İyi Yazarlar
İyi Okurlar

Kürşat Koyuncu

1 / Puan: 38780

Ankara

Sezer Emli̇k

3 / Puan: 8828

Bartın
İstanbul

Ömer Poyraz

4 / Puan: 7401

İstanbul

Mümi̇n Yolcu

5 / Puan: 6911

İstanbul

Mustafa Karayel

7 / Puan: 5707

İstanbul

Bulut Sever

6 / Puan: 5507

İstanbul

Payi̇taht İstanbul

8 / Puan: 5249

İstanbul

Mustafa Kılıç

9 / Puan: 3475

İstanbul

Ozan Bi̇li̇can

10 / Puan: 2606

İstanbul

Aa

11 / Puan: 2504

İstanbul

Detroi̇tli̇ Kızıl

12 / Puan: 2036

İstanbul

Sali̇eri̇ Alt Ti̇re

14 / Puan: 1823

İstanbul
Ankara

Sıla Müni̇r

15 / Puan: 1657

İstanbul

Osman Batur Akbulut

16 / Puan: 1568

Kırıkkale

Reşi̇t Akpınar

18 / Puan: 1487

Erzurum

Lagari̇ Alıntılar

17 / Puan: 1397

İstanbul

Ali̇ Turan

19 / Puan: 1363

İstanbul

Ahmet Lalbek

23 / Puan: 1275

Erzincan

Yamanduruş

22 / Puan: 1265

Sakarya

Feri̇t Çaydangeldi̇

21 / Puan: 1191

Ankara

Müsemma Şahi̇n

28 / Puan: 1082

İstanbul

Emre Keleş

25 / Puan: 1079

Ankara

Aykut Gi̇ray

27 / Puan: 1073

Yozgat

Ahmet Demi̇r

26 / Puan: 1042

İstanbul

Mücahi̇d Cesur

24 / Puan: 1013

İstanbul

Muharrem Morkoç

29 / Puan: 984

İstanbul

Mesut Toprak

30 / Puan: 972

Ankara

Bir sonraki paylaşıma yaklaşık 05 saat 10 dakika kaldı.

Bulut Sever yazdı, 593 kez açıldı, 7 misafir olmak üzere 14 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
22 Nis 16 02:00

Bulut Sever

Puan: 5507

Ehven-İ Şer Deği̇l Neden O Halde?

Son birkaç yıldır dönüp dolaşıp, hiç dur durak bilmeden bu ülkenin altına pek açık bir şekilde hem kalbinden hem de zahirinden dinamit koymaya çalışanlar ile karşı karşıyayız.

Bu öyle bir hal ki, herkes görüyor fakat çok az bir kısmı durumu anlar gibi oluyor.

Ortada bir Recep Tayyip Erdoğan gerçeği var; bu gerçek ete ve kemiğe bürünmüş haliyle tam karşımızda, yanımızda ya da kendimizi nerede konumlandırırsak konumlandıralım duruyor.

Türkiye Cumhuriyeti’nin hâlihazırdaki Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dır. Recep Tayyip Erdoğan, bu ülkenin bazı “vatandaş”larınca bazı tarihi şahsiyetlere “iman” ettikleri gibi “ebedi şef, milli şef, bütün özlü sözlerin membaı ve tüm anonim sözlerin babası” değildir.

Ayrıca, bu topraklarda yaşayan insanların “başöğretmen”i ya da inandığı din üzerinden söyleyecek olursak bir “din âlimi” , “şeyh” , “şıh” da değildir.

“Halife-i ruy-i zemin” ise hiç değil.

Allah-ü Teâlâ uzun ömürler versin, bir gün gelecek her canlı gibi ecel kendisini bulacak ve ebedi âleme intikal edecektir. “Hiç ölmeyecek mi bu insan!” diye diye beddualar okuyan din bezirgânlarının ve bu beddualara “âmin!” diyen akıl fukaralarının aksine ölümlüdür. Bazılarının diline pelesenk ettiği gibi sarayı falan da yoktur. “Ölüm hak, miras helal” kavlince, kendine ait olan dünyalıkları da nihayetinde kendisine kalmayacaktır. Sonu 8 ile biten bir yıl olacak olursa vefat yılı, vefatının ardından o 8 rakamı yan devrilip sonsuz işareti de almayacaktır.

