgâr veya sudan yararlanır. Bitkiler ayrıca, hayvanları kullanacak şekilde başka stratejiler de geliştirmiştir. Çiçekli bitkiler, tozlaştırıcı hayvanları gösterişli ve kokulu çiçekleriyle kendilerine çeker.

Aslında bitkiler doğanın simyacılarıdır; bitkiler su, toprak ve güneş ışığını değil imal, idrak etmesi bile insanoğlunun yetilerinin çok ötesinde olan bir dizi değerli maddeye dönüştürme uzmanlarıdır. Biz bilincin hakkını vermeyi ve iki ayak üzerinde yürümeyi öğrenirken bitkiler, aynı süreçte fotosentezi icat ediyor ve organik kimyayı kusursuz hale getiriyorlardı. Bitkilerin kimya ve fizikteki keşiflerinin çoğunun sonuçta bize de faydası oldu. Besleyen, şifa veren, zehirleyen ve duyuları hoşnut kılan kimyasal bileşimler de, bizi canlandıran, uyutan ve sarhoş eden başkaları da, hayret verici bilinç değiştirme gücüne sahip birkaç tanesi de bitkilerden gelir.

Neden bu sıkıntıya katlanıyorlar? Bitkiler bunca çok sayıda karmaşık molekülün reçetelerini hazırlayıp, sonra da onları imal etme zahmetine neden girsin ki? Önemli bir neden, savunma. Bitkilerin ürettiği kimyasal maddelerin çoğu, başka yaratıkları onları kendi hallerine bırakmaya mecbur etmek üzere oluşturulmuş mekanizmalardır. Ölümcül zehirler, kötü kokular, yırtıcıların aklını karıştırmak için toksinler bu mekanizmanın ürünüdür. Ancak bitkilerin yaptığı diğer maddelerin çoğunun da tam tersi bir etkisi vardır; arzularını kışkırtıp tatmin ederek, başka yaratıkları kendilerine çekerler.

Bitki yaşamının aynı büyük varoluşçu olgusu, bitkilerin neden diğer türleri hem iten, hem çeken kimyasal maddeler yaptığını açıklar: hareketsizlik. Bitkilerin yapamadığı tek önemli şey hareket etmek, ya da daha doğrusunu söylemek gerekirse, bir yerden başka bir yere gitmektir. Bitkiler onları avlayan yaratıklardan kaçamaz; ayrıca yardım almaksızın yerlerini değiştiremedikleri gibi, alanlarını da genişletemezler. Bitkiler hareket edemez ama bekleyebilirler.

On bin yıl kadar önce dünya, bizim biraz benmerkezci şekilde “tarımın icadı” diyeceğimiz ikinci bir bitki çeşitliliğinin çiçek açışına tanık oldu. Bir grup çiçekli bitki, yaşam stratejilerini insan ve diğer hareket eden canlıları kullanarak mükemmelleştirdi. Bu bitkiler son derece zekice bir strateji geliştirmişlerdi: bizi onlar adına hareket ettirip düşündürmek. Sonrasında, insanları onlara yer açmak için uçsuz bucaksız ormanları kesmeye kışkırtan buğday ve mısır gibi yenilebilir otlar geldi. Güzellikleriyle koskoca kültürleri afallatacak çiçekler geldi. İnsanlara tohum ekmek, nakletmek, methetmek için esin verecek kadar yararlı ve lezzetli olan bitkiler geldi. Yani bunları bize bitkiler mi yaptırdı?

Günümüzde insanın doğadaki rolünü gözümüzde büyütme eğilimi vardır. İnsanların kendi yararına yaptığını düşündüğü pek çok etkinlik aslında karşı tarafı da ilgilendirir, her ne kadar kimse bir patates tarafından ya da küçük bahçesinde yetiştirdiği salatalık tarafından kullanıldığını kabul etmese de.

Diğer türlerle olan ilişkilerimizde kendimize haddinden fazla önem veririz. Evcilleştirmenin sözüm ona temsil ettiği doğa üzerindeki güç bile abartılıdır. Ne de olsa o dansı yapmak için iki kişi gerekir. Üstelik pek çok bitki ve hayvan bu dansta oturmayı seçmiştir. İnsanlar, tüm çabalarına rağmen, son derece besleyici palamutları yiyebileceklerinden çok daha acı kalan meşe ağacını asla evcilleştirememişlerdir. Meşenin her dört palamuttan birini gömdüğü yeri unutan sincap ile çok tatmin edici bir anlaşması olduğu besbellidir. Öyle ki, ağaç bizimle herhangi türde resmi bir anlaşmaya girişme ihtiyacını asla duymamıştır.

Bazen uyumsal bir özellik öylesine zekicedir ki, bir amaca hizmet edermiş gibi görünür: örneğin, kendi yenilebilir mantar bahçelerini ekip biçen karıncalar ya da bir sineği, çürümekte olan bir et parçası olduğuna ikna eden böcekkapan bitki. Mesela bir orkide türü vardır, kendisine tozlaştırıcı hayvanları çekmek için nektar üretmez ama çiçeği bir yaban arısının dişisine benzer. Bu çiçeği dişi arı zannedip çiftleşmek için üzerine konan yaban arısı büyük hayal kırıklığına uğrar ancak bu sırada çiçeğin polenlerini taşımış olur.

Benzer bir durum sinekler ve onların ilişkide bulunduğu bitkiler arasında da olur. Sineklerle tozlaşma iki tiptir: Myophilous ve Sapromyophilous. Çeşitli sineklerin erginleri polen ve nektarla beslenir ve düzenli olarak çiçekleri ziyaret ederler. Bazı orkideler erkek meyve sineklerini çekebilmek için feromonlar salgılar. Ancak bunlar nektar üretmezler. Bu tip tozlaşan bitkiler Myophilous’dur. Myophilous bitkileri sert kokular yaymaz ve çiçekleri genellikle kırmızı, pembe, mor, mavi ve beyaz renklerde, az koku yayan ve girişi basittir. Bu çiçekler genellikle sinekler için nektar üretir. Sinekler nektardaki şekeri ayakları ile hissedip bunu tüpsü yapıdaki ağızlarıyla çekerler.

Leş sinekleri (Sapromyophilous) normal olarak ölü hayvanları ve gübreleri ziyaret eder. Örneğin, CSI dizilerinde bu sinekler üzerinden cesedin ölüm zamanı belirlenir. Bunun yöntemi, basitçe sineklerin deri değiştirme sürelerine bakılıp kaçıncı deri değiştirme aşamasındaysa geriye doğru gidilerek sürenin hesaplanması şeklinde olur. Ancak bazı bitkiler bu sinekleri kendilerine çekebilmek için hayvan leşinin ya da gübrenin kokusuna benzer kokular yayar. Bu bitkiler, kahverengi ya da turuncu renktedir. Bu bitkilerin en bilinen örneği “Leş Çiçeği” olarak da bilinen Stapelia türleridir. Leş çiçeklerinin yaklaşık 40 cm genişliğinde kocaman çiçekleri olur. Tozlaşması bu tür sinekler tarafından sağlanan çiçeklerin birçoğu, bu sinekleri ısıyla ya da ısı yoluyla yaydıkları molekülleriyle çekerler. Ancak onlara besin maddesi olarak herhangi bir ödül vermez. Hayal kırıklığına uğramış sinekler, bu bitkileri hemen bırakmak ister ama bitki onları yavaşlatmak için çeşitli tuzaklar kurmuştur.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Bunlar da ilginizi çekebilir..