İyi Yazarlar
İyi Okurlar

Kürşat Koyuncu

1 / Puan: 31755

Ankara

Abdullah Fakiroğlu

2 / Puan: 8139

İstanbul

Ömer Poyraz

3 / Puan: 6818

İstanbul

Sezer Emlik

4 / Puan: 5622

Bartın

Bulut Sever

5 / Puan: 4889

İstanbul

Mümin Yolcu

6 / Puan: 4847

İstanbul

Mustafa Karayel

7 / Puan: 4324

İstanbul

Payitaht İstanbul

8 / Puan: 4018

İstanbul

Mustafa Kılıç

9 / Puan: 2512

İstanbul

Ozan Bilican

10 / Puan: 2308

İstanbul

Aa

11 / Puan: 1895

İstanbul

Detroitli Kızıl

12 / Puan: 1739

İstanbul

Salieri Alt Tire

13 / Puan: 1621

İstanbul

Sıla Münir

14 / Puan: 1428

İstanbul

Osman Batur Akbulut

15 / Puan: 1361

Kırıkkale

Lagari Alıntılar

16 / Puan: 1095

İstanbul

Ali Turan

17 / Puan: 1085

İstanbul

Ferit Çaydangeldi

18 / Puan: 1026

Ankara

Reşit Akpınar

19 / Puan: 987

Erzurum

Ali Osman Rothschild

20 / Puan: 947

Ankara

Yamanduruş

21 / Puan: 943

Sakarya

Mücahid Cesur

22 / Puan: 942

İstanbul

Ahmet Lalbek

23 / Puan: 900

Erzincan

Ahmet Demir

24 / Puan: 896

İstanbul

Müsemma Şahin

25 / Puan: 876

İstanbul

Emre Keleş

26 / Puan: 871

Ankara
İstanbul

Mesut Toprak

28 / Puan: 850

Ankara

Muharrem Morkoç

29 / Puan: 793

İstanbul

Aykut Giray

30 / Puan: 757

Yozgat

Bir sonraki paylaşıma yaklaşık 03 saat 32 dakika kaldı.

Kürşat Koyuncu yazdı, 689 kez açıldı, 6 misafir olmak üzere 18 kişi beğendi, 2 yorum yapıldı.
19 Nis 16 14:00

Kürşat Koyuncu

Puan: 31755

Büyülü Ekmeğin Evrimi ya da Pelin'in Kömürle Çalışan İmanı

Okuyanlar bilir, Jared Diamond’ın “Tüfek, Mikrop ve Çelik” kitabının basitçe şöyle bir tezi vardır: Lizbon’dan yola çıkan bir insan hiç suyla karşılaşmadan Pekin’e kadar gidebilir. Bu Doğu-Batı eksenindeki yolculukta iklim olarak çok fazla değişiklikle karşılaşmaz ve yine bu eksende aynı tür bitkileri yetiştirmek ya da bu yol üzerinde ticaret yapmak iklimden dolayı daha kolaydır. Ancak aynı durum Alaska’dan yola çıkıp Patagonya’ya giden birisi için geçerli değildir. Çünkü Kuzey-Güney ekseninde yolculuk yapan birisi büyük iklim değişiklikleri ile mücadele etmek zorundadır. Ki bu durum bitki/hayvan yetiştiricileri ve ticaret yapanlar içinde geçerlidir. Tabi ki burada en büyük etken sadece iklim değişikliği değildir. O bölgenin coğrafyasıdır, aynı zamanda. Örneğin, Amerika’ya ilk gidenler orada yaşayanların ellerinde obsidyenden yapılmış kesici aletler görmüşlerdi. Obsidyen gerçekten jilet kadar keskin olabiliyordu. Ama şöyle bir sorunu vardı: Çabuk kırılması. Başka değerli madenleri vardı, ama çelik üretimini sağlayacak yeterli madenleri yoktu. Ayrıca aynı durum hem hayvan hem de bitki açısından besin maddeleri içinde geçerliydi. İşte burada devreye İbn Haldun’un “Coğrafya kaderdir.” sözü girer. Bir bitki ya da hayvan yaşadığın bölge de -buna madenlerde dâhil- yoksa eğer dışarıdan gelen birisi de getirmemişse yoktur. Coğrafi şartların neyse onunla idare edersin. Örneğin, Fatih Sultan Mehmet hiç patates kızartması yememiştir. Çünkü patatesin anavatanı Amerika’dır. Ancak 16. yüzyılda Avrupa’ya gelmiştir.

Her neyse, girişi bu kadarla bırakıp asıl anlatmak istediğim kısma geçelim. O zaman İbn Haldun’dan başlayalım. Malum, İbn Haldun yazdığı “Mukaddime”den dolayı birçoklarınca sosyolojinin kurucusu olarak kabul edilir. Gerçekten de “Coğrafya kaderdir” gibi tespitlerinden dolayı hala güncelliğini korumaktadır. Ancak aynı kitapta varlık silsilesi ile ilgili fikirleri vardır ki, İbn Haldun bugün yaşasa muhtemelen o bölümü yazamazdı ya da yazmaya cesaret edemezdi. Çünkü o bölümde yeryüzündeki yedi iklimden ve her iklimde yaşayan canlılardan bahseder. Örneğin, birinci ve yedinci iklimde yaşayanları en ilkelleri olarak görür. Dördüncü iklimde yaşayanların en üstünleri olduklarını söyler.

Meşhur “Muhammediye” kitabının yazarı Yazıcıoğlu Muhammed’in kardeşi Yazıcıoğlu Ahmed Bican, “Dürr-i Meknun” adlı eserinde evrenin oluşumunu Big Bang Teorisine yakın bir şekilde yapar ama daha da ilginci Darwin’in evrim teorisini hatırlatan devir tasnifleri yapar. Bir diğeri bin yıl önce yaşamış İbn Miskeveyh’tir. En bilinen eseri “Tehzibu’l Ahlak” kitabının bir yerinde şöyle der: “Hayvan ufkunun sonuyla birleşen insan ufkunun ilk derecesinde, medeni dünya dışında, kuzey ve güney bölgelerinde yaşayan insanlar yer alır. Ye’cüc ve Me’cüc ülkesinden, Türklerin ötesindekilerle, zenciler ve onlara benzeyenler, çok az bir üstünlükle maymunlardan ayrılan toplulukları meydana getirirler. (Büyüyenay Yayınları, s. 86)” Hatta hurma ağacının bitkiyle hayvan arasındaki geçiş formu olduğunu söyler.

Burada ispatlamak derdinde değilim. Yukarıdaki isimler bugün yaşasalardı, yine bu tarzda yazabilirler miydi, açıkçası şüpheliyim. Asıl dikkat çekmek istediğim şey, bir düşünce tembelliğinin içinde debelenip durmamız. İşin kötü yanı da bundan kurtulmak için herhangi bir çaba harcamıyor olmamız. Bir kısır döngüye girmişiz, çıkamıyoruz. Hatta ben, bu kısır döngüden bırak çıkmak için çaba harcamayı mevcut durumdan rahatsız olunmadığını da düşünüyorum.

Bu tembelliğimizi bilenler de evrim gibi konular tepe tepe kullanıyorlar. Gerçi kullananların çoğu konunun cahili ama bunun ne önemi var. Karşılarında tahrik olmak için bekleyen bir grup var. Herkes rolünü kabul etmiş. Evrim ve başka diğer teorilerin bir iman meselesi haline getirilmesini hayret ve dehşetle karşılıyorum. Bizden başka bu konuları bu kadar abartarak ortaya atanlarına da rast gelmedim açıkçası.

Evrim gibi konular bizim gibi toplumların bilimden uzak kalması için özellikle kullanıldığını düşünüyorum. Ayrıca evrim konusunda neden bu kadar dehşete düşmüş ve paniğe kapılmış bir şekilde tepki veriliyor anlamıyorum. Şimdi bunu yazdığım için birisi; “Sen evrime inanıyor musun?” derse, cevabım “Yok ben Schrödinger’in kedisine inanıyorum” şeklinde olur, yani durum trajik ötesi komik.

Bilimin içerisindeki herhangi bir teoriye inanılmaz. Teoriyi ya kabul edersin ya da ret edersin, aslında durum bu kadar basit. Peki, neden böyle oluyor ya da bir teori iman konusu edilebiliyor?

Ben buna bazı dergilerin ve bu dergilerden feyz alıp bilime ve bilimsel teorilere Kur’an’dan kanıt bulmaya çabalayan “Akılcı” Müslümanların sebep olduğunu düşünüyorum. Mesela evrenin oluşumuyla ilgili çok kullanılan bir ayet var; “Peki, hakkı inkâra şartlanmış olan bu insanlar, göklerin ve yerin başlangıçta bir tek bütün olduğunu ve Bizim sonradan onu ikiye ayırdığımızı ve yaşayan her şeyi sudan yarattığımızı görmüyorlar mı? Hala inanmayacaklar mı? (Enbiya: 30)” Peki, ayetin ikinci kısmından dolayı birisi de çıkıp “evrim de yaşamın suda başladığını söylüyor” derse ne olacak? Evrim fiziksel olunca Kur’an’dan bile kanıt getirelim ama biyolojik olunca “aman dikkat, imanımız gitmesin” öyle mi? Bunu örnek olması açısından söylüyorum. Benim böyle bir iddiam yok, onu da hemen söyleyeyim.

İbn Haldun gibilerin bundan beş yüz ya da bin yıl önce yukarıdaki fikirlerini rahatça yazıp ve onları da kimsenin bu fikirlerinden dolayı imanını kaybetmekle veya dinsizlikle suçlanmadığı bir ortamın nasıl sağlandığını bilmezsek hiçbir şeyi çözemeyiz.

İşte böyle bir düşünce tembelliğine saplanıp kalırız. Çoluğumuzu çocuğumuzu bu konulardan uzak tutarak iyilik yaptığımızı zannederiz. Latince çok güzel bir deyim vardır: “Natura abhorret a vacuo.” Yani, “Doğa boşluk kabul etmez.” İşte sen çoluğuna çocuğuna en büyük ideal olarak önüne basit hedefler koyarsan birileri o bırakılan boşlukları doldurur. Yukarıdaki tweet’e atacak kadar gerçeklerden uzaklaşmış birisi “Doç. Dr.” olur, kendi ülkesindeki muhafazakârların Amişler gibi yaşadığını zanneden Pelin Batu gibiler de hızlı trenin daha fazla kömürle çalıştığını söyler.

Gazetelerin ve dergilerin, çevre, iklim değişimi veya küresel ısınma gibi çok önemli ve hatta yarın daha önemli olacak olan bu konularla ilgilenmezse, birileri gelir boşluk kabul etmeyen doğayı doldurur ve bunları senin sinir uçlarını uyaracak şekilde bağlamından kopararak kullanır. Sanki dünyadaki bütün karbon salınımının tek suçlusu senmişsin gibi anlatır, sen de öylece bakarsın.

MERAKLISINA NOTLAR:

Bizde “Evrim Teorisi” komünizm ya da Marksizmin içinden çıkmış veya onların bir parçasıymış gibi anlatılır. Bu kesinlikle yanlıştır. Darwin teoriyle ilgili kitabını yazarken en çok Adam Smith’in “Ulusların Zenginliği” ve Thomas Malthus’un “Nüfusun Artışı Üzerine Deneme” kitaplarından etkilenmiştir. Ayrıca Darwin ateist değil agnostikti. Son olarak, Marx kitabını Darwin’e ithaf etmek istemiş ama o kabul etmemiştir. Hatta mektuplarına cevap bile vermemiştir.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
14 Tem 12:14

İlk paragrafta geçen şu cümle virgül koymayı unutmuşum,affınıza sığınırım. Doğrusu şöyle olacak: "Bir bitki ya da hayvan(,) yaşadığın bölge de -buna madenlerde dâhil- yoksa(,) eğer dışarıdan gelen birisi de getirmemişse yoktur."

Bunlar da ilginizi çekebilir..