Ne o halde?

Şu an bulunduğu yer itibariyle söyleyecek olursak, bu devletin en üst makamındaki insan. Makamı itibariyle aynı zamanda Başkomutan sıfatını taşımakta.

Aktif siyaset hayatıyla birlikte, hassaten İstanbul Belediye Reis’i seçildiği günden bu yana vatanına, milletine ve iman ettiği değerlere elinden geldiğince hizmet etmeye çalışmış bir insan…

Hatalarıyla, kusurlarıyla, yola çıkarken/yola devam ederken seçtiği insanları hatalı ve/veya doğru seçerek hizmet etme yolunda samimiyetle devam ediyor hâlâ.

Adam tutuyor. Güvendi mi tam güveniyor. Bu güvene karşı kaypaklık gördü mü kin güdüyor. Yaradılışı ve içinde büyüdüğü çevre böyle bir yapıda insan olmasına zemin hazırlamış nihayetinde.

Rakiplerine gelecek olursak, gelmeyelim aslında. Bu söze gelirken “rakip” dediğimi müşahede ediyorum… Parmaklarım sürçmüştür diye düşünüyorum.

Allah uzun ömür versin oturdukları koltuklara vicdan azabı gibi kurulmuş olan Devlet Bahçeli ve son ettiği küfürlerden sonra ismini yazmayı zül saydığım diğer bir varlık var. İşte olmuş olan ve elde kalan hepsi bu.

*

Geornalist’te bir seneyi aşkındır iyi-kötü bir şeyler karalıyorum. Oluyor olmuyor orasında da değilim. “Yazabiliyor” olduğum iddiasından ise çok uzağım. Karaladıklarımı okuma zahmetinde bulunan insanlarla sanki sohbet eder gibi cümlelere dökmeye çalışmak mutlu ediyor nihayetinde.

Devamını şöyle ifade edeyim. Gündeme ya da siyasete dair yazdıklarımın hiçbirinde ne “Ak Parti” dedim ne de “Tayyipçi / Reisçi” muhabbetine girdim.

Muhtelif yerlerde bunu yapanlar var elbette, olabilir. Bu hallerine saygı duymamakla birlikte, kimseyi bu sebepten ötürü tahkir etmeyi de hakkaniyetle bağdaştırmıyorum. Herkesin –ci –cu’luğu kendine.

Yani seçimlere girdiği günden bu yana her defasında bu şahsa ve partisine oy verişimdeki sebep çok açık ve net idi: şimdilik alternatifsiz oluşu ve Chp gibi bu memlekete virüs olarak sokulmuş bir partinin/zihniyetin karşısında duran/durabilecek olan tek parti olması.

Bunun dışında hiçbir bağlılığım, fanatikliğim yok. Bu siyasi yürüyüşe “dini” bir elbise giydirenlerden ise fersah fersah uzağım.

Bu düşünceler içerisindeyken geçen hafta Sayın Cumhurbaşkanımız bir cümle buyurdu İslâm İşbirliği Teşkilâtı Zirvesi’ndeki açılış konuşmasında: “Mezhepçilik fitnedir. Ne Sünni’yim ne Şii, Müslümanım” diye.

Beni şaşırtmayan fakat sosyal medyada bu sözler üzerine hem lehte hem aleyhte fırtınalar esti. Bir de ben işin dini boyutuna girmeyeceğim tabii ki. Ne haddime!

Recep Tayyip Erdoğan’ın Cumhuriyet tarihinde bu memleketin başına gelmiş insanlar arasında en çok hizmet eden insan olduğu kanaatini taşıyanlardanım.

Ama bir yerde yakın tarihimiz bu topraklarda yaşayan insanları öyle kavurmuştur ki işte en beğendiğimiz ve başımıza gelen en hayırlı ve etkili lider olduğuna inandığımız bir insan bile bir yerde geliyor böyle böyle diyebiliyor.

Şaşırmamak gerekiyor aslında. Kendisinin gençlik yılları ülkede dış mihraklı “dinde reform” olması gerektiği hainliği ile belki milyonlarca insanı peşinden sürüklemiş ve sürükledikleri insanların dünyalarını da ahiretlerini de harap etmiş Teymiyyelerin, Abduhların, Ali Şeriatilerin ve benzerlerinin ve ülkemizde bunlara her daim “soft” bakmış ve aslında peşlerinden gitmiş, gitmeye devam eden Karamanların bu topraklarda fırtınalar estirdiği zamanlarda geçmiştir.

Daha önce de ifade ettiğim üzere gençlik yılları 60 sonları, 70’ler ve devamında geçenler ve şimdilerde siyasette ve gazete köşelerinde olanlar halen bir “İran İslam Devrimi” hülyası gördükleri için zamanlarında, hep Ehli Sünnet sınırlarından aşıp karşı tarafa samimi gülücükler göndermişlerdir.

Recep Tayyip Erdoğan’ın “Ehli Sünnet Müslüman Zihniyeti” gelişimi de maalesef bu reformist ekollerin Müslüman gençlerin en heyecanlı zamanlarına denk gelmiş; o gençlerin hem kalplerine hem de zihinlerine çıkarılması zor bidat zehirleri zerk edilmiştir.

Bu ekoller ile hızlı ve heyecanlı yılları geçmiş ve gençlik yıllarından itibaren içinde bulunduğu siyasi görüş de bu Ehli Sünnet dışı yollara pek de mesafeli durmadığı içindir ki bu sözleri ne yazık ki diyebilmiştir.

Hüsnü zan etmek istiyorum ve fakat kalbimin bir yanı bu sözlerin sadece “siyaseten” söylendiği hususunda bana şiddetle karşı çıkıyor. Zira kalbimin o ağır gelen tarafı “her ne olursa olsun” böyle bir sözün söylenmemesi gerektiğini ihtar ediyor.

Üzülmüyor değil insan.

Neredeyse son yüz yılda hepi topu 3 tane bu memleketi düşünen insan gelmiş başımıza; yani o kadar güzel ve hayırlı icraatlar yaparken ve hatta bu icraatların isimlerine ömürleri süresince Ehli Sünnetin “Hizmetkârı ve Koruyucu” olmuş Osmanlı Padişah Efendilerimizin isimleri verilirken böyle bir sözün söylemesini içine sindiremiyor insan. Buyrun dün itibariyle Körfez Köprüsüne “Osman Gazi” ismi verildi, bir süre sonra açılacak olan 3. Köprünün adına ise Yavuz Sultan Selim Han’ın ismi verilmişti.

Her fırsatta ecdattan dem vuran bu zihniyetin yansıması en azından İran’ın Suriye’de son birkaç senedir oluk oluk masum ve hassaten mimleyelim “Sünni” kanı dökmesinden, buna devam ediyor olmasından sonra bu sözler denmemeliydi.

Sayın Cumhurbaşkanımızın sözlerine istinaden demek isterim; daha önce de samimi olarak bu sözlerinin manasına inanmış ise son yıllarda adına “Paralel” denen örgüte daha önceleri güvenmesi de ve onlar tarafından sırtından(vatanımızı sırtından) hançerlenmesi de sebepsiz değil.

Bu şekilde devam edilirse kanaatimiz, çok uzak olmayan bir gelecekte bu ülke, belki kendisi memleketin başında olur ya da olmaz bilinmez fakat gün gelir bu sefer de “mezhepsizler”in vatanımızı sırtından hançerlemesine şahit oluruz hep beraber.

Son olarak şunu da demeden edemiyoruz; “Vahdet” için değil fakat “küfre” karşı başka gidecek bir yer yok şimdilik.

Ne demiş şair:

“Herkesin bahanesi var, senin yok”

Ehli Sünnetin idrakini nasip etsin bu millete ve başımızdakilere Rabbim.

Her milletin bahanesi var, bu milletin bahanesi yok!

Bir “işte” daha son kez.

İşte öyle…

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
22 Nis 14:00

Aa

Puan: 2504

Cumaya gitmeden önce yazınızı okudum. Cuma hutbesinde 1. fitne olarak "mezhepçilik" gösterilince direkt yazı aklıma geldi. Cumhurbaşkanı'nın İİT'deki sözlerinin sadece siyaseten söylenmediğinin kanıtı bugünkü cuma hutbesidir diye düşünüyorum.

Bunlar da ilginizi çekebilir